Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2012

NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ AÇILDI


NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ AÇILDI
EvcioğluHaber- Nazım Hikmet'inde adına bir Kültür Merkezi var artık. Yenimahalle Belediyesinin bir armağanı olan kültür merkinin bir önemli yanı da dünyaca ünlü ve yazdığı kitapları,şiirleri ve edebi eserleri onlarca dile çevrilmiş büyük insan Nazım Hikmet Ran adına düzenlenmiş olmasıdır.
Bizlerde Ankara Yenimahalle Belediye Başkanına teşekür ediyor minnetlerimizi belirtiyoruz. Böylesine önemli bir kişilik adına bir Kültür Merkezi açmış olması taktire layik bir tutumdur.
Değerli sanatçı Kuzeyin Oğlu Volkan Konak'ta bir konser verdi..Volkan KONAK Nazım Hikmet için; "13 yıl bu ülke de hapis yatmış. Ne demek bu? 13 yıl, dile kolay.. Bir kadına dokunmadan, yani; sevgilisinin elini eline almadan... Peki! ne yapmış, suçu ne imiş? Tavuk bile kesmemiş bu adam.. O ülkemizin değeri değildir, KIYMETİDİR, KIYMETİ.." "Burada birde park açılışı yapılmış.. Neşet ERTAŞ PARKI.. Neşet ERTAŞ' ta benim için bir kıymettir. sadece bir değer değil.. Bu hizmetlerinden ötüri Yeni Mahalle belediye başkanı Fethi beyi şahsınızda kutluyorum" dedi.
İzleyen halka dönerek, "Ben sizin kim BAKMAM. teninizin rengi siyahtır, beyazdır.. Beni hiç ilgilendirmez.. Ben sizin sadece gözlerinize bakarım.. Hepinizi en içden duygularımla gucaklarım.. Benim kardeşlerimsiniz, canımın içisünüz.. Başınızın kapalı veyahut açık olması hiç önemli değil.. Çünkü; hepimizin çamaşırları aynı güneşte kuruyor.. Ben hepinizi olduğunuz gibi seviyorum.." deyip özetledikten sonra, birbirinden güzel türkü ve şarkılarıyla konserine devam etti..

Aynı gün birde park açılış yapıldı.

NEŞET ERTAŞ PARKI

Yine ülkemizin yetiştirdiği bozlak ustası ve ozan Neşet ERTAŞ adına birde park hizmete sunuldu. Yenimahalle Belediyesi kültürümüze katkıda bulunan ozan ve şairleri unutmayarak örnek bir davranış sergilemiştir.
Kutluyoruz..

EvcioğluHaber
20.Mayıs 2012

15 Kasım 2010

BAYRAM KUTLAMA MESAJIMIZ


BAYRAM KUTLAMA MESAJIMIZ
"SAVAŞSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYADA; KAN VE GÖZ YAŞININ AKMADIĞI, GÜZEL GÜNLER DE YAŞAMAK DİLEĞİ İLE, BAYRAMINIZI KUTLARIZ.."

EvcioğluHaber- Bilindiği gibi, bayramlar/ bayram yerleri; dostluk, kardeşlik ve yardımlaşma duygularının öne çıktığı ve kötülüklerin BİR KAÇ GÜNLÜĞÜNE DE OLSA; atıldığı ve insanların birbirine karşı saygı ve sevgilerini gösterdiği yerlerdir.. Her daim büyükler derler ya; "ahh nerede o eski bayramlar..!" İşte, kayıp edilen duygudur.. Aranan şey o olsa gerek..

Çünkü; o zamanlar da, kurban kesmeye gücü olan keserdi ve fakir fukaraya dağıtırdı..
Hiçte büyüklenmeden..!
Bu durum, insanlar arasındaki ilişkiyi normalleştirir, kavgayı ve şiddeti önlerdi.. İyi bir iletişim için, insanlar arasındaki diyalog ve iletişime yeteri derece de önem verebilecek "Yarin yanağından gayri her şeyi paylaşmak için" paylaşma duygusunu geliştiren bir iletişim gerekmektedir..

İşte;
Herkes ekenomik gücü kadar katılırdı bu bayrama.. Ama fakiri, köylüsü, memuru, zengini, esnafı demeden.. Herkes bayram ederdi...! Peki; şimdi ise; herkes kendi bayramını kendi içinde yapıyor..
Ne olur dersiniz? Höşgörü de biter, sevgi saygıda..

Şimdi; Kurban bayramlarında gücü yetende yetmeyende, kurban kesiyor.. Herkes birbirine karşı yarış içinde.. Göstermelik kurban kesiliyor ama; fakire güçsüze dağıtılmıyor..
Bir senelik et ihtiyacı karşılanmak üzere; KIYMA ÇEKİLİP BUZ DOLABINA KONUYOR.

Her kasabın önünde; " KIYMA ÇEKİLİR" yazıyorsa?
Herkes kendine dönüp bir bakmalı..!
Kim kimi neden kandırıyor?

Benim çocukluğumda; Annem derdi ki; "Kurban eti kesildikten üç gün sonra evde kalırsa , kurtlanır, bozulur" derdi..
Şimdi ?
Şimdi.. Bozulmuyor demek ki..!
Öyle, oluncada fakirin kursağına bir lokma etin girmesi de zorlaşıyor olsa gerek...!

Dileğimiz; Hiç bir insanın ,Kimsenin yardım ve sadakasına nuhtaç olmadan yaşayabileceği ;
"SAVAŞSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYADA; KAN VE GÖZ YAŞININ AKMADIĞI GÜZEL GÜNLER DE YAŞAMAKTIR.."
BAYRAMINIZI KUTLU OLSUN

Bayramlar; Ahh..! Eski bayramlar...! dememek için; dostluğu ve paylaşmayı önemseyelim...!





