Dünya Sağlık Örgütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Sağlık Örgütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2011

TTB Halk Sağlığı Kolu; SGK'ye "Diyabetli hataların tedavisini aksatan kurum" ödülü verilmeli

TTB Halk Sağlığı Kolu; SGK'ye "Diyabetli hataların tedavisini aksatan kurum" ödülü verilmeli

ttb
SGK’nin, diyabetli hastaların kullandığı şeker çubuğu bedellerinin hasta tarafından ödenmesi ve fatura tutarının SGK’den alınması yönündeki uygulaması, diyabet hastalarını sıkıntıya soktu.

Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu, konuyla ilgili açıklama yaparak diyabette şeker kontrolünün “hayati” önem taşıdığına dikkat çekti.
Kan şekeri takibinin kesintisiz olması gerektiğine dikkat çeken TTB-HSK, bunun için gerekli malzemelerin tüm hastalara zamanında temin edilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı. TTB-HSK’nin açıklamasında hal böyleyken hastaların hizmete ulaşımının kolaylaştırılması yerine tedaviyi aksatan bu uygulamanın gerekçesinin anlaşılamadığı belirtildi.

Açıklamada, “Dünya Bankası tarafından ‘Sağlıkta Dönüşüm ve Genel Sağlık Sigortası uygulamaları sebebiyle’ ödüllendirilen SGK’ye ‘diyabetli hastaların tedavilerini aksatan kurum ödülü’ de verilmelidir” denildi.

ŞEKER ÖLÇÜM ÇUBUKLARI VE SAĞLIK/SOSYAL GÜVENLİK REFORMU

Bilindiği gibi Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2011/5 sayılı bir genelgesi ile diyabet hastalarının şeker ölçüm çubuklarının teminine ilişkin yeni bir düzenleme getirilmiştir. İlgili genelgede 05.11.2010 tarihinde Danıştay tarafından alınan bir yargı kararına atıf yapılarak Mart 2010 tarihli “Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği”’nin her bir kan şekeri ölçüm çubuğu için 0,55 TL ödeme yapılacağına ilişkin sınırlamasının yürütmesinin durdurulduğu belirtilmektedir. Ayrıca yine genelgede ilgili yargı makamlarınca alınan kararların gereğinin idareler tarafından gecikmeksizin işleme konması ve uygulanmasına dair yasal zorunluluğa vurgu yapılmaktadır. Buradan hareketle Sosyal Güvenlik Kurumu, kendi kapsamındaki sigortalılara “ayaktan tedavilerde reçete karşılığı hasta tarafından temin edilen tıbbi malzeme bedellerinin ödenmesi” ile ilgili düzenlemesini uygulama kararı almıştır. Bu işlem şeker çubuğu bedelinin hasta tarafından ödenmesi ve fatura tutarının SGK’den geri alınması biçiminde işleyen bir geri ödeme mekanizmasıdır.

Diyabet hemen her yaşı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünya genelinde 220 milyondan fazla insan diyabet hastasıdır. 2005-2030 yılları arasında bu sayının iki katına çıkması beklenmektedir. Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre 2010 itibarı ile ülkemizde erişkin (20-79 yaş) nüfusta her 100 kişiden yaklaşık 7-8’inin diyabet hastası olduğu görülmektedir. Ülke genelini yansıtan bir örnek üzerinde yapılan TURDEP 2 çalışmasının ön sonuçlarına göre ise yirmi yaş üzeri nüfusta 100 kişiden 14’ü diyabetiktir. Bu verilerle hesaplandığında, yaklaşık 6,5 milyon diyabetli erişkin hasta bulunmaktadır. Bu hastaların onda biri, yani 650 bin erişkin diyabetik hasta ve 15 bin çocuk hasta sürekli insülin kullanımına gereksinim duymaktadır.

