iftira etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iftira etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2010

Başı açık Hakime Bekaret kontrolü ve AİHM'e yol


Başı açık Hakime,
Bekaret kontrolü
ve AİHM'e Yol


EvcioğluHaber- Hâkim Arzu Özpınar.. Severek yaptığı mesleğinden, isimsiz ihbar mektuplarına dayanılarak HSYK tarafından atıldı..
Taraf gazetesinin haberinde şöyle diyor. "Hakkımdaki iddiaların asılsız olduğunu ispatlamak için bekâret raporu aldım" diyor.

Ancak; yinede kendisini aklayamayan Kadın Hakim; HSYK'nın kararıyla, meslekten ihraç ediliyor..
HSYK tarafından meslekten atılınca, AİHM’e açtığı davayla kendisine haksızlık yapıldığını tesbit ettirerek Türkiye'yi mahkûm ettiriyor..

Ancak ! Sormak lazım değilmi? Bu isimsiz ihbar mektupları nasıl bir etkili yerden geliyorki:
yüzünü bile görmediğiniz herhangi birilerinin sizi karalamak için devletin bir kurumuna isimsiz ve asılsız gönderdiği kağıt parçasıyla yargılanıp cezalandırılıyorsunuz..
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni ikincilikle bitiren ve hakimlik mesleğini inanarak yapan bir Kadın Hakimin sadece meslek hayatını değil bütün yaşamını bitiriyorsunuz.
Sosyal, kültürel, aile, çevre ve psikolojik yaşamını..
Bu kadar basitmi?
Bir iftira mektubuyla bir insan yargılanabilirmi?
Bu isimiz ihbar mektublarına itibar ederek müfettiş gönderen devlet adamları, gelen müfettişin ahlak polisi gibi davranarak, Hakim kadına bekaret konrolü yaptırmasını..! Ve sonuç hakimlikten kişilik haklarına saldırarak el çektirme.. Hangi ahlak ve vicdan sahibi insan onaylayabilir? Bu durum, bu gün Anayasa ve yasalara bile aykırıdır.. İnsan Hak ve Özgürlüklerine tecavüz edilmektedir..
Tamda, kadınların inançları gereği, başlarını kapatmalırının önünün açılması bir özgürlük meselesi iken ve o dönemde Adalet bakanı olduğu bildirilen Sn: Çiçek bir çözüm üretecektir muhtemelen..

HSYK'da bu kararı verenler, acaba kaç kez düşünmüş ve hangi kanunun maddesine dayandırmışlardır.. Şimdilerde; kendilerine ait olduğu ileri sürülen asılsız ihbar mektupları ve ses kayıtları basında yer almaktadır.. Çoğunluğunun düzmece olma ihtimali yükse olan bu belgelere dayanılarak bir işlem yapılabilinirmi?
Değilse; Kadın Hakime nasıl ve neden , dayanaktan yoksun bilgiler doğru kabul edilerek hayatın en büyük cezası verildi.. ?
Birde bu şahıs, Hakim.. Acaba; bu haksızlığa uğrayan sade bir vatandaş olsa ne yapılırdı..?

Kadın hakime, en azından bir özür dilenmelidir..! Yapılanın büyük bir haksızlık olduğu kamuoyu önünde açıklanmalıdır..
Hiç kimsenin vucut dokunulmazlığı ihlal edilmemelidir.. Adalet müfettişi tarafından bekaret kontrolü yaptırılması; 'Vücut dokunulmazlığının ihlali' niteliğindedir. Bir Hakime; sen kızmısın? Kadınmısın? diye rapor alınması.! 'Özel hayatın gizliliğine' müdahale değilmidir.. İçler acısı bir durum...

2003’ten beri hiçbir yerde iş bulamayan Özpınar, şu an geçen yıl kaybettiği babasından kalan öksüz maaşı ile geçinmeye çalışıyor.
Dedikodu ve isimsiz ihbar mektuplarıyla meslekten atılan, avukatlık bile yaptırılmadığı bildirilen Arzu Özpınar yaşadıklarını Taraf’da şöyle ifade etmektedir..

Gülnar’da HSYK’ya şikâyet edilmesiyle başladı. Bir davada bazı polisler hakkında mahkûmiyet kararı vermesinin ardından Bakanlığa “Milliyetçi polisler”, “Adliye çalışanları” ve “bir vatandaş” gibi imzalarla gönderilen ihbar mektuplarında Özpınar’ın ‘fazla ruj sürdüğü’, ‘mini etek giydiği’, ‘odasına bir avukatı alıp kapıyı kapattığı’, ‘farklı erkeklerle yemek yediği’ iddia ediliyordu.
Şikâyetler üzerine Adalet Bakanlığı’nın, Özpınar’ın meslek hayatındaki ilk soruşturmayı başlatarak görevlendirdiği müfettiş ‘ihraç’ talebiyle hazırladığı raporu HSYK’ya gönderdi.
Hakim Arzu Özpınar "Ben savcı bir babanın kızıydım ve onun gibi aktif görev yapmak istiyordum. Annem ve babam boşanmıştı. Annem ve kardeşlerime ben bakıyordum. Bir erkek kardeşim ODTÜ’de okuyordu. 27 yaşında olan her genç kız gibi giyimime kendime özen gösteriyor, makyaj da yapıyordum." diyor

"Bakanlığın gönderdiği müfettişe, suçlamaların asılsız olduğunu ispatlamak için ‘bekâret raporu’ almak zorunda kaldım. En ağırıma giden, onurumu kıran ve beni ömür boyu hiç kurtulamayacağım bir bunalıma sürükleyen de bu oldu.

