CEM Vakfı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CEM Vakfı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2010

Turgut Öker neden gözaltına alındı?

TURGUT ÖKER NEDEN GÖZALTINA ALINDI?
EvcioğluHaber- Gazete YOL da yayınlanan yazısında; AABK Genel Başkanı Sn; Turgut ÖKER'in 19 Aralık ta Maraş Katliamının 32 .yılı dolayısı ile yapılacak mitinge katılmak üzere yurda geldiği sırada gözaltına alınmasınının nedeneni sorgulayan bir yazı kaleme aldı..

Soruyor? "Turgut ÖKER neden gözaltına alındı?"



Vedat KARA

18 Aralık 2010, 13:06

Dün akşam olayı ilk Gazete YOL duyurdu. Kısa birkaç cümle ile: Turgut Öker gözaltına alındı.
Akşam 21.30 civarında duydum olayı. HBAKV Okmeydanı Şube Başkanı Kamil Aykanat aradı. Genel Başkan Ercan Geçmez duymuş ilk… Haberim olabileceğini düşünerek, bana doğruluğunu sordular. Gözaltına alındıkları için telefonları kapalı olduğu için ulaşamıyor kimse. Ve doğal olarak ta olayı duyanlar bile, emin olamıyor.
Dün ilginç tesadüf, Turgut Öker’le birlikte Türkiye’ye gelen Mahmut Akgül ile buluşmayı planlamıştık. Ona ulaştım. Olayı doğruladı.
Haberi kısaca Gazete YOL’a geçtikten sonra hızla Atatürk Havaalanına yola çıktım. Haber inanılmaz bir şekilde yayıldı. Alevilerin duyarlılığını bir kez daha görmek şaşırtmadı ama sevindirdi.
Telefonumu bir şekilde bulan onlarca insan, ne yapmak gerektiğini sordular. Olayı duyan onlarca insanda havaalanına akın etti.
Havalını yetkilileri şaşkın! Emniyet yetkilileri şaşkın! Hiç şüphesiz bu kadar tepki beklemiyorlar…
Sabaha kadar, Avrupa’nın dört bir yanından gelen alevi temsilciler ve olayı duyarak havaalanına gelen aleviler, Öker’le birlikte sabahlıyor, emniyet binasında…
Oraya gelen onlarca insandan başka, hiç abartısız, binlerce insan telefonlara sarılıyor ve bir çare bulmaya çalışıyor. Ayrıca ‘sanal dünya,’ tüm imkanları ile kullanılıyor…
Ne için?
Turgut Öker’in serbest bırakılması için…
***
Turgut Öker, Alevi dünyasının önemli isimlerinden biri…. Kimlerine göre o bir kahraman… kimilerine göre, çağımızın pirsultanı…
Her nasıl nitelenirse nitelensin; Alevilerin sembol isimlerinden biri O… Onun mimarı olduğu Avrupa Alevi örgütlenmesi kuşkusuz aleviler için çok önemli bir örgütlenme ve başarı. Hem Avrupa Alevi örgütlenmesinde, hem de Türkiye Örgütlenmesinde Turgut Öker’in katkıları yadsınamaz…
Türkiye’de insanların üzerine karabasanlar çöktüğü çoğu zaman, o sıcak sesi, direnci ve kararlılığı ile umut oldu insanlara.
***
Bir kadın havaalanındaki emniyet müdürlüğünün önünde bağırıyor: “Başkanımızı almadan asla buradan gitmeyiz!”
Her türlü yol deneniyor, ancak çok daha önemli konularda insiyatif kullanan savcılar, son derece önemsiz bir konunda hiçbir şey yapmıyor.
Şimdi mesele şu:
İki yıl önce YOL TV’de bir programda Turgut Öker ve programa katılanlar, Cem Vakfı genel başkanı İzzettin Doğan’ı eleştiren bir konuşma yapıyor.
Programdan sonra İzzettin Doğan, Turgut Öker ve programa katılan pek çok kişiye hakaret davası açıyor.
Turgut Öker, bu davada ifade vermediği için tutuklanıyor.
Şimdi sıradan adli bir olay olan bu konunun asıl önemli yanı şu:
Turgut Öker’le birlikte aynı davadan yargılanan ve aynı konumda olan diğer kişilerle ilgili bir tutuklama kararı yok. Daha da ‘tesadüfü!’: Turgut Öker daha bir ay önce Türkiye’ye geliyor ama bir işlem yapılmıyor.
Peki şimdi neden tutuklanıyor?
Çünkü Öker, Maraş’a gidiyor… 32 yıl sonra Maraş katliamının yaşandığı yerde, katliamı lanetlemek için Avrupa’dan yüzlerce alevi ile birlikte Maraş’a geliyor…
Gelmeyin diyor devlet… İngiltere cemevinin başvurusuna önce izin verilmiyor… Sonra Türkiye’den alevi örgütlerine; “burası Maraş, olaylar olabilir. Yurt dışından gelmesinler. Siz bir açıklama yapın” deniliyor. Avrupa Alevi Konfederasyonu: “Kararlıyız! Geleceğiz.”diyor.
Birilerinin hesabı, Maraş’a ne kadar az alevi giderse, o kadar iyi… O nedenle tutuklanıyor Öker… Yoksa diğer tüm gerekçelerin bu kadar tesadüf etmesi imkansız…
“Birileri kendine verilen görevi yapıyor” diyor, Öker, “bizde kendi görevimizi…” ve “Şimdi Maraş’a doğru yola çıkacağız…”

http://www.gazeteyol.com/turgut-oker-neden-gozaltina-alindi-makale,313.html


EvcioğluHaber-18.12.2010

25 Eylül 2010

Ali BALKIZ; NAMIK KEMAL ZEYBEK KİME HİZMET EDİYOR..

Ali BALKIZ; NAMIK KEMAL ZEYBEK KİME HİZMET EDİYOR..?

