02.09.2010 BASINA VE KAMUOYUNA • ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU’DAN BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR… Derneğimiz Ankara İnsan Hakları Kurulu Üyesi Ferda Hekimci’nin baz istasyonları konusunda yaklaşık iki yıldır süren girişimleri, sonunda meyvesini verdi. Ankara İnsan Hakları Kurulu baz istasyonları konusunda tüm Türkiye’ye örnek olacak bir karar verdi. Kurul, baz istasyonları ile ilgili olarak Tüketici Hakları Derneği (THD) ve vatandaşlardan gelen başvuruları 31.03.2010 tarihli toplantısında değerlendirdi. İnsan Hakları Kurulu, baz istasyonlarının çevre ve halk sağlığına olası etkileri ve bu konuda alınabilecek önlemleri inceledi. Ankara İnsan Hakları Kurulu konuyla ilgili olarak; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyofizik Ana Bilim Dalı, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı ve TÜBİTAK’tan görüş istedi. Kurul, bu görüşler ışığında geçtiğimiz günlerde yayınladığı prensip kararında; Dünya Sağlık Örgütü Elektromanyetik Alanlar Uluslararası Danışma Komitesi’nin “Bilimsel Belirsizliklerin Olduğu Durumlarda Halk Sağlığı” raporunda öngörülen “ihtiyat ilkesi” gereğince bir dizi prensip kararı alınmasını uygun buldu. Buna göre; Günümüzde baz istasyonlarının çevre ve halk sağı açısından risk oluşturmayacağı konusunda hiçbir mercii güvence veremez. Riskin olduğu yerde ise İnsan yaşamı tehlikeye atılamaz. Bu durumda da tıpkı Kurul Kararı’nda belirtildiği gibi “ihtiyat ilkesi” devreye girer. Bu nedenlerle, Yargıtay’ın kesinleşmiş kararlarında, “baz istasyonlarının yıllar itibariyle zarar doğurmasının her zaman olanaklı bulunduğunu” ve “baz istasyonlarının yerleşim yerleri dışına kurulması” gerektiğine işaret edilmektedir. Bu konudaki Yargıtay kararları, baz istasyonlarının “psikolojik olarak tedirginlik yaratmasının bile yeterli olduğu” na dair kesinleşmiş kararları bulunmaktadır. Ayrıca Derneğimizce 16.05.2009 Tarih ve 27230 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Cihazlarına Güvenlik Sertifikası Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’in baz istasyonları kurulmadan önce mahalli çevre kurullarından görüş alınması ile ilgili eski Yönetmelik hükmünü kaldırması ve istasyonların kurulması aşamasında ÇED sürecinin işletilmesi ve halkın katılımı araçlarına yer vermemesi sebebi ile iptali talebiyle Danıştay’da açılan davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Eylül ayındaki ilk toplantıda dosyamız ile ilgili bir karar verecektir. “Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlığı bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali” olarak açıkladığı da düşünüldüğünde baz istasyonlarının sağlığa etkisi hiçbir tartışma kaldırmayacak kadar netleşmiş olur. Tüm bu yargı kararlarına rağmen, GSM şirketleri ve ilgili kamu kuruluşlarının bu kararlara uygun davranmaması, Türkiye’de davaların pahalı, zahmetli ve uzun bir süreci gerektirmesi nedeniyle, uygulamada etkin ve yaygın bir çözüm getirilememektedir. Bu nedenle, Ankara İnsan Hakları Kurulu kararı pratikte vatandaşların önünü açacaktır. Baz istasyonlarından rahatsızlık duyan ve şikayetçi olan vatandaşlar bu karara dayanarak başta belediyeler olmak üzere ilgili diğer kurum ve kuruluşlara başvuruda bulunabileceklerdir. İnsan Hakları ve Tüketicilerin Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı’nı gözeten bu kararın alınmasında zamanın Kurul Başkanı Faruk Işık başta olmak üzere, bu konuda emeği geçen tüm Ankara İnsan Hakları Kurulu Üyelerine, Ankara Valiliği’ne ve arkadaşımız Ferda Hekimci’ye tüketiciler adına teşekkür ediyor ve bu kararın tüm illerdeki İnsan Hakları Kurulları’na örnek olmasını diliyoruz. TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZ EvcioğluHaber-
ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU'NDAN;
BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR 
03.11.2010
• “BAZ İSTASYONU KURULURKEN HALKIN DUYARLILIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINACAK”…
• BAZ İSTASYONLARININ; HASTANE, ÇOCUK BAHÇESİ, KREŞ VE OKUL GİBİ YERLERE VEYA YAKINLARINA KURULMASINDAN SAKINILACAK...
• BAZ İSTASYONLARI YERLEŞİM BÖLGELERİNDE ANCAK ZORUNLU HALLERDE KULELERİN TEPESİNE KURULABİLECEK…
• İlgili ve yetkili kurum ve kuruluşlar baz istasyonlarının kuruluşu aşamasında halkın duyarlılığını göz önüne alacaklar.
• Eğer bir bölgede (yerleşim alanında) baz istasyonunun kurulumu zorunlu ise, kurallara uygun olarak dikilen kulelerin tepesine kurulması, mümkün olmadığı veya iletişim probleminin çözülemediği takdirde çevrede bulunan en yüksek binanın tepesine yapılacak ek bir çıkmanın üzerine dikilecek minimum 3 metrelik kulenin üzerine kurulabilmesi söz konusu olabilecek.
• Baz istasyonunun binanın çatısına kurulmasının zorunlu olduğu halde o binanın çevre binalardan daha yüksek olmasına dikkat edilmesi ve hem binada oturanlarla hem de yakın çevrede yaşayanlarla uzlaşmaya varılması gerekecek.
• Baz istasyonlarının çocukların bulunduğu hastane, çocuk bahçesi, kreş ve okul gibi yerlere veya yakınlara kurulmasından sakınılacak.
• Baz istasyonlarının teknik şartnameye uygun olarak kurulması ve denetimlerinin yapılması sağlanacak.
