1 Ocak 2011

YAŞAYAN EFSANE İDA (KAZDAĞI)


YAŞAYAN EFSANE İDA (KAZDAĞI)

EvcioğluHaber-
Son yıllarda ülkemizde yaşayan herkesin yaşamını yakından ilgilendiren "HES" projeleri ile 'Fırtına derelerinden, Dersim suyuna kadar bir çok yerin üzerine kurulmak istenen barajlar la birlikte hidroelektrik santralleri ile biyolojik yaşam yok edilirken....

Altın kazıcıların; Bergama'dan, Kazdağları'na (İDA) kadar uzanan, tarih ve doğa katliamının yaşandığı , aynı zamanda yok olan çevre ile geçmiş ve geleceğide yok eden bu kar hırsı; 'Kapitalist sistemin, paraya çevirmediği hiç bir şeye yaşama şansı tanımadığı' günümüz koşullarında hala doğa ve tarih sevdalıları güzel insanlar yaşamaktadır..

Kazdağı Efsanesini anlatan yazıyı kaleme alan;
Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı (Arkeolog) Sn; Prof. Dr. CEVAT BAŞARAN bakın (İDA) Kazdağları ile ilgili ne söylemiş..

YAŞAYAN EFSANE İDA (KAZDAĞI)
Efsaneler yurdu Anadolu' nun özü çok derinlerde olan söylencelerinden sadece biridir "ida". Troialı Priamos' un torunlarından kalan bir efsanedir günümüze ulaşanlar... bugün bile dolu dolu yaşanır dillerde, gönüllerde.
İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde aranır. Bu nedenle Antik Çağ' da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda saygı görmüşlerdir. "Olympos" da başı dumanlarla kaplı "yüce dağ" anlamını taşır genelde. Anadolu' nun aynı şekilde adlandırılmış çok sayıdaki dağlarından biri de, Troas Olympos' u; ünlendiği adıyla İDA (KAZDAĞI) dır

İzmirli Şair Homeros' un ölümsüz dizelerinde kaynak olan Troia' nın (Hisarlık) 80 km. güneydoğusunda yeralan İda, 1767 m. lik rakımda bölgenin en önemli yükseltisi durumundadır. Destanlarda sık sık adı geçen Skamandros (Menderes Çayı), Aisepos (Gönen Çayı) ve Büyük İskender' in Doğu' nun egemeni Persler' e ilk yenilgiyi verdiği yer olan Granikos (Biga Çayı), Homeros' un deyişiyle hep "Bol pınarlı İda' dan alır suyunu..."

Gerçeklerle efsaneleri birleştirerek yaşamak en büyük özelliğidir, Anadolu insanının.

Bugün de, aynı hava solunur. çam ağaçlarının gölgesi altında yapılan "İda GÜzellik Yarışmalarında". Şimdileri bir kenara bırakıp "Yaşayan Efsane İda"ya dönelim yeniden.

Efsaneye göre Dağ, Çanakkale Boğazı'na adını veren Dardanos'un iki oğlundan biri olan Idaios'dan alır adını....
Bölgeye ana tanrıça Kybele Kültü'nü getiren de yine Idaios'tur.
İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları'yla başlar İda'nın hikayesi.
"Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda'ya sürer. Gelirler hayvanların anası bol kaynaklı İda'ya"

En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, ida'ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları'nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları'nın önemidir bunun altında yatan. Ancak burada, Troia'da yaşanan korkunç çarpışmalar üzerinde değil; savaşların çıkmasındaki en belirgin etken üzerinde duralım:

Mitolojiye göre Peleus'la Thetis'in tanrılar yurdu Olympos'ta kutlanan düğün töreni sırasında, kendisinin davet edilmeyişine sinirlenen Eris (Kötülük Tanrıçası), üzerinde "en güzel'e" yazılı bir altın elmayı atıverir ortaya; ardından da bir kavgadır başlar, "en güzel"lik iddiasındaki, tanrıçalar arasında. Olayın hakemliğini üstlenen Zeus, yaptığı ön eleme sonrasında, yarışmanın sonuçlandırılmasını İdalı Çoban Paris'e bırakır, nedense!







(Kazdağlarında; 1216 firma maden arama izni aldı... 1 maden ocağı için 800 ağaç kesiliyor...)