EvcioğluHaber- Alevi Bektaşi Fedarasyonu Genel Başkanı Sn; Ali BALKIZ soruyor.. Namık Kemal Zeybek kime hizmet ediyor.? Yada kim için çalışıyor.. Radikal yazarı ve eski Bakan'lıkta yapmış olan Zeybek'in yazdığı yazılarında genellikle Alevileri hedef alarak, eğip bükerek ve zaman zaman aşağılayarak, hatta; bir Alevinin nasıl olacağının (Yavuz Selim'in Şeyhülislamı Ebu Suud dilinden) tarifini yaparak kim için çalışıyorsun.. Misyonunun ne olduğunu çeşitli tarihlerde Alevi'lerle ilgili yazdığı yazıları derleyerek onları radikal gazetesi yayın yönetmeni İsmet Berkan'a soran ve onu susturmanızı istemiyoruz.. Bu özgürlüklere inanan bizlere yakışmaz.. Ancak; ona verilen yer kadar bize de ayırır iseniz cevap yazılabimemize olanak sağlamış olursunuz.. Diyen; Sn: Ali BALKIZ şunları belirtmektedir..

25.09.2010- Cumartesi


Namık Kemal Zeybek Kime Hizmet Ediyor...
Namık Kemal ZEYBEK NE YAZIYOR?...

Kimin için yazıyor?...


Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Sayın İsmet Berkan’a

AÇIK MEKTUP

Gazeteniz Köşe Yazarlarından Sn. Namık Kemal Zeybek’in 2008-2009-2010 yılının kimi günlerine dağılmış, kesip dosyamda biriktirdiğim; “Alevilik ve İslâm…”, “Cem Vakfı ve Alevilik”, “Alevi Düğümü…”, “Alevilik’te Namaz…”, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi…”, “Cemevleri…”, “Alevilik -Tarikat-Mezhep…”, “Alevi Gence Yapılanlar…”,”Kerbelâ’nın Tarihçesi…”, “Alicilik, Muaviyecilik”, “Alevi Çalıştayı”, “Yesevi Yolu…”, “Hünkâr ve piri” ve benzeri kim yazılarını, bir kitabı oluşturan makaleler gibi ard arda okuduğumda; ulaşabildiğim sonuçları, izninizle, kamuoyu önünde sizinle (Gazeteniz Yönetimiyle) paylaşmak istiyorum.

Öncelikle; şu bir gerçek ki; bir gazete, kendi yayın politikasını belirlemekte özgürdür. Bu çerçevede o politikaya uygun bulduğu, ya da uygun bulmasa bile farklı politikaları benimsemiş kimi yazarlara, çeşitlilik, tarafsızlık, çokseslilik vb adına, sayfalarını açmış da olabilir. Radikal, doğrusu bu anlamda zengin bir gazetedir. Okuyucuya bir tek pencereden değil, bir binanın birçok penceresinden bakabilen bir yazarlar topluluğu sunuyor.

Sadece köşe yazılarında değil, Radikal; diziler söyleşiler, seçkiler ve haberlerde de, hak peşinde koşan (Aleviler, Kürtler, işçiler, öğrenciler, çevreciler, hastalar, Romanlar, azınlıklar, dindarlar, evsizler vb) kesimlerin seslerinin yankı bulabildiği basın dünyamızdaki ender gazetelerden biridir.

Sadece bu nedenle bile olsa, sektirmeden; “Ekmek, süt, gazete ” dediğimiz gazetelerden biridir.

Namık Kemal Zeybek’i de bu çerçevede, okuyor, hem yazılarını kesip biriktiriyoruz hem de sitemlerimizi…

Sitemlerimiz size;

Sn Zeybek’in girişte andığım yazılarının başlıkları bile, ondan; Alevilik-İslamiyet, Türklük-Alevilik, Yesevilik-Alevilik, Tarihte Alevilik, Günümüz Aleviliği, Alevi Örgütlülüğü, Cem Vakfı gibi konularda yazı istendiği ya da yazarın bu konuları kendisi seçtiği izlenimi veriyor.

Zeybek Aleviliğe dair yazıyor.

Peki, doğru mu yazıyor?

Tarafsız mı yazıyor?

Taraflı yazıyor ise, öbür taraf ne diyor, ne düşünüyor, ne yapıyor?...

Radikal’de bu soruların bir karşılığı var mı?...

Bizce yok.

Öbür yandan; lütfen siz Zeybek’in yazılarını ard arda okursanız, göreceksiniz ki; Sn Zeybek kendi kendini tekrarlıyor. Hep aynı şeyleri yazıyor. Hem de bir propagandacı özeni ve gayreti ile.

Günümüzde Aleviler, 1950’li, 60’lı yıllara göre daha çok kentlerde yaşıyorlar, kent onlar için, hem uygarlık, hem de köklerinden kopmak anlamında kapan.

Kentlerde, kent koşullarında nasıl olacak da varlıklarını sürdürebilecek, inançlarını yaşayabilecekler?...

Bu soru, tarih boyunca, hiç olmadığı denli başka bir soruyu gündeme getirdi: Biz kimiz, neyiz, nereden geliyoruz, nereye doğru gidiyoruz?...

Sadece Aleviler yanıt vermedi bu soruya. Devletin de, Diyanetin de, Sünnilerin de, Zeybek’in de bir yanıtı var.

Yanıtları çeşitli:

* Alevilik, İslamın özüdür.

* Alevilik, İslamın Anadolu’daki yorumudur.

* Aevilik, kendi başına bir dindir.

* Alevilik, İslam’dan da etkilenmiş olmakla birlikte, Türklerin tarih boyunca tanış oldukları inanç ve kültürlerden beslenen, izler ve etkiler taşıyan, tüm bunların üstünde, yeni bir yol, felsefe ve inançtır.

Bizce nedir?

Hem hepsi, hem hiçbiri.

Çünkü biz, (ABF- Alevi Bektaşi Federasyonu) Aleviliğin ve Alevilerin günümüz Türkiye’sindeki hak ve hukukunun peşindeyiz. “Eşit Yurttaşlık Hakkı ” istiyoruz. Bunun için yollardayız.

Kimse artık o, kesim ve kimselerin, özellikle devletin, Diyanet’in ve Zeybek’in, bize bir Alevilik tanımı dayatmalarını, şiddetle reddediyoruz.

Konuyu, Akademisyenler, teologlar, tarihçiler, felsefeciler, halk bilimciler, araştırmacılar, antropologlar, sosyologlar, dedeler, ozanlar, ilahiyatçılar, araştırmalı, tartışmalı, tezler, karşı tezler sunmalıdırlar. Bizim gibi örgütlerin konuya dair görevi; olsa olsa bu kimselere forum olanağı yaratmak, düşünceleri ve vardıkları sonuçları kamuoyuna iletmekle sınırlı olmalıdır. Sonrası her bir Alevinin kendi bileceği, seçeceği, kabullenebileceği bir durumdur.

