Aleviler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aleviler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2010

CEM TV. VE SAMANYOLU TV. YAKINLIĞI...

CEM TV. VE SAMANYOLU TV. YAKINLIĞI...!

EvcioğluHaber- Cem Tv.den yine bir ilk daha..! CEM TV. ve Samanyolu TV. Yakınlaşması olmuştur...

Cem Televizyonu dendiğinde herkesin aklına (Cem Evleri) Cem vakfı, dolayısı ile Alevileri çağrıştırdığı gelse de, yaptığı yayın akışı iyi incelendiği taktir de, görüleceği gibi; Yayınlarında Alevilerin, bu ülkede yaşadığı ve karşılaştığı sorunların gündemde tutulması ve çözümünün kolaylaştırılması amaç edinilmediği anlayacaktır..

Bu gün, 28.12.2010 salı; akşam yayın kuşağında; Saat;08 de.. Nasıl bir yayın beklersiniz? sizin olduğunu düşündüğünüz Tv.den..!

Bu ülkede yaşayan Aleviler yakın ve uzak tarihi çok iyi bilir.. ! Yaşanan katliamları çok iyi bilir.. Yaşanan Katliamlar, Alevilerin neredeyse kaderleri olmuştur..

Bu Televizyonda, gerçek manada Sivas'ta yakılanların anılmasına yönelik ciddi bir yayın gördünüzmü? Eğer gördünüzse? lütfen bu haberin altına yorumda beliktin .. Maraş katliamı, Çorum Katliamı, Gazi katliamı ve emekçilerin işten atılmalarını , yomsullukların ve aç yatamayan çocukların rüyasında bir dilim ekmek görenleri gündemine almamıştır..
Ülkemizde,daha başka yaşanan HES projelerinin mağdur ettiği köylüleri, dört bir yana kurulan barajlarla kuruyan derelerle yok edilen biyolojik yaşam ve susuz ölen karınca ve yuvada ölen kuşun yavrusundan bahsederek, dağılan ailelerden ve sonuç trajedileri gündemine almayan bu zatı muhterem Televizyon; bakın bu gün neyi gündemine almıştır..

CEM TV:de Akşam saat; 08:00 sıraları yayın akışı..

Samanyolu Televizyonunun savaş muhabiri olduğu alt yazıdan okunan bir zatı muhterem zaman, zaman görüntüde bir şeyleri anlatıyor ve bir sanaryo yazılmış anlatıyor.. Ara, ara görüntülenen diğer görüntü ise; 2009 yılında IMF toplantılarının İstanbulda yapıldığı zaman çekildiği anlaşılan görüntüler gösterilmekte..
Eylemdekiler gençler ve öğrencilerden oluştuğu anlaşılmakta..

Yaşlı ve başı kapalı bir teyze, soruyor: "Neden eylem yapıyorsunuz. gidip okusanıza/"

Ağzı kapalı bir genç cevap veriyor: "Şu anda istanbulda IMF ile bir toplantı yapılıyor.. Bizlerin geleceği ellerimizden alınıyor.. Babamın aldığı ücreti; benim okul masraflarımı ve okula yatırmam gereken harçları karşılayamıyor.. O nedenle buradayım.. "

Samanyolu Ş. Muhabiri: Şavaş alanından bildiriyor.. "Evet şuanda camları kırıyorlar.. Mcdanıl's ve burger'lerin içerdekiler dışarı çıkarıldılar camları kırıp dökülüyor" diyor.. Tam bir gayipten konuşur gibi.. çekim daha önceden ince ayrıntılarıyla çekildiıi ve daha sonra da montajlandığı açık şekilde belli oluyordu..
Bu çekim; özel olarak önceden amaçlandığı belli oluyordu..
Arada bir; Savaş muhabiri denen zat: istanbulun göbeğinde: ne savaşı var da neyin savaş muhabiri bilinmez ama: yepılan proğramın bir psikolojik savaş olduğu çok açık..