Diyabet hastalığı, özellikle insüline bağımlı hastalar başta olmak üzere, sürekli olarak kan şekeri izlemini gerektiren, zorunlu kılan bir hastalıktır. Sadece 2004 yılında dünyada 3.4 milyon kişi yüksek kan şekeri nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. Yüksek kan şekeri yanı sıra, özellikle insülin kullanan diyabetiklerde, düşük kan şekeri de ölümcül sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle diyabette şeker kontrolü “hayati” önem taşımaktadır. Kan şekeri takibinin kesintisiz olması ve bunun için gerekli malzemelerin zamanında ve tüm hastalara temini zorunludur. Bu temin çeşitli nedenlerle gerçekleşmediğinde (sosyal güvencesizlik, yoksulluk, ekonomik zorluklar, işsizlik, malzeme ve cihazların temin edilememesi) hayatı tehdit edebilecek boyutta bir tabloyla karşılaşma, diyabetin kısa ve uzun dönem komplikasyonlarının oluşması tehlikesi ortaya çıkar. Bu nedenle özellikle çocukluk çağı diyabet olguları ve insülin kullanan erişkin diyabetikler olmak üzere hastalarda günlük yakın takip gerekmekte, günlük şeker ölçüm sayısının gereksinime göre 4-5’e kadar çıkarılması önerilmektedir. Üstelik, takibin sayıyla sınırlandırılması bile bazı durumlarda söz konusu olamamaktadır. Hem bireysel hem de toplumsal açıdan sağlık, sosyal ve ekonomik yükü oldukça yüksek olan bu hastalıkta, hastaların tüm hizmetlere ulaşımının kolaylaştırılması beklenirken söz konusu uygulamanın gerekçesi anlaşılamamaktadır.

Diyabet hastalarının bir araya geldiği derneklerin yaptığı açıklamalara göre bazı hastaların aylık şeker ölçüm çubuğu maliyeti 300-400 TL’yi bulabilmektedir. Bu gerçeklere karşılık Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alınan yargı kararı sonrası şeker hastaları için “hayati” öneme sahip olan bu çubukların kesintisiz ve sorunsuz temin edilmesini sağlayacak düzenlemeler yapmak yerine “sen cebinden şeker ölçüm çubuğunu al, ben sonra parasını öderim” mantığıyla yaklaşması konuyu ne denli ciddiye aldığının göstergesidir. Beş Kasım’da alınan yargı kararı sonrası Ocak ayına kadar mağduriyet yaratmayacak bir düzenlemenin Kurum tarafından neden yapılmadığı da anlaşılamamaktadır.

Yaşananlar, ülkemizde sağlık ve sosyal güvenlik alanında yaşanan “reform” sürecinin anlaşılması için bir “olgu” niteliğindedir. Tıpkı;

  • Afyon’daki Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı “sağlık skandalı”
  • Sağlık Bakanlığı’na bağlı Göztepe Eğitim Hastanesi’nde hastaların battaniyeler altında soğuktan titreşmeleri
  • Babaları Genel Sağlık Sigortası primi öde(ye)mediği için tedavileri kesilen/borç senedi imzalatılan çocuklar
  • Vatandaşların özel hastanelerde ödedikleri milyarlık faturalar gibi.

Ülkemizde kökleri 1980 sonrasına uzanan neoliberal düzenlemelerle sağlık ve sosyal güvenlik alanı piyasaya açılmaktadır. Sağlık ve sosyal güvenlik alanında devletin rolü değişmekte, devlet bu alanlarda “piyasaya yol açan” düzenlemelerin baş aktörü haline getirilmektedir. Sosyal güvenlik alanında devlet toplumsal sorumluluklarından kurtulmaya çalışmakta, bireyin sosyal güvenceyi ailesinde ve piyasada kendi olanaklarıyla sağlaması öngörülmektedir. Yaşanan süreç, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik alanlarının olabildiğince piyasaya açılarak ve/veya devredilerek bu hizmetlerin piyasa kuralları çerçevesinde sunulması sürecidir.

Dünya Bankası tarafından “Sağlıkta Dönüşüm ve Genel Sağlık Sigortası uygulamaları sebebiyle” ödüllendirilen Sosyal Güvenlik Kurumu’na “diyabetli hastaların tedavilerini aksatan kurum ödülü” de verilmelidir.