Kurul kararında ayrıca baz istasyonlarına izin veren Belediye Başkanlıkları başta imar mevzuatı olmak üzere yasal mevzuata da azami ölçüde dikkat edilmesi gerektiği yönünde uyarıldı. Karar; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına, Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle, Etimesgut Belediye Başkanlıklarına, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına, AVEA, VODAFONE ve TURKCELL Bölge Müdürlüklerine gönderilerek tebliğ edildi.
Turhan Çakar
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:12 Onur İşhanı ( Onur Çarşısı ) Kat: 3 Daire No: 64 Kızılay / Ankara
Tel : (0312) 417 93 34 – 425 15 29, 419 3774 Fax : (0312) 425 15 29 Web : www.tuketicihaklari.org.tr
5 Kasım 2010
ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU'NDAN; BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR
21 Ekim 2010
Türbanın arkasındaki dernek
22 Temmuz 2010
Evet, masumdu
22 Temmuz 2010 Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu... 12 Eylül’ün darağacındaki ilk iki isim... http://www.milliyet.com.tr/
Can Dündar Ada
can.dundar@e-kolay.net
‘Evet, masumdu!’
İkisi de 1958 doğumlu...
Darbede ikisi de henüz 22’sindeydi yani...
Farklı kamptaydılar.
İkisi de “karşı yaka”dakinin kahvehanesini kurşunlamakla suçlandı.
İkisi de “Masumum” dedi.
İkisi de idam cezası aldı.
İkisinin infaz kararında da aynı hâkimin imzası vardı.
O hâkimin gözetiminde aynı gece peş peşe asıldılar.
“Karşıyaka” mezarlığında birbirine yakın yerlere gömüldüler.
Onları darağacına gönderen hâkim, daha sonra Askeri Yargıtay “onursal üyesi” oldu.
* * *
Bu iki isim, son olarak Erdoğan’ın nutkunda buluştu:
“Ülkücü Pehlivanoğlu ile solcu Adalı, sağ-sol dengesi kurmak için haksız yere asıldı” dedi Başbakan...
Anne Pehlivanoğlu’nun 30 yılda dinmeyen feryadını Vakit’te okumuştum:
“Oğlumu suçsuz yere astılar” diyordu:
“O dönem Mamak’ta Cezaevi Komiseri Dürüst Oktay’ın önünü kesmiştim. O da bana ‘Bir şey olmaz. Bir tek ruhsatsız silah bulundurma suçu var. Onun cezası da az’ demişti.”
* * *
Gerçekten öyle miydi?
Pehlivanoğlu’nu Kütahya’da yakalayan ve bir helikopterle Ankara’ya getiren o dönemin solcu, efsane polis şefi Dürüst Oktay’a bir ortak dostumuz aracılığıyla sordum.
Şu cevap geldi:
“Annesiyle görüştüğümü hatırlamıyorum, ama Sıkıyönetim Savcısı da ben de Mustafa’yı kurtarmak için çok uğraştık; fakat gücümüz yetmedi.”
Pehlivanoğlu, kahvehane baskınına İsa Armağan’ın zoruyla katılmış. Eline silah vermişler, ateş edememiş.
Oktay, delilleri inceleyip Pehlivanoğlu’nu da tanıdıktan sonra suçsuzluğuna ikna olunca, savcıya “Bu çocuğu kurtaralım” demiş.
O ara Pehlivanoğlu ile asıl fail İsa Armağan, askeri cezaevinden kaçırılmış. Oktay ve ekibi, onları kaçıran siyah Renault’yu İran sınırına kadar kovalamışlar. Yakalayamamışlar.
Dönemin Emniyet yetkilileri bu siyah Renault’nun Abdullah Çatlı’nın kaçırılmasında da kullanıldığını belirlemişler.
Mustafa’nın ailesine göre kahvehane baskınlarında sağcı ve solcuların elindeki silahların da aynı olduğu belirlenmiş.
Kim veriyordu ki o silahları 20’lik gençlerin eline?
Suçluları kaçırırken, masumları yem yapan siyah Renault kimindi?
Sonra nasıl oldu da katiller “kahraman”, masumlar “hain” ilan edildi; suçsuzları darağacına gönderenler terfi ettirildi?
* * *
Kim ne derse desin; bir başbakanın o gençler için gözyaşı dökmesi iyidir.
Toplumsal duyarlılık çağrısı sayılmalıdır.
Ama Erdoğan, “referandumun 12 Eylül’le hesaplaşma anlamı taşıdığını” söylüyor ki, işte buna inanmıyorum.
Paketin 25. maddesi, 12 Eylül yöneticilerinin yargılanmasını önleyen geçici maddeyi kaldırsa da zaman aşımı nedeniyle bunun yapılamayacağı malum...
O madde görüşülürken Meclis’teydim.
CHP ve BDP’liler, hükümetin samimiyetini ölçmek için; “’İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı uygulanmaz’ ifadesini ekleyin; biz de oy verelim” dediler.
Önerge, AKP oylarıyla reddedildi.
12 Eylül yönetimi, anayasa referandumuyla kendisini kurtaracak maddeleri de kabul ettirmiş oluyordu.
Bugün yapılmak istenen, bundan farklı değil.
6 Temmuz 2010
Madımak
Türkiye 05/07/2010
Madımak
2 Temmuz 1993 günü, 35 kişinin Sivas’taki Pir Sultan Şenliği’ne 35 şair-yazar-müzisyen, kaldıkları Madımak oteli, önünde toplanan göstericiler tarafından tekbirler eşliğinde ateşe verilerek öldürülmüştü. Günün anılması, gösterilerle hatırlanıp hatırlatılması kimilerini rahatsız ediyor. Sivas’ın artık bu kara lekeden arındırılması, katliamıyla anılarak ekonomisinin baltalanmasına izin verilmemesi çağrıları yanı sıra “Kaşımayın, tesis edilmiş barış ortamını bulandırmayın” çizgisinde çok alışılmış uyarılarla da tembih ediliyoruz. Oysa Sivas katliamının üstünden geçen 17 yıl içinde böyle bir katliamın yeniden yaşanmaması için toplum olarak bir adım atabilmiş miyiz? Katliamcıların yüce Türk adaletiyle sınavına bir bakalım. Gazeteci Belma Akçura, çok güzel özetlemişti: “Olaylarla ilgili olarak 124 sanık hakkında dava açıldı. Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001’de sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin onadığı karar uyarınca, ‘Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma’ girişiminde bulunan sanıklardan 33’ü TCY’nin 146/1. maddesine göre idam cezası aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan sanıklar değişik cezalara çarptırıldı. 13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle 33’e düştü. 8 sanık ise Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından bu yana firarda. Tutuklama kararı bulunan sanıklardan, başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Arabistan’a sığındıkları öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı. Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç’ın yıllardır Almanya’da Mannheim’da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği ortaya çıktı”.