O tarihe kadar hakkımda hiçbir disiplin soruşturması açılmamıştı. Sicili tertemiz, hukuk fakültesini başarıyla tamamlamış genç bir hâkim için kurul, direkt uyarı, ikaz veya kınama kararı vermeden ihraç kararı aldı.

İddiaları değerlendiren Kurul’un o dönemki Başkanı, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Başkanvekili ise Alâeddin İsaoğlu’ydu. Durumumun görüşüldüğü toplantıya Cemil Çiçek katılmamış, İsaoğlu ise karara muhalefet şerhi koymuş. Ancak çıkan karar dörde karşı beş oyla ‘ihraç’ olmuş.

Sadece işimi değil, ailemi de kaybettim.

İntihar etmek istedim

İhraç kararının ardından hukuk büroları ve çeşitli yerlere iş başvurusunda bulundum. Ancak her kapı yüzüme kapandı. Düşünsenize, HSYK gibi bir kurum sizin ‘namussuz’ olduğunuza ‘karar’ vermiş, ‘şerefsizlikle’ suçlamış. Gittiğim her yerde ‘iyi biri olsa atılmazdı’ düşüncesiyle iş vermediler.

Arzu Özpınar’ın meslekten atılmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı “özel yaşama saygı” ve “HSYK kararlarına yargı önünde itiraz” davasını kazandı.

AİHM tarafından önceki gün açıklanan kararda, Özpınar’ın özel yaşam tarzı gerekçe gösterilerek meslekten ihraç edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “özel hayatın ve aile hayatının korunması”yla ilgili maddesine aykırı olduğuna hükmedildi.


Bu ülkede buna benzer onur kırıcı olayların yaşanmasına meydan verilmez..
Umuyoruzki; İnsan Hakları sözde değil özde gelişmişlik kaydeder..
İnsanlarımız, haklarını artık AİHM'de aramaz..
Umuyoruz ki; hiç bir kadın bekaret kontrolü gibi onur kırıcı bir tutumla karşı karşıya bırakılmaz..
Vucut dokunulmazlığı korunmuş olur..

Özgürlükler, kişinin giyim, kuşam ve inançlarına göre değişiklik arz etmez.. Herkese ve her inanca ve kültürel yaşama olanak tanrınır ve hak ettiği bir saygıyla karşılanır ise özgür bir toplumda yaşama olanağı bulunabilir....
Yoksa; kızlarımızın başını kapatarak üniversiteye girmesini savunurken; başı açık bir kadına bekaret kontrolu yaptırmak özgürlük değildir...!

EvcioğluHaber-24.10.2010

7 Temmuz 2010

Kendisini 'düşkün' ilan eden dedeyi mahkemeye verdi

Kendisini 'düşkün' ilan eden dedeyi mahkemeye verdi

Alevi Çalıştayı raporu Erdoğan'a sunulduTekin ATAY/ AHT

Burdurlu bir Alevi, kendisini zinadan ‘düşkün’ ilan eden Alevi dedeye ‘hakaret’ davası açtı. Mahkeme, vatandaşı haklı buldu

‘ZİNACIDIR, CEMEVİNE ALMAYIN’
Burdur Niyazlar Köyü’nde yaşayan Şeref İpek, zina yaptığı iddiasıyla Alevi dede tarafından ‘düşkün’ ilan edildi. Köyün Alevi dedesi Halil Yılmaz, civardaki cemevlerine de “Bu kişiyi 4 yıl boyunca cemevine almayın” yazısı yazdı.