Bundan dahada garip olanı; Samanyolu Televizyonu tarafından hazırladığı belli olan bir yayın, Akşam kuşağında CEM TV.de saatlerce neden yayınlanır bu oldukça düşündürücüdür..
Acaba; CEM TV. ve Samanyolu TV. artık yayın ortaklığına mı? geçiyor..
Her ne ise konu sizlerin taktirine sunuyoruz..
Ama; acaba saatlerce o cençleri takip edip; hangi sokaktan geçti; hangi cama taş attı..! gibi takibi yapmak için kimler niçin bu kadar kamera, kaset ve çekim için para ve
masrafları karşıladı.. Birde bu çekimlerin İlgili TV.de yayınladığı muhtemeldir.. Ama; Ayrıca Cem TV.de yayınlamak için para vermedilerse? ne için yayınlandı..
Özellikle; istanbulda iki gün önce Alevilere yönelik CEMEVİ saldırısı dururken buna değinmeyip bunu proğram konusu yapmayıp saatlarce 2009 yılında IMF'yi protesto edenlerin yaptığı cam çerçeve kırmalarını, bir sanaryo yazarak anlatılan yayın amacı belli yayanı yayınlayanlar ne kadar Alevi sorunlarına sahip olabilirler.. ?

Sn; İzzettin Doğan bir konuşmasında şöyle demişti."Fettullah hoca efendi, çağımızın filozofudur bence" demişti.. Taktir sizin sayın hocam...
Ayrıca; taktir sizin değerli izleyiziler..

EvcioğluHaber-28.12.2010


19 Aralık 2010

ALİ BALKIZ'IN; MARAŞ MİTİNG KONUŞMASI

ALİ BALKIZ'IN; MARAŞ MİTİNG KONUŞMASI


EvcioğluHaber-
32 yıl sonra ancak bu gün yapılabilen Maraş Katliamını anma etkinliğin de konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Sn; Ali BALKIZ'ın yaptığı konuşma şöyleydi:


Sample Image

Genel Başkanımız Ali Balkız’a Ait Miting Konuşması
-19 Aralık 2010 /
saat 11.30
Müftülük Meydanı-
Kahramanmaraş

Sevgili Canlar;

19 Aralık 1978 tarihinden bugüne tam 32 yıl geçti. Ogün doğan çocuklar bugün 32 yaşındalar.

32 yıl sonra da olsa; bugün Kahramanmaraş’tayız.

Bugün buraya; kimse sanmasın ki; bir yarayı kaşımaya; Sivas örneğinde de iddia edildiği üzere ; “kin ve nefret duygularını körüklemeye ” geldik. Biz bugün buraya, bundan 32 yıl önce bu topraklarda hayatlarını kaybetmiş olan canlarımızı anmaya; onları özlediğimizi, onlarsız bu hayatımızın ne denli çekilmez olduğunu anlatmaya geldik.
Şu matem günlerimizde Kerbala’nın yasını tutarken, Kerbela ile neredeyse eş tuttuğumuz bu tür katliamlar bir kez daha olmasın dileklerimiz Kahramanmaraşlı Sünni kardeşlerimiz ile birlikte söylemeye geldik.

Maraş Neresidir?

Maraşlılar Kimlerdir?

Maraş, Kurtuluş-bağımsızlık savaşımız sırasında Fransız Emperyalistleri tarafından, Antep ve Urfa ile birlikte işgal edilen bir şehrimizdir.

Maraşlılar ise; Antep’in kahramanı Karayılan denli Sütçü İmam’ın şahsında bu işgale karşı çıkan yurtseverlerdir.

Maraş’ta, Fransız Askeri’ne karşı kimler savaşmıştır? Sünniler, Aleviler, Türkler, Kürtler… Ogünlerde bu kahraman vatanseverlerin böylesi sıfatları yoktu ki. Onların ortak sıfatları Maraşlı olmaktı.

O günkü Kahramanlar, Maraş’ın tarihine, Türkiye’nin tarihine bu şanlı sayfaları yazarlarken; nasıl oldu da, yine aynı tarihe 1978 Maraş Katliamı’nı yazabildiler?... Ya da birileri yazdırabildi. Faşist generaller mi? Emperyalistler mi? Maraş’tan bulabildikleri maşalar mı? Yoksa hepsi birlikte mi?.

Bugün buraya bu soruların yanıtlarını aramaya geldik. Ve bir isteğimiz var: Bu katliam dosyası; Adliye’nin tozlu raflarından gün ışığına çıkartılıp yeniden açılmalıdır. Karanlık noktalar aydınlatılmalı, suçlular bulunmalı ve yargılanmalıdır.

Son referandum sonrası; 12 Eylül 1980 Askeri darbesini yapan generallerin dokunulmazlıkları kaldırıldığına göre; işte buyurun; burası Maraş, Evren de Marmaris’te…

Dönüp o günleri anımsayacak olursak: Maraş’ta Katliam planları bir yağ ve çırçır fabrikasında yapıldı. Hedef’te başta Aleviler olmak üzere, solcular, devrimciler, POL-DER ve TÖB-DER vardı.