Ankara'dan güzel bir gece görüntüsü

EvcioğluHaber-15.11.2010


11 Ekim 2010

Dersimiz: Din Bilgisi Konu: Asimilasyon


Dersimiz: Din Bilgisi Konu: Asimilasyon

10 Ekim 2010


ESRA KOÇAK/BİRGÜN


Zorunlu din dersinin kaldırılması ve eşit yurttaşlık talep eden Aleviler, Ankara'da buluştu. Oturma eylemi yapan Alevilere cemaat dershanesinden boya atılmasına tepki gösteren Aleviler: İşte zorunlu din dersinin sonucu budur

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği çağrısıyla dün zorunlu din derslerine karşı Ankara'da miting ve 24 saatlik oturma eylemi düzenlendi.
“Diyanete değil, eğitime bütçe”, “zorunlu din dersleri kaldırılsın”, “Aleviyiz, haklıyız, kazanacağız” sloganlarının atıldığı yürüyüş Kolej Meydanında başladı ve Ziya Gökalp Caddesi'nde yapılan basın açıklamasıyla son buldu.
Ziya Gökalp Caddesi'nde yapılan basın açıklamasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş okudu. Gümüş, 12 Eylül Anayasası’nın ürünü olan zorunu din derslerine karşı çıkmak için burada olduklarını dile getirirken AKP iktidarının AİHM kararlarını uygulamayarak hukuksuzluk yaptığını söyledi.
Zorunlu din derslerinin çocukların kimlik ve kişilik oluşumunu olumsuz etkilediğini söyleyen Gümüş, Alevilerin inanç özgürlüklerini AKP’nin ikiyüzlü politikalarına malzeme etmeyeceklerini belirtti.
ümüş Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığından dolayı Alevilere yönelik toplumsal önyargıların oluştuğunu söyledi.
Gümüş son olarak “Gerçekleştirdiğimiz 24 saatlik oturma eylemi bir uyarı eylemidir. Eğer AKP hukuk tanımaz politikalarına devam ederse biz de eylemlerimize devam edeceğiz” dedi.
Diğer Alevi örgütlerinin temsilcileri de birer konuşma yaptı.
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız: “Bugünlerde türban tartışılıyor, biz kimsenin başına taktığı şeyle uğraşmayız. Ama biz diyoruz ki din ve vicdan özgürlüğü diyorsanız, gelin bizim özgürlüklerimizide teslim edin."
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez: "Biz 2 Kasım 2008'de başlattığımız eylemlerimize bugün de devam ediyoruz. Dünya Alevi Kurultayı Kasım ayında Ankara'da yapılacak burada Alevilerin sorunlarını geniş çaplı tartışacağız. Avrupa'dan da davetlilerimiz olacak. Bu hükümetin baskıcı uygulamalarını bir kez de orada dile getireceğiz.”
Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Selahattin Özel: "Türkiye'nin esas sorunu gerçek bir laik devlet olamamaktır. Biz diyoruz ki; Kürdü, Türk'ü, Alevisi Sünnisi birdir. Ama hükümet bunu anlamıyor."
Eyleme BDP Eş Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, Emep Genel Başkanı Levent Tüzel, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Haydar İlker, Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Balkız, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Ercan Geçmez, KESK Genel Başkanı Sami Evren, Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç ve alevi dernekleri destek verdi.
Basın açıklamasının ardından Sakarya Caddesi’nde oturma eylemi yapmak için Sakarya Caddesi’ne yüründü. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Üyelerinin gerçekleştirdiği semah gösterisinin ardından destekleyen örgütlerin temsilcilerinin yaptıkları konuşmalardan sonra 24 saat sürecek olan oturma eylemine geçildi.

Cemaat dershanesinden Alevilere saldırı

Ankara'da AİHM'in aldığı zorunlu din derslerinin ihlal olduğuna dair kararı, hükümetin uygulamaya geçirmesi için yapılan oturma eyleminde, Alevilere bir grup genç tarafından sözlü ve bazı cisimler fırlatılarak saldırıda bulunuldu. Oturma eyleminin yapıldığı yerde yer alan dersanede eğitim gördükleri anlaşılan, 20'ye yakın genç Alevilere sözlü ve el işaretleriyle hakarette bulunarak yabancı cisim fırlattı. Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, oturma eyleminin yapıldığı esnada yapılan saldırıyı kınayarak, alanda yaptığı konuşmada, “Bu Feto'nun dershanesi. İşte görün çocuklar nasıl kin ve düşmanlıkla yetiştiriliyor. Burada hak arama mücadelesi veren insanlara bile müsamaha gösteremiyorlar. Yaık bu çocukları bu hale getiren zihniyete” dedi.
Alevi Araştırmaları Merkez Birliği Başkanı Ali Yıldırım da saldırı ve zorunlu din dersi arasında ilişki kurarak, “İşte zorunlu din derslerinin sonucu budur. Bu çocuklar Alevilere düşman olarak yetiştiriliyor. Lütfen sesimize kulak verin” dedi.


Bahtsız Veli’ye bir darbe de devletten


Bahtsız Veli’ye bir darbe de devletten



Nurettin KURT/ ANKARA
Başkasının uyuşturucusunun kurbanı Veli Sevinç’e bir darbe de devletten geldi. Avukatı takip etmeyince, Sevinç’in Adalet ve İçişleri Bakanlığı hakkında açtığı davanın masrafları, ona kesildi. Hakkını aramaya kalkışınca da, evine icra geldi.

KOMŞUSU Haydar Batun’un ismini kullanması üzerine uyuşturucu davasından bir yıl hapis cezasına mahkûm olan ve hakkını aramaya çalışan Veli Sevinç, bir darbe de devletten yemiş.

