Deniz Gezmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Gezmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2010

Ulucanlar Ceza ve Tutukevi; 12 Eylül Utanç Müzesi

Ulucanlar Ceza ve Tutukevi; 12 Eylül Utanç Müzesi ..

EvcioğluHaber- Bir kara tarih daha kapandı.. Ulucanlar Ceza ve Tutukevi "UTANÇ MÜZESİ" oldu..

Ulucanlar Cezaevi'nin deposunda saklanan darağacı; Kapatıldıktan sonra Altındağ Belediyesi tarafından müzeye dönüştürülen Ulucanlar (Ankara Merkez Kapalı) Cezaevi'nin deposundan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Erdal Eren, Necdet Adalı gibi isimlerin idamlarında kullanıldığı iddia edilen darağacı çıktı.
Hürriyet gazetesinin haberine göre;
Ulucanlar Cezaevi, 81 yıllık faaliyet süresi içinde İskilipli Atıf Hoca, Deniz Gezmiş, Necdet Adalı, Hüseyin İnan,Mustafa Pehlivanoğlu ve Erdal Eren'inde bulunduğu 19 kişinin idam edilmesiyle, işkencelerle hafızalardaki yerini aldı.
Altındağ Belediyesi, çoğu kişinin hatırlamak dahi istemediği bu mekanı, aslına uygun olarak dizayn ederek “hoparlörlerinden çığlık seslerinin” duyulduğu, koğuşlarda balmumundan mahkumların bulunduğu, o günlere yaşamak isteyenlere bir süre için de olsa “mahkumluğu yaşatacak” tecrit odalarının yer aldığı müzeye dönüştürdü.
Aslına uygun şekilde düzenlenen cezaevi koğuşlarına ve tecrit odalarına balmumundan yapılan 22 mahkum heykeli yerleştirilirken, müzenin koridorlardaki hoparlörlerinden tecrit odalarındaki işkenceleri yansıtan çığlık sesleri yankılanıyor.
Cezaevi avlusundaki mahkumların dilek ağacının dallarına ise bir dönem Ulucanlar'da tutuklu kalan Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Bölükbaşı, Osman Yüksel Sedengeçti, Bülent Ecevit, Fakir Baykurt, Hüseyin Cahit Yalçın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ali Bülent Orkan, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Cevat Şakir Kabağaçlı, Yılmaz Güney, Necdet Adalı, Erdal Eren'e kadar bir çok ismin fotoğrafları asıldı.

Ziyaret edenleri özellikle idamların, işkencelerin yaşandığı dönemlere götüren türkülerin yankılandığı müzede, Muhsin Yazıcıoğlu'nun seccadesi ve süveteri, Hüseyin İnan'ın idamdan sonra üzerinden çıkarılan fanilası, Deniz Gezmiş'in sigarası, ders notları gibi kişisel eşyaları da sergileniyor.

Ankara'nın Altındağ ilçesinin Ulucanlar semtinde bulunan, “Cebeci Tevkifhanesi, Cebeci Umumi Hapishanesi, Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve son olarak Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi” olarak adlandırılan cezaevi, kurulduğu 1925 yılından kapatıldığı 2006'ya kadar Türk demokrasi tarihine ve pek çok önemli döneme şahit oldu.

81 yıllık süreçte gazetecilerin, yazarların, politikacıların, aydınların yaşamlarına, hikayelerine, idamlarına, isyanlar ve isyanların bastırıldığı operasyonlara tanıklık eden Ulucanlar, Altındağ Belediyesi tarafından meşakkatli bir sürecin ardından”Ulucanlar Cezaevi Müzesi Kültür ve Sanat Merkezi” yapıldı.

Haber / Yorum
Darbeler..! Ülkemizin geri bırakılmasında en önemli neden.!
Ülkemiz, askeri darbelerle topluma giydirilen deli gömleği giymekten çok çekti.. Kesintiye uğratılan demokratik yaşam, toplumsal gelişmeyi engellediği gibi; eğitim bilimsellikten uzak tamamen zamanı geçmiş ezber bilgilere dayalı olmaktan, üniversiteler özgür lüklerini kayıp ettiler.. Yeni gelişmelere ayak uydurmak bir yana; bir daha hiç eskisi gibi dahi olmadı..