Katliam hazırlıkları 7 Nisan 1978 tarihinde Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu ve Pazarcık CHP ilçe Başkanı Memiş Özdal’a bombalı paketlerin gönderilmesiyle başlar. Kahramanmaraş’ta oraya buraya gelişi güzel bombalar atılarak ortam ısıtılır.
Devlet görevlisi olduğunu söyleyen kimi kişiler, Alevi mahallelerini dolaşarak, sanki nüfus sayımı yapıyorlarmış gibi, yeni kapı numaraları veriyorlarmış gibi, Alevilerin evlerini kapılarına, duvarlarına kırmızı boya ile çarpı işaretleri koyarlar.

Hazırlıklar tamamlanınca, dışarıdan çok sayıda militan, Milli piyango biletçisi kılığına büründürülüp şehre yerleştirilince Çiçek Sinemasında ilk fitil ateşlenir. Tarih 19 Aralık 1978’dır. Yani bundan tam günü gününe 32 yıl önce. Çiçek sinemasında etki gücü zayıf bir bomba patlatılır. Bu bombayı güya solcular atmıştır. Gerçek failler hemen belli olur. Ama olan olmuştur. Bomba patlatılmıştır. Kıyım başlamıştır.

Önce sol görüşlü iki öğretmen Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu 21 Aralık günü, okuldan evlerine giderlerken silahlı saldırı sonucu öldürülürler.

22 Aralık günü bu iki öğretmen için cenaze töreni düzenlenecektir. Cenazeler Ulu Cami’ye gelecektir. Ancak hainler hazırlıklıdır. “komünistler, Aleviler, Cuma namazını basacaklar, katil iktidar " propagandası ile cami ve çevresine 10 bin kişi toplanır.

Cenazeler cami’ye gelince; korteje, tabutlara saldırılır, herkes kaçmak zorunda kalır, polis de kaçar, jandarma da kaçar. Tabutlar yerde kalır.

Yerde kalan tabutlar daha büyük olayların başlangıcıdır. 23 Aralık günü, Belediye ve camilerin hoparlörlerinden yapılan çağrılarla, halk kıyım için hazırlanır.

Vali, Emniyet Müdürü ve Jandarma Alay Komutanı ise son derece serinkanlıdırlar “Devlet güçlüdür, her olayın üstesinden gelebilecek güçtedir. Önlemler alınmıştır. Vatandaşlar emin olsunlar” demektedirler. Tıpkı daha sonra Çorum ve Sivas Katliamlarında olduğu gibi.

Aynı gün, yani 23 Aralık 1978 günü, yoğun olarak Alevilerin oturduğu Yörükselim, Mağaralı, Serintepe, Yusuflar, Yenimahalle, Sakarya mahallelerinde olup bitenleri anlatmaya ne sözcükler yeter ne de yürek dayanır.

Katil sürüsünün temel sloganı şuydu: “Bir Aleviyi öldürenin mükafatı cennettir.”

Güvenlik güçlerinin yaptığı en iyi iş, mahalle aralarından, bahçelerden, duvar tiplerinden ceset toplamak olmuştur.

Vali Bey, kendi konağını, Jandarma Alay Komutanı kendi kışlasını bile koruyamamıştır. Sağlık Bakanı Şehre sokulmamıştır.

Bu karanlık günlerin sonunda; resmi kayıtlara göre Kahramanmaraş’ta 111 kişi katledilmiş, 1000 kişiden fazlası yaralanmış, 552 ev, 289 işyeri tahrip edilmiş 8 oto yakılmıştır.

Daha da önemlisi Türkiye tarihine kapkara bir kara leke sürülmüştür.

Bu katliamı tertipleyen karanlık güçler öylesine pervasızlardı ki, katilleri değil, mağdurları yargıladılar. Hedef şaşırttılar. Karanlık bir sis perdesiyle gerçeklerin üstüne örtmeye çalıştılar.

Peki gerçekler nerede?...

Gerçekler katliamı yaşayan, sağ kalan canlarımızın hafızalarında, mahkeme tutanaklarındaki tanık ifadelerinde; milyonlarca Alevilerin bilincinde ve hayatlarını kaybeden sevgili canlarımızın mezar taşlarında yazılı.

Biz Alevilerin tarihinde böylesi karanlık takvim günleri işaretlidir. Bu günleri unutmayız.

