tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2010

Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz yedirin!


Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz yedirin!


EvcioğluHaber- Bu gün çalıştığım işyerinde arkadaşlarımdan biri, aşağıda alıntılayarak sizlerle paylaştığım bu özel yazının bir kısmını anlatınca; tam olarak ne olduğunu araştırdım ve oldukça etkileyici buldum.. İnsanlar arasındaki ilişkinin ve ağzımızdan çıkacak bir sözün nerelere gidebileceğini, nelere mal olacağını en anlaşılır bir şekilde anlatan bu yazıyı sizlerin duygu ve düşüncelerinize masar olması dileklerimle paylaşmak istiyorum.
Lokman Hekim’e hastasını tedavi ettiren kişi,
“Daha çabuk iyileşmesi için hastamıza ne yedirelim ne yedirmeyelim?” diye sorunca, Lokman Hekim şu cevabı verir;

Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz yedirin!

10.11.2010-Çarşamba

*********
Gerçek Bir Öykü

Bir insana anlık bir öfkeyle şamar atarsınız. Canını yakarsınız. Kısa sürede acısı geçer.
Hayatımız boyunca unutamadığımız ve hala acısı hissettiğimiz bir şamar yoktur herhalde.
Ancak “dil yarası” öyle çabuk geçmez…


Can acısı çabuk geçer de gönül acısı ağır gelir insana.

El acısı çabuk unutulurda, dil acısı uzun süre canını yakar insanın. Söz’ün acısı el’in acısından çok daha fazla yakar insanın canını.

En çok kırıldığımız insanlar ve olaylar üzerinde düşündüğümüz zaman, aklımıza canımızı fiziki olarak yakan insanlar değil, yüreğimizi inciten insanlar gelir. Herhangi bir insanın söyleyeceği ağır bir sözü umursamayız.
Ancak çok değer verdiğimiz bir insanın arkamızdan konuştuğunu duyunca üzülürüz.


İlkelerinden taviz vermediği için sıkıntılar yaşayan bir dostum, çok değer verdiği bir insandan “Bu yaşa geldin de hala dünyada bir dikili taşın bile yok!” sözünü duyunca ne kadar yıkıldığı anlatmıştı. Aylarca kulaklarında çınlamış bu söz.

****
Ama anne onun sizden başka kimsesi yoktu…

Vietnam savaşın en yoğun olduğu günlerde genç asker ailesini arar. Telefonda oğlunun sesini duyan anne çok sevinir. Genç delikanlı annesine, artık savaşta ki görevini tamamladığını ve en kısa sürede eve döneceğini söyleyince anne ve babası çok sevinir.

Telefonu kapatmadan önce genç, annesine “Ama anne benim bir arkadaşım var. O’da benimle gelecek” deyince annesi, “Tabi ki gelsin oğlum! Senin arkadaşlarında benim evladım sayılır” der.

Çocuk tekrar, “Ama anne o arkadaşım bundan sonra hep bizimle kalacak” deyince annesi bir an duraklar ve, “Canım oğlum, biz seni çok özledik. Hele bir gelin buraya. Arkadaşında gelsin. Her şeyi konuşuruz ve hallederiz” der.

Çocuk bu sefer “Ama anne o arkadaşım savaşta iki kolunu ve iki bacağını kaybet. Ben arkadaşıma söz verdim. Bundan sonra hep bizde kalacak ve ömür boyu O’na bize bakacağız” deyince annesi, “Olmaz oğlum! Sen hiç iki kolu ve iki bacağı olmayan bir insana ömür boyu bakmanın ne demek olduğunu düşündün mü?” diye sorar ve devam eder.

“Düşünsene oğlum! İki kolu ve iki bacağı olmayan birine bakmak zorunda kaldığımız zaman tüm hayatımız mahvolacak. Hiçbir yere ve hiç kimseye gidemeyeceğiz. Arkadaşına yemeklerini bile biz yedirmek zorunda kalacağız. Altına pisleyecek biz temizlemek zorunda kalacağız. Hastalık masraflarını da biz karşılamak zorunda kalırız. Böyle bir yükün altına ne ben girebilirim ne de baban bunu kabul eder. Arkadaşına çok değer vermeni anlıyorum. Ancak iki kolu ve iki bacağı olmayan bir insanın bakımını üstlenmemizi bekleme bizden.”

Annesinin verdiği cevabı sessizce dinleyen genç asker “Ama anne! O’nun sizden başka hiç kimsesi yoktu!” diyerek telefonu kapatır.

Oğlunun niçin bu kadar ısrar ettiğini ve telefonu neden kapattığını anlamayan anne evladının eve gelmesini bekler.

