Madımak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Madımak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2012

"MENEKŞEDEN ÖNCE" 2012 BELGESEL ÖDÜLLÜ FLİM



   "MENEKŞEDEN ÖNCE" 2012 BELGESEL ÖDÜLLÜ FLİM

HaberEvci- Antalya flim festivalinde en iyi belgesel ödülü alan "Menekşeden önce" belgesel flmi için; Soner Yalçın ve ekip arkadaşlarının Odatv davası kapsamında tutuklanmadan önce başladıkları, fakat tutuklanmalarına rağmen dışarıdaki dostlarının katkılarıyla tamamladıkları "Menekşe'den Önce" belgeseli, Pazartesi akşamı Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde ilk kez gösterildi.
  Yoğun ilgi olan ve birçok kişinin salona giremediği galanın öncesinde konuklara kızılcık şerbeti dağıtıldı. Film başlamadan önce Soner Yalçın'ın gönderdiği mektubu, son duruşmada tahliye edilen Odatv sanığı gazeteci Müyesser Yıldız okudu. Mektupta "Onuruma girdiğim ve onurumla çıkacağım Silivri’den herkese selam. Kör zindanlardan, kitabımla ve bu belgeselimle sizlerleyim. Türkiye’deki iktidarlar, cesur ve bilgili gençleri, aydınları hiç sevmedi, eziyet etti, hapise attı, faili meçhul cinayetlere kurban etti. Yetmedi sonunda Madımak’ta yaktı. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz cesarettir. Zihinsel çürümeye izin vermeyeceksiniz" ifadelerine yer verildi.

 Sivas'ta olaylar bitmiyor. Pir Sultan dan bu yana. İşte sizlere birde; SİVAS OLAYLARI 1978

 


Acıyı anlatmak

Madımak'taki yangında iki kardeşi ölen ve kendisi, katliamdan sonra doğan Menekşe'nin, o günleri araştırmaya başlamasının öyküsünü anlatan belgesel, katliamın siyasi bağlamından ziyade, o günün tanıklarını konuşturarak yaşanan acıyı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor
Belgeselde, şimdiye kadar öyküleri çok fazla anlatılmayan, katliamda ölen tanınmış aydınlar değil, şenliklere katılmak üzere oraya gelmiş olan Alevi vatandaşların öyküleri de büyük bir güçle beyaz perdeye yansıyor.
Belgesel, 2 Temmuz 1993 günü yaşanan vahşeti görmek ve tanımak açısından başarılı bir çalışma. "Menekşe'den Önce", belki Sivas Katliamı'nın başka boyutlarını da ele alan belgesel veya kurgusal filmlere kapı açabilir.
Kaynak: Haber.sol.org.tr

-*menekşe'den Önce Sivas Katliamı Belgeseli 2012 

-Can DÜNDAR - Sivas Katliamı Belgeseli

    *Türküler Yanmaz  (Edip Akbayram)

EvcioğluHaber

19 Ocak 2011

ALEVİLERDEN TARİHİ BİLDİRGE

ALEVİLERDEN TARİHİ BİLDİRGE


ANKARA'DA YAPILAN BÜYÜK ALEVİ KURULTAY'INDAN

Büyük Alevi Kurultayı, Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’nde toplandı. “Aleviler bizim kardeşimizdir” denilerek Alevi çocuklara zorla din dersi verildiğini, Alevi köylerine zorla cami yaptırıldığını söyleyen Geçmez, “Bizim bu tür kardeşliklerle işimiz yoktur” dedi.



Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın öncülüğünde Ankara’da toplanan Büyük Alevi kurultayında 10 bine yakın alevi bir araya geldi.

Kurultaya, Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş, Adana savcısı İlhan Cihaner, Seyfi Oktay, Mustafa Timisi, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in danışmanı Necdet Subaşı, Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, ÖDP genel başkan yardımcısı kemal Ulusaler, BDP PM üyesi Fatma Kurtulan, CHP PM üyesi Akyan Erdemir, Avrupa Alevi Federasyonları başkanları ve çok sayıda Alevi dernekleri üyesi ve yurttaşlar katıldı.

Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi çocuklara zorla din dersi verildiğini, Alevi köylerine zorla cami yaptırıldığını belirterek, "Neden zorunlu din dersi veriyorsunuz? Alevi köylerine neden cami yapıyorsunuz? Bu mu kardeşlik, bizim yönümüz insanlıktır. Aleviler olarak ırk dil, din ve cinsiyet ayrımına karşı çıkıyoruz. Alevilerin cem evlerini kültür merkezi yapanlar Türkiye'yi görmediler. Kapalı kapılar ardından neler konuştunuz açıklayın sayın Bakan" dedi.

