EvcioğluHaber- Bu gün, ODTÜ kampüsünde toplanıp; AKP Genel Merkezi'ne yürümek isteyen öğrencilere polisin izin vermemesi üzerine aşagıdaki görüntüler yaşandı.. . ODTÜ, Hacettepe ve Ankara üniversitesi öğrencilerinin polis şiddetini protesto etmek amacıyla ODTÜ kampüsünden AKP Genel Merkezi'ne bir yürüyüş yapmak istemeleri üzerine, gaz bomboları ve tazzikli su sıkılarak engellendiği görülüyor....Bu gün ankarada bu olaylar yaşanırken; Marmara Üniversitesi Göztepe Yerleşkesi’nde ise bir öğrenci elinden ve kafasından eli satırlı saldırgan kişilerce yaralanıyor, ölüm den son anda kurtuluyor.. Sağ görüşlü öğrenci oldukları bildirilen ve eşgalleri belirlenen saldırganlar aranıyor.. Hep arandı yıllarca..! Umarız bulunur..? Yetmez cezalandırılır..? Ama; bakarmısınız.? Her iki olaydada 12 Eylül öncesinde yaşanan olaylarla bire bir benzerlikler göstermektedir... Üniversitelerde yaşanan şiddet olaylarının ve eli satırlı, bıçaklı sağ görüşlü oldukları öne sürülen öğrenci kılıklı kişiler okulun içinde, öğrencileri yaralıyor veya öldürüyor.. Üstelik, okullarda hem özel güvenlik görevlileri ve hemde resmi ve sivil polisler varken kimse bunu engelleyemiyor..! Demokratik ve özgür bir kurum olması gereken üniversiteler, bu yaşananlarla nereye gidiyor ? Önceki aylarda yaşananlara ve bu günlerdeki olaylarda olanlar aklı selim düşünen insanların kaygı duyması gereken olaylardır.. Çağdaş, demokratik ve özgür bir üniversite de bilimsel çalışmalar yapacak insanlar yetiştirecek üniversiteler gerektiği, bu durum ülkemizin geleceği açısından da hayati öneme sahiptir.. Artık durdurun ! Eli satırlı katilleri? Kim bunlar.? | ||||
EvcioğluHaber- Bir kara tarih daha kapandı.. Ulucanlar Ceza ve Tutukevi "UTANÇ MÜZESİ" oldu.. Ulucanlar Cezaevi'nin deposunda saklanan darağacı; Kapatıldıktan sonra Altındağ Belediyesi tarafından müzeye dönüştürülen Ulucanlar (Ankara Merkez Kapalı) Cezaevi'nin deposundan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Erdal Eren, Necdet Adalı gibi isimlerin idamlarında kullanıldığı iddia edilen darağacı çıktı.Hürriyet gazetesinin haberine göre; Ulucanlar Cezaevi, 81 yıllık faaliyet süresi içinde İskilipli Atıf Hoca, Deniz Gezmiş, Necdet Adalı, Hüseyin İnan,Mustafa Pehlivanoğlu ve Erdal Eren'inde bulunduğu 19 kişinin idam edilmesiyle, işkencelerle hafızalardaki yerini aldı. Altındağ Belediyesi, çoğu kişinin hatırlamak dahi istemediği bu mekanı, aslına uygun olarak dizayn ederek “hoparlörlerinden çığlık seslerinin” duyulduğu, koğuşlarda balmumundan mahkumların bulunduğu, o günlere yaşamak isteyenlere bir süre için de olsa “mahkumluğu yaşatacak” tecrit odalarının yer aldığı müzeye dönüştürdü. Aslına uygun şekilde düzenlenen cezaevi koğuşlarına ve tecrit odalarına balmumundan yapılan 22 mahkum heykeli yerleştirilirken, müzenin koridorlardaki hoparlörlerinden tecrit odalarındaki işkenceleri yansıtan çığlık sesleri yankılanıyor. Cezaevi avlusundaki mahkumların dilek ağacının dallarına ise bir dönem Ulucanlar'da tutuklu kalan Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Bölükbaşı, Osman