Vahşilerin cezalandırılmalarının ağrılı bir süreç olduğu, yargının da bu konuda biraz hevessiz davrandığını düşünmüyor musunuz? Bir sonraki hükümetin Adalet Bakanı, gelmiş geçmiş en ürkütücü Adalet bakanlarından Şevket Kazan, sanıkların avukatlığını üstlenmekle kalmamış, bakanlığı sırasında da onları hapisanede ziyaret etmişti. Ama o kadarla kalsa, Şevket beyin, öncesinde ve sonrasında hiçbir siyaside rastlamadığımız gözükaralığına verir, işin içinden çıkardık. Oysa, o vahşetin hemen ertesinde muktedirlerin ve kanaat liderlerinin hatırı sayılır bir bölümü, açıkça, imayla ya da sadece kaş kaldırarak suçluyu bulmuş işaret ediyordu: Aziz Nesin. Sözgelimi marifetleri yanına kâr kalmış emekli darbeci ressam Kenan Evren, elbette hiç çekinmeden Sivas katliamı ile ilgili fikirlerini dile getiriyordu: “Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım. İnsan dinsiz olabilir. Ama bunu ilan etmenin gereği yok.” hayatımızda en iyi bildiğimiz, Türk halkının tahrik-tahriş-tahrip üçgenine provokatör, yani tahrik eden, kışkırtan olarak yazılan isim, gerçekten de oydu. sistemin yine tıknefes olduğu, hoyratça vites değiştirmeye çalıştığı şu dönemde laik Türk evlatları olarak yeniden gündeme gelen siyasetçi eskilerinin tepkilerini hatırlıyoruz kaçınılmaz olarak.
Baba hayaleti olarak ufkumuza gerilmiş Süleyman Demirel, dönemin Cumhurbaşkanı’ydı. Tahrik olmuş katliamcı halkına sahip çıkıyor, “Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin” uyarısında bulunuyordu. Daha sonra da “Olayda ağır tahrik var. Çatışma yok. Otel yangınında can kaybı var” diyordu. şimdilerde neredeyse şefkatle anılan Susurluk baronesi Tansu Çiller, dönemin Başbakanı idi. Onun açıklaması da tarihe geçecek nitelikteydi. Halkın kaygılarına su serpiyordu: “Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır. Ölenler de çıkan yangın sonucu boğularak ölmüştür.”
Muhalefet lideri Mesut Yılmaz’ın katliam sonrası demeci de gerek insan gerek siyasetçi olarak tıynetini yansıtıyordu. Olayın büyütülmesini doğru bulmayan Yılmaz, “Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” deyivermişti. kim karşı? Katliamını hatırlanmasını, bu vahşetin anılmasını toplumsal barışa darbe vuracak bir eylem olarak görenler karşısında kimsenin şaşırmamasının sırrı, işte yukarıda andığım demeçlerde açıkça kendini aşikâr ediyordu. Orada halk olarak, vatandaş olarak görülen, kışkırtılmış, ‘talihsiz’ açıklamalarla tahrik edilmiş katliamcı güruhtur. Onlara verilecek destek hiçbir zaman yadırganmayacak, onlara anlayışla yaklaşıp başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlamak siyasetin tartışılmaz gerekliliği olarak algılanacaktır.
Sivas katliamını anmanın, unutulmasın diye emek vermenin büyük önemi vardır.
Çünkü bu memleket bir türlü linç ikliminden çıkamamakta, asla korunmayacakların listesi her daim el altında hazır tutulmaktadır. 2 Temmuz 1993 günü askerin ve polisin gözleri önünde binlerce kişi bir olup bir oteli kundaklamış, şeytan taşlamış gibi ruh huzuru içinde evlerine dönmüşlerdir. Polis ve askeri güçlerin bu vahşeti engelleme konusundaki isteksizliği, yine polis ve itfaiyecilerin kurtarmaları gereken insanlara yönelik nefreti unutulmamalıdır. İkide bir TAYAD üyesi gençleri linçe yeltenen ve oranın tarafından sırtları okşanan Türk-İslâm sentezi de günün birinde amacına nail olduğunda dizimizi dövmedik mi? Üniversitelerde polisin gözleri önünde dışarıdan gelen yine aynı marka yiğitler tarafından öldüresiyle dövülen solcu gençlerin hayatını yeterince umursadık mı?
Hayatın her alanında lince giden bir ayrımcılık damarını besleyen karşı uyanık olmak zorundayız. Maraş’ta, Malatya’da, Çorum’da aynı tezgâhı kurup aynı yoldan kan döken güçlerin desteklendiğini, birçok muktedirin gözünde halk gibi durduğunu biliyoruz. Referans alarak politika yapan hükümet partisi ve yandaşlarının ‘demokrasi mücadelesi’nin bir anlam kazanabilmesi için Aleviler konusundaki ayrımcı yaklaşımlarına bir son vermeleri şarttır.
Birkaç yıl önce Ahmet İnsel, bir zamanlar hayatımızın ve insanlığımızın sığınaklarından gördüğümüz Mazlum-Der’in o zamanki başkanı Ayhan Bilgen’in Düzel söyleşisinden yola çıkarak durumu mükemmel özetlemişti.