Geçmez, "Eğer hükümet alevilerin sorunlarını çözmek istiyorlarsa varız. Hangi çalıştaya katılalım? Katliamlara katıldığı için yargılanan birinin katıldığı çalıştaylara mı katılalım? Bizi katillerimizle mi yüzleştirmek istiyorsunuz? Biz bu işlerde samimiyet ararız. Yıllardır bunu konuşanlar samimiyetsizdir. 'Dinden ne istiyorsunuz?' diyorlar bize, asıl siz dinden çekin elinizi. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasında ısrarlıyız, bunu Sünni yurttaşların özgürlüğü için istiyoruz. Çünkü onlar özgür olursa biz de özgür oluruz. Bu ülkede Alevilerin sorunlarına Sünniler, Kürtlerin sorunlarına Türkler, gayrimüslimlerin sorunlarına Müslümanlar sahip çıkmazsa bu ülkede barış olmayacaktır. Biz eşit yurttaşlık istiyoruz, herkes gibi inancımızı yaşamak istiyoruz. Biz inancımızı biliyoruz, devlet elini çeksin" dedi.
6 Mart'ta İzmir'de büyük bir miting yapacaklarını belirten Geçmez, ‘zorunlu din derslerinin kaldırılması ve eşit yurttaşlık’ konularında tüm Türkiye’ye seslerini duyurmak istediklerini belirtti.
Başbakan Erdoğan'ın Kars'taki heykele "ucube" dediğini de hatırlatan Geçmez, “Sayın Başbakan, Kars'ta bir heykele ucube diyor. Asıl ucube İstanbul'daki Karakaş Tekkesi’dir. O araziye şu an AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nın binası dikildi. Asıl ucube odur, ona uzatılmış eldir" diye konuştu.

SONUÇ BİLDİRGESİ
Anadolu Gösteri Merkezi'nde düzenlenen Büyük Ankara Kurultayı'nda sonuç bildirgesi yayımlandı.
Bugüne kadar pek çok kişi ve kurumun, Alevilerin sorunlarını tespit etmek ve bu sorunlara çözüm getirmek iddiasıyla yola çıktığı, ancak hiç kimsenin Alevilere ve Alevi kurumlarına samimiyetle kulak vermediği savunulan bildirgede, Alevilerin somut ve meşru taleplerinin çarpıtılarak etkisizleştirildiği iddia edildi.
Bildirgede, şunlar kaydedildi: "Koçgiri, Dersim, Kahramanmaraş, Çorum, Malatya, Sivas, Ümraniye ve Gazi katliamlarının utancıyla yüzleşilmesi ve Alevilerin acılarının paylaşılması, Türkiye'de yurttaşların farklılıklarına rağmen barış içinde bir arada yaşamalarının gereğiyken, resmi ağızlardan katliamları onaylayan seslerin yükselmesi, Alevilerin acılarını gün geçtikçe daha da derinleştirmektedir.
Öte yandan Alevilerin sorunlarını çözme iddiasıyla çalıştay düzenleyen mevcut hükümet, adı Alevi katliamlarına karışmış bir şahsı Alevilerin sorunlarını tartışmak üzere çalıştaya davet etme cüretinde de bulunmuştur. Bu da yetmezmiş gibi ülkenin bugünkü Başbakanı, 1980 yılında büyük bir Alevi katliamına sahne olmuş olan Çorum'da gerçekleştirilen bir mitingde, fetvalarıyla Alevi katliamlarını kutsamış olan şeyhülislam Ebu Suud'un adını Çorum'un gururu diye anabilmiştir. Başbakanın, Alevilere yönelik açık nefret ifade eden bu söylemi, geride bıraktığımız anayasa referandumu öncesinde yaptığı konuşmalarda doruk noktasına çıkmıştır.

Bu konuşmalardan birinde Başbakan, kars’ta okuduğu şiir nedeniyle aldığı hapis cezasının Yargıtay'ın Alevi hakimlerin bulunduğu bir dairesi tarafından onandığını ileri sürmüştür. Ülkenin başbakanının dahi Alevilere yönelik söylemlerinde ortaya çıkan ve Alevileri toplumun diğer kesimleri karşısında açık hedef haline getiren bu tutum, çeşitli topluluklara yönelik olarak yaratılan ve yeniden üretilen kin ve nefret duygularının, kardeşlik ve hoşgörü gibi içi doldurulamayan afak kavramlarla ortadan kaldırılamayacağını gözler önüne sermektedir."