Unutulmamalıdır ki tüm bireylerin sağlığını korumak ve güvenceye almak bir kamu görevidir.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
HALK SAĞLIĞI KOLU


EvcioğluHaber-25.01.2011- Salı

18 Ocak 2011

Erkekler neden kadınlardan önce ölür?

ERKEKLER NEDEN KADINLARDAN ÖNCE ÖLÜR?


İngiliz bilimadamları, gelişmiş ülkelerde erkeklerin kadınlardan daha önce ölmesindeki temel nedenin sigara olduğunu ortaya koydu.

Tobacco Control'ün internet sitesinde yayımlanan araştırmada, gelişmiş Avrupa ülkelerinde erkeklerin kadınlardan kısa yaşamasının nedenine ışık tutmak için kollarını sıvayan bilimadamları, bu konudaki en önemli etkenin sigara içmek olduğunu tespit etti.

Dünya Sağlık Örgütünün 30 ülkedeki değişik hastalıklardan kaynaklanan ölüm oranlarına ilişkin verilerini değerlendiren bilimadamları, cinsiyetler arasındaki ölüm oranlarındaki farklılıkların sigara içme alışkanlığından kaynaklandığını gözlemledi.

Araştırmaya göre, Danimarka, Portekiz ve Fransa dışındaki ülkelerde ölüm oranlarında cinsiyetler arasındaki farklılığın arkasında yüzde 40 ila yüzde 60 oranında sigaranın bulunduğunu ortaya koydu.


Bilimadamları Malta'da ise bu oranın yüzde 74 olduğunu belirtti.

Bu aralığın önümüzdeki yıllarda kapanabileceğini ifade eden bilimadamları, ancak gençlerin hale sigarayla ilgilendiği uyarısında bulundu.
kaynak;saglikaktuel.com
EvcioğluHaber-18.01.2011- Pazartesi

5 Kasım 2010

ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU'NDAN; BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR


ANKARA İNSAN
HAKLARI KURULU'NDAN;
BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR



EvcioğluHaber- Tüketici Hakları Derneği tarafından 02.09.2010 tarihinde yayınlanmış olan bildiride şöyle denilmektedir..
03.11.2010

...................................................................

BASINA VE KAMUOYUNA: ANKARA İNSAN HAKLARI KURULUN'DAN BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR.

02.09.2010

BASINA VE KAMUOYUNA

• ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU’DAN BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR…
• “BAZ İSTASYONU KURULURKEN HALKIN DUYARLILIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINACAK”…
• BAZ İSTASYONLARININ; HASTANE, ÇOCUK BAHÇESİ, KREŞ VE OKUL GİBİ YERLERE VEYA YAKINLARINA KURULMASINDAN SAKINILACAK...
• BAZ İSTASYONLARI YERLEŞİM BÖLGELERİNDE ANCAK ZORUNLU HALLERDE KULELERİN TEPESİNE KURULABİLECEK…

Derneğimiz Ankara İnsan Hakları Kurulu Üyesi Ferda Hekimci’nin baz istasyonları konusunda yaklaşık iki yıldır süren girişimleri, sonunda meyvesini verdi. Ankara İnsan Hakları Kurulu baz istasyonları konusunda tüm Türkiye’ye örnek olacak bir karar verdi.

Kurul, baz istasyonları ile ilgili olarak Tüketici Hakları Derneği (THD) ve vatandaşlardan gelen başvuruları 31.03.2010 tarihli toplantısında değerlendirdi. İnsan Hakları Kurulu, baz istasyonlarının çevre ve halk sağlığına olası etkileri ve bu konuda alınabilecek önlemleri inceledi.

Ankara İnsan Hakları Kurulu konuyla ilgili olarak; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyofizik Ana Bilim Dalı, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı ve TÜBİTAK’tan görüş istedi.