***

En güzel olduklarında iddialı olan üç tanrıça, Hera,Athenave Aphrodite, İdalı Çoban Paris'e giderler, Zeus'un hakem tayin ettiği. Çoban Paris, Troia Kralı Priamos'la Hakabe'nin küçük oğludur; aynı zamanda kardeşi, ünlü Hektor'un. Onu doğurmadan önce Kraliçe rüyasında kötü olaylar görür: Kendi karnından çıkan azgın bir alev, bütün Troia'yı sararak yakmaktadır. Önbilicilerin kötüye yorumladığı bu kâbus sonrasında doğan Paris, babası Priamos'un isteğiyle öldürülmek üzere ida'ya götürülür. Ama kıyamaz sarı saçlı Paris'e bakıcısı... O'nu İda'nın ıssız mağaralarından birine bırakır. Önceleri bir dişi ayı emzirir küçük Paris'i; daha sonra Çoban Agealos bulur O'nu ve kendi kulübesine götürür. İda'nın diğer çobanlarından daha güzel olmasıyla ayrılan Paris'e sürülere çok iyi baktığı için, "Aleksandros (Koruyucu)" adını takar arkadaşları

Karşısında bulunca haberci tanrı Hermes'le birlikte üç güzeli Çoban Paris, şaşırır, donakalır. Sanki alın yazgısını bilirmişçesine, diğer tanrıçaların sunduğu dünya egemenliğini bir kenara iterek, elinde tuttuğu altın elmayı, uzatır kendine "ölümlülerin en güzeli, Spartalı Helen"i vaad eden tanrıça Aphrodite'ye. İlk güzellik yarışmasıdır, bu bilinen. Ve buna tanık olur bütün İda yaşayanları, su perilerinden orman cinlerine...

Seçici Çoban Paris'in verdiği kararda belki de, Aphrodite'nin önceden Troia'yla olan ilgisi de etkili olmuştur. Tanrıça, Troia krallık soyundan Assarakos'un oğlu yakışıklı Ankhises'i görür, birgün İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken. Delikanlının güzelliğine kapılarak iner, İda'ya... Bir sarışın genç kız kılığıyla görünür Aphrodite Çoban Ankhises'e, onun gönlünü çalar; sevişmelerinin sonunda da, doğuracağı oğlanın Troialılara kral olacağını söyler. "Altın Elma"yı Aphrodite'ye vermesinde, Troia'yla olan yakınlığı kadar tanrıçanın güzel sarı saçları da etkilemiştir, Çoban Paris'i. Hellespontus'da Ege'ye boşalan Skamandros da en az İda kadar ün salar, Troas'ta... Bir gün İda'nın kuzey eteklerine yolu düşen Herakles, susuz kalır, yalvarır tanrılar babası Zeus'a susuzluğunu gidermesi için... Bulutları devşiren Tanrı da, bulunduğu yerde toprağı kazmasını bildirir Herakles'e. Herakles'in kazdığı kayalıklardan bir kaynak fışkırır, ardından da Skamandros (Xanthos- Kızılsu- Karamenderes) başlar kıvrımlar çizerek ovaya doğru akmaya... Kaynağı ile bugünkü döküldüğü yer arasındaki uzunluğu yaklaşık 140 km.yi bulan Skamandros'un suları, burada yıkanan kadınların saçlarını sarartırmış; güzellik katarmış güzelliklerine... Bütün Troas kızları zifaf gecesi öncesinde Skamandros'un kutsal sularında paklarlarmış bedenlerini. Tanrıça Aphrodite de bu sularda yıkanmış ve Çoban Paris'in önüne güzelliğini tamamlayıcı kızıl saçlarıyla çıkmış olmalıydı...

Strabon'un, gidip göremediği Herakles'in kazdığı yerle ilgili bazı anlatımlar vardır: "Akhileus ve Hektor arasında bir yarışma düzenlenir, dağın Kotylos Tepesi eteğinde. Her iki kahraman koşarak iki pınara ulaşırlar. Birinden sıcak su fışkırır ve üzerinden ateşten çıkıyormuşçasına bir duman tüter. Ötekinden ise, yaz gününde bile kar gibi soğuk bir su akar." Bugün de iki su gözesi kaynar yerden ak köpüklerini kabarta kabarta... Yan yanadır bunlar, biri buz gibi soğuk, diğeri aksine sıcak. Zamanla bu iki kaynak Evciler-Ayazma civarında tek bir gözede toplanır. Yine soğuktur suları, Skamandros'un. Töresine bağlıdır Anadolu toprağı, bu toprağın insanları... Bugün yine, Hıdırellez sabahlarında Skamandros'a girilir, şifa ve güzellik umularak...

İda ile ilgili efsaneler saymakla bitmez: dağın en önemli doruklarından birinde geçer Sarıkız efsanesi Sarı Kız Türkmenler'in bir hac yeridir bugün. Özde Skamandros'a inen en esrarlı efsanesidir Sarı Kız, İda'nın; şimdi de yaşanılan...

