UTANÇ MÜZESİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UTANÇ MÜZESİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2011

ALEVİLERDEN TARİHİ BİLDİRGE

ALEVİLERDEN TARİHİ BİLDİRGE


ANKARA'DA YAPILAN BÜYÜK ALEVİ KURULTAY'INDAN

Büyük Alevi Kurultayı, Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’nde toplandı. “Aleviler bizim kardeşimizdir” denilerek Alevi çocuklara zorla din dersi verildiğini, Alevi köylerine zorla cami yaptırıldığını söyleyen Geçmez, “Bizim bu tür kardeşliklerle işimiz yoktur” dedi.



Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın öncülüğünde Ankara’da toplanan Büyük Alevi kurultayında 10 bine yakın alevi bir araya geldi.

Kurultaya, Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş, Adana savcısı İlhan Cihaner, Seyfi Oktay, Mustafa Timisi, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in danışmanı Necdet Subaşı, Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, ÖDP genel başkan yardımcısı kemal Ulusaler, BDP PM üyesi Fatma Kurtulan, CHP PM üyesi Akyan Erdemir, Avrupa Alevi Federasyonları başkanları ve çok sayıda Alevi dernekleri üyesi ve yurttaşlar katıldı.

Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi çocuklara zorla din dersi verildiğini, Alevi köylerine zorla cami yaptırıldığını belirterek, "Neden zorunlu din dersi veriyorsunuz? Alevi köylerine neden cami yapıyorsunuz? Bu mu kardeşlik, bizim yönümüz insanlıktır. Aleviler olarak ırk dil, din ve cinsiyet ayrımına karşı çıkıyoruz. Alevilerin cem evlerini kültür merkezi yapanlar Türkiye'yi görmediler. Kapalı kapılar ardından neler konuştunuz açıklayın sayın Bakan" dedi.

Geçmez, "Eğer hükümet alevilerin sorunlarını çözmek istiyorlarsa varız. Hangi çalıştaya katılalım? Katliamlara katıldığı için yargılanan birinin katıldığı çalıştaylara mı katılalım? Bizi katillerimizle mi yüzleştirmek istiyorsunuz? Biz bu işlerde samimiyet ararız. Yıllardır bunu konuşanlar samimiyetsizdir. 'Dinden ne istiyorsunuz?' diyorlar bize, asıl siz dinden çekin elinizi. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasında ısrarlıyız, bunu Sünni yurttaşların özgürlüğü için istiyoruz. Çünkü onlar özgür olursa biz de özgür oluruz. Bu ülkede Alevilerin sorunlarına Sünniler, Kürtlerin sorunlarına Türkler, gayrimüslimlerin sorunlarına Müslümanlar sahip çıkmazsa bu ülkede barış olmayacaktır. Biz eşit yurttaşlık istiyoruz, herkes gibi inancımızı yaşamak istiyoruz. Biz inancımızı biliyoruz, devlet elini çeksin" dedi.
6 Mart'ta İzmir'de büyük bir miting yapacaklarını belirten Geçmez, ‘zorunlu din derslerinin kaldırılması ve eşit yurttaşlık’ konularında tüm Türkiye’ye seslerini duyurmak istediklerini belirtti.
Başbakan Erdoğan'ın Kars'taki heykele "ucube" dediğini de hatırlatan Geçmez, “Sayın Başbakan, Kars'ta bir heykele ucube diyor. Asıl ucube İstanbul'daki Karakaş Tekkesi’dir. O araziye şu an AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nın binası dikildi. Asıl ucube odur, ona uzatılmış eldir" diye konuştu.