Ne Kerbala’yı unuttuk, ne Dersim’i, ne Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Elazığ’ı, Malatya’yı, Gazi’yi… Hiçbirini unutmadık, unutmayacağız. Çünkü biliyoruz ki; unutursak hatırlatırlar.

Biz Aleviler; toplum olarak; felsefi inancımız nedeniyle; kin tutmayız, öç almayız, cana kıymayız. İncitilsek de incitmeyiz. Ama incitile incitile incitilecek yerimizin kalmadığının da farkındayız. Bu nedenle örgütleniyoruz. Yasal, legal, dernekler yasasının toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasının olanaklarını kullanarak kendimiz ifade ediyoruz.

Biz bu ülkenin saygın, onurlu, sevgili, çalışkan, ahlaklı, hümanist, ilerici, çağdaş yurttaşlarıyız. Tıpkı Sünni kardeşlerimiz gibi.
Ne Sünni kardeşlerimizin biz Aleviler’le, ne de biz Alevilerlerin Sünni Kardeşlerimle bir sorunu var? Temel sorun sistemin, devletin, biz Alevileri görmezden gelmesi, yok saymasıdır. Bu yok saymanın zaman zaman devlet veya devlete bağlı karanlık güçler tarafından katliam boyutlarına dek ulaştırıldığı da bir gerçektir. Maraş Katliamı bunun örneklerinden biridir. 12 Eylül’e doğru giden günleri anımsayacak olursak, Emperyalist güçler, onların yerli işbirlikçileri ve maşa olarak kullandıkları sivil faşist milisler baş aktörler oldular.

12 Eylül’e böyle gelindi.

12 Eylül’e giden o karanlık yolda, yol ağzı olarak seçilen şehirlerden biri de Maraş’tı. Maraş ve Maraşlılar kullanıldı. Doğrusu bu kentte kimi maşalar da bulabildiler. Yine doğrusu, Kahramanmaraşın sağ duyulu insanları, ne bu olaya katılmışlardır, ne de şehirlerinin üstüne düşürülen bu kara lekeyi kabullenmişlerdir.

Gün kardeşlik günüdür.

Gün Kahramanmaraş’ı kirletenlerden yasalar önünde hesap sorma günüdür.

Bu katliamı ABF adına bir kez daha lanetliyor, şehitlerimizi bir kez daha sevgiyle saygıyla anıyor. Aziz anılarını dünya durdukça yaşatacağımıza dair ant içiyoruz.

Sevgi ve saygılarımızla. 19.12.2010


Ali Balkız
Alevi Bektaşi Federasyonu

Genel Başkan


http://www.alevifederasyonu.com

EvcioğluHaber-19.12.2010

18 Aralık 2010

Turgut Öker neden gözaltına alındı?

TURGUT ÖKER NEDEN GÖZALTINA ALINDI?
EvcioğluHaber- Gazete YOL da yayınlanan yazısında; AABK Genel Başkanı Sn; Turgut ÖKER'in 19 Aralık ta Maraş Katliamının 32 .yılı dolayısı ile yapılacak mitinge katılmak üzere yurda geldiği sırada gözaltına alınmasınının nedeneni sorgulayan bir yazı kaleme aldı..

Soruyor? "Turgut ÖKER neden gözaltına alındı?"