"Madımak, utanç müzesi haline getirlmeli"

Madımak Oteli'nin utanç müzesi haline getirilmesi, Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarının dosyalarının yeniden açılması ve failler bir an önce ortaya çıkarılması gerektiği belirtilen bildirgede, ayrıca Dersim katliamıyla ilgili devlet arşivlerindeki kayıtların açılması ve Seyit Rıza'nın mezarının yerinin açıklanması, mezarın ailesine teslim edilmesi de istendi.
Alevilerin temel sorunlarının, Türkiye'de siyasal ve toplumsal yaşamın Alevilerin diğer inanç gruplarıyla eşit olanaklara sahip olarak yaşamalarına olanak bırakmayacak şekilde örgütlenmiş olmasından kaynaklandığı savunulan bildirgede, "Aleviliğin içini boşaltan ve Alevilerin hem hakim inanç grubundan farklılığını hem de Alevilerin kendi içlerindeki çeşitliliği inkar eden tek tipleştirici bir Alevilik tanımı yaptırma gayreti"nin dikkat çektiği ileri sürüldü.

Bildirge, şu görüşlere yer verildi: "Aleviler, 'Alevilik Nedir' sorusuna devlet tarafından kabul edilebilir bir yanıt vermeye zorlanmakta, ilahiyat uzmanları ve siyasetçiler başta olmak üzere çeşitli kimseler bu soruyu Aleviler adına yanıtlama konusunda adeta birbirleriyle yarışmaktadır. Yine bu bağlamda, Aleviliğin temel kurumları ve Alevilerin iç konuları olarak görülmesi gereken kimi konular devlet merkezli bir kurumsallaştırma hedefi doğrultusunda tartışma konusu yapılmaktadır. Bunun en somut örneklerinden birini, dedelik kurumunu devletin müdahalesine açmaya yönelik tartışmalar ve girişimler oluşturmaktadır.
Aleviliğin ne olduğu ya da dedelik kurumunun Alevilik içindeki yeri ve kuruma ilişkin mevcut sorunların neler olduğu, bilimsel bir araştırmanın veya teolojik bir tartışmanın konusu olabilir. Ancak açıktır ki Alevilerin, Aleviliğin ne olduğuyla ilgili bir sorunları yoktur. Alevilik, Alevilerin inanç adına yaşadıklarının ve yapıp ettiklerinin tümüdür. Aleviliğin dedelik kurumu gibi temel kurumları da zaten Alevilik öğretisinin çerçevesi içinde anlamlandırılmış bulunmaktadır."
"Alevilere yönelik ayrımcılık iddiaları aydınlatılmalı"
Alevilerin eğitim-öğretim, bürokrasi gibi başlıca alanlarda maruz bırakıldıkları ayrımcılığın, Türkiye'nin eşit yurttaşlık idealinin gerçekleştirilmesi yolunda ne kadar geri bir noktada durduğunu gözler önüne serdiği öne sürülen ve buna çeşitli örnekler verilen bildirgede, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine temel teşkil eden en önemli sorunlarından birinin de zorunlu din dersi uygulaması olduğu ifade edildi.
Bildirgede, "Kimler tarafından nasıl hazırlandığını hiçbir Alevi örgütünün bilmediği, ama Aleviler tarafından hazırlandığı iddia edilen bu metinler bir müjde gibi Alevilere sunulmaktadır. Bu da açıkça göstermektedir ki hükümet kendi Alevilerini ve Aleviliğini üretmek çabasında ısrar etmektedir. Biz Alevilerin talebi açık ve nettir. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır" ifadelerine yer verildi.

