6 Eylül 2010

" DEMOKRASİ,......İÇİN; YENİ BİR SOL HAREKET İNŞA ETMEK"


EvcioğluHaber- Türkiye gündemini 12 Eylül'de yapılacak olan Evet/ Hayır dan ibaret olan Anayasa'da yapılmak istenen referandum meşgul ederken; elbet bunların dışında durmadan kafa yoran, düşünen ve egemenlerce belirlenen gündemin peşine takılıp kalmadan, kendi gündemlerini belirleyen, hatta gündem oluşturmaya çalışan Sol'da var ve unutulmamalıdırki; kim nerede olursa olsun bu hep böyle olacak...!















Fotoğraf: Evcioğlu / Tekel direniş çadırı.. 2010 Ocak

Aslında , bu ülkede her zaman böyle olmuştur..
Kendilerini Sol adına ev sahibi sayanlar, büyük abi rolünü üstlenenlerin dışında kalanlar ise, sanki küçük kardeş olup; alınan kararlara harfiyen uymaktan başka seçenekleri yok gibi görülmektedir... Yanlış bir algılama.! Çünkü; böyle düşünüp, algılayanlar...! Hele birde üçlü sac ayagını oluşturdukları taktirde, Tüm Sol adına karar alma ve uygulama yetkilerinin kendilerinde olduğuna inanarak, karşı görüş belirtenleride üçlü sac ayağı ekarta etmektedir.. Yanlış.! Bu yanlış birbirini anlamayan Sol için yarar getirmeyeceği gibi, zaten azınlıkta ve parçalı olan Solcularıda bir bütün yapmaz...

Oysa; yapılacak çok basit..
Eğer; Özgürlüklerden, Demokrasiden, Adalet'ten ve Emekten yana bir güç birliği oluşturulacaksa; buna ilk önce kendi içimizde yaşatılmasına olanak verilmesi gerektiğine inanıyorum.... Demokrasiyi, bu ülkenin erkleri ve eğemenlerinden istiyorsak..? İlk önce kendimiz, kendi yoldaşlarımızdan bunu esirgememeliyiz.. Sunulan önerileri ciddiyetle değerlendirip; ortak bir proğram haline getirebiliriz... Gerçekten buna önem veriyorsak....
Sn: Av.Ali Ersin GÜR'ün aşağıdaki önerisi "...........Yeni Bir sol Hareket İnşa Etmek" başlıklı yazısıyla tamda bu konunun nasıl algılanması gerektiği ile ilgilidir.....

06.09.2010- pazartesi

DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK VE ADALET
İÇİN ;
YENİ BİR SOL HAREKET İNŞA ETMEK

Kırsal yaşamı az çok yaşayanlar bilir. Günün en karanlık anı, şafaktan öneki kısa süredir. Bu zifiri karanlığın, şafağın müjdecisi olduğunu bilenler, geleceğe olan umutla ve şafağın az sonra sökeceğinin bilinciyle o engeli aşarlar. O karanlık anda, iki metre ilerisini göremezsiniz ancak sezgileriniz ve duyularınızın yardımıyla yolunuza devam edersiniz. Üstelik, kırsalın o engebeli patikalarında… Sol İletişim olarak tam da o anı yaşıyoruz. Umut bizi şafakla ve ardında da güneşin ilk ışınlarıyla buluşturacaktır.

Demokrasi, özgürlük ve adalet kavramlarının anlamı, kişiden kişiye ve ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de ezilenden, emeğiyle geçinenden, yoksul ve yoksun halktan, insan haklarından, eşitlikten yana olanların bakışını kendimize rehber edindik.