Efsanenin çok sayıdaki anlatımlarından biri Yörükler'e, diğeri Türkmenler (Tahtacılar)'e aittir: İlk anlatıma göre: Dağ'ın güney eteğinde yerleşik ailelerden birinin bir kız çocuğu doğar. Sarı saçlı bu kız, çocukluğundan itibaren olağanüstü bir güzellik gösterir. "Sarıkız" adını takar arkadaşları; peşine düşer köy delikanlıları; yüz bulamayınca, "çobanla sevişiyor" diye iftira atarlar O'na. Bunun üzerine, kızı kıskanan ve köylerine uğursuzluk geleceğine inanan köylüler, babasından Onu Dağ'a bırakmasını isterler. Gönlü razı olmasa da, SArıkız'ın babası Onu Dağ'a bırakır gözleri yaşlı... Issız dağ başında yapayalnızken Sarıkız, kendine kazları arkadaş edinir. Sonunda ayrılığa dayanamayan ana-baba, Sarıkız'ı aramaya koyulur. Kolay bulamazlar izini, yardım isterler taşlardan, kuşlardan... Kavuşurlar sevgili kızlarına, giderirler özlemlerini, gerçekle düş arası... Kızları büyümüş, dost edinmiştir yabanıl hayvanları, söz geçirir olmuştur onlara. su ister kızından abdest almak için yaşlı babası. Sarıkız daldırır elindeki kepçeyi dağın doruğundan ak köpüklü ege'ye ve almasıyla birlikte suyu, yok olur birden... Sarıkız'ın ailesini yine hüzünlü bir bekleyiş kaplar. dolaşır dururlar dağları. Babası, "Sarıkız" diye bağırdıkça, yankılanır dağlar "Baba" diye... Bu yüzden adını Sarıkız'ın kazlarından alan Dağ'ın bir doruğuna "Sarıkız" diğerine "Baba" denilmiştir

Efsanenin Trükmenler arasındaki anlatımı daha da ilginçtir: Sarıkız, Hz. Ali ile Hz. Fatıma'nın kızıdır. Kan Kalesi'nin fethi sırasında, Kale burcundan bakan kral kızı gönül verir, Hz. Ali'ye. Bu sırada "-iki oğlumuz var; bir de güzel kızımız olsaydı" der eşi Hz Fatıma. Bunun üzerine Hz. Ali, "-istediğin kızı git, Kâbe'de bulursun" cevabını verir. İşte o an kendini kucağındaki kız çocuğu ile Kâbe'de bulur Hz. Fatıma. Onu yetiştirip bakması için dostu Selman-ı Pak (Farisi)'a emanet eder Hz. Ali. Selman-ı Pak kızı İda'ya getirir. burada büyütür gözlerden uzak... Büyüdüğünde çok güzel bir genç kız olan Sarıkız'a aşık olmaktan da kendini alamaz, Selman-ı Pak. Ancak Sarıkız genç ve güzel, kendisi ise oldukça yaşlıdır. Tanrıya yakarır, dualar eder, kendisine gençlik ve güzellik vermesi için. Sonunda Tanrı dileğini kabul eder, O'nu yakışıklı bir delikanlı haline dönüştürür. Ancak Selman-ı Pak Sarıkız'a tam kavuşacağı sırada birden kaybolur Sarıkız, Selman da eski yaşlı haline dönüverir. Bir başka anlatıma göre de, Selman sadece bir kez Sarıkız'la kucaklaşır , ardından da ikisi birden kaybolurlar.

İda'nın en önemli efsaneleri olan Çoban Paris ve Sarıkız mitosları benzer motif özellikleri yansıtmaktadır. Her ikisinde de ailenin başına bela getireceğine inanılan küçük çocuklar İda'ya bırakılır ve vahşi hayvanlar tarafından büyütülür. Her iki efsanenin de kahramanları doğanın verdiği üstün güzelliklere sahiptir. Bu güzellikler İda'ya bağlı olarak dile getirilir anlatımlarda. Tanrıça Aphrodite'nin Skamandros'ta yıkanıp saçlarını kızıllaştırması, Dağ'a bırakılan kızın sonradan "Sarıkız" adını alması yine benzer motiflerdir.
İda'nın çevresindekilere ve bağrında yaşattıklarına güzellikler bağışlamasına bir başka efsanede de tanık olmaktayız: Troia Kralı Tros'un üç oğlundan biri olan Ganymed'in güzelliğine hiçbir diyecek yoktur. Onu, İda'nın yamaçlarında sürülerini otlatırken gören Zeus, güzelliği karşısında çaresiz kalır. Tanrılığına bakmadan giriverir bir ulu kartal biçimine, pençelerine alıp kaçırmak için Ganymed'i; Olympos'a tanrılar sofrasına şarap sunucusu yapar Troas'ın güzel delikanlısını.