Aydınlar, yazarlar, öğretim üyeleri ve yetişmiş tüm beyinler içeri atılarak, ya işkencelerde veya sokak ortasında faili meçhul katliamlarda öldürüldü..
Darbeler ülkemizin kaderi olmaktan çıkamadığı gibi; aklına esen bu gidişatı beğenmiyorum deyip parlementer sistemi değiştirdi..
Anayasa ortadan kaldırmak suçtu..Özellikle Uluslararası Hukuka göre de suçtu.. Yaptıkları.. Ama; henüz yaptıklarının hesabını vermediler.. Darbeciler..!

60 İhtilali, 12 mart muhturası ve 12 Eylül cuntası gibi kendi insanını cendereye çeken zulüm eden, "asmayıp da besleyelim mi" diyen darbeci generallerin sadist duygularını tatmin ettiği akılalmız işkence ve tecavüzlerin yaşandığı günlerdi.. Ne adına yapıldı? Demokrasi getirmek için...! Demokrasiyi ortadan kaldırarak..! Bu gün ülkemiz gelişememişse? geri kalmış ise; bunun baş sorumluları, Darbecilerdir..
Tüm dünya darbecilerini yargıladı... Umuyorum ki; ülkemizde bunu başaracak ve çocuklarına yaşatılan insanlık dışı işkencelerin ve zulmün hesabını soracak..

Artık; cezaevleri inşa eden / yapan bir ülke değil; eğitim kurumları yapan ve bilim adamlarının yetiştiği ve aydın ve yazarlarına değer verilen, yaşanacak bir ülke olma yolunda atılan bir adım olması dileği ile...

Ulucanlar Cezaevi "Utanç Müzesi " oldu.. Umuyorum. darbecilerde kendilerinden utanır..

EvcioğluHaber-28.12.2010


7 Mayıs 2010

DENİZLERİN ANMA ETKİNLİĞİNDE "EDP" DE VARDI


68'Lİ
LER,
ANILDI

DENİZLERİN ANMA ETKİNLİĞİNDE "EDP" DE VARDI


Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idamlarının 38. yılında Ankara, karşıyaka mezarlığındaki mezarları başında anma töreni yapıldı. 68 kuşağının devrimci önderlerinden; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bundan 38 yıl önce 12 Mart faşist cuntacılar tarafından idam edilmişleri.
Deniz'lerin anma etkinliklerinde bu yıl ilk defa Türkiye siyasal hayatında yer alan "Eşitlik ve Demokrasi Partisi" de flamalarıyla yerini aldı..


Haber ve Fotoğraf; Evcioğlu
06.05.2010-perşembe

























ATIK KAĞIT İŞÇİLERİDE DENİZLERİ ANDI.

68'
LİLER
ANILDI
"ATIK KAĞIT İŞÇİLERİ VE SOKAK EMEKÇİLERİDE "
DENİZLERİ ANDI.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan; idamlarının 38. yılında Ankara, karşıyaka mezarlığındaki mezarları başında anıldılar.
Denizlerin anma etkinliklerinde, başka dostlarıda vardı.. Bunlar kış yaz demeden, gece ve gündüz her türlü tehlikeye açık olmak üzere sokaklardaki ekonomik değerleri olan ne varsa kağıt, cam, şişe, demir, bakır, naylon ve teneke gibi herşeyi toplayarak hem ülke ekonomisine en büyük desteği sağlayarak çok önemli bir işlevi yerine getirmektedir.. Aslında böyle bir işi yapanlara devlet sağlık giderlerini parasız karşılamak ve ayrıca maaş ve siğortalarını da karşılıksız yatırması gerektiğine inanıyorum..
Hayatlarını ve çocuklarına yaşanabilir bir dünya kurabilmek için çalışan, toplum ve devlet tarafından fark edilmeyen o güzel insanlarda vardı..

"EL ARABALARIMIZDAN VE TEZGAHLARIMIZDAN BAŞKA KAYIP EDECEK BİR ŞEYİMİZ YOK" diye pankart açarak Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan dostlarını idamlarının 38. yılında yanlız bırakmayarak anmaya katılmışlardı..

