Necdet Saraç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Necdet Saraç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2010

Gaf değil, genlere yerleşmiş bir ezber!

Gaf değil, genlere yerleşmiş bir ezber!

Mehmet Ali Erbil’in canlı programda 'Mum söndü mü yapıyoruz burada?' demesi bir çok açıklamada “gaf” olarak nitelendirildi, hatta bazı haberler “inanılmaz gaf” olarak başlık attı.

Mehmet Ali Erbil de Alevi kamuoyunda oluşan haklı tepkiler üzerine Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında yaptığı açıklama özrünü kabahatinden büyük hale getirdi. Erbil, “'mum söndü mü yapıyoruz burada?” ifadesini “iyiniyet”“benim iyi niyetli de olsa ağzımdan çıkan bir söz onları incitmişse çok özür dilerim” dedi. “İyiniyetli” Erbil üstelik çok masum havalarda “ben bunu bilsem ben Mehmet Ali Erbil olarak nasıl böyle bir şey söylerim” deyiverdi. Ahmet Hakan’da “Erbil'in kötü bir niyeti olmadığını anlaşılan sadece bilgisizlikten kaynaklanan bir kazanın sözkonusu olduğunu” söyleyerek olayı kapattı. olarak niteleyerek

Alevi toplumu biliyor ki, bu söylem ne bir “gaf”, ne bir “iş kazası” ne de “bilgisizlik”. Bu söylemlerin hepsi açıkça yalan! Mehmet Ali Erbil “Mum söndü”nün ne anlama gelmeyeceğini bilmeyecek! Kimi kandırıyor? Aleviler de, Sünniler de bunun bir hakaret olduğunu çok iyi biliyorlar.

Yüzlerce yıla yayılan bu hakaretler Sünni çoğunluğun bilinçaltına, hatta genlerine yerleşmiş. Bu hakaretler son yıllarda Alevilerin yükselen mücadelesinden dolayı azalmış olsa da, cezai bir yaptırımla karşılaşılmadığı için en son Mehmet Ali Erbil örneğinde olduğu gibi zaman zaman bilinç altından çıkıyor ve “doğal bir refleks olarak” dışa vuruyor. Tepki oluşunca da “valla billa ben böyle demedim, yanlış anlaşıldım” deyiveriyorlar.

Bunların sayısı sanıldığı gibi az değildir. Her yerde varlardır. Üzerlerine gidince topu hep başkasına atarlar. Söylediklerine de sahip çıkamazlar. Üstelik arkasından sana akıl vermeye çalışırlar: Farklı inançlara, farklı kültürlere ne kadar saygılı olduklarını, kendi dünyalarında bu köken sahibi insanlarla ilişkilerinden dem vururlar. Eşi, dostu, askerlik arkadaşı, yurt arkadaşı, iş arkadaşı mutlaka birden bire Alevi yada Kürt olur. Tavır koyunca, ’ötekini’ hatırlayan bu zat-ı muhteremler, her nedense ’duydukları bu aşağılık sözleri, iftiraları’ , bu iftiraları yayanların suratlarına vurmazlar. Bu iftiraları söyleyenlere bir şey demeyen bu kişiler, üstelik söylenenleri de ’ben demiyorum, başkaları söylüyor’ diye de sürekli yayarlar…

Lafı uzatmaya gerek yok, bırakın çok uzak geçmişi yakın geçmiş bile Alevilere yönelik bu hakaretlerle dolu. Daha referandumda “Alevilerin katli vaciptir” diyen Şeyhülislam Ebusuut Efendi’yi “örnek insan, büyük alim” diye gösteren bir başbakan olunca, gerisi laf-ı güzaf!

