DTP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DTP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2009

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Necdet Saraç

"Çarşı Muaviye'ye karşı"


Ankara’da yapılan büyük Alevi mitingine katılmış biri olarak geçen hafta, 8 Kasım’da İstanbul Kadıköy Meydanı’na gelerek bir adım öne çıkacak olanlar, aynı zamanda 9 Kasım sabahı ‘ben de oradaydım’ diye gururla işine, okuluna, fabrikasına, mahallesine gidecek olanlardır diye yazmıştım.
Gerçekten de öyle oldu. Bir adım öne çıkma cesareti gösterenler bu haklı gururun da sahibi oldular. İstanbul mitingine katılamayan, televizyondan izleyenlere, gazete veya internet sayfalarındaki insan selini andıran fotoğrafları görenlere ise ne yazık ki “keşke ben de orada olsaydım” demek düştü.

ABF’nin düzenlediği “ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı” başlıklı mitinge, yansıyan görkemli, renkli ve coşkulu kalabalık, yaklaşık 20 yıllık Alevi örgütlenmesinin ve Alevilerin uzun yıllara yayılan özleminin dışa vurumuydu.

Çoşku o kadar büyüktü ki, yukarıdan çekilen fotoğraflarda bile tek kareye sığmayan kitle için, sahneden gelen sesi duyup duymamak, kimin ne söylediğini anlayıp anlamamak önemli değildi.

Çünkü coşkunun kaynağı, yıllardır yaşanan sindirilmişliğin, suskunluğun kırılması, korku duvarlarının yıkılmasıydı. Korku duvarı yıkılıp, özgüven, elini kolunu sallayarak meydana çıkınca, alana sığmayıp Haydarpaşa Tren İstasyonu önünde kalan da, Salı Pazarı’nda kalan da, yada meydan da kendine yer bulan da aynı heyecanı, aynı coşkuyu paylaşıyordu.
Heyecan ve çoşku yalnızca türkülere değil, Sultanbeyli gençlerin yazdığı gibi pankartlara da yansıyordu: “Boynumda Zülfikar, duvarımda saz, ben Aleviyim, bunu yüreğine yaz

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Her yaştan, her tipten, her kesimden insan Kadıköy’deydi. Yaratıcılıklarıyla ve cesaretleriyle, neredeyse bütün solcuları kıskandıran Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’da oradaydı.
Çarşı,açtığı pankartla yüzbinlerin duygusunu üç kelimeye sığdırmıştı: Çarşı Muaviye’ye karşı”.

30 Aralık 2007’de Köln’de, 2 Temmuz 2008’de Madımak önünde, 9 Kasım 2008’de Ankara’da yapılan görkemli ve coşkulu mitinglere katılan biri olarak, Kadıköy mitingi diğerlerine göre daha da geniş bir bileşimi yansıtıyordu.
Miting ÇARŞI’dan KAOS’a, CHP’den DTP’ye, ÖDP’den ADD’ye, TDH’dan TKP’ye kadar çok geniş bir siyasi yelpazeyi kucaklıyordu. Hacıbektaş’tan Diyarbakır’a, Ordu’dan, Datça’ya, Metz’den Berlin’e, Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanından Aleviler Kadıköy’deydi. Kars federasyonu da, İmranlı dernekleri de. Elinde Atatürk ve Türk bayrağı taşıyan yüzlerce kişi, Ferhat Tunç’un Kürtçe parçasıyla halay çekiyordu. Seval Şam ile Sabahat Akkiraz aynı sahnede deyişleri seslendiriyordu. Hacı Bektaş ile Pir Sultan, Deniz Gezmiş ile Hüseyin İnan, Seyit Rıza ile Muhlis Akarsu aynı alanda semaha durabiliyor, deyiş söyleyebiliyordu.

Bu resim Türkiye’ydi ve olması gerekendi.

Alevi hareketi, asla yan yana gelemeyecek gibi duranları, yada böyle gösterilenleri yan yana getirerek, bunun mümkün olabileceğini, laik, demokratik ve özgür bir Türkiye için yeniden hayal kurulabileceğini gösteriyordu. Nitekim, Alevi kimlikleriyle alanı dolduran yüz binler, kimliklerinden utanmadan, mezheptir, dindir, değildir tartışmasına takılmadan, pankartlarıyla, sloganlarıyla, türküleriyle, demokrasiye dair ne varsa, sola dönük yüzlerinden yansıyan bir ışık olarak Kadıköy’den yükselerek Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yana yansıdılar. Kadıköy’den yükselen ışığın gücünün, karamsar ve umutsuz yürekleri aydınlatmasına, “evet değişim mümkündür” dedirtmesine yazılı ve görsel “büyük” basının sansürleme çabası ile yetmedi. Alevi ışığı sansür engelini de delip geçti…

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Yeni ve modern tarzdaki örgütlenmesiyle, marabalığı, sürekli yönetilmeyi, üçüncü, dördüncü, beşinci adam olmayı reddeden Aleviler, yan yana geldiklerinde dağları devirebileceklerini de gördükleri için, kendi ezberleri dahil, bütün ezberleri bozarak sorunlarının çözümünün siyasal iktidardan ve demokratikleşmeden geçtiğini de açıkça ilan ettiler.
Nitekim mitingte, ABF bileşenleri adına yapılan bütün konuşmalarda bu vurgu açıkça öne çıktı. Üstelik, konuşmalardaki vurgular yalnızca durum tespiti yapmakla da sınırlı kalmadı; Alevilerin sorunlarının çözümünün kendi ellerinde olduğunun da altı kalınca çizildi.