İda, sadece ölümler ve tanrılara güzellik bağışlamakla da kalmaz. Yemyeşil çimenlerini tanrılara kokulu bir yatak olarak serer kutsal "Hieros-Gamos"da: Gargaros doruğunda yaşanır Zeus'la Hera'nın ilk kutsal evlilik törenleri, yasak aşkları sayılmazsa. Olayın Anadolu'da İda'nın Gargaros Tepesi'nde geçmiş olması bu vahşi doğa harikası beldenin önemini bir başka açıdan ortaya koymaktadır. Bugün de bir gizemli hava solunur yalçın kayalıklar üzerinde yükselen sisli doruklarında İda'nın... Sevgililer dolaşır elele, çam ağaçlarının koyu gölgelerinde. Aşklar doğar, yeşerir kır çiçeklerinin her açılışında, kekik kokan yamaçlarda...
Asırlar sonra İda'nın efsanevi perdesi aralanır. 1974'te Çanakkale Kültür ve Turizm Derneği Başkanı H. Uluarslan'ın kişisel çabalarıyla ilk "İda Güzellik Yarışması" düzenlenir. İlginç bir rastlantı, yine mitoloji rüzgârları eser Evciler-Ayazma'da ve üç köylü güzeli yarışır. Yarışmalar tekrarlanır geçen yıllarda... Bunların 14.sü düzenlenir 15 Ağustos 1996'da. Güzeller sıralanır. fidan boylu. Efsaneye uygun olarak Çoban Paris seçer dünyanın "en güzel" kızını. Elindeki "altın elma"yı sunar. Ardından alıp götürür başı dumanlı İda'nın doruklarına

Yarışmalar onca çabaya karşın henüz kurtulamamıştır yöresel olmaktan, bir türlü anlatılamamıştır doğal güzelliklerine dayalı yörenin tarihi ve turistik zenginlikleri... Bu nedenle "Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması" nı özet de olsa; tanıtma amaç edinilmiştir yazımızda.
Bayramiç, Çanakkale'ye 75 km.lik asfalt bir yolla bağlıdır. Buradan İda'ya ulaşabilmek için 25 km.lik bakımlı yolla Evciler'e, ardından da mitolojik olayların yaşandığı doğa harikası Ayazma'ya uzanılır. Hafta sonu tatiline gelen bir kaç yabancı dışında, bugüne kadar daha çok yerli halkın yararlandığı Ayazma orman-içi piknik ve dinlenme yeri, son zamanlarda canlılık kazanmıştır. Homeros'un dizelerine konu olan olayların geçtiği mekân, bugün aynı güzelliklerle karşımızda durmaktadır.

Karpuz çatlatan kaynaklar, kuşnameleriyle bütünleşen su sesleri, kent gürültüsünden uzak huzurlu bir ortam sunar ziyaretçilerine. 5m.lik şelalenin verdiği serinlik yaz sıcağını unuttururken, mutluluk yudumlanır şifalı kaynaklardan... Barındırdığı yabanıl hayvanlarla av mevsimlerinde heyecan yaşatır meraklılarına. (Bu bölge Yaban Hayatı Koruma Sahasına girmektedir ve avlanmak 12 ay yasaktır.)Ayazma sadece sunduğu bu tarihi doğal atmosferle yetinmez, nefis alabalıklarıyla da tatlandırır ziyaretçilerinin damaklarını. Bölgede yetiştirilen elma, erik ve şeftali gibi meyveler bir başka tat katar yabanıl güzelliklere. Ayazma'nın tek eksiği turizm yapılanmasının ve konaklama tesislerinin olmayışıdır. Özel araçlarla ve günübirlik gezilerle ziyaret edilebilir. Yörede konaklayabilecek yer bulanlar çok yakındaki Külcüler Ilıcası'na uğrayıp, şifalı çamur banyosundan ve çeşitli rahatsızlıklara iyi gelen kaplıcadan da yararlanabilirler. Bayramiç Belediyesi'nin "Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması"nın daha canlı hale getirilmesi ve yörenin turizm etkinliklerinin arttırılması konusunda yaptığı girişimler, kayda değer çalışmalardır.

Türkmenler başta olmak üzere bir çok kişi tarafından ziyaret edilen Sarıkız Tepesinin yörede ayrı bir yeri ve önemi vardır. Türkmenlere göre Sarıkız kutludur. Onu ziyaret edenlere "nefes evladı" denir. Özellikle 18-25 Ağustos tarihleri arasında Sarıkız'ı ziyaret edenler, dua ederek günahlarından bağışlanırlar. Bir yerde bu tören kutsal hac anlamına gelir onlar için. Baba Tepesi'ndeki "Ebi zemzem" suyundan içilir; Sarıkız, Cılbak Baba ve 40 Evliyalar Hayırları yapılır, yatan-oturan namazları kılınır; ancak yine de tam bilinmez Sarıkız törenlerinde neler yapıldığı...

İda'nın güzellikleri anlatmakla bitmez, o'nu Ağustos'un yakar sıcağında yaşamak gerekir, ulu çam ağaçlarının serinliğinde...

Katkılarından dolayı Prof. Dr. Cevat Başaran'a teşekkür ederiz.

