02.09.2010 BASINA VE KAMUOYUNA • ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU’DAN BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR… Derneğimiz Ankara İnsan Hakları Kurulu Üyesi Ferda Hekimci’nin baz istasyonları konusunda yaklaşık iki yıldır süren girişimleri, sonunda meyvesini verdi. Ankara İnsan Hakları Kurulu baz istasyonları konusunda tüm Türkiye’ye örnek olacak bir karar verdi. Kurul, baz istasyonları ile ilgili olarak Tüketici Hakları Derneği (THD) ve vatandaşlardan gelen başvuruları 31.03.2010 tarihli toplantısında değerlendirdi. İnsan Hakları Kurulu, baz istasyonlarının çevre ve halk sağlığına olası etkileri ve bu konuda alınabilecek önlemleri inceledi. Ankara İnsan Hakları Kurulu konuyla ilgili olarak; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Biyofizik Ana Bilim Dalı, Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı ve TÜBİTAK’tan görüş istedi. Kurul, bu görüşler ışığında geçtiğimiz günlerde yayınladığı prensip kararında; Dünya Sağlık Örgütü Elektromanyetik Alanlar Uluslararası Danışma Komitesi’nin “Bilimsel Belirsizliklerin Olduğu Durumlarda Halk Sağlığı” raporunda öngörülen “ihtiyat ilkesi” gereğince bir dizi prensip kararı alınmasını uygun buldu. Buna göre; Günümüzde baz istasyonlarının çevre ve halk sağı açısından risk oluşturmayacağı konusunda hiçbir mercii güvence veremez. Riskin olduğu yerde ise İnsan yaşamı tehlikeye atılamaz. Bu durumda da tıpkı Kurul Kararı’nda belirtildiği gibi “ihtiyat ilkesi” devreye girer. Bu nedenlerle, Yargıtay’ın kesinleşmiş kararlarında, “baz istasyonlarının yıllar itibariyle zarar doğurmasının her zaman olanaklı bulunduğunu” ve “baz istasyonlarının yerleşim yerleri dışına kurulması” gerektiğine işaret edilmektedir. Bu konudaki Yargıtay kararları, baz istasyonlarının “psikolojik olarak tedirginlik yaratmasının bile yeterli olduğu” na dair kesinleşmiş kararları bulunmaktadır. Ayrıca Derneğimizce 16.05.2009 Tarih ve 27230 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Cihazlarına Güvenlik Sertifikası Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’in baz istasyonları kurulmadan önce mahalli çevre kurullarından görüş alınması ile ilgili eski Yönetmelik hükmünü kaldırması ve istasyonların kurulması aşamasında ÇED sürecinin işletilmesi ve halkın katılımı araçlarına yer vermemesi sebebi ile iptali talebiyle Danıştay’da açılan davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Eylül ayındaki ilk toplantıda dosyamız ile ilgili bir karar verecektir. “Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlığı bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali” olarak açıkladığı da düşünüldüğünde baz istasyonlarının sağlığa etkisi hiçbir tartışma kaldırmayacak kadar netleşmiş olur. Tüm bu yargı kararlarına rağmen, GSM şirketleri ve ilgili kamu kuruluşlarının bu kararlara uygun davranmaması, Türkiye’de davaların pahalı, zahmetli ve uzun bir süreci gerektirmesi nedeniyle, uygulamada etkin ve yaygın bir çözüm getirilememektedir. Bu nedenle, Ankara İnsan Hakları Kurulu kararı pratikte vatandaşların önünü açacaktır. Baz istasyonlarından rahatsızlık duyan ve şikayetçi olan vatandaşlar bu karara dayanarak başta belediyeler olmak üzere ilgili diğer kurum ve kuruluşlara başvuruda bulunabileceklerdir. İnsan Hakları ve Tüketicilerin Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Hakkı’nı gözeten bu kararın alınmasında zamanın Kurul Başkanı Faruk Işık başta olmak üzere, bu konuda emeği geçen tüm Ankara İnsan Hakları Kurulu Üyelerine, Ankara Valiliği’ne ve arkadaşımız Ferda Hekimci’ye tüketiciler adına teşekkür ediyor ve bu kararın tüm illerdeki İnsan Hakları Kurulları’na örnek olmasını diliyoruz. TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZ EvcioğluHaber-
ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU'NDAN;
BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR 
03.11.2010
• “BAZ İSTASYONU KURULURKEN HALKIN DUYARLILIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINACAK”…
• BAZ İSTASYONLARININ; HASTANE, ÇOCUK BAHÇESİ, KREŞ VE OKUL GİBİ YERLERE VEYA YAKINLARINA KURULMASINDAN SAKINILACAK...
• BAZ İSTASYONLARI YERLEŞİM BÖLGELERİNDE ANCAK ZORUNLU HALLERDE KULELERİN TEPESİNE KURULABİLECEK…
• İlgili ve yetkili kurum ve kuruluşlar baz istasyonlarının kuruluşu aşamasında halkın duyarlılığını göz önüne alacaklar.