DEDE: BU ALEVİLİKTE BİR İLK
Şeref İpek, “İftira” diyerek dede ve 2 yakınına hakaretten dava açtı. Yargı, İpek’i haklı buldu ve sanıklara 87’şer gün hapis verdi. Alevi dedesi Yılmaz, “Bir talip, mürşidini dava etti. Şaşkınım. Bu Alevilikte bir ilk” dedi. Tekin ATAY/ AHT

Alevi hukuku yargıdan döndü
Burdur’da, Şeref İpek isimli Alevi vatandaş tarihte ilk kez Bektaşi hukukunu yargıya taşıdı. Kendisini düşkün ilan eden Alevi dedesi Halil Yılmaz ile kardeşi Hüseyin Yılmaz ve eşi Dudu Yılmaz’a dava açan İpek, haklı bulundu. Mahkeme Yılmaz Ailesi’ne 87’şer gün hapis cezası verdi, ardından 1740’ar lira paraya çevirdi

BURDUR’un Yeşilova İlçesi’nde, Alevi bir vatandaşa, “örf hukuku” uyarınca verilen “düşkünlük” cezası tarihte ilk kez yargıya taşındı. Düşkün ilan edilen Şeref İpek, iftiraya uğradığını ileri sürerek, Alevi dedesi Halil Yılmaz ile kardeşi Hüseyin Yılmaz ve eşi Dudu Yılmaz’a dava açtı.
Mahkeme Halil, Hüseyin ve Dudu Yılmaz’ı hakaret suçundan 87’şer gün hapis cezasına mahkûmetti. Ardından cezaları bin 740’ar lira para cezasına çevirdi.
Evli ve 4 çocuk babası Şeref İpek (52), bir kadınla ilişkisi olduğu gerekçesiyle, Alevi dedesi Halil Yılmaz’ın (80) denetiminde yapılan cemtoplantısında, Aleviliğin örf hukuku uyarınca “düşkün” ilan edildi.
Düşkünlüğü haksızlık olarak gören İpek, Halil Yılmaz ile kardeşi Hüseyin Yılmaz (74) ve eşi Dudu Yılmaz’ı (73) kendisine iftira attıkları gerekçesiyle savcılığa şikâyet etti.

‘KARAR CEM TOPLANTISINDA ALINDI’


Alevi dedesi Halil Yılmaz, yaptığı açıklamada “Şeref İpek hakkında pek çok iddia vardı. Kendisini defalarca uyardık. Son olarak cemevinde toplantı yapıp, hakkındaki iddiaları sorduk, kendisi cemde toplantıyı terk etti. Toplumdaki birçok kişi bana, ‘Bunlar artık cemevine gelmesin, istemiyoruz’ dedi. Mürşit olarak ben görevimi yaptım. Oylama yapıldı ve karar alındı” diye konuştu.

‘BİN YILLIK KURALLAR VAR’
Halil Yılmaz, “Bir talibin (öğrenci)mürşidine (Alevi dedesi) açtığı belki de tarihteki ilk davadır. Konu sadece ceza hukuku açısından değerlendirilmiştir. Alevi-Bektaşi inancının, bin yıllar değişmeyen kuralları göz ardı edilmemeliydi. Yargı bizi suçlu buldu, boynumuz kıldan ince ancak inancımızın gereklerini de uygulamak zorundayız” dedi.

DÜŞKÜNLÜK CEZASI NEDİR?


DÜŞKÜNLÜK, Alevilerin kendi içlerinde oluşturduğu bir ceza sistemidir. Geçici ve sürekli olmak üzere iki tür düşkünlük vardır. Haksız yere eşini boşayana, haram kazanç sağlayana, yalancı şahitlik yapana, nefsine hâkim olmayana, hırsızlık yapana, adam öldürene, vatan borcunu ödemeyene, annesine-babasına evlatlık görevini yapmayana, insanlara zarar verene, Allah’ı, peygamberi ve Kuran’ı inkâr edene, komşusunu incitene, işçi ve yetim hakkı yiyenlere, Kuran’da evlenmeleri yasaklanan kimselerle evlenenlere, ikrardan dönenlere ve zina yapanlara verilmektedir. Düşküne selam verilip alınmaz, konuşulmaz, evine düğününe gidilmez, kısacası toplumdan tamamen dışlanır. Düşkün hatalarını düzeltip af dilerse, yine cem toplantısında cezası kaldırılır.

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk:
‘Hukuka uygun karar’
“BU karar, dine dayalı bir örf hukuku ile laik temele dayanan ceza hukukunun çatışmasıdır. Bizim ceza kanunumuz din temeline dayanmadığı için, bu tür davalarda hiçbir mahkeme, ‘dini esasları’ dikkate alarak karar veremez. Mahkemenin, dini kuralları veya geleneğe bağlı yaptırımları dikkate alması mümkün olmadığı için neticede hukuka uygun bir karardır.”

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız:
‘Örf hukukuna uymalıydı’


“ALEVİ-Bektaşi kurallarına göre, düşkün ilan edildiği için haksızlığa uğradığını düşünen kişinin itiraz edeceği makam, bağlı bulunduğu mürşidin bir üst makamıdır. Yani yine örf hukuku içinde itirazını yapabilir. Fakat bu konu laik temele dayalı yargıya taşınırsa, doğal olarak böyle bir sonuç çıkabilir. Çünkü yargı, dini unsurları esas almayacaktır. Ancak inancımızın gereği bellidir, kuralı bellidir. Bundan kimsenin vazgeçmesi mümkün değildir.”

http://www.habercek.com/

"