Bu kavramların her birine ekmek, su ve hava kadar ihtiyaç olduğunun bilinciyle davranarak, günlük yaşamımızda uyguladığımız oranda somut birer maddi gerçekliğe dönüşecek ve bir ağırlık kazanacaklardır. Ancak bu şekilde neo liberallerin elinden birer soyut kavram olarak kalmasını önlemiş oluruz. Daha da önemlisi, demokrasi, özgürlük ve adaleti, gerek kendi aramızdaki ilişkilerde ve gerekse toplumun diğer birey ve kurumlarıyla olan ilişkilerimizde uygulayarak, dışımızdaki sol ile temel farklılıklarımızdan birini de somut olarak hedef kitlemize göstermiş olacağız. Söz önemlidir ama yetmez. Sarfedilen sözün maddi yaşama uygulandığını göstererek inandırıcılığımızı pekiştireceğiz.

Bugüne kadar, bizlerin de zaman zaman içinde yer aldığı ülkemizdeki sol hareketlerin tamamı bu kavramları sık sık kullanmış olsa da asla somuta uygulayamadı. Demokrasi, hareketin tepesindekilerin aldığı kararlara körü körüne uymak olarak algılandı. Yine hareket içinde en çok emek sarfedenler değil, “şef”e en iyi itaat edenler hep öne çıkarıldı. Yetki ve sorumluluğun, hareketin tüm aktivistlerince paylaşılması yerine, yetkiler 3-5 kişinin elinde toplantı. Rotasyonu uygulamayı ise aklımızın ucundan bile geçirmedik. Ortak tavır almanın yanında, özgür bireyler olarak bireysel gelişimin önünü açmak ve inisiyatif sahibi bireyler olmayı hedeflemek yerine sadece ortak davranışı kutsallaştırdık. Sonuçta geniş halk kitleleri nezdinde mevcut sol, inandırıcılığını ve etkisini her geçen gün biraz daha yitirerek bugünlere gelindi.

Kızılderililer, en büyük sorunların danışılarak aşılacağına inanırlardı. Bu yaklaşımın bugün de geçerli olduğunu söylemekte ve uygulamamız gerektiğine vurgu yapmaktan hiçbir sakınca görmüyorum.

Çözüm buradadır.

Çözüm; demokrasi, özgürlük ve adaletin tüm yaşamımızda ve özellikle de aramızdaki ilişkilere uygulamaktan geçiyor.

Nasıl ki bir gerilla hareketi, dağa, ormana ve halkın vicdanına sığınarak ancak hayatta kalabiliyorsa, bizim de etkin, yaygın ve kitlesel bir sol hareket yaratabilmek ve ayakta kalabilmek için halka temas etmek, onlarla birlikte gülüp birlikte ağlamak, birlikte halay çekip neo liberalizmin zulmüne ve küresel yıkımına karşı birlikte direnmemizden başka bir yol olduğunu düşünmüyorum.

Bizim dağlarımız ve ormanlarımız halkın yüreği ve vicdanıdır. Bizi zorbaların şerrinden koruyacak olan tek sığınağımız burasıdır. Bizi, biz yapacak olan da burasıdır. Sesimiz, sözümüz ve eylemimiz, halkta yankı bulup onların sesi, sözü ve eylemiyle buluştuğu oranda ve biz halklaştıkça, halk da bizleştikçe büyüyeceğiz. Zor ama bir o kadar da heyecan verici bir yol.

Türkiye’nin solunu ve vicdanını yeniden inşa ederken; “bu işte ben de varım” diyecek hiç kimseyi asla dışlayamayız. Her birimiz, sesimizi duyuracağız ancak başkalarının sesini bastırmayacağız, onları yok saymayacağız. Her söz ve her ses en az bizimki kadar değerli ve önemlidir. Her insan bir başka dünyadır. Biz bu dünyaları birleştirerek yeni bir başka ortak dünya kurmayı hayal ediyoruz. Daha adil, daha özgür ve daha demokratik bir dünya…

Her şeyin herkese ait olduğu bir dünya..! Bunun zor olduğunu biliyoruz ama imkansız değil..!

Ali Ersin GÜR / KONYA

04.09.2010

Hiç yorum yok: