Mahkeme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahkeme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2011

Türkan Albayrak işe iade davasını da kazandı

Türkan Albayrak işe iade davasını da kazandı



EvcioğluHaber- Türkan Albayrak’ın haksız yere ve sendikal nedenlerle işten atıldığını mahkeme de onayladı.
bilgibeykoz.net sitesinde yayınlanan haberde; 17.01.2011 günü görülen işe iade davası duruşmasında mahkeme Türkan Albayrak’ın işe iadesine, atıldığı günden bu yana geçen maaşlarının ve 1 yıllık maaş tutarında sendikal tazminatın ödenmesine karar verdi.
118 gün işten atıldığı Paşabahçe Devlet Hastanesi önünde direnen ve direnişinin son 8 gününde açlık grevine başlayan Türkan Albayrak, Sağlık Bakanlığı yetkilileri tarafından yine Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir yerde iş başı yaptırılmak zorunda kalmıştı.


Türkan Albayrak’ın işe iade davası sonuçlandı ve yine kazanan Türkan Albayrak oldu.
Mahkeme Türkan Albayrak’ın işe iadesine karar verirken, çalışmadığı 4 aylık süre için maaşının ödenmesine ve 1 senelik maaş tutarında sendikal tazminat ödenmesi karar verdi. (EK/BB)

17.01.2011
EvcioğluHaber-19.01.2011- Çarşamba

5 Kasım 2010

MASUMİYET KARİNESİ NEDİR

MASUMİYET KARİNESİ NEDİR?

Prof.Dr. Faruk Erem Masumiyet Karinesi'ni şöyle açıklamaktadır."Masumluk karinesi; kamu davasının gayesi; sanığın suçlu olduğunu isbat etmektir, onun aynı zamanda masum olduğunu isbat gayesi yoktur. Fakat bunun tabii neticesi şudur: Bir kimsenin beraat edebilmesi için masum olduğunun anlaşılması şart değildir, suçlu olduğunun anlaşılmamış olması kafidir. Bu suretle ihtimali düşüncelerin vatandaş aleyhine netice vermesi önlenmiştir.
Bu, usul hukukunun ferde tanıdığı bir teminattır ve bu teminatı en iyi ifade eden masumluk karinesi fikridir. İşte bu sebeptendir ki bazı memleketler anayasalarında (...) masumluk karinesi açıkça bildirilmiştir."

AİHS 6/2 'e göre bir suçla itham edilen herkes yasalara göre suçluluğu ispat edilene dek masum kabul edilir.

AİHM İçtihatlarına göre masumluk karinesi "....görevlerini yerine getirirken bir mahkemenin mensupları diğer ilkelerin yanı sıra, sanığın itham edilen suçu işlediği varsayımı ile işe başlamamalıdır; ispat yükü savcılığa aittir, ve tüm şüpheler sanığın lehine kullanılmalıdır."(Barbera,Messeque,Jabardo/İspanya)

Masumiyet Karinesi ilkesinin bağlayıcılığı sadece mahkemeleri değil, diğer idari makamları da kapsar.
A.Ribemont/Fransa davasında, gözaltında bulunan bir başvurucuyu polis müdürü, cinayetin azmettiricisi olarak ilan etmişti. AİHM, başvurucu bir suç işlemiş olmakla itham ediliyorsa, 6/2 hükümlerinin mahkemelerin dışındaki diğer idari yetkililerin için de geçerli olduğu kararına varmıştır. İtham, polis müdürü tarafından hiçbir nitelendirme ya da objektif kritere dayanmaksızın yapılmış, mahkeme tarafından gerçekler incelenmeden kamuoyuna gözaltında bulunan şüphelinin azmettirici olduğunu açıklanmıştı. AİHM, bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna karar vermiş ve daha sonra sanığın mahkemece serbest bırakılması bu durumu değiştirmemiştir.

Masumiyet karinesi yargılama öncesi olduğu kadar beraat sonrasında da gözetilecektir.

Ancak 6/2 mutlaka yasa veya gerçeklere dayalı varsayımları yasaklamaz, ancak ispat yükünün devredildiği bir kural veya sanığın aleyhinde bir varsayım olduğu takdirde bunun "yitirilebileceklerin önemini dikkate alan ve savunmanın haklarını koruyan makul sınırlar" içinde kalması gerekir. X/Birleşik Davası'nda Komisyon, bir hayat kadını ile yaşadığı veya onu kontrol ettiği kanıtlanan bir adamın hayatını ahlakdışı kazançlarla sürdürdüğü varsayımını kabul edilebilir bulmuştur.

Masumiyet Karinesi, kendi aleyhine beyan ve delil vermeye zorlanmama hakkıyla da yakın ilişkilidir.

Sözleşmede susma ve kendini suçlamama hakkı ile ilgili olarak açık bir düzenleme yoktur. Ancak söz konusu hak, 6. maddenin ikinci fıkrasındaki suçsuzluk karinesi ile yakından ilgilidir ve kaynağını bu karineden alır. Çünkü masumiyet karinesine göre, ispat külfeti iddiacıya düşer. Bunun doğal sonucu ise, sanığa susma hakkının tanınması ve bundan sanık aleyhine sonuçlar çıkarılamamasıdır.

AİHM, susma ve kendini suçlamama hakkını bu doğrultuda şu şekilde açıklamaktadır; "Sözleşmenin 6. maddesinde açıkça belirtilmemekle beraber, susma hakkı ve kendi kendini suçlamama hakkı 6. maddedeki adil yargılanma fikrinin temelini oluşturan uluslararası standartlarda genel kabul görmüş haklardır.
Bu hakların amaçlarından biri, yetkililerin uygun olmayan zorlamalarına karşı sanığın korunmasına ve böylelikle, adli hataların önlenmesine ve 6. maddenin amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmaktır...
Kendi kendini suçlamama hakkı, bir ceza davasında iddia makamının sanığa karşı iddiasını, sanığın arzusu hilafına baskı veya ceza yöntemleri ile elde edilen kanıtlara başvurmadan ispat etmesi gereğine dayanır. Kendini suçlamama hakkı, öncelikle sanığın susma isteğine saygı ile ilgilidir.
Sanığın iradesi dışında kendi aleyhine beyan ve delil vermeme hakkı kan, idrar veya diğer doku örnekleri gibi ya da bir müzekkereye bağlı olarak edinilen bir belge gibi materyallerin kullanılmasını kapsamaz.