Yüksel Sedengeçti, Bülent Ecevit, Fakir Baykurt, Hüseyin Cahit Yalçın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ali Bülent Orkan, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Cevat Şakir Kabağaçlı, Yılmaz Güney, Necdet Adalı, Erdal Eren'e kadar bir çok ismin fotoğrafları asıldı. Ziyaret edenleri özellikle idamların, işkencelerin yaşandığı dönemlere götüren türkülerin yankılandığı müzede, Muhsin Yazıcıoğlu'nun seccadesi ve süveteri, Hüseyin İnan'ın idamdan sonra üzerinden çıkarılan fanilası, Deniz Gezmiş'in sigarası, ders notları gibi kişisel eşyaları da sergileniyor. Ankara'nın Altındağ ilçesinin Ulucanlar semtinde bulunan, “Cebeci Tevkifhanesi, Cebeci Umumi Hapishanesi, Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve son olarak Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi” olarak adlandırılan cezaevi, kurulduğu 1925 yılından kapatıldığı 2006'ya kadar Türk demokrasi tarihine ve pek çok önemli döneme şahit oldu. 81 yıllık süreçte gazetecilerin, yazarların, politikacıların, aydınların yaşamlarına, hikayelerine, idamlarına, isyanlar ve isyanların bastırıldığı operasyonlara tanıklık eden Ulucanlar, Altındağ Belediyesi tarafından meşakkatli bir sürecin ardından”Ulucanlar Cezaevi Müzesi Kültür ve Sanat Merkezi” yapıldı. Haber / Yorum Ülkemiz, askeri darbelerle topluma giydirilen deli gömleği giymekten çok çekti.. Kesintiye uğratılan demokratik yaşam, toplumsal gelişmeyi engellediği gibi; eğitim bilimsellikten uzak tamamen zamanı geçmiş ezber bilgilere dayalı olmaktan, üniversiteler özgür lüklerini kayıp ettiler.. Yeni gelişmelere ayak uydurmak bir yana; bir daha hiç eskisi gibi dahi olmadı.. Aydınlar, yazarlar, öğretim üyeleri ve yetişmiş tüm beyinler içeri atılarak, ya işkencelerde veya sokak ortasında faili meçhul katliamlarda öldürüldü.. Darbeler ülkemizin kaderi olmaktan çıkamadığı gibi; aklına esen bu gidişatı beğenmiyorum deyip parlementer sistemi değiştirdi.. Anayasa ortadan kaldırmak suçtu..Özellikle Uluslararası Hukuka göre de suçtu.. Yaptıkları.. Ama; henüz yaptıklarının hesabını vermediler.. Darbeciler..! 60 İhtilali, 12 mart muhturası ve 12 Eylül cuntası gibi kendi insanını cendereye çeken zulüm eden, "asmayıp da besleyelim mi" diyen darbeci generallerin sadist duygularını tatmin ettiği akılalmız işkence ve tecavüzlerin yaşandığı günlerdi.. Ne adına yapıldı? Demokrasi getirmek için...! Demokrasiyi ortadan kaldırarak..! Bu gün ülkemiz gelişememişse? geri kalmış ise; bunun baş sorumluları, Darbecilerdir.. Tüm dünya darbecilerini yargıladı... Umuyorum ki; ülkemizde bunu başaracak ve çocuklarına yaşatılan insanlık dışı işkencelerin ve zulmün hesabını soracak.. Artık; cezaevleri inşa eden / yapan bir ülke değil; eğitim kurumları yapan ve bilim adamlarının yetiştiği ve aydın ve yazarlarına değer verilen, yaşanacak bir ülke olma yolunda atılan bir adım olması dileği ile... Ulucanlar Cezaevi "Utanç Müzesi " oldu.. Umuyorum. darbecilerde kendilerinden utanır.. | ||||
| ||||||