• Eğer bir bölgede (yerleşim alanında) baz istasyonunun kurulumu zorunlu ise, kurallara uygun olarak dikilen kulelerin tepesine kurulması, mümkün olmadığı veya iletişim probleminin çözülemediği takdirde çevrede bulunan en yüksek binanın tepesine yapılacak ek bir çıkmanın üzerine dikilecek minimum 3 metrelik kulenin üzerine kurulabilmesi söz konusu olabilecek.
• Baz istasyonunun binanın çatısına kurulmasının zorunlu olduğu halde o binanın çevre binalardan daha yüksek olmasına dikkat edilmesi ve hem binada oturanlarla hem de yakın çevrede yaşayanlarla uzlaşmaya varılması gerekecek.
• Baz istasyonlarının çocukların bulunduğu hastane, çocuk bahçesi, kreş ve okul gibi yerlere veya yakınlara kurulmasından sakınılacak.
• Baz istasyonlarının teknik şartnameye uygun olarak kurulması ve denetimlerinin yapılması sağlanacak.
Kurul kararında ayrıca baz istasyonlarına izin veren Belediye Başkanlıkları başta imar mevzuatı olmak üzere yasal mevzuata da azami ölçüde dikkat edilmesi gerektiği yönünde uyarıldı. Karar; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına, Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle, Etimesgut Belediye Başkanlıklarına, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına, AVEA, VODAFONE ve TURKCELL Bölge Müdürlüklerine gönderilerek tebliğ edildi.
Turhan Çakar
Tüketici Hakları Derneği
Genel Başkanı
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:12 Onur İşhanı ( Onur Çarşısı ) Kat: 3 Daire No: 64 Kızılay / Ankara
Tel : (0312) 417 93 34 – 425 15 29, 419 3774 Fax : (0312) 425 15 29 Web : www.tuketicihaklari.org.tr
5 Kasım 2010
ANKARA İNSAN HAKLARI KURULU'NDAN; BAZ İSTASYONLARI KONUSUNDA ÖRNEK KARAR
14 Nisan 2010
Ana yüreği yerlerde sürüklendi
14/04/2010 07:19 Kapatılan DTP'nin lideri Ahmet Türk'e Samsun'da saldırı birçok ilde protesto edilirken, Hakkâri'de bir anne ile oğulun dramında da 'insanlık yerlerde sürüklendi'. Okuldan döndüğü belirtilen bir çocuk olayların arasına düşüp gözaltına alınırken, annesi onu kurtarabilmek için çırpındı.
Beş çocuk annesi Güllü Kurt, “Çocuğum Hatip Kurt okuldan dönüyordu. Ben de kendisini almak için gittim. O sırada olaylar çıktı. Bir baktım çocuğumu polisler almışlar. Çocuğumu kurtarmak için polise yalvardım, ancak vermediler. Beni ve çocuğumu hastaneye getirdiler. Yine hastaneye getirilişimizde bile beni tartaklayıp hakaret ettiler. Çocuğum şu anda hastanede tedavi görüyor” dedi.
Belediye Başkanı Dr. Fadıl Bedirhanoğlu ve BDP’liler çocuğu ve annesini hastanede ziyaret etti. Bu sırada hastaneye giren çevik kuvvet polisleri ile partililer arasında gerginlik yaşandı.
Hakkari Valisi Muammer Türker, olayla ilgili “Eğer ortada böyle bir durum varsa gereği yapılacaktır” diye konuştu. (iha)
24 Şubat 2010
Hayattan Dersler !
Hayattan Dersler
Birinci Ders:Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı.
Ben okulun en İyi öğrencilerinden biriydim.
Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.
Son soru söyleydi : 'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı.
Kadını, yerleri sılerken, hemen her gün görüyordum.
Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı.
50'lerinde falan olmalıydı.
Ama adını nerden bilecektim ki !
Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.
Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım.
Hademenin adını da...
Dorothy idi.
İkinci Ders :
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm.Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu.Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
Onu kente kadar götürdüm.Bir taksi durağına bıraktım.
Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim.
Bir hafta sonra, kapım çalındı.
Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar.
Bir de not ekliydi, armağanda...
'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim.O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.
Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.'
Üçüncü Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?'
'50 Cent.'
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
'35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu.Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını bir daha saydı ve 'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu.Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.
Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden..
Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti.
Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu..
Dördüncü Ders :
Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.Bakalım neler olacak diye gözlüyor...
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi.
Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi.Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı.Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı...Kese altın doluydu.
Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında ol madığı bir ders almıştı.
'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'
Beşinci Ders :
Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi.Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu.
Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu.
Küçük çocuk bir an duraksadı.
Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.
Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.
Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu...
Gülümsemesi de yok oldu.Titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu.
Eğer burada; anlatılanlar sizi hiç bir şekilde etkilemediyse zaten içinizdeki bazı duyguları kaybetmişsiniz demektir...
Not: Bu, hayat derslerini bize ulaştıran değerli arkadaşıma sonsuz teşekürler.
