18 Aralık 2010

Sirkler Hayvanlar İçin Eğlence Değil İşkencedir! Sirklere gitmeyin

Sirkler Hayvanlar İçin Eğlence Değil, İşkencedir! Sirklere gitmeyin...

EvcioğluHaber- "Tutsaklıklarından ölümlerine kadar acı, işkence ve ağır stresle yaşamaya mahkûm edilen bu hayvanların insanları eğlendirmek için tüm bunlara maruz bırakılması hiçbir şekilde kabul edilemez" diyen Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi; 137 Yıldır Hayvanlara Uyguladığı Şiddetle, İşkenceyle, Kölelikle Ayakta Duran Medrano Sirki'ne Karşı Eylem ve Basın Açıklaması yapmaktadır..

İstanbullular, 9 Eylül'den bu yana; 137 yıldır sömürüyle, kölelikle ve hayvanlara uyguladığı şiddetle ayakta duran Medrano Sirki'nin sunduğu gösteriler ile kahkahaya boğuluyor, heyecanlanıyor, eğleniyor.

Peki kimse sirklerde ne olup bittiğinden haberdar mı?
-Ateşle çevrelenmiş bir çemberden atlayan kaplan,
-iki ayağı üzerinde dans eden fil,
-üzerine süslü kıyafetler giydirilmiş ve çeşitli akrobatik hareketlerle kalabalığı eğlendiren köpekler bu hareketleri isteyerek mi yapıyor, sizce bu hayvanlar gerçekten mutlu mu?
Eğitim esnasında bakıcısını öldüren ya da sirkten kaçıp cinnet geçirirmişçesine kalabalığın arasına dalarak, kendisini izlemek için gelen insanları ezip geçen filin bu davranışı niye yaptığını hiç düşündünüz mü?



Birçok insan, bu "eğlence" dünyasının tozpembe olduğunu düşünerek çocuklarını, arkadaşlarını, eşini, dostunu yanına alıp kâh eğleneceği kâh heyecanlanacağı kâh güleceği bir eğlence gösterisine gittiğini zannediyor. İki ayağı üzerinde neşeyle (!) danseden ayı, tek bir kırbaç hamlesi ile ip gibi dizilen aslanlar, bisiklete binen "insan kılığına sokulmuş" maymun doğal hayatında da tüm bunların hepsini yapmaya can atıyor mu dersiniz? Hayır, yapmıyor, yapmak isteyeceğini de düşünmüyoruz.

Aksine, neden ve nasıl bu hareketleri yapıyorlar diye düşündüğümüzde ortaya iğrenç, dayanılmaz bir tablo ortaya çıkıyor. Bu yüzden sizlere, insanlara ışıl ışıl, renkli, eğlenceli bir dünya olarak pazarlanan sirklerin gerçek yüzünü anlatmak istiyoruz:


Hayvanların kullanıldığı sirkler, hiçbir zaman mutluluğun, eğlencenin sergilendiği yerler olmadı, olamayacak da. Çünkü, sirklerdeki hayvanlar, doğal yaşam alanlarından koparılarak hapsediliyor, insanların eğlendirilmesi için akılalmaz işkencelerle, dayakla, açlıkla terbiye edilerek zorla sahneye çıkarılıyor. Her anı zulümle dolu olan, zorlu bir eğitim sürecinin ardından ölene kadar ya da işe yaramayacak hale gelene kadar köleliğe mahkum edilen bu hayvanlar, parlak, albenili, ışıltılı gözüken insan kıyafetleriyle ve süslerle donatılıp eğlence sektörüne kazandırılıyor (!).
Sirk sahiplerinin izni dışında hiçbir gereksinimleri karşılanmayan bu tutsak hayvanlar, doğal yaşam ortamlarına kıyasla binlerce kat dar alanlarda, asla istedikleri gibi hareket edemeyecekleri kafeslerde tutuluyor. Doğalarına hiçbir şekilde uymayan bir ortamda, çok kısıtlı temel gereksinimleri sağlanarak sadece yaşamalarına izin veriliyor. Bu mahrumiyet nedeniyle de hapsedildikleri dar kafeslerde, kendi etraflarında, sürekli dairesel dönme hareketleri, kafa sallama gibi anormal davranışlar sergiliyorlar. İstenildiği gibi eğitilmeleri için aç bırakılıyorlar; bir parça fıstık ya da meyve sayesinde, öğrendikleri hareketleri, seyirci önünde zorluk çıkarmadan, daha kolay yapmaları için. Verilen komutu uygulamamak için direnen ya da hareketleri yapmayı reddeden hayvanlar ise ekstradan dayak ve işkenceyle, açlıkla ve susuzlukla cezalandırılıyor ki yabanıl dirençleri kırılsın diye...