Bu miting, sorunların çözülmemesinin, çözülüyor gibi yapılarak, demokratikleşmenin sürekli ertelenmesinin mevcut siyasal iktidara yeni fırsatlar sunmayacağı gibi tersine siyasal iktidarın hareket alanının iyice daralacağını göstermiştir. Hem siyasal iktidara, hem de kendi kaderine “yeter artık” diyen bu miting aynı zamanda, sorunlar çözülmediği taktirde, Kadıköy mitingine katılamayıp “keşke ben de orada olsaydım” diyenlere, yeni ve daha da kitlesel mitinglere katılmak için yeni fırsatlar sunulacağını da işaret etmiştir.

Kaynak : Alevihaberajansi.com - 12 Kasım 2009

http://www.alevihaberajansi.com


16 Aralık 2009

KALAŞNİKOFLU TAHRİK "MUŞ"

KALAŞNİKOFLU TAHRİK
14:33 16 Aralık 2009

Sokaklarda DTP’liler partilerinin kapatılmasını protesto ederken, ‘hassas vatandaşlar’ da durumdan yeni vazifeler çıkarıyor. Muş’taki dünkü bilanço çok ağır: 2 ölü, 8 yaralı

GÜN GEÇMİYOR Kİ YENİ BİR SALDIRI

İstanbul’da 3 kişinin silah çekmesinin ardından, yeni bir vahşet Muş’un Bulanık ilçesinde yaşandı. DTP’nin kapatılmasını protesto için yürüyüş yapanlara esnaf olduğu öğrenilen T.B., kalaşnikofla ateş etti; 2 yurttaş yaşamını yitirdi, 8 kişi yaralandı. Kalabalığa kalaşnikofla saldıran T.B'nin dükkanının ateşe verildiği de edinilen bilgiler arasında. Manifaturacı T.B'nin kullandığı silahın korucular ve bölgedeki aşiretler tarafından yaygın biçimde kullanıldığı biliniyor.

SİYASİLERİN VEBALİ BÜYÜK

Kürt Açılımı sürecinde ve DTP’nin kapatılmasından sonra, özellikle muhalefetin açıklamaları, ortamı gerdi. MHP Genel Başkanı Bahçeli, Ankara’daki mitingde, “Millet terörü ezmek istiyor. Bu mesajı iyi oku” şeklinde konuşmuştu. Başbakan Erdoğan ise, Dolapdere’de göstericilere silah çekilmesiyle ilgili “Lokal olayları, abartarak yayınlamak bana göre çok ciddi bir yanlış. Bazı tahrikler nedeniyle olan bu olayların, bu kadar abartılı bir şekilde verilmesi doğru değil” demişti. »8’DE

Muş'ta DTP'nin kapatılmasını protesto etmek için yapılan gösteride bir esnafın kalaşnikoflu saldırısında 2 kişi yaşamını yitirdi. Başbakan Erdoğan Dolapdere'de silah çekilmesiyle ilgili "Lokal olay, abartmayın" demişti
Muş'un merkezinde DTP'nin kapatılmasını protesto etmek için yürüyüş yapan gruba esnaf olduğu öğrenilen bir kişinin kalaşnikofla ateş etmesi sonucu 2 yurttaş yaşamını yitirdi 8 kişi yaralandı.
Dün öğlen saatlerinde Bulanık’ın Aslanpaşa Caddesi'nde bulunan DTP binası önünde bir araya gelen binlerce kişi DTP'nin kapatılmasını protesto etti. Protesto için toplanan kalabalık yürüyüşe geçti. İlçede bir çok dükkanın kepenklerinin kapalı olduğu gözlenirken, Şehit Üsteğmen Suat İsakoğlu Caddesi'nde göstericilere esnaf olduğu bildirilen T.B'isimli kişinin kalaşnikofla ateş açması sonucu on kişi yaralandı. Bazı görgü tanıkları T.B'nin kepenklerinin kapalı olduğunu ve doğrudan dükkanından çıkarak ateş açtığını belirtirtti. Öte yandan T.B ile göstericiler arasında kepenk kapatma gerginliği yaşandığı ve çıkan kavganın büyümesi üzerine T.B'nin ateş açtığı da öne sürüldü.
Saldırı sonucu yaralanan Kemal Kayacan ile Nejmi Oral kaldırıldıkları Bulanık Devlet Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Yaralanan diğer yurttaşlar ise tedavi altına alındı.

