Hrant Dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hrant Dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2011

KARA GÜN "OCAK" TA NE OLMUŞTU ?

KARA GÜN "OCAK"TA NE OLMUŞTU ?

EvcioğluHaber- "Adalet için Hrant için" Arkadan vuranların hala arkasındamısınız..
Ocak ayı her daim karagün Zemheri diye anılır.. Açlığın, yoksulluğun simgesidir, Anadoluda.. Perişandır Anadolu insanı.. Ahırda hayvanının yemi bitmiştir..
Evde açlıktan, kemikleri derisinin altında görünen çocukların ekmeğinin bittiği aydır..
O yıllar bizim çocukluğumuzun yıllarıdır..
Yönetilenler böyle idi..
Ne kadar geliştik, ilerledik densede şimdide aşağı yukarı böyle..
Ama; yönetenlerin boynu kalın, göbek yağlıydı.. !
Bu durum hep böyle geldi, böyle gidiyor....! Değişmedi halkın kaderi hiç bir zaman..
Böylemi yazılmış dersiniz.? Tarihler iki madolyonun yüzünden yazar.. Bir tarafında, zevkü-sefa yaşayanların olduğu.. Bir taraf da açlık, yoksulluk ve üstüne üstelik, katledilen öldürülen zindanlarda çürütülen.. Yetmedi. faili belirsiz, bir yere gömülen...!

Peki daha başka ne oldu, Zemheri de.?

24 ocak kararları diye bilinen, ama halkı ekonomik olarak yoksullaştırılmasının ve soyulmasının kararları alınmıştı.. Türk halkı açısından geri dönülmesi zor bir süreç başlamıştı.. Bu kararla birlikte baskı da artmıştı.. Her yer kangölü...!
24 Ocak kararlarının uygulanması o kadar kolay olamayacağı için; 12 Eylül darbesine ihtiyaç vardı...!

Darbe gerçekleşti..
Acıyla, zulümle...
Ne canlar yitirildi, hayattan koparıldı, gencecik çocuklardı...


Yine bir 24 Ocak'dı. Uğur MUMCU katledildi.. Katiller bulundu, yanlış bulundu, derken bir kişi içeri atıldı.. Ama; kamuoyu vicdanı hala bu sorunun yanıtını bekliyor.. Katiller nerede..?

Bu gün 19 Ocak 2011..
Tam bundan 4 yıl önceydi..
Agos gazetesinin önünde bir silah sesi duyulur..
Daha sonra, ajanslardan Hrant DİNK arkadan ensesinden vurularak öldürüldüğü haberi verilir.. Katil..! Katil ise güvenlik kamerasından tesbit edilir.. Yaşının küçük olduğu ileri sürülen bir "ÇOCUK KATİL" yapılmış.. !
Tarih hep böyle yazılmıştır.. Çocuk Katillerle dolu..
Töre cinayetlerinde olduğu gibi 'Çocuktan Katil' yaratmak hüneri ile doludur..

'Ogün Samat' yakalanır..
Yakalındığı karakolda Türk bayrağı önünde kamaraya ve videoya çekilir..
Aslanlar gibi ağırlanır..
Katil olduğu ve yakalandığı bildirilir..
Ama, ağabeyleri; onu Samsu'ndan istanbul'a yollayan ve eline silahı tutuşturarak Hrant'ı öldürmesini isteyenler olmamıştır.. !
Kendisi planlamıştır mutlaka..!

Cebinde parası dahi olmayan bu çocuk..!
Sizcede kendisi her şeyden sorumlumu?
Hatta; ülkede faili meçhul 20.000 civarında cinayet var.. Bunları da bilinmeyen çocuklar işlemişlerdir..!
Peki ne olacak.?
Kim bulacak bu çocukları, iyi çocukları...!
Hala sorumlular ve yetkililer bu konuda hiç gerçeği konuşmadılar.. Çağırılıp konuşturulmalarını istemek bu ülkede herkesin, barış içinde yaşamak isteyenlerin hakkıdır..

Yine, 4.yılında da Hrant'ın ve ülkenin , barıştan yana kardeşçe yaşamak isteyenlerin gelip karanfiller koyduğu yer Agos gazetesi önüydü.. Gerçek katiller yakalanıp, bundan sonra çocukların katil yapılmadığı bir gün gelinceye dek bu yürüyüş devam edecek..
İstanbul, Ankara ve diğer illerde yürüyüşler yapıldı.. "Adalet İstiyoruz" çağrısı başta Adalet Bakanlığı olmak üzere İktidara duyurmaya çalıştılar..