Haber ve fotoğraf: Evcioğlu

06.05.2010






6 Mayıs 2010

DENİZ, YUSUF VE İNAN İDAMLARININ 38.YILINDA ANILDI


68'Lİ
LER,
ANILDI

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idamlarının 38. yılında Ankara, karşıyaka mezarlığındaki mezarları başında anıldılar. 68 kuşağının devrimci önderlerinden;
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bundan 38 yıl önce 12 Mart faşist cuntacılar tarafından idam edilmişleri.

****************
Deniz'lerin anma etkinlikleride bu yol diğer yıllara göre çok farklı bir şekilde yapıldı...! Solcular, kolay kolay yanyana gelmezlerdi ama; bunların tek ortak yanları 68 kuşağı önderleriydi.. Her yıl, bütün sol ve sosyalistler bu gün 6 mayısta bir araya geliyor ve ortak açıklamalar yapıp birlikte faşizme karşı omuz umuza diye biliyorlardı..
Ama; bu yıl omuz omuza değilde beşer dakika arayla gelip önünde toplanan 30 ayrı parçadan oluşan kitleye seslenerek geliyoruz, yan yanayı da kaldırdık dediler..
Ülkemiz de yaşanan eko -politik, sosyo-kültürel ve siyasal sorunlar baştan aşağı bozulmuş bir çark gibi ve emekçi halk tarafından açlık ve yoksulluk çekilmez hale gelmişken, bunların çözümüne ortak bir irade ve çaba harcanması gerekirken; bakarmısınız? Denizleri anmakta bile ortak bir irade ortaya konamıyor...
Sizce; bu resim sizede güven verebiliyormu? Yaklaşık aynı saatlerde üç ayrı anma etkinliği yapıldı.. üç ayrı noktada konuşmalar yapıldı..
Bunu dostlarımız kadar düşmanlarımızda gördü...
En büyük sizsiniz...!
Hadi hayırlısı..!
Hanginiz daha kırmızısınız?
Hanginiz diğerinden daha solcu / devrimci?


İnsanlar sizlerden birlik ve bir bütün olarak, yaşamda karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmenizi beklerken; buna hakkınız olduğuna inanmıyorum.. Dergah ne kadar büyük olursa olsun..! Halkın dertlerine çare oluyormu? olmuyormu? Önemli olanda bu?

Önemli bir not daha; iki ayrı örgütten olan Mahirler ve Denizler.. Denizlerin idamını durdurabilmek için hayatlarını bağışladılar gözünü kırpmadan.. Bu durumdan bir sonuç çıkartabiliyormuyuz bu gün, hala yok.. Yok böyle bir sosyalizm, yok böyle bir devrim.. Devrimciler ayağa kalksaydı bugün, hepimizi oradan kovardı inanın...!

Haber ve Fotoğraf; Evcioğlu
06.05.2010-perşembe











5 Mayıs 2010

Denizler anılıyor

Denizler anılıyor

05.05.2010

http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=48014

1968 kuşağının devrimci gençlik önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idamlarının 38. yılında anılacak.
Karşıyaka Mezarlığı'nda düzenlenecek etkinliğe her yıl katılan Deniz Gezmiş'in avukatı Halit Çelenk, bu yıl katılamayacak. Çelenk'in mesajını Deniz Gezmiş'in mezarı başında eşi Şekibe Çelenk okuyacak.

ANKA

Ankara - Karşıyaka Mezarlığı'nda 6 Mayıs Perşembe günü saat 13.00'te Devrimci 78'liler Federasyonu, 68'liler Dayanışma Derneği, 78'liler Girişimi, Ankara Halkevleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Devrimci Hareket, ESP, ÖDP, SDP, Sosyalist Parti ve TKP ortak bir anma töreni düzenleyecek. Etkinliğe diğer bazı siyasi partiler, sivil toplum örgütü temsilcileri ile öğrencilerin katılması beklenirken, Gezmiş ve yol arkadaşlarının avukatı Halit Çelenk, bu yıl rahatsızlığı dolayısıyla anma törenine katılmayacak. Burada Halit Çelenk'in eşi Şekibe Çelenk ile katılımcı grupların temsilcilerinin kısa birer konuşma yapmaları bekleniyor. Konuşmaların ardından her yıl olduğu gibi bu yıl da mezarlara yanan sigaralar ve karanfiller bırakılacak.