KAN DAVASINA DÖNÜŞEBİLİR?
Bölgenin özellikleri dikkate alındığında Muş'ta yaşanan ve iki kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan bu saldırı olayının kan davasına dönüşme ihtimalinin olduğu belirtiliyor. Kalabalığa kalaşnikofla saldıran T.B'nin dükkanının ateşe verildiği de edinilen bilgiler arasında. Ayrıca kalabalık AKP İl Binası'nı da taşladı.
KORUCU OLABİLİR
Kalabalığın üzerine ateş açan manifaturacı T.B'nin kullandığı silahın (kalaşnikof) korucular ve bölgedeki aşiretler tarafından yaygın biçimde kullanıldığı biliniyor.

KIŞKIRTMALAR- RAHATLATMALAR
Dün Muş'ta yaşanan saldırıdan önce muhalefet liderleri toplumsal çatışmaları körükleyecek açıklamalarda bulunmuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Ankara'da yaptığı mitingde "Millet terörü ezmek istiyor. Bu mesajı iyi oku" şeklinde konuşmuştu.
Öte yandan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Dolapdere'de göstericilere silah çekilmesiyle ilgili "Lokal olayları, abartarak yayınlamak bana göre çok ciddi bir yanlış. Medyaya bu noktada yine çok önemli görev düşüyor. Bazı tahrikler sebebiyle olan bu olayların, bu kadar abartılı bir şekilde verilmesi doğru değil" demişti. Ayrıca Dolapdere'de kalabalığa silah çeken kişilerin serbest bırakılmıştı.

Bölgeden sağduyu çağrısı
ŞIrnak Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı (ŞESOB) Ali Ayan, gazetecilere yaptığı açıklamada, DTP’nin kapatılmasının bölgede açılımla beraber oluşan havayı tersine çevirdiğini söyledi. Ayan şunları kaydetti:
"Demokratik ülkelerde partileri ancak halkın kapatması gerektiği düşüncesindeyim. DTP'nin kapatılmasının, bölge insanı olarak, açılıma zarar vereceğini düşünüyoruz. Şiddet olaylarının tırmanmasından endişe ediyoruz. CHP ve MHP'nin bu süreçte rant sağlama hevesinden vazgeçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu tür konuların ülkemize zarar getireceğini düşünüyoruz. Herkes daha duyarlı olmak zorundadır. Yöre insanı olarak tekrar 1992'ye dönüp, bölgenin şiddet ve kanla anılmasını istemiyoruz. Bizler üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız."

Şendiller’i çağıran zihniyet sorgulanmalı
Alevi Çalıştayı’na çağrılan Maraş Katliamı sanığı Ökkeş Şendiler tepkilerin ardından geri adım attı, çalıştaya katılmayacağını açıkladı.
Alevi Çalıştayı’na Maraş Katliamı sanığı Ökkeş Şendiller’in çağrılması tepkilere neden olmuştu. Alevi Örgütleri, Şendillerin katılmasını protesto edeceklerini açıklamış, çalıştaya katılması için davet gönderilen isimlerden Arif Sağ, Fikri Sağlar ve Kamer Genç, Şendiller’in olduğu toplantıya katılmayacaklarını açıklamıştı.Şendiller tepkilerin ardından geri adım attı. Çalıştay’a katılmayacağını açıklayan Şendiler bu kararı “kurulan planın figüranı olmamak için” aldığını ileri sürdü. Şendiller, bakanlığın daveti geri çekmesi gibi bir durumun da söz konusu olmadığını vurguladı.

SAĞLAR VE SAĞ ÇALIŞTAYA KATILACAK
Maraş Katliamı sanığı Şendiller’in katılmayacağını açıklamasının ardından, gözler Çalıştay’a katılmayacağını açıklayan isimlere çevrildi. Fikri Sağlar, Bakanlıktan açıklama geldiği takdirde Çalıştay'a katılacağını açıkladı. Sağlar, konuyla ilgili şunları söyledi: “Önemli olan Bakanlığın gelmeyeceği yönünde açıklamasıdır. Bakanlık çağırdı ve Bakanlık gelmeyeceğini açıklamalıdır.
“Şendiller’in geleceğini kendisinden duymadım. Bakanlık bu yönde bir açıklama yaparsa Çalıştay’a katılıp katkıda bulunmak isterim.”
Daha önce katılmayacağını açıklayan Arif Sağ'ın da yaşanan bu gelişmeden sonra Çalıştay'a katılacağı bildirildi.
GÜMÜŞ: TEPKİLER ETKİLİ OLDU
Alevi örgütleri de Şendillerin katılması durumunda, çalıştayın yapılacağı otelin önünde eylem yapacaklarını duyurmuştu. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkanı Fevzi Gümüş şunları söyledi: “Davet edilmesi Alevilere yapılmış çok büyük saygısızlıktı. Kamuoyunda oluşan tepki belli ki etkili olmuş.Çok kararlı bir şekilde katılması durumunda protesto edecektik. Tepkiler karşısında durumdan vazife çıkarmış görünüyor.”