Mahkeme Saunders/İNGİLTERE kararında, kendini suçlamama hakkının bu belirtilen son halleri kapsayacak şekilde genişletilemeyeceğini belirtmiştir.

http://www.aihm.info/

7 Temmuz 2010

Kendisini 'düşkün' ilan eden dedeyi mahkemeye verdi

Kendisini 'düşkün' ilan eden dedeyi mahkemeye verdi

Alevi Çalıştayı raporu Erdoğan'a sunulduTekin ATAY/ AHT

Burdurlu bir Alevi, kendisini zinadan ‘düşkün’ ilan eden Alevi dedeye ‘hakaret’ davası açtı. Mahkeme, vatandaşı haklı buldu

‘ZİNACIDIR, CEMEVİNE ALMAYIN’
Burdur Niyazlar Köyü’nde yaşayan Şeref İpek, zina yaptığı iddiasıyla Alevi dede tarafından ‘düşkün’ ilan edildi. Köyün Alevi dedesi Halil Yılmaz, civardaki cemevlerine de “Bu kişiyi 4 yıl boyunca cemevine almayın” yazısı yazdı.

DEDE: BU ALEVİLİKTE BİR İLK
Şeref İpek, “İftira” diyerek dede ve 2 yakınına hakaretten dava açtı. Yargı, İpek’i haklı buldu ve sanıklara 87’şer gün hapis verdi. Alevi dedesi Yılmaz, “Bir talip, mürşidini dava etti. Şaşkınım. Bu Alevilikte bir ilk” dedi. Tekin ATAY/ AHT

Alevi hukuku yargıdan döndü
Burdur’da, Şeref İpek isimli Alevi vatandaş tarihte ilk kez Bektaşi hukukunu yargıya taşıdı. Kendisini düşkün ilan eden Alevi dedesi Halil Yılmaz ile kardeşi Hüseyin Yılmaz ve eşi Dudu Yılmaz’a dava açan İpek, haklı bulundu. Mahkeme Yılmaz Ailesi’ne 87’şer gün hapis cezası verdi, ardından 1740’ar lira paraya çevirdi

BURDUR’un Yeşilova İlçesi’nde, Alevi bir vatandaşa, “örf hukuku” uyarınca verilen “düşkünlük” cezası tarihte ilk kez yargıya taşındı. Düşkün ilan edilen Şeref İpek, iftiraya uğradığını ileri sürerek, Alevi dedesi Halil Yılmaz ile kardeşi Hüseyin Yılmaz ve eşi Dudu Yılmaz’a dava açtı.
Mahkeme Halil, Hüseyin ve Dudu Yılmaz’ı hakaret suçundan 87’şer gün hapis cezasına mahkûmetti. Ardından cezaları bin 740’ar lira para cezasına çevirdi.
Evli ve 4 çocuk babası Şeref İpek (52), bir kadınla ilişkisi olduğu gerekçesiyle, Alevi dedesi Halil Yılmaz’ın (80) denetiminde yapılan cemtoplantısında, Aleviliğin örf hukuku uyarınca “düşkün” ilan edildi.
Düşkünlüğü haksızlık olarak gören İpek, Halil Yılmaz ile kardeşi Hüseyin Yılmaz (74) ve eşi Dudu Yılmaz’ı (73) kendisine iftira attıkları gerekçesiyle savcılığa şikâyet etti.

‘KARAR CEM TOPLANTISINDA ALINDI’


Alevi dedesi Halil Yılmaz, yaptığı açıklamada “Şeref İpek hakkında pek çok iddia vardı. Kendisini defalarca uyardık. Son olarak cemevinde toplantı yapıp, hakkındaki iddiaları sorduk, kendisi cemde toplantıyı terk etti. Toplumdaki birçok kişi bana, ‘Bunlar artık cemevine gelmesin, istemiyoruz’ dedi. Mürşit olarak ben görevimi yaptım. Oylama yapıldı ve karar alındı” diye konuştu.

‘BİN YILLIK KURALLAR VAR’
Halil Yılmaz, “Bir talibin (öğrenci)mürşidine (Alevi dedesi) açtığı belki de tarihteki ilk davadır. Konu sadece ceza hukuku açısından değerlendirilmiştir. Alevi-Bektaşi inancının, bin yıllar değişmeyen kuralları göz ardı edilmemeliydi. Yargı bizi suçlu buldu, boynumuz kıldan ince ancak inancımızın gereklerini de uygulamak zorundayız” dedi.

DÜŞKÜNLÜK CEZASI NEDİR?


DÜŞKÜNLÜK, Alevilerin kendi içlerinde oluşturduğu bir ceza sistemidir. Geçici ve sürekli olmak üzere iki tür düşkünlük vardır. Haksız yere eşini boşayana, haram kazanç sağlayana, yalancı şahitlik yapana, nefsine hâkim olmayana, hırsızlık yapana, adam öldürene, vatan borcunu ödemeyene, annesine-babasına evlatlık görevini yapmayana, insanlara zarar verene, Allah’ı, peygamberi ve Kuran’ı inkâr edene, komşusunu incitene, işçi ve yetim hakkı yiyenlere, Kuran’da evlenmeleri yasaklanan kimselerle evlenenlere, ikrardan dönenlere ve zina yapanlara verilmektedir. Düşküne selam verilip alınmaz, konuşulmaz, evine düğününe gidilmez, kısacası toplumdan tamamen dışlanır. Düşkün hatalarını düzeltip af dilerse, yine cem toplantısında cezası kaldırılır.

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk:
‘Hukuka uygun karar’
“BU karar, dine dayalı bir örf hukuku ile laik temele dayanan ceza hukukunun çatışmasıdır. Bizim ceza kanunumuz din temeline dayanmadığı için, bu tür davalarda hiçbir mahkeme, ‘dini esasları’ dikkate alarak karar veremez. Mahkemenin, dini kuralları veya geleneğe bağlı yaptırımları dikkate alması mümkün olmadığı için neticede hukuka uygun bir karardır.”

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız:
‘Örf hukukuna uymalıydı’


“ALEVİ-Bektaşi kurallarına göre, düşkün ilan edildiği için haksızlığa uğradığını düşünen kişinin itiraz edeceği makam, bağlı bulunduğu mürşidin bir üst makamıdır. Yani yine örf hukuku içinde itirazını yapabilir. Fakat bu konu laik temele dayalı yargıya taşınırsa, doğal olarak böyle bir sonuç çıkabilir. Çünkü yargı, dini unsurları esas almayacaktır. Ancak inancımızın gereği bellidir, kuralı bellidir. Bundan kimsenin vazgeçmesi mümkün değildir.”

http://www.habercek.com/

"

23 Haziran 2010

Kemal Türkler Davası AİHM Yolunda

Kemal Türkler Davası AİHM Yolunda

DİSK eski başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatı Rasim Öz, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık Ünal Osmanağaoğlu hakkındaki "müebbet hapis cezası" kararını açıklamasından sonra AİHM'e başvuracağını açıkladı.

Öz, "Geç gelen adalet adalet değildir" diyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
23 Haziran 2010, Çarşamba

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) eski başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatlığını yapan Rasim Öz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmaya hazırlanıyor.