H.ATA"
4 Şubat 2010
Tekel işçilerine destek yağıyor
Tekel işçilerine destek yağıyor4 Şubat 2010
Yurt genelinde 'çalışmama' haklarını kullanma kararı alan işçilere farklı şehir ve kurumlardan destek yağıyor. Üniversitelerden belediye çalışanlarına kadar tüm çalışanlar iş yerlerine gitmedi. Bazı kurumlar ise işlerine gitmeyen işçileri tespit edilmeye başlandı. Bazı işçiler ise Türk-İş Genel Merkezi’nde sürdürdükleri açlık grevinde fenalaşan arkadaşlarının arkasından gözyaşı döktü.
Ağrı Dağı’na kış tırmanışı yapan ODTÜ'lü dağcılar, 5 bin 137 metre yükseklikteki doruktan Tekel işçilerine mesaj gönderdi. Karlı zirveye çıkmanın sevincini yaşayan 20 dağcı, "Tekel işçileri üşümüyorsa, biz de üşümüyoruz" pankartı açtı.
TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK YAĞIYOR / Foto Galeri
İZMİR'DE HAYAT DURDU / Foto Galeri
SENDİKALARIN YÜRÜYÜŞÜNDE ARBEDE / WEB TV
TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK GREVİ / WEB TV
Özlük haklarının ellerinden alınmasını istemeyen ve 4/c kapsamnda çalıştırılmayı kabul etmeyen TEKEL işçilerinin eyleminde 52. güne girildi. Hükümetle sendikalar arasında görüşmelerden de sonuç alınamayınca ipler kopma noktasına gelmişti. TEKEL işçilerine destek amacıyla 'çalışmama' kararı alan sendika ve konfederasyonlara üye işyerlerinde işçiler iş yerlerine gitmeyerek hükümeti protesto etti. Belediye çalışanlarından, üniversitelere iş bırakma eylemi yapan kurumlar ve işyerleri yurt genelinde zor anlar yaşanmasına sebep oldu.
BAŞBAKAN'DAN AÇIKLAMA, DENİZLİ'DE ARBEDE
Başbakan Erdoğan, yaptığı açıklamada eylemin hukuksuz ve bir tuzak olduğunu söylerken, 'Tazminatlar dün itibariyle işçilerin hesabına yattı ve 4 bin 500 civarında işçi bu paraları hesaplarından çekti' dedi.
Denizli'de Tekel işçilerini destek eylemi yapan grup Ak Parti binasına yürümek isteyince polis müdahale etti. Grup ile polis arasında arbede yaşandı.
BAŞKENTTE METRO SEFERLERİ AKSADI
Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, Halkevleri üyesi bir grubun, metro sisteminin çalışmasını engellediğini öne sürdü. Belediye yetkilileri, yaptıkları açıklamada, Batıkent metrosunda seferlerin aksamasının, belediye çalışanlarının, “Çalışmama hakkını kullanması”ndan kaynaklanmadığını savundu.
Halkevleri üyesi bir grubun, TEKEL işçilerine destek vermek amacıyla metro sisteminin çalışmasını engellediğini ileri süren yetkililer, güvenlik güçlerinden yardım istediklerini kaydettiler.
THY ÇALIŞANLARI EYLEME KATILMADI
İŞÇİ ve memur konfederasyonlarının TEKEL işçilerine destek vermek için “Bugün izinliyiz”, “Çalışmama hakkımızı kullanacağız” formülüyle başlattığı eyleme 08.00 ile 17.00 saatleri arasında mesaileri olan THY çalışanları katılmayınca tüm seferler normal olarak yapıldı. Türk-İş’e bağlı Hava-İş Sendikası, TEKEL işçilerine destek amacıyla önceki gün genel greve katılma çağrısı yapmıştı. Yönetim de grev katılanlar hakkında yasal işlem yapılacağını açıklamıştı. THY çalışanları sendikanın değil yönetimin çağrısına uydu. Böylece THY uçakları bu sabah zamanında kalkış ve iniş yaptı. THY yetkililerinden biri “Tüm operasyonlar normal olarak devam etmektedir” dedi.DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ'NDEN, TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK
Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyeleri ile öğretim görevlileri, TEKEL işçilerinin eylemini desteklediklerini açıkladı. "Tekel İşçilerinin Haklı Mücadelelerini Destekliyoruz" başlığıyla yapılan açıklamada, "50 gündür Ankara-Kızılay'daki çadırlarda her türlü olumsuz koşullar altında ekmek, özgürlük ve özlük haklarını koruma mücadelesi veren TEKEL işçilerinin onurlu direnişini destekliyoruz. Küreselleşme ve onun yarattığı özelleştirme-örgütsüzleştirme politikalarına karşı insanca yaşayabilme ve kazanılmış haklarını koruyabilme adına yapılan bu direniş; ülkedeki demokrasi ve 'insan olma' mücadelesinin önemli bir kilometre taşıdır. Tüm demokratik güçleri TEKEL işçileriyle dayanışmaya davet ediyoruz" denildi.