Eğitimlerde çivili sopa, kırbaç, elektroşok çubuğu, kanca gibi işkence aletleri kullanılarak hayvanlara "yabanıl" oldukları unutturulmaya çalışılıyor, bu iğrenç sürece ve süresiz tutsaklığa adapte olmaları için son derece acımasız muamelelere maruz bırakılıyorlar. Bir zamanlar tıpkı köle insanlar gibi "mal" statüsünde olan ve üstlerinden para kazanılan bu tutsak hayvanlar, şiddet dolu eğitimleri esnasında bile tıbbî yardımdan yoksun bırakılıyor; çünkü sirklerde kâr daha önemli. Eğitimde, gösteride ve hatta uyurken bile uğradıkları şiddetin, vücutlarında açtığı yaralar basit müdahalelerle geçiştirilerek bir sonraki gösteriye hazırlanıyorlar. Sirkler, şehirden şehre, ülkeden ülkeye gezdikleri için bu hayvanların, suya, yiyeceğe, doğal ihtiyaçlara erişimleri de bir hayli kısıtlı durumda. Yılın büyük bir kısmını nakledilerek geçirdiklerinden kötü hava koşullarından da oldukça etkileniyorlar, ama bu, dayaksız, işkencesiz bir zaman dilimi olduğu için onlara göre bulunmaz bir fırsat belki de. Sürekli dayağa, işkenceye ve açlığa maruz bırakıldıkları ve kafes içerisinde sürekli hapsedildikleri ya da çok kısa zincirlerle bağlandıkları için daima stres ve acı içerisinde yaşamaya mahkûmdur sirk hayvanları.

Sirkler, hayvanlara yapılan zulüm, zorlama ve tutsaklık nedeniyle birer işkence merkezidir. Bu ticarethaneler, aslında eğlenceyi değil, zulmü ve işkenceyi pazarlar. Zorlamayla, işkenceyle, şiddetle eğitilen hayvanlar, zorunlu çalışma sisteminde, cinnetin eşiğinde olan toplumun kargaşasında ufalanan, yaşamayı, gülmeyi unutmuş insanları eğlendirmek için adeta "tüketilecek" mal muamelesi görür. Tutsaklıklarından ölümlerine kadar acı, işkence ve ağır stresle yaşamaya mahkûm edilen bu hayvanların insanları eğlendirmek için tüm bunlara maruz bırakılması hiç bir şekilde kabul edilemez.
Bu yüzden "eğlenceli" diye reklamları yapılan sirklere halen gitmek isteyip istemediğinizi sorgulamanız gerekiyor.


Sirklerdeki tutsak hayvanlar,

- Bir zamanlar doğada özgürce ve insandan uzak, insan boyunduruğu olmadan yaşamlarını sürdüren canlılardı.

- Acıyı, eziyeti, sömürüyü insanlarla eşit düzeyde hisseder, psikolojik baskıyı ise katbekat fazla hisseder.

- İnsanları eğlendirme gibi bir ihtiyaçları olmadığı gibi insan tarafından kendilerine böyle bir vazife de yüklenemez. Sirklerdeki tutsaklık, işkence, dayak, açlık vb. durumlar kendi iradelerinin dışında ve bir çıkar uğruna onlara uygulanmaktadır.

- Gösterilerde sergiledikleri metazori hareketleri isteyerek öğrenmez.


Bu yüzden BU ZALİM SEKTÖRE DESTEK OLMAYIN!
Hayvanlı sirklere gitmeyin.
Mümkün olduğunca çevrenizdeki insanları sirk gerçeği konusunda bilgilendirin ki onlar da zulümden kazanç sağlayan bu işkencehanelerin ayakta kalmasına ve sirklerdeki bu zulmün devam ettirilmesine ortak olmasın…


Hayvan Özgurlüğü İnisiyatifi

-SİRK HAYVANLARI! EĞİTİM'DE FİLLERE ELEKTRİK VERİLİYOR "VİDEO İZLE"

-SİRK HAYVANLARI NASIL EĞİTİLİR.! VİDEO İZLE


EvcioğluHaber-18.12.2010

Turgut Öker neden gözaltına alındı?