Vedat KARA

18 Aralık 2010, 13:06

Dün akşam olayı ilk Gazete YOL duyurdu. Kısa birkaç cümle ile: Turgut Öker gözaltına alındı.
Akşam 21.30 civarında duydum olayı. HBAKV Okmeydanı Şube Başkanı Kamil Aykanat aradı. Genel Başkan Ercan Geçmez duymuş ilk… Haberim olabileceğini düşünerek, bana doğruluğunu sordular. Gözaltına alındıkları için telefonları kapalı olduğu için ulaşamıyor kimse. Ve doğal olarak ta olayı duyanlar bile, emin olamıyor.
Dün ilginç tesadüf, Turgut Öker’le birlikte Türkiye’ye gelen Mahmut Akgül ile buluşmayı planlamıştık. Ona ulaştım. Olayı doğruladı.
Haberi kısaca Gazete YOL’a geçtikten sonra hızla Atatürk Havaalanına yola çıktım. Haber inanılmaz bir şekilde yayıldı. Alevilerin duyarlılığını bir kez daha görmek şaşırtmadı ama sevindirdi.
Telefonumu bir şekilde bulan onlarca insan, ne yapmak gerektiğini sordular. Olayı duyan onlarca insanda havaalanına akın etti.
Havalını yetkilileri şaşkın! Emniyet yetkilileri şaşkın! Hiç şüphesiz bu kadar tepki beklemiyorlar…
Sabaha kadar, Avrupa’nın dört bir yanından gelen alevi temsilciler ve olayı duyarak havaalanına gelen aleviler, Öker’le birlikte sabahlıyor, emniyet binasında…
Oraya gelen onlarca insandan başka, hiç abartısız, binlerce insan telefonlara sarılıyor ve bir çare bulmaya çalışıyor. Ayrıca ‘sanal dünya,’ tüm imkanları ile kullanılıyor…
Ne için?
Turgut Öker’in serbest bırakılması için…
***
Turgut Öker, Alevi dünyasının önemli isimlerinden biri…. Kimlerine göre o bir kahraman… kimilerine göre, çağımızın pirsultanı…
Her nasıl nitelenirse nitelensin; Alevilerin sembol isimlerinden biri O… Onun mimarı olduğu Avrupa Alevi örgütlenmesi kuşkusuz aleviler için çok önemli bir örgütlenme ve başarı. Hem Avrupa Alevi örgütlenmesinde, hem de Türkiye Örgütlenmesinde Turgut Öker’in katkıları yadsınamaz…
Türkiye’de insanların üzerine karabasanlar çöktüğü çoğu zaman, o sıcak sesi, direnci ve kararlılığı ile umut oldu insanlara.
***
Bir kadın havaalanındaki emniyet müdürlüğünün önünde bağırıyor: “Başkanımızı almadan asla buradan gitmeyiz!”
Her türlü yol deneniyor, ancak çok daha önemli konularda insiyatif kullanan savcılar, son derece önemsiz bir konunda hiçbir şey yapmıyor.
Şimdi mesele şu:
İki yıl önce YOL TV’de bir programda Turgut Öker ve programa katılanlar, Cem Vakfı genel başkanı İzzettin Doğan’ı eleştiren bir konuşma yapıyor.
Programdan sonra İzzettin Doğan, Turgut Öker ve programa katılan pek çok kişiye hakaret davası açıyor.
Turgut Öker, bu davada ifade vermediği için tutuklanıyor.
Şimdi sıradan adli bir olay olan bu konunun asıl önemli yanı şu:
Turgut Öker’le birlikte aynı davadan yargılanan ve aynı konumda olan diğer kişilerle ilgili bir tutuklama kararı yok. Daha da ‘tesadüfü!’: Turgut Öker daha bir ay önce Türkiye’ye geliyor ama bir işlem yapılmıyor.
Peki şimdi neden tutuklanıyor?
Çünkü Öker, Maraş’a gidiyor… 32 yıl sonra Maraş katliamının yaşandığı yerde, katliamı lanetlemek için Avrupa’dan yüzlerce alevi ile birlikte Maraş’a geliyor…
Gelmeyin diyor devlet… İngiltere cemevinin başvurusuna önce izin verilmiyor… Sonra Türkiye’den alevi örgütlerine; “burası Maraş, olaylar olabilir. Yurt dışından gelmesinler. Siz bir açıklama yapın” deniliyor. Avrupa Alevi Konfederasyonu: “Kararlıyız! Geleceğiz.”diyor.
Birilerinin hesabı, Maraş’a ne kadar az alevi giderse, o kadar iyi… O nedenle tutuklanıyor Öker… Yoksa diğer tüm gerekçelerin bu kadar tesadüf etmesi imkansız…
“Birileri kendine verilen görevi yapıyor” diyor, Öker, “bizde kendi görevimizi…” ve “Şimdi Maraş’a doğru yola çıkacağız…”

http://www.gazeteyol.com/turgut-oker-neden-gozaltina-alindi-makale,313.html


EvcioğluHaber-18.12.2010

13 Aralık 2010

DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN; DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİMİ


DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN;
DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİMİ
...

13.12.2010

EvcioğluHaber- Yeni bir Anayasa çalışmalarının, Türkiye gündemini meşgul ettiği şu günlerde; Hükümet tarafından yapılan çalışma bir tarafda devam ederken, Demokratik bir Anayasa oluşturulabilmesi için, "DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİMİ" adıyla bir çok Aydın, Avukat, Akademisyen ve Yazarın biraraya gelerek çalışma başlattığı bildirildi.