ADANA'DA DUYGULANDIRAN PANKART
Adana'da çeşitli konfederasyonlara bağlı sendikaların temsilci ve üyeleri ile sivil toplum örgütü temsilcileri, Ankara'da eylemlerini sürdüren tekel işçilerine destek amacıyla ''çalışmama hakkını kullanma'' eylemi gerçekleştirdi.
Adana’daki yürüyüşe, 2007'de Adana'daki Tekel fabrikasının kapatılması nedeniyle Samsun'daki fabrikaya giderken trafik kazasında annesi ölen ve babası da şu anda Ankara'da açlık grevinde olan Küçük Efsun (9) da katıldı. Efsun’un taşıdığı ve üzerinde “Tekel için annem öldü babamın da ölmesini istemiyorum” yazan pankart görenleri duygulandırdı.
BELEDİYE ÇALIŞANLARINDAN İŞÇİLERE DESTEK
Muğla'nın Marmaris İlçesi'nde turistik Armutalan beldesinde, Belediye Başkan Vekili İsmail Özbozdağ ile 22 belediye işçisi, Tekel işçilerine destek amacıyla yarım gün iş bıraktı.
İşçilerin eylemine, Armutalan Belde Belediye Başkanı CHP'li Muhammet Ünlü'nün eşi CHP İl Yönetim Kurulu Üyesi iş kadını Şennur Ünlü de destek verdi.GÖLCÜK’TE 3 BİN TERSANE İŞÇİSİ ÖĞLE YEMEĞİNE GİRMEDİ
Kocaeli’de de sendika üyesi işçiler, iş yavaşlatma eylemi yaptı. Gölcük İlçesi'nde yaklaşık 3 bin askeri tersane işçisi öğle yemeğine girmedi.
Türk Harb- İş Sendikası'na üye işçiler, saat 12.00’de yemekhanelere girmeyip toplu halde tersane kapasından alkışlarla çıkarak, ilçe merkezindeki Atatürk Meydanı’nda toplandı. Burada bir konuşma yapan Türk Harb- İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Haldun Kurubacak, sendikaların genel merkez yöneticilerine seslenerek koltuk ve menfaat kavgalarını bırakmalarını, birleşmeden başka kurtuluş olmadığını söyledi.
Haldun Kurubacak, Tekel işçilerinin direnişine sonuna kadar destek verdiklerini belirtti. Haldun Kurubacak'ın konuşması sırasında işçiler sık sık, ‘Hükümet istifa’, ‘Tekel işçisi yalnız değildir’, ‘İşçiye uzanan eller kırılsın’ sloganları attı.
Tersane işçileri, konuşmaların ardından iş yerlerine döndü.SAMSUN'DA ATEŞLİ PROTESTO
Samsun’da Tekel işçilerine destek için miting düzenleyen sivil toplum kuruluşları Cumhuriyet Meydanı’nda toplanarak hükümeti protesto etti. Yaklaşık 600 kişilik grup, üzerinde ‘Memurların, işçilerin çığlık sesleri AKP’yi karartacak’ yazılı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kuklasını benzip döküp yaktı.
DENİZLİ'DE TÜTÜN ALIMI BAŞLADIİŞÇİ ve memur konfederasyonları, Tekel işçilerine destek vermek için Türkiye genelinde 1 gün iş bırakma eylemi yaparken, özel tütün firmaları da tütün alımlarına başladı. Denizli'nin Tavas İlçesi'nin Kızılcabölük Beldesi'nde, Sunel Ticaret Türk A.Ş. ve TTL firmaları tütün aldı.
Tavas bölgesinde üretilen tütünlerin alım merkezi olarak Kızılcabölük'ü seçen firmalardan Sunel Ticaret Türk A.Ş. Tavas Bölge Yetkilisi Selim Türkoğlu, yıllar sonra tütün alımını yeniden Kızılcabölük'te yapmaktan hem kendilerinin hem de üreticilerin memnun olduğunu söyledi.
TTL Tütün Tavas Bölge Sorumlusu Barış Kişin de, Kızılcabölük'teki tütün alımlarının şubat ayı sonuna kadar süreceğini belirtti. Kişin, kilo fiyatlarının, tütünün kalitesine göre 4 ile 8 lira arasında değiştiğini söyledi.
Bu arada Denizli'de Tekel işçilerini destek eylemi yapan grup Ak Parti binasına yürümek isteyince polis müdahale etti. Grup ile polis arasında arbede yaşanıyor.
KONYA'DA BAŞBAKAN'A ÇAĞRI
Konya'da Türk- İş’e bağlı bazı sendikalar, Ankara'da eylem yapan Tekel işçilerine destek vermek için bugün iş bırakma eylemi yaptı. Türk- İş 2'nci Bölge Temsilcisi Necati Kökat, “Mevlana diyarından sesleniyorum. Bu soğukta, bu kışta kıyamette, kimsenin kimseyi üzmeye hakkı yok. Başbakanımızı da biraz daha duyarlı olmaya çağırıyorum. İnşaallah insafa gelir de, bu sıkıntı gider” dedi.