13.12.2010 EvcioğluHaber- Yeni bir Anayasa çalışmalarının, Türkiye gündemini meşgul ettiği şu günlerde; Hükümet tarafından yapılan çalışma bir tarafda devam ederken, Demokratik bir Anayasa oluşturulabilmesi için, "DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİMİ" adıyla bir çok Aydın, Avukat, Akademisyen ve Yazarın biraraya gelerek çalışma başlattığı bildirildi. "Demokratik bir Türkiye için tüm duyarlı kişi ve yapıları bu çabayı birlikte büyütmeye, öneri ve emeklerimizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz." denilen bildiri de, yaptıkları ilk toplantı da alınan karar şöyle; DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN KATILIN! Bilindiği gibi ülkemiz 1982 yılından buyana cunta anayasasıyla yönetilmektedir. Arkasında uluslararası güçlerin de olduğu yerli-yabancı egemen çevrelerin çıkarları için gerçekleştirilen 12 Eylül darbesi militarist zorun en acımasız örneklerini sergileyerek ülkeyi egemenler için dikensiz gül bahçesine çevirmeyi hedeflemişti, anayasa da bu mantığın ürünüydü. Darbe ürünü anayasa tüm değişiklik ve düzenlemelere rağmen geçen otuz yıl içinde özünü koruduğu gibi tahkim de edilmiştir. Bir yandan toplumun dışlanmış, ezilen kesimlerinin gündemleşen talepleri; başta Kürt halkının artık ertelenemez hale gelen eşitlik ve özgürlük talebi, Alevilerin inançları üzerindeki baskılara son verilmesi talebi, işçi, emekçilerin örgütlenme özgürlüğü ve insanca yaşam koşulları yönünde ortaya çıkan talepleri, inanç ve vicdan özgürlüğü talepleri, kadınların, gençliğin, aydınların, çevrecilerin ve yoksul köylülüğün talepleri öte yandan, egemen kesimlerin çıkarlarını daha ileriden gerçekleştirebilmek için yeni yasal, anayasal düzenlemelere ihtiyaç duymaları, “Yeni Anayasa” tartışma ve hazırlıklarını kaçınılmaz olarak ülke gündeminin ön sırasına yerleştirmiştir. Çeşitli Sermaye çevreleri, hükümet partisinden ana muhalefetine egemen kesim temsilcileri bilinçli şekilde halkı dışlayarak kendi öz çıkarlarını merkeze alan “Yeni Anayasa” tartışma ve hazırlıklarını yürütmekteler. Bu hazırlıkları “21. yüzyılın Anayasası”, “Avrupa Birliğine yakışır Anayasa”, “Sivil Anayasa” gibi isimlerle tanıtma ve kitleleri dışında tuttukları hazırlıklarını allayıp pullayarak halka onaylatmayı hedeflemekteler. Bizler tamda bu noktada toplumun emekçi, ezilen, dışlanan, inkâr edilen kesimlerinin sürece müdahale edebilmesi için bir çalışma başlatmış bulunmaktayız. Mevcut toplum yapısıyla Anayasaların toplumun tüm kesimlerinin çıkarlarını eşit düzeyde yansıtabileceği türünden aldatmacalara itibar etmeden, ezilen geniş kesimler açısından demokrasinin, anayasal hak ve özgürlüklerin ancak mücadele, örgütlülük ve birliktelikten geçtiği gerçeğinden hareket ediyoruz. Bizler toplumun ezilen, emekçi halk kesimleri açısından kazanımlar içerecek Demokratik bir Anayasanın ancak, tüm bu demokrasi güçlerinin taleplerini yaygın şekilde tartıştıkları, netleştirdikleri ve ortaklaştırdıkları bir demokratik müdahale ile mümkün olacağına inanmaktayız. Yerel düzeyde başlayarak toplumun başlıca demokrasi dinamiklerini kapsayan tartışma ve talepleri