Önemli bir not ilave etmekte yarar var ...
Fransa Meclisinde "Ermeni Yasa Tasarısı" kabul edilmişti.. Bu tasarıya ilk tepki, Ermeni diye katledilen Hrant Dink'ten gelmişti..
Hatırlayanlar bilir... "Fransa değil, herhangi bir ülke Ermenilerle ilgili böyle bir karar almaya hakkı yoktur.. Böyle bir kararın Türkiye de yaşayan Ermenilere bir yararı yoktur.. Olsa, olsa bu karar; Kararı alan ülkenin kendi çıkarlarına hizmet edecektir.. Kendi çıkarlarını korumak için Ermenileri; helede Türkiye Ermenilerini alet edemezler.. Buna asla izin veremeyiz.. Türkler bin yıldır birlikte yaşadığımız kardeşlerimizdir.. Daha bin yıllar birlikte yaşayacağız.. Bu nedenle kınıyorum" demişti..

Hrant'ın katil yada katilleri yakalanıp, gerçekler ortaya çıkmadıkça ülkemiz üstüne güneş doğmaz.. Karanlıklar aydınlanmaz..
Bunun için "Adalet İstemek" gerek..
"Güvercin tedirginliğinde yaşamak" demişti. Sevgili Hrant,,
Hrantı anlamak içinde Ermeni olmak gerekmez..

"Barış, adalet, eşitlik, özgürlük ve hoşgörü içinde bir arada yaşamak için. Bu yüzden hangi coğrafyada olursa olsun, halkların kardeşliğine inananlar olarak Hrant için, Adalet için…"

Işıklar içinde yat .. Güzel insan..

Ülkemizin makus tarihi bir gün bu kara günleri yenecektir....


EvcioğluHaber-19.01.2011- Çarşamba

13 Aralık 2010

Utanç...

Utanç...

Zülfü Livaneli
Zülfü Livaneli
(Diğer Yazıları)
10 Aralık 2010 Cuma

Utanç...

Utanç...

Kendimi bildim bileli bu ülkenin öğrencileri dövülür, coplanır, ayaklar altında çiğnenir, tutuklanır.

Sonra da yetkililer ‘Efendim bunlar öğrenci değil, örgüt mensubu‘ der.

Hükümetler değişir ama Ankara’nın bu temel anlayışı değişmez.

Gelin de utanmayın!

***

Yargı 30 yılda Kemal Türkler cinayetini karara bağlayamadı ve dava düştü.

Kemal Türkler’i katledenler yaptığıyla kaldı.

Babasının ölümüne şahit olan kızı ise yüreğinden taşan isyan duygularını nasıl ifade edeceğini bilemedi. ‘Bu ülkeden utanıyorum!’ dedi.

Gelin de utanmayın!

***

Silahla, bombayla hiç ilişkisi olmayan, tam tersine ‘Bu ülkede silahlar sussun’ diye elinden geleni yapan Pınar Selek, yıllardır eziyet çekiyor.

Bitmek tükenmek bilmeyen davalar, hapisler, beraat kararları ve tekrar yargılamalarla bu değerli insanın hayatını cehenneme çevirdiler.

İki kez beraat etmiş olmasına rağmen, şimdi her şey yeniden başlayacak ve bu değerli yazar-sosyolog aynı işkenceleri yeniden yaşayacak.

Her gün koca bir kayayı iterek tepeye çıkaran ve her akşam kayanın aşağı yuvarlanmasıyla, aynı işlemi sonsuza kadar tekrarlamak zorunda kalan Sisyphos gibi.

Gelin de utanmayın!

***

Hrant Dink’in katilleri, her duruşmada yüreği yanan mağdur aileye hakaret ediyor, yüzlerine gülüyorlar.

Cinayetin devlet içindeki uzantıları bir türlü ortaya çıkarılmıyor.

Gelin de utanmayın!

***

Her bayram yüzlerce kişi trafikte ölüyor.

Sokakta yürüyen masum vatandaş üzerinde ateş talimi yapan gençler, o gün baba olmuş bir genç adamı öldürüyorlar.

Magandalar 4. katta sınava giren kız çocuğunu vuruyor.

Gelin de utanmayın!

***

Gazeteci Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan hiçbir mantıklı açıklaması olmadan, artık zulme dönüşmüş bir esirlikte, Silivri zindanında ömür tüketiyorlar.

Gelin de utanmayın!

***

Bu ülkede utanç duyulacak çok işler oluyor ama nedense utanması gerekenlerin bir türlü yüzü kızarmıyor.

Gelin de utanmayın!