EvcioğluHaber-01.01.2011

31 Aralık 2010

EvcioğluHaber- Yeni Yıl Mesajı


EvcioğluHaber- Yeni Yıl Mesajı

Merhaba değerli dostlar;

"Yeni bir yılı daha, geride bırakıyoruz..
İşten atılmış emekçilerin sobası sönmüş eviyle, başarıyla okulunu bitirmiş ama, işsiz gezen gençleriyle..
Özgür üniversite, parasız eğitim istiyoruz diyen öğrencilere uygulanan şiddet ve zulüm sonucu karnındaki bebeği düşüren genç kızın ve daha binlerce kötü olayları geride bırakarak; yeni bir yıla daha başlıyoruz..

Bu vesileyle; adettendir diye bir mesajımız olsun istedik...



EvcioğluHaber-31.12.2010

30 Aralık 2010

MİRAS/ BORÇ ALACAĞI İÇİN ; KARDEŞ VE YEĞENLERİNİ ÖLDÜRDÜ

*
*
MİRAS / BORÇ ALACAĞI İÇİN ; KARDEŞ VE YEĞENLERİNİ ÖLDÜRDÜ

EvcioğluHaber- Artık para için kimse, kimseye; hatta kardeşine acımadan canına kıyıyor.. İnsan olanın tüyleri diken, diken oluyor.. Şiddet; toplumsal yaşam alanlarının her yerine sirayet etmiş durumdadır..
Bu toplum bu hale geldi ve getirildi.. Şiddet..! Aileden, sokaga; kimin elinde güç varsa o diğerine Şiddet uyguluyor..

Bu gün bütün medya haber merkezlerinin birinci haberiydi..
Sakarya’nın Akyazı ilçesinde bir kardeş; miras nedeniyle; ağabeyini, yengesini ve iki yeğenini öldürdüğü bildiriliyor..
Katliamın ardından ise; Aynı gün uçakla yurt dışına kaçmak isterken havalimanında yakalandığı bildiriliyor..


Hollanda da yaşayan ve miras ve alacağı para için Türkiye'ye gelen kişi; katil olduğu öne sürülen Y.Y. nin Kardeşi
Erol Yıldız (46), eşi Hanife (45), kızları Özlem (20) ve Elif (10), miras yüzünden öldürüldüğü belirtildi..

Polis tarafından, havaalanında yurtdışına çıkış yapmak üzere iken yakalanan zanlının görüntülerde oldukça soğuk kanlı olduğu ve işlediği öne sürülen cinayeti soran basın mensuplarına; " miras yüzündenmi yaptın? sorusuna.. Evet olabilir..!" derken bile, insanın kanını donduran vahip katliamdan hiç pişmanlık duymadığı anlaşılıyordu..
Kendi öz kardeşine ve onun eşi ve 10 ve 20 yaşındaki küçük çocuklarına, gözünü kırpmadan kurşun sıkan ve ondan sonrada evi ateşe verip yakan, hiç bir şey olmamış gibi de hayatına devam eden bu cani ruhlu adamlar bu hale nasıl getirildi.?

Bu toplum, sevgisiz ve hoşgörüsüz ortamda yetiştirilen ve "çocuktan katil yaratan sistem"den çok çekti.. Ve daha çok çekecek..

"Çocuktan katil yaratmak"

Artık; kardeşini, küçücük yeğenlerini dahi öldürenlerin nasıl bir kültür ve inançla beslendiklerinin sorgulanması gerekir..
Türkiyede, katillerin sırtları sıvazlandı bir zaman.. Katil olanlar itibar sahibi oldular..
Kollandılar.. Kayrıldılar..
Ama; yeter artık, insanlara ; kendinden olmayanı kır dök öldür.. "Senin anan ağlayacağına onun anası ağlasın" demeyin çocuklarınıza ..!
Sevgiyi ve hoşgörüyü öğretelim..

Yani herkesi bir Allah yarattı diyebilirseniz? Başta kendi yaşam hakkınız olmak üzere; Herkesin yaşam hakına saygı göstermek gerektiğine inanarak yaşamak bir kültür olmalı....

"Yaşam Kültürlü olmalı, Kültür Yaşamsal olmalı"

Peki; şu çevrenize bir bakın..!
Sevgiden söz edebilirmisiniz.?
İ
nsani olmayan ne kadar çok olay var..
Bunları yaşatanların kim olduklarına bir bakın..
Şiddet neden bu kadar topluma pompalanıyor..
Siyaset bile, her gün kavgayla geçiyor..
Kimler bundan nemalanıyor..

Toplumsal hoşgörü yoksunlaştıkca katliamlar kaçınılmazdır..

Bu katliamın yaşanması sadece bir borç alacağı olabilirmi?
Sanmıyorum..!