'AÇILIMIN BİTTİĞİNİN GÖSTERGESİ'
Maraş Katliamı sanığı Ökkeş Şendiller’i Çalıştay'a davet eden zihniyetin de sorgulanması gerektiğinin altını çizen Gümüş, Şendiller’in çağrılmasının hükümetin Alevi Açılımı’nın bittiğinin göstergesi olduğunun altını çizdi. PSAKD Genel Başkanı Gümüş şu açıklamada bulundu:
“Baştan beri izlenen üslup çalıştayları tartışmalı hale getirdi. Maraş Katliamı’nın yıldönümünün yaklaştığı şu günlerde, çalıştaya Şendiller’i çağırmak, Alevileri yezidle birlikte aynı masaya oturmaya zorlamak, Alevileri darbecilikle itham eden kişilerin davet edilmesi bir bütün olarak düşünüldüğünde, aslında AKP’nin Alevi Açılımı’nın bittiğini gösteriyor.
Şendiler’i çağırmakla hükümet Alevi Açılımı yapamayacağını kamuoyuna açıklamış oldu”

Gümüş, eylem yapma kararlarını ise yeniden gözden geçireceklerini söyledi.

http://www.birgun.net/

6 Aralık 2009

"Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!"

"Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!"
'Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!'


Ali Balkız'ın bu röportajı çok konuşulacak

5 Aralık 2009 11:24

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, uzun zamandır düzenledikleri eylemlerle yükselttikleri taleplerini de taşıyacak, demokratikleşmeyi öne alacak yeni bir sol hareketi oluşturmak üzere farklı kesimlerle biraraya geldiklerini açıkladı.
Balkız, SHP, 10 Aralık Hareketi, Özgürlükçü Sol ve bazı akademsiyenlerin de içinde yer alacağı yeni bir hareketin ocak ayında partileşebileceğini açıkladı. Ekmek ve Özgürlük'ten Mustafa Bayram Mısır'a verdiği röportajda Balkız, hükümetin tavrını, taleplerini, Kürt hareketine olan yaklaşımlarını da açıklıyor. Derginin Aralık 2009 sayısında yer alacak söyleşiyi aktarıyoruz.

İki yıldır Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde "eşit yurttaşlık hakkı" talebiyle mitingler yapılıyor. Temel talepleriniz nedir; neden düzenliyorsunuz bu mitingleri?

Biz varız, ayaktayız. Bu ülkenin bir bileşeniyiz, Alevi ve Bektaşileriyiz, ülkenin ayrılmaz bir parçasıyız. Ancak sorunlar yaşıyoruz. Ülkemizde laiklik ve demokrasinin Batılı anlamda yeterince kavranamadığı, içselleştirilemediği, yerleştirilemediği, hukuku oluşturulamadığı ve pratiği yaşanamadığı için de Sünnilerle eşit olmadığımızı düşünüyoruz.
Bu nedenle eşit yurttaşlık hakkı talepleriyle, geçen yıl 9 Kasım 2008'de Ankara Sıhhiye'de, bu yıl 8 Kasım 2009'da İstanbul Kadıköy'de 550.000 kişinin katılımıyla bahsettiğiniz mitingleri düzenledik ve istemlerimizi sıraladık.
Temel istemimiz eşit yurttaşlık hakkıdır. Sorunlarımızın kaynağının Türkiye hukuk, Türkiye sistemi olduğu bilinciyle hareket ederek, kendi açımızdan şu taleplerde bulunduk:


* Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır, laik bir devlette böyle bir kurum olmaz.

* Zorunlu din dersleri seçmeli hale getirilmelidir, içeriği değiştirilmelidir, çağdaşlaştırılmalı, çeşitlendirilmeli ve çoğullaştırılmalıdır. Çünkü laik bir ülkede zorla Sünni din eğitimi ve herhangi bir din eğitimi öğretimi zorunlu olarak verilemez, verilmemelidir.

* Cem ve Kültür Evleri yasal statüye kavuşturulmalıdır. Alevilerin kendilerine özgü bir Tanrı ve ibadet anlayışları vardır. İbadethanelerinin adı da cemevidir. Cemevinde ibadet ederler. Orada yola girer, ikrar verir, on iki hizmetlerini görürler. Cemevleri caminin alternatifi değildir. Başka bir şeydir. Bu yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