SONUÇ BİLDİRGESİ
Anadolu Gösteri Merkezi'nde düzenlenen Büyük Ankara Kurultayı'nda sonuç bildirgesi yayımlandı.
Bugüne kadar pek çok kişi ve kurumun, Alevilerin sorunlarını tespit etmek ve bu sorunlara çözüm getirmek iddiasıyla yola çıktığı, ancak hiç kimsenin Alevilere ve Alevi kurumlarına samimiyetle kulak vermediği savunulan bildirgede, Alevilerin somut ve meşru taleplerinin çarpıtılarak etkisizleştirildiği iddia edildi.
Bildirgede, şunlar kaydedildi: "Koçgiri, Dersim, Kahramanmaraş, Çorum, Malatya, Sivas, Ümraniye ve Gazi katliamlarının utancıyla yüzleşilmesi ve Alevilerin acılarının paylaşılması, Türkiye'de yurttaşların farklılıklarına rağmen barış içinde bir arada yaşamalarının gereğiyken, resmi ağızlardan katliamları onaylayan seslerin yükselmesi, Alevilerin acılarını gün geçtikçe daha da derinleştirmektedir.
Öte yandan Alevilerin sorunlarını çözme iddiasıyla çalıştay düzenleyen mevcut hükümet, adı Alevi katliamlarına karışmış bir şahsı Alevilerin sorunlarını tartışmak üzere çalıştaya davet etme cüretinde de bulunmuştur. Bu da yetmezmiş gibi ülkenin bugünkü Başbakanı, 1980 yılında büyük bir Alevi katliamına sahne olmuş olan Çorum'da gerçekleştirilen bir mitingde, fetvalarıyla Alevi katliamlarını kutsamış olan şeyhülislam Ebu Suud'un adını Çorum'un gururu diye anabilmiştir. Başbakanın, Alevilere yönelik açık nefret ifade eden bu söylemi, geride bıraktığımız anayasa referandumu öncesinde yaptığı konuşmalarda doruk noktasına çıkmıştır.

Bu konuşmalardan birinde Başbakan, kars’ta okuduğu şiir nedeniyle aldığı hapis cezasının Yargıtay'ın Alevi hakimlerin bulunduğu bir dairesi tarafından onandığını ileri sürmüştür. Ülkenin başbakanının dahi Alevilere yönelik söylemlerinde ortaya çıkan ve Alevileri toplumun diğer kesimleri karşısında açık hedef haline getiren bu tutum, çeşitli topluluklara yönelik olarak yaratılan ve yeniden üretilen kin ve nefret duygularının, kardeşlik ve hoşgörü gibi içi doldurulamayan afak kavramlarla ortadan kaldırılamayacağını gözler önüne sermektedir."

"Madımak, utanç müzesi haline getirlmeli"

Madımak Oteli'nin utanç müzesi haline getirilmesi, Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarının dosyalarının yeniden açılması ve failler bir an önce ortaya çıkarılması gerektiği belirtilen bildirgede, ayrıca Dersim katliamıyla ilgili devlet arşivlerindeki kayıtların açılması ve Seyit Rıza'nın mezarının yerinin açıklanması, mezarın ailesine teslim edilmesi de istendi.
Alevilerin temel sorunlarının, Türkiye'de siyasal ve toplumsal yaşamın Alevilerin diğer inanç gruplarıyla eşit olanaklara sahip olarak yaşamalarına olanak bırakmayacak şekilde örgütlenmiş olmasından kaynaklandığı savunulan bildirgede, "Aleviliğin içini boşaltan ve Alevilerin hem hakim inanç grubundan farklılığını hem de Alevilerin kendi içlerindeki çeşitliliği inkar eden tek tipleştirici bir Alevilik tanımı yaptırma gayreti"nin dikkat çektiği ileri sürüldü.