Yargıtay Genel Kurulu'nun Türkler'in katil zanlısı Ünal Osmanağaoğlu'nu beraat ettiren mahkeme kararını bozmasını "sevindirici bir gelişme" olarak nitelendiren Öz, "Ancak geç gelen adalet, adalet değildir" diyor ve ekliyor:

"Adil yargılama yapılmadığı ve makul sürede karar verilmediği için, AİHM'e devlet aleyhinde başvuruda bulunacağım."

Öz, AİHM'e başvurmak için temyizden çıkan kararın İstanbul'a gelmesini ve Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Yargıtay Genel Kurulu kararı uyarınca Osmanağaoğlu hakkındaki "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" hükmünü açıklamasını bekliyor.

Kemal Türkler cinayeti, "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında

"Davanın 22 Temmuz'da zamanaşımına uğrayacağı" haberlerinin gerçeği yansıtmadığını da vurgulayan Öz, Kemal Türkler davasının TCK'nın 77 ve 78. maddesinde düzenlenen "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamına girdiğine dikkat çekiyor.

TCK'nın 77. maddesi siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle yapılan kasten öldürme, yaralama, işkence, eziyet ve köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı, zorla hamile bırakma ve fuhşa sevk etme suçlarını insanlığa karşı suçlar olarak tanımlıyor. Bu suçların sekiz yılla müebbet hapis arasında cezalandırılmasını öngörüyor.

Maddenin 4. bendinde de bu suçlardan dolayı zaman aşımı işlemez diyor.

TCK'nin 78. maddesi de bu suçları örgütlü olarak işleyenlere benzer şekilde yaklaşıyor ve zaman aşımı uyguanmayacağını belirtiyor.

Rasim Öz, Kemal Türkler cinayeti, 1 Mayıs 1977 katliamı ve 16 Mart katliamı gibi olayların insanlığa karşı işlenen suçlar olduğunu, bu nedenle de TCK gereği zaman aşımına uğratılamayacağını söylüyor.

Dava 24. yılını dolduruyor

Öte yandan, Öz'e göre, Türkler davası "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında değerlendirilmeseydi de zaman aşımına uğramazdı. Çünkü adli suçlarda da dava ancak dava açıldıktan sonra 30 yıl içinde karar verilmezse zaman aşımına uğrayabiliyor. Kemal Türkler cinayeti davası ise 1996'da başladı.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Kemal Türkler'in katil zanlısını beraat ettiren mahkeme kararını bozdu. Yargıtay, cinayette Ünal Osmanağaoğlu'nun da yer aldığına hükmedip hakkında 'halkı hükümete isyan'dan müebbet hapis cezası istedi. (BB)


http://bianet.org/

22 Haziran 2010

ADIMIN ÖNEMİ YOK

ADIMIN ÖNEMİ YOK

http://www.prodeshizmet.com/ozel-guvenlik-hizmetleri/images/iletisim-resim-1.gif

MERHABA;

27 YAŞINDAYIM. YETİŞTİRME YURDUNDA BÜYÜDÜM..

O ZAMANLAR YURT BANA ÇOK AMA ÇOK SIKICI GELMİŞ VE HAYATI TANIMAK İSTEMİŞTİM..

ÖZENDİKLERİMİ YAPMAK ÖZGÜR OLMAK İSTEDİM; VE YAŞIMI DOLDURUP YURTTAN ÇIKTIM. SONRA MEMUR OLDUM...

DERKEN, EŞİM VE 2 ÇOCUĞUMLA, ALDIĞIM DEVLET MEMURU MAAŞIMLA, HER AY ÖDEDEDİĞİM 400-TL EV KİRASIYLA, YAŞAMAKTAYIM.

HAYAT BANA O KADAR GÜZELDİKİ; TİYATRO, MÜZİK, RESİM HEPSİYLE UĞRAŞTIM... GELECEK İÇİN BU MEMLEKET İÇİN KENDİMİ YETİŞTİRDİM...

ADAM OLDUM YANİ.

ŞİMDİ NE RESİM KALDI, NE TİYATRO, NE DE MÜZİK.. EVDEYİM...!

A.O.F SINAVINDAN GELDİM VE SINAVDA ÇIKAN MAZGALI BULAN UNLU DÜŞÜNÜRÜN KIM OLDUĞUNU ARAŞTIRIYORUM......!

BİRDE ELEKTRİK PARASI; ANLAYAMADIĞIM BİR ŞEKİLDE 2 AY ÜST ÜSTE KURUŞU KURUŞUNA AYNI GELEN FATURAMI DÜŞÜNÜYORUM,...

GAZETELERİ DOLAŞIRKEN ŞEHİT HABERLERİNİ GÖRDÜM.... BU GÜN 2 ŞEHİT VERDİK.. DİYORDU.

BEN 27 YAŞINDAYIM..

BEN DOĞMADAN ÖNCEDE TERÖR VARDI..

HALEN VAR DİYORUM...

AMA ANLAYAMADIĞIM; NERDEYSE 2 - 3 KATI OLAN ORDUMUZ TÜKÜRÜKLE BOĞULACAK KADAR KÜÇÜK BİR TERÖRÜ NASIL BİTİREMEDİĞİ..?

PKK'NIN, İNİNE GİREN VE ORADA FOTOĞRAF ÇEKTİREN BİR SÜRÜ İNSAN VAR..

RÖPÖRTAJ YAPANLAR VAR...

BİZ NEYİ ARIYORUZ.. KİMİ ARIYORUZ...?

50.000 DEN FAZLA ASKERİMİZ GARSONLUK GİBİ AYLIK 5 LİRA ÜCRETLE ÇALIŞIYOR BEN ASKERE GİTMEDİM ESKİDEN EN BÜYÜK İDEALİM ASKERLİKTİ.. ASLINDA ŞİMDİ DE OLMAK İSTERİM..

25 YILI TAMAMLA EMEKLİ OL ....! BEN 63 YAŞIMI BEKLİYECEĞİM.. ÖLMEK SORUN DEĞİLDE AİLEM NE OLACAK?

HAYAT ASLINDA, AİLE KURUP HERŞEYDEN YOKSUN BİR ŞEKİLDE AİLEYE BAKMAKMIŞ...!

BENDE HAYAL EDERDİM, EŞİMLE SİNEMAYA GİDERİM DİYE...

GERÇİ, İNTERNET SİTELERİ MAHKEMELER'CE KAPATILMADIĞI SÜRECE EVDE BEDAVAYA SON FİLMLERİ İZLEYEBİLİYORUM...

GENCİM...

OYUN OYNAMAK İSTİYORUM ....

165.00 TL LİK BİR OYUNU 1 GÜNDE BEDAVAYA İNDİRİYORUM.

GAZETELER SAĞ OLSUN.....! OKUMAK İÇİN OLMASADA GÜNLÜK GEREKSİZ İHİYACLARIMIZ İÇİN KULLANIYOR VE PROMOSYONLARDAN YARARLANIYORUM.