Kurul, bu görüşler ışığında geçtiğimiz günlerde yayınladığı prensip kararında; Dünya Sağlık Örgütü Elektromanyetik Alanlar Uluslararası Danışma Komitesi’nin “Bilimsel Belirsizliklerin Olduğu Durumlarda Halk Sağlığı” raporunda öngörülen “ihtiyat ilkesi” gereğince bir dizi prensip kararı alınmasını uygun buldu. Buna göre;
• İlgili ve yetkili kurum ve kuruluşlar baz istasyonlarının kuruluşu aşamasında halkın duyarlılığını göz önüne alacaklar.
• Eğer bir bölgede (yerleşim alanında) baz istasyonunun kurulumu zorunlu ise, kurallara uygun olarak dikilen kulelerin tepesine kurulması, mümkün olmadığı veya iletişim probleminin çözülemediği takdirde çevrede bulunan en yüksek binanın tepesine yapılacak ek bir çıkmanın üzerine dikilecek minimum 3 metrelik kulenin üzerine kurulabilmesi söz konusu olabilecek.
• Baz istasyonunun binanın çatısına kurulmasının zorunlu olduğu halde o binanın çevre binalardan daha yüksek olmasına dikkat edilmesi ve hem binada oturanlarla hem de yakın çevrede yaşayanlarla uzlaşmaya varılması gerekecek.
• Baz istasyonlarının çocukların bulunduğu hastane, çocuk bahçesi, kreş ve okul gibi yerlere veya yakınlara kurulmasından sakınılacak.
• Baz istasyonlarının teknik şartnameye uygun olarak kurulması ve denetimlerinin yapılması sağlanacak.


Kurul kararında ayrıca baz istasyonlarına izin veren Belediye Başkanlıkları başta imar mevzuatı olmak üzere yasal mevzuata da azami ölçüde dikkat edilmesi gerektiği yönünde uyarıldı. Karar; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına, Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle, Etimesgut Belediye Başkanlıklarına, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına, AVEA, VODAFONE ve TURKCELL Bölge Müdürlüklerine gönderilerek tebliğ edildi.

Günümüzde baz istasyonlarının çevre ve halk sağı açısından risk oluşturmayacağı konusunda hiçbir mercii güvence veremez. Riskin olduğu yerde ise İnsan yaşamı tehlikeye atılamaz. Bu durumda da tıpkı Kurul Kararı’nda belirtildiği gibi “ihtiyat ilkesi” devreye girer. Bu nedenlerle, Yargıtay’ın kesinleşmiş kararlarında, “baz istasyonlarının yıllar itibariyle zarar doğurmasının her zaman olanaklı bulunduğunu” ve “baz istasyonlarının yerleşim yerleri dışına kurulması” gerektiğine işaret edilmektedir. Bu konudaki Yargıtay kararları, baz istasyonlarının “psikolojik olarak tedirginlik yaratmasının bile yeterli olduğu” na dair kesinleşmiş kararları bulunmaktadır.

Ayrıca Derneğimizce 16.05.2009 Tarih ve 27230 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Cihazlarına Güvenlik Sertifikası Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’in baz istasyonları kurulmadan önce mahalli çevre kurullarından görüş alınması ile ilgili eski Yönetmelik hükmünü kaldırması ve istasyonların kurulması aşamasında ÇED sürecinin işletilmesi ve halkın katılımı araçlarına yer vermemesi sebebi ile iptali talebiyle Danıştay’da açılan davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Eylül ayındaki ilk toplantıda dosyamız ile ilgili bir karar verecektir.

“Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlığı bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali” olarak açıkladığı da düşünüldüğünde baz istasyonlarının sağlığa etkisi hiçbir tartışma kaldırmayacak kadar netleşmiş olur. Tüm bu yargı kararlarına rağmen, GSM şirketleri ve ilgili kamu kuruluşlarının bu kararlara uygun davranmaması, Türkiye’de davaların pahalı, zahmetli ve uzun bir süreci gerektirmesi nedeniyle, uygulamada etkin ve yaygın bir çözüm getirilememektedir. Bu nedenle, Ankara İnsan Hakları Kurulu kararı pratikte vatandaşların önünü açacaktır. Baz istasyonlarından rahatsızlık duyan ve şikayetçi olan vatandaşlar bu karara dayanarak başta belediyeler olmak üzere ilgili diğer kurum ve kuruluşlara başvuruda bulunabileceklerdir.