* Alevi köylerine 12 Eylül'den bu yana giderek yoğunlaşan bir biçimde camiler yapılıyor. Cemaat olmamasına karşın Sünni imamlar atanıyor.
Ve onlar günde beş vakit ezan okuyorlar. Her seferinde bahsettiğimiz gibi Alevilerin ibadethanesinin adı cemevidir.
Bu politikalardan vazgeçilmelidir.
Madımak Oteli müze olmalıdır.
Çünkü orada devlet devletliğini yapmadı, 2 Temmuz 1993 tarihinde.
Bir devletin varlık nedeni yurttaşlarının can güvenliğini korumaktır öncelikle. Ama o gün o tarihte Sivas'ta devlet bu görevini yapmadı, yapmak istemedi. Sonuçta 35 insanımız hayatını kaybetti. Devletin bu anlamda bir özür borcu vardır, sadece Alevilerden değil, sadece Sünnilerden değil, sadece Sivas'ta yaşayan Sivaslılardan değil, bütün insanlık aleminden bir özür borcu vardır.
Bunun yerine getirilmesi gerekir ki, bunun ifadesi, oranın bir insanlık müzesi, bir ayıp müzesi haline getirilmesi ile olasıdır.

Bir başka talebimiz de başta Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile daha öncesinde 2. Mahmut'un 1826'lardaki, şiddetle kapattıkları nedeniyle, atalarımızdan bize kalan son mekanlarımız -başta Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere, Şahkulu, Karacaahmet, Erikli Baba, Abdal Musa gibi- çokça dergahımız elimizden alınmıştır. Kimi onların kimi bizim müze statüsündedir; kimi de kira yoluyla, kira alınarak, kontrat yoluyla Alevilerin yönetimine bırakılmıştır. Buraların bize verilmesini istiyoruz. Taleplerimiz bunlar.

* Ama bunlarla yetinmiyoruz. Aynı dönemde, bu sorunlarımızın, ülkemizin temel düzeninden, sisteminden kaynaklandığı bilinciyle örneğin Kürt Sorunu barışçıl ve demokratik yollardan çözülsün istiyoruz.

"Nasıl bir Türkiye istiyoruz?" başlıklı bildirgeyi yayınlamaktaki temel hedefiniz, amacınız nedir? Mevcut siyasi güçler içerisinde alternatif bir Alevi siyasi gücü mü, partisi mi inşa etmeye çalışıyorsunuz? Yoksa bir sol birlik arzusu içinde misiniz? Bu bildirgenin, bu bildirgenin hazırlanmasında Alevi Bektaşi Federasyonunun rolü ve yeri nedir?

Bu bildirgenin ana teması Türkiye'yi tartışmaya davet etmektir. Niye tartışmaya davet etmek? Çünkü ülkemizde biz solda, sol - sosyal demokrat bir yapıya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Mevcut partiler ya sınıf partisi ya adı sol sosyal demokrat ama kendisi sağ statükocu, burada bir boşluk olduğunu düşünüyoruz.
Bu boşluk böyle doldurulabilir. 2009 Mart Yerel Seçimleri sonrası, biz Federasyon olarak bir durum değerlendirmesi yaptık, Parlamentonun durumuna baktık, seçim sonuçlarına baktık: Bu partilerle ülkemizin sorunlarının çözülemeyeceğini, bizim de kendi temel taleplerimiz yanında, Kürtlerin, işçilerin, emekçilerin, işsizlerin, öğrencilerin, sanatçıların taleplerinin karşılanamayacağı varsayımıyla böyle bir tartışma süreci başlattık. Bu tartışmanın sonu henüz alınmış değil. Buradan bir siyasi parti çıkar mı? Çıksın arzu ediyoruz. Ama bu asla ve asla Alevi siyasi partisi olmayacaktır, olmamalıdır.
Geçmişte, yakın tarihimizde yaşadığımız Türkiye Birlik Partisi, Demokratik Barış Hareketi ve Barış Partisi gibi bir oluşumu asla öngörmüyoruz. Bu bizim siyaset anlayışımıza da, laiklik anlayışımıza da, demokrasi anlayışımıza da ters. Ama buradan Alevilerin de içinde yer alacakları, yeni bir söz, yeni bir söylem yeni bir program, yeni kadrolar, yeni bir manifesto ile ülkemizde siyasete müdahale etmeyi amaçlamış vaziyetteyiz. Tartışmalar sürüyor...

Ufuk Uras'ın, 10 Aralık Hareketi'nin ve Sosyal Demokrat Halk Partisi'nin de içinde yer aldığı bir yeni partileşme süreci daha var. Onlar da toplantılar yapıyorlar, bu süreçle ilginiz nedir?

Andığınız hareketlerle temasımız var. Zaman zaman görüşüyoruz, zaman zaman toplantılar yapıyoruz. Onlar bizimle ilgili, biz de onlarla ilgiliyiz.
Ümit ediyoruz ki, diliyoruz ki, "nasıl bir Türkiye?" sorusuna aynı yanıtları verenler aynı organizasyon içinde yer alırlar.

Bu çerçevede Kürt Özgürlük Hareketi'ne nasıl bakıyorsunuz. Kürt Hareketi, Türkiye'de Kürtlerin taleplerini temsil eden büyük bir siyasi güç haline dönüştü. Sizin bakışınız bu hareketle birleşmeyi de içeriyor mu? Nasıl bir perspektif taşıyorsunuz?