ÇANAKKALE'DE MİTİNG
Çanakkale’de KESK’e bağlı sendikalar Cumhuriyet Meydanı'nda Tekel işçilerine destek mitingi düzenledi. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı mitingde, konuşmalar sık sık, Tekel işçilerinin ‘Ölmek var, dönmek yok’ sloganıyla kesildi.MADENCİDEN, TEKEL İŞÇİSİNE DESTEK YÜRÜYÜŞÜ
Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun ocaklarında çalışan işçiler, Türk- İş, DİSK, Hak- İş, KESK, Memur- Sen ve Kamu- Sen’den oluşan işçi ve memur sendikalarının aldığı karar doğrultusunda, Ankara’da eylemlerini sürdüren Tekel işçilerine destek amacıyla iş bıraktı. Sabah müessese müdürlüklerinde toplanan yaklaşık 500 işçi, kent merkezine yürüyerek eyleme katıldı.
TTK’ya bağlı Karadon, Üzülmez, Kozlu, Armutçuk ve Amasra Müessese müdürlüklerinde çalışan madenciler, iş bırakarak Tekel işçilerine destek verdi. Madenciler, sabah çalıştıkları maden ocaklarının bulunduğu müessese müdürlüklerinde toplandı. Türk- İş’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası’nın (GMİS) Genel Merkez ve şube yöneticileri, 5 ayrı müdürlükte hazırlanan bildiriyi okudu. Bildiride, maden işçilerinin her zaman örgütsel disipline uyduğu ve tüm eylemleri kararlılıkla hayata geçirdiği, bugün de tüm gözlerin yine maden işçisinin üzerinde olacağı belirtildi.
KENT MERKEZİNE DOĞRU YÜRÜDÜLER
Bildirinin okunmasının ardından Kozlu ve Üzülmez müesseselerinde çalışan işçiler, kent merkezine doğru yürüyüşe geçti. Kozlu beldesinde yürüyen maden işçileri, hükümeti sloganlarla protesto etti.
Trafiği aksatmadan kaldırımda yaklaşık 5 kilometre yürüyen işçiler, ‘Ankara Ankara duy sesimizi, bu madencinin ayak sesleri’, ‘Susma sustukça sıra sana gelecek’, ‘Vur vur inlesin Ankara dinlesin’, ‘Tekel işçisi yalnız değildir’, ‘Direne direne kazanacağız‘, ‘Zafer direnen emekçinin olacak’ sloganları attı.
Kozlu ve Üzülmez’den yürüyerek, uzak olan diğer müessese müdürlüklerinden ise otobüslerle kent merkezine gelen işçiler, 6 işçi ve memur sendikasının öncülüğünde kent merkezindeki Madenci Anıtı önünde öğle saatlerinde düzenlenecek eyleme katılacak.
GAZETECİLERDEN EYLEME DESTEK
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesi Anadolu Ajansı çalışanları, bir saat iş bırakma eylemi yaptı.
AA önünde toplanan çalışanlar adına açıklama yapan TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, Tekel işçilerinin 52 gündür yaptıkları eylemi desteklemek ve onlara katkı vermek amacıyla bir araya geldiklerini söyledi. Tekel işçilerinin, kazanılmış haklarını koruma mücadelesi verdiklerini ifade eden İpekçi, şöyle konuştu:
“Tekel işçileri yeni haklar elde etmek amacıyla bir eylemlilik, grev, direniş, sokak eylemi içinde değiller. Gerçekten kazanılmış haklarını muhafaza etme gayreti içindeler. Eyleme siyasi kisve yakıştırmaya kalkanlar, lütfen bir geceyi onlarla geçirsinler. Onları bir dinlesinler, siyasi tartışmalarını yapsınlar, felsefi tartışmalarını yapsınlar, ondan sonra o kararlarında ısrarlılar mı, tekrar vicdan ve akıl muhasebesini yapsınlar. Direnişe katılanların büyük çoğunluğu AKP'ye oy vermiş insanlar. Belki sorunları çözülse belki yine AKP'ye oy verecekler. Burada siyasi ve ideolojik yaklaşım aramak gerçekten bir gaflet.”BATMAN’DA TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK EYLEMİ
BATMAN’da Ankara’da eylemlerini sürdüren Tekel işçilerine destek vermek için TPAO ve TÜPRAŞ işçileri işe bir saat geç başlama eylemi yaptı.
TPAO ve TÜPRAŞ işçileri, sabah erken saatlerde kurumlarının önünde eylem yaptı. Bir saat işe geç başlayan yaklaşık 300 petrol işçisi TPAO bölge binasına doğru yürüdü.EDİRNE'DEN TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK
İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve KESK'in, TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla kararlaştırdığı “çalışmama hakkını kullanma” eylemine Edirne ve Kırklareli'nde de katılım olduğu bildirildi.
Türk-İş İl Temsilcisi ve Tes-İş Edirne Şubesi Başkanı Adnan Bayraktar, yaptığı açıklamada, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'da örgütlü oldukları DSİ ve elektrik kurumlarında 1070 işçinin işe gitmediğini söyledi.