Ortak anma törenine yapılan çağrıda "6 Mayıs 1972'de darağaçlarında son soluklarında bile devrime ve sosyalizme olan bağlılıklarını haykıran önderlerimizin devrimci düşünceleri ilk gün sıcaklığında yüreğimizde, bilincimizde, vicdanımızda yaşadı, yaşıyor. Askeri darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesi'nin bir parçası olarak, Denizleri idam sehpalarına çıkarıp katledenleri bir kez daha lanetleyeceğiz" denildi.

Öte yandan "Denizlerden Fikri Sönmez"e başlıklı anma etkinlikleri kapsamında 7 Mayıs Cuma günü saat 18.00'de ÖDP Batıkent İlçe Binası'nda sinevizyon gösterisi ve müzik dinletisi gerçekleştirilecek.

38 yıl önce idam edildiler

68 kuşağının devrimci gençlik önderleri olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için verilen idam kararı, 6 Mayıs 1972 yılında yerine getirildi. İnfazlar sabaha karşı 01.25'te başladı, 05.20'ye kadar devam etti. İlk olarak Deniz Gezmiş'in cezası infaz edildi. Onu Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamları izledi. İdamlarından önce son söz olarak, "Yaşasın Marksizm-Leninizm'in yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Kahrolsun Emperyalizm" diye slogan attılar.

http://www.cumhuriyet.com

'Üç Fidan' anıtına saldırı

'Üç Fidan' anıtına saldırı

5 Mayıs 2010









Bursa'da, merkez Nilüfer Belediyesinin, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın anısına yaptırdığı ve bugün açılması planlanan ''Üç Fidan'' anıtının kesici aletli ve boyalı saldırıya uğradığı bildirildi.

AA


Bursa- Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, ''Üç Fidan'' anıtının bulunduğu Nilüfer Gençlik Parkı'nda yaptığı açıklamada, heykeltıraş Eşber Karayalçın tarafından ''barış sembolü çevresine yerleştirilmiş üç insan figürü'' şeklinde tasarlanarak yapılan anıta saldırıda bulunulduğunu söyledi.

Görgü tanıklarının anlattıklarına göre 20-25 yaşlarında 3-4 kişinin soyut heykellere, kesici alet ve boyalarla zarar verdiğini aktaran Bozbey, olayla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını bildirdi.

Bozbey, boyaların temizlendiğini, kesici aletlerle oluşan hasarın ilerleyen günlerde onarılacağını belirterek, şöyle konuştu: ''Ülkenin birliğe, bütünlüğe ihtiyaç duyduğu ortamda, o dönemde emperyalizme karşı mücadele eden, ülkenin tam bağımsızlığı konusunda ödün vermeden idama giden bu insanların anısına dikilen anıtlara yapılan saldırıyı kınıyorum. Biz o insanların mücadelelerini şimdi daha iyi anlıyoruz. Çok da doğru buluyoruz. Bu gençler tam bağımsızlık uğruna bedel ödediler. Bunlar, o dönemin bağımsızlık liderleriydi. Yarın yapılacak açılış için en sağdan en sola, bu ülkede kendini demokrat hisseden, Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyet'e, barışa sahip çıkan, barış özlemiyle geleceğe bakan, emperyalizme karşı duruşları net olan, ülkenin tam bağımsızlığına inançları olan insanları buraya bekliyorum.''

Türkiye'nin o yıllarda yaşadıklarını, verilen mücadeleleri bugünkü gençlere anlatmak istediklerini vurgulayan Bozbey, şöyle devam etti: ''Ülkenin tam bağımsızlığı konusunda tam mücadele etmişler. Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucularıydı. Emperyalizme karşı mücadele yürütenlerin önderleriydi. Atatürk'ün 1933 yılında söylediği 'Bursa Nutku' da hemen yanındaki parkta bulunuyor. Atatürk'ün tarif ettiği gençler bu gençlerdi. Bu yüzden nutuk ile gençleri burada buluşturduk.''