Burada şu anlaşılmasın; Biz ABF ve bağlı örgütlerimizin ve yöneticilerimizin hatta üyelerimizin bir Alevilik algısı, tanımı yok mudur? Elbette vardır. Ama bu bize özgüdür. Bu bize özgü olan görüşü ne genç Alevi kitlesine dayatırız, ne de başka dayatmalara hoş görüyle bakarız.

Çünkü bu tür dayatma, telkin ve ikna girişimlerinin, biz Alevileri bölmeye, gücümüzü zayıflatmaya ev içimizden işbirlikçiler seçmeye yönelik bir faaliyet olarak kabul ederiz.

Zeybek’in de yazılarını bu çerçevede değerlendirdiğimizde;

Zeybek, hem Aleviliğin, (Aleviler, içinden-dışından) birileri tarafından tanımlanmasına karşı çıkmakta: “Kişi kendisini ne hissederse o olmak hakkına sahiptir” (06.05.2008) “öncelikle Alevi-Bektaşilik tanımının ve anlatımının ancak bu inanca bağlı olanlarca yapılabileceğini… unutmadan” (16.12.2008), demekte; hem de; kendince bir Alevilik tanımı yapmaktadır: “Kestirmeden söyleyelim ki Alevilik İslam’ın irfani yorumudur. Alevilik, Alicilik demektir.” (23.12.2009) “Alevilik İslam’ın özüne özgü bir yorumdur.” (23.12.2009) “Alevilik, İslam Peygamberi’nin varisi, vasisi ve yolunun izbasarı ve sürdürücüsü İmama Ali yandaşlığının adıdır.” (15.05.2010), “Tarih içinde İslam’ın ana dallarından birisi olarak oluşan ve gelişen Alevilik üç ana koldan birisidir. Çıkışı görüşleri ve amaçları itibariyle de İslamın özü niteliğindedir.” (10.07.2010)

Zeybek; bu çelişkiyle yetinmiyor, kendi tanımına katılmayanları da şöyle niteliyor: “Aleviliğin İslamiyet dışı olduğunu söyleyenler varsa ya bilgisizdirler ya da iyi olmayan bir niyetleri vardır. ” (04.01.2008), “Alevilik İslam’ın özüne özgü bir yorumdur. Ötesi, bilgisizlik, ya da niyet başkalığı” (23.12.2009), “Aleviliği, İslam dışı veya İslam öncesi ilan etmeye çalışmak; ya kopkoyu cehalet ya da kötü niyetten başka bir anlam taşımaz.” (13.01.2010) “(Aleviliği) uzak doğu dinlerindeki bazı inançlara benzetip hükümler çıkarmak ya bilgisizliktir, ya da kötü niyetten doğan bir saptırma…” (10.07.2010)

Özetlersek; Zeybek’in sunduğu tanıma katılmayanlar; “bilgisiz”, “başka niyetli”, “iyi olmayan niyetli”, “kopkoyu cahil”, “kötü niyetli” , “saptırıcı” kimselerdir.

Bu, “kötü niyetli”, “cahil”, “saptırıcı” kimseler, meğer aynı zamanda kimlermiş?...

Zeybek, bunun da yanıtını bulmuş: “Aleviliği Marksist ideoloji penceresinden inceleyen, (23.12.2009) “… bunların komünizmden kurtulup kurtulmadıkları kuşkuludur. Ama ateist oldukları bellidir. ” (15.05.2010)

Bununla da yetinmemiş Zeybek; bu kimselerin, neye kime hizmet ettiklerini de belirtiyor: “Batılı kimi kapitalist, emperyalistlerin neden Aleviliği, İslam’dan kopartıp ayrı din haline getirmek istediklerini kavramıyor muydu?” (23.12.2009) “… bir kısım Alevi kökenliler…Marksist Sünni kökenli arkadaşlarından yardım ve Türkiye’nin birliğinden hoşlanmayan Batılılardan da destek buluyorlar. ” (15.05.2010)

Söylediği şu: Aleviliği “İslamın Özü” dışında değerlendirenler, ya “cahildir”, “kötü niyetli”, ya “Marksist”, ya da “Türkiye’nin birliğinden hoşlanmayan Batılılardan destek bulan” bölücü, işbirlikçilerdir.

İyi de; kimi Aleviler ya da kendini Alevi sanan-sayanlar böyle de; doğru dürüst Aleviler ve bir Alevi Kurumu yok mu?...

Elbette var:

Zeybek ‘e göre bu sorunun yanıtı: CEM VAKFI ve onun başkanı İZZETTİN DOĞAN’dır.

“Profesör İzzettin Doğan Ehlibeyt soyundan bir “dede”dir. Aynı zamanda değerli hukuk bilgini ve yurtsever bir insandır. ” (13.01.2010)

“CEM Vakfı Alevi-İslam inancında olanların toplandığı bir kuruluştur.” (13.01.2010)

“Bu arada Alevi – Bektaşi önderler de konuya siyasi ve ideolojik pencereden bakmamalı, inanç ve demokrasi açısından yaklaşmalı… CEM VAKFI bu konuda iyi bir örnektir. ” (16.12.2009)

“Geçen Pazar ATO’nun salonunda CEM Vakfı Ankara Gençlik Kolları’nın sunduğu “Cansuyu Şiir Dinletisi” gerçekleşti.” (19.05.2010)

Sn Zeybek’in kendini bildi bileli; hangi siyasi çizgide olduğu, hangi siyasi yapılarda (12 Eylül öncesi - sonrası) bulunduğu hangi görevleri üstlendiği, kaç kapıdan girip , kaç pencereden çıktığı’nı sormak, sorgulamak bizim işimiz değil. Bizi ilgilendiren, Alevilik’e, Alevilere dair Radikal’deki yazıları.

Şu yukarıdaki alıntılara baktığımızda; Zeybek’e göre Aleviliğin bir tek tanımı vardır ve bu tanımı ifade eden temel kurum; “Alevi-İslam inancıdır”

(Hangi tarih olduğunu arasam bulurum. AB) SKY Türk kanalında, 2009 yılında, Enver Aysever’in sunduğu bir program’da Sn İzzettin Doğan ile buluştuk. Çok dostça, içtenlikli bir sohbet idi. Sn Doğan’a sordum: “Sevgili Hocam, ben sizin babanız Hüseyin Doğan Dede’yi tanırım, siz de yedi kuşak ötesini bilirsiniz, öbür ocaklar, öbür dedeler, pirler, mürşitler… onları da bilirsiniz… Hiçbirinin dilinde, dizelerinde, hiç olmayan, yeni bir terminoloji ürettiniz; “

“Alevi - İslam” diyorsunuz?... “Evet” dedi. “Bu kavramı ben ürettim. Çünkü bu yolla, Sünnileri Alevileştirmek istiyorum.”