İnsan Hakları ve Tüketicilerin Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı’nı gözeten bu kararın alınmasında zamanın Kurul Başkanı Faruk Işık başta olmak üzere, bu konuda emeği geçen tüm Ankara İnsan Hakları Kurulu Üyelerine, Ankara Valiliği’ne ve arkadaşımız Ferda Hekimci’ye tüketiciler adına teşekkür ediyor ve bu kararın tüm illerdeki İnsan Hakları Kurulları’na örnek olmasını diliyoruz.


Turhan Çakar
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı


TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZ
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:12 Onur İşhanı ( Onur Çarşısı ) Kat: 3 Daire No: 64 Kızılay / Ankara
Tel : (0312) 417 93 34 – 425 15 29, 419 3774 Fax : (0312) 425 15 29 Web : www.tuketicihaklari.org.tr



EvcioğluHaber-



1 Aralık 2009

SALGININ CİDDİYETLE YÖNETİLMESİ GEREKİYOR "A H1N1v"

SALGININ CİDDİYETLE YÖNETİLMESİ GEREKİYOR
"A H1N1v"
13.11.2009
alt
Bu günlerde tüm dünyada görüldüğü gibi ülkemizde de Pandemik İnfluenza salgını yaşanmakta ve ölümler olmaktadır. Risk altında sayıları milyonları geçen bir popülasyon vardır. 12 Kasım 2009 tarihinde İstanbul Tabip Odasında ilk toplantısını yapan TTB – Pandemik Bilimsel Danışma ve İzleme Kurulu aşağıdaki hususların kamuoyuyla paylaşılmasına karar vermiştir:

BASIN AÇIKLAMASI

Ciddiyetle Yönetilmesi Gereken Bir Bulaşıcı Hastalık Salgınıyla Karşı Karşıyayız...

Sağlık çalışanları da bu risk gruplarından birisidir.

Her durumda olduğu gibi bu durumda da konuya bilimsel ve tutarlı yaklaşanlar ve bunu başaramayanlar olduğunu gözlüyoruz. Salgının ciddiyeti sadece ülkemizde değil tüm dünyada ve tüm saygın bilim kurum ve kuruluşlarınca büyük bir endişe ile izlenmekte iken, sorumluluk sahibi olması beklenen kişi ve kuruluşlarda salgının ciddiyetine gölge düşürecek ve toplumsal düzeyde olumsuz sonuçlara yol açabilecek nitelikte “kerameti kendinden menkul” bazı yaklaşımlar gözlenmektedir. Bu konuda yapılan haberlerin, demeçlerin, yorum yazılarının incelenmesi ayrı bir çalışma konusudur.

Hareketli tartışmalardan biri de aşılanma konusunda yaşanmaktadır. Aşıların bulaşıcı hastalıklarla savaşta etkinliği bilimsel olarak tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlanmıştır.

Aşıların yan etkileri sağlanan yararın yanında ihmal edilebilecek denli azdır. Aşılar toplumsal erişime olanak sağlayan ucuz ürünlerdir.

Yalın bir gerçeği dikkatinize sunuyoruz: Ülkemizde salgın milyonlarca kişiyi etkisi altına alacaktır; sahip olduğu riskler ya da virüsün bazı özellikleri nedeniyle ölümler sayısal olarak binleri aşabilecektir.

Sağlık Bakanı'nın kamuoyunu ikna etmek için büyük bir çaba harcadığı, bu amaçla basın önünde aşı olduğu sırada Başbakan'ın aşı konusunda şüphe uyandıran tavrı büyük bir talihsizliktir. Bu ve benzeri durumlarda, açık, tutarlı, sürekli ve güven veren politikalar uygulaması gereken ulusal sağlık otoritesinin kendi içinde bile ikircikli ve kararsız bir durumla yüz yüze kalması toplum için kaygı vericidir.

TTB, bu güven bunalımında topluma güven vermek, korkularını giderecek bilimsel açıklamalarda bulunmak, aşı konusundaki kafa karışıklığını ortadan kaldırmak ve Pandemik İnfluenza konusunda tüm toplumun güven duyacağı sürekli bir bilgi hattı oluşturma kararı almıştır.