Bizim tutuşturduğumuz süreç gerçekleşirse eğer, DTP'nin dışında kalmış, PKK'nın dışında kalmış Kürt kesimleriyle elbette birleşmeyi, buluşmayı arzu ederiz. Ama onlarla örgütsel birliktelik içerisinde olmayız, olmamız doğru olmaz. Çünkü DTP ve PKK etnisiteye dayalı, bir bölgeye dayalı belirli sorunlara dayalı bir siyaset yapıyor. Biz bütün Türkiye'yi düşünüyoruz.

Onur Öymen'in Dersim'e ilişikin açıklamalarına sizin de tepki gösterdiğinizi biliyoruz. Fakat genel olarak Aleviler arasında CHP'ye yönelik hayırhah veya ehven-i şer tutumu var. CHP ile Aleviler arasındaki siyasi mesafeyi açmak için Onur Öymen'in tutumu gerçek bir olanak olarak önünüzde durmuyor mu?

Onur Öymen anlaşıldı ki, Türkiye tarihini bilmiyor. Bir diplomat, büyükelçi, bir konuya dair söz söylerken en azından onu kabaca da olsa bilmesi gerektiğini anlarız. Ve söylediklerinin ne anlama geldiğini, nereye gideceğini, gittiği yerde nasıl anlaşılacağını bilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Hadi onun cahilliğine verelim. Ama kurum, Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda cahil değildir, olamaz olmaması gerekir, cumhuriyetle eşit yaşta bir parti. Biz, Öymen'in istifasını istedik. Ve düşüncelerine uygun bir partiye gitmelidir. Ararsa öyle bir parti bulur. Bulamıyorsa bu düşünceye uygun bir parti kurulabilir.
Yok CHP diyecekse ki, "bu nereden çıktı biz de aynen Onur Öymen gibi düşünüyoruz," o zaman bunu açıkça söylemelidir. 'Eğer CHP bunu diyorsa, başta Kılıçdaroğlu'ndan, özellikle Dersim kökenli olanlardan başlayarak CHP içinde bulunan milletvekilleri ve parti yöneticilerinin istifa etmesi gerekir', dedik.
Çağrımız buydu.
Ama parti, hem Onur Öymen'e sahip çıktı, hem o düşünceye sahip çıktı; hem Kılıçdaroğlu'nun "gereğini yapmalı" sözü boşa düştü, Yılmaz Ateş'in "şık olmadı" sözü hiç duyulmadı. Dolayısıyla CHP, "biz bu işi kapatalım" dedi, "kapatalım çünkü AKP kaşıyor; AKP, bu olay üzerinden Alevilerle CHP'nin arasını açmaya çalışıyor; Atatürkçü düşünce ile Atatürk ile Alevilerin arasını açmaya çalışıyor" gibi tezler ileri sürdüler. Hangi tezleri ileri sürerlerse sürsünler, tarih orada, Tunceli dağları orada, yaşanan katliam ve acılar orada... Tabii, "bir musibet bin nasihatten iyidir" denir, böyle bir nedenle de olsa konu Türkiye gündemine geldi, Tunceli'de 1937-38'de daha önceki yıllarda neler yaşandığını bilmeyen birçok aydın, gazeteci, yazar, sanatçı, politikacı, öğrenci, tarih meraklısı, Türkiye meraklısı bir çok insan dönüp Tunceli'de neler olduğunu bu vesileyle öğrenmeye çalıştı ve öğrenmeye de devam ediyor. CHP böyle de, konuya böyle bakıyor da, AKP farklı mı bakıyor? Ya da geçmişte Mesut Yılmaz farklı mı bakıyordu?

Bu vesileyle "Alevi Çalıştayları" ve AKP'nin "Alevi açılımı" hakkındaki görüşlerinizi de alalım.