İlgisi olmadığı halde uyuşturucu bulundurmak suçundan mahkûm olduğunu evine gelen mahkeme kararı ile öğrenen Veli Sevinç, hakkını aramak için avukatı aracılığı ile Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı hakkında 28 Ağustos 2008 tarihinde tazminat davası açtı.
Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 1 Haziran 2009 tarihli oturumda “açılan davayı davacı taraf mazeret bildirmeksizin gelmediği ve takip etmediği, üç aylık süre zarfında da yenilemediği” gerekçesiyle işlemden kaldırılmasına karar verip duruşmayı bitirdi.


Eşyalarına haciz kondu

Hakim, mahkeme masrafları ve davalı avukatın vekalet ücretini de davayı takip etmeyen davacı Veli Sevinç’in ödemesine karar verdi.
Adalet Bakanlığı adına duruşmaya katılan avukat mahkemenin karara bağladığı vekalet ücretini icra yoluyla tahsil yoluna gitti. Ankara 27. İcra Müdürlüğü 26 Şubat 2010 tarihinde toplamı bin TL.’yi aşan borç için Veli Sevinç’in evine gelerek eşyalara haciz koydu. Borcunu ödemesi için süre verilen Veli Sevinç’in malları karısı Yeşim Sevinç’e yediemin olarak teslim edildi.

HÜRRİYET’E KONUŞTU:http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=11752509

Sigara bile içmem

HÜRRİYET, Veli Sevinç’e Ostim Sanayi Sitesindeki işyerinde ulaştı. Haydar Batun ile yıllardır aynı mahallede komşu olduklarını belirten Sevinç, şunları söyledi: “Bırakın uyuşturucuyu sigara dahi içmem, kahveye bile gidecek param yok benim. İki çocuğumun ve ailemi geçindirmek için şoförlük yapıyorum. Başıma bu olaylar gelince çok mağdur oldum.

Çocuklarının rızkı gitti

Çocuklarımın okulu için ayırdığım birikimlerimi yol parasına mahkemelere yatırdım. Geçen hafta Pozantı da yapılan duruşmaya çocuklarımın önlük parası ile gittim geldim. Parmak izi verirken dayanamayıp ağlayınca polis arkadaşlar beni teselli ettiler. Benim kimseyle alıp veremeyeceğim yok sadece bu zulümden kurtulmak istiyorum. Devlet bana sahip çıksın, başka bir şey istemiyorum.”


11 Ekim 2010

10 Ekim 2010

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Aleviler Ankara'da oturma eylemi yapıyorlar

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Aleviler
Ankara'da oturma eylemi yapıyorlar


EvcioğluHaber-Zorla okutulan, Zorunlu din derslerine karşı; Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin yaptığı bir günlük oturma eylemi şu saatlarde gecede devam ediyor.. 09.10.2010 cumartesi saat 12:00 de başlayıp - 10.10.2010 pazar saat :12:00 ye kadar sürecek olan eylem coşkulu bir katılımla Ankara kızılayda başladı..
Alevi çocuklarına okutulan zorunlu din derslerinin kaldırılması istenen ve bu dayatmaya karşı ankara'nın soğğuna rağmen eylemlerini sürdüren Aleviler ve bu eyleme destek veren dostları taleplerini birkez daha, gecenin karanlığına, gündüzden başlayarak haykırmaktadırlar...
30 yıldır devam eden Asilimasyona karşı ; Ankara'nın gecesinde bozulan sesizlik Alevilerin, Karanlığa karşı haykırdıkları ve bu güne kadar duyuramadıkları mazlum sesleriyle bozulmaktadır..

Eylemden fotoğraflar göreceksiniz..
09.10.2010- cumartesi























































EvcioğluHaber-09.10.2010

Güncelleme;10.10.2010-02:15

28 Eylül 2010

Hanefi Avcı, Ankara'da gözaltına alındı

Hanefi Avcı,Ankara'da gözaltına alındı

"Devrimci Karargah Örgütü" soruşturması kapsamında gözaltına alınan Hanefi Avcı, İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık'a ifade vermek üzere bekletiliyor.

Hakkındaki iddiaların bir cemaat operasyonu olduğunu öne süren Hanefi Avcı, "Zorla götürürüler ama asla kendi gönlümle gitmeyeceğim, cemaatin plan ve programı doğrultusunda hareket eden hiçbir kimse ve makamın önünde eğilmem, bu devletin yasalarına göre davrandığına inanmadığım adalet makamının hiçbir sorusuna da cevap vermem" dediği öğrenildi..




















ZORLA GÖTÜRÜLÜYORUM

Hanefi Avcı, bugün Ankara'da gözaltına alınmadan önce bazı basın mensuplarını yazılı açıklama gönderdi. Hanefi Avcı, açıklamada, alnının açık olduğunu ve adalete veremeyeceği hiçbir hesabının bulunmadığını söyledi. Hiç kimse ile suç içerecek, davranış, konuşma ve ilişkisinin olamayacağını ifade eden Hanefi Avcı, kitabını yazarken “Bana her şeyi yapmayı deneyeceklerdir dediğini ama bu kadarını da beklemediğini ifade etti.

BAKAN ATALAY: YARGI İSTEDİ

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 'Avcı'nın gözaltına alınmasıyla ilgili yargının talebi oldu' diye konuştu.

TELEFONU KULLANMIŞTI

İstanbul'da “Devrimci Karagah” örgütü üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 17 kişiden 13’ü tutuklanmıştı.

Hanefi Avcı'nın, tutuklananlar arasında yer alan Necdet Kılıç’a ait telefonlardan birini kullandığı ortaya çıkmıştı.

Avcı'nın Necdet Kılıç'ı Mersin'de görev yaptığı 1980'li yıllardan beri tanıdığı belirtiliyor.