Gelin de utanmayın!

http://www.rtuk.tv/haber_detay.php?id=8886

EvcioğluHaber-13.12.2010

19 Ocak 2010

Sana Mektup Yazdım

Sana Mektup Yazdım

Aydın Engin

aengin@t24.com.tr

19.01.2010

Sana mektup yazdım. Postacı iletemezmiş. O yüzden buraya koyuyorum.
Bir yolunu bul; okumaya çalış. Bizim okurlardan “Bu özel mektup da neyin nesi” diyen çıkarsa, bir şeyler uydururum artık. “Yanlışlıkla girmiş. Kusura bakmayın filan” derim mesela.

Ben... Yooo, iyiyim... İyiyim dediğim, dil alışkanlığı işte.
Memlekette iyi olmak için fazla sebep yok. Bıraktığından da beteriz desem yeter mi?

Aslında bugün niyetim Kınalıada’ya gitmekti. Sabahtan gidecektim. Vapurda martılara simit atacaktım.

Hatırladın mı, hani yine Kınalıada yolunu tutmuştuk. Hani vapurda simit uzattığım aç gözlü martı gaga vurup parmağımı kanatmıştı. Hani martının “Ermeni martısı mı, Türk martısı mı” olduğunu tartışmıştık (!). Hani ben “Kınalıada karasularına girdik. Öyleyse bu martı bir Ermeni martısıdır” demiş ve “1941’de doğmuş benden 1915’in hesabını soruyor bu zalim”


Görüyorsun kafam yerinde değil. Ordan oraya, anılardan anılara atlayıp duruyorum...
diye eklemiştim. Hani çok gülmüştük...

Neyse... İşte vapura biner öğlene doğru Kınalı’da olurdum. Bizim o iskeleye yakın meyhanemize gidip tek başıma oturmak niyetindeydim. Yani seninle beraber olmak istiyordum; biraz dertleşmek, biraz havadan sudan, denizden balıktan konuşmak filan...
Sonra vazgeçtim. Üşüdüm... Hayır havadan değil. Olmadı kalın bir palto giyersin, kafana bir bere takıp kelini korursun...
İçim üşüdü içim...
* * *
Sabahtan beri telefonlar durmadı. TV’ler, radyolar senin için özel program yapıyorlar.

Beni anla...

Hiçbirine çıkmak istemiyorum. Üç yıldır yinelediğim, üç yıldır izleyenlerin ezberlediği lafları sıralamak istemiyorum... Bilmiyorum, belki hatırını kıramayacağım iki arkadaşın, Mirgün’le Ruşen’in NTV’deki programlarına katılırım ama, inan onu bile istemiyorum...
Ayrıca öğleden sonra gazetenin önünde toplanacağız. Seni anacağız... Biliyor musun, yanlış anlamayacaklarına emin olsam oraya bile gitmek istemiyorum.
Beni anla.
İçim üşüyor, içim...

* * *
Ama bu yazdıklarıma bakıp evde pinekleyip durduğumu sanma. Sadece bugün böyleyim. Onun ötesinde günler çok yoğun ve yorucu geçiyor... “Solun merkezini yeniden inşa etmek” diye tanımladığımız bir uğraş için çabalıyor, koşuşturup duruyoruz. Fena gitmiyor. Ama fena halde zor gidiyor...

Biliyor musun o toplantılarda seni andığımız çok oldu. Malum parti kurmaya kalkınca sanki en önemlisi oymuş gibi akla hemen “Başkan kim olsun” sorusu gelir. Geldi de... Toplantıda genç bir kadın arkadaş olanca ciddiyetiyle senin adını söyledi ve olanca samimiyeti ile ekledi: Ne güzel olurdu !..

Herkes bir an sustu kaldı. Herkes birkaç saniye sanki seni başkan yapmışız gibi keyifli bir düşe bıraktı kendini...

Sahi be, ne güzel olurdu? Hemen işin ağırlığını senin sırtına yıkar, kendim İstanbul’da, Kınalıada’da, Marmara Adası'nda tembellik tanrıçasıyla ateşli bir aşk yaşamaya başlar; bana atacağın fırçalara nanik yapardım...
* * *
Şey...

Lafı toparlayamıyorum. Bugün bir sürü şey seni hatırlatıyor ve ben en azından bugün bunu taşıyamıyorum... Bak mesela yine bir yerlerde “Sarı Gelin” çalıyor. Hayır... İstemiyorum...
Beni anla.
İçim üşüyor, içim...
Hoşçakal kardeşim...
Sana yine yazarım....
Sen...
Sen yazmasan da olur...

http://www.t24.com.tr/