TURGUT ÖKER NEDEN GÖZALTINA ALINDI?
EvcioğluHaber- Gazete YOL da yayınlanan yazısında; AABK Genel Başkanı Sn; Turgut ÖKER'in 19 Aralık ta Maraş Katliamının 32 .yılı dolayısı ile yapılacak mitinge katılmak üzere yurda geldiği sırada gözaltına alınmasınının nedeneni sorgulayan bir yazı kaleme aldı..

Soruyor? "Turgut ÖKER neden gözaltına alındı?"



Vedat KARA

18 Aralık 2010, 13:06

Dün akşam olayı ilk Gazete YOL duyurdu. Kısa birkaç cümle ile: Turgut Öker gözaltına alındı.
Akşam 21.30 civarında duydum olayı. HBAKV Okmeydanı Şube Başkanı Kamil Aykanat aradı. Genel Başkan Ercan Geçmez duymuş ilk… Haberim olabileceğini düşünerek, bana doğruluğunu sordular. Gözaltına alındıkları için telefonları kapalı olduğu için ulaşamıyor kimse. Ve doğal olarak ta olayı duyanlar bile, emin olamıyor.
Dün ilginç tesadüf, Turgut Öker’le birlikte Türkiye’ye gelen Mahmut Akgül ile buluşmayı planlamıştık. Ona ulaştım. Olayı doğruladı.
Haberi kısaca Gazete YOL’a geçtikten sonra hızla Atatürk Havaalanına yola çıktım. Haber inanılmaz bir şekilde yayıldı. Alevilerin duyarlılığını bir kez daha görmek şaşırtmadı ama sevindirdi.
Telefonumu bir şekilde bulan onlarca insan, ne yapmak gerektiğini sordular. Olayı duyan onlarca insanda havaalanına akın etti.
Havalını yetkilileri şaşkın! Emniyet yetkilileri şaşkın! Hiç şüphesiz bu kadar tepki beklemiyorlar…
Sabaha kadar, Avrupa’nın dört bir yanından gelen alevi temsilciler ve olayı duyarak havaalanına gelen aleviler, Öker’le birlikte sabahlıyor, emniyet binasında…
Oraya gelen onlarca insandan başka, hiç abartısız, binlerce insan telefonlara sarılıyor ve bir çare bulmaya çalışıyor. Ayrıca ‘sanal dünya,’ tüm imkanları ile kullanılıyor…
Ne için?
Turgut Öker’in serbest bırakılması için…
***
Turgut Öker, Alevi dünyasının önemli isimlerinden biri…. Kimlerine göre o bir kahraman… kimilerine göre, çağımızın pirsultanı…
Her nasıl nitelenirse nitelensin; Alevilerin sembol isimlerinden biri O… Onun mimarı olduğu Avrupa Alevi örgütlenmesi kuşkusuz aleviler için çok önemli bir örgütlenme ve başarı. Hem Avrupa Alevi örgütlenmesinde, hem de Türkiye Örgütlenmesinde Turgut Öker’in katkıları yadsınamaz…
Türkiye’de insanların üzerine karabasanlar çöktüğü çoğu zaman, o sıcak sesi, direnci ve kararlılığı ile umut oldu insanlara.
***
Bir kadın havaalanındaki emniyet müdürlüğünün önünde bağırıyor: “Başkanımızı almadan asla buradan gitmeyiz!”
Her türlü yol deneniyor, ancak çok daha önemli konularda insiyatif kullanan savcılar, son derece önemsiz bir konunda hiçbir şey yapmıyor.
Şimdi mesele şu:
İki yıl önce YOL TV’de bir programda Turgut Öker ve programa katılanlar, Cem Vakfı genel başkanı İzzettin Doğan’ı eleştiren bir konuşma yapıyor.
Programdan sonra İzzettin Doğan, Turgut Öker ve programa katılan pek çok kişiye hakaret davası açıyor.
Turgut Öker, bu davada ifade vermediği için tutuklanıyor.
Şimdi sıradan adli bir olay olan bu konunun asıl önemli yanı şu:
Turgut Öker’le birlikte aynı davadan yargılanan ve aynı konumda olan diğer kişilerle ilgili bir tutuklama kararı yok. Daha da ‘tesadüfü!’: Turgut Öker daha bir ay önce Türkiye’ye geliyor ama bir işlem yapılmıyor.
Peki şimdi neden tutuklanıyor?
Çünkü Öker, Maraş’a gidiyor… 32 yıl sonra Maraş katliamının yaşandığı yerde, katliamı lanetlemek için Avrupa’dan yüzlerce alevi ile birlikte Maraş’a geliyor…
Gelmeyin diyor devlet… İngiltere cemevinin başvurusuna önce izin verilmiyor… Sonra Türkiye’den alevi örgütlerine; “burası Maraş, olaylar olabilir. Yurt dışından gelmesinler. Siz bir açıklama yapın” deniliyor. Avrupa Alevi Konfederasyonu: “Kararlıyız! Geleceğiz.”diyor.
Birilerinin hesabı, Maraş’a ne kadar az alevi giderse, o kadar iyi… O nedenle tutuklanıyor Öker… Yoksa diğer tüm gerekçelerin bu kadar tesadüf etmesi imkansız…
“Birileri kendine verilen görevi yapıyor” diyor, Öker, “bizde kendi görevimizi…” ve “Şimdi Maraş’a doğru yola çıkacağız…”