Bu arada, Hanefi Avcı'nın, sözkonusu operasyonla ilgili olarak bu hafta bir basın toplantısı yapması bekleniyordu.


http://haber.gazetevatan.com/ - 28.09.2010-pazartes

19 Eylül 2010

ANADİLDE EĞİTİM BOYKOTU

ANADİLDE EĞİTİM BOYKOTU


EvcioğluHaber- Ankara Güvenpark önünde KURD-DER tarafından yapılan basın açıklamasında; Kürtlere 20 ile 25 Eylül arasında gerçekleştirilecek olan okul boykotlarına destek vermeleri çağrısında bulunularak,' Özerkliğin bir ayağı olan anadilde eğitim hakkının tanınması için, milliyetçi, tek tipçi eğitim politikalarına dur demek için, 20-25 Eylül tarihleri arasında Türk devletinin tüm okullarını boykot ediyoruz. Bundan hareketle tüm halkımızı boykot kararımıza katılarak çocuklarını okullara göndermemeye çağırıyoruz' denildi.
Basınında büyük ilgi gösterdiği
eylem, grupun basın açıklaması yapmasının ardından dağıldı..

18.09.2010 Cumartesi

"




************
EvcioğluHaber
19.12.2007

17 Eylül 2010

Zorunlu Din Derslerine Karşı Oturma Eylemi

Zorunlu Din Derslerine Karşı Oturma Eylemi


17.09.2010-cuma

* Hükümeti AİHM’ kararını uygulamaya davet ediyoruz.

* Zorunlu din dersi uygulamasına derhal son verilmelidir.

12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan ve ülkemizi bugün, şeriatçı zihniyetin bağnaz düşüncelerine ve uygulamalarına mahkum hale getiren zorunlu din dersi uygulamasına yönelik, yargının hemen hemen her alanından, red kararları verilmekte ama AKP iktidarı, tüm yargı kararlarına karşı direnç göstermeye devam etmektedir.

12 Eylül Anayasa’sının 24. Maddesindeki “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” Hüküm nedeni ile, yıllardan beri Alevi inanç sahibi yurttaşlarımızın çocuklarına, “din kültürü ve ahlak bilgisi adı altında, zorunlu din dersi” olarak dini eğitim verilerek, bu yol ile Aleviler asimile edilmektedir.

Sadece Alevilerin değil Türkiye’nin sorunu olan zorunlu din dersine karşı Alevi örgütlerinin yıllardır verdikleri hukuk ve demokrasi mücadelesi, örgütlülüğümüzün önderliğinde sürmektedir.

Çağımız “insan”ın ve “insan haklarının” öne çıktığı bir çağ olup; her türlü hümanist düşünce ve inanç serbestçe örgütlenmeli ve inancın gerekleri yerine getirilmelidir. Artık, tekçi anlayış ve uygulamalar terk edilmelidir.

Devletin dini ve inancı olmaz. Çağdaş, bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim için “Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi” kaldırılmalıdır. Devlet din eğitim ve öğretimi yapmamalıdır.

Avrupa Birliğine girme konusunda istekli görünen siyasi iktidarın, bu çelişkiyi öncelik ve ivedilikle ortadan kaldırması, başta Alevi’ler olmak üzere laiklikten yana tüm yurttaşlarımızı “Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi” cenderesinden kurtaracağına inanıyor, tüm demokratik, laik ve özgürlükçü kamuoyundan bu konuda destek ve girişim bekliyoruz.


CUMARTESİ GÜNÜ TEMSİLİ OTURMA EYLEMİMİZ ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE DAHA YAYGIN VE SÜREKLİ HALE GELECEKTİR.


DEMOKRATİK KAMUOYUNU DESTEK VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ.


Tarih : 18 Eylül 2010 Cumartesi Saat :13.00
Yer : Güvenpark...-YKM Önü Kızılay Ankara

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

16 Eylül 2010

Dev prime iptal davası

Dev prime iptal davası

Avukat Sedat Vural, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından Dünya Basketbol Şampiyonası'nda ikinci olan Türk Ulusal Takımı'na "Örtülü Ödenekten" verilen 28 milyon 500 bin TL'lik primi yargıya taşıdı.

ANKA


Ankara- Avukat Sedat Vural'ın Ankara İdare Mahkemesi'ne verdiği dava dilekçesinde, milli sporculara verilen primin Anayasa'nın "Eşitlik ilkesi ile Yasal Gerçeklere" aykırı olduğunu ifade ederek söz konusu işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptaline karar verilmesini istedi.

Vural, dilekçesinde, Basketbol Milli Takımı'nın başarısına karşılık, Başbakan Erdoğan'ın sporculara verilen toplam 28 milyon 500 bin TL'nin, Başbakanlık Örtülü Ödeneği'nden ödendiğini anımsattı.

"Ben yaparım demek kabul edilemez"

Dava dilekçesinde, 5018 sayılı "Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun" 24 üncü maddesine göre, "örtülü ödenek; kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir" olduğunu hatırlatan Vural, "Örtülü ödenek, bu amaçlar dışında ve Başbakanın ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamayacağını" savundu.

Dilekçesinde, "Uluslararası spor karşılaşmalarında ilk 3 dereceye giren sporculara ödeme yapılacağının hüküm altına alınmadığına" dikkat çeken Vural, "Uluslararasıspor karşılaşmalarındaki başarılar için devlet 'ödül yönetmeliği' yayımlamış; ilk 3 dereceye giren sporculara verilecek ödül miktarını bu yönetmelikte belirlemiştir" dedi.