Tekrar okumakta yarar var: “Ayhan Bilgen cemevleri konusunda Sünnilerin, Alevilerin cemevi talebini kıskandığını açıkça belirtiyor... Sünniler cemevlerine de para verilecek, Diyanet İşleri Bakanlığı’ndaki tekelci konumlarını kaybedecekler diye korkuyorlar. Size Türkiye’de Müslüman çoğunluğun demokrat bilinci. Sünni çevrelerin, Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri hiçbir zaman kendilerini gayrimüslimlerle, Alevilerle, ‘ötekilerle’ eşit olarak görmemiş olmaları üzerine de düşünmeleri gerekiyor. Bununla yüzleşmeden, bu zihniyetle, bu zihniyetten türeyen pratikleri teşhir etmeden, bunları karşınıza almadan Türkiye’de ucuz bir mağduriyet söylemi üzerinden demokrat gömleği giyemezsiniz.”
Ama giydiler işte.
Bu yıl orayı ziyaret edip karanfil bırakan Bakan Çelik ‘ayrımcılığa karşı’ çıkıyor aklısıra. Orası 5 katlıymış. Müze olur muymuş? Yoksa her yeri müze yaptırmak gerekirmiş.
Bir Alevi şenliği için Sivas’ta toplanmış barışçı insanlardan bir kitle tarafından katledilmiş olmasının artık unutulmasını isteyenleri iyi tanıyoruz.
Onlar, örtbas edilmiş, unutturulmuş, hesabı sorulması imkânsız kılınmış katliamlar üstüne inşa etmeye çalışırlar toplumsal barış dediklerini. Linç tehdidiyle sürdürdükleri sıkıyönetimin adıdır, barış.
Haydi tekrarlayalım: Biz katliamcıyla, işkenceciyle, darbeciyle barışmak istemiyoruz.
http://www.radikal.com.tr/
23 Haziran 2010
Kemal Türkler Davası AİHM Yolunda
Kemal Türkler Davası AİHM YolundaDİSK eski başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatı Rasim Öz, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık Ünal Osmanağaoğlu hakkındaki "müebbet hapis cezası" kararını açıklamasından sonra AİHM'e başvuracağını açıkladı. Öz, "Geç gelen adalet adalet değildir" diyor. İstanbul - BİA Haber Merkezi 23 Haziran 2010, Çarşamba
BU HABERİN UZANTILARI Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) eski başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatlığını yapan Rasim Öz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmaya hazırlanıyor. Yargıtay Genel Kurulu'nun Türkler'in katil zanlısı Ünal Osmanağaoğlu'nu beraat ettiren mahkeme kararını bozmasını "sevindirici bir gelişme" olarak nitelendiren Öz, "Ancak geç gelen adalet, adalet değildir" diyor ve ekliyor: "Adil yargılama yapılmadığı ve makul sürede karar verilmediği için, AİHM'e devlet aleyhinde başvuruda bulunacağım." Öz, AİHM'e başvurmak için temyizden çıkan kararın İstanbul'a gelmesini ve Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Yargıtay Genel Kurulu kararı uyarınca Osmanağaoğlu hakkındaki "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" hükmünü açıklamasını bekliyor. Kemal Türkler cinayeti, "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında"Davanın 22 Temmuz'da zamanaşımına uğrayacağı" haberlerinin gerçeği yansıtmadığını da vurgulayan Öz, Kemal Türkler davasının TCK'nın 77 ve 78. maddesinde düzenlenen "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamına girdiğine dikkat çekiyor. TCK'nın 77. maddesi siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle yapılan kasten öldürme, yaralama, işkence, eziyet ve köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı, zorla hamile bırakma ve fuhşa sevk etme suçlarını insanlığa karşı suçlar olarak tanımlıyor. Bu suçların sekiz yılla müebbet hapis arasında cezalandırılmasını öngörüyor. Maddenin 4. bendinde de bu suçlardan dolayı zaman aşımı işlemez diyor. TCK'nin 78. maddesi de bu suçları örgütlü olarak işleyenlere benzer şekilde yaklaşıyor ve zaman aşımı uyguanmayacağını belirtiyor. Rasim Öz, Kemal Türkler cinayeti, 1 Mayıs 1977 katliamı ve 16 Mart katliamı gibi olayların insanlığa karşı işlenen suçlar olduğunu, bu nedenle de TCK gereği zaman aşımına uğratılamayacağını söylüyor. Dava 24. yılını dolduruyorÖte yandan, Öz'e göre, Türkler davası "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında değerlendirilmeseydi de zaman aşımına uğramazdı. Çünkü adli suçlarda da dava ancak dava açıldıktan sonra 30 yıl içinde karar verilmezse zaman aşımına uğrayabiliyor. Kemal Türkler cinayeti davası ise 1996'da başladı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Kemal Türkler'in katil zanlısını beraat ettiren mahkeme kararını bozdu. Yargıtay, cinayette Ünal Osmanağaoğlu'nun da yer aldığına hükmedip hakkında 'halkı hükümete isyan'dan müebbet hapis cezası istedi. (BB)
|
30 Nisan 2010
"Özdemir ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI. FOTOĞRAFLAR
"AV.ÖZDEMİR ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI
29.04.2010-perşembe
Haber ve fotoğraf; Evcioğlu
"ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI (FOTOĞRAFLAR -1)
"Özdemir ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI. (FOTOĞRAFLAR-2)29 Nisan 2010
"ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI
29.04.2010-perşembe
Zamansız bir ayrılıktı bu..
Belki bir çok insan tarafından beklenen ama, istenmeyen bir sondu..
Yine her ölüm gibi, erken ölümdü...
En kötüsüde, bir daha konuşamamaktı..
Ölümün en kötü yanıda, bu yanı olsa gerek..!
Yoksa ; Şairin birisi tarafından söylenen sözdür;
" Ölüm gelmiş, başım üstüne.. /
Hani; gönül ister ya, ara sıra../
Sohbet etmek, konuşabilmek dostlarla../
En kötüsüde bu işte, konuşamak dostlarla../
Ben ölümden değil, sesizlikten korkuyorum.,/ "
derken ölümün amansızlığını ve tarif edilemezliğini anlatmaktadır..
Aslında insanın yanlızlığını tarif etmekte olduğunu düşünüyorum.. Aksine; çaresiz razı olunamaz böyle bir olguya..!