Diyanet'in konumu
Diyanet İşleri Başkanlığının konumu ve görevlerinin, "Alevilere yönelik asimilasyonu derinleştirdiği" iddia edilen bildirgede, şöyle devam edildi: "Diyanet İşleri Başkanlığının, Alevileri Sünnileştirme amacına hizmet ettiği ve din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiği açıktır. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığının temsil ettiği ve topluma dayattığı tek tip inanç anlayışıyla uzlaşması mümkün olmayan Aleviliğin, müstakil bir inanç ve ibadet düzeni olduğu reddedilmektedir."
Alevi topluluklar için tartışmasız biçimde en önemli kutsal mekanlardan biri olan Hacı Bektaş Dergahının, gerçek sahiplerine teslim edilmesi gerektiği savunulan bildirgede, Alevilerin kendileri için talep ettiği tüm demokratik hak ve taleplerin, bu ülkede yaşayan, ve Aleviler gibi ayrımcılığa maruz kalan tüm farklı, etnik, inançsal, kültürel kimlikler içinde eş değerde talep ettikleri ifade edildi.
Bildirgede, Alevilerin ayrıca Kürtlerin kültürel kimlik haklarını ve anadillerini kullanma özgürlüğünü evrensel bir insan hakkı olarak gördüğü belirtildi. Bildirgede, ayrıca Munzur vadisine, Alevilerin kutsal mekanlarının yok olmasına yol açacak biçimde yapılması planlanan barajların durdurulması, Antakya ve çevresinde yaşayan Alevilerin kutsal günü sayılan 'Gadiri Hum'un resmi tatil olarak kabul edilmesi istendi.
BİLDİRGEDE NE DENDİ?
ELEŞTİRİLER...
* Hiç kimse Alevilere ve Alevi kurumlarına samimiyetle kulak vermedi. Alevilerin somut ve meşru talepleri çarpıtılarak etkisizleştirildi.
* Alevileri toplumun diğer kesimleri karşısında açık hedef haline getirildi.
* Tek tip bir Alevilik tanımı yaptırma gayreti dikkat çekmektedir.
* Hükümet kendi Alevilerini ve Aleviliğini üretmek çabasında ısrar etmektedir.
TALEPLER
* Madımak utanç müzesi haline getirilmeli.
* Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarının dosyaları yeniden açılmalı, failler bir an önce ortaya çıkarılmalı.
* Dersim’le ilgili devlet arşivlerindeki kayıtlar açılmalı. Seyit Rıza’nın mezarının yeri açıklanmalı, mezarı ailesine teslim edilmeli.
* Hacı Bektaş Dergahı, gerçek sahiplerine teslim edilmeli.
* Zorunlu din dersleri kaldırılmalı.
* Munzur Vadisi’ne, Alevilerin kutsal mekanlarının yok olmasına yol açcak biçimde yapılması planlanan barajlar durdurulmalı, Antakya ve çevresinde yaşayan Alevilerin kutsal günü sayılan ‘Gadiri Hum’ resmi tatil olarak kabul edilmeli.
* Aleviler, Kürtlerin kültürel kimlik haklarını ve anadillerini kullanma özgürlüğünü evrensel bir insan hakkı olarak görmektedir.
Kurultaydan notlar
Türkiye, Avrupa, Balkan, İran, Irak, Suriye'den 10 bini aşkın Alevinin, Alevi kurum yöneticilerinin, inanç önderlerinin, sanatçıların, akademisyenlerin, Alevi yöre derneklerinin, siyasi partilerin, büyükelçiliklerin ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla Ankara'da gerçekleştirilen Kurultay'da, yurt içi ve yurt dışından pek çok Alevi derneği yöneticisi görüş bildirdi.


http://www.gazeteyol.com


EvcioğluHaber-19.01.2011- Çarşamba

1 Temmuz 2010

2 TEMMUZ'U UNUTMADIK



click to zoom




UNUTMAK İHANETTİR


Ekmeği bol eyledik

Acıyı bal eyledik
Sıratı yol eyledik
Geldik bugüne
Ekilir ekin geliriz
Ezilir un geliriz
Bir gider bin geliriz

ÇAĞRIMIZDIR

Katliamlara karşı duruşun yükselen sesi olan “Sivas Şehitlerini Anma Etkinlikleri” her yıl olduğu gibi bu yıl da, kitlesel olarak yapılacaktır.

17 Yıl önce Madımak otelinde katledilen 33 canımızın anılarının, mücadelemize ışık olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Unutmak,yenilmektir…..
Unutmak, karanlıklarda yok olmaktır..


Hepinizi; 2 Temmuzda Sivas’ta,
3 Temmuz’da Çorum da yitirdiklerimizin anıları önünde çığ gibi saygıyla durmaya ve yaşananları tarih önünde bir kez daha lanetlemeye çağırıyoruz.