BİRAZ İSRAF OLUYOR AMA AĞACIMIZ DAHA VARDIR HERHALDE.

GEÇENLERDE KİTAP SATMAK İÇİN DAİREMİZE BİR YAZAR GELDİ.. KİTAP OKUMAM AMA ALDIM...

ADAMIN HALINE ACIDIM O KADAR EMEK VERMİŞ, 10 TL YE SATIYORDU BENDE ALDIM..

SOKAKTA 5 LİRAYA VERİYORLARDI.. POLİSİDE ZABITASIDA ORDAN ALIYOR....!

NE İŞİM VAR KİTAPÇIDA... BAKKALA,, EVET BAKKALA; HALA VARMI DEMEYIN BAKKAL DEFTERİNE HALA YAZDIRIYORUM.

AY SONUNDA.. BENİ AYDINLATIYOR, ADAM. MATEMATİK UZMANI OLDU... İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMIYOR HESAP MAKİNASI KULLANIYOR.

1 LİRA EKSİK YADA FAZLA OLMASINDİYE ....

2 KERE TOPLUYOR..

1 LİRA DEMEYİN, 2 EKMEK EDİYOR.

ESKİDEN 1 EKEMEĞİ 3 KİŞİ YİYORDU ŞİMDİ BEN TEK BAŞIMA YETMİYOR.

BU ARADA KULLANDIĞIM PROGRAMLARIMDA KAÇAK...! SICACIK KOLTUĞUMDAN KALKIPDA BİLGİSAYAR FİRMALARINA GİDİP ALMAK ÇOK ZOR GELDİĞİ İÇİN, ARKADAŞLARDAN ALDIM, 10 LİRAYA.....

GÖNÜL İSTERDİKİ; 500-600 LİRA VERİP ALMAK.... ! AMA, ENAYİ DEMESİNLER DİYE GİTMEDİM..!

DÜN Bİ SİTEDE, ALMANLAR BİZE GÖNDERDİKLERİ ARABALARA BİNİYORLARMI DİYE MERAK EDİP ARAŞTIRDIM.....

YAHU 5000 EUROYA ADAM SIFIR BMW YE BİNİYOR BENDE 5000 LİRA OLSADA ŞAHİN ALSAM DİYORDUM....

ARABADANDA SOĞUDUM... BAKALIM KAÇAĞI FALAN ÇIKARSA ARTIK ONU ALIRIM.

ALLAH'A ŞÜKREDİYORUM....

-BEN DEVLET MEMURUYUM BANKALAR AYAKTA KARŞILIYOR....

-HASTANELER GÖZÜNÜ KIRPMADAN SENET YAPIYOR...

-ECZANELERE İLACIMI YAZDIRA BİLİYORUM ..

-KÖYLÜNÜN GÖZÜNDE BİR NUMARAYIM.

-EN BÜYÜK AVANTAJIM 65 DE OLSA, 70 DE OLSA EMEKLİ OLABİLİYORUM.

-SADECE ALTI ÇİZİLİ BÖLÜM İÇİN SESİMİ KESİP KIÇIMI BÜZÜP OTURMAK ZORUNDAYIM. ..

UNUTMADAN DÜN Bİ YAT ALDIM.. İÇİNE EŞİMİ COCUKLARIMI.. ÇOCUKLUĞUMU BİNDİRDİM. LEĞENE KOYDUM GEZİYORUM DÜNYAYI AMA HEP AYNI YERE GELİYORUM.

MESELE YATA BİNMEK DEĞİLMİŞ MESELE O YATI YÜZDÜRECEK OLAN LEĞENE KOYDUĞUM SUYUN PARASIYMIŞ.

DÜNYANIN EN GÜZEL ÜLKESİNDE EN GÜZEL COĞRAFYASINDA EN GÜZEL ŞEHRİNDE YAŞIYORUM, YASAL..!

KULLANDIĞIM HİÇBİRŞEY YASAL OLMASADA; BİR YOLUNU BULUP KENDİ YAŞAMIMI YAZIYORUM.

ÖYLESINE İÇİMİ DÖKTÜM.

SAYGILARIMLA...
23.06.2010


süpervizör- (Deniz Otcu)

17 Haziran 2010

'İstifa ettim kabul etmediler'


'İstifa ettim kabul etmediler'
http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/03/503255_detay.jpg

Yaptığı açıklamalarla gündem yaratan Anayasa Raportörü Osman Can 32.Gün programında çarpıcı açıklamalar yapmaya devam etti. Can, Anayasa Mahkemesi'nin türban davası kararından sonra istifa ettiğini ama kabul edilmediğini söyledi.

32.Gün programında Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın bu haftaki konuğu Anayasa raportörü Osman Can’dı. Anayasanın bazı maddelerinin değişikliğinin iptal edilmesi durumunda bu maddelerin “yok hükmünde” sayılabileceğini belirten Can, Birand ve Akar’a çarpıcı açılamalarda bulundu.

Rıdvan Akar’ın, “Türban davasının da raportörüydünüz. Anayasa mahkemesinin kararından sonra neden karşı çıkmadınız ya da istifa etmediniz?” sorusu üzerine Can, “Olmayan bir yasağın kardırılması için olmayan bir madde ile Anayasa mahkemesi bu yasağı kaldırmaya çalışıyor. Daha da önemlisi yepyeni bir Anayasa yapma imkanı varken, bu anayasayı yapım imkanı bir baş örtüsü saçamalığına feda edildi. Ve ardından da mahkeme böyle bir karar verdi. Yani birbirini tetikliyen saçmalıklar zinciri. Ben bu karardan sonra istifamı sundum ama kabul edilmedi.” diye konuştu.

“Anayasa mahekemesi üyeleri Anayasal sınırlar içinde kalmalı.”

Rıdvan Akar’ın, anayasa değişikliği önerisini iptal kararı alırlarsa yüce divanda yargılanmalı mı? sorusu üzerine Osman Can şöyle konuştu: “Ben böyle bir değer yargısı ortaya koymam. Yargılanmalıdır diyemem ama anayasayı ihlal etmemeleri gerekir derim, benim çok net ifadem o. Anayasa mahkemesi, anayasal sınırlar içinde kalmalı. Anayasa mehkemesi üyeleri anayasayı ihlal etmemeli.”

“7-8 yıl sonra Anayasa Mahkemesinin yapısı değişebilir”

Mehmet Ali Birand’ın, “ Anayasa mahkemesinin yapısı değişir mi?” sorusunu Osman Can şöyle cevapladı: “Cumhurbaşkanının atayacağı üyelerle 7-8 yıl sonra anayasa mahkemesinin yapısı değişebilir. Bugün tartıştığımız kişiler o zaman ‘yargının bağımsızlığı’ diye tepki gösterebilirler. Bu kişiler o zaman mağdur rolüne geçebilirler.”