ortaklaştırma çalışmalarının giderek merkezileşerek bir Demokratik Halk Hareketinin inşasına hizmet etmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu amaçla ilk iş olarak birçok ilde ön toplantılar yapılacaktır. Tarifi yapılan ana çerçeve esas alınarak tek tek bireylerin ve yapıların en geniş katılımını hedefleyen, Demokratik Anayasanın kapsamının, tarafların nasıl müdahil olacağının, parlamento, konvansiyon ya da kurucu meclis yoluyla yapılmasının mı daha demokratik olacağı gibi konuların tartışılarak ortak sonuçlara bağlanacağı Demokratik Anayasa Konferansı Ocak ayı sonunda gerçekleştirilecektir. Demokratik bir Türkiye için tüm duyarlı kişi ve yapıları bu çabayı birlikte büyütmeye, öneri ve emeklerimizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz. DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİ demokratikanayasa2010@gmail.com NOT; Demokratik Anayasa Hareketi Girişimi çalışmalarını ve hedeflerini geniş bir işçi, memur, kadın, aydın, yazar, sendikacı, öğrencinin oluşturduğu çağrıcı grupla, 15 Aralık'ta saat 11:00'de Ankara'da Mülkiyeliler Birliği'nde yapacağı geniş katılımlı bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyuracağı bildirildi... DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN;
DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİMİ...
EvcioğluHaber-13.12.2010
Nihat Sargın hayata veda etti..
EvcioğluHaber- Türkiye İşçi Partisi (TİP)'in Genel Sekreteri, Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) Genel Başkanı, Türkiye sosyalist hareketinin önde gelen isimlerinden Dr. Nihat Sargın hayata veda etti.
Sargın'ın cenazesi, 19 Kasım Cuma günü öğlen saatinde Kadıköy, Kızıltoprak, Zühtüpaşa Camisi'nden kaldırılarak, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilecek...
1927'de İstanbul'da doğan Nihat Sargın Tıp fakültesinde öğrenciyken Sosyalist mücadelenin içinde yer almaya başladı. 1948'de, 21 yaşındayken Türkiye Komünist Partisi (TKP)'nin üyesi oldu. 1950 yılında tutuklanarak dört yıl cezaevinde kaldı.
İstanbul Yüksek Tahsil Gençliği Derneği başkanlığı yaptı. Temel Haklar Yaşatma Derneği'ni kuran Sargın 1962'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'e katıldı. TİP'in Genel Sekreterliğini yaptı. Politik yaşamında üçüncü tutukluluğunu 12 Mart Muhtırası ile yaşadı.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 7 yıl yurtdışında siyasi sürgün olarak yaşamak zorunda bırakıldı. 1987'deHaydar Kutlu (Nabi Yağcı) ile birlikte Türkiye'ye döndü. İşkenceli sorgulardan sonra Ankara'da 3,5 yıl tutuklu kaldı. TKP ile TİP birleşmesinden doğan Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP)'nin kurucuları arasında yer aldı. Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV)'ın başkanlığını yaptı.
Eşi ve 63 yıllık mücadele arkadaşı olan Yıldız Baştımar Sargın'ı 7 Ekim 2009'da kaybetti.
Sargın'ın iki ciltlik "TİP'li Yıllar (1961 - 1971) Anılar-Belgeler", "Dönüşten Özgürlüğe 900 Gün Türkiye Birleşik Komünist Partisi Davası" ve "Cezaevi Anıları - Davalar, Savunmalar" isimli üç kitabı bulunuyor.