ALEVİ BEKTAŞİ FEDARASYONU

Oktay KANDEMİR- Örgütlenme SEKRETERİ
Mustafa ÖZARSLAN- Genel SEKRETER

02/07/1993 "Hoşçakal yakut, bezirgan, gön hoşçakal eski zaman aktarları gidiyorum bu şehri, bu yağmuru, bu düşleri bu aşkı, bu kavgayı, bu kederi size bırakarak " (Behçet Aysan) Aralarında bu dizelerin yazarı Behçet Aysan'ın da olduğu Pir Sultan Abdal şenliklerine katılan 37 kişi sivas katliamında yobazların kalkışması neticesinde kundaklanılarak yakılan otel Madımak’ta yanarak can verdiler.

Muhibe Akarsu - 35 yaşında,
(Muhlis Akarsu'nun eşi)

Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı

Gülender Akça - 25 yaşında

Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar

Ahmet Alan - 22 yaşında

Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci

Sehergül Ateş - 30 yaşında

Behçet Aysan - 44 yaşında, şair

Erdal Ayrancı - 35 yaşında

Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar

Belkıs Çakır- 18 yaşında

Serpil Canik - 19 yaşında

Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör

Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası

Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci

Serkan Doğan - 19 yaşında

Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi

Murat Güneş – 22 yaşında

Murat Gündüz - 22 yaşında

Gülsüm Karababa -22 yaşında

Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair

Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist

Koray Kaya - 12 yaşında

Menekşe Kaya - 17 yaşında

Handan Metin - 20 yaşında

Sait Metin - 23 yaşında

Huriye Özkan - 22 yaşında

Yeşim Özkan - 20 yaşında

Ahmet Öztürk - 21 yaşında

Ahmet Özyurt - 21 yaşında

Nurcan Şahin - 18 yaşında

Özlem Şahin - 17 yaşında

Asuman Sivri - 16 yaşında

Yasemin Sivri - 19 yaşında

Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı

İnci Türk - 22 yaşında

Kenan Yılmaz - 21 yaşında

Refah partisininden Refahyol hükümetinin adalet bakanı ve bugünkü iktidar partisi yöneticilerinin nerede ise tamamının Şevket Abisi; Şevket Kazan bu davada sanıkların avukatlığını üstlenmişti.?



****************************************************************


POLİTİKA

Bölüme
Giriş yapın

"Evrensel Hukuk; Üstünlerin Hukuku değil; Hukukun üstünlüğüdür"

Hukuk Bilgisi



DÜNYA

Bölüme
Giriş yapın


"Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiç birşey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.

Albert Einstein


TOPLUM
YAŞAM

Bölüme
Giriş yapın

"Asıl; cezalandırılması gerekenler, ceza verirse; işte bu, Adalet olmaz.

Evcioğlu


.SENDİKA. ...EMEK.

Bölüme
Giriş yapın

"Hiçbir problem; söz konusu probleme neden olan, bilinç düzeyi ile çözülemez.“

Albert Einstein


..ÇEVRE . .EKOLOJİ

Bölüme
Giriş yapın

"Sadece kötülerin nefret dolu sözleri ve hareketleri için değil, iyilerin dehşet verici sessizliğinden ötürü de bu nesil pişmanlık duymalı."

Martin Luther King


KÜLTÜR.
.
SANAT.

Bölüme
Giriş yap.

"Okyanus suyu; Kasırga havayı savurur. Kral Krallığı; Demokrasi Halkı savurur..“

Viktor HUGO

13 Şubat 2010

Alevi Çalıştayı raporu Erdoğan'a sunuldu

Alevi Çalıştayı raporu Erdoğan'a sunuldu

Alevi Çalıştayı raporu Erdoğan'a sunuldu

07/02/2010 10:41

Alevi ve Bektaşilerin belli başlı taleplerini, demokrasi ve insan hakları temelinde ele alıp değerlendirme amacıyla düzenlenen Alevi Çalıştaylarının ardından hazırlanan rapor, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunuldu.

İlki 4 Haziran’da sonuncusu ise 30 Ocak 2010’da gerçekleştirilen çalıştaylara yaklaşık 400 kişi katılırken, katılımcıların büyük çoğunluğunu Aleviler oluşturdu.

Çalıştaylarla kamuoyunun Alevilik hakkındaki belli başlı değerlendirmelerinin, Alevilerin temel sorunlarının ve çözüm önerilerinin öğrenilmesi, açılım bağlamında kamuoyunda oluşabilecek reflekslerin tespit edilmesi, birlik, beraberlik ve kardeşliğin önündeki engellerin belirlenmesi, bir yol haritası için gerekli bilgi akışının sağlanması hedeflendi.