“Anayasa mahkemesi militarizmle bağını kesmelidir.”

Osman Can konuşmasına şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi aşağı yukarı bizim en fazla sorunlu olduğumuz bir paket, anayasa mahkemesi paketi. Ne oldu orada biz anayasa mahkemesinin millitarizmle bağlantısını çok ciddi bir şekilde koparılması gerektiğini söyledik

Birand: Böyle bir bağ var diyorsunuz?

Can: Var ve devam ediyor. Bu tabi niye devam ediyor? Şimdi politika konuşalım burda. Ankara’da ki cübbelileri, çok özür dilerim üniformalıları ikna etmeden zaten bu adımları çok fazla atamazsınız.

Birand: Ne demek biraz daha açasanız?

Can: Yani orada ki askerleri ikna edebiliyorsanız eğer en azından bu paketin kurtarabilme şansını artırıyorsunuz mesela. Ondan sonra yine orda ki hakimleri, üyeleri ya da genel anlamda yargıyı belli ölçülerde ikna edebiliyorsanız yine o paketin başarı şansını artırıyorsunuz demektir

http://www.milliyet.com.tr/2010/06/17/index.html

10 Haziran 2010

Suikast planı var mı yok mu?

Suikast planı var mı yok mu?

Suikast planı var mı  yok mu?

09 Haziran 2010 Çarşamba

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız, eski Özel Harekât Dairesi Başkanı İbrahim Şahin’in evinde bulunan Alevi önderlerine yönelik suikast planların Şahin’in el ürünü olmadığının ortaya çıkmasını "Bunun yanıtını, bu belgeleri dosyaya koyan Sayın Savcı Zekeriya Öz verecek. O yanıtın ne olacağı da herhalde mahkeme sonucunda belli olacak. Çok haklı olarak Savcı Bey’den bir cevap bekliyoruz" sözleriyle değerlendirdi.


Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız, eski Özel Harekât Dairesi Başkanı İbrahim Şahin’in evinde bulunan Alevi önderlerine yönelik suikast planların Şahin’in el ürünü olmadığının ortaya çıkmasını "Bunun yanıtını, bu belgeleri dosyaya koyan Sayın Savcı Zekeriya Öz verecek. O yanıtın ne olacağı da herhalde mahkeme sonucunda belli olacak. Çok haklı olarak Savcı Bey’den bir cevap bekliyoruz" sözleriyle değerlendirdi.

Suikast listesinde adı geçen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski Genel Başkanı Kazım Genç de ‘‘Savcılığın, suikast planlarının İbrahim Şahin’in evinde bulunduğunu söylediğini, bulunan belgelerde İbrahim Şahin’in avukatlarının, belgelerin o evde bulunduğunu onaylayan parafının bulunduğunu’’ anlattı.

Genç, "Bu bilgiyi birleştirdiğimizde benim açımdan bu dokümanların, İbrahim Şahin’in evinden çıktığı tartışmasız hale gelir. Çünkü iddia makamı ‘Ben orada buldum’ diyor. Belgenin üzerindeki paraf ile sanığın avukatı ‘Evet, burada bulundu’ diyor. Bu benim için oradan çıktığını belgeleyen bir dokümandır, ben ona inanırım" dedi.

Belgelerin, İbrahim Şahin’in el ürünü çıkmamasının kendileri açısından bir şey ifade etmediğini, kendilerine suikast planı yapacak ekibin daha üstündeki birimde olan İbrahim Şahin’in oturup böyle bir şeyi kendi eliyle yazmasının da mümkün olmadığını kaydeden Genç, "Bu yazılı dokümanların kimin eli ürünü olduğunu bulmak, savcılık makamının görevidir. Ülkenin yurttaşına karşı bir suikast planı varsa bunu kimin kurguladığını, kimin planladığını, kimin sahneye koymak için çalışma yaptığını bulmak iddia makamının görevidir" diye konuştu.

Genç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ergenekon ülkede kaos yaratmak için toplumun belli kesimlerinin öne çıkmış insanlarına yönelik suikast eylemleri yaparak halkı galeyana getirebilir, bu ihtimal vardır. Bu ihtimal yüzde 50 kadarsa bir ikinci ihtimal daha vardır. AKP, toplumun önemli bir kesimini oluşturan Alevilerin, Ergenekon’un karşısında duracaklarına yanlarında durması için böyle bir kurgu da yapmış olabilir" diye konuştu.

Eski Özel Harekât Dairesi Başkanı İbrahim Şahin, 7 Ocak 2009’da Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınmıştı. Şahin’in evinde Türkiye Ermeni Patrikhanesi binası, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski Genel Başkanı Kazım Genç’in evlerine yönelik tedhiş ve suikast planları bulunmuştu.

Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçen hafta Adli Tıp Kurumu’ndan gelen bilirkişi raporunda Balkız, Mutafyan ve Genç’in adının geçtiği tedhiş planının Şahin’in el ürünü olmadığı açıklandı.

Balkız, "Evet, Adli Tıp böyle bir tespit yapmış, ama Adli Tıp’ın verdiği kararlar da hep tartışılageldi. O nedenle soğukkanlılıkla mahkeme sonucunu beklemekte yarar var. Ben elbette dilerim ki, benim ve Kazım Bey’in hakkında böyle bir plan kurulmamış olsun" dedi.

Adli Tıp’ın verdiği raporun, soruşturmanın ciddiyetine ve güvenilirliğine olan şüphelerini artırdığını bildiren Balkız, "Bunun yanıtını o belgeleri bana gösteren Sayın Savcı Zekeriya Öz verecek. Benim önüme belge koydu Sayın Savcı, ben buna inanarak ‘Evet, ben bu suikastın varlığına inandım’ dedim. Şimdi mahkemenin bu aşamasında Adli Tıp diyor ki ‘Hayır, bu belgeler İbrahim Şahin’in elinden çıkmış ürünler değil.’ Bunun yanıtını, bu belgeleri dosyaya koyan Sayın Savcı Zekeriya Öz verecek. O yanıtın ne olacağı da herhalde mahkeme sonucunda belli olacak. Çok haklı olarak Savcı Bey’den bir cevap bekliyoruz" diye konuştu.

Muhabir:Turnusol Haber

25 Mayıs 2010

'Dini inancımız yok' diyen aileye yargı hak verdi


'Dini inancımız yok' diyen aileye
yargı hak verdi
25/05/2010

“Dini inancımız yok” diyerek çocuklarının din dersinden muaf tutulmasını isteyen aileye kaymakamlık ret yanıtı verdi. 8. İdare Mahkemesi kaymakamlığın kararını durdurdu.