******
Sn; Özdemir ÖZOK; Bu dünyada yaşarken; Tüm bu ülkeyi yönetenlere, bir dersde vermişti. " Yargıtay Üyeliğine atandığı zaman; Ben bir partinin üyesiyim, olmaz.. Yargıya siyaset bulaşmaması gerekir.. Bu nedenle kabul edemem.. Aksine; Yargıtay Üyeliği benim için bir onurdur " Demiş ve kabul etmemişti. Ancak; aradan 7-8 yıl geçmedi ülkenin durumuna bakarmısınız..? HSYK, Anayasa ve yüksek yargı üyelerini siyasetçilerden atanabilsin diye yasalar yapılmaktadır...
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok; Aramızdan ayrıldın ebediyete kadar; Sen ölmedin, Hakka yürüdün bizce.. Sen, orada ışıklar içinde yat...
Haber ve fotoğraf; Evcioğlu
"Özdemir ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI. FOTOĞRAFLAR-2
"Özdemir ÖZOK" SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI. FOTOĞRAFLAR-31.tur görüşmeler tamamlandı "Anayasa Değişikliği'de"
1.tur görüşmeler tamamlandı "Anayasa Değişikliği'de"
AA
TBMM Genel Kurulunda, Anayasa değişikliği teklifi üzerindeki görüşmelerin 1. turu tamamlandı.
2. tur oylaması 2 Mayıs Pazar günü yapılacak teklifte yer alandüzenlemeler şöyle:
MADDE (1): Anayasanın "Kanun Önünde Eşitlik" başlıklı 10. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Maddenin, "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bueşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür" şeklindeki 2. fıkrasına, "Bumaksatla alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz"ibaresi ekleniyor.
MADDE (2): Anayasa'nın, "Özel Hayatın Gizliliği" başlıklı 20.maddesinde değişiklik öngörülüyor.Maddeye, "Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını istemehakkına sahiptir. Bu hak, kişinin kendisi ile ilgili kişisel veriler hakkındabilgilendirme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talepetme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar.Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ileişlenebilir" hükmü ekleniyor.
MADDE (3): Anayasa'nın "Seyahat Hürriyeti" başlıklı 23. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Buna göre, "vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suçsoruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hakim kararına bağlı olaraksınırlandırabilecek.
"-"HER TÜRLÜ İSTİSMARA KARŞI" TEDBİR-MADDE (4):
Anayasa'nın "Ailenin Korunması" başlıklı 41. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Maddenin başlığı, "Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları" şeklindedeğiştiriliyor, maddeye, çocukların korunması konusunda hüküm ekleniyor.Maddeye eklenen hüküm şöyle:"Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkçaaykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürmehakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara karşı, çocukları koruyucutedbirleri alır.
"-SENDİKA KURMA HAKKI-MADDE (5): Anayasa'nın "Sendika Kurma Hakkı" başlıklı 51. maddesininson fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Böylece, bir kişinin aynı zamanda ve aynıiş kolunda birden fazla sendikaya üye olmasının yolu açılıyor.
MADDE (6): Anayasa'nın 53. maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre,memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınıyor. Toplusözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde, taraflar KamuGörevlileri Kuruluna başvurabilecek. Kurul kararları kesin ve toplu sözleşmehükmünde olacak. Toplu sözleşmenin emeklilere yansıtılmasının yolu da açılıyor.
MADDE (7): Anayasa'nın "Grev Hakkı ve Lokavt' başlıklı 54. maddesindedeğişiklik yapılıyor. Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanınkasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde sebep olduklarımaddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt,dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma,verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılıyor.
-PARTİ KAPATMA DAVALARI-MADDE (8): Anayasa'nın, "Siyasi Partilerin Uyacakları Esaslar" başlıklı69. maddesi değiştiriliyor. Buna göre, siyasi partilerin mali denetimi Sayıştaytarafından yapılacak.Siyasi partiler hakkında kapatma davası, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı'nın talebi üzerine, TBMM'de grubu bulunan her siyasi partinin 5'er üyeile temsil edildiği komisyonun üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu ve gizli oylavereceği izin üzerine açılacak dava sonucunda Anayasa Mahkemesince kesin olarakkarara bağlanacak. Komisyona TBMM Başkanı Başkanlık edecek ancak, oykullanamayacak. Komisyonun kararları, yargı denetimi dışında olacak. İzintalebinin Meclis'e ulaşmasından itibaren 30 gün içinde komisyon oluşturulacak vekomisyon kararını izin talebinin Meclise ulaşmasından itibaren en geç 60 güniçinde verecek. Meclisteki siyasi parti gruplarınca izin talebiyle ilgili görüşmeyapılamayacak, karar alınamayacak.Anayasa Mahkemesi, bu kapsamda, kapatma yerine dava konusu fiillerinağırlığına göre ilgili partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksunbırakılmasına karar verebilecek. Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlıolduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olacak ve tek başına davakonusu yapılamayacak.Anayasa Mahkemesinde görülen parti kapatma davasında TBMMçalışmalarındaki oy ve sözler, ileri sürülen düşünceler ile idarenin eylem veişlemleri partinin odak olup olmadığının tespitinde gözetilemeyecek.Partinin kapatılması durumunda kapatmaya beyan ve faaliyetleriyle nedenolan üyeler için daha önce 5 yıl olan siyasi yasak süresi 3 yıla indirilecek.Siyasi partiler ile ilgili "temelli kapatma" değil, "kapatma" kararıverilecek. Kapatmanın önündeki "temelli" sözcükleri kaldırılacak. Temellikapatılan bir partinin başka adla kurulamayacağına dair hüküm de Anayasa'dançıkarılacak.
Madde (9): Anayasa'nın "Dilekçe Hakkı" başlıklı 74. maddesindedeğişiklik yapılıyor."Kamu denetçiliği" (ombudsman) kurumu oluşturuluyor.Kurum, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişi ileilgili şikayetleri inceleyecek. Kamu başdenetçisi, TBMM tarafından gizli oyla ve4 yıl için seçilecek.