Kendi kendime şunu sordum: Bu yol, Sünnileri Alevileştirmenin mi yolu, yoksa tam tersine Alevileri Sünnileştirmenin mi bir yolu? Yanıtı Zeybek biliyor.

Şu yukarıdaki alıntılara baktığımızda; ya “Alevi-İslam” tanımını kabul edeceksiniz, ya da “kötü niyetli”, “cahil”, “saptırıcı”, “marksist” ve hatta “Türkiye’nin birliğinden hoşlanmayan, (Emperyalistlerden) destek alan (İşbirlikçi- bölücü) kimseler olacaksınız…”

Böylesi bir mantığa, böyle bir sınıflandırmaya, yargıya, hükme, suçlamaya, çamur atmaya, ne denir?..

Bu tutum, “Alevi dostu olmak” ile bağdaşır mı? “Demokrat olmak”, “laik olmak”, “din ve felsefi inanç özgürlüğü yanlısı olmak” ile bağdaşır mı?..

Yoksa, tam tersine; Aleviler’e üstlerine dar gelecek olan yeni bir elbise giydirme girişimi midir?... Bu yeni bir elbiseyi reddeden Alevi şahsiyetleri suçlayıp ve artık modası geçmiş ucuz yöntemlerle okuyucu nezdinde karalama girişimi midir?...

Bu soruların yanıtını Sn Zeybek biliyor kuşkusuz, ama Sn Berkan da biliyor mu?

Gerçekten Alevilerin haklarını içtenlikle kim savunuyor?...

Bu sorunun yanıtını hem Sn Zeybek, hem de Alevi olan-olmayan Türkiye kamuoyu çok iyi biliyor.

Yıllardır süren kapı aşındırma girişimlerimizden sonra, mahkeme kararları da işe yaramayınca; “Dilekçe Devri Bitti, Eylem Vakti Geldi. ” tespiti ile 9 Kasım 2008 Sıhhiye – 8 Kasım 2009 Kadıköy Mitingleri ile sokağa çıktık. Yüzbinlerce yurttaşımızla birlikte, bir çiçek tarhına dahi basmadan taleplerimizi sıraladık. (Sn Zeybek o tarihli Radikal Manşetlerini okumadı mı yoksa?...) bu her iki etkinliği de Zeybek’e göre; “Alevi-Bektaşi inançlı insanların inanç ve özgürlüklerinin tanınması için etkili mücadele veren” CEM Vakfı Başkanı İ. Doğan akıl almaz suçlamalarla karaladı. Doğan’a göre; bu mitingleri düzenleyenler, Alevi değildi, daha da ötesi provokatörlerdi.

Böyle de dese İ. Doğan; Cem Vakfı’na bağlı şubelerden canların, sökün edip meydanlara akmasını engelleyemedi.

Kadıköy’deki miting saatlerinde yerel-ulusal-uluslararası onlarca TV kanılı Kadıköy’den canlı yayın yaparlarken; CEM TV’nin Ankara’daki MHP kongresini baştan sona canlı yayınlaması ise; biz dernek yöneticileri açısından anlaşılır bir şeydi de Alevi halkı bunu pek anlayamadı. Sn Zeybek Alevilikle ilgili yazdığına göre anlamıştır sanırım.

Zeybek, Radikal’deki bu yazılarında bir de, Alevi sorununa ilişkin çözüm önerileri sunuyor:

- “Diyanet Kurumu içinde (…) Alevi Müslümanlık için bir bölüm açılmalı ve bu bölümde Alevi Müslüman bilginler ve hizmetliler çalışmalıdır.” (11.01.2008)

- “Okullarda din bilgisi zorunlu olmalı, dini eğitim ise seçmeli olarak verilmelidir.”(05.09.2009)

- “Ve niye cami görevlilerine kamu bütçesinden aylık verilir de, cemevi görevlilerine verilmez?...” (24.10.2009)

Andığım mitinglerde ve AKP’nin “Alevi Açılımı” Çalıştay’ına sunduğumuz raporda; Zeybek’in şu önerilerinin tam tersini söyledik. En büyük gerekçemiz ise; Laiklik anlayışımız idi. Devlet elini dinden çeksin. Devletin din ile ilişkisi, inananların, inançlarının gereğini yerine getirebilecekleri bir ortam yaratmakla sınırlı kalsın.

Zeybek de “laik” olduğunu savunuyor.

Herkesin bir laiklik anlayışı, herkesin bir Alevilik tanımı var. Oysa hem Laiklik hem de Alevilik bir tane ve biricik.

Sonuç:

Sn Berkan; üye hukuku ile bağlı Alevilerin %95’ini çatısı altında toplamış olan bir kurumuz. Ülkemizde evrensel anlamda bir laiklik ve demokrasi uygulanabiliyor olsaydı, bizim gibi kurumlara gerek kalmazdı düşüncesindeyiz.

20-25 milyon civarındı olduğu varsayılan Alevi toplumu, hiç kuşku yok ki; ne ekonomik, ne siyasi, ne felsefi, ne sınıfsal, ne de sosyolojik anlamda homojendir. Biz sadece yakınlarınızı değil, kendi dışımızdakileri de içtenlikle dinler, anlar ve birbirimizin hem öğrencisi, hem de öğretmeni oluruz.

Ama Zeybek’ten sıkıldık.

Yan tutuyor, okuyucularını Türk-İslam sentezi çerçevesinde, kendince bir Alevilik anlayışı doğrultusunda etkilemeye çalışıyor. CEM Vakfı’nın sözcüsü, temsilcisi gibi duruyor o köşede. Daha da ötesi bizim açımızdan, Alevileri Sünnileştirmeye çalışan bir misyoner görevi görüyor.

Böyle de olsa; Sn Zeybek’i susturun demeye dilimiz varmaz: onu da okumak, anlamak, tartışmak gerekir, ama bir şartla: Bize de gazetenizde Sn Zeybek’e açtığınız sayfa kadar, sayfalar açmanız dileği ile.

Saygılarımızla.