*****************************

ANTALYA - İstanbul’da yaşayan ve dini inançlarının olmadığını gerekçe gösteren bir ailenin, ilköğretim 4. sınıf öğrencisi çocuklarının girdiği zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle Eyüp Kaymakamlığı aleyhine açtığı davada, İstanbul 8. İdare Mahkemesi öğrenci ve ailesi lehine yürütmeyi durdurma kararı verdi.



İstanbul Eyüp’te yaşayan S.A.K ile Y.K çifti, dini inanca sahip olmadıklarını belirterek, ilçedeki bir ilköğretim okulunda öğrenim gören 4. sınıf öğrencisi oğulları A.K’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması amacıyla Eyüp Kaymakamlığı’na dilekçe verdi. Kaymakamlık, başvuruyu Anayasa’nın "Zorunlu din dersine yönelik hükmü gereğince" reddetti. A.K’nin ailesi de, Eyüp Kaymakamlığı’nın kararıyla ilgili işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı.


Davayı ele alan İstanbul 8. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle Eyüp Kaymakamlığının işleminin yürütmesini durdurma kararı verdi.


Karar gerekçesinde, gerek Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları Temel Özgürlüklerinin Korunmasına ilişkin sözleşmenin 9. maddesinde yer alan hükümle, herkesin dini inancının özgürlüğünün korunduğuna işaret eden mahkeme heyeti, Eğitim Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının Hristiyanlık ve Musevilik dinine mensup olanların yanı sıra, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin çocuklarının da bu muafiyet kapsamında değerlendireceğine yönelik kararını hatırlattı.

Mahkeme heyeti, tüm bu gerekçeler ve kararlar çerçevesinde, davalı idarenin işleminde hukuka uyarlık bulunmadığını belirterek, davacı ailenin çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasına yönelik talebini kabul etti ve Eyüp Kaymakamlığının işleminin öğrenci ve ailesi lehine yürütmesinin durdurulmasını kararlaştırdı. (aa)


http://www.radikal.com.tr/


7 Mayıs 2010

İşte Anayasa değişiklikleri

İşte Anayasa değişiklikleri

07.05.2010
http://www.drtus.com/yeni/modules/News/images/haberler/43811tbmm1.jpg

TBMM Genel Kurulunda, kabul edilen anayasa değişikliği neleri içeriyor?

TBMM Genel Kurulunda, kabul edilen anayasa değişikliği şu düzenlemeleri içeriyor:

Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsayacak. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebilecek.

Yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hakim kararıyla sınırlandırabilecek.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak. Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.

Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunabilecek.

Memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınacak. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde, taraflar Kamu Görevlileri Kuruluna başvurabilecek. Kurul kararları, kesin ve toplu sözleşme hükmünde olacak. Toplu sözleşme emeklilere de yansıtılacak.

Greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde neden oldukları maddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılacak.

``Kamu Denetçiliği Kurumu`` (ombudsmanlık) oluşturulacak. Kurum, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişi ile ilgili şikayetleri inceleyecek. Kamu başdenetçisi TBMM tarafından gizli oyla ve 4 yıl için seçilecek.

Milletvekilliğinin düşürülmesi uygulaması kaldırılacak.

TBMM Başkanlık Divanı 2. dönem sonuna kadar görev yapacak.

-YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI-

Yüksek Askeri Şuranın(YAŞ) terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılacak.

İdari yargı, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olacak, ``yerindelik denetimi`` yapılamayacak.

-TOPLU SÖZLEŞME HAKKI-

Memurlara verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.

Adalet hizmetleri ile savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hakim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişlerince yapılacak.

-ASKERİ YARGI-

Askeri yargının görev alanı yeniden belirlenecek. Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askeri mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olacak.

Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek.

Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

-ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI-

Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılacak. HalenSayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3`er aday arasından; 1 üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 aday arasından gizli oyla seçecek. 11 asıl 4 yedek üyeli Anayasa Mahkemesi, 17 asıl üyeden oluşacak. TBMM, 2 üyeyi,

Cumhurbaşkanı; 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3`er aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere 3 üyeyi ise YÖK`ün kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3`er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından belirleyecek.

Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak. Bölümler, başkanvekilinin başkanlığında 4 üyenin katılımı ile toplanacak. Genel Kurul ise mahkeme başkanının veya başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümler ve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak.

Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara, Genel Kurul bakacak.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar alacak.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacak.

Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri, dosya üzerinden inceleyecek. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilecek. Mahkeme, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilecek, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasi partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinleyecek.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile 4 yıl için bir başkan ve iki başkanvekili seçilecek. Görev süresi bitenler yeniden seçilebilecek.

Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek. 12 yıldan önce yaş sınırını dolduran üye emekliye ayrılacak.

Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri ``asıl üye`` sıfatını kazanacak.

-YÜCE DİVAN-

Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yapılabilecek.

Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanacak. Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak.

Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri için ``hakimlik teminatı`` geçerli olacak.

-HSYK`NIN YAPISI-

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK) yeniden yapılandırılacak. HSYK`nın halen 7 olan üye sayısı 22`e, 5 olan yedek üye sayısı ise 12`a çıkarılacak. HSYK, 3 daire halinde çalışacak.

HSYK`nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulda yer alması uygulaması da sürecek.

Kurulun, 4 asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca; 3 asıl ve 3 yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca; 2 asıl ve 2 yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca; 1 asıl ve 1 yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından; 7 asıl ve 4 yedek üyesi, birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim ve savcılarınca; 3 asıl ve 2 yedek üyesi idari yargı hakim ve savcıları arasından idari yargı hakim ve savcılarınca dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilecek.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 60 gün içinde yapılacak.

Kurulun ``meslekten çıkarma`` cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolu getirilecek. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacak.

HSYK`nın mevcut asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçildikleri sürenin sonuna kadar devam edecek.

-GEÇİCİ 15. MADDE-

``Ekonomik ve Sosyal Konsey`` Anayasa kapsamına alınacak.

12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi`nde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldı.

Anayasa değişikliği halkoyuna sunulurken tümüyle oylanacak.

ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN TARİHİ

12 Eylül askeri müdahalesinin ardından hazırlanan ve 7 Kasım 1982 tarihindeki halk oylamasında kabul edilen Anayasa`da bugüne kadar 16 kez değişiklik yapıldı.

1980 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1982 Anayasası 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edildi. Halkoylamasının sonuçlarının açıklanmasından ardından anayasa 9 Kasım 1982`de yürürlüğe girdi.

Aradan geçen 28 yılda anayasa değişikliği ya da yeni bir anayasa yapılması hep tartışıldı, belirli dönemlerde Türkiye gündeminde yer alan önemli konulardan biri oldu. Bu süreçte, geçici maddelerle birlikte toplam 194 madde bulunan 1982 Anayasası`nın toplam 80 maddesi değiştirildi, eklenen 3 geçici maddeden 2`si daha sonra metinden çıkarıldı.