-PARTİ KAPATMA VE MİLLETVEKİLLİĞİ-MADDE (10): Anayasanın "Milletvekilliğinin Düşmesi" başlıklı 84.maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılıyor.Buna göre, milletvekilliğinin düşürülmesi uygulaması kaldırılıyor.
MADDE (11): Anayasa'nın, TBMM'nin Başkanlık Divanının oluşumunudüzenleyen 94. maddesinde değişiklik yapılıyor. Seçim süresinin 5 yıldan 4 yılaindirilmesi nedeniyle Başkanlık Divanının 2. dönem görev süresi konusundadüzenleme yapılıyor. Buna göre, Başkanlık Divanı 2. devre dönemin sonuna kadargörev yapacak.
-YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI-MADDE (12): Anayasanın, "Yargı Yolu" başlıklı 125. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Buna göre, Yüksek Askeri Şuranın terfi işlemleri ile kadrosuzluknedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargıyolu açılıyor.Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ilesınırlı olacak, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacak.
-TOPLU SÖZLEŞME HAKKI-MADDE (13): Anayasa'nın devlette memur çalıştırılmasına ilişkin hükümleriçeren 128. maddesine memurlara tanınacak olan "Toplu sözleşme hakkı"yansıtılıyor.
MADDE (14): Memurların disiplin kovuşturması konusunda hükümler getiren129. maddesinde değişiklik yapılarak, uyarma ve kınama cezaları da yargıdenetimine açılıyor.
MADDE (15): Anayasa'nın "Hakimler ve Savcıların Denetimi" başlıklı 144.maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, adalet hizmetleri ile savcılarınidari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ilehakim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturmaişlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılacak.
-ASKERİ YARGI-MADDE (16): Anayasanın "Askeri Yargı" başlıklı 145. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Askeri yargının görev alanı yeniden belirleniyor. Buna göre, askeriyargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askerimahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların askerkişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlediklerisuçlara ait davalara bakmakla görevli olacak.Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlaraait davalar her durumda adliye mahkemelerinde görülecek.Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.
-ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI-MADDE (17): Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen 146. maddede dedeğişiklik öngörülüyor.Buna göre, halen 11 asıl 4 yedek üyeli olan Anayasa Mahkemesi, 17 asılüyeden oluşacak. TBMM, 2 üyeyi, Sayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3'er adayarasından; 1 üyeyi baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 adayarasından gizli oylamayla seçecek.Cumhurbaşkanı; 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi AskeriYargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3'er adayiçinden; en az ikisi hukukçu olmak üzre 3 üyeyi ise YÖK'ün kendi üyesi olmayanyüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3'er aday içindenseçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1.sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesiraportörleri arasından seçecek.Teklifte, ilgili yüksek yargı organları ile barolardan Anayasa Mahkemesiüyeliğine aday gösterilecek kişilerin seçim sürecine ilişkin düzenlemeler de yeralıyor.Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından, gizli oyla ve üye tamsayısının saltçoğunluğu ile 4 yıl için bir başkan ve iki başkanvekili seçilecek. Görev süresibitenler yeniden seçilebilecek.Anayasa Mahkemesi üyeliğiyle ilgili olarak Yargıtay, Danıştay, AskeriYargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca yapılacakaday gösterme seçimlerinde uygulanacak temel prensipler, YÖK Genel Kurulutarafından yapılacak aday gösterme seçimlerinde de uygulanacak.
MADDE (18): Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev sürelerini düzenleyen 147.maddesinde değişiklik yapılıyor.Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresine limit getiriliyor. Üyeler, 12yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek. 12 yıldan önce yaşsınırını dolduran üye emekliye ayrılacak.
-MECLİS BAŞKANI VE KOMUTANLAR-MADDE (19): Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148.maddesinde değişiklik yapılarak, kişisel başvuru hakkı tanınıyor.Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile JandarmaGenel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanacak.Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. GenelKurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak.Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki Anayasal hak ve özgürlüklerdenbirinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarınıntüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilecek. Bireyselbaşvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacak.
-BİREYSEL BAŞVURULARA BÖLÜMLER BAKACAK-MADDE (20): Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usulünü düzenleyen149. maddesinde değişiklik yapılıyor.Buna göre, Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak.Bölümler, Anayasa Mahkemesinin bölümleri, başkanvekilinin başkanlığında 4 üyeninkatılımı ile toplanacak. Genel Kurul, mahkeme başkanının veya başkanınbelirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümlerve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak. Bireysel başvuruların kabuledilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturabilecek.Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davalarıile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurul bakacak. Bireyselbaşvurular ise bölümlerce karara bağlanacak.Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerinkapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesiiçin toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar alacak.Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları, Anayasa Mahkemesince öncelikleincelenip karara bağlanacak.Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri, dosya üzerinde inceleyecek. Ancak, bireysel başvurularda duruşmayapılmasına karar verilebilecek. Mahkeme, ayrıca gerekli gördüğü hallerde sözlüaçıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanlarıçağırabilecek ve siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, YargıtayCumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasi partinin genelbaşkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinleyecek.
-ASKERİ YARGITAYA İLİŞKİN HÜKÜMLER-MADDE (21): Anayasanın, Askeri Yargıtaya ilişkin düzenleme içeren 156.maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, Askeri Yargıtay üyelerinin disiplinve özlük işlerinde askerlik hizmetinin gereklerine bakılmayacak. Bunun içinhakimlik teminatı esasları dikkate alınacak.
MADDE (22): Anayasa'nın 157. maddesinde de değişiklik öngörülüyor. AskeriYüksek İdare Mahkemesi üyeleri için de hakimlik teminatı getiriliyor.