Ali BALKIZ

ABF Genel Başkan




6 Şubat 2010

Arif Sağ AKP'nin truva atı mı?

Arif Sağ AKP'nin truva atı mı?

Arif Sağ AKP'nin truva atı mı?

Arif Sağ'a sert eleştiriler


3 Şubat 2010 06:08

Alevi Bektaşi Federasyonu'nun protesto edip katılmadığı son Alevi Çalıştayı'nda Devlet Bakanı Faruk Çelik ve Ozan Arif Sağ arasında geçen fikir teatileri ve çalıştay sonrası basına yansıyan demeç ve haberler Alevi kesimde çeşitli tepkilere yol açtı.

Madımak Oteli'nin durumuyla ilgili yapılan özel konuşmada Arif Sağ'ın, "Madımak Oteli yıkılmalı. Buraya güller veya ağaçlar dikilmeli" önerisinde bulunduğu ileri sürüldü.

Peki eleştiriler hangi noktada yoğunlaşıyor?

Alevi dünyasının birçok akil ismi Madımak'ın 'utanç müzesi' olması konusunda hemfikir. Bunun yanında, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in Çalıştaylar serisinde somut hiçbir adım atmamış olması CEM Vakfı dışındaki tüm Alevi örgütlerinin tepkisine yol açtı ve kurumlar Çalıştay'ı protesto ederek "Aldatma sürecine angaje olmayacağız" dedi.

Arif Sağ'ın söz konusu önerisi 'Yandaş Basın'da da büyük yankı buldu ve cemaatin gazetesi Zaman'ın yazarı Ali Bulaç şöyle yazdı: "Büyük ozan Arif Sağ katliamda hem Sünni, hem de Alevi kesimin, yani her iki kesimin de hatalı olduğunu söyledi. Bu çok doğru ve yerindeydi..."

PSAKD'nin etkili isimlerinden Erdal Yıldırım tepkisini şu sözlerle ifade ediyor: "Şeyh İzzetin Doğan Efendi ve Arif Sağ Hazretleri önderliğinde, asimilasyona hizmette kusur edilmiyor ve 2 Temmuz 1993 yılında yaklaşık 8 saat ve tüm Türkiye'nin televizyonlardan naklen canlı izlediği ve günün sonunda 35 canımızın yakılarak katledildiği katliamın katilleriyle, onların yıllarca savunmalarını yapanlarla "tam tanış edilmeye" çalışılıyor, ve yine Arif Sağ Efendi'nin akşam rakı kadehleri eşliğinde ortalığı kahkahadan kırıp geçiren fıkralarıyla Alevi asimilasyonu işi kolay ediliyor."

Madımak Katliamı'nda yaşamını yitirenlerin ailelerinden biri olan Serdar Doğan da, "Aralıksız yedi yıl devam eden; zaman aşımı davalarıyla yeniden görülen Sivas Katliamı davasına sayın "sağ" kaç defa katılmıştır? Yurt içi-dışı Sivas anma gecelerinden daha az olduğunu ben biliyorum. En gerekli anda, dostları ve kendisi için yapması gerekeni yapmayan; yıllarca süren davaya katılmayan, her sorulduğunda unutmak üzerine nutuk çeken Arif Sağ; mümkünse, Madımağın geleceği için fikir yürütmesin. Akp'nin ya da birilerinin Truva atı olmasın.

Gerçek Alevi kanaat önderleri, samimi ve ehliyetli dernek yöneticileri, madımağı yüreğinde bir kor gibi taşıyan herkes yeniden sesini yükseltip, "madımak utanç müzesi" olacak diyebilmeli... " sözleriyle ifade ediyor düşüncelerini.

Televizyoncu Şükrü Yıldız ise Aşık Mahzuni'ye sarılıyor ve ekliyor;
"Bir elinde kadeh var nerden gelirsin canım /
İçip de ağlamayı derman bilirsin canım /
Dünya fani bahçedir bir gün ölürsün canım /
Adam olamadın gittin zevzek /
Beni bilemedin gittin zevzek..."


RENKHABER - ÖZEL

İşte o eleştiriler:

***

Vah zavallı büyük (!) Ozan Arif Sağ, vahhh…

Erdal YILDIRIM

Bildiğimiz gibi 9 Kasım 2008 tarihinde Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri tarafından Ankara Sıhhiye'deki Büyük Alevi Yürüyüşü ile ilgili olarak Fetullah Gülen Efendi'nin en büyük dostu İzzettin Efendi',tüm basın yayın organlarına "bu mitingin liderliğine soyunanların Alevilikle ilgisinin olmadıklarını biliyorum" ve "oraya Alevi yurttaşların itibar edeceğini katılacağını zannetmiyorum. 25 -30 milyon insandan kaç kişinin katılacağını göreceğiz" sözlerini sarfetmişti. Ama o mitinge 135 bin kişinin katılmış ve İzzettin Efendi o tarihten sonra sus pus olmuştu… Çünkü Aleviler, Bektaşiler, Kızılbaşlar Alevi asimilasyonuna hizmet eden bu zata itibar etmemişlerdi, etmeyecekler de.

Ve geçtiğimiz 8 Kasımda Istanbul'un ve Kadıköy'ün asla görmediği 500 binden fazla kitle "Eşit Yurttaşlık Hakkı Talebiyle" alanlara çıkmıştı. İzzettin Efendinin sahibi olduğu Cem TV bu mitingi yayınlamak yerine, aynı gün yapılan MHP kongresini canlı yayınlamıştı.

9 Kasım 2008 Sıhhiye mitinginden sonra AKP hükümeti 2009 Haziranından itibaren bir dizi "Alevi Çalıştay"ları düzenlemeye başladı.. İlk çalıştaya Alevi örgütlerinin nerdeyse tamamının katılması, bu örgütlerin sorunun tespiti ve çözümüne yönelik olarak :

- Cemevlerinin; Cami, Havra, Sinagog ve Kilise gibi yasal bir statüde olması

- Zorunlu Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması, Dinler Kültürü Dersi adıyla seçmeli olması

- Madımak Oteli'nin Alevilerin talebine uygun bir şekilde Utanç Müzesi olması

- Alevi Köylerine Cami yapmaktan vazgeçilmesi ve köylerdeki Din görevlilerinin geri çekilmesi

- Alevi İnanç merkezlerinin Alevi kurumlarına teslimi

gibi tespitleri yapıp hükümete sunmuş olmasına rağmen, bu çalıştaylar dizisi ilgili – ilgisiz, Alevi asimilasyoncuları da dahil bir çok kişi, kurum ve kuruluşlar davet edilerek devam etti