http://www.gazeteyol.com/turgut-oker-neden-gozaltina-alindi-makale,313.html


EvcioğluHaber-18.12.2010

AABK Genel Başkanı Turgut Öker, serbest bırakıldı

AABK Genel Başkanı Turgut Öker, serbest bırakıldı
EvcioğluHaber-17.12.2010 cuma günü saat 20: 30'da Atatürk Havalimanı'nda yurda giriş yaptığı sırada gözaltına alınan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Gazete YOL dan Vedat KARA'nın bildirdiğine göre;bu sabah Sarıyer Nöbetçi Savcılığı tarafından ifadesi alınarak serbest bırakıldığı bildirildi..

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker,dün akşam saat 20: 30'da Atatürk Havalimanı'nda gözaltına alınmıştı..

Dün akşam saatlerinde Atatürk havaalanı Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınan AABK Genel Başkanı Turgut Öker, bu sabah Sarıyer Nöbetçi Savcılığı tarafından ifadesi alınarak serbest bırakıldı ve kendisi hakkında çıkarılan yurtdışına çıkış yasağının kaldırıldığı bildirildi.
Öker, serbest bırakılmasının ardından kendisini adliye önünde bekleyenlere ve basına yaptığı açıklamada, “Biz bunu yapanları tanıyoruz. Onlarda bizi tanıyor. Birileri kendine verilen görevleri yapıyor. Biz de kendi görevimizi yapıyoruz. Bu baskılar bizi yıldıramadı, yıldıramaz. Görevde olduğum 10 yıl boyunca 3 kez göz altına alındım. Biz bu göz altının nedenini biliyoruz. 32 yıl sonra Maraş katliamını Maraş’ta anacağız. Bunu engellemeye çalışıyorlar. Biz yolumuza devam edeceğiz. Bize yakışan bir şekilde ve dirençle Maraş’a yolculuğumuzu sürdüreceğiz.”dedi.
Turgut Öker, gözaltı süresince kendisine büyük destek veren tüm kişi ve kurumlara teşekkür etti. Turgut Öker, yaptığı açıklamanın ardından 19 Aralık'ta yapılacak Maraş Mitingi'ne katılmak üzere Maraş'a doğru yola çıktı.
(Gazete YOL)
18.12.2010 13:35:17
http://www.pirsultan.net/haber_detay.asp?ID=4076

EvcioğluHaber-18.12.2010

SENEM’İ TANIR MISINIZ?...