Dilekçesinde Hukuk Devleti'nin de tanımı da yapan Vural, " 'Ben yaparım', 'Benim gücüm var' demek ve bu düşünce ile gerek yürütmede, gerekse yasamada uygulamaya girişmek ve kararlar almak, Demokratik Hukuk Devleti'nin kabul edemeyeceği bir uslup ve eylem şeklidir" değerlendirmesine bulundu.

"Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı"

Verilen primin Anayasa'nın eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu savunan Vural, dilekçesinde şu ifadelere yer verdi:"Anayasanın 10. maddesine göre yasa önünde eşitlik ilkesi gereği olarak yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülemez. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme, eşitliğe aykırılık oluşturur. Kamu hizmetinde eşit davranış, eşit yararlanma temel niteliktir. 'Haklı bir nedene' dayanmayan bu karar ile uluslararası karşılaşmalarda aynı ay yıldız forması altında ülkemizi temsil eden sporcuların farklı uygulamaya tabi tutulmaları Anayasanın yasa önünde eşitlik ilkesi ile AİHS in 14. maddesindeki ayrımcılık ilkesine açıkça aykırıdır."

Bu kararın uygulanmasının "telafisi güç ve imkansız zararlar doğuracağını" da vurgulayan Vural, söz konusu işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptaline karar verilmesini istedi.

Cumhuriyet-16 Eylül 2010

5 Eylül 2010

HAYIR'CI SOL ANKARA'DA 12 EYLÜL'E HAYIR DEDİ

HAYIR'CI SOL ANKARA'DA 12 EYLÜL'E HAYIR DEDİ

EvcioğluHaber- KESK'in (Kamu Emekçileri Konfedarasyonu) öncülüğünde; " ikinci 12 Eylül'e Hayır" mitinginde bir araya gelen SOL Parti ve demokratik kitle örgütleri ; Ankara- Kollej kavşağında 12 Eylülde, Anayasa da yapılması düşünülen ve Halk Oylamasına götürülen referandumda "HAYIR" diyeceklerini bir kez daha haykırdılar..

KESK Ankara Şubeler platformunun öncülüğünde düzenlenen mitinge yaklaşık 3.000-kişi takıldı.. Hayır mitinginde kitlenin çoğunluğunu TKP ve Halkevleri nin oluşturduğunu ve sırasıyla diğer grupların geldiği göze çarpmaktaydı..

12 Eylülde yapılacak olan Anayasa referandumu sonucunda "Hayır veya Evet" hangisi çıkarsa çıksın, Acaba; halkın yaşamında ne gibi bir değişiklik olacak..!
Evet çıkarsa; Bütün gençler işmi bulacak? vs..
Hayır çıkarsa; Faili meçhullerin faillerimi ortaya çıkacak? vs...

Eylem günü aslında şu çok açık görülebiliniyordu.... Halkın gündemi çok daha farklıydı..
Çünkü; Okullar açılacak, kış geliyor gaz parası vs... Evette çıksa, Hayırda çıksa? Halkın gündemi hiç değişmeyecekti..!
Bir şey çok önemli ama; bu evet ve hayırdan umarım SOL daha da parçalanmadan ve ayrışmadan çıkar... Çünkü; SOL kendi gündemini yaratmalı.. Aksine;başkalarınca oluşturulan gündemin arkasında sürüklenmekten kurtulamayacaktır...

04.09.2010- Cumartesi

























Aynı gün objektifime yansıyan ve Hayır diyen Sağdan bir partinin reklam blbortlarında " Ülken için bir oy'un var.. HAYIR " de takılmıştır....
MHP'nin afişdeki Hayırıyla, Sol'un Hayır'ı yan yana farklı bir görüntü oluşturuyordu.. Ülkemin garip halleri hiç bir zaman değişmiyor.. Bu iki ayrı yerden yükselen Hayır'larda iki tarafında çıkarları burada örtüşmüş mü ? oluyor acaba..!
Aşağıdaki bu fotoğraf aynı gün çekilmiştir..


Haber ve fotoğraf; Evcioğlu



28 Ağustos 2010

Mars'ı böyle göremedik.!

Mars'ı böyle göremedik.!

mars

Böyle gördük, Gökyüzünü..


27.08.2010- 00:00 Cuma-Ankara

EvcioğluHaber- Bir çok haber sitesinde günlerdir, Mars'ın 27.08.2010- Cuma gece Dünyaya en yakın konumda ve dolunay büyüklüğünde olacak deniliyordu.. Hatta, bir çoğunda ise; çok net hesaplar verilerek; " Gece 00.30'da gökyüzüne bakanlar, ömürlerinde ilk ve tek olacak bir fırsatı yakalayarak Mars'ı görebilecek. Gezegen, Dünya'nın ikinci uydusu gibi görünecek. Mars'ın dünyaya bu kadar yakın gececeği bir sonraki tarih ise 2287 dir" gibi yazılar her yerde idi..

"Dünya'yla Mars, 60 bin yıl aradan sonra yine 'çok yakın' olacak. 27 Ağustos'ta Mars, hem Dünya hem de Güneş'e en yakın konumunda olacak. Bu nedenle gezegen, Ay'dan sonra en parlak gökcismi olarak göz kamaştıracak. 27 Ağustos'ta Dünya'yla Mars'ın uzaklığı 55 milyon 758 bin km. olacak. " denilerek daha da inandırıcı olmak için kendilerini parçalıyorlardı ...

Ama, olmadı... Yukarıda verdiğimiz hesaplar çok abartılı olduğundanmı nedendir bilinmez ama; Mars gelmedi, dünyaya..! Bir dahaki sefere gelirmi o da şimdilik bilinmezliğe havala edildi..
EvcioğluHaber sizin için çıktı Ankara sokaklarına gökyüzünü ve çevreyi inceledi.. Ve de fotoğrafladı...