"Şiddet ,kardeşinde olsa acıma .. !
Sen kendini düşün..!
Her koyun kendi bacağından asılır..! ile anlatılan ata sözlerinde ne mesaj verilmektedir.. ! Bireyselleştirmek ve yanlızlaştırmak.. Yanlızlaşan birey, acımasızlaşır."

Sevgisiz ve höşgörüsüzlüğün kopluma getirisi her alan da zulümdür....
Yaşamda karşılığı olmayan ve insanım diyen hiç bir varlığın kabul etmeyeceği, kültür 'Şiddet Kültürü' insani olmayan bir kültür.".

Ülkemiz bir çok il ve ilçesinde yaşanan Linçle beslenen bir toplumda, bu sonuçlar kaçınılmazdır..
Bu, böyle biline..!


EvcioğluHaber-30.12.2010

ON YAŞINDA, '75' AMALİYAT GEÇİRDİ...!


ON YAŞINDA, '75' AMALİYAT GEÇİRDİ...!

EvcioğluHaber-
Gazetevice'nin haberine göre; Rize'de sekiz yıl önce yaşanan talihsiz olayda, ihmalden kaynaklı, "su bardağına konan yağ çözücüyü su sanarak içen iki yaşındaki çocuğun boğazı yanmış ve sekiz yıldır yemek yemediği" bildirilmişti..


Sekiz yılda 75 amaliyat geçiren ve şu anda 10 yaşında olan çocuk, ilk defa yemek yemeyi başardı denilmektedir..


Haberde; "Rize'de, 8 yıl önce su yerine yağ çözücü içtiği için yemek borusu yanan ve mideden sıvı mama ile beslenen 10 yaşındaki Mustafa Sancaktutan'a bir destek de Rize Sağlık İl Müdürlüğünden geldi.

Rize'de 2002 yılında annesi ile birlikteyken su zannettiği yağ çözücüyü içen ve midesi yanan Mustafa Sancaktutan (10), bugüne kadar 75 ameliyat geçirdi.

Bu süreçte midesinin yarısı alınan ve son 4 yıldır mideden sıvı mama ile beslenen küçük Mustafa, yapılan tetkiklerinin sonuçlanmasının ardından Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahi Servisi'nde 76. ameliyatını olmaya hazırlanıyor.

Ailesi maddi imkansızlıklar içinde bulunan ve anne Sinem Sancaktutan'ın süt satarak tedavi masraflarını karşılamaya çalıştığı Mustafa'ya, Rize Sağlık İl Müdürlüğü sahip çıkarak gerekli maddi ve manevi desteğin sağlayacağını açıkladı."

01. Aralik 2010 denilmişti.


*******************









8 Yıl Sonra İlk Yemek


2 Yaşında Yemek Borusu Yanan ve 75 Ameliyat Geçiren 10 Yaşındaki Mustafa’nın Yemek Sevinci

(Haber Merkezi)- Henüz 2 yaşındayken, su bardağına doldurulmuş olan yağ çözücüyü su zannederek içen ve yemek borusu yanan Mustafa Sancaktutan isimli çocuk, 8 yıl sonra ilk kez yemek yedi.

Daha 2 yaşındayken yağ çözücü içip yemek borusu yanan ve 75 ameliyat geçiren 10 yaşındaki Mustafa, 8 yıldır cihaz yardımıyla midesine bağlanan hortum ile besleniyordu.

Rize’de 2 yaşındayken su zannettiği yağ çözücüyü içince yemek borusu yanan ve 8 yıldır midesine bağlanan hortumla beslenen Mustafa Sancaktutan, yemek borusunun balon yöntemiyle işlevine kavuşması sonucu katı yemekler yemeye başladı. Mustafa, 8 yıl aradan sonra istediği tavuk, köfte ve pilavı büyük bir iştahla yedi.

Müftü Mahallesi Yenişehir Caddesi'nde yaşayan Ali ve Sinem Sancaktutan'ın 10 yaşındaki oğlu Mustafa Sancaktutan, henüz 2 yaşındayken annesinin bardağa koyduğu yağ çözücüyü su zannederek içti. Yemek borusu yanan ve bugüne kadar 6'sı büyük çaplı olmak üzere 75 ameliyat geçiren talihsiz çocuk, 8 yıldır cihaz yardımıyla midesine bağlanan hortum ile besleniyordu.

Rize Üniversitesi (RÜ) Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören Mustafa'ya kalın bağırsağından alınacak parçalarla yemek borusu yapılması kararlaştırıldı. Ancak doktorlar risk taşıyan bu ameliyat öncesi farklı bir yöntemle ameliyata aldığı Mustafa'nın yemek borusunu balon sistemiyle genişletti. Yaklaşık 15 gün sonra geçireceği ikinci yemek borusu genişletme ameliyatının da başarılı geçmesi halinde Mustafa'ya kalın bağırsağından yemek borusu yapmaya gerek kalmayacağı ve tamamen sağlığına kavuşacağı belirtildi. İlk genişletme ameliyatın ardından Mustafa, önce çorba içmeye, ardından katı yemekler yemeye başladı.