Bildirge, şu görüşlere yer verildi: "Aleviler, 'Alevilik Nedir' sorusuna devlet tarafından kabul edilebilir bir yanıt vermeye zorlanmakta, ilahiyat uzmanları ve siyasetçiler başta olmak üzere çeşitli kimseler bu soruyu Aleviler adına yanıtlama konusunda adeta birbirleriyle yarışmaktadır. Yine bu bağlamda, Aleviliğin temel kurumları ve Alevilerin iç konuları olarak görülmesi gereken kimi konular devlet merkezli bir kurumsallaştırma hedefi doğrultusunda tartışma konusu yapılmaktadır. Bunun en somut örneklerinden birini, dedelik kurumunu devletin müdahalesine açmaya yönelik tartışmalar ve girişimler oluşturmaktadır.
Aleviliğin ne olduğu ya da dedelik kurumunun Alevilik içindeki yeri ve kuruma ilişkin mevcut sorunların neler olduğu, bilimsel bir araştırmanın veya teolojik bir tartışmanın konusu olabilir. Ancak açıktır ki Alevilerin, Aleviliğin ne olduğuyla ilgili bir sorunları yoktur. Alevilik, Alevilerin inanç adına yaşadıklarının ve yapıp ettiklerinin tümüdür. Aleviliğin dedelik kurumu gibi temel kurumları da zaten Alevilik öğretisinin çerçevesi içinde anlamlandırılmış bulunmaktadır."
"Alevilere yönelik ayrımcılık iddiaları aydınlatılmalı"
Alevilerin eğitim-öğretim, bürokrasi gibi başlıca alanlarda maruz bırakıldıkları ayrımcılığın, Türkiye'nin eşit yurttaşlık idealinin gerçekleştirilmesi yolunda ne kadar geri bir noktada durduğunu gözler önüne serdiği öne sürülen ve buna çeşitli örnekler verilen bildirgede, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine temel teşkil eden en önemli sorunlarından birinin de zorunlu din dersi uygulaması olduğu ifade edildi.
Bildirgede, "Kimler tarafından nasıl hazırlandığını hiçbir Alevi örgütünün bilmediği, ama Aleviler tarafından hazırlandığı iddia edilen bu metinler bir müjde gibi Alevilere sunulmaktadır. Bu da açıkça göstermektedir ki hükümet kendi Alevilerini ve Aleviliğini üretmek çabasında ısrar etmektedir. Biz Alevilerin talebi açık ve nettir. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır" ifadelerine yer verildi.

Diyanet'in konumu
Diyanet İşleri Başkanlığının konumu ve görevlerinin, "Alevilere yönelik asimilasyonu derinleştirdiği" iddia edilen bildirgede, şöyle devam edildi: "Diyanet İşleri Başkanlığının, Alevileri Sünnileştirme amacına hizmet ettiği ve din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiği açıktır. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığının temsil ettiği ve topluma dayattığı tek tip inanç anlayışıyla uzlaşması mümkün olmayan Aleviliğin, müstakil bir inanç ve ibadet düzeni olduğu reddedilmektedir."
Alevi topluluklar için tartışmasız biçimde en önemli kutsal mekanlardan biri olan Hacı Bektaş Dergahının, gerçek sahiplerine teslim edilmesi gerektiği savunulan bildirgede, Alevilerin kendileri için talep ettiği tüm demokratik hak ve taleplerin, bu ülkede yaşayan, ve Aleviler gibi ayrımcılığa maruz kalan tüm farklı, etnik, inançsal, kültürel kimlikler içinde eş değerde talep ettikleri ifade edildi.
Bildirgede, Alevilerin ayrıca Kürtlerin kültürel kimlik haklarını ve anadillerini kullanma özgürlüğünü evrensel bir insan hakkı olarak gördüğü belirtildi. Bildirgede, ayrıca Munzur vadisine, Alevilerin kutsal mekanlarının yok olmasına yol açacak biçimde yapılması planlanan barajların durdurulması, Antakya ve çevresinde yaşayan Alevilerin kutsal günü sayılan 'Gadiri Hum'un resmi tatil olarak kabul edilmesi istendi.
BİLDİRGEDE NE DENDİ?
ELEŞTİRİLER...
* Hiç kimse Alevilere ve Alevi kurumlarına samimiyetle kulak vermedi. Alevilerin somut ve meşru talepleri çarpıtılarak etkisizleştirildi.
* Alevileri toplumun diğer kesimleri karşısında açık hedef haline getirildi.
* Tek tip bir Alevilik tanımı yaptırma gayreti dikkat çekmektedir.
* Hükümet kendi Alevilerini ve Aleviliğini üretmek çabasında ısrar etmektedir.
TALEPLER
* Madımak utanç müzesi haline getirilmeli.
* Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarının dosyaları yeniden açılmalı, failler bir an önce ortaya çıkarılmalı.
* Dersim’le ilgili devlet arşivlerindeki kayıtlar açılmalı. Seyit Rıza’nın mezarının yeri açıklanmalı, mezarı ailesine teslim edilmeli.
* Hacı Bektaş Dergahı, gerçek sahiplerine teslim edilmeli.
* Zorunlu din dersleri kaldırılmalı.
* Munzur Vadisi’ne, Alevilerin kutsal mekanlarının yok olmasına yol açcak biçimde yapılması planlanan barajlar durdurulmalı, Antakya ve çevresinde yaşayan Alevilerin kutsal günü sayılan ‘Gadiri Hum’ resmi tatil olarak kabul edilmeli.
* Aleviler, Kürtlerin kültürel kimlik haklarını ve anadillerini kullanma özgürlüğünü evrensel bir insan hakkı olarak görmektedir.
Kurultaydan notlar
Türkiye, Avrupa, Balkan, İran, Irak, Suriye'den 10 bini aşkın Alevinin, Alevi kurum yöneticilerinin, inanç önderlerinin, sanatçıların, akademisyenlerin, Alevi yöre derneklerinin, siyasi partilerin, büyükelçiliklerin ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla Ankara'da gerçekleştirilen Kurultay'da, yurt içi ve yurt dışından pek çok Alevi derneği yöneticisi görüş bildirdi.