Sesonline
14 EKİM'DE DİLEKÇE VERİLMİŞTİ Fatsa'nın eski belediye başkanlarından olan ve 1980 darbesi sonrası cezaevinde hayatını kaybeden Fikri Sönmez'in eşi Nurten Sönmez ve oğlu EDP Parti Meclisi Üyesi Naci Sönmez, 14 Ekim'de kalabalık bir toplulukla belediyeye dilekçe vererek ilçe merkezindeki ‘Evren Caddesi’nin adının ‘Fikri Sönmez Caddesi’ olarak değiştirilmesini istemişti. Bu etkinliğe İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ve Fikri Sönmez ile birlikte mücadele edenler de katılmıştı. 20 oydan 18'inin desteğiyle, caddenin isminin ‘Sevgi’ olmasına karar verildi. http://www.turnusol.biz/
Ordu'nun Fatsa İlçesi'ndeki ‘Evren Caddesi’nin adı, Fikri Sönmez’in ailesi ve EDP’lilerin dilekçeleri dikkate alınarak Belediye Meclisi'nin kararıyla değiştirildi.
Türkiye'de sol hareketin simge isimlerinden biri olan ve 'Terzi Fikri' adıyla bilinen Fikri Sönmez'in Belediye başkanlığı döneminde yapılan ve onun adını taşıyan cadde, 12 Eylül darbesinin ardından Kenan Evren'in adını almıştı.
12 Eylül öncesinde, Fikri Sönmez'in Belediye Başkanlığı döneminde halkın 3 ay süren gönüllü çalışmasıyla yapılan Fatsa'nın en büyük caddenin isminin Kenan Evren'e ithaf edilmesi büyük bir haksızlık olarak değerlendiriliyordu.
Fatsa Belediyesinin 2 Kasım’da yapılan Meclis Toplantısı'nda caddeye yeni verilecek isim tartışıldı.
17 AKP, 7 MHP ve 1 CHP meclis üyesinin bulunduğu toplantıda 2 turlu oylama yapıldı.
İlk olarak caddenin isminin değiştirilmesi oylandı. MHP'li 2 meclis üyesi ‘Evren’ adının değiştirilmemesini isterken, 18 Meclis üyesi ise değişmesi yönünde oy kullandı. 2'nci turda ise meclis üyeleri tarafından caddeye yeni bir isim verilmesi için oylama yapıldı.
BELEDİYE BAŞKANI: 'YENİ TARTIŞMA YARATMAK İSTEMEDİK'
Fatsa Belediye Başkanı Ak Parti'li Hüseyin Anlayan, "Talep edildiği gibi caddeye Fikri Sönmez adını vermemiz halinde, bu başka tartışmalara neden olabilirdi. Bu yüzden Sevgi adı verildi. Fatsa, huzurun sevginin olduğu bir yer olarak anılsın istiyoruz" dedi.
Hüseyin Anlayan, “Belediye Meclisimizce verilen karara herkesin saygı duyması gerekiyor. Evren Caddesi artık Fatsa'da yeni ismiyle Sevgi Caddesi olarak olacak. Tüm Fatsa’ya hayırlı uğurlu olsun” dedi.
NACİ SÖNMEZ: 'FİKRİ SÖNMEZ'İN ADI VERİLMELİYDİ'
Fikri Sönmez'in oğlu Naci Sönmez, Evren Caddesi'nin adının ‘Fikri Sönmez’ olarak değiştirilmesini talep ettiklerini vurgulayarak, “AKP referandum öncesi tavrının arkasında duramadı. Bu da onun bir göstergesi. ‘12 Eylül ile hesaplaşacağız’ demişlerdi. Biz de 12 Eylül'ün sıkıntılarını yaşayanlar olarak ismin Fikri Sönmez olarak değişmesini bekliyorduk. Fakat böyle yapmadılar. Sevgi ismi de güzel oldu ama ben babamın isminin olmasını isterdim" dedi.
FİKRİ SÖNMEZ KİMDİR?
1938 yılında dünyaya gelen Fikri Sönmez, 60’lı yılların ortalarında üye olduğu TİP’de aktif olarak görev aldı. Dev-Genç saflarında 6. Filo’ya karşı düzenlenen gösterilere katıldı. 12 Mart döneminde THKP-C davasında 2 yıl kadar tutuklu olarak yargılandı. Ardından tahliye oldu. Mücadelesine Devrimci Yol saflarında devam etti. 14 Ekim 1979'da yapılan seçimlere, solun ortak adayı olarak katılan 'Terzi Fikri', oyların yüzde 60'ını alarak başkan seçildi.