Bu çalıştaylara davet edilen bir çok sanatçı Alevi – Kızılbaş öğretisine ve duruşuna denk düşen duruşlar sergiledi. Ama bu oturumlardan birisine katılmış olan Arif Sağ'ın, 2 Temmuz 1993 Madımak katliamında yitirdiğimiz Sivas Şehitlerini, ailelerini, sevenlerini ve kendisine insanım diyen herkesin kanının donduracak bir şekilde, saygısızca ve büyük bir pişkinlikle dile getirdiği, "Madımak Oteli'nin yıkılmasını, buraya güller veya ağaçlar dikilmesini" önermesi yukarıdaki başlığı yazmama neden oldu…

Yeni Şafak'tan Yasin Aktay 30 Ocak tarihli yazısında, Madımak'ın ne yapılacağı sorununu "rövanşist ve tepkili tutum" yerine Arif Sağ hazretlerinin buyurduğu gibi "makul bir çözüm" arayışı olarak tespit ve formüle edileceğini söylüyor ve Eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç ile Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan için "aynı konuda iyi anlaşıyorlar" diye yazısını sürdürüyor. Ve devamla durumu "toplantıların arka planı ile ilgili netleşen durum, tam bir tanış olma, işi kolay kılma ve yolu yakın kılma hali" diye tespit ediyor.

Şeyh İzzetin Doğan Efendi ve Arif Sağ Hazretleri önderliğinde, asimilasyona hizmette kusur edilmiyor ve 2 Temmuz 1993 yılında yaklaşık 8 saat ve tüm Türkiye'nin televizyonlardan naklen canlı izlediği ve günün sonunda 35 canımızın yakılarak katledildiği katliamın katilleriyle, onların yıllarca savunmalarını yapanlarla "tam tanış edilmeye" çalışılıyor, ve yine Arif Sağ Efendi'nin akşam rakı kadehleri eşliğinde ortalığı kahkahadan kırıp geçiren fıkralarıyla Alevi asimilasyonu işi kolay ediliyor.

Gerici, şeriatçı ve faşist çevreler birden bire, çok kısa bir süre öncesine kadar Aziz Nesin, Arif Sağ'ı ve PSAKD yöneticilerini Sivas katliamının tahrikçileri oldukları, katledilmelerinin vacip olduğu tespitlerini bir kenara bırakıyorlar; Fettullah Efendi ve İzzettin Efendi kardeşliklerini yeterli görmüyorlar ve yeni bir hazreti, yani Arif Sağ'ı keşfediyorlar.
Zaman Gazetesinin yazarlarından Ali Bulaç da dünkü yazısında "büyük ozan Arif Sağ'ın katliamda hem Sünni, hem de Alevi kesimin, yani heriki kesimin de hatalı olduğunu söylediği" tespitinde bulunuyor ve ekliyor "bu çok doğru ve yerindeydi" diyor.

Hem 9 Kasım 2008 Sıhhiye, hem de 8 Kasım 2009 Kadıköy mitingleri öncesi Demokratik Alevi Hareketini, Alevi kitlelerini ve örgütlerini açık açık tehdit eden Devlet Bakanı Faruk Çelik'ın bu son çalıştayda da "Madımak'ı kurcalamayın" tespitlerine paralel fikirler üreten İzzettin Doğan efendi ve Arif Sağ hazretlerine, mutlaka Alevi toplumunun da, tarihin de diyecek çok sözleri olacaktır..

Eşit Yurttaşlık Hakkı taleplerimizin görmezden, duymazdan gelindiği, yaklaşık 8 aydır, Brezilya dizilerini aratmayan sahte Alevi Çalıştaylarının sorunlara çözüm getirmek yerine boş birer iddia olmaktan öte geçmediği gün gibi aşikardır.. İzzettin Efendiye bugüne kadar çok şey söylendi..

Şimdilerde asimilasyon politikalarından ve AKP'den medet uman, çalıştay akşamlarında elinde kadehler, dilinde fıkralarla katkıda bulunan, Sivas Madımak katliamını unutmamızı isteyen ve bu değirmene su taşıyan Arif Sağ'a diyorum ki :

Vah zavallı büyük (!) Ozan Arif Sağ, vahhh….

* PSAKD IX. Dönem Kültür Sanat Sekreteri

***

İlle Dostun Gülü...

SERDAR DOĞAN

Ne güzel söylemişsin güzel pirim; "şu ellerin taşı hiç bana değmez, ille dostun gülü yareler beni"… Diye. Madımak katliamın üzerinde on yedi yıl geçti, 2 Temmuz 1993 günü madımak oteli içinde kıstırılmış, sekiz saat taşlandıktan sonra ateşe verilerek, sevinç naraları içinde yakılmıştık.
İslami-faşizmin, onun yedeğindeki siyasal erkin, kolluk güçlerinin geçen bu on yedi yılda tavrı hiç değişmedi; bizi taşlamaya ve yakmaya devam ettiler. Madımak, katliamdan hemen sonra tadilat edilerek ve altında bir kebapçı dükkânı açılarak tütmeye, bizi kanatmaya devam etti. Kardeşlerimizin, dostlarımızın, ustalarımızın yanık karanfil kokulu gülüşleri, kebap kokusuyla servis edildi yıllarca. O dükkânın açıldığı, ocağının yandığı her gün, ateşinin harlandığı her saat; tekrar tekrar taşlanıp, yakıldık.
Pirimiz Koca Haydar'ı astılar, yetmedi; darağacının yerine diktikleri madımak otelinde 33 canımızı yaktılar, kesmedi; salyalı ağızlarıyla "et" yediler yıllarca…
Madımak yanarken yaptıkları gibi, sadece seyrettiler bizi…
Çünkü bizi incittiklerinin çok farkındaydılar…