Bu hakaretlere cezai ve maddi yaptırım uygulanmadığı sürece, medyada bu iftiralar, hakaretler teşhir edilmediği sürece hakaret edenlerin yalnızca ismi değişir, hakaretler devam eder…

İşte Alevilere yönelik yapılan aşağılık hakaretlerden, iftiralardan yalnızca birkaç örnek. Üstelik “cahillerden” değil “aydınlardan, sanatçılardan, önemli şahisyetlerden”!

Yıl 1923: (Son baskı 1999): Türk edebiyatın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ‘Nur Baba’ adlı romanındaki bölüm başlıklarından biri şöyle: “Bir Bektaşi Tekkesinde Mumlar Nasıl Söner”...

Yıl 1971: Reşat Nuri Güntekin’in Aleviler’i aşağılayan “Balıkesir Muhasebecisi Tanrı Dağı Ziyafeti” adlı eserinin 13. sayfasındaki diyalog şöyledir: ’‘Karı amma vurdu ha. Eh bu da olur... Kızılbaşların mum söndü gecesi gibi töbe olsun...’’ Kitap MEB tarafından basılır ve dağıtılır.

Yıl 1973: Hüseyin Rahmi Gürpınar ‘Toraman’ adlı romanında şöyle yazar: “Tanrım insanı bir kere şaşırtmasın. Herif artık bu hırtlamba karının yüzüne bakmaktan bıktı. Karşısında dolaşan ay gibi evlatlığı görünce kendini tutamadı. Mezhebi geniş adam...Kızılbaş mıdır nedir”

Yıl 1977: Prof. Nebahat Küyel için "Felsefeye Başlangıç" adlı kitabında Aleviler’e hakeret ettiğinden dolayı dava açıldı.

Yıl 1977: Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, "Aydınlık Türkiye İçin Bir Dakika Karanlık" eylemleri için "Mum söndü oynuyorlar" dedi.

Yıl 1988: Zaman Gazetesi'nin bulmaca köşesinde soruyor; "Ehli sünnet dışı sapık bir mezhep?" Cevap: Aleviler.

Yıl 1989: Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunun 2 Mart 1989 tarih ve 1420 sayılı yasa ile eğitim ve öğretim açısından uygun bulduğu İngilizce sözlükte Ensest sözcüğünün Türkçe karşılığı şöyle yazılmış: "Akraba ile zina, Kızılbaşlık"! Aynı ifade Milli Eğitim Bakanlığı FONO Açık öğretim kurumu tarafından Aydın Karaahmetoğlu ile Ali Bayram'a hazırlanan Fransızca-Türkçe sözlükte değişmeden yer almış: "Akraba ile zina, Kızılbaşlık."

Yıl 1994: Güner Ümit 9 Ocak tarihinde televizyon programında hamile bir kadın rolündeki arkadaşına sanki çok doğalmış gibi "sen Kızılbaşlar gibi babandan mı aldın o çocuğu" der.

Yıl 2004: Yine Milli Eğitim Bakanlığı, tarafından ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser arasında yer alan Ömer Seyfettin’in “Harem” adlı yeni baskı kitabında “…Evvel zamanda, insanlar daha hayvanlara pek yakın iken, ferdi izdivaç yokmuş. Sürü halinde yaşarlarmış. Kabilenin bütün erkekleri, bütün kadınların musavi surette kocası imiş. (…) Doğan çocukların anası babası da kabilenin, bütün halkı imiş. Bu hal ayin gibi hala bazı cemaatlerde devam eder. Mesela Kızılbaşlar gibi… Ne ise…”

Yıl 2005: Haldun Taner’in Milli Eğitim Bakanlığı, tarafından ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser arasında yer alan “Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu' adlı (yeni baskı) kitabında yer alan iki cümle ise şöyle: "Bırak alasen müdür bey. Bazen kanıma dokanıyor vallaha. Sen onun oruçlu olduğuna inanıyor musun? O ne hinoğluhindir o, ne kahpe dinli kızılbaştır o! Müslüman olsa acımak bilir." … “Ve iste o anda, tövbeler olsun, abla-kardeş, Kızılbaşlar gibi sarmaş dolaş oluverdik."