DİSK Trakya Bölge Temsilcisi Arif Kuday da TEKEL işçilerine destek vermek amacıyla İl Özel İdaresi, DSİ, belediye ile sendikalarının örgütlü olduğu iş yerlerinde iş bırakıldığını ve PTT Edirne Başmüdürlüğü önünde saat 12.30'da basın açıklaması yapılarak TEKEL işçilerinin yanında olduklarını göstereceklerini belirtti.
Yol-İş Sendikası 2 no'lu Şube Genel Sekreteri Nejat Şevik ise TEKEL işçilerinin eylemine destek vermek amacıyla bir günlük iş bırakma eylemi yaptıklarını ifade etti.
Edirne'de sendikalarına üye 220 işçinin iş bırakma eylemine destek verdiğini ifade eden Şevik, “Kanuni haklarımızı kullanıyoruz. TEKEL işçilerinin haklı mücadelesine destek oluyoruz” dedi.İŞE GELMEYENLER TESPİT EDİLMEYE BAŞLANDI
Edirne Valisi Mustafa Büyük, yaptığı açıklamada, Edirne'deki bazı iş yerlerinde işe gelmeyenlerin olduğunu ve bunların tespit edilmesine başlandığını söyledi.
İşe gelmeyenlerin belirlenmesinden sonra, bu kişilerle ilgili mevzuatın uygulanacağını ifade eden Büyük, “Her kurumun bir disiplin işleyişi var. Kurumlar, işe gelmeyenlerle ilgili bunu işletecekler” dedi. Edirne'de sağlık çalışanları ise iş bırakma eylemi yerine, basın açıklaması yaparak TEKEL işçilerine destek verecek.
KIRKLARELİ: PETROL İŞ SENDİKASI ÜYELERİNDEN 1200 KİŞİ İŞE GİTMEDİ
Petrol İş Sendikası Trakya Şube Başkanı Turgut Düşova da yörede örgütlü bulundukları iş yerlerinde çalışan 1200 üyenin işe gitmediğini söyledi “TEKEL işçilerinin yakmış olduğu kıvılcım yangına döndü. Ak Parti hükümeti bir an önce TEKEL işçilerinin sorununu ve diğer çalışanların sorunlarını çözmelidir” dedi.
Düşova, Lüleburgaz ilçesinde yaklaşık 15 bin işçi ve memurun işi bırakarak, eyleme destek verdiğini ileri sürdü.Kırklareli merkezde de sağlık çalışanlarının bir bölümü iş bırakarak eyleme destek veriyor. Kırklareli Vali Vekili İsmail Gültekin, iş bırakma eylemine katılanları tespit etmek için çalışma başlattıklarını söyledi.
ESKİŞEHİR'DE 500 KİŞİ YÜRÜDÜ
Eskişehir’de Tekel işçilerine destek vermek amacıyla düzenlenen yürüyüşe yaklaşık 500 kişi katıldı.
İki Eylül Caddesi Kızılay İş Merkezi önünde toplanan memur ve işçi sendikaları, odalar ve sivil toplum örgütlerine üye kişilerden oluşan grup, 500 metre uzaklıktaki Büyükşehir Belediyesi Taşbaşı Kültür Merkezi önüne kadar yürüdü. ‘İş güvencemize sahip çıkmak ve 4/C’ye hayır demek için Tekel işçisi ile dayanışma grevindeyiz’ yazılı pankart açıp yürüyen kalabalık sık sık, ‘İşçi memur el ele genel greve’, ‘Gün gelecek, devran dönecek AKP halka hesap verecek’ ve ‘Tekel işçisi yalnız değildir’ sloganları attı.İZMİR'DE HAYAT DURDU
TEKEL işçileriyle dayanışma amacıyla sendikaların aldığı bir günlük “Çalışmama Hakkını Kullanma” eylemi, İzmir'de ulaşımda sorunlar yaşanmasına neden oldu.
http://www.hurriyet.com.tr
Belediye işçilerinin üye oldukları sendikaların eyleme katılması nedeniyle belediye otobüsleri çalışmadı. Sabah saatlerinde otobüs duraklarına gelen vatandaşlar, iş yerlerine ulaşmada güçlük çekti. Birçok vatandaş, ortak taksi tutarak sorunu çözmeye çalışırken, aracı olan bazı vatandaşlar da duraklarda bekleyenleri araçlarına aldı.
Çok sayıda okul ve fabrika servisinin korsan taşımacılık yaparak ihtiyaca yanıt vermeye çalıştığı gözlendi. Taksi ve dolmuş bulmakta sıkıntı yaşayan ve yakın mesafelere gidecek vatandaşlar ise yürümeyi tercih etti. Vatandaşların özel araçlarını kullanmak durumunda kalması nedeniyle ana yollarda zaman zaman trafik sıkışıklıkları yaşandı.