"Demokratik bir Türkiye için tüm duyarlı kişi ve yapıları bu çabayı birlikte büyütmeye, öneri ve emeklerimizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz." denilen bildiri de, yaptıkları ilk toplantı da alınan karar şöyle;

DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN KATILIN!

Bilindiği gibi ülkemiz 1982 yılından buyana cunta anayasasıyla yönetilmektedir.

Arkasında uluslararası güçlerin de olduğu yerli-yabancı egemen çevrelerin çıkarları için gerçekleştirilen 12 Eylül darbesi militarist zorun en acımasız örneklerini sergileyerek ülkeyi egemenler için dikensiz gül bahçesine çevirmeyi hedeflemişti, anayasa da bu mantığın ürünüydü.

Darbe ürünü anayasa tüm değişiklik ve düzenlemelere rağmen geçen otuz yıl içinde özünü koruduğu gibi tahkim de edilmiştir.

Bir yandan toplumun dışlanmış, ezilen kesimlerinin gündemleşen talepleri; başta Kürt halkının artık ertelenemez hale gelen eşitlik ve özgürlük talebi, Alevilerin inançları üzerindeki baskılara son verilmesi talebi, işçi, emekçilerin örgütlenme özgürlüğü ve insanca yaşam koşulları yönünde ortaya çıkan talepleri, inanç ve vicdan özgürlüğü talepleri, kadınların, gençliğin, aydınların, çevrecilerin ve yoksul köylülüğün talepleri öte yandan, egemen kesimlerin çıkarlarını daha ileriden gerçekleştirebilmek için yeni yasal, anayasal düzenlemelere ihtiyaç duymaları, “Yeni Anayasa” tartışma ve hazırlıklarını kaçınılmaz olarak ülke gündeminin ön sırasına yerleştirmiştir.

Çeşitli Sermaye çevreleri, hükümet partisinden ana muhalefetine egemen kesim temsilcileri bilinçli şekilde halkı dışlayarak kendi öz çıkarlarını merkeze alan “Yeni Anayasa” tartışma ve hazırlıklarını yürütmekteler. Bu hazırlıkları “21. yüzyılın Anayasası”, “Avrupa Birliğine yakışır Anayasa”, “Sivil Anayasa” gibi isimlerle tanıtma ve kitleleri dışında tuttukları hazırlıklarını allayıp pullayarak halka onaylatmayı hedeflemekteler.

Bizler tamda bu noktada toplumun emekçi, ezilen, dışlanan, inkâr edilen kesimlerinin sürece müdahale edebilmesi için bir çalışma başlatmış bulunmaktayız.

Mevcut toplum yapısıyla Anayasaların toplumun tüm kesimlerinin çıkarlarını eşit düzeyde yansıtabileceği türünden aldatmacalara itibar etmeden, ezilen geniş kesimler açısından demokrasinin, anayasal hak ve özgürlüklerin ancak mücadele, örgütlülük ve birliktelikten geçtiği gerçeğinden hareket ediyoruz.

Bizler toplumun ezilen, emekçi halk kesimleri açısından kazanımlar içerecek Demokratik bir Anayasanın ancak, tüm bu demokrasi güçlerinin taleplerini yaygın şekilde tartıştıkları, netleştirdikleri ve ortaklaştırdıkları bir demokratik müdahale ile mümkün olacağına inanmaktayız.

Yerel düzeyde başlayarak toplumun başlıca demokrasi dinamiklerini kapsayan tartışma ve talepleri ortaklaştırma çalışmalarının giderek merkezileşerek bir Demokratik Halk Hareketinin inşasına hizmet etmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Bu amaçla ilk iş olarak birçok ilde ön toplantılar yapılacaktır.

Tarifi yapılan ana çerçeve esas alınarak tek tek bireylerin ve yapıların en geniş katılımını hedefleyen, Demokratik Anayasanın kapsamının, tarafların nasıl müdahil olacağının, parlamento, konvansiyon ya da kurucu meclis yoluyla yapılmasının mı daha demokratik olacağı gibi konuların tartışılarak ortak sonuçlara bağlanacağı Demokratik Anayasa Konferansı Ocak ayı sonunda gerçekleştirilecektir.

Demokratik bir Türkiye için tüm duyarlı kişi ve yapıları bu çabayı birlikte büyütmeye, öneri ve emeklerimizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz.