SENEM’İ TANIR MISINIZ?...
EvcioğluHaber- 32 yıl sonra Senem Maraş’a gelecek! Sizi de bekliyoruz! Senem’i karşılamaya gelmek istemez misiniz?... diyor.. 32 yıl önce Maraşta yaşananları o çocuk gözüyle yaşayan "SENEM" de anlatarak neler yaşandığının en yalın haliyle ortaya konmasını sağlayan sn; Kemal Bülbül, Maraş'ın unutulmamasına katkı verecek bu bu yazın için dile ve yüreğine sağlık..
O gün yaşananları bu kadar insanı duyarlılıkla ve gerçeklilikle anlatabildiğin için..
Unutmamak, ve unutturmamak için..
Kızılbaşların, tarihler boyu yaşaya geldiği katliamlardan bir sonuç ve bir ders çıkarma zamanıdır.. Tek bir yürek; olma zamanıdır...


resim
Kemal BÜLBÜL
Kar taneleri yere düşmemek istercesine süzülürken havada, zulüm ve katliamın hırıltılı, öfke kusan sesi cami hoparlöründen “Kızılbaşlar camilerimizi bombalıyor! Vurun, öldürün, sağ komayın! Katli vaciptir!” diye bağırıyordu.
Maraş’ın yoksul Kızılbaşlarının gecekondularından başka sığınacak yerleri yoktu! Kapılar günler öncesinden işaretlenmişti. Bu işaret zulüm ve katliamın devlet gözetimindeki damgasıydı. Damgayı kaldırsanız altından devlet çıkardı.
Şehrin giriş çıkışları tutulmuş, cadde ve sokaklarda katliam için hazırlanan caniler kol geziyordu. Sadece ateşli silah taşımıyorlardı. Satır, balta, hançer, kesici ve insan bedenini parçalamak için kullanabilecekleri ne varsa kuşanmışlardı.
Damgalı kapılarını arkadan sıkı sıkı kilitleyen yoksul Kızılbaşların merhametten başka sığınakları kalmamıştı. Ancak merhamet insani bir duyguydu ve öfke nöbetleri geçiren katil sürüsü insani niteliklerini çoktan yitirmişti.
Uğultulu sesler geliyordu belli belirsiz.
“Kızılbaşların evlerini yakın, öldürün, canlı bırakmayın!” Senem’in yüreği yaralı bir kuş gibi çırpınıyordu. Babasına “Kaçalım, gidelim buradan!” dedi.
Babası “Korkma kızım, geçip giderler şimdi. Biz kime ne yapmışız!” dedi titrek ve korkusunu bastırmak isteyen bir sesle.
Senem 15 yaşındaydı. Babası duvar ustası, annesi “evin direğiydi!” kardeşlerinden Ali 12 yaşında, Hüseyin henüz 10 yaşındaydı.
Öfkeli uğultular gittikçe yaklaşıyordu. “Polise, jandarmaya gitsek! Hükümete haber veren yokmola?” diyen ana umutsuzca kocasının korku dolu gözlerine bakarken, isteğinin pek de olabilecek bir şey olmadığını biliyordu içten içe. “Hani ola ki merhamet ederler!...” dedi içinden.
Kapı çalınmaya başladı. Dışarıdaki ses “Aç Hasan emmi, biziz sizi korumaya geldik!” diyordu. İki sokak ötedeki “Reis Ökkeş’in” sesiydi bu.
“Açma baba!” dedi korkudan yerinden fırlayacak gibi bakan gözleriyle Senem. Ali ve Hüseyin analarının kollarına sığınmıştı. Kapıdaki küçük tıkırtılar gittikçe gümbürtüye dönüşüyordu.
“Ne istersiniz?!” dedi baba. “İnsaf, merhamet kalmamış bunlarda. Sizi kurtarmaya geldik Hasan emmi.” Hasan, dönüp eşine, çocuklarına baktı hepsinin yüzünde korkunun kahredici rengi vardı. Kapıyı usulca aralamıştı ki, ilk satırı başına yedi Hasan ve yığıldı kapının arkasına! Çocuklar ve ana feryat figan çığlıklar atarak bağrışmaya başladılar. “Yakın evi, öldürün, kesin!...” diye bağırırken “Reis Ökkeş” elindeki satırı Hasan Usta’nın başına defalarca indirmişti!
Çocuklar ve ana iki göz damın içinde sığınacak yer arasalar da katil sürüsünün satır ve balta darbelerinden kurtulamadılar! Katil sürüsü Senem’e yönelmişti. “Reis Ökkeş, onu bana bırakın ülküdaşlarım!” diyordu salyası akarak. Tartaklamaya, yoksul urbası giysilerini yırtmaya başladılar Senem’in. Senem can havli ile kaçmaya çalışırken, kafasını parçalayan cam kırıklarına aldırmadan attı kendini dışarı! Yamaçtan aşağı yuvarlanan Senem’e pencereden bakan “Reis, kaçamaz nasılsa. Siz para edecek eşyaları alıp evi ateşe verin!” diyordu “Ülküdaşlarına.”