AKP ile CHP arasında, tıpkı Dersim olaylarında olduğu gibi ya da Alevi taleplerinde olduğu gibi fark yok; Cumhuriyetin bütün hükümetleri birbirine benziyor.
Konu Aleviler olunca, konu Kürtler olunca, devletin temelinde tek tip insan yaratma amacı olduğu için, Türk ve Müslüman yaratma sevdası ve planı olduğu için aykırı olan herkesi silip süpürmek, yok saymak politikası o günden bugüne bütün hükümetler tarafından takip edile gelmiştir.
AKP ise, evet Alevilerin de tarihinde, Aleviler mitingler yapıyorlar, talepleri var, dinleyelim anlayalım düşüncesiyle Alevi Çalıştayı başlattı. 35 Alevi Örgütü temsilcisi, 3-4 Haziran 2009 tarihinde, gittik anlattık. Sayın Bakan'a taleplerimizi, el birliği, ağız birliği, iş birliği yaparak sunduk. Ve dedik ki, bazı hükûmetler ne yazık ki, "Aleviler siz çok parçalı bulutlusunuz, biriniz bir şey istiyorsunuz, başka bazılarınız başka bir şey istiyorsunuz, hangilerinizin taleplerini yerine getirelim ki? Gidin aranızda buluşun birleşin, istemlerinizi birleştirin, bizde ona göre bakalım." Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Tansu Çiller hep böyleydi. Bu kez Aleviler taleplerini birleştirip, hükûmetin önüne koydular; AKP'nin artık böyle bir mazereti yok.
Bakın, önceki gün gazeteler yazdı, sayın Faruk Çelik, Kızılcahamam'daki istişare toplantısı sonrası kendisine "Alevi açılımı, Alevi Çalıştayı" ile ilgili sorular yöneltildiğinde "Alevileri birlik değil ki" düşüncesini sunuyor. Aynı şeyi Alevi Çalıştayları Moderatörü Necdet Subaşı yapıyor, 15 Kasım 2009 tarihli Sabah Gazetesinde... "Biz birleşin dedik, birleşmediler" diyor. Neyi amaçladıklarını aşağı yukarı görüyoruz...

Cumhuriyet hükûmetlerinin yerleşik tutumu AKP tarafından da aynen sürdürülüyor.

Evet, aynen sürdürülüyor. Çalıştayda bu eleştiriyi gösteriyorlar ama önce mahkeme kararlarını uygulasaydılar ya... AİHM Kararları var. Din dersleri ile ilgili.

Danıştay'ın da bir kararı da var...

Bölge İdare Mahkemesi kararları da var. Bu kararları uygulamak için AKP'nin çalıştaya, açılıma ihtiyacı yok ki, olmaması gerekir. Mahkeme kararları karşısında hükûmetlerin eli kolu bağlıdır. Erteleyemez. Uygulaması gerekir. Bu kararları uygulamamak anayasal bir suçtur. Hem de laikliğe karşı mücadelenin odağı olmak gibi bir suçtur. Ayrıca bu taleplerin içinde bazıları var ki; Madımak Oteli'nin müze olması, bu Kültür Bakanlığı'nın hazırlayacağı bir genelgeyle olabilecek bir şey. Alevi köylerinde görevli Sünni imamların geri çağrılması, Diyanet İşleri Başkanlığının bir emirnamesi ile olabilecek bir şey. Bunları görmedik, göreceğe de benzemiyoruz. Yine Faruk Çelik, bizleri 8 Kasım 2009 Kadıköy mitingini yaparak süreci baltalamakla suçladı. "Ne güzel, çalıştay süreci ilerliyorken, kendi programımız devam ediyorken, bu tür mitingler yaparak açmaza çekiyorlar süreci." dedi. Oysa ki, eğer samimi iseler onların elini güçlendirmek için de yapılmıştır bu miting.

İzzettin Doğan ve Cem Vakfı, Alevi Bektaşi Federasyonundan farklı bir çizgi izliyor ve dolayısıyla, AKP Hükûmetlerinin bu yöndeki mazeretlerine bir zemin oluşturuyorlar, olanak yaratıyorlar. Sizin bu çevreye karşı tutumuz nedir?

İzzettin Doğan ve çevresi, o fikriyat, Alevileri asimile etmeye çalışan, Sünnileştirmeye çalışan devlet politikası ile tam bir uyum halindedir. İzzettin Doğan bir dede çocuğudur, profesördür, bilim adamıdır, atadan babadan ocak sahibidir. O ocakta yetişmiş olan biri Alevi İslam diye bir kavramı hiç duymamıştır. Yeni bir terim türetti. Alevi tarihinde, töresinde, kültüründe, sözlüğünde yeri olmayan bir kavram üreterek, Alevi İslam diyerek, yeni bir Alevilik yaratma hevesine kapıldı. Televizyondan cemler yayınlanıyor, erkekler bir tarafta, kadınlar bir tarafta, kadınların başı örtülü, izlerken korkuyorsunuz sanki bir tarikatın zikir töreni gibi...
Alevilikte böyle bir şey yok.
Cem vardı da, böyle bir cem yok.
O, "ben Alevilerin önderiyim, lideriyim sözcüsüyüm, bu yeni yetmeler de nereden çıktı, üstelik bunlar siyaset yapıyor" diyerek, dünyaya sağdan bakarak, sağ ideolojiden bakarak yeni bir Alevilik inşa etmeye çalışıyor.

En son 8 Kasımda İstanbul'da 550.000 kişi ile miting yaparken, O'na bağlı örgütlerin şubelerinden de binlerce insan kendi olanakları ile otobüslere, dolmuşlara, trenlere, vapurlara atlayıp Kadıköy'e gelmişler iken, O'na bağlı Cem Tv aynı tarih aynı saatteki MHP Kurultayını canlı yayınlıyordu.
Alevilere yönelik yayın yapan bütün televizyonlar -Yol, Su, Dem, Hayat başta olmak üzere-, ulusal kanallar, haber kanalları hepsi, uydudan alıp yayınlar yaparken, Cem Tv MHP Kurultayını yayınladı ve MHP Yönetimine kendi vakfından görevlendirdiği arkadaşlarını soktu.
MHP'ye gidiyor, AKP'den aradığını bulamamış olmalı ki...