İki gün sonra bölge hastanesinden eve telefon gelir. “Başınız sağolsun! Oğlunuz intihar etmiş. Hastaneye gelip cenazenizi alın” denir aileye.
Anne büyük bir üzüntüyle hastaneye gider. Oğlunu son kez görmek istediğini söyler. Hastanedeki askeri yetkili kadını morga götürür. Anne tabutta yatan oğluna bakınca gözlerine inanamaz. Oğlunun sadece bedeni vardır. İki kolu ve iki bacağını savaşta kaybettiğini orada bulunan komutan söyleyince, annenin kulaklarında oğlundan duyduğu son sözler çınlamaya başlar;


“Ama anne! O’nun sizden başka hiç kimsesi yoktu!”

Anne oğlunun tabutunun üstüne bayılır….


*******************
http://www.kadinlarkulubu.com/


11 Haziran 2010

Sigarayı bırakmak için bir nedeniniz yok mu?

Sigarayı bırakmak için bir nedeniniz yok mu?


Alta verilen fotoğraflar gerçeği yeterince açıklamıyormu? Yoksa; kendi başımıza geldiğindemi anlayacağız..!
Umuyoruzki: geç olmadan durumun vahamiyetini anlar ve sağlıklı bir yaşamdan yana tercihimizi yaparız...

Bizimle birlikte yaşayanlarıda bu illetten kurtarırız..!

Gerçi; şöylede bir gerçek var.. "Kendini düşünmeyen, hiç kimseyi düşünmez." dereler..
Gelin, bir dakika düşünün ve ciddi olarak düşünün.. Dertmi oluyor ? Çaremi oluyor ?
Sağlıklı bir ruh haliyle siğaranın üstüne gittiğimizi düşünmüyorum.. Ve de, bize zevk verdiğine kendimizi o kadar inandırmışızki; karşımızdakileride buna inandırmaya çalışıyoruz..
Sigara tekellerinin işine yarayan reklamlarda yapıyoruz.. Böylece, uluslararası karteller bizim gibi üçüncü dünya ülkelerine fabrkalarını kuruyorlar.. Üretime değil tüketime yöneltiyorlar..
Toplumu hastalandırıyorlar ve tedavisinide karşılanamaz ölçüde pahalı yapıyorlar..

Anıımsatma; hem sigara tekelleri, hem ilaç tekelleri ve aynı zamanda, silah fabrikalarıda aynı uluslararası şirketlerdir..

Gelin siz karar verin..! Ama; geç olmasın.!

Haber; Evcioğlu
Fotoğraflar; Milliyet
















15 Şubat 2010

BİR HEMŞİRENİN HAYATINDA "1 SAATLİK DOST"TAN ÖĞRENDİKLERİ


BİR HEMŞİRENİN HAYATINDA
"1 SAATLİK DOST"TAN ÖĞRENDİKLERİ


Bir Saatlik Dost (Yaşanmış Gerçek bir hikaye)

Hızlı bir çalışma temposunun ardından saatin beş olduğunu Kat nöbetini devretmeye gelen hemşire arkadaşlar sayesinde fark etmiştik.
Yoğun bir servisti çalıştığım servis, çocuk servisleri hastanelerin en yoğun ve gürültülü olan servisleridir. Artık günün yoğunluğu geçmiş servis sessiz bir hal almıştı. Akşam tedavilerini henüz bitirmiş ofiste çay içmeye gitme telaşındaydım. Çünkü; o günün ilk çayını içme fırsatı yakaladım diye kendi kendime düşünüyordum..
Kep dağılmış saç baş karışmış yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasından çıktığımda. Aynada kendimi tanıyamadım.
Ofise geldiğimde, hemşire odasının telefonu çalıyordu. Oturduğum yerden büyük bir güçlükle ayağa kalktım ve telefona gittim. Karşıdaki ses acilde trafik yaralılarının olduğunu içlerinde Çocuklarında bulunduğunu, damar bulamadıklarından dolayı acile yardıma gelmemi söylüyordu.
Tüm yorgunluğumu unutmuş hızla acil servisine yönelmiştim ki; diğer telefonda nöbetçi hekimin nöbetçi beyin cerrahı hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartışmasını duydum.