Kent merkezindeki Vakıflar İlköğretim Okulu 4'üncü sınıfta okuyan Mustafa Sancaktutan, yemek yiyebilmenin güzel bir duygu olduğunu belirterek, "Arkadaşlarım gibi artık ben de istediğim her şeyi yiyebiliyorum" derken, anne Sinem Sancaktutan ise sevincini dile getirdi ve "Artık bizimle birlikte yemek masasına oturuyor. Ameliyattan sonra ilk olarak tavuk, ardından köfte ve pilav istedi. Hepsini yaptım ve yedi. İkinci bir ameliyat olacak ve ardından inşallah tamamen sağlığına kavuşacak" diye konuştu.

Rize Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç.Dr. İrfan Serdar Arda ise, yemek borusu yanan Mustafa'nın İstanbul'da gerçekleştirilen ameliyatı sonrası oluşan komplikasyonlar sonucu yemek borusunun daraldığını belirterek şunları söyledi: "Kalın bağırsağından parça alarak yapacağımız yeni yemek borusu ameliyatı büyük risk taşıyordu. Bu ameliyat öncesi farklı bir yöntem denedik. Mideden girerek dar kısma ulaştık ve balon yöntemi ile genişlettik. İki genişletme yaptık ve katı yiyecekler yutmaya başladı. Şimdi daha iyi durumda. Bir genişletme ameliyatı daha yapacağız. Bu ameliyat da başarılı geçerse o büyük ameliyatı yapmak zorunda kalmayacağız. Böylece Mustafa en azından hayatına bu şekilde devam edecek. Eğer genişletme ameliyatlarından yeterli cevabı alamaz ve yemek borusu daralırsa cerrahi müdahaleyi yapacağız. O ameliyatla da kalın bağırsağının kalan kısmını kullanarak yeni bir yemek borusu oluşturacağız."

www.gazetevice.net

EvcioğluHaber-30.12.2010

29 Aralık 2010

HAYAT DEDİĞİN NE Kİ



HAYAT DEDİĞİN NE Kİ.?













Hayat, bir uzun koşudur. Hani.!
Başarın olsa da, yaşamak;
Çalışıp çıkışa varırsan erken,
Yorgunluk çöktü'mü omzuna:
Kahır biriktirir durursun gün be gün..
Issız bir çölde, umut kırıntısı..
Beklemek kalır sana..
Kalan şey, bir koşuşturmaca dır, aslında...
Umudun ermişse ufkunda, senindir hayat..
Yoksa ; sürer, tüm ömür boyu ..
Gün olur, trafikte sıkışmış sürücü,
Bir yere, yetişme telaşında yolcusun..
Olsa da yüreğinde, onca yaşamın ağırlığı..
Bazen gün olur ,bir tatil günüdür..
Sırt üstü dinlenirsin, bir zaman..!
Oğlun ve kızın, eşin..
Belki; uğrunda savaştığın değerlerin aşkına.
Birlikte, gittiğin ölümlere;
Yoldaşın, anar bir zaman..
Hatırlasa da; herkes kendi, nefesini alıp verir,
Verir de kendince, bilmez hani,
Bilmez; içinde kopacak fırtınayı,
Daralan nefesin, bir gider bir gelir,
Gelmesine gelirde; sana can olur mu bilinmez..
Herkes kendi dünyasında, kendi savaşını verir..
Kimse varmaz farkına, yaşıyorsun işte..
Yaşamın bir, bir dolar süresi, gün be gün..
Eksilen bir kum saati gibi ömürdür..
Bu kalp, teklese de, bazen,
Ne zaman durur, düşer başın yanına .!
İşte o zaman anlar herkes;
Senin yaşadığını ..
Aynı zamanda, yokluğunu..
Bir çatının üstlerinden kaltığını,
Koca bir çınarın ansızın yıkıldığına tanıktır artık..
Ancak, sarar acı içlerini
Ağlıyorlar sa, işte bu gerçek bir ağıttır.. .
Dökülen göz yaşların kar etmez senin..
Sen; uzun bir yolda yolcusun artık..!
Geri dönülmez bir meçhuldür gidişin..
Yaşadın mı bilinmez ama;
Değilse de, bir önemi yok artık..
Anlatamadın kimseye derdini,
Hep bekledin sende anlaşılmayı..
Gün olur, harman vaktidir artık..
İnsan ömrü bu, savrulur yele..
Bir not kağıdın da kalan adın..
Adın kalır, dostun elinde...
Kervan yol alır, alır bilinmeze doğru....
Yıkılır bir çınar daha; yanlızlığın ardından..
Koca bir hışırtıdır, son kez acıyla duyulan..
Ardından ağlamasalar da, üzülme sen..!
Güle, güle, koca çınar....
Güle, güle....