Gökyüzü ve Ankara'da hava aşağıdaki fotoğraflarda olduğu gibiydi.. Yıldızlar vardı.. Hani; hava bulutsuz olduğu gecelerde olduğu gibi.. Bir kaçta bizi uzaydan izleyen casus uyduları ve İletişim uyduları olsa gerek çok yakından parlıyordu..
Gerçek aslında böyleydi. Ama; Toplumun aklını biraz da başka yöne çekmekti gayretin konusu.. Yarında Venüs gelir ziyarete.. Kimbilir belki biz oraya gideriz.. Hatta dolmuş, otobüs bile koyarlar bunlar.. Bunlar varya bunlar..! Herşeyi yaparlar.. İyi tanımak lazım.! Toplum mühendisleri işte bunlar...!

Haa! unutmadan alttaki fotoğrafta görülen Ay'ın görüntüsüdür..! Mars değildi...


Hoşcakalın










26 Temmuz 2010

Ergenekon'u geliniz burada arayalım

Ergenekon'u geliniz burada arayalım

Soner YALÇIN

sonery@hurriyet.com.tr


12 Eylül 1980 darbesinin ilk idamları, devrimci Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu'nun dava dosyalarındaki benzerlikler şaşırtıcı. İkisi de silahla kahvehane taranıp adam öldürme iddiasıyla yargılandı. İkisinin de eline silah verenler cezaevinden kaçıp kayıplara karıştı.
Adalı'nın davasında “MİT ve polis ajanıyım” diyen kimdi?
Pehlivanoğlu itirafçı olmasına rağmen neden asıldı?
Bugün her taşın altında Ergenekoncu arayanlar, asıl “planlayıcıyı” hep gözden kaçırıyor.
Kim mi o?


HAKAN Aygün 25 yıllık gazeteci. Arkadaşlığımız daha da eski.
Geçen hafta, “Necdet Adalı'nın silahla kahvehane taradığına beni kimse inandıramaz; bu işte bir bit yeniği var; arşivinde konuyla ilgili dosyalar varsa kurcalasana” dedi.
Hakan Aygün, Samsun Anadolu Koleji'nde öğrenciyken “Kurtuluş” örgütüne yakındı.
Ankara Yıldırım Beyazıt Lise öğrencisi Necdet Adalı da “Kurtuluş” sempatizanıydı. 1977'de Ankara'da kahvehane tarama eylemini yaptığında 19 yaşındaydı.
Aradan yıllar geçmesine rağmen Hakan Aygün'ün anlayamadığı “Kurtuluş”un bu eylemi neden yaptığıydı?
Haklıydı. Şöyle ki...

http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=11178318
Örgütün şiddete bakışı
“Kurtuluş”, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) kökenliydi. Ancak 1974'ten sonra, Mahir Çayan'ın “suni denge” kavramını reddedip Sovyetler Birliği'ni sosyalist bir ülke olarak tanımladı. Bu durum hareketin devrim stratejisini değiştirmesine de neden oldu; devrimin öncü savaşıyla değil, işçi sınıfı içinde örgütlenerek kitlesel ayaklanmayla olacağı tezini benimsedi.
İşte Hakan Aygün'ün kafasını karıştıran buydu; faşizm tahlilini de değiştirip, bireysel şiddete de karşı çıkan “Kurtuluş” nasıl olmuştu da sempatizanı 19 yaşındaki Necdet Adalı'yı eyleme göndermişti?
İki kişinin ölümüyle sonuçlanan kahvehane tarama eylemine örgüt nasıl onay vermişti? Ya da vermiş miydi? Bu sorunun yanıtı dava dosyasında var. Keza Necdet Adalı'nın avukatı Mehdi Bektaş'la da konuştum.

Kim bu Törer?
Tarih 10 Temmuz 1977.
Ankara İsmetpaşa Mahallesi'ndeki genellikle sağ görüşlülerin gittiği Güneyli Kahvehanesi dışarıdan silahla tarandı. Kahvedeki Mehmet Ali Gözleme ve Sıtkı Aydın öldü.
Kısa bir süre sonra Ankara Telsizler semtindeki bir eve yapılan baskında Necdet Adalı ve Kemal Ergin yakalandı.
İlginçtir, olaya adı karışan Aslan Törer de, nasıl oluyorsa idam cezası alacağını bile bile kendi ayağıyla polise gidip teslim oldu! İşin bamteli de burası. Çünkü bu Aslan Törer hayli ilginç bir kişi.http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=11178319
Necdet Adalı mahkemede hep aynı sözleri tekrarladı:
“O gece Aslan Törer bizi kahvehanenin önüne götürdü. O birden ateş etmeye başlayınca heyecanlandık, tabancalarımızı çektik; biz havaya ateş ederken, Aslan Törer içeriyi tarıyordu.”
Kemal Ergin'in de ifadesi aynıydı, Aslan Törer tarafından kullanıldıklarını söyledi.
Polise gidip teslim olan Aslan Törer, mahkemede nasıl ifade verdi biliyor musunuz, “Ben MİT ajanıyım!”
Mahkeme MİT'ten bilgi istedi. MİT “Aslan Törer adında bir elemanımız yoktur” dedi. Keza polise de soruldu; onlar da aynı yanıtı verdi.
Aslan Törer MİT ya da polis ajanı mıydı? Yoksa adını bilmediği bir başka istihbarat örgütüne mi çalışıyordu? Kimdi bunlar? Öğrenilemedi. Tek bilinen bir ara Devrimci Yol'dan polisle işbirliği yaptığı kuşkusuyla kovulduğuydu.
Sonuçta 2 Ekim 1979'da Sıkıyönetim Mahkemesi, Necdet Adalı ve Kemal Ergin hakkında idam cezası verdi.
Kendiliğinden teslim olduğu, samimi itiraflarda bulunduğu ve iyi halden dolayı Aslan Törer ömür boyu hapse mahkûm edildi. Aslan Törer bir süre cezaevinde yattıktan sonra çıkıp kayıplara karıştı.
İlginçtir; 16 Temmuz 1980'de idam kararı Askeri Yargıtay tarafından onanmasından kısa bir süre sonra Kemal Ergin de Ankara Kapalı Cezaevi'nden kaçtı. Bugün nerede olduğu bilinmiyor; söylenen Filistin'e gittiği ve burada 1981'de İsrail askeriyle girdiği çatışmada şehit olduğu. Doğru mu? Yoksa kimlik değiştirmek için numara mı? Tam bilinmiyor.http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=11178320