Senem, karın üzerinde yalın ayak koşarken kafasından ve bedeninden ılık ılık sızan kanı ve yaralarının acısını hissetmiyordu!
Maraş’ın kan kokan havasına alaca karanlık çökerken, yaralı, parçalanmış bedenlerin iniltisini “tekbir” sesleri bastırıyordu. Evlerden yükselen “Kurtarın!” çığlığı, göğü saran alevlerden arta kalan insan kokusuna karışıp alaca karanlıkta yitiyordu.
Ardına bakmadan koşan Senem kendini mahallenin sonundaki bahçenin dikenli çitlerinden içeri attı. Silah sesleri, patlamalar, “Kurtaran yok mu?!” ve “tekbir” sesleri geride kalmıştı. Bir süre yüzükoyun yerde kaldı Senem. Göğsü patlarcasına gerilirken, kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu.
Hava ayaza kesmişti. Devletin “muhterem zevatı” katliamı “Gomisnitlerin üzerine yıkma” planları yaparken “Bunca cesedi nerede saklayacağız?!” telaşına düşmüşlerdi. “Angaraya tekmil veriliyor, asayiş berkemal efendim!” demek ihmal edilmiyordu. “Ülküdaşlar” birbirlerine “Gazan mübarek olsun!” kutlaması yaparken, katliam planı uygulamaya konalı beş gün olmuştu.
“Merhametli devlet” ayaza kesmiş gecede yanmış, parçalanmış Kızılbaş cesetlerini toplarken parçalanmış kadın bedenlerinden düşen ceninleri “Kan kurusu sanıp” geride bırakıyordu!
Yoksulluğun ve kimsesizliğin acısını yüreğine gömüp “Umudumuz” dedikleri “Karaoğlan” Maraş meydanında “Toprak işleyenin, su kullananın!” dediğinde pek de haz etmişlerdi ondan. Oysa orda kalsın “Toprak ve su” can gitmişti” elden de ortalık yerde ne “Karaoğlan” vardı, ne de “Karaoğlan” ile resimleri kartpostallara basılan “Kıbrıs fatihi kahraman Mehmetçik!” Yanmış Kızılbaş evlerinin isli duvarlarında “Kutsal bir hatıra” gibi duran miğferli “Karaoğlan” resimleri “Ülküdaşların” elinde parçalanırken “Gominist” diye avaz avaz bağırmaları ise kara mizahın ta kendisiydi. “Karaoğlan” “Yeni yıl” için altı oklu tebrik kartlarını imzalarken spor salonunda istiflenen Kızılbaş cesetleri sahipsiz kalmıştı! “Bir devlet görevlisinin burnu dahi kanamamış”, “Mukaddes bir gaza için” Maraş’a gelen “Ülküdaşlar vazifelerini yapmanın huzuru içinde” Ocak’ta toplanıp uluma ritüeli ile “Gazalarını” kutlamışlardı.
Senem saatlerce yüzükoyun öylece kaldı. Yaşam ile ölüm arasında bir yerde körpecik yüreği gelgitler yaşıyordu. Başından ve bedeninden sızan kan donmak üzereydi. Ama Senem üşümüyordu! İnleyerek yerden doğrulmaya çalıştı. Her kalkmak istediğinde sendeleyip düşüyordu. Sürünerek bir ağacın gövdesine tutundu ve güçlükle ayağa kalktı. Kana bulanan saçları ve parçalanmış giysileri bedenine yapışıp donmuştu. Gecenin dondurucu ayazını belli belirsiz aydınlatan mehtaba baktı. Haykırmak, bağırıp çığlık atmak istedi ama Senem’in sesi çıkmıyordu! Küçük bir hırıltı boğazında takılıp kaldı. Yutkunmaya çalıştı, yutkunamıyordu! Ellerini bedeninde ve yüzünde gezdirdi!... Sanki bir başka bedene dokunuyor, hiçbir şey hissetmiyordu. Sendeleyerek yürümeye başladı. Yalın ayakları kara batıp çıkıyor ama Senem üşümüyordu!... Senem ayaza kesmiş katliam gecesinin mehtabında yürüdü…
Hasan Usta’nın evine “Hasar tespiti için” gelen devlet görevlileri katliamdan yaralı kurtulan komşuya sordular: “Bu aile kaç kişiydi?” komşu “Ana, baba ile beş.” Dedi. Saydılar yanık cesetlerin sayısı dörttü! Komşu gelip baktı “Senem!...” dedi “Senem yok!” Senem’i katliamdan arta kalan komşuları çok aradı ama bulamadılar!...
32 yıl sonra Senem Maraş’a gelecek! Sizi de bekliyoruz! Senem’i karşılamaya gelmek istemez misiniz?...
Yüreğim gerildi, kasılı kaldı!
Çığlığım havada asılı kaldı!
Seni anlamanın “nasıl?”ı kaldı
Acılar deryası gül yüzlü Senem!
(19 Aralık 2010 Pazar günü Maraş Katliamı’nın 32. yılı nedeniyle Maraş’ta yapacağımız Katliam Dosyaları Açılsın, Darbeciler Yargılansın mitinginde buluşalım!)