Nöbetçi hekimin sesi ortalığı çınlatıyordu:


— Ne yapalım? Bırakalım ölsün mü bu insanlar? Gelmek zorundasınız!
- ...
— Gittiğiniz davet beni ilgilendirmez! Nöbet değiştirseydiniz Çok önemli bir davetti madem.
-...
— Siz Hipokrat yemini etmediniz mi?
Konuşma böyle sürüp giderken gelen asansöre binerek koşarak acil servisine gittim, Her yer kan revan içinde ağlayan koşuşturan, yakınını bulmaya çalışan, bir yığın insan vardı. Bu kalabalıkta, sağlıklı bir iş nasıl yapılırdı, bilmiyordum. Ama herkes elinden geleni birilerine bakma gayretini gösteriyordu. Acil serviste yatak kalmamış sedyelere insanlar yatırılıp ilk müdahale yapılıncaya kadar bekletiliyor, yetersiz kalan personel yerine hastaları yukarı sevk edilen servise aileleri çıkartıyordu.

Onca kazazede içinde başında kimsesi olmayan ama durumu da oldukça ağır 15–17 yaş arası bir genç vardı. Gerekli müdahalesi yapılmış fakat, sevk edildiği beyin cerrahi hekimi henüz görev yerine gelmediği için orada bekletiliyordu.
Kendime ait serum ve tedavileri uyguladıktan sonra o çocuğun başına giderek ilgilenmeye çalıştım. Şuuru yerindeydi. Konuştuklarımı anlıyor fakat cevap veremiyordu. Son anlarını yaşadığını görüyor ve yalnız olduğu için korkunç derecede üzülüyordum. Onu orada yalnız bırakamıyordum. Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis boşalmış, tüm hastalar gerekli servislere dağıtılmıştı.
Ellerimi sımsıkı tutuyordu, bırakma dercesine gözlerinden yaşlar süzüldükçe kendimi ben de tutamaz hale gelmiştim, eğildim. Yanaklarından öptüm.
'Bırakmayacağım seni sakin ol, Üzülme sakin' diyordum.
Hiç tanımadığım, daha önce hiç görmediğim bu insana anlatılmaz bir yakınlık hissediyor, sanki onun acısının aynısını çekiyordum. Çok acı çekiyordu. Hem yalnızlığından hem de geçirmiş olduğu beyin travmasından.

Ne kadar süre daha onunla kaldığımı hatırlamıyorum.
Avucumu bırakmasıyla kendime geldim. O artık aramızda değildi, bu dünyayı terk etmişti. ve ben gelmeyen doktoru suçluyor, içimden Lanetler yağdırıyordum.
Derken beyin cerrahı hekim gelmişti.
Hastanın daha doğrusu ex (Ölmüş) gencin üzerindeki çarşafı almamı söyledi.
Çarşafı kaldırdığımda doktorun hiç bir şey söyleme fırsatı olmadan yere düştüğünü gördüm.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Yemekli bir davetten gelmişti.
Acaba çok mu sarhoştu. Yada, kalp krizimi geçiriyordu diye düşünürken diğer hekim arkadaşları olaya müdahale etmişlerdi bile.
Ölen o gencecik insanin babasıydı bu doktor ve kendi evladının tedavisi için çok geç kalmıştı ne yazık ki.
Kötü günde oğlunun acısıyla felç geçirmiş ve görevine yeniden dönememişti.


Seni yeniden andım KEREM ruhun şad olsun hayattaki bir saatlik dost bana yıllardır yaşattığın tecrübeyle dost kalan dost.
Yıl 1986
.
MUTLAKA 2-3 Ayda bir bu yazıyı okurum ben. Size de tavsiye ediyorum.

*Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir...

*Dostluk yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir...

*Dostluk; dost bildiğin kişinin en ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereğide değildir...
*Dostluk; dost bildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiğide değildir...


*Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir...

1 ay, 1 sene, 5 sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni Geri Çevirmez ve sanki daha az Önce konuşmuşsun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da Önemlisi, bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanin başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen, ve ayni şekilde onun da Öyle olduğunu biliyorsan;
EMINOL Kİ; O kişi senin DOSTUNDUR...

*Sen de O'nun...


' Her tür ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur.
Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya baslar.
Bir kısmını tutmayı başarsanız da, Çoğu akıp gider.
İ
lişkiler de böyledir.
Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz.
Ama, diğer insanı Çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter.
Hayatta pek Çok insanla karsılaşırsın.!
Ama; sadece gerçek dostlar senin kalbinde bir iz bırakır.'


GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ KAYBETMEMENIZ DİLEĞİYLE!!!