Seçildikten sonra Fatsa’yı özelliklerine göre 11 bölgeye ayırarak üyeleri halkın katıldığı seçimlerle belirlenen halk komiteleri oluşturdu. İki ayda bir yapılan halk toplantıları ile de halkın belediye yönetimine katkıda bulunmasına çalıştı. Bu komitelerin üyeleri bu toplantılarda belediye çalışmalarını denetliyor gerekirse komite üyelerini görevlerinden alıyorlardı.
O dönemde Fatsa'yı, yıllardır yapılmayan yol ve kanalizasyon çalışmaları nedeniyle çamur ve sivrisinek sarmıştı. Hastalıklar kol geziyordu. Terzi Fikri'nin önderliğinde işe koyulan Fatsalılar, el arabası, traktör gibi araçlarla kenti kısa sürede temizledi. Ardından, Fikri Sönmez başkanlığında oluşan yönetim, halkla birlikte karaborsayı, kaçakçılığı ve tefeciliği bitirdi. Arsa sahiplerini ikna ederek, ilçeye 5 ayrı giriş yolu açıldı.
11 Temmuz 1980’de ilçeye 'darbe provası' gibi bir askeri operasyon düzenlendi. Oysa 'Nokta Operasyonu' öncesinde CHP, AP ve MSP ilçe başkanları ortak basın toplantısı yaparak, "Ülkenin her tarafında kan var, biz burada huzur içinde yaşıyoruz" demişlerdi.
Komitelerde ve halk meclislerinde görev alan 900 kişiyle birlikte gözaltına alınan, işkenceden geçirilen Fikri Sönmez, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuldu. 4 Mayıs 1985’te mahkeme dönüşünde kalp krizi geçiren Fikri Sönmez kaçacağı evhamıyla hastaneye götürülmeyip Amasya Askeri Cezaevi revirinde tedavi edilmeye çalışılınca yetersiz müdahaleden hayatını kaybetti.
'Kokulara alıştın
' Kılıç'a çok ağır sözler!
Kılıçdaroğlu, ‘Statükonun kibirli mensupları’ diyen AYM Başkanı Haşim Kılıç’a sert yanıt verdi: “Tabii, HSYK değişti, bir bakıma sırtını sağlam yere dayadım diye başlayacaksın konuşmaya. Bize hukuk dersi vereceksin, yemezler, senin hukuk dersine ihtiyacımız yok.”
ANKARA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, “Değişime karşı çıkan, statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir” sözüne sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis grup toplantısında şöyle konuştu:
* YARGIDA TUZ KOKTU: Kısa bir süre önce bu parlamente Anayasa Mahkemesi’ne üye seçti. Burada bu seçimde yargıcın birikimi, özgeçmişi değil, listede aldığı numara önemliydi. O numara da AKP’nin oy çokluğu ile seçildi. Tuz kokar diyoruz ya, yargıda tuz koktu, kokular gelmeye başladı. Değişime hiç itirazımız yok ama geriye doğru değişimi savunanlar böyle konuşurlar, ileriye doğru değişimi savunanlar demokrasiyi, hakları ve özgürlükleri savunurlar. Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin sizin daha önce verdiğiniz karara dayanarak yaptığı atamaların hukukluluğunu vicdanına sığdırıyor mu sığdırmıyor mu? Hukuktan, demokrasiden söz edeceksiniz, AKP atamaları bitirsin, yapsın, önemli değil, yeri gelince karar verilir diyeceksin. Anayasa Mahkemesi Başkanı herhalde sosyal hukuk devletinin ne olduğunu biliyordur. Klinik şef ve yardımcıları sınavı ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Şu ana kadar yürürlüğü durdurma kararı vermediler. Şimdi sormak istiyorum; Anayasa Mahkemesi AKP’nin sizin daha önce verdiğiniz karara dayanarak yaptığı atamaların hukukluğunu Sayın Haşim Kılıç vicdanına sığdırıyor mu?