TTB-PandemİK (TTB-Pandemik İnfluenza A H1N1v (Domuz Gribi) Bilimsel Danışma ve İzleme Kurulu) alanında akademik ve klinik alanda önde gelen uzmanlar, sağlık iletişimcileri ve tıp eğitimcilerin bulunduğu bilim insanlarından oluşturulmuştur. Bu grupta yer alan uzmanlar Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji, Viroloji, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Halk Sağlığı, Epidemiyologlar ve Yoğun Bakım branşlarında görev yapmaktadır.

Kurul her 15 günde bir izlem ve değerlendirmeler de bulunacak ve pandemi sonlanana kadar sürekli toplanacaktır. Kurul çalışmaları kapsamında Pandemik İnfluenza’yı bilimsel yönleriyle inceleyecek ve gerekli gördüğü durumlarda da uyarılarını kamuoyuyla paylaşacaktır.
ABD, AB, Çin, Avustralya ve diğer ülkeler de pandemiye karşı alınan önlemler incelenecek, aşılar hakkında ayrıntılı bilgi verilecek ve risk grupları saptanarak kimlerin öncelikli olarak aşı olması gerektiği konusunda son bilimsel veriler ışığında açıklamalar yapılacaktır.

TTB - PandemİK (TTB - Pandemik İnfluenza H1N1v/Domuz Gribi) Bilimsel Danışma ve İzleme Kurulu Ön Raporu

1. Dünyadaki ve ülkemizdeki pandemik influenza A virusu ile ilgili son veriler, ciddi bir yaklaşım ile yönetilmesi gereken bir durum ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

2. Bu salgına hazırlık için 2005 yılında hazırlanmış Ulusal Eylem Planımız vardır. Bu planda belirlenmiş önlemler ve eylemler kamuoyu ile paylaşılmalı ve uygulamaya geçirilmelidir. Planda değişiklikler yapılmış ise, bu değişikliklerin neler olduğu ve nedenleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Ulusal Eylem Planında yapılacak değişiklikler bilimsel kanıtlara dayalı ve uyum içinde olmalıdır.

3. Yaşadığımız İnfluenza A H1N1v grip salgını mevsimsel gribe kıyasla klinik olarak genellikle daha hafif seyretmekle birlikte hastalanan kişi sayısının çok olması nedeniyle ölümler görece çok görünmektedir. Milyonlarca kişinin bu hastalığa yakalanması riski göz önüne alındığında ölümlerin daha da artmasının beklendiğini anımsatıyoruz. Burada aşılama kadar önemli olan bir konu da, durumu ağırlaşan hastalara yataklı tedavi kurumlarında gerekli bakımın yapılması, ihtiyaç duyulan yoğun bakım yataklarının ayrılması ve yeterli solunum cihazının dengeli bir şekilde yurt çapında dağılımının sağlanmasıdır.

4. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de salgının kontrol altına alınabilmesi ve daha az zararla atlatılabilmesi için başta sağlık çalışanları, okul çocukları, gebeler ve süreğen (kronik) hastalığı olanlar olmak üzere toplumun önemli bir kesiminin aşılanması gerekmektedir. Sağlık hizmeti veren tüm sağlık çalışanları ve okul çağındaki çocukların öncelikle aşılanmaları önemlidir. Salgın sürecindeki çalışmalar, diğer koruyucu hekimlik uygulamalarının, özellikle de diğer aşılama çalışmalarının zayıflamasına kesinlikle yol açmamalıdır. Bu konuda spekülasyonlardan özenle kaçınılmalıdır.

5. Ülkemizde uygulanan aşılar, AB üyesi ülkelerde kullanılmaktadır. Bu aşılar Dünya Sağlık Örgütü tarafından lisanslandırılmıştır ve gerekli güvenlik testlerinden geçirilerek uygulanmaktadır.
Aynı aşılar, dünyanın birçok ülkesi ile birlikte eş zamanlı olarak ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Bu konuda hem sağlık çalışanlarının hem de halkımızın herhangi bir endişeye kapılmasına yol açacak kabul edilebilir bilimsel kanıt yoktur.