-HSYK'NIN YAPISI-MADDE (23): Anayasa'nın, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK)yapısını düzenleyen 159. maddesinde değişiklik yapılıyor. Bu kapsamda, halen 7olan HSYK'nın üye sayısı 22'e, 5 olan yedek üye sayısı ise 12'a çıkarılıyor.HSYK, 3 daire halinde çalışacak.HSYK'nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet BakanlığıMüsteşarının Kurulda yer alması uygulaması da sürecek.Kurulun, 4 asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat vesiyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileriile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca; 3 asıl ve 3 yedek üyesi, Yargıtayüyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca; 2 asıl ve 2 yedek üyesi, Danıştayüyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca; 1 asıl ve 1 yedek üyesi, TürkiyeAdalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından; 7 asıl ve 4 yedeküyesi, birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleriyitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim vesavcılarınca; 3 asıl ve 2 yedek üyesi idari yargı hakim ve savcıları arasındanidari yargı hakim ve savcılarınca dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeleryeniden seçilebilecek.Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 60 güniçinde yapılacak.Kurulun "meslekten çıkarma" cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolugetirilecek. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerinebaşvurulamayacak.
-GEÇİCİ 15. MADDE-MADDE (24): Anayasanın, 166. maddesinde değişiklik yapılarak, "Ekonomikve Sosyal Konsey" Anayasa kapsamına alınıyor.
MADDE (25): Anayasanın, 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyiüyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi'nde görev alanlarınyargılanmasını önleyen, geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.
MADDE (26): Anayasaya 3 geçici madde ekleniyor. Teklifin geçici 18.maddesine göre, parti kapatma davalarına ilişkin Anayasanın 69. maddesindeteklifle yapılan değişikliklerin görülmekte olan davalara da uygulanmasıöngörülüyor. Siyasi partilerin 2009 yılı mali denetimi de Anayasa Mahkemesinceyapılacak. 2010 yılından itibaren ise Sayıştay'a geçecek.Teklifin geçici 19. maddesine göre ise Anayasa Mahkemesinin mevcut yedeküyeleri değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihte "asıl üye" sıfatını kazanacak.Değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihte HSYK'nın Yargıtay ve Danıştay'dangelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçildikleri sürenin sonuna kadar devamedecek.
MADDE (27) (Yürürlük maddesi): Teklif, yasalaşması halinde ResmiGazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girecek. Halk oyuna sunulması halinde isetümüyle oylanacak.
http://haber.gazetevatan.com
28 Nisan 2010
Endişesi var
Endişesi var
’Siz istemezseniz de biz yaparız. Halkın onayını alırız’ derseniz yanılgıları katlarsınız. Anayasa yapmak ve değiştirmek bilimsel bilinçle olur. Gelin parti kapatma, HSYK ve Anayasa Mahkemesi konularıyla ilgili 3 önemli konuyu erteleyelim, sağlıklı düzenlemenin alt yapısını birlikte oluşturalım.
Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Genel Kurul’da kritik maddelerin görüşüldüğü gün, Hükümet’e yakınlığıyla bilinen Star Gazetesi’ndeki köşesinden AK Parti’ye çağrıda bulundu. Selçuk, şöyle dedi:
Bu satırları, 55 yıl hukukun içinde hukuk için çırpınmış; bir hukuk öğrencisi ve yargıç stajyeri iken 1955-1960 arası güçlü yürütmenin yargıçları, savcıları nasıl sağa sola savurduğunu, bunun acılarını, yıkımlarını dehşetle izlemiş; 41 yılını devletin, yargının, adaletin hizmetinde tüketmiş; yargı kararlarını ve uygulamayı bilimin ışığında konuşmalarında, yazılarında, karşı oylarında sürekli gücü yettiğince sorgulamış, eleştirmiş; yargısal yaşamını gerilerde bırakmış bir eski yargı insanı ve bugün üniversitede hukuksal bilgisini ve deneyimlerini öğrencileriyle paylaşan biri olarak kaleme alıyorum.
Ve bütün sorumluların, aklına, sağduyusuna ve vicdanına, özellikle “devlet insanı” kimliklerine sesleniyorum.
Sokakta gerilim var...
Anayasalar, devleti, birlikte yaşama ve toplum düzenini kuran belgelerdir.
Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına izin vermeyen, çoğunluğun, azınlığın, kısaca herkesin haklarını ve özgürlüklerini güvence altına alan anayasalar; hukuk karşısında eşit ve bütün güçlere karşı özgür bireylerce korkusuzca, karşılıklı suçlamalardan ve dayatmalardan uzak, herkesin birbirini aydınlatarak olabildiğince geniş “uzlaşma”yla kotarılan sözleşmelerdir.
Her şeyden önce şu soruyu açık yürekle sormalı ve dürüstçe yanıtlamalıyız: Akla, matematik ve hukuk bilimlerine aykırı yüksek barajlarla, sakat seçim yöntemleriyle ulusal iradenin ve temsilin tam yansımadığı bir parlamento bu geniş uzlaşmayı sağlayabilir mi?
Akıl, sağduyu, vicdanın buna yanıtı, bellidir: Hayır.
1982 Anayasası, Siyasal Partiler ve Seçim yasaları, hukuksal ve siyasal kavramların içini boşaltmış; toplum katmanlarını, partileri, hatta bireyleri birbirine düşürmüştür. Bugün toplumsal kutuplaşma, dengeleri alt üste edecek noktadır. Siyasette, parlamentoda, yolda, sokakta gerilimler, yer yer kavgalar yaşanıyor.
Siyaset, yasama ve yürütme; yargı tarafından kuşatıldığını ileri sürüyor. Yargı ise yıllardan beri yürütmenin kuşatması altında olduğunu söylüyor.
Kurumlar birbirine güvenmiyor. Güvenmek bir yana kamuoyu önünde eleştirmenin de ötesinde düpedüz birbirlerini suçluyor. Lütfen kimse birilerini, özellikle meslek dayanışması gereğince yargıçları ve savcıları kayırdığımı, kolladığımı düşünmesin. Bu, sığlık olur, kaba bir yanlış olur; böyle düşünenler kendilerini kandırırlar.
Yukarıda söyledim. Yeri geldiğinde yargıyı kamuoyu önünde hep eleştirdim.
Zira yargının en yetkin biçimde işlemesi hepimizin ortak amacıdır. Kayırma, kollama kamusal yarar anlayışının düşmanıdır. Yürütme, yasama, yargıyı düpedüz suçluyor:
“Onlar, diyor, yanlıdırlar, çünkü siyasal güdüyle (saik) karar veriyorlar!”