http://www.gazeteyol.com


EvcioğluHaber-19.01.2011- Çarşamba

28 Aralık 2010

Ulucanlar Ceza ve Tutukevi; 12 Eylül Utanç Müzesi

Ulucanlar Ceza ve Tutukevi; 12 Eylül Utanç Müzesi ..

EvcioğluHaber- Bir kara tarih daha kapandı.. Ulucanlar Ceza ve Tutukevi "UTANÇ MÜZESİ" oldu..

Ulucanlar Cezaevi'nin deposunda saklanan darağacı; Kapatıldıktan sonra Altındağ Belediyesi tarafından müzeye dönüştürülen Ulucanlar (Ankara Merkez Kapalı) Cezaevi'nin deposundan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Erdal Eren, Necdet Adalı gibi isimlerin idamlarında kullanıldığı iddia edilen darağacı çıktı.
Hürriyet gazetesinin haberine göre;
Ulucanlar Cezaevi, 81 yıllık faaliyet süresi içinde İskilipli Atıf Hoca, Deniz Gezmiş, Necdet Adalı, Hüseyin İnan,Mustafa Pehlivanoğlu ve Erdal Eren'inde bulunduğu 19 kişinin idam edilmesiyle, işkencelerle hafızalardaki yerini aldı.
Altındağ Belediyesi, çoğu kişinin hatırlamak dahi istemediği bu mekanı, aslına uygun olarak dizayn ederek “hoparlörlerinden çığlık seslerinin” duyulduğu, koğuşlarda balmumundan mahkumların bulunduğu, o günlere yaşamak isteyenlere bir süre için de olsa “mahkumluğu yaşatacak” tecrit odalarının yer aldığı müzeye dönüştürdü.
Aslına uygun şekilde düzenlenen cezaevi koğuşlarına ve tecrit odalarına balmumundan yapılan 22 mahkum heykeli yerleştirilirken, müzenin koridorlardaki hoparlörlerinden tecrit odalarındaki işkenceleri yansıtan çığlık sesleri yankılanıyor.
Cezaevi avlusundaki mahkumların dilek ağacının dallarına ise bir dönem Ulucanlar'da tutuklu kalan Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Bölükbaşı, Osman Yüksel Sedengeçti, Bülent Ecevit, Fakir Baykurt, Hüseyin Cahit Yalçın, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ali Bülent Orkan, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Cevat Şakir Kabağaçlı, Yılmaz Güney, Necdet Adalı, Erdal Eren'e kadar bir çok ismin fotoğrafları asıldı.