Yakanlardan, yaktıranlardan, seyredenlerden yıllarda geçmiş olsa, başka bir tavır beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Ama ya dost bildiklerimizden?
Madımak, geçen bu on yedi yıl içinde çok kişinin siyasetine, sazına, sözüne, partisine, rakı sofrasına meze oldu. Alevi Çalıştayı adı altında bir süredir devam eden saçmalıklar zirvesinden, yeni bir saçmalık daha yumurtlandı. Madımak Oteli yıkılmalı, yerine 37 ağaç ya da gül dikilmeli buyurdu bir bilen. Çok benimsendi masada oturan, Alevilikten, Madımakta yaşanan acıdan bi haber olanlar tarafından. Madımak yanarken alkışlayanlardan, kendilerini madımak katillerinin avukatı, savcısı, hamisi ilan edenlerden beklenebilecek bir davranıştı.
Bizi asıl yakan, bu teklifin Madımak mağduru, tanığı Arif Sağ'dan gelmesiydi.
Akp temsilcilerinin de mal bulmuş mağribi gibi sarıldıkları bir öneriydi. Katliamın 17. Yıldönümünün ilk günlerindeyiz ama geçen on altı yıl boyunca tek dileğimiz, en büyük mücadelemiz Madımak müze olsun diyeydi. Hatta bazı oportünist-tatlı su solcusu dernek yöneticisi ve yandaşlarının "madımak, barış ve kardeşlik müzesi olsun" dillendirmelerini bile önünü kesmiş, olacaksa madımağın bir "utanç" müzesi olması gerekliliğini kabul ettirmiş, duyarlı kamuoyununda desteğini almışken, üstelik madımak müze olsun bildirisinin altında sayın "sağ'ın" da imzası varken, hangi mantık, vicdan ya da muhasebeyle böyle bir teklifte bulunduğunun şokunu yaşamaktayız. Katliamın bilançosu 37, Madımak Otelinde öldürülenlerin sayısı 35 kişidir.

Öldürülenlerin 33'ü Pir Sultan dostu, torunu, sanatçısı, diğer iki insan ise; sahiplerinin bile kaçtığı oteli; bizden korumaya, kollamaya çalışmak için kalan iki genç, emekçi otel görevlisidir.
Oteli yıkıp, 37 gül dikelim dediğinde Arif Sağ; bizi yakmaya doyamamış, öfkesini boşaltamamış iki katilinde (nasıl öldüklerini devlet yetkilileri anlatmalı) dostlarımız, kardeşlerimiz, ustalarımızla birlikte anılacağı anlamını gelir... Hangi ortalama insan vicdanı; katille kurbanın mezar taşını ortaklaştırabilir? Üstelik o katillerin hedefi olmuş iken… Ben kendi adıma, sayın "sağ" dan daha tutarlı direngen bir tavır beklemiyordum, geçen bu 16 yıl içinde çokta farklı bir tutum içinde olmadı. Pek çok TV programında, gazete röportajında "unuttuğunu, unutmak gerektiğini" söylemiştir. Her sakala bir tarak "gazeteci" savaş ay'ın, akıllara zarar Sivas programında sayın "sağ"; "unutmanın" erdemini sıraladıktan hemen sonra; savaş ay, çıkarttığı dansöz ile, kısmen de olsa oluşan efkârı dağıtmıştı…
Geçen bu 16 yıl boyunca sayın "sağ"'ın Büyük Birlik Partisi Sivas il yönetimi için yaptığı aklama konuşmalarının da bir anlamı olmalı. Kendisi dışında, otelden büyük birlik partisine geçen 43 kişi; oteldeki ateş ve dumandan can havliyle kaçmaya çalışırken BBP yöneticileri tarafından nasıl tartaklandıklarını, hakarete uğradıklarını; şayet, saldırmak yerine, ilk anda içeriye alsalardı, belki otelde kimsenin ölmeyeceğini söylemişken. Aziz Nesin Hocanın koruması; komiser Mehmet' de, karşılaştığı zorbalık sonrası; kimlik kartı ve beylik tabancasıyla nasıl "ikna ettiğini" anlatmışken. Yıllar önce donarken kurtardığı bir faşistin, o yanarken de onu kurtardığını ve ödeştiklerini anlattığı onlarca konuşmasına şahit olmuşsunuzdur.
Öldürülen 33 dostumuzun tek suçları, yaşarken bir faşistle tanışmamış olmalarımıdır?
2008 Kasım ayında Ankara Sıhiye Meydanında yürüyen 150.000 insanın, 2009 yılı Kasım ayında Kadıköy'de toplanıp haykıran 500.000 kişinin taleplerinin en başında; madımak müze olacak gerçeği vardı.

Alevi Bektaşi Federasyonu; başkanı, madımak mağduru Ali Balkız; Kazım Genç ve Fevzi Gümüş liderliğinde Pir Sultan Dernekleri ' Yüz binleri toplayıp slogan olarak attırdıkları "madımak müze olacak" gerçekliğini; bir madımak mağduru, akp temsilcilerinin olduğu bir yerde; yerle bir ederken neden sustular, susmaya devam ediyorlar? Arif Sağ popülizmi her şeyin, her anlayışın önünde midir? Örgütün mü, kişilerin mi temsilcisisiniz!

Aralıksız yedi yıl devam eden; zaman aşımı davalarıyla yeniden görülen Sivas Katliamı davasına sayın "sağ" kaç defa katılmıştır? Yurt içi-dışı Sivas anma gecelerinden daha az olduğunu ben biliyorum. En gerekli anda, dostları ve kendisi için yapması gerekeni yapmayan; yıllarca süren davaya katılmayan, her sorulduğunda unutmak üzerine nutuk çeken Arif Sağ; mümkünse, Madımağın geleceği için fikir yürütmesin. Akp'nin ya da birilerinin Truva atı olmasın.

Gerçek Alevi kanaat önderleri, samimi ve ehliyetli dernek yöneticileri, madımağı yüreğinde bir kor gibi taşıyan herkes yeniden sesini yükseltip, "madımak utanç müzesi" olacak diyebilmeli...