Son mektup
Ve “elde kalan” gencecik Necdet Adalı, 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra, “Bir solcu ve bir sağcı hemen asılsın” emriyle, 8 Ekim 1980'de idam edildi. Son mektubunda bile suçlamayı reddetti:
“(...) Şu kısa yaşamım içerisinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden, ezilenler uğruna verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım. Bundan dolayı gurur duyuyorum. Hâkim sınıfların göstermek istediği gibi bizler hiçbir zaman masum savunmasız insanlara karşı katliam girişiminde bulunmadık (...)”
Geçen hafta Necdet Adalı gündeme gelince dönemin Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı Ali Fahir Kayacan medyaya bir açıklama yaptı. İdam kararını, “yakalanan” Aslan Törer'in itirafları sonucu verdiklerini açıklayarak haklı olduklarını savundu!
Şaşırtıcı mı?
Değil.
Devrimci Necdet Adalı'yla aynı gün idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu olayına da bakalım... Çünkü iki olay arasındaki ilginç benzerlikler var...

İtirafçı olmasına rağmen asıldı
Tarih 10 Ağustos 1978.
Ankara Balgat semtinde yan yana olan 5 kahvehane silahla tarandı. Kahvehanelerden 3'ü sol görüşlülerin, 2'si sağ görüşlülerin gittiği yerlerdi!
Olay sırasında beş kişi öldü; on üç kişi yaralandı.
Katliamı gerçekleştirenler Mustafa Pehlivanoğlu ile İsa Armağan yakalanıp 18 Ekim 1979'da Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nce idama mahkûm edildiler. Askeri Yargıtay kararı, Necdet Adalı'nın idamıyla aynı gün 16 Temmuz 1980'de onadı. 10 gün sonra Mustafa Pehlivanoğlu ve İsa Armağan Mamak Cezaevi'nden kaçtılar.
Pehlivanlıoğlu Kütahya'nın Çal İlçesi'nde yakalandı.
İsa Armağan'ın son görüldüğü yer Kayseri Yahyalı İlçesi oldu.
Pehlivanlıoğlu 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 22 Eylül'de itirafçı oldu; tüm bildiklerini anlattı: “Benim de karıştığım Balgat olayı Abdullah Çatlı'nın emriyle gerçekleştirildi. Bizimle Balgat olayına karışan Haydar Şahin 2-3 ay sonra çok şey bildiği için Abdullah Çatlı tarafından öldürüldü.”
Pehlivanlıoğlu; itirafçı olmasına, kendini yakalayan Dürüst Oktay adlı komiser ile davanın askeri savcısının çabalarına rağmen idam edilmekten kurtulamadı. Bir itirafçının asılması ilk kez oluyordu!

İsa Armağan'ı tanımıyorlar!
Mustafa Pehlivanoğlu'nu azmettirdiği ve eline silah verdiği iddia edilen İsa Armağan İran'daydı.

Ekim 1981'de sınırı izinsiz geçmek suçundan 3 aya mahkûm oldu. Mahkûmiyetini tamamladıktan sonra Türkiye'ye iade edildi. Ancak sınır polisi sahte kimlikli bu kişinin İsa Armağan olduğunu anlamayınca serbest bırakıldı! Tekrar İran'a kaçtı. Yine yakalanıp Uzuniya Cezaevi'ne konduğunda İnterpol Türkiye'yi uyardı; Türk polisi İsa Armağan'ın parmak izini gönderene, Adalet Bakanlığı iadesini isteyene kadar İsa Armağan ortalıktan kayboldu.
Yıllar sonra, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle 1992'de Almanya'da ortaya çıktı. Gladio'nun Türk tetikçilere artık ihtiyacı kalmamış mıydı? 1995'te Türkiye'ye iade edildi. Sonra çıkarılan afla Bandırma Cezaevi'nden salıverildi.

Gelelim sonuca
Acı olayların yaşandığı bu dönemi bıkmadan usanmadan mercek altına almalıyız. Ne yazık ki Susurluk meselesinde bir arpa boyu yol alındı. Ergenekon ise, okyanusötesi stratejik planların, iç siyasetin kurbanı oldu; muhalefeti susturmanın aracı haline getirildi. Bu göz boyamalar bazılarını ikna ediyor olabilir.
Ancak dün, 12 Eylül darbesini meşrulaştırmak, kabul görmesini sağlamak için şiddetin artırılmasını organize eden NATO gölgesindeki Gladio açığa çıkmadan bu meseleleri çözemeyiz. Bu konuda bu sayfada yeteri kadar yazdım; tekrarlamaya gerek yok artık.
Diğer yandan...
Adı, sanı, partisi ne olursa olsun kimse ölülerimiz üzerinden siyaset yapmamalıdır.
Hele hele kimse Anayasa referandumunu “12 Eylül darbesiyle hesaplaşıyoruz” şovuna dönüştürmemelidir.
Bakınız...
Size son bir olay yazarak konuyu kapatayım:
“Vietnam Savaşı kahramanı” Robert Commer başkanlığında Türkiye'ye gelen ABD heyetine, 12 Eylülcüler iyi niyetlerini göstermek için bakın ne yaptılar:
Heyetin geldiği gün, yani, 26 Haziran 1981'de, Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner'i alelacele idam ettiler.
Suçları; Anayasa'nın değiştirilmesine olanak sağlamak için CIA subayı Sam Novello'yu öldürmekti!
Anayasa'yı değiştirmek için idam edilen Kadir Tandoğan idam sehpasını tekmelemeden önce şu sözleri haykırdı: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hiçbir zaman emekçilerin hizmetinde olmamıştır.”
Kadir Tandoğan'ların bu referandumdaki oylarının ne olduğu bellidir; TV'lere çıkıp sol adına “Evet” propagandası yapmak, bırakın siyaseti ahlaken de doğru değildir.