1982 Anayasası`ndaki ilk değişiklik kabulünden 5 yıl sonra, 17 Mayıs 1987 tarihinde yapıldı. Son değişiklik ise 9 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirildi.

1982 Anayasası`nda bugüne kadar yapılan değişiklikler ve bunlarla getirilen düzenlemeler özetle şöyle:

İlk değişiklik 17 Mayıs 1987 tarihinde yapıldı; Anayasa`nın 67, 75. ve 175. maddeleri yeniden düzenlendi, geçici 4. madde ise yürürlükten kaldırıldı. 67. maddede yapılan değişiklikle 21 olan seçme ve halkoylamasına katılma yaşı 19`a indirildi; 75. maddenin yeniden düzenlemesiyle 400 olan milletvekili sayısı 450`ye çıkarıldı. 12 Eylül döneminde getirilen, siyasi partilerin ve liderlerinin siyasi yasaklarına ilişkin geçici 4. madde, yapılan referandumla yürürlükten kaldırıldı. Böylece, siyasi partilerin ve liderlerinin yasakları sona erdi.

İkinci değişiklik 8 Temmuz 1993 tarihinde yapıldı. Anayasa`nın 133. maddesinde yapılan değişiklikle, radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbest hale getirildi.

-MİLLETVEKİLİ SAYISI 550`YE YÜKSELTİLDİ-

Anayasa`daki üçüncü değişiklikte; başlangıç metni, 33, 53, 67, 68, 69, 75, 84, 85, 93, 127, 135, 149. ve 171. maddeleri yeniden düzenlendi. 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan bu değişiklikle ayrıca 52. madde de yürürlükten kaldırıldı. Bu düzenlemelerle daha önce 19 olarak belirlenen seçme ve halk oylamasına katılma yaşı, 18`e indirildi. Siyasi partilerin yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunması ile kadın ve gençlik kolları gibi yan örgütlerin kurulmasını yasaklayan hüküm Anayasa`dan çıkarıldı. Yüksek öğretim elemanlarının kanunla düzenlenme şartıyla da olsa siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün kılındı. Siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün olmayan yüksek öğretim öğrencilerine de bu hak tanındı.

1987`de yapılan değişiklikle 450`ye çıkarılan milletvekili sayısı yeni düzenlemeyle 550 olarak belirlendi. ``Milletvekilliğinin nasıl sona ereceği`` hükmüne açıklık getirildi. Eylül olan yasama yılı başlangıcı Ekim ayına alındı.

Anayasa`nın 52. maddesi yürürlükten kaldırılarak, sendikaların siyasi faaliyette bulunmaları, siyasi partilerden destek görmeleri ve siyasi partileri desteklemeleri önündeki engel ortadan kaldırıldı.

-``ÖZELLEŞTİRME`` ANAYASAYA GİRDİ-

Anayasa`nın 143. maddesinde 18 Haziran 1999 tarihinde yapılan yapılan düzenleme ise dördüncü değişiklik oldu. Bununla DGM`lerde yer alan asker üyelerin yerine sivil yargıçların atanması sağlandı.

Beşinci değişiklik 13 Ağustos 1999 tarihinde yapıldı; 47, 125. ve 155. maddeler yeniden düzenlendi. 47. maddede yapılan değişiklikle ``özelleştirme`` kavramı Anayasa`ya girdi. Yeni düzenlemeyle kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerin kanunla gösterilmesi hükmü getirildi.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşme ve şartlaşmalarında doğacak uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenebilmesine olanak tanındı.

Anayasa`nın 155. maddesinde değişiklik yapılarak, 1924 Anayasası`nda benimsenen sisteme dönüldü. İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, Danıştayın inceleme yapacağı konular arasından çıkarılıp, sadece görüş bildirebileceği konular arasına alındı.

-AB`YE UYUM ÇALIŞMALARI-

Anayasa`da, 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan 6. değişiklik, AB müktesebatına uyum çalışmaları çerçevesindeki en kapsamlı değişiklik oldu. Bu düzenlemeyle Anayasa`nın başlangıç metninin yanı sıra 13, 14, 19, 20, 21, 22, 23, 26, 28, 31, 33, 34, 36, 38, 40, 41, 46, 49, 51, 55, 65, 66, 67, 69, 74, 86, 87, 89, 94, 100, 118. ve 149. maddeler ile geçici 15. maddede değişikliğe gidildi.

Düzenlemeler kapsamında, yakalanan ya da tutuklanan kişilerin hakim önüne çıkarılma süreleri AİHS`ne uyumlu hale getirilerek, zanlının en geç 48 saat içinde, toplu işlenen suçlarda ise en çok 4 gün içinde hakim önüne çıkarılması sağlandı.

``Özel Hayatın Gizliliği`` başlıklı maddede yapılan düzenlemeyle herkese, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı tanındı. Yazılı emir olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, arama yapılamayacağı ve buradaki eşyaya el konulamayacağı hükme bağlandı.

``Haberleşme Hürriyeti`` başlıklı 22. maddede yapılan düzenlemeyle, usulüne göre verilmiş hakim kararı ve yazılı emir olmadıkça, haberleşmenin engellenemeyeceği ve haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı hükmü getirildi.

Düşünce ve anlatım özgürlüğünün sınırları genişletildi, toplumdaki dil farklılıkları sosyolojik bir gerçek olarak değerlendirildi ve bu duruma Anayasa`da getirilen engel kaldırıldı. Milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve bölünmez bütünlüğün korunması amaçlarıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanabileceği şartı Anayasa`ya konuldu.

Herkesin derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahip olmasına ilişkin hüküm Anayasa`ya konuldu. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemede izin alma zorunluluğu kaldırıldı. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü getirildi.

Kamulaştırmada, gerçek karşılıkların ödenmesi ve ödemede gecikme halinde faiz yönünden bireylerin zarara uğramamaları konusunda değişiklik yapıldı. 49. maddede yapılan değişiklik ile devlete, çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verecek şekilde düzenleme yapıldı. Asgari ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumunun göz önünde bulundurulması hükmü getirildi.

Anayasa`nın, 67. maddesinde yapılan değişiklikle ``Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz`` hükmü madde metnine eklendi.

69. maddede yeniden değişiklik yapılarak, ``odak`` hali tanımlandı. Bir partinin temelli kapatılmasının, sadece Anayasa`nın 68/4. fıkrasındaki eylemlerin odağı haline gelmiş olması şartıyla mümkün olacağı şartı getirildi. Temelli kapatılan bir partinin kurucularının ve her kademedeki yöneticilerinin 5 yıl süreyle yeni bir partinin kurucusu, yöneticisi ve deneticisi olamayacağı hükmü getirildi. Siyasi partiler için kapatmanın yanı sıra Hazine yardımından yoksun bırakılma yaptırımı da öngörüldü.