Katliam üzerinden 17 yıl geçti ama acımız, öfkemiz, özlemişliğimiz dün gibi taze. Bilmeyenlere, yeni doğan çocuklarımıza, özellikle unutanlara inadına Madımağı anlatmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar yapılanlar, bundan sonra yapılması gerekenler belliyken, son dönemdeki boş vermişliği son vermek zorundayız. Belki kurmayı düşledikleri parti yoğunluğundan, Sivas Davasına katılmayan Pir Sultan Genel Merkezi yöneticilerine; özellikle avukat olan genel başkanına ve her etkinlikte madımak üzerine söz söyleyip bir kez olsun davalara katılmayan kurum yöneticilerine neredesiniz demeliyiz. 23 Aralık 2009 tarihinde Viyana'da yapılan Maraş Paneli sonunda, "neyse, havayı dağıtıp biraz gülelim, son söz olarak bir fıkrayla konuşmamı bitireyim" diyerek, Sivas için fıkra anlatabilen Ozan Emekçi'ye; katillerimizin, yakarken ve bu geçen 17 yıl içinde ne kadar ciddi olduklarını hatırlatıp, en azından cellâtlarımız kadar ciddi olmaya davet edip; Üzerine Madımağın isi, 33 ölümsüzümüzün anıları sinmiş olan Arif Sağ'a; Madımak utanç müzesinden başka bir şey olmamalı, sözlerinle madımağı bir daha "yakma" diyebilmeliyiz…

Ruhi Su ustanın bir şiirinde söylediği gibi; "ağaç demiş ki baltaya; sen beni kesemezdin ama ne yapayım ki sapın benden; bak şu ağacın bilgeliğine sen; ölen ben, öldüren benden"… Sivas Madımak acısı için bir şey yapmayacaksanız, gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz…

(Madımak Ölümsüzleri Aileleri Adına)
SERDAR DOĞAN

***

Adam olamadın gittin zevzek!

Şükrü Yıldız

Biz Maraşlıların ruhiyatını en güzel Aşık Mahzuni dile getirmiştir.
Toprağımızın tozunu sevişimizi, gurbetteki direngenliğimizi, aşktaki çaresizliğimizi, siyaseti ve siyasetteki duruşumuzu hep o resmetmiştir.

Kimi zaman Elbistan"ın düzüne inmiş, göresi gelmiş Berçenek"i, kimi zaman "domdom kurşunu" yemiş binlerce gençle, "Amerikan katil" demiş.

Diyeceksiniz nereden çıktı bu muhabbet? Ozan olmanın, adam olmanın farkı belki, son günlerdeki Alevilerle ilgili haberlere bakınca adamın Mahzuni gibi hadi oradan "Adam olamadın gittin zevzek" diyesi geliyor.

Niye mi?

AK Parti tarafından organize edilen „Alevi Çalıştay"larının sonuncusunda, Alevi asimilasyonuna yönelik yapılacak düzenlemelerin üstü kapatılarak, güya Arif Sağ tarafından önerilmiş, devletlû ekip tarafından pişirilmiş Madımak Oteli tartışmaları damgasını vurmuşa benziyor. Habere bak hizaya gel; "Fikir birliği oluşan öneri Arif Sağ"ın. Buna göre, Madımak Oteli ve bitişiğindeki binalardan da pay alınarak bir alan yaratılacak. Buraya ilk etapta güllerle donatılmış bir park yapılacak Madımak"ın yeni bir kin ve nefret yerini çağrıştırmayacak şekilde yeniden dizayn edilmesi konusunda fikir birliği oluştu."

Demek Madımak müze olursa, yeni kin ve nefret tohumları ekilmiş olacak!
Öyle mi?
Almanya"nın Solingen kentindeki Nazi artıklarının yaktığı ev müze olunca, Alman devleti yeni kin ve nefret tohumları mı ekmiş oldu!
Orada her yıl yapılan anmalar kin ve nefreti mi geliştiriyor? Oradaki törenlere katılınca, bu söylediğinizi hatırlayıp utanmayacak mısınız?

Niyetinizi, amellerinizle örtemezsiniz.

Artık Alevilerin içindeki "Ergenekon", MİT, it ayağı tekrar masaya yatırılmalıdır.

Uzağı bir kenara bırakarak, Sivas"tan başlanmalıdır.

Gazi, basına bir çok yönleriyle yansıdı.

Önce küfredip, sonrada gece yarısı darbesiyle "hizaya gelin" denince, küfrettiklerinin kapısında el pence duran Alevi örgütlerinin yöneticilerinin ilişkileri gözden geçirilmelidir.

Eski başkanlarının MİT"le çalıştığını her yerde dile getirip bunla övünenlerin Alevi Dergahlarına yönetici olmasından utanılmalı, kaldıysa düşkünlük olayı hayata geçirilmelidir

Hiç tartışmasız Aleviler içindeki bu engerek"onları kusmalıdırlar.

Gocunmamalıdır…

Kendimizle yüzleşme zamanı geldi...

Bu utanç resmini haketmiyoruz.

Ayıptır, günahtır...

Sözü Mahzuni"ye verelim:

Bir elinde kadeh var nerden gelirsin canım
İçip de ağlamayı derman bilirsin canım
Dünya fani bahçedir bir gün ölürsün canım
Adam olamadın gittin zevzek
Beni bilemedin gittin zevzek

Yürü be yürü insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Halk"ı hak"ı ne bilsin

Hele bak şu aynaya yüzün yüze benzer mi
Ta sabahtan uyumuş gözün göze benzer mi
Vay o boyun devrilsin özün bize benzer mi
Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be yürü insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Halk"ı Hakk"ı Ne Bilsin

Mahzuni bu halinle nereye vardın canım
Sen bu ele gelmeden nerde yatardın canım
Belinde barabellom kimi kurtardın canım
Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be yürü insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Halk"ı Hakk"ı Ne Bilsin

AŞIK MAHZUNİ ŞERİF

http://www.renkhaber.com/
03.02.2010 06:08:46


EvcioğluHaber-16.12.2010

14 Kasım 2009

İzzettin Doğan, yine Alevi mitingini eleştirdi

Doğan yine Alevi mitingini eleştirdi

Doğan yine Alevi mitingini eleştirdi
Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan yine Alevilerin yaptığı mitingi eleştirdi


13 Kasım 2009 18:13

Bir TV programında geçen haftasonu yapılan ve yüzbinlerce Alevi ile Alevi dostlarının Alevi hakları için biraraya geldiği mitinge 'Amaç Kürt hareketiyle Alevileri birbirine monte etmektir. Bu yapılan olay Alevilerin haklarını almaya yönelik bir hareket değil, Ali Balkız'ın Kürtlerle Alevileri birleştirme politikasıdır' diyerek küçültmeye çalışan Doğan 'Amacı vatandaşı siyasi açıdan kanalize etmek isteyen birisine CEM Vakfı peki diyemez. Parti kurmak istiyorlarsa Sayın Erbakan'ın zamanında yaptığı gibi Sünni İslam'ı kullanarak siyaset yapıp iktidara gelme çabalarınının Alevi versiyonunu yapmamalılar' diye konuştu.

13.11.2009 18:13:34

*http://www.renkhaber.com/ *