* HUKUKTA OKUMADIN: Anayasa Mahkemesi’nde düzenlenen yemin töreninde, AKP, Anayasa Mahkemesi gibi bir görüntü oluştu. Anayasa Mahkemesi Başkanı çıkıyor bu tablonun tam ortasında şöyle diyor: ‘Değişime karşı çıkan, çağın nabzını tutamayan, statükonun kibirli mensupları, artık halkı ikna edememektedir.’ Hukuk; ahlaktır. Ahlakın olmadığı yerde hukuk olmaz, konuşanların da ahlaktan nasip alması lazım. Ben Anayasa Mahkemesi Başkanı’yım diyelim, birisi hülle yoluyla üye olarak atanıyor, içime sindiremem, o üyeyi geri gönderirim. Kılıç, hülle yoluyla Anayasa Mahkemesi üyeliğine atananı, hangi gerekçeyle, ahlakla kabul ettiriyorsunuz? Bütün bunları içine sindireceksin, ’HSYK da değişti, biraz daha sırtını sağlam yere dayadım’ diye başlayacaksın konuşmaya, bize hukuk dersi vereceksin. Yemezler. Senin hukuk dersine ihtiyacımız yok, hukuk dersi değil, hukuk fakültesinde bile okumadın sen. Hukuk fakültesinde okumayan adamın bana hukuk dersi vermeye yetkisi de olmaz. Başkan, öyle anlaşılıyor ki hukukun Haliç bölümünde yaşıyor, kokulara alıştı.
* HSYK ÜYELERİ SEÇİMİNE TEPKİ: Defalarca AKP’nin gizli gündemi olan bir parti olduğunu söyledik. Sonucu somut bir biçimde ortaya çıktı. Yeni HSYK üyesinin yükselişi de çok enteresan. 2002-2004’te Personel Genel Müdürlüğü’nde Daire Başkanı. 2004-2007’de Personel Genel Müdür Yardımcısı oluyor. 2007-2008’de Personel Genel Müdürü oluyor. Müsteşar Yardımcısı oluyor, sonra HSYK’da yer alıyor. Deniz Feneri davasının savcısı da HSYK üyeliğine seçildi. Bundan sonra da herhalde daha da zor işimiz ama takip edeceğiz. Bizi yıldıramazlar. Bu ülkenin talihsizliği ne? Ali Dibo’cudan Adalet Bakanı olur mu? Bunları söyleyince kızıyorlar. Hatay’da gittin ihale dağıtımında kendi el yazınla yazdın senin milletvekilin aynı partiden arkadaşın götürdü notere onaylattı bunu. Uygar bir toplumda Adalet Bakanı değil milletvekili olamazsın. Seçim iradesine saygısızlık olan o listeyi hazırlamaktır Sayın Bakan.
Niye gizli gündemi olduğunu bilmiyorsunuz?
* Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı da dayanamamış artık. Ne diyor? ’Adalet Bakanlığı kendi bürokratlarının da içinde olduğu listeyi seçtirmek için 2 bin kişiyle sahada çalışma yürüttü.’ Günaydın, demek ki fark etmişler. Bunların gizli gündemleri olduğunu niye bilmiyorsunuz? Niye sorgulamıyorsunuz? Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı’nın “12 Eylül’deki halk oylamasına kadar sivilleşme, demokratikleşme diyenlerin şimdi bürokratları eliyle bu sivilleşme ve demokratikleşme adımlarını boğmaya çalıştıklarını, bunun 2 aydır devam ettiğini” söylüyor. Bizse bunu en başından bu yana dile getirdik.
http://haber.gazetevatan.com/Haber/335517/1/Gundem