Haydar ATA
29.12.2010- Çarşambai-23:15

TTB;AİLE İÇİ ŞİDDET, BİR SAĞLIK SORUNUDUR


TTB;AİLE İÇİ ŞİDDET, BİR SAĞLIK SORUNUDUR

EvcioğluHaber- Türk Tabipler Birliği tarafından yayınlanan bu fotoğrafa dikkat...

Toplumunsal yaşamda, bir kangiren olarak gündelik hayatta yaşanan ve çözümlenmesi ise; bir saglık sorunu olduğuna dikkati çekmeye çalışan Türk Tabipler Birliği; 'Aile içi Şiddete' dikkat çekmeye ve toplumsal bir sorun olan bu önemli konuyla ilgili bu fotoğrafı yayınlamaktadır..

Gün geçmiyor ki; Babası, ağbeyi veya amcası tarafından öldürülmüş, daha henüz reşit bile sayılmayan kız çocuklarının haberini duymayalım..!
Yaşanan şiddetin ve işlenen cinayetlere, toplumun büyük bir kesiminin suskunluğunun devam ediyor olmasından kaynaklı yaşanmaya devam eden töre cinayetleri..
Diridiri toprağa gömülen kız çocukları..

Kocası tarafından dövülen ve öldürülen kadınların dıramı ...

Daha kötüsü ise; Toplum bu türden haberleri kanıksadı artık.. Gündelik normal bir haber kadar ciddiye alınır haldedir.. Bu durumda insanlarımızın acıma (Vicdan) ve adalet duygularını ortaya koymaktadır..

Türk Tabipler Birliği'ne de böyle bir konuya dikkati çekebilmek için yayınladığı bu görsel için çok teşekür ediyoruz..

Dikkatinize değerli okuyucular..

Şiddeti önlemek bizim elimizde olduğunu ve bu sorunun çözümü ise aile içinden (dolayısı ile sevgiden) başladığını unutmayalım...

EvcioğluHaber-29.12.2010

BİR ÖĞRETİM SİSTEMİNİN BAŞARI ÖLÇÜSÜ


BİR ÖĞRETİM SİSTEMİNİN BAŞARI ÖLÇÜSÜ

"Bir öğretim sisteminin başarısı; en başarılı mezunlarıyla değil, en başarısız mezunlarıyla ölçülmelidir.
Diploma verilen en başarılı öğrencinin başarısı, öğrencinin kendi meziyetlerini yansıtır. Diploma verilen en zayıf öğrencinin zaafları, öğretim sisteminin zaaflarının sonucudur.
"
Cem SOMEL

EvcioğluHaber-29.12.2010

28 Aralık 2010

Asgari Ücret artışı; Yine bir simiti geçemedi

Asgari Ücret artışı; Yine bir simiti geçemedi.!

EvcioğluHaber- 2011 yılın da uygulanacak "Asgari Ücret" artışı bir simit parası kadar oldu..!
Tesbit Komisyonu toplantılarında; Yine işveren kesimin dayatması , işçi kesimini temsil eden TÜRK İŞ in kararın oluşmasına çekimser kalarak katılmaması ve hükümetin de önerisiyle artış oranı belirlendi.. s51tw3.jpg

İşte size "Asgari Ücret"

Asgari Ücret artışı; 2011 Yılın altı ayında yüzde 4.7, İkinci altı ayında ise; yüzde 5.1 artırılacak. Bu durumda; ortalama artış, yüzde 10.1’i bulacak. Asgari ücret 16 yaşından büyükler için; 1 Ocak 2011’den itibaren brüt 796.50, net 629.96 lira olarak belirlendi.
*********
Geçen yıl şöyle olmuştu; 2010 uygulanmak üzere; Asgari ücret; 16 yaşından büyükler için gelecek yılın birinci 6 ayında yüzde 5.2, ikinci 6 ayında yüzde 4,3 artırılacak.

Asgari ücrette, yıllık kümülatif artış yüzde 9.74 olacak.

Böylelikle asgari ücret, brüt 729, net 577.01 liraya yükselecek. Yılın ikinci 6 ayında, asgari ücret, 16 yaşından büyükler için yüzde 4.3 oranında artırılacak.

"Böylece asgari ücret, brüt 760.50, net 599.58 lira olacak. 16 yaşından büyükler için asgari ücrete yapılan zam 2010 yılında kümülatif yüzde 9.74'ü bulacak." öylede olmuştu..

******
2010 yılındaki artışla, 2011 yılı artışı aşağı yukarı aynı olmuş gözükmektedir.. Bu durum da şunu göstermekte.. Enflasyon artmamış.. Herkes aldığı ücretle iyi geçiniyor demektir..

Vatana millete hayırlı olsun..!derler ya..! Buyrun olsun..

EvcioğluHaber-28.12.2010