Çalıştayların sonunda hazırlanan ön raporda, çalıştay sürecinde, "Ulusal ve uluslararası alanlarda yer bulan ve yer yer sert sayılabilecek çıkışlarla da takviye edilen söylemlerin, soğukkanlı bir şekilde ele alınması için konunun belli başlı taraflarının kademeli olarak bir araya getirildiği belirtildi.


Akademisyenler, ilahiyatçılar, sivil toplum kuruluşları, medya ve siyaset alanlarından çoğunluğunu Alevilerin oluşturduğu 43 kişinin katıldığı değerlendirme oturumunda, "Alevilik: Çerçevelendirme Sorunları, Kimlik ve Beyan Sorunları, Anayasal ve Hukuksal Sınırlar, Diyanet İşleri Başkanlığı, Zorunlu Din Dersleri, Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi, İnanç Rehberleri (Dedelik), Cemevlerinin Statüsü"nün tartışıldığı hatırlatılan raporda, birçok konuda Alevi-Bektaşi katılımcılar arasında da görüş ayrılıklarının bulunduğunun gözlemlendiği ifade edildi.


Aleviliğin içeriği ve tanımlanması konusundaki hassasiyetin, genellikle devletin Aleviliğe bir çerçeve çizeceğinden duyulan kaygılardan kaynaklandığının anlaşıldığı belirtilen raporda, ilk oturumlarda tepki gösterilen başlığın, ilerleyen süreçte soğukkanlı şekilde ele alındığı, Aleviliğin İslam üst başlığı altında "Hak-Muhammed-Ali" kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkan yolu olduğu konusunda tam bir uzlaşma sağlandığı vurgulandı.


"Diyanet sivil yapıya kavuşsun"

Yaygın Alevi söyleminin, Diyanet İşleri Başkanlığının meşruiyetine eleştirel baktığı ve uzun vadede tutarlı bir laikliğin icrası açısından Diyanet’in lağvedilmesini savunduğu belirtilen raporda, çalıştay sonucunda bu beklentinin, Başkanlığın mevcut koşullardaki pozisyonu da ele alınarak, rasyonel olmadığı konusunda taraflar arasında mutabakat sağlandığına dikkat çekildi.

Çalıştayda, Başkanlığın lağvedilmesini isteyenlerin bile, bugünden yarına bunun çok da mümkün olamayacağını, ancak Başkanlığın daha sivil bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ifade ettikleri kaydedildi.


Katılımcılar, Diyanet’in İslam’ın tüm yorumlarını da içine alacak şekilde orta ve uzun vadede özerk bir yapıya kavuşması gerektiğini belirtirken, ileride dini vergi uygulamasının başlatılmasının da türlü inanç ve din örgütlenmeler arasındaki barışı arttıracağı vurgulandı.


"Zorunluluk ifadesi rahatsızlık yaratıyor"

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasının derinlemesine müzakere edildiği bildirilen raporda, dinler, mezhepler ve inançlar üstü bir din öğretimine tüm vatandaşların ihtiyacı olduğunun teyit edildiği belirtildi.

Bununla birlikte "zorunluluk" ifadesinin Aleviler arasında siyasi ve kültürel nedenlerle açık bir rahatsızlık yarattığı yönündeki görüş de raporda yer aldı.


Katılımcılar, ders müfredatının tüm toplum kesimlerince kabul görecek bir üst dille ve tarafları rencide etmeyecek perspektifle hazırlanmasına duyulan ihtiyaç konusunda görüş birliğine varırken, isteğe bağlı din eğitiminin de ilgili grupların üzerinde mutabık kaldıkları bir müfredatla gerçekleştirebileceklerini müzakere etti.


Raporda, şöyle denildi:


"Bu durumda Alevi ve Sünni vatandaşlarımız kendi inanç ve ritüellerini eğitim esaslı olarak devletten alma olanağı bulabileceklerdir. Zorunlu din dersleri gerekli düzenlemelerini yeniden yapmış ilahiyat fakültesi ya da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği mezunu öğretmenler tarafından verilecektir. Ancak Alevilerin isteğe bağlı derslerden yararlanabilmeleri için de mutlaka Alevi öğretmenlerin sürece dahil edilmeleri gerektiği vurgulanmıştır.