DEMOKRATİK ANAYASA HAREKETİ GİRİŞİ

demokratikanayasa2010@gmail.com

NOT; Demokratik Anayasa Hareketi Girişimi çalışmalarını ve hedeflerini geniş bir işçi, memur, kadın, aydın, yazar, sendikacı, öğrencinin oluşturduğu çağrıcı grupla, 15 Aralık'ta saat 11:00'de Ankara'da Mülkiyeliler Birliği'nde yapacağı geniş katılımlı bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyuracağı bildirildi...



EvcioğluHaber-13.12.2010

30 Kasım 2010

“Şah & Sultan” İskender Pala’nın Kitabı


“Şah & Sultan” İskender Pala’nın Kitabı

"Bir toplum hakkında güzel birşey söyleyeceksen; ilk önce küfür etme"

EvcioğluHaber- İsmail.. Bu bir kitabın adıdır.. Tabii, aynı zamanda tarihi bir kişilikte olan İsmail; Alevilerin nezdinde saygın bir yeri olan, Şah İsmail'dir. Bu kitabın yazarı ise; Reha Çamuroğlu'dur..

Ancak; bu defa yine aynı konuyu kapsayan ancak; 'Şah'ın şahsında Yavuz Selimin övgüsünün yer aldığı bir kitap daha yazıldı.. Bunun adı: "Şah ve Sultan""Şah ve Sultan" ın yazarı, yazdığı kitapta konu olarak seçtiği Alevilik nedir? Nasıl yaşanır?

Bu hassas konu hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi; Aleviler hakkında başvurduğu kişi bir Sunni imamdır..
Ne mahsuru var sunni imam olunca denilebilir..
Ancak; tarihsel sürece bakıldığında; Alevilere yaşatılan bunca katliam ve sürgünlerin sorumlularını bu emevi zihniyetinde göreceksiniz..

Yani; İskender Pala; Yavuz Selim ile ilgili sözlerinde; "bakarsanız Sultan da şiir yazıyor, Şah İsmailde.. Sanatsal kişiliği önemli" diyor. Bir TV. proğramında şöyle diyor.. "Aslında, Çaldıran savaşı Yavuzun istemeye istemeye gittiği bir savaştır.. O tarihte katledilen 45.000 Alevinin ise; Yavuz'un tamamen zorunlu olarak kendini, kışkırtmala karşı savunurken (katliam) yaşanmıştır." diyor

Oysa; Aleviler beşyüz yıl önce yaşadıkları ile Yavuz'u çok yakinen tanırlar, ne Melanet hırkası olduğunu iyi bilirler..


Pala ise; Alevileri ne kadar çok sevdiğini şu sözlerle ifade ediyor.. “Alevilere mum söndü iftirası yapıldığını ve dolayısı ile bu özbe öz Türk / Türkmen olan yurttaşlara mumsöndü yapıyorlar denilerek iftira edildiğini” söylüyor ve kitabının herkes tarafın okunmasını salık veriyor..

Murtaza Demir, odatv'de "Şah ve Sultan" adlı kitaba ilişkin eleştirel yazısında şöyle diyor: "Yavuz, Çaldıran savaşı sonrası, Şah İsmail’in topraklarını işgal etmedi. O halde derdi neydi? Acaba, dünyanın bu bölgesinde ortaya çıkan, büyüklük ve ihtişamıyla dünya halklarının gözlerini kamaştıran, aynı dili konuşan, aynı davranış-gelenek ikliminde yetişen ve iki kardeş halka hükmeden iki imparatorun, zihinsel dünyalarına nasıl bir düşünce hâkimdi? Yavuz ve İsmail, gerçekten halklarının refahını mı istiyordu, yoksa din iman sahteciliği altında “Türk dünyasının tek egemeni ben olmalıyım; dünyaya ben hükmetmeliyim” düşüncesiyle, kişisel ihtişam ve egemenlik peşinde mi koşuyorlardı?
Yoksa başka hesaplar, kinler, beklentiler mi vardı? Böylesi bir insan kasaplığını ve bu kasaplığı
“vatan, millet” nutuklarıyla bugün dahi meşru görmenin veya göstermenin haklı ve meşru bir yanı olabilir mi?

Yavuz’un zihni dünyasında, İran coğrafyasında egemen olmak isteyen Şii devletini ortadan kaldırmak değil, Kızılbaş askeri aristokrasisinin oluşturduğu yönetimi ve Kızılbaş ordusunu yok etmek düşüncesi yatıyordu. Kültürüne, dili ve edebiyatına hayranlık duyduğu İranlılara düşmanlığı yoktu, olamazdı.
Yavuz, Anadolu Alevi-Bektaşi Türkmenlerinin, yaklaşık elli yıl boyunca sürdürdükleri ihtilalci Kızılbaşlık siyasetlerinin sonucu kurdukları Kızılbaş Türk Devletinin kurucu unsurları olan Türkmenlere düşmandı.