Kemal Bülbül - 15 aralık 2010
http://www.pirsultan.net/haber_detay.asp?ID=4070


EvcioğluHaber-18.12.2010

MARAŞ; Bu Çağrı Hepimizin....

MARAŞ; Bu Çağrı Hepimizin....

EvcioğluHaber-
Maraş katliamı üzerinden tam 32 yıl geçti.. Maraşta yaşanan bu vahşetin failleri hala cezalandırılmadılar..

Katiller elini kolunu sallaya, sallaya gezmeye devam etti.. Yüzümüze baka, baka.. !

******

Alevi Bektaşi Fererasyonu Genel Başkanı Ali BALKIZ; Maraş katliamının yıl dönümü nedeniyle bir çağrıda bulunarak şöyle dedi:

  • Kahramanmaraş’a Davet
  • Kardeşlik-Barış ve acıları paylaşmak için. Bu topraklarda bir kez daha bu tür katliamlar olmasın diye.
  • Dosyalar yeniden açılısın; suçlular bulunsun ve yargılansın diye.

Maraş Olayları, Maraş Katliamı ve Sonrası

19 Aralık 2010 günü Kahramanmaraş’ta olacağız.

19 Aralık günü, Maraş Katliamı’nın 32. yılı dönümü.

Bu yara 32 yıldır kanıyor.

Bu acı 32 yıldır dinmedi.

Kerbala’dan sonra Alevi toplumu birçok acı yaşadı. Ama hiçbiri, Maraş denli derin izler bırakmadı., yürekleri böylesine dağlamadı. Hiçbiri böylesine göre göre gelmedi. Böylesine acı sonuçlar, travmalar yaratmadı.


Ve biz Aleviler, Maraş’ı hiç unutmadık.

O gün evlerimiz çarpı işareti ile işaretlendi, sonrasında yakıldı, diri diri öldürüldü insanlarımız. İhtiyarlar, gençler, çocuklar… Kurşun, ateş ile öldürüldüler.

Ne insaf ettiler, ne merhamet gösterdiler, ne de acıdılar. Kendi çocuklarını, kendi eşlerini, kendi gençlerini ve ihtiyarlarını da bir an olsun anımsamadılar.

Bunlar nasıl insanlardı? İnsan mıydılar?...

İnsan türü; o yaban, o ilkel, o vahşi evresini bin yıllar ötesinde bırakmamış mıydı?...

Yeniden hortlayan, mumyadan yeniden canlanan bu insan türü, çağımızın insanı olabilir miydi?...

Onları bu hale; hangi güç, hangi ideoloji, hangi ulvi ülkü getirebilirdi !...

12 Eylül’e giden yolları, bu gibi kaldırım taşlarıyla döşeyen asker faşistler, onların gönüllü erleri faşist milisler; karanlık güçlü, emperyalist odaklar bu denli mi gözlerini karartmışlardı?...