Bu öğretmenlerin, ilahiyat mezunları arasından istihdam edilmesinin mahzurlarına da vurgu yapılmıştır. Bu dersler teknik alt yapı tarafları tatmin edecek bir düzeye erişinceye kadar gereken mevzuat değişikleriyle Alevi uzmanlardan yararlanılarak verilebilecektir. Ancak bu dersi uzun vadede verebilecek yetkinlikte öğretmenlerin hangi süreçlerde eğitileceği gibi konularda Alevi katılımcıların henüz tatminkar ve yeterli sayılabilecek önerilere sahip oldukları söylenemez."


"Müze fikrinin tehlike ürettiği düşünüldü"


Madımak Oteli’ndeki facianın katılımcıların tamamı tarafından lanetlendiği, olayın derin bir provokasyon olduğunun altının çizildiği ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi:


"Özellikle Alevi katılımcılar, kendi aralarında yüksek bir sembolik değer olarak gördükleri Madımak Oteli’nin, bütün bu duyarlılığa rağmen ülkenin birlik ve düzeninin esastan korunmasını dikkate alan bir düzenlemeyle yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Bu bağlamda müze fikrinin tehlike ürettiği düşünülmüş, bunun yerine binanın yıkılarak bir parka dönüştürülmesini katılımcıların büyük çoğunluğu desteklemiştir. Etraftaki birkaç binanın da kamulaştırılarak bu alana dahil edilmesini önerenler olmuştur.


Sivas’ta sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve resmi katılımcıların da ortak olabileceği değişik platformlarda bu süreci rehabilite ederek dönüştürecek girişimlere başlanması gerektiği üzerinde ısrarla durulmuştur."


Dedelere hizmet içi eğitim

Rapora göre, dedelerin statüsünün Aleviler arasındaki yerinin tartışılmaz olduğu vurgulanan çalıştayda, ancak yeni koşulların özellikle de kent Aleviliğinin göz önüne alınarak statünün yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Dedelere maaş bağlanmasına olumsuz bakanlar kadar, olumlu yaklaşanların da bulunduğu ifade edilen çalıştayda, dedelerin eğitimine ihtiyaç duyulduğu vurgulandı. Bu ihtiyacın bir an önce giderilmesi için dedelere hizmet içi eğitimler verilmesi istendi.


Alevi bilgi ve külliyatının derlenmesi ve korunması amacıyla geniş ölçekli bir araştırma merkezinin kurulması önerilirken, ısrarla üzerinde durulan konulardan biri de Alevi-Sünni ortak tarih bilincine yönelik çalışmaların gerekliliği oldu.


Yasaların dedeliğin misyonunun sürdürülmesine izin vermediği işaret edilen raporda, "Dedeliğin misyonunu modern bilgi ve kültür kalıpları içinde rasyonalize etme konusunda da güçlükler vardır. İnanç önderi ya da rehberi olarak yeniden isimlendirilen dedeler, manevi bilgi kanallarına açık oldukları iddiasıyla tanımladıkları kişiliklerinin modern eğitimle hangi çerçevede buluşacağı önemli bir sorundur" denildi.


"Karşılıklı hoşgörü, diyalog, empati"


Çalıştaya katılan Alevilerin her alanda ayrımcılığa uğradıklarını ifade ettikleri kaydedilen raporda, şu değerlendirmelere yer verildi:


"Sorunun gerek Sünni gerekse Alevi kesimlerinin karşılıklı hoşgörü, diyalog ve empati eksenli girişimlerle aşılabileceği paylaşılmış, bu bağlamda kimlik ve beyan konusunda ortaya çıkan sorunların eğitim müfredatı, tarihsel ön yargılar, iç ve dış kışkırtmalar, cehalet ve iyi niyet eksikliğiyle pekiştirildiğine vurgu yapılmıştır.


Alevilik bağlamındaki tüm sorunların her şeyden önce ’taraflar’ın birbirlerine karşı yakınlaşmasını artırıcı, psikolojik süreçlere tabi olması gerektiği her vesileyle teyit edilmiş, bunun için de Sünni ve Alevi vatandaşların özenli çabalarına duyulan ihtiyacın altı çizilmiştir.



Konunun belli başlı unsurlarının ele alınmasında kaçınılmaz bir şekilde dikkate alınması gereken birkaç temel Anayasa maddesi hakkında çekingen davranıldığı anlaşılmıştır. Örneğin ’Tekke ve Zaviyeler Kanunu’, ’Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ ve yine Anayasa’nın 24. Maddesi gibi konularda tartışmanın derinleştirilmesine ihtiyaç duyulmadan, sorunların bu kanunların sınırlarına dahil olmaksızın aşılması istenmiştir. Bu vesileyle söz konusu kanunları ele almanın zorunlu olduğunu vurgulayan kimi itirazlar da toplumsal birlik ve karşılıklı güven havasını zedeleyeceği kaygısıyla rağbet görmemiştir."


