"Çarşı Muaviye'ye karşı"
Necdet Saraç
Ankara’da yapılan büyük Alevi mitingine katılmış biri olarak geçen hafta, “8 Kasım’da İstanbul Kadıköy Meydanı’na gelerek bir adım öne çıkacak olanlar, aynı zamanda 9 Kasım sabahı ‘ben de oradaydım’ diye gururla işine, okuluna, fabrikasına, mahallesine gidecek olanlardır” diye yazmıştım.
Gerçekten de öyle oldu. Bir adım öne çıkma cesareti gösterenler bu haklı gururun da sahibi oldular. İstanbul mitingine katılamayan, televizyondan izleyenlere, gazete veya internet sayfalarındaki insan selini andıran fotoğrafları görenlere ise ne yazık ki “keşke ben de orada olsaydım” demek düştü.ABF’nin düzenlediği “ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı” başlıklı mitinge, yansıyan görkemli, renkli ve coşkulu kalabalık, yaklaşık 20 yıllık Alevi örgütlenmesinin ve Alevilerin uzun yıllara yayılan özleminin dışa vurumuydu.
Çoşku o kadar büyüktü ki, yukarıdan çekilen fotoğraflarda bile tek kareye sığmayan kitle için, sahneden gelen sesi duyup duymamak, kimin ne söylediğini anlayıp anlamamak önemli değildi.
Çünkü coşkunun kaynağı, yıllardır yaşanan sindirilmişliğin, suskunluğun kırılması, korku duvarlarının yıkılmasıydı. Korku duvarı yıkılıp, özgüven, elini kolunu sallayarak meydana çıkınca, alana sığmayıp Haydarpaşa Tren İstasyonu önünde kalan da, Salı Pazarı’nda kalan da, yada meydan da kendine yer bulan da aynı heyecanı, aynı coşkuyu paylaşıyordu.
Heyecan ve çoşku yalnızca türkülere değil, Sultanbeyli gençlerin yazdığı gibi pankartlara da yansıyordu: “Boynumda Zülfikar, duvarımda saz, ben Aleviyim, bunu yüreğine yaz”
Her yaştan, her tipten, her kesimden insan Kadıköy’deydi. Yaratıcılıklarıyla ve cesaretleriyle, neredeyse bütün solcuları kıskandıran Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’da oradaydı.
Çarşı,açtığı pankartla yüzbinlerin duygusunu üç kelimeye sığdırmıştı: “Çarşı Muaviye’ye karşı”.30 Aralık 2007’de Köln’de, 2 Temmuz 2008’de Madımak önünde, 9 Kasım 2008’de Ankara’da yapılan görkemli ve coşkulu mitinglere katılan biri olarak, Kadıköy mitingi diğerlerine göre daha da geniş bir bileşimi yansıtıyordu.
Miting ÇARŞI’dan KAOS’a, CHP’den DTP’ye, ÖDP’den ADD’ye, TDH’dan TKP’ye kadar çok geniş bir siyasi yelpazeyi kucaklıyordu. Hacıbektaş’tan Diyarbakır’a, Ordu’dan, Datça’ya, Metz’den Berlin’e, Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yanından Aleviler Kadıköy’deydi. Kars federasyonu da, İmranlı dernekleri de. Elinde Atatürk ve Türk bayrağı taşıyan yüzlerce kişi, Ferhat Tunç’un Kürtçe parçasıyla halay çekiyordu. Seval Şam ile Sabahat Akkiraz aynı sahnede deyişleri seslendiriyordu. Hacı Bektaş ile Pir Sultan, Deniz Gezmiş ile Hüseyin İnan, Seyit Rıza ile Muhlis Akarsu aynı alanda semaha durabiliyor, deyiş söyleyebiliyordu.
Bu resim Türkiye’ydi ve olması gerekendi.