ERBAKAN İDAMLARA NASIL TAVIR ALDI

MİLLİ Görüş'ün yetiştirdiği ikinci kuşak politikacılar 12 Eylül 1980 darbesi idamları için bugün gözyaşı döküyor.
Peki Milli Görüş Hareketi 40 yıllık siyasi tarihleri sürecinde siyasal idamlar konusunda nasıl tavır aldı?
12 Eylül darbesi sürecinde TBMM'de yoktular. Adalı ve Pehlivanoğlu idam edildiğinde cezaevindeydiler.
12 Mart 1971 darbesinin astığı Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idamları TBMM'ye geldiğinde Meclis'teydiler. Nasıl tavır aldılar?
Necmettin Erbakan'ın genel http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=11178321
başkanı olduğu Milli Nizam Partisi, 12 Mart darbesinden sonra 20 Mayıs 1971'de kapatıldı. Ancak partinin milletvekilleri hakkında hiçbir yasal işlem yapılmadı. Milletvekilleri TBMM'ye bağımsız milletvekili olarak gidip gelmeye başladı.
Deniz'lerin idam oylaması TBMM'de 10 Mart 1972'de oldu.
Erbakan bu oylamaya katılmadı.
MNP'nin diğer iki milletvekili Isparta milletvekili Hüsamettin Akmumcu ve Tokat milletvekili Hüseyin Abbas idama “Evet” dedi.


Hadi söz geldi yazalım; peki o gün TBMM'de kimler nasıl oy kullandı; bazı bilindik isimleri yazalım ki idam deyince akla sadece darbeciler gelmesin!


İdamı isteyenler:
Süleyman Demirel, Ferruh Bozbeyli, Sadettin Bilgiç, İlhan Darendelioğlu, Turhan Feyzioğlu, Faruk Sükan, Vefa Tanır, İhsan Kabadayı, Ahmet Topaloğlu, Turgut Toker, Ahmet İhsan Kırımlı, Barlas Küntay, Kemal Demirer, Seyfi Öztürk, Abdurrahim Türk, Hamdi Mağden, Talat Asal, Necmettin Cevheri, Cevdet Akçalı, Orhan Oğuz, Ali Naili Erdem, Mesut Erez, Nuri Bayar, Enver Akova, Cavit Oral, Nahit Menteşe, İsmet Sezgin, Esat Kıratlıoğlu, Erol Akçal, Emin Paksüt, Abdullatif Ensarioğlu... (245 milletvekili)


Çekimser:
Gıyasettin Karaca, Hüseyin Balan, Fazıl Güleç... (10 milletvekili)

Karşı çıkanlar:
Başta İsmet İnönü vardı. Hatta ‘Siyasi davalarda idam olmasın' teklifini bile gündeme getirdi. Sert tepkiler aldı.

Karşı çıkan diğer bazı isimler şunlardı:
Bülent Ecevit, Kamil Kırıkoğlu,
Cahit Angın, Celal Kargılı, Mehmet Ali Aybar, Orhan Eyüpoğlu, Orhan Kabibay, Necdet Uğur, Şeref Bakşık,
Mustafa Üstündağ, Nermin Neftçi, Mustafa Timisi, İsmail Hakkı Birler,
Abdullah Baştürk... (63 milletvekili)


Oylamaya katılmayanlar:
Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Kemal Kaçar, Prof. Aydın Yalçın, Memduh Ekşi, Hilmi İşgüzar, Ahmet Şener, Kinyas Kartal, Cahit Karakaş, Kemal Satır, Şevket Yılmaz, Kasım Güfrevi, Kazım Ulusoy, Orhan Birgit, Osman Bölükbaşı, Yüksel Menderes, Ali Naki Ulusoy, Zeki Çeliker,
Ali Rıza Septioğlu, Sadık Perinçek, Rıza Kuas... (124 milletvekili)
Oylama sonucu TBMM'den idam
kararı çıktı.
CHP idamları Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Anayasa Mahkemesi raportörü CHP'nin başvurusunun reddedilmesini istedi. Mahkeme, raportörü dinlemedi; TBMM'nin kararını usul yönünden bozdu.
İdamlar 24 Nisan 1972'de yeniden TBMM gündemine geldi.
Necmettin Erbakan İsviçre'ye gittiği için oylamaya katılmadı. İki MNP'li yine idam lehine oy kullandı.
Bu arada bir önceki oylamaya katılmayan Alparslan Türkeş, Prof. Aydın Yalçın, Zeki Çeliker gibi bazı milletvekilleri bu kez idam lehine el kaldırdı. İdam isteyen milletvekili sayısı 245'ten 275'e çıkmıştı.
Ve Senato'daki oylama sonucu da kararı değiştirmeyince, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 6 Mayıs 1972'de idam edildi.
Yani...
Her milletvekili bilmelidir ki, aradan yıllar geçse de, Meclis'te kaldırdığınız o elinizin vebali bir gün gelir yakanıza yapışır, işte böyle...

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/