Bozbey, parkın, konuşlandırılacak kameralarla sürekli takip edileceğini, ''Üç Fidan'' anıtına zarar verilmesini önleyeceklerini sözlerine ekledi.,

ÇGD saldırıyı kınadı

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu, merkez Nilüfer Belediyesinin, 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın anısına yaptırdığı ''Üç Fidan'' anıtına yönelik kesici aletli ve boyalı saldırıyı kınadı.
ÇGD Bursa Şubesinden yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin demokratik bir toplum olma yönünde sancılı bir dönemden geçtiği bugünlerde Bursa'nın çirkin bir saldırıya sahne olduğunu belirtildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ''Farklılıklarımızla birlikte yaşamayı ve demokrasiyi içine sindiremeyenler Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan anısına Nilüfer Belediyesi tarafından yaptırılan 'Üç Fidan' anıtına kabul edilemez bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırı, sadece anayasayı değiştirmeye çalışmak suçundan dönemin Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca ölüm cezasına çarptırılan ve bu cezaları 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı 'terörist' olarak kabul eden zihniyetin sokağa yansımasından başka bir şey değildir. ÇGD Bursa Şubesi olarak bu saldırıyı şiddetle kınıyor, duyarlılığımızı göstermek üzere tüm üyelerimizi anıtın açılış törenine katılmaya çağırıyoruz.''

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=137468

21 Nisan 2010

Elverdi'nin cenazesinde imam tepkisi

Elverdi'nin cenazesinde imam tepkisi

Gezmiş’in idam kararını veren Elverdi öldü

21/04/2010 09:40

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararını veren hakimin cenaze töreninde imam törene katılanlara 'merhumu nasıl bilirdiniz' sorusunu yöneltmedi

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına karar veren Emekli Tuğgeneral Ali Elverdi dün kılınan cenaze namazıyla sessiz sedasız toprağa verildi.

İmamdan sessiz tepki

Az sayıda kişinin katıldığı cenaze namazı yoğun güvenlik önlemleri altında kılındı. Vermiş olduğu kararla Türk siyasi tarihine geçen Elverdi'nin cenaze töreni de ilginç bir olaya sahne oldu.
Cenaze namazını kıldıran imam, namaz sonrasında 3 defa istenen helallik hakkını 1 defa isteyerek herkesi şaşırttı. Bununla da yetinmeyen imam törene katılanlara 'merhumu nasıl bilirdiniz' sorusunu yöneltmedi.

Ensonhaber.com

31 Aralık 2009

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Necdet Saraç

"Çarşı Muaviye'ye karşı"


Ankara’da yapılan büyük Alevi mitingine katılmış biri olarak geçen hafta, 8 Kasım’da İstanbul Kadıköy Meydanı’na gelerek bir adım öne çıkacak olanlar, aynı zamanda 9 Kasım sabahı ‘ben de oradaydım’ diye gururla işine, okuluna, fabrikasına, mahallesine gidecek olanlardır diye yazmıştım.
Gerçekten de öyle oldu. Bir adım öne çıkma cesareti gösterenler bu haklı gururun da sahibi oldular. İstanbul mitingine katılamayan, televizyondan izleyenlere, gazete veya internet sayfalarındaki insan selini andıran fotoğrafları görenlere ise ne yazık ki “keşke ben de orada olsaydım” demek düştü.

ABF’nin düzenlediği “ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı” başlıklı mitinge, yansıyan görkemli, renkli ve coşkulu kalabalık, yaklaşık 20 yıllık Alevi örgütlenmesinin ve Alevilerin uzun yıllara yayılan özleminin dışa vurumuydu.

Çoşku o kadar büyüktü ki, yukarıdan çekilen fotoğraflarda bile tek kareye sığmayan kitle için, sahneden gelen sesi duyup duymamak, kimin ne söylediğini anlayıp anlamamak önemli değildi.

Çünkü coşkunun kaynağı, yıllardır yaşanan sindirilmişliğin, suskunluğun kırılması, korku duvarlarının yıkılmasıydı. Korku duvarı yıkılıp, özgüven, elini kolunu sallayarak meydana çıkınca, alana sığmayıp Haydarpaşa Tren İstasyonu önünde kalan da, Salı Pazarı’nda kalan da, yada meydan da kendine yer bulan da aynı heyecanı, aynı coşkuyu paylaşıyordu.
Heyecan ve çoşku yalnızca türkülere değil, Sultanbeyli gençlerin yazdığı gibi pankartlara da yansıyordu: “Boynumda Zülfikar, duvarımda saz, ben Aleviyim, bunu yüreğine yaz

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Her yaştan, her tipten, her kesimden insan Kadıköy’deydi. Yaratıcılıklarıyla ve cesaretleriyle, neredeyse bütün solcuları kıskandıran Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’da oradaydı.
Çarşı,açtığı pankartla yüzbinlerin duygusunu üç kelimeye sığdırmıştı: Çarşı Muaviye’ye karşı”.