Yıl 2007: Yer Almanya ve ARD televizyonu: Bir dizi filmde bir Türk ailesi Alevi olarak gösteriliyor ve “mum söndü” çağrışımı işleniyor.

Yıl 2007: İnternetten Türk Dil Kurumu Sözlüğü'ne girip "mum söndü" diye yazdığınızda karşınıza şu cevap çıkıyor: " Cem ayinlerinde, aydınlatmak için kullanılan mumun tören bitiminde söndürülmesinin yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkmış bir inanış."

Yıl 2009: Star Tv’de bir programda kendisinden küçük bir kadınla evlendirilmek istenen kişi sunucuya sorar: “Kızım ben Kızılbaş mıyım?

Yıl 2010: Yer yine Star Tv, bu kez Mehmet Ali Erbil sorar: “Mum söndü mü yapıyoruz burada?

Bu kadar kirlenmişlik, bu kadar örnek: Hepsi “gaf”, hepsi “iş kazası”, hepsi “tesadüf”.

Sonra da kendilerinin iyi niyetlerine inanmamızı bekliyorlar. Pes doğrusu!

Siz Alevi olsanız ne yapardınız?

saracnecdet@hotmail.com


Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

KAYNAK : Alevihaberajansi.com - 7 Ekim 2010

31 Aralık 2009

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Necdet Saraç

"Çarşı Muaviye'ye karşı"


Ankara’da yapılan büyük Alevi mitingine katılmış biri olarak geçen hafta, 8 Kasım’da İstanbul Kadıköy Meydanı’na gelerek bir adım öne çıkacak olanlar, aynı zamanda 9 Kasım sabahı ‘ben de oradaydım’ diye gururla işine, okuluna, fabrikasına, mahallesine gidecek olanlardır diye yazmıştım.
Gerçekten de öyle oldu. Bir adım öne çıkma cesareti gösterenler bu haklı gururun da sahibi oldular. İstanbul mitingine katılamayan, televizyondan izleyenlere, gazete veya internet sayfalarındaki insan selini andıran fotoğrafları görenlere ise ne yazık ki “keşke ben de orada olsaydım” demek düştü.

ABF’nin düzenlediği “ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı” başlıklı mitinge, yansıyan görkemli, renkli ve coşkulu kalabalık, yaklaşık 20 yıllık Alevi örgütlenmesinin ve Alevilerin uzun yıllara yayılan özleminin dışa vurumuydu.

Çoşku o kadar büyüktü ki, yukarıdan çekilen fotoğraflarda bile tek kareye sığmayan kitle için, sahneden gelen sesi duyup duymamak, kimin ne söylediğini anlayıp anlamamak önemli değildi.

Çünkü coşkunun kaynağı, yıllardır yaşanan sindirilmişliğin, suskunluğun kırılması, korku duvarlarının yıkılmasıydı. Korku duvarı yıkılıp, özgüven, elini kolunu sallayarak meydana çıkınca, alana sığmayıp Haydarpaşa Tren İstasyonu önünde kalan da, Salı Pazarı’nda kalan da, yada meydan da kendine yer bulan da aynı heyecanı, aynı coşkuyu paylaşıyordu.
Heyecan ve çoşku yalnızca türkülere değil, Sultanbeyli gençlerin yazdığı gibi pankartlara da yansıyordu: “Boynumda Zülfikar, duvarımda saz, ben Aleviyim, bunu yüreğine yaz

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Her yaştan, her tipten, her kesimden insan Kadıköy’deydi. Yaratıcılıklarıyla ve cesaretleriyle, neredeyse bütün solcuları kıskandıran Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’da oradaydı.
Çarşı,açtığı pankartla yüzbinlerin duygusunu üç kelimeye sığdırmıştı: Çarşı Muaviye’ye karşı”.