Metro ve vapurların eyleme katılmaması nedeniyle Karşıyaka ve Bornova ilçeleriyle Hatay semtinden gelen vatandaşlar ulaşım sıkıntısı çekmedi. İzmir Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamada, belediye otobüslerinin saat 13.00'den sonra hizmet vereceği belirtildi. Açıklamada İtfaiye, Eşrefpaşa Belediye Hastanesi ve Huzurevi'nde verilen hizmetlerde herhangi bir aksama olmadığı ifade edildi.
13 Ocak 2010
Haiti’de 7,0’lık deprem
Haiti’de 7,0’lık deprem
07.47 | 13.1.2010Karayip denizindeki ada ülkelerinden Haiti yakınlarında 7,0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
Amerikan Jeoloji Kurumu (USGS), 7,0 büyüklüğündeki depremin merkezinin ülkenin başkenti Port-Au-Prince'in 22 kilometre batısında ve sadece 30 kilometre derinlikte olduğunu bildirdi.Petionville bölgesinde bir hastanenin çöktüğü belirtildi.Deprem sonrasında Haiti ile birlikte komşu ada ülkeleri Dominik Cumhuriyeti, Küba ve Bahamalar için tsunami uyarısı yapıldı.Olası bir tsunaminin deprem merkezinden 100 kilometre uzağa kadar etkili olabileceği kaydedildi.
BİNLERCE ÖLÜ OLMASINDAN KORKULUYOR
- Haiti’yi vuran 7,0 büyüklüğündeki depremde başkent Por-Au-Prince’deki bir çok binanın yıkılırken, yıkıntılar arasında binlerce ölü ve yaralı bulunmasından endişe ediliyor.Merkezi başkentin 15 kilometre batısı olarak bildirilen deprem ve sonrasındaki güçlü artçı şoklar nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Parlamento binası, bakanlıklar, katedral ve benzeri yüksek bir çok yapı yıkıldı veya büyük zarar gördü.
Caddelerin panik içindeki insanlarla dolu olduğunu belirten görgü tanıkları, gökyüzünün yıkılan binaların etkisiyle toz ve duman içinde olduğunu dile getirdi. Elektrik şebekesinin de büyük ölçüde çöktüğü kentteki durumu "tam bir felaket ve kaos" olarak tanımlayan görgü tanıkları, yıkıntılar arasında yüzlerce insanın olduğunu, bu sayının binlerce de olabileceğini söyledi.Ülkedeki çeşitli insani yardım kuruluşlarının temsilcileri de, halkın yoksul olduğunu ve belli bir inşaat standardının bulunmadığını belirterek, mevcut yapıların çoğunun dayanıksız binalar olduğunu, dolayısıyla ölü sayısının binlerce olabileceğini kaydetti.
Amerikan Jeoloji Kurumu (USGS) uzmanlarından Kristin Marano, bu büyüklükteki bir depremin Haiti’de 1770’lerden bu yana görülmediğini bildirirken, sarsıntı Haiti’nin sınır komşusu Dominik Cumhuriyeti ile Küba’da da hissedildi, ancak bu ülkelerde belirgin bir zarar meydana gelmedi.Bu arada, ABD’den sonra Venezuela da Haiti’ye arama kurtarma ekipleri ile gıda, ilaç, içme suyu gibi insani yardım malzemeleri göndereceğini açıkladı.
52 TÜRK POLİS BULUNUYOR BM verilerine göre 7,0 büyüklüğündeki depremin vurduğu Haiti’de konuşlu BM Haiti İstikrar Misyonu’nda (MINUSTAH) 52 Türk güvenlik personeli görev yapıyor.
BM Sözcülüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, 31 Aralık 2009 tarihi itibariyle MINUSTAH’ta görev yapan 9 bin asker ve polis gücü arasında 52 Türk polisi de bulunuyor. Sözcülük yetkilileri, MINUSTAH’ta görev yapan ve toplam 47 ülkeden gelen 9 bin asker ve polis ile yaklaşık 2 bin sivil personelin akıbetiyle ilgili şu an ellerinde net bir bilgi olmadığını belirtti. Yetkililer konuyla ilgili daha detaylı açıklamanın bugün BM üst düzey yetkililerince yapılacağını ifade etti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da Haiti’deki depremle ilgili olarak yayımladığı açıklamada, depremden dolayı son derece üzgün olduğunu belirterek, kalbinin Haiti halkı ve orada görev yapan BM personeli ile olduğunu, onlar için büyük endişe duyduğunu ve gelişmeleri yakından takip ettiğini bildirdi.
BM Barışı Koruma bölümü şefi Alain Le Roy da yaptığı açıklamada "yıkıcı depremin ülkedeki BM karargahına ciddi düzeyde zarar verdiğini, görevli BM personelinin çoğunun akıbetinin henüz bilinmediğini" söylemişti.
MINUSTAH, Haiti’de 2004 yılından beri görev yapıyor.
