Tahran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tahran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010

Mollalar el koydu

Mollalar el koydu
Hamaney, Azad Üniversitesi’ni yöneten vakfı, İslam’a karşı olduğu gerekçesiyle kapattMollalar el koyduı



VATAN DIŞ HABERLER



İran Dini Lideri Hamaney, yayınladığı fetvayla,
muhalif eylemleriyle tüm dünyanın dikkatini çeken Azad Üniversitesi’ni yöneten vakfı, İslam’a karşı olduğu gerekçesiyle kapattı

İran’da son 10 yılda birçok muhalif eyleme imza atan, sokaklara dökülen üniversite öğrencileriyle dünyada büyük ses getiren, reformcuların en büyük kalesi düşmek üzere. Başkent Tahran’da 28 yıldır eğitim veren Azad Üniversitesi, ülke genelindeki şeriat kurallarının yumuşatıldığı, kız öğrencilerin başlarını açabildiği, erkeklerle zaman geçirebildiği bir okul olarak biliniyordu. 1.3 milyon öğrencisi olan okul, iktidardaki Ahmedinecad yönetimine karşı yapılan gösterilerin de merkezi konumundaydı.
Üniversiteye bağlı ANA haber ajansı da iktidarın sansürlediği haberleri dünyaya duyuruyordu. Ancak ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, önceki gün yayınladığı fetvayla okulu yöneten vakfın “İslam’a aykırı olduğunu ve kapatıldığını” duyurdu. Hamaney, okulun bundan böyle özel okul statüsünde olmadığını belirten Hamaney, okula devletin de el koymayacağını söylese de üniversitenin bundan devlet kontrolünde olmasına kesin gözüyle bakılıyor.


Büyük eylemler bekleniyor

Okulun kurucularından olan reformcu eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani, vakıfla ilgili karar süreci devam ederken, “Bu vakfı kapatmak Allah’a karşı çıkmak gibidir” ifadesini kullanarak olası bir kapatma kararına direneceği mesajını vermişti. Rafsancani, kendisinin de konsey üyesi olduğunu hatırlatarak, “Ben ve Humeyni’nin torunu bu vakfın İslam’a uygun olduğunu düşünüyoruz” demişti. Şimdi okulun 1.3 milyon öğrencisinin tavrı kilit öneme sahip. Öğrencilerin karara direnmesi durumunda İran’da seçim sonrasındaki eylemlere benzer dev öğrenci yürüyüşleri başlayabileceği belirtiliyor.



http://haber.gazetevatan.com/mollalar-el-koydu/334320/30/Dunya

3 Ekim 2010

“Seslerin Gücü”

“Seslerin Gücü”

1982’den 1984’e kadar genç bir siyası mahkûm olarak Tahran’daki Evin Cezaevi’nde tutuldum. İşkence gördüm, tecavüze uğradım ve pek çok arkadaşımın acı çekmelerine ve ölümlerine tanık oldum.
Pek çok genç insanın hayatı ya mahvoldu ya da sona erdi. Fakat dünya hiçbir şey olmamış gibi dönmeye devam etti.
Kendimizi Evin’de terk edilmiş ve unutulmuş hissettik.



25 Mart 2010 tarihinde güneşli güzel bir günün sabahında Polonya’daki Auschwitz Toplama Kampında, dar yolun her iki tarafına dizilmiş kırmızı tuğla cepheli iki katlı binalara bakıyordum. Diğer kamplarda gördüğüm derme çatma ahşap kulübelerden farklı olarak bunlar iyi inşa edilmişlerdi ve oldukça sağlam görünüyorlardı. Park alanında çok sayıda tur otobüsü vardı ve etraf her yaştan ve milletten turistlerle doluydu. Simon Wiesenthal Soykırım Araştırmaları Merkezi Dostları’nın düzenlediği bir turdaydım. Soluk güneş ışığında kuşlar cıvıldıyor ve profesyonel ve bilgili genç tur rehberimiz Anna’nın berrak sesi kulaklığımdan yankılanıyordu ama ben dinlemiyordum.
Auschwitz’in kırmızı tuğlalarının rengi Evin’dekilerin neredeyse aynıydı. Elimi uzatıp dokununca gözyaşlarına boğuldum.

Auschwitz’in yüz binlerce kurbanına ait ayakkabı dağlarını görmüştük ve ben Evin’de gardiyanların kırmızı beyaz Puma spor ayakkabılarımı alıp yerine lastik terlikler verdiklerini hatırladım. Benim ve arkadaşlarımın ayakkabıları neredeydiler?

Onları imha mı etmişlerdi? Bir barakaya girdik ve kendimi ortasında ahşap bir masa ve etrafında birkaç sandalye bulunan aydınlık ve ortalama büyüklükte bir odanın içinde buldum. Anna bu odanın göstermelik mahkemeler için kullanıldığını ve burada yargılanan mahkûmlarının çoğunun idam cezasına çarptırıldığını ve binanın arkasındaki avluda idam edildiklerini söyledi. Evin cezaevinde Şeriat hâkimi beni büyük ihtimalle buna benzer bir odada ölüme mahkûm etmişti ve herhalde kararları okurken bir yandan da çayını yudumluyordu. Hayatta kalmam bir mucizeydi; ama herkes benim kadar şanslı değildi.

İran’da, Evin de dâhil olmak üzere, siyasi mahkûmların tutulduğu hapishaneler halen faal durumda.

İran’da her gün insanlar işkence görüyor ve idam ediliyor. Zulme karşı sessiz kalanlar ve kötülüğe karşı harekete geçmeyerek susmayı tercih edenler bu kötülüğe ortak olurlar. Gerçek değişimi hükümetlerden bekleme gibi bir lüksümüz yok. Ben bireyin gücüne inanıyorum. Her birimiz her defasında küçük bir adım atarak dünyayı daha iyi bir yer haline getirebiliriz. Hep beraber bir dalga etkisi yaratarak bu çabaları en sonunda bir tsunamiye dönüştürebiliriz.

Sakine Muhammedi Aştiyani İran’da ölüme mahkûm edildi. Tabut gibi hücrelerde çile çeken ve belki de acılar içinde ölmeyi bekleyen onun gibi çok sayıda tutuklu var. Onlar yalnız veya unutulmuş değiller. Hepsinin ismini bilmesek de kalplerimiz onlarla birlikte.

Ben şiddete değil tek tek seslerin bir araya gelerek tek bir güç olabileceklerine inanıyorum. Gelin sesimizi birlikte duyuralım.

Marina Nemat

“Tahran Mahkûmu” adlı kitabın yazarıdır. İkinci anı kitabı “Tahran’dan Sonra” bu yıl Eylül ayında yayımlanacaktır.