30 Aralık 2007’de Köln’de, 2 Temmuz 2008’de Madımak önünde, 9 Kasım 2008’de Ankara’da yapılan görkemli ve coşkulu mitinglere katılan biri olarak, Kadıköy mitingi diğerlerine göre daha da geniş bir bileşimi yansıtıyordu.
Miting ÇARŞI’dan KAOS’a, CHP’den DTP’ye, ÖDP’den ADD’ye, TDH’dan TKP’ye kadar çok geniş bir siyasi yelpazeyi kucaklıyordu. Hacıbektaş’tan Diyarbakır’a, Ordu’dan, Datça’ya, Metz’den Berlin’e, Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanından Aleviler Kadıköy’deydi. Kars federasyonu da, İmranlı dernekleri de. Elinde Atatürk ve Türk bayrağı taşıyan yüzlerce kişi, Ferhat Tunç’un Kürtçe parçasıyla halay çekiyordu. Seval Şam ile Sabahat Akkiraz aynı sahnede deyişleri seslendiriyordu. Hacı Bektaş ile Pir Sultan, Deniz Gezmiş ile Hüseyin İnan, Seyit Rıza ile Muhlis Akarsu aynı alanda semaha durabiliyor, deyiş söyleyebiliyordu.

Bu resim Türkiye’ydi ve olması gerekendi.

Alevi hareketi, asla yan yana gelemeyecek gibi duranları, yada böyle gösterilenleri yan yana getirerek, bunun mümkün olabileceğini, laik, demokratik ve özgür bir Türkiye için yeniden hayal kurulabileceğini gösteriyordu. Nitekim, Alevi kimlikleriyle alanı dolduran yüz binler, kimliklerinden utanmadan, mezheptir, dindir, değildir tartışmasına takılmadan, pankartlarıyla, sloganlarıyla, türküleriyle, demokrasiye dair ne varsa, sola dönük yüzlerinden yansıyan bir ışık olarak Kadıköy’den yükselerek Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yana yansıdılar. Kadıköy’den yükselen ışığın gücünün, karamsar ve umutsuz yürekleri aydınlatmasına, “evet değişim mümkündür” dedirtmesine yazılı ve görsel “büyük” basının sansürleme çabası ile yetmedi. Alevi ışığı sansür engelini de delip geçti…

"Çarşı Muaviye'ye karşı"

Yeni ve modern tarzdaki örgütlenmesiyle, marabalığı, sürekli yönetilmeyi, üçüncü, dördüncü, beşinci adam olmayı reddeden Aleviler, yan yana geldiklerinde dağları devirebileceklerini de gördükleri için, kendi ezberleri dahil, bütün ezberleri bozarak sorunlarının çözümünün siyasal iktidardan ve demokratikleşmeden geçtiğini de açıkça ilan ettiler.
Nitekim mitingte, ABF bileşenleri adına yapılan bütün konuşmalarda bu vurgu açıkça öne çıktı. Üstelik, konuşmalardaki vurgular yalnızca durum tespiti yapmakla da sınırlı kalmadı; Alevilerin sorunlarının çözümünün kendi ellerinde olduğunun da altı kalınca çizildi.

Bu miting, sorunların çözülmemesinin, çözülüyor gibi yapılarak, demokratikleşmenin sürekli ertelenmesinin mevcut siyasal iktidara yeni fırsatlar sunmayacağı gibi tersine siyasal iktidarın hareket alanının iyice daralacağını göstermiştir. Hem siyasal iktidara, hem de kendi kaderine “yeter artık” diyen bu miting aynı zamanda, sorunlar çözülmediği taktirde, Kadıköy mitingine katılamayıp “keşke ben de orada olsaydım” diyenlere, yeni ve daha da kitlesel mitinglere katılmak için yeni fırsatlar sunulacağını da işaret etmiştir.

Kaynak : Alevihaberajansi.com - 12 Kasım 2009

http://www.alevihaberajansi.com