-Cemevleri’nin bir statüye kavuşturulmasında görüş birliği-


Rapora göre, çalıştayların cemevlerinin bir statüye kavuşturulması konusunda herhangi bir görüş ayrılığı yaşanmazken, bu mekanların birer ibadethane olarak tanımlanması konusunda Alevi olmayan katılımcılar da kaygılarını ifade ettiler.


Katılımcıların bir kısmı cemevlerine ibadethane statüsü tanınmasının İslam içinde bir bölünmeye yol açabileceğini, çünkü her dinin ancak bir mabedi olabileceğini, Alevilerin ibadethane vurgusu yapmaktan kaçınarak, devlet tarafından bilinen statüsü teyid edilen cemevleri ifadesiyle yetinmeleri gerektiğini ifade etti. Bir kısmı da bu mekanlarda icra edilen erkan ve uygulamaların ne olup olmadığına, ne sayılıp ne sayılmayacağına Alevilerin karar vereceğini dile getirdi.


Cemevlerine "ibadethane" demeksizin, dernek ve vakıflarına imkan tanımak ve kamu düzenini bozmadıkça bu kurumlara yerel yönetimlerin yardımcı olması da önerilirken, bütün bu önerilerin sonuçta teknik bir çalışma gerektirdiği görüşüne ulaşıldı.


Çalıştayda, mevzuatta doğacak sıkıntıları aşmak üzere ilgili kanuna, "Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cemevleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır" veya "Cemevlerine de aynı imkanlar sağlanır" şeklinde bir ekleme yapılması önerildi.


"Hiçbir pazarlığa meydan vermeksizin..."

Çalıştayların olumlu bir havanın doğmasını hızlandırdığı ifade edilen raporda, tartışılan tüm konularda ülkenin birlik ve beraberliğine ortaklaşa yapılan atıfların heyecan verici olduğu belirtildi.

Raporda, "İlkesel düzeyde barışın ve bir arada yaşamanın hiçbir pazarlığa meydan vermeksizin kabul edilmiş olması sorunun çözümü noktasında taraflara emsalsiz fırsat alanları sunmuştur" görüşüne yer verildi.

CHP, alevilerin sorunlarına yönelik meclis araştırması istedi

CHP, Alevilerin yaşadığı sorunların ve buna yönelik çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istedi.


CHP Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve arkadaşlarının imzasıyla TBMM Başkanlığına sunulan araştırma önergesinin gerekçesinde, "inançları nedeniyle insan hakları konusunda mağduriyet yaşayan kesimlerden birinin de Aleviler olduğu" savunuldu.


"Alevilerin inançlarına ve ibadet yerlerine karşı, yok sayma ve

görmezden gelme politikasının yoğun olarak tartışıldığı günlerden geçmekteyiz" denilen gerekçede, Alevilerin verdiği vergilerle Diyanet İşleri Başkanlığının giderlerinin bir kısmının ödendiği ancak Alevilerin burada yer bulamadığı ifade edildi.

Aleviler ve sorunlarının, bir çok kez gündeme taşınmaya çalışıldığı ancak kesin çözümler getirilemediğinin öne sürüldüğü gerekçede, şu görüşlere yer verildi:


"Alevilerin yaşadıkları sorunlara dönük olarak sunulan iyi niyetli çözüm önerilerinin de reddedildiğini yakın zamanlarda yaşanılan olaylardan görme şansı olmaktadır. Alevi yurttaşlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne dönük net sonuçların alınmaması, getirilen önerilerin reddedilmesi, bununla birlikte iftar yemekleri ve çalıştay gibi çalışmaların yapılması, kamuoyunda kafa karışıklığına neden olmaktadır. Alevilerin sorunlarının çözümü amaçlı yapıldığı iddia edilen çalışmaların, oy kazanmak amacıyla yapıldığına dair kamuoyunda ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Oysa Aleviler, sorunları konusunda iyi niyetli olarak atılacak adımlara destek olacaklarını basın-yayın yoluyla, mitingler aracılığıyla iletmişlerdir." (aa)

http://www.radikal.com.tr/