Alevi hareketi, asla yan yana gelemeyecek gibi duranları, yada böyle gösterilenleri yan yana getirerek, bunun mümkün olabileceğini, laik, demokratik ve özgür bir Türkiye için yeniden hayal kurulabileceğini gösteriyordu. Nitekim, Alevi kimlikleriyle alanı dolduran yüz binler, kimliklerinden utanmadan, mezheptir, dindir, değildir tartışmasına takılmadan, pankartlarıyla, sloganlarıyla, türküleriyle, demokrasiye dair ne varsa, sola dönük yüzlerinden yansıyan bir ışık olarak Kadıköy’den yükselerek Türkiye’nin ve Avrupa’nın dört bir yana yansıdılar. Kadıköy’den yükselen ışığın gücünün, karamsar ve umutsuz yürekleri aydınlatmasına, “evet değişim mümkündür” dedirtmesine yazılı ve görsel “büyük” basının sansürleme çabası ile yetmedi. Alevi ışığı sansür engelini de delip geçti…
Yeni ve modern tarzdaki örgütlenmesiyle, marabalığı, sürekli yönetilmeyi, üçüncü, dördüncü, beşinci adam olmayı reddeden Aleviler, yan yana geldiklerinde dağları devirebileceklerini de gördükleri için, kendi ezberleri dahil, bütün ezberleri bozarak sorunlarının çözümünün siyasal iktidardan ve demokratikleşmeden geçtiğini de açıkça ilan ettiler.
Nitekim mitingte, ABF bileşenleri adına yapılan bütün konuşmalarda bu vurgu açıkça öne çıktı. Üstelik, konuşmalardaki vurgular yalnızca durum tespiti yapmakla da sınırlı kalmadı; Alevilerin sorunlarının çözümünün kendi ellerinde olduğunun da altı kalınca çizildi.Bu miting, sorunların çözülmemesinin, çözülüyor gibi yapılarak, demokratikleşmenin sürekli ertelenmesinin mevcut siyasal iktidara yeni fırsatlar sunmayacağı gibi tersine siyasal iktidarın hareket alanının iyice daralacağını göstermiştir. Hem siyasal iktidara, hem de kendi kaderine “yeter artık” diyen bu miting aynı zamanda, sorunlar çözülmediği taktirde, Kadıköy mitingine katılamayıp “keşke ben de orada olsaydım” diyenlere, yeni ve daha da kitlesel mitinglere katılmak için yeni fırsatlar sunulacağını da işaret etmiştir.
Kaynak : Alevihaberajansi.com - 12 Kasım 2009
http://www.alevihaberajansi.com
31 Aralık 2009
"Çarşı Muaviye'ye karşı"
5 Kasım 2009
Subaşı'dan "Alevi Açılımı" itirafı
Necdet Subaşı: "Ateistleşen Aleviler çoğalıyor. Aleviliği birinin yeniden inşa etmesi gerek" Başbakanlık Danışmanı ve Alevi Açılım Koordinatörü Yrd.Doç.Dr. Necdet Subaşı'dan AKP'nin Alevi Açılımı ve Alevi Çalıştaylarının amacını ortaya koyan tarihi bir itiraf geldi : "Ateistleşen Aleviler çoğalıyor. Aleviliği birinin yeniden inşa etmesi gerek" Başbakanlık Danışmanı ve Alevi Açılım Koordinatörü Yrd.Doç. Dr. Necdet Subaşı, Aralık ayında tamamlanacak "Alevi Açılımı Çalıştayı" öncesi Muğla Yücelen Hotel'de Muğla Menteşe Grubu üyelerine verdiği konferansta açılımı anlatırken yaptıkları çalışmalarla Alevilerin sorunlarının çözümünde önlerine çıkan engellerin kaldırılması çabası içinde olduklarını söyledi. "Bunlara bin yıldır 'siz kimsiniz?' diyen olmadığını anlatan Necdet Subaşı, şöyle konuştu: "Biz sorunların çözümlenmesinde, önlerinin açılması çabası içindeyiz. Devlet engelleri kaldırdıktan sonra gerisi onlara kalır. 3 Haziran'da Aleviler biz buradayız, varız dediler. Bundan sonra devlete görev düşüyor. Bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Çözme noktasında olanlar bu meseleyi halledemezlerse altında kalır. Siyasi iktidarda değil Sünniler de takıntı var. 