Ve bu aktörler; öylesine güçlüler miydi ki katledilenleri yargılamışlardı?...

19 Aralık 2010 günü; Kahramanmaraş’ta bu sorulara yanıtlar arayacağız.

Bu sorunların yanıtlarını; diliyor ve istiyoruz ki; Maraş’lılar, Maraş’lı Sünni demokrat ve laik kardeşlerimizle birlikte arayalım.

Kurtuluş Savaşımızın Kahraman Maraş’lıları, bu kara günü hak etmemiştir.

“Ben bu katliamı, bu Kerbela’yı, bu Gazze’yi, bu Madımak’ı bir kez daha bu topraklarda istemiyorum” diyen tüm insanlarımızı; 19.12.2010 günü; Kahramanmaraş’ta saat 11.00’de, Müftülük Meydanı’nda tek ses, tek yürek olmaya davet ediyorum.

Saygılarımızla. 17.12.2010

Ali BALKIZ

Genel Başkan


EvcioğluHaber-18.12.2010

Bir Zorunlu din dersi daha durduruldu.!

BİR "ZORUNLU DİN DERSİ" DAHA DURDURULDU

EvcioğluHaber- AİHM kararları başta olmak üzere, bir çok İdare Mahkemesinin ve Danıştayın bu yöndeki kararlarına rağmen okutulan "Zorunlu Din Derslerine" bir durdurma da İzmir'den geldi.


Vatan gazetesinin haberine göre: İzmir’in Güzelbahçe İlçesi’nde bir ilköğretim okulunda eğitim gören öğrencinin velisi Gökalp Öztürk, zorunlu din dersine karşı açtığı davada mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı aldı.

Gökalp Öztürk, Güzelbahçe’de bir ilköğretim okulunda öğrenim gören çocuğunun din dersine girmemesi için Milli Eğitim Müdürlüğü’ne eğitim yılının başında başvurduğunu ancak isteğinin kabul edilmediğini söyledi. ‘Din eğitimi zorunludur’ yanıtının ardından, 1’inci İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma isteğiyle dava açtığını anlatan Öztürk, “Gayrimüslimlere din dersi zorunlu değil.
Gayrimüslimler dışında kalanlar da çocuklarının din dersi almasını istemeyebilir.

Dava gerekçemiz dini nedenlere dayanmıyor.

Mevcut durum eşitliğe aykırı. İtirazımız, din dersinin zorunlu olmasına” dedi. Öztürk’ün avukatı Halit Çelik de mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini, bu kararın Bölge İdare Mahkemesi’nce de onandığını, kararın ardından da Öztürk’ün çocuğunun din derslerine girmediğini açıkladı.

Öztürk, mahkemenin esas hakkındaki kararını beklediklerini söyledi.

EvcioğluHaber-18.12.2010

ALEVİLERE GÖZDAĞI; TURGUT ÖKER GÖZALTINA ALINDI

Alevilere Gözdağı; TURGUT ÖKER GÖZALTINA ALINDI

Alevilere Gözdağı!EvcioğluHaber- Maraş katliamının 32. yılı dolayısı ile bu yıl Maraş'ta yapılacak anma mitingine katılmak üzere yurda gelen ve havaalanında, Türkiye'ye giriş yaptığı sırada; Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Turgut Öker ve diğer yöneticilerin gözaltına alındığı bildirildi..

KURUM TEMSİLCİLERİMİZİ DERHAL SERBEST BIRAKIN

AABF Genel Başkanı Turgut Öker gözaltına alındı

Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Turgut Öker Türkiye'de gözaltına alındı. Maraş Katliamı'nın 32. yılı vesilesiyle 19 Aralık'ta yapılacak mitinge katılmak
üzere bugün Türkiye'ye giden Öker'in saat 20:30'da Atatürk Havaalanı'nda gözaltına alındığı bildirildi.

Öker'in yanısıra, AABF 2. Genel Başkanı Ali Ertan Toprak, Genel Sekreter Yardımcısı Mahmut Akgül, Dursun Karadağ Atatürk Havaalanı Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındı.

Yol Tv - 17 Aralık 2010

http://www.alevifederasyonu.com

EvcioğluHaber-18.12.2010