Not: Bu gerçek bir öyküyü bize ulaştıran; dostluğun bir yüce değer olduğu, ama günümüzde ne yazıkki: unutulmaya yüz tutan, insani değerlerden bir örnek olan yukarıdaki yazıyı sizlerle paylaşmamıza imkan veren değerli dostuma çok teşekür ediyor sevgilerimi sunuyorum.. H.ATA

"

2 Ocak 2010

SGK, Özel ve Üniversite hastanelerini sınıflandırdı

SGK, Özel ve Üniversite hastanelerini sınıflandırdı
02 Ocak 2010
SGK'a özel ve Üniversite hastanelerinin, vatandaştan aldığı fark ücretinin yeni yılda kademe, kademe ne olacağını belirlemek için yaptığı çalışma sonucu puanlama sistemi tamamlandı.

Böylece, yapılan İnceleme sonucunda 393 hastaneden en yüksek puanı alanından başlayarak, hangi hastanenin ne kadar fark ücreti alacağı belirlenmiş oldu..
Artık; her isteyenin de istediği hastaneye gidemeyeceği, paran kadar sağlık hizmeti alacağı ve aldığın sağlık hizmetininde kalitesini parasının miktarı ile orantılı olacağı kesinleşmiş oldu. İki yıl önce herkes istediği hastaneye gidecek, istediği doktoru seçecek denilmekte iken, çok geçmeden gerçek niyet ortaya çıkmış oldu.. Bu güne gelmek uzun sürmedi, umuyoruzki; devlet hastaneleri yakında özelleştirilmez..

Şimdilik; yuksulları alan tek hastane, Nuh'un gemisi Devlet hastaneleridir.....!

********************

Hüriyet gazetesinden, Sn; Nergis Demirkaya'nın haberi ise şöyle;

SGK hastanelere 'para sınıflandırması' yaptı

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 1 Ocak 2010’dan itibaren özel hastaneleri sınıflandırma kararı aldı. Özel hastaneleri puanlamak üzere bir komisyon oluşturuldu. Komisyon 400 maddelik kriter testine tabii tuttu. Hizmet Kalite Standardı (Poliklinik, yoğun bakım, ameliyathane, tedavi standartaları...), Hasta Hakları, Hasta ve Çalışan Güvenliği (Hasta hakları ve güvenliği, enfeksiyon kontrolü, tesis yönetimi...), Hastane Hizmet Dilim Endeksi (Elektronik raporlama hizmet standartları, hastanelerin reçete kontrolü...), Kapasite (Yatak sayısı, kapalı alan, doktor ve hemşire sayısı...) ve Çalışan Hakları ve Hukuki Sorumluluklar (Çalışanların sosyal hakları, sigorta primleri...) konusunda puanlama yapıldı.

YOKSULLAR İÇİN E SINIFI

Hastaneler puanlama göre A, B, C, D ve E grubu hastane olarak ayrılacak. E grubu hastaneler yüzde 30 fark ücreti alabilirken bu oran, hastanenin sınıfına göre yüzde 40, 50, 60 ve 70’e kadar çıkabilecek. Puanlama göre 800-1000 puan alan “A sınıfı” olacak. A grubu hastane yüzde 70 fark alacak. Diğerleri de puanlarına göre daha da azalan oranda fark ücreti alacak.

*********************

SGK. tarafından kendi sitelerinde yapılan duyuru ise aşağıdadır.

KURUMLA SÖZLEŞMELİ ÖZEL HASTANELER VE VAKIF ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN PUANLANDIRILMASI HAKKINDA DUYURU
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 13 Kasım 2009 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Özel Hastaneler İle Vakıf Üniversite Hastanelerinin Puanlandırılması Hakkında Yönerge’nin 5 inci maddesinin birinci fıkrasına göre oluşturulan komisyon tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığında 31.12.2009 tarihinde yapılan toplantı sonucunda, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile sözleşmeli özel hastaneler ve vakıf üniversite hastanelerinin, yönergenin 7 nci, 8 inci, 9uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelerinde belirtilen hükümler gereğince gerekli hesaplamalar yapılarak hastane puanları ekte yer alan tabloda belirtilmiştir.

Komisyon Üyeleri

Namık KAYA........ SGK Temsilcisi
Mehmet ÖZDEMİR.......... SGK Temsilcisi
Seyit KARACA.................TOBB Temsilcisi
Dr. Hasan GÜLER ........Sağlık Bakanlığı Temsilcisi
Dr. Menderes TARCAN ..Sağlık Bakanlığı Temsilcisi
EKLER :
Ek 1- Hastane Puan Listesi( Alfabetik sıraya göre)

HASTANE LİSTELERİNİ GÖREBİLMEK İÇİN TIKLAYIN


Kaynak: sgk.com./
Haber:Site yöneticisi