Türk vatandaşlarının sahip olduğu TBMM`ye dilekçe ile başvurma hakkı, karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla yabancılara da tanındı.

Milli Güvenlik Kurulu bünyesine Başbakan yardımcıları ve Adalet Bakanı da dahil edildi; kurul kararlarının tavsiye niteliğinde olduğu vurgulandı.

Parti kapatmalar zorlaştırıldı. Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerinin iptali ve siyasi partileri kapatmada, 5`te 3 çoğunlukla karar vereceği hükme bağlandı.

Anayasa`nın geçici 15. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

-İDAM CEZASI KALDIRILDI-

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer`in, milletvekillerinin özlük ve emeklilik haklarına ilişkin maddeyi referanduma götürme kararının ardından, 86. maddedeki düzenlemeyle ilgili olarak, 21 Kasım 2001 tarihinde yeniden Anayasa değişikliğine gidildi. SözAralıkResmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Cumhurbaşkanı Sezer`in önceki değişiklik metnini referanduma götürme kararının konusu ortadan kalkmış oldu. konusu maddede değişiklik yapan yasa 1 2001`de

Anayasa`da 26 Aralık 2002 tarihinde yapılan 8. değişiklikle 76. ve 78. maddeler yeniden düzenlendi. ``Milletvekilliği Seçilme Yeterliliği`` başlıklı maddede yapılan değişiklik ile milletvekili seçilemeyecek şartlar arasında yer alan ``ideolojik veya anarşik eylemlere`` ifadesi ``terör eylemlerine`` şeklinde değiştirildi.

TBMM üyeliğinde boşalma olması halinde, TBMM kararı ile ara seçime gidilebileceği; ancak bir ilin veya seçim çevresinin TBMM`de üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılması öngörüldü.

AB`ye uyum çalışmaları çerçevesinde; 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasa`nın 10, 15, 17, 30, 38, 87, 90, 131. ve 160. maddelerinde değişiklik yapıldı, 143. madde yürürlükten kaldırıldı. Kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, 10. maddede yapılan değişiklik ile Anayasa`ya konuldu. Devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu da kaydedildi. Basın araçları anayasal koruma altına alındı.

Anayasa`nın, 38. maddesinde yapılan değişiklik ile ölüm cezası kaldırıldı.

Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkta, hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90. maddeye fıkra eklenerek, uyuşmazlıklarda, uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alınması hükmü öngörüldü.

Genelkurmay Başkanlığının YÖK`e temsilci vermesi uygulamasına son verildi.

Devlet harcamalarının denetlenmesinde şeffaflığın sağlanması amacıyla 160. maddenin, ``Silahlı Kuvvetler elinde bulunan devlet mallarının TBMM adına denetlenmesi usulleri, Milli Savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir`` fıkrası madde metninden çıkartıldı. 1999`da yapılan değişiklik ile subay üyelerinin yerine sivil yargıçlar atanan DGM`ler kaldırıldı.

Anayasa`da 21 Haziran 2005 tarihinde yapılan değişiklikle 133. maddedeki, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna(RTÜK) üye seçimine ilişkin düzenleme kabul edildi.

-SEÇİLME YAŞI 25`E İNDİRİLDİ-

Anayasa`da 29 Ekim 2005 tarihinde 11. değişiklik yapıldı. Bu değişiklikte, 130, 160, 161, 162. ve 163. maddelerde yeni düzenlemeye gidildi. Yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı ve Sayıştayın denetim kapsamı genişletildi; bütçenin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin süreç güçlendirildi. 162. maddede yapılan yeni düzenlemeyle, ``genel ve katma bütçe tasarıları`` ibaresi ``merkezi yönetim bütçe tasarısı`` şeklinde değiştirilerek, uluslararası standartlar ve AB müktesebatına uygun olarak tanımlanan yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı.

Anayasa`nın 76. maddesinde 13 Ekim 2006 tarihinde yapılan değişiklikle 30 olan milletvekili seçilme yaşı 25`e indirildi.

Anayasa`daki düzenlemeler kapsamında 10 Mayıs 2007 tarihinde, Geçici 17. madde metne eklendi. Buna göre, 22 Temmuz 2007`de yapılacak seçimde; bağımsız adayların isimlerinin birleşik oy pusulasında yer almasına ilişkin düzenleme yapıldı.

Anayasa`da 31 Mayıs 2007 tarihinde yapılan 14. değişiklikle; 77, 79, 96, 101. ve 102. maddelerde düzenlemeye gidildi; geçici 18. ve geçici 19. maddeler eklendi. TBMM seçimlerinin, 5 yılda bir yerine 4 yılda bir yapılması kararlaştırıldı. Yüksek Seçim Kurulunun(YSK) görev ve yetkileri kapsamına, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin usul ve esaslar da dahil edildi.

TBMM`nin, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde, üye tamsayısının 3`te 1`i ile toplanması (184) kararlaştırıldı. Ayrıca, Meclis`in, Anayasa`da başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vermesi, ancak karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının 4`te 1`inin bir fazlasından az olamayacağı hükmü getirildi.

Cumhurbaşkanının 5 artı 5 sistemiyle ve halk oyuyla seçilmesi kararlaştırıldı; Cumhurbaşkanı seçiminin nasıl yapılacağı da belirtildi.

Anayasa`nın, ``Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde uygulanamayacağına`` ilişkin maddesinin, Cumhurbaşkanı seçiminde dikkate alınmayacağı hükmü getirildi. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasını öngören düzenleme de kabul edildi. Bu düzenlemeler halkoylamasında tümüyle oylandı.

Anayasa`daki 15. değişiklik 16 Ekim 2007 tarihinde yapıldı. ``Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasına imkan tanıyan`` Geçici 18. madde ile ``Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde de uygulanmasını`` öngören Geçici 19. madde Anayasa metninden çıkarıldı.

Anayasa`nın 10. maddesinde 9 Şubat 2008 tarihinde yapılan değişiklikle, ``devlet organları ve idare makamlarının, bütün işlemlerinde olduğu gibi her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu`` hükmü getirildi.

42. maddede yapılan değişiklikle ise yüksek öğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin hüküm kabul edilerek, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple, kimsenin yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği belirtildi. Ancak, bu değişikliklerin yürürlüğü, Anayasa Mahkemesi tarafından durduruldu.

TBMM Genel Kurulu`ndaki görüşmeleri tamamlanarak yasalaşan değişiklik teklifi, halkoylamasında kabul edilerek yürürlüğe girmesi halinde 1982 Anayasası`nda yapılan 17. değişiklik olacak.

http://www.tumgazeteler.com/?a=6118248