Benim bilgim dahilinde değil, teolojinin alanına girdiğinden, böyle bir soruyu sorarak yanlış mı yaptım emin değilim ama Alevi erkanına göre bu bir düşkünlük hali midir?

Evet, bu bir düşkünlük halidir. Bu bir yoldan çıkmadır. Bu işlenebilecek suçların günahların en büyüğüdür.
Ama bu meşrebine de uygundur. S
ivas'ta Madımak Oteli'ni kuşatıp orayı yarım saatlik kuşatmadan sonra ateşe verenlerin içerisinde MHP'liler de vardı. Ülkü Ocakları ve komando dediğimiz genç militanlar da vardı. Ve bunlar duruşmalar boyunca, yedi yıl boyunca, kurt işaretleriyle, yaptıklarından utanç duymayı, pişman olmayı bir tarafa bırakın, hayatlarını kaybetmiş olan insanların yakınlarına ve biz müdahillere saldırdılar. Mahkeme salonunda otururken gazete, radyo ve televizyonların önünde... MHP bu konuda herhangi bir özür dilememişken, işin içindeki rolünü kabul etmemişken, bu yanlış olmuştur bile dememişken, İzzettin Doğan'ın bu olay hiç yaşanmamış gibi MHP'ye meyletmesi evet O'nda düşkünlük halidir.

Mitinglerinizde Pir Sultan Abdal kadar, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya'nın da resimleri taşınıyor; bu isimler Türkiye Sosyalist Hareketi'nde kurucu roller edinmiş sembol isimler. Mitinglerden yansıdığı kadarı ile, Alevi gelenekleri içinde de anılmaya başlamış isimler. Bu ikisi arasındaki tarihsel ilişki nedir size göre? Bu isimler Aleviler tarafından kabullenilmiş halde görünüyorlar, mitinglerinden yansıyan...

Sadece mitinglerinde değil evlerinde de öyle... Adını andığınız devrimci arkadaşlarımız kuşkusuz ki, Alevi ya da Sünni kimlikleriyle, Türk ya da Kürt kimlikleriyle yola düşmediler. Onlar devrimci duygularıyla, Marksist-Leninist ve materyalist felsefe ve düşünceyle bir sınıf mücadelesi kararıyla yollara düştüler, mücadelelerini ve hayatlarını verdiler.
Ne istiyorlardı?
Eşitlik, kardeşlik, sömürüye karşı çıkmak, başka bir dünya vadediyorlardı.
Alevilerin arzu ettikleri dünya ile Onların arzu ettikleri dünya birbiriyle örtüşüyordu.
Kimse kimseye dilinden, dininden, cinsinden, cinsiyetinden ötürü ayrımcılık yapmayacak; kimse kimseyi sömürmeyecek; kimse kimseye haksızlık yapmayacak; herkes çalıştığının karşılığını alacak; herkesin örgütlenecek...

Ben size başka bir şey anlatayım; sayfanız izin verecek mi bilmiyorum...
Alevi cemlerine katılacaklar evlerinde ne varsa onu getirirler. Kimi bir koç getirir, kimi bir kuzu, kimi bir kilo tereyağı, kimi bir avuç tuz; hepsi kara kazana girer, kaynar, kurban olur, pişer ve ceme gelmiş olan herkes doyuncaya kadar ondan yerler.
Kalan miktar, kazanın dibinde kalmıştır; kişilere kurbancı tarafından -ceme hizmet edenlerden biri, kurbancıdır adı-, o, gelen ailelere nüfus başına kepçe ile eşit dağıtır. Sonra sorar, "elimde yok ki terazi ile kantar, herkes oldu mu hakkına razı..."
Bu şudur, "herkesten gücüne göre almak, herkese ihtiyacına göre vermek". Sosyalizmin temel kavramlarından, kurallarından biri. Aleviler, sosyalizm yokken, Marx doğmamışken, bin yıllardır bu geleneği yaşıyorlardı.
Ama buradan hareketle, Alevilik sosyalizmdir, sosyalizm Aleviliktir demek, doğru olmaz elbette; farklı farklı şeyler. Ama bu kadar da yakındır...

Aleviler adını andığınız devrimci kişileri, onların Türk, Kürt, Sünni, inançlı, inançsız olmalarını düşünmeksizin peşin peşin bağırlarına basmış; kendi kahramanları, kendi Hazreti Ali'leri, Hüseyinleri, Pir Sultan Abdalları kabul etmişlerdir...


05.12.2009 11:24:25 Bianet

http://www.renkhaber.com