Bu bir eleştiri değil; doğrudan suçlamadır. Türk Ceza Yasası’nın temel hüküm olan 283’üncü ya da yardımcı hüküm olan 257. maddelerinden birine giren bir suçtur. Suçlayanın kanıtlanması gerekir. Kanıtlayamazsa, üç yanlışı birlikte yapmış olur. Birincisi, yakıştırma suçudur.
İkincisi, doğaötesi alana girmiş olur. Çünkü insanların iç dünyalarını, güdülerini, amaçlarını sorgulamak ve bilmek olanaksızdır. Bu nedenlerle insanlar ve de hukuk insanların iç dünyasıyla kural olarak uğraşamazlar.
Uğraşanı, “yetki aşımı” (excés de pouvoir) yaptırımı ile kınarlar.
Yargıçlar yalnızdır...
Zira hukukta her yaptırım, özünde bir kınama yargısıdır. Üçüncüsü, yargı üzerinden adalet değerini sarsmış, örselemiş olursunuz. Özellikle gelecek kuşakları düşünen devlet insanlarının bu konuda çok duyarlı olmaları gerekir. Bu suçlamanın yargı insanları açısından anlamı ise açıktır: “Ey yargıçlar, savcılar, sizler yargıçlık, savcılık yeterliliğinden yoksunsunuz. Yanlısınız, hukuka aykırı kararlar veriyorsunuz!”
Hiçbir yargıç, hiçbir savcı bu suçlamayı sindiremez.
Bu yıkıcı suçlamadan etkilenmeyen bir yargıç, savcı düşünebilir misiniz?
Hiçbir yargıç, savcı, konumu gereği, aynı pervasızlıkla bu suçlamalara yanıt da veremez.
Ama kimse bu yanıt verememeyi, acizlik olarak görmemeli, kötüye kullanmamalı.
Yargıçlar, savcılar, meslekleri gereği sürekli yalnız yaşamak ve çok duyarlı olmak zorundadırlar. Özellikle de yargıçlar. Açın, Mecelle’yi okuyun.
Öğrenin, yargıçların nasıl yalnız yaşamak zorunda olduklarını.
Duyarlılığın boyutlarını öğrendikçe içinizin ezildiğini göreceksiniz.
Böylesine yalnızlığa mahkûm yargı insanlarının kendi alınyazılarıyla ilgili konularda deneyimlerini, düşüncelerini, demokrasinin gereği olarak özgürce sergilemelerini “siyaset yapıyorsunuz” diye tehdit kokan sözlerle yasaklamaya kalkışırsanız, doğruların bir kesimini göremezsiniz. Toplum da yitirir, sizler de yitirirsiniz.
Bu tür sözlerin kol gezdiği bir dönemdeyiz. Ortalık yangın yerine dönmüş. Kimse kimseyi dinlemiyor. En çok da dilsizler şamar yiyor.
Sağlıksız bir ortam, bu. Önce bunu iyi görmeliyiz. Kimsenin kimseye güvenmediği, birbirini dinlemediği, niyetlerin acımasızca sorgulandığı bir dönem, bu. Arada tartışılan izlek, konu kaynayıp gidiyor.
İnsanımıza, ülkemize yazık oluyor. Kabul edelim ki, bu süreçte hepimiz yanlışlar yaptık.
Bunları yinelemenin, birbirimizi suçlamanın zamanı değil.
Birleştiğimiz ortak bir payda var: 1982 Anayasası hukuk dizgemizden dışlanması.
Bu paydadan yola çıkmalıyız. Ama “Bu Anayasa gitsin de yerine ne gelirse gelsin, yenisi nasıl olsa bundan iyi olur” mantığıyla yola çıkarsak, yağmurdan kaçarken doluya tutulabiliriz.
“Siz istemeseniz de, biz bu değişiklikleri yaparız. Halkın da onayını alırız” derseniz, yanılgıları katlarsınız.
Anayasa yapmak ve değiştirmek, bilimsel bilinçle olur.
“Ben seni mat ederim” çocuksu yarışıyla olmaz. “Siyasallaşmış yargı!” suçlamalarıyla, önyargılarıyla, öç izlenimi uyandıran öfkelerle, kaygılarla yargıyı terbiye etmek, hizaya getirmek hiç olmaz.
Olursa çıkış noktası yanlış demektir.
Çağrım şudur: Parti kapatma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi konularıyla ilgili üç önemli konuyu erteleyelim. Karşılıklı suçlamaların cirit attığı, kurumların ve bireylerin birbirine güvenmediği, öfkelerin ve kişisel tutkuların aklın ve bilimin önüne geçtiği, bilim insanlarının bile “kişisel görüşüm, resmi görüşüm” ayrımına zorlandığı bir ortamda sağlıklı düzenlemeler yapılamaz. “Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım”.
Sağlıklı düzenlemenin alt yapısını birlikte oluşturalım. Güven ortamını sağlayalım. İvecen olmayalım. Birbirimizi incitmeden, suçlamadan, öfkelenmeden, konuları serinkanlı bilimin ve eski deneyimlerin ışığında enine boyuna, yararları ve sakıncalarını tartarak, tartışalım. İşte o zaman yararları sakıncalarına üstün bir sistemi kotarabiliriz.
Aksi takdirde dizimizi döveriz.
Lütfen!
*****************
2002’de emekliye ayrıldı
73 yaşında olan Sami Selçuk, 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Ankara yargıç adayı olarak mesleğe başlayan Selçuk, sırasıyla, Sütçüler, Akşehir, Yenice ve 1972’den sonra Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulundu. 1982 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilen Sami Selçuk, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, 1990 tarihinde ilk kez, 1994 tarihinde ikinci kez, 1998 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi Başkanlığı’na seçildi. Fransızca ve İtalyanca bilen Selçuk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora yapmış, 1986 yılında Doçent oldu. Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca 1999 Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen Doç. Dr. Sami Selçuk, 2002’de yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrıldı.
http://www9.gazetevatan.com/