“…Osmanlı devleti ve bu devletin eliti ile geleneksel hayat tarzında ısrar eden konar-göçer Türkmen zümreler arasında zihniyet, din algısı ve pratiği, kültür, hayat tarzı, ekonomik düzen ve siyasi anlayış itibariyle tam bir uçurum meydana gelmişti. Bir zamanlar Biritinya bölgesinde ve Rumeli’nde… sancağı en önde taşıyan konar-göçer Türkmen unsurlarının hayat tarzını devam ettirenler, Fatih’in ve sonraki Osmanlı padişahlarının devletinde sadece devlet mekanizmalarından tasfiye edilmekle kalmamış aynı zamanda geleneksel hayat tarzlarını da değiştirmeye zorlanmışlardı. Osmanlı dünyasında atalarından gördükleri hayat tarzlarını devam ettiremeyeceğini anlayan bu kitlelerin duygu ve düşünce dünyalarında, yeni bir kurtarıcı beklentisi günden güne ziyadeleşmekte idi…[iii]

“(…) Halkın dirlik-düzenlik isyanının haklı gerekçelerini örtmek için uydurularak, kimi ‘tarihçilerimizin’ “isyanların arkasında Şah İsmail fitnesini” göstermelerine karşın, isyanlar, Şah İsmail gerekçesinin ortadan kalkmasından sonra daha da yoğunlaşmış, ayaklanmaların önü arkası gelmemiştir. “Çünkü sebep içte ve bizzat Osmanlı düzeninin kendisindedir.[iv]

Fatih döneminden sonra, devşirme unsurlar tarafından zapturapt altına alınan Osmanlının, Türk devleti olmaktan çıkıp, bir devşirmeler imparatorluğu haline gelmesinden sonra, Türkmenler yeniden yollara düşüp, bu defa bizzat kendilerinin yöneteceği bir devlet arayışını hiç durmadan, bıkmadan ve usanmadan sürdürdüler. Unutulmasın ki, Baba İlyas’ın ve İshak’ın Selçuklulara eleştirisi neyse, Şeyh Bedreddin’in, Şah Kulu’nun, Şah kalender’in, Şah Veli’nin, Baba Zünnun’un, Pir Sultan Abdal’ın da Osmanlıya eleştirileri, aynı eleştirilerdir. Ve bıçağın kemiğe dayandığı binlerce zorunluluğun neden olduğu bu isyanlardan birçoğunun nihai amacı, artık gerçek bir Türk devletidir.[v]

Türkmen, kurucusu olduğu devlet bürokrasisinden yavaş yavaş ama hiç bitmeyen bir kararlılıkla dışlanmış, küstürülmüştü! Çığlığını duyan, sorununa çare arayan yoktu. Sesi Saraya ulaşmıyor, kalın taş duvarlarına çarpıp geri dönüyordu. Saray sağır, içinde yaşayanlar ise hepten el olmuşlardı artık.

"Türkmen kalkıp yaylasına yürüdü / Dağıldı aşiret il bozuk bozuk."

Pir Sultan Abdal "

ANADOLU, ŞAH İSMAİL’DEN ÖNCE DİRLİK İÇİNDE MİYDİ?

Evet diyebilirmisiniz?

İskender pala Yavuz'u bir kahraman ve Türkmenlerini (Anadolu Alevileri) hain olarak gösteriyor olsada; kitabı bir okuyun ve şapkanızı önünüze koyup düşünün..Ne göreceksiniz..!

İşte Yavuzun seceresi: Babasını zehirleten, iki ağabeyinden Ahmet ve Korkut'u boğduran ve büyüyüpte tahtı elimden alırlar diye, ölmüş kardeşlerinin kalan çocuklarını (yeğenlerini) boğdurmuştur.. Bu şahşın bu yaptıklarını hanği şey temize çıkartabilir ki; Şah İsmail'le aynı kefeye konuyor..?

DEĞERLENDİRME SİZİN ADİL VİCDANINIZA KALIYOR..

Kitap bu haliyle taraflı, en hafif deyimle M. Ali Erbil'i geride bırakacak nitelikte ve baştan sona hatalı ve ne sanatsal. ne edebi hiç bir değeri yoktur ...


EvcioğluHaber- 30.11.2010