*http://www.milliyet.com.tr/ *
2 Ocak 2010
SGK, Özel ve Üniversite hastanelerini sınıflandırdı
Böylece, yapılan İnceleme sonucunda 393 hastaneden en yüksek puanı alanından başlayarak, hangi hastanenin ne kadar fark ücreti alacağı belirlenmiş oldu.. Şimdilik; yuksulları alan tek hastane, Nuh'un gemisi Devlet hastaneleridir.....! ******************** Hüriyet gazetesinden, Sn; Nergis Demirkaya'nın haberi ise şöyle; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 1 Ocak 2010’dan itibaren özel hastaneleri sınıflandırma kararı aldı. Özel hastaneleri puanlamak üzere bir komisyon oluşturuldu. Komisyon 400 maddelik kriter testine tabii tuttu. Hizmet Kalite Standardı (Poliklinik, yoğun bakım, ameliyathane, tedavi standartaları...), Hasta Hakları, Hasta ve Çalışan Güvenliği (Hasta hakları ve güvenliği, enfeksiyon kontrolü, tesis yönetimi...), Hastane Hizmet Dilim Endeksi (Elektronik raporlama hizmet standartları, hastanelerin reçete kontrolü...), Kapasite (Yatak sayısı, kapalı alan, doktor ve hemşire sayısı...) ve Çalışan Hakları ve Hukuki Sorumluluklar (Çalışanların sosyal hakları, sigorta primleri...) konusunda puanlama yapıldı. YOKSULLAR İÇİN E SINIFI SGK. tarafından kendi sitelerinde yapılan duyuru ise aşağıdadır.02 Ocak 2010
SGK'a özel ve Üniversite hastanelerinin, vatandaştan aldığı fark ücretinin yeni yılda kademe, kademe ne olacağını belirlemek için yaptığı çalışma sonucu puanlama sistemi tamamlandı.
Artık; her isteyenin de istediği hastaneye gidemeyeceği, paran kadar sağlık hizmeti alacağı ve aldığın sağlık hizmetininde kalitesini parasının miktarı ile orantılı olacağı kesinleşmiş oldu. İki yıl önce herkes istediği hastaneye gidecek, istediği doktoru seçecek denilmekte iken, çok geçmeden gerçek niyet ortaya çıkmış oldu.. Bu güne gelmek uzun sürmedi, umuyoruzki; devlet hastaneleri yakında özelleştirilmez.. SGK hastanelere 'para sınıflandırması' yaptı
Hastaneler puanlama göre A, B, C, D ve E grubu hastane olarak ayrılacak. E grubu hastaneler yüzde 30 fark ücreti alabilirken bu oran, hastanenin sınıfına göre yüzde 40, 50, 60 ve 70’e kadar çıkabilecek. Puanlama göre 800-1000 puan alan “A sınıfı” olacak. A grubu hastane yüzde 70 fark alacak. Diğerleri de puanlarına göre daha da azalan oranda fark ücreti alacak.
*********************
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 13 Kasım 2009 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Özel Hastaneler İle Vakıf Üniversite Hastanelerinin Puanlandırılması Hakkında Yönerge’nin 5 inci maddesinin birinci fıkrasına göre oluşturulan komisyon tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığında 31.12.2009 tarihinde yapılan toplantı sonucunda, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile sözleşmeli özel hastaneler ve vakıf üniversite hastanelerinin, yönergenin 7 nci, 8 inci, 9uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerinde belirtilen hükümler gereğince gerekli hesaplamalar yapılarak hastane puanları ekte yer alan tabloda belirtilmiştir.
Komisyon Üyeleri
Mehmet ÖZDEMİR.......... SGK Temsilcisi
Seyit KARACA.................TOBB Temsilcisi
Dr. Hasan GÜLER ........Sağlık Bakanlığı Temsilcisi
Dr. Menderes TARCAN ..Sağlık Bakanlığı Temsilcisi
EKLER :
Ek 1- Hastane Puan Listesi( Alfabetik sıraya göre)
HASTANE LİSTELERİNİ GÖREBİLMEK İÇİN TIKLAYIN
Kaynak: sgk.com./
Haber:Site yöneticisi
3 Aralık 2009
Doğan Cüceloğlu " Yaşadıklarından ders çıkarmak"
"Yaşadıklarından ders çıkarmak" EvcioğluHaber- Değerli Doğan Cüceloğlu'nun bir söylevinden derlediğim ve sizlerle paylaşmamın önemine inandığım aşağıdaki anlatımı umuyorumki sizlerde beğenmiş olacaksınız.. Bir sevginin ve bir canın nasıl var olabileceğine eşsiz bir örnek.. Kendi adıma benzersiz bir anlatım.. Beğeninize sunuyorum.. Yaşadıklarımdan Ders Çıkartmak.!' Doğan Cüceloğlu Kaliforniya' da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi' nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi. Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor. Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti: 'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum? 'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini 'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin? Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.' Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi. O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım. 'Nasıl yani?' dedim. 'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.' Kendime kızdım. Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı. Bir kaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum. 'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir, ' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,' dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim. Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz, ' dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı. Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. 'Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu. O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu. Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş. Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlıkduygusu, bir 'keşke' olmayacak. Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?' 'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek, 'Nereden biliyorsun?' diye sordum. 'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu. Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı. Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne yapabilirim? ' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir. Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye yoğrulur. Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır. |