'Siz Alevilere kesenin ağzını açtınız ama niye Sünnilerle ilgili adım atmıyorsunuz?' tepkileri var. Sünnileri de tatmin etmek gerekiyor." Açılım'ın 2008 yılında iki iftar yemeği ile gündeme geldiğini anlatan Subaşı, şunları söyledi: "Bir kesim AK Partililerin çağırdığı yere gitmeyeceklerini söylerken bir kesim ritüellerinde iftar olmadığı için gelmedi." 11 Kasım'da İstanbul'da medya ile bir araya geleceklerini anlatan Necdet Subaşı, sözlerine şöyle devam etti: "Ardından çalıştay başlayacak. Aralık'ta çalıştaylar tamamlanacak. Yol haritası hükümete teslim edilecek. Biz bir projeyi hükümete kabul ettirdik. Bu çalışmaları entelektüel ve bilimsel yapımızdan ödün vermeden yürütüyoruz." ALEVİLER CUMHURİYETİN HARCI Alevi açılımı ile sorunların hemen çözülmesinin beklenmediğini, ancak bu anlamda önemli bir adımın atıldığını belirten Yrd.Doç. Dr. Necdet Subaşı açıklamalarının ardından katılımcıların sorularını cevapladı. Alevilik ve Kürt meselesinin Türkiye'nin önemli iki tabusu olduğunu, ancak Aleviliğin Kürt meselesi gibi olmadığını belirten Subaşı, şöyle konuştu: "Alevilik Kürt meselesi gibi değil, içinde kasvet yok. İkisini aynı hikaye içinde değerlendirirsek haksızlık olur." Alevilerin kendi sorunlarını, ülke sorunlarının yanında hep ötelediklerini belirten Subaşı, sözlerini şöyle sürdürdü: "80'li yıllara kadar 'Tekke ve zaviyeleri kapatan kanundan memnunmuş gibi' davranmışlardır. Kanunu hiç sorgulamamışlardır. Aleviler, Maraş, Çorum olaylarına rağmen devletten kendileri için talepte bulunmamışlardır. Aleviler kendilerine Osmanlının yaşattıklarını Cumhuriyetin yaşatmayacağı inancı ve sadakati içinde olmuşlardır. Kemalizm ve Cumhuriyet ilkelerinin Aleviler tarafından sorgulanma ihtiyacı olmamıştır. Çünkü Aleviler kendilerini Cumhuriyetin harcı görür. Alevilerin Cumhuriyetle pazarlık yapma istekleri yoktur." Subaşı, açıklamalarında Aleviliğin "Anadolu'ya has bir renk" olduğunu söyledi. Tartışılmaya imkan vermeyen taleplerle ortaya çıkanlar olduğunu anlatan Necdet Subaşı, sözlerine şöyle devam etti: "Aleviler içinde çeşitlilik var. Otantik geleneğe bağlı Aleviler, eleştirel bakan Aleviler ve reddeden Aleviler. Ama Sünniler için hepsi Alevi. Alevi açılımı tartışmalarında iki kesim ortaya çıktı. Bir kesim varlığını İslam içinde açıklamak istiyor. Bunların temsilcisi İzzettin Doğan. Diyanet Aleviliği içine katsın, zorunlu din dersi devam etsin ama içinde Alevilik de öğretilsin istiyorlar. Bir kesim de, bunların tam tersi. Bu kesimde Hacı Bektaş Veli Vakfı ve Pir Sultan Abdal Dernekleri başı çekiyor. Bunlar reformları reddediyor. Burada Ali Balkız öne çıkıyor. Aleviliğin İslami referanslar içinde canlandırılmasını istemiyorlar. Diyanetin lağv edilmesini, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, devletin dinden el çekmesini, istiyorlar. Vatandaş olarak varız, çoğunluğun hak ettiğini talep ediyoruz diyorlar. Ayrıca Madımak'ın müze olmasını, Alevi, Sünni yurtseverlerin gelip burada nefreti kınamalarını istiyorlar. Cem Vakfı çevreleri ise otel yıkılsın istiyor. Bir taraf hatırlamak bir taraf unutmak istiyor." Alevilerin dini terminolojiden uzaklaştığını öne süren Subaşı, sözlerini şöyle tamamladı: "Alevilerin Sünnileştirilmek istendiğini söyleyenler var. Oysa Sünnileşen değil ateistleşen Aleviler çoğalıyor. Aleviliği birinin yeniden inşa etmesi gerek. O kişinin yine Aleviler içinden çıkması lazım." KAYNAK : Haberfx.net - 03 Kasım 2009Subaşı'dan "Alevi Açılımı" itirafı
Kaynak:............ http://www.alevihaberajansi.com