30 Aralık 2007’de Köln’de, 2 Temmuz 2008’de Madımak önünde, 9 Kasım 2008’de Ankara’da yapılan görkemli ve coşkulu mitinglere katılan biri olarak, Kadıköy mitingi diğerlerine göre daha da geniş bir bileşimi yansıtıyordu.
Miting ÇARŞI’dan KAOS’a, CHP’den DTP’ye, ÖDP’den ADD’ye, TDH’dan TKP’ye kadar çok geniş bir siyasi yelpazeyi kucaklıyordu. Hacıbektaş’tan Diyarbakır’a, Ordu’dan, Datça’ya, Metz’den Berlin’e, Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanından Aleviler Kadıköy’deydi. Kars federasyonu da, İmranlı dernekleri de. Elinde Atatürk ve Türk bayrağı taşıyan yüzlerce kişi, Ferhat Tunç’un Kürtçe parçasıyla halay çekiyordu. Seval Şam ile Sabahat Akkiraz aynı sahnede deyişleri seslendiriyordu. Hacı Bektaş ile Pir Sultan, Deniz Gezmiş ile Hüseyin İnan, Seyit Rıza ile Muhlis Akarsu aynı alanda semaha durabiliyor, deyiş söyleyebiliyordu.

Bu resim Türkiye’ydi ve olması gerekendi.

Alevi hareketi, asla yan yana gelemeyecek gibi duranları, yada böyle gösterilenleri yan yana getirerek, bunun mümkün olabileceğini, laik, demokratik ve özgür bir Türkiye için yeniden hayal kurulabileceğini gösteriyordu. Nitekim, Alevi kimlikleriyle alanı dolduran yüz binler, kimliklerinden utanmadan, mezheptir, dindir, değildir tartışmasına takılmadan, pankartlarıyla, sloganlarıyla, türküleriyle, demokrasiye dair ne varsa, sola dönük yüzlerinden yansıyan bir ışık olarak Kadıköy’den yükselerek Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yana yansıdılar. Kadıköy’den yükselen ışığın gücünün, karamsar ve umutsuz yürekleri aydınlatmasına, “evet değişim mümkündür” dedirtmesine yazılı ve görsel “büyük” basının sansürleme çabası ile yetmedi. Alevi ışığı sansür engelini de delip geçti…

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Yeni ve modern tarzdaki örgütlenmesiyle, marabalığı, sürekli yönetilmeyi, üçüncü, dördüncü, beşinci adam olmayı reddeden Aleviler, yan yana geldiklerinde dağları devirebileceklerini de gördükleri için, kendi ezberleri dahil, bütün ezberleri bozarak sorunlarının çözümünün siyasal iktidardan ve demokratikleşmeden geçtiğini de açıkça ilan ettiler.
Nitekim mitingte, ABF bileşenleri adına yapılan bütün konuşmalarda bu vurgu açıkça öne çıktı. Üstelik, konuşmalardaki vurgular yalnızca durum tespiti yapmakla da sınırlı kalmadı; Alevilerin sorunlarının çözümünün kendi ellerinde olduğunun da altı kalınca çizildi.

Bu miting, sorunların çözülmemesinin, çözülüyor gibi yapılarak, demokratikleşmenin sürekli ertelenmesinin mevcut siyasal iktidara yeni fırsatlar sunmayacağı gibi tersine siyasal iktidarın hareket alanının iyice daralacağını göstermiştir. Hem siyasal iktidara, hem de kendi kaderine “yeter artık” diyen bu miting aynı zamanda, sorunlar çözülmediği taktirde, Kadıköy mitingine katılamayıp “keşke ben de orada olsaydım” diyenlere, yeni ve daha da kitlesel mitinglere katılmak için yeni fırsatlar sunulacağını da işaret etmiştir.

Kaynak : Alevihaberajansi.com - 12 Kasım 2009

http://www.alevihaberajansi.com