Bu kuşkular aşılama sürecinde oluşacak yan etkilerin ciddiyetle izlenmesi ve hızla kamuoyuyla paylaşılması ile aşılabilecek niteliktedir.

6. Bu olağanüstü süreç içinde bireyler ve kuruluşlar, kamuya yönelik yapılacak her türlü açıklamada bilimsel gerçekleri ve kamu yararını gözetme sorumluluğu sergilemelidir. Bilimsel dayanaktan yoksun, önlemlerin uygulanmasına engel oluşturabilecek, temelsiz karmaşa yaratabilecek keyfi yorum ve açıklamalardan kaçınılmalıdır. Bu hem yöneticilerin, hem hukukçuların hem de hekim camiasının önemli bir sorumluluğudur.

7. Salgın konusunun toplumla iletişiminin yürütülmesi büyük titizlikle gerektirmektedir. Örneğin yönlendirici olmaktan çok kişileri paniğe sevk eden salgın haberleri, sağlık kuruluşlarında aşırı yığılmalara neden olmaktadır; bu durumda gerçekten hasta olanlar ve olmayanlar aynı koridorlarda ve bir arada muayene sıralarını beklemektedir. Sadece bu gerçeği dikkate aldığımızda bile bu yığılmaların yaratabileceği sorunları daha iyi anlayabiliriz. Bu nedenle bir yandan sağlık kuruluşlarında ortaya çıkan koşullara göre düzenleme yaparken, bir yandan da toplum doğru biçimde yönlendirilmelidir: Örneğin sadece sağlık otoriteleri tarafından belirtilen bulguları olanların sağlık kuruluşlarına yönlendirilmeleri, bunun dışında hafif ve olağan bulguları olanların evlerinde dinlenmeleri hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından önem taşımaktadır.

8. Tüm bu süreçte en kilit önemdeki konu, salgının gidişatı konusunda hızlı ve doğru bilgilendirme olacaktır. Bu açıklığa sadece bilimsel çevrelerin değil, toplumun da ihtiyacı vardır. Hastalığın gidişatı ve alınmakta olunan önlemler ile ilgili bilgiler en yetkin otorite tarafından düzenli bir biçimde kamuoyuna sunulmalıdır. Salgından etkilenen hastaların profili ile etken virüsün özellikleri hakkındaki güncel bilgiler analiz edilmiş olarak bilimsel çevrelerle düzenli paylaşılmalıdır.

9. Açıklık ve bilgilendirmeye dayalı güven ilişkisi, salgının en az zararla atlatılmasında olmazsa olmaz koşuldur. Güvensizlik, eksik ve veya yanlış bilgilerin tüm çabaları baltalamasına, sağlanan tüm ilerlemelerin zarar görmesine yol açabilecektir. Bu konuda hepimize çok ciddi bir görev ve sorumluluk düşmektedir.

10. Salgına bizden önce yakalanmış ülkelerin deneyimleri göstermektedir ki; hastalık en ağır sonuçlarını yoksul kesimlerde, kalabalık koşullarda yaşayanlar da, kronik hastalığı olanlarda ve gebelerde göstermektedir. Bu nedenle koruma önlemleri ve bakım hizmetlerinin başta yoksullar olmak üzere tüm dezavantajlılara öncelikli olarak ulaştırılması için gerekli önlemler alınmalıdır.

11. Hastanelere yığılmaların önüne geçmek için basamaklı sevk zinciri uygulanmalı ve Sağlık Bakanlığı birinci basamak sağlık çalışanlarına bakım ve yönetim bilgi ve lojistiği derhal sağlamalıdır. Birinci basamaktan başlayarak, ikinci ve üçüncü basamak kurumlarda katkı payının kaldırılması halkın sağlık hizmetlerine erişiminin önündeki engelleri azaltacak, gereksiz acil servis başvurularını azaltacaktır.

Devlet bu hastaların tedavi giderlerini karşılamalıdır. Ayrıca hatırlatmak isteriz ki özel sigorta şirketleri H1N1'i kapsam dışında bırakmaktadır. Bu nedenle devlet bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidir.