Ziyaret edenleri özellikle idamların, işkencelerin yaşandığı dönemlere götüren türkülerin yankılandığı müzede, Muhsin Yazıcıoğlu'nun seccadesi ve süveteri, Hüseyin İnan'ın idamdan sonra üzerinden çıkarılan fanilası, Deniz Gezmiş'in sigarası, ders notları gibi kişisel eşyaları da sergileniyor.

Ankara'nın Altındağ ilçesinin Ulucanlar semtinde bulunan, “Cebeci Tevkifhanesi, Cebeci Umumi Hapishanesi, Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve son olarak Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi” olarak adlandırılan cezaevi, kurulduğu 1925 yılından kapatıldığı 2006'ya kadar Türk demokrasi tarihine ve pek çok önemli döneme şahit oldu.

81 yıllık süreçte gazetecilerin, yazarların, politikacıların, aydınların yaşamlarına, hikayelerine, idamlarına, isyanlar ve isyanların bastırıldığı operasyonlara tanıklık eden Ulucanlar, Altındağ Belediyesi tarafından meşakkatli bir sürecin ardından”Ulucanlar Cezaevi Müzesi Kültür ve Sanat Merkezi” yapıldı.

Haber / Yorum
Darbeler..! Ülkemizin geri bırakılmasında en önemli neden.!
Ülkemiz, askeri darbelerle topluma giydirilen deli gömleği giymekten çok çekti.. Kesintiye uğratılan demokratik yaşam, toplumsal gelişmeyi engellediği gibi; eğitim bilimsellikten uzak tamamen zamanı geçmiş ezber bilgilere dayalı olmaktan, üniversiteler özgür lüklerini kayıp ettiler.. Yeni gelişmelere ayak uydurmak bir yana; bir daha hiç eskisi gibi dahi olmadı..

Aydınlar, yazarlar, öğretim üyeleri ve yetişmiş tüm beyinler içeri atılarak, ya işkencelerde veya sokak ortasında faili meçhul katliamlarda öldürüldü..
Darbeler ülkemizin kaderi olmaktan çıkamadığı gibi; aklına esen bu gidişatı beğenmiyorum deyip parlementer sistemi değiştirdi..
Anayasa ortadan kaldırmak suçtu..Özellikle Uluslararası Hukuka göre de suçtu.. Yaptıkları.. Ama; henüz yaptıklarının hesabını vermediler.. Darbeciler..!

60 İhtilali, 12 mart muhturası ve 12 Eylül cuntası gibi kendi insanını cendereye çeken zulüm eden, "asmayıp da besleyelim mi" diyen darbeci generallerin sadist duygularını tatmin ettiği akılalmız işkence ve tecavüzlerin yaşandığı günlerdi.. Ne adına yapıldı? Demokrasi getirmek için...! Demokrasiyi ortadan kaldırarak..! Bu gün ülkemiz gelişememişse? geri kalmış ise; bunun baş sorumluları, Darbecilerdir..
Tüm dünya darbecilerini yargıladı... Umuyorum ki; ülkemizde bunu başaracak ve çocuklarına yaşatılan insanlık dışı işkencelerin ve zulmün hesabını soracak..

Artık; cezaevleri inşa eden / yapan bir ülke değil; eğitim kurumları yapan ve bilim adamlarının yetiştiği ve aydın ve yazarlarına değer verilen, yaşanacak bir ülke olma yolunda atılan bir adım olması dileği ile...

Ulucanlar Cezaevi "Utanç Müzesi " oldu.. Umuyorum. darbecilerde kendilerinden utanır..

EvcioğluHaber-28.12.2010