12. Laboratuar tanısı imkânları kamu eliyle genişletilmeli, salgının ticarileştirilmesinin önüne geçilmelidir.

13. Kişisel korunma önlemleri olarak el yıkama sıklığının arttırılması, kişiler arası yakın temasın mümkün olduğunca azaltılması, hastaların maske kullanması, kalabalık ortamların sık havalandırılması, aşırı yorgunluk ve uykusuzluktan kaçınılması ve dengeli beslenmeye özen gösterilmesi sayılabilir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara taze meyve dağıtarak dengeli beslenmeye katkıda bulunması yararlı olacaktır.

14. Aşıların bulaşıcı hastalıklarla savaşta etkinliği bilimsel olarak tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlanmıştır. Aşıların yan etkileri sağlanan yararın yanında ihmal edilebilecek denli azdır. Aşılar toplumsal erişime olanak sağlayan ucuz ürünlerdir. Çiçek hastalığı aşı ile tümüyle ortadan kaldırılmıştır. Tüm dünyada çocuk felci ve kızamık hastalığına karşı benzer bir savaş verilmekte, tam başarıya her yıl bir adım daha yaklaşılmakta; milyonlarca insanın sağlığı korunmaktadır. Henüz bu yılın Nisan ayında tanımlanan ve kısa sürede tüm dünyayı saran bir virüse karşı bu hızla aşı geliştirilebilmiş olması bir şanstır ve gelecek için umut verici bilimsel bir başarı olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye bugünden tezi yok, kendi aşılarını üretmek için AR-GE yatırımı yapmaya başlamalıdır. Aşı üretimi için gerekli bilgi birikimi ve insan gücümüz yeterlidir. Sağlık Otoritesi bu stratejik ürünün üretilmesi kararını ivedilikle vermelidir.

15. Bağışıklama hizmetlerinin topluma sunulması sayesinde sadece kişisel düzeyde bağışıklık sağlanmamakta; eğer aşılanma yaygınlığı belirli bir orana ulaştırılabilirse, hastalığın kişiler arasındaki geçişi de azaltarak toplum içindeki yayılımı da önlenmektedir. Bu sayede hastalığın ölümcül riskler yaratabileceği riskli grupları koruyucu özellikte bir toplumsal bağışıklık da gelişir. Önemli bir faktör de şudur; grip virüsü hızla değişiklik gösterip yeniden hastalandırıcı özellikler kazanabilen bir virüstür. Hastalık yayılımı azaldıkça bir virüsün diğer grip etkenleri ile karşılaşma olasılığı da azalacak, böylece yeni grip virüslerinin ortaya çıkış olasılığı düşecektir.

16. Eğer bir kişi farkında olmadan bu hastalığı geçirdiyse, aşının onun üzerinde nasıl bir etkisi olabileceği sorusuna da yanıt vermek istiyoruz: Bir hastalığı geçirmemek bağışıklık kazananlarda, o hastalığa karşı aşı yaptırmanın bir zararı olmadığı bilinmektedir. Kişi bağışık olduğu için etkenle karşılaşmanın onun için zararlı bir sonucu olmayacaktır.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ

TTB - PandemİK İnfluenza AH1N1v (Domuz Gribi) Bilimsel Danışma ve İzleme Kurulu Üyeleri ve Görevleri

Prof. Dr. Feride Aksu Tanık
A.Ü. Ankara Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD, TTB Merkez Konseyi II. Başkanı-Başkan
Uzm. Dr. Ali Özyurt
İstanbul Tabip Odası- Sekreter

Prof. Dr. Selma Karabey
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

Prof. Dr. Haluk Eraksoy
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD

Doç. Dr. Önder Ergönül
M.Ü. Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve K.Mikrobiyoloji AD

Prof. Dr. Gülbin Gökçay
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Çoçuk Hastalıkları AD

Doç. Dr. Muzaffer Eskiocak
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

Prof. Dr. Gülden Yılmaz
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD

Prof. Dr. Selim Badur
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji AD

Doç. Dr. Pınar Ay
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD

Uzm. Dr. Çağrı Kalaça
Sağlık İletişimi

Dr. Akif Akalın
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi AD

http://www.ttb.org.tr