EvcioğluHaber- Tunus diktatörü kaçtı.. 1956 da Fransız işgalinden bağımsızlığını kazanan tunus'da, devrik diktatör 1987 de yine darbe ile iktidar olmuştu.. Başta, İslami muhalefet olmak üzere diğer toplumsal muhalefete de sert tutumuyla tanınan, Zeynel Abidin bin Ali'nin ülkeyi terk etmesine yol açan isyanın başlamasına 26 yaşındaki bilgisayar mühendisi Muhammed Boazizi sebep olduğu ileri sürülmektedir.. ![]() İşsizliğe, hayat pahalılığı ve yüksek enflasyon eklenince çaresiz kalan genç, Sidi Bouzid kasabasında bir arabaya doldurduğu sebze meyveyi satarken 17 Aralık'ta zabıtalara yakalandı. Buazizi'nin arabasına ve mallarına el koyan zabıta, gence şiddetli bir tokat attı. Öfkeden deliye dönen Buazizi, bir bidon benzini üzerine boca ettikten sonra valiliğin önünde kendini yaktı, 4 Ocak'ta da kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Gencin cenaze törenine katılan binlerce yoksul ve işsiz insanların 'intikam' yemini ettikleri belirtilmekteydi.. Tunus'ta bir aydır süren protesto olayları sonucunda diktadör kaçtı.. Ordu yönetime el koydu..! Tunus'un arap ülkelerine kaçan Cumhurbaşkanı'da ordundan olup; 25 yıl önce bir darbe sonucu yönetime el koymuştu.. 25 yıl boyunca kendilerinden başka hiç bir kimsenin konuşmabına bile izin verilmedi.. Halk açlık ve soksulluk içinde yaşamaya mahkum edildi.. Bu gün de ordu yönetime elkoydu.? Bu güne kadar, Fransa tarafından desteklenen Zeynel Abidin Bin Ali'ye Fransa Dışişleri Bakanı tarafından "eğer isterseniz Fransız polislerini gönderelim" dendiği iddia edilmişti.. Ancak; Sarkozy tarafından Fransaya girişine izin vermediği belirtildi.. Devrik diktatörün Arap ülkelerinden birine sığınması da işin ilginç bir diğer yanı.. Çünkü; arap ülkeleri diktatörü yargılanması için Uluslararası Mahkemeye vermeyebilirler.. İkincisi ise; Tunus'ta yaşanan olaylar diğer arap ülkele halklarına sıçramasından ve despotiz yönetimlere karşı ayaklanması tehlikesini de getirmekte ve böylece, demokratik olmayan emirlikler ve krallıkların tahtlarını ve saltanatlarını sallamaktadır.. Tunus'tan korkan dikta rejimlerin sahipleri, önümüzdeki günlerde en ufak bir talebi bile şiddetle bastırma eğiliminde olacakları ve halkı daha acımasız günler beklidiğini bilmek gerekir.... Ancak; artık bundan sonra ne olursa olsun; "hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.. " ***** dünyabülteni.net tarafından Türkçeye çevrilen, Bir arap gazetesinde; yayınlanan Abdurrahman el Raşid makalesinde şöyle diyor.. ----- Tunus’ta toplumsal patlamaya yol açan ekonomik durum kötüdür. Ama düşünebileceğimizin en kötüsü değildir. Tunus vatandaşlarının alım gücü Libya, Bahreyn ve Sudan’dan daha iyi. Tunuslular Arapların en tahsillileri. Tunus eğitime kaynak akıtma bakımından Araplar arasında birinci, dünyada 18. sırada. Vatandaşları gelirlerinin zayıflığına rağmen Ürdün, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki insanlardan daha çok mobil telefona sahipler. Bütün bunlar gösteri yapan insanların hatalı, hükümetin haklı olduğunu mu gösteriyor? Hayır. Asla. İki şeyi vurgulamak istiyorum: Birincisi: Problem sadece Tunus’un problemi değildir. Tunus halkı durumundan razı değilse, iktisaden Tunus’tan daha kötü olan Arap halkları ne durumdadır? Bu durum endişeli olmayı gerektiriyor. Çünkü işsizlik, Arap rejimleri ve istikrarı için en büyük ve hakiki tehlikedir. Tehlikeyi hissetmeksizin işsizlikle sorunuyla birlikte yaşamaya devam eden devletler bir gün çökebilir. | ||||
| ||||||||
Uzun zamandır siyasi bir yazı yazmamıştım. Banu Avarla Sınırlar Arasında'yı izliyorum.
Konuşan Sudan Cumhurbaşkanı Danışmanı Dr. Gazi Salahaddin Atabani. Yaşadıklarımız, acılarımız birbirine bir sınır kadar yakın.
2005 yılından sonra Darfur'u dillerine doladılar amerikalılar. Her biri Darfur diyor, ama hala diğer yaşanan insanlık dışı olaylar var olmaya devam etmekteydi. Irak, Afganistan, .........' da savaşlar sürüyor insanlar ölüyordu. Birşeyler uluslararası yardım kuruluşlarına artık oraya gidebilirsiniz demişti.
Birleşmiş milletlerin önce barış gücü sonra savaş gücü toprağa ayak basacak, Sudanda yaptıkları karışıklıkları yine barışı sağlamak için kendileri düzelteceklerdi.
Nesi var? Önce nesinin olmadığını sayalım. İnsanlarının karınlarını doyuracak üretim sistemi yok, böylece yardım! kuruluşlarına muhtaç durumdalar, suları yok, sudan karışıklıklarla birbirlerini öldürttürülüyorlar. Çok sistemli bir yapı.
Sudan Cumhurbaşkanı "Amerikalı ve Avrupalı temsilcilerle konuştuğumda onlara şunu söylüyorum. Yardım adı altında yaptıklarınız yardım değil. Arkasında başka amaçlar var. İnsanları kamplarda topluyorsunuz, çünkü buna muhtaç duruma getirildiler. Orada çalışmalarına gerek yok, sadece ellerini açmaları yeterli." İnsanların duygularını satın alıyorlar.
Yaşadıklarımız bir sınırla ayrıldı. Kamplarda toplanacak kadar yardıma muhtaç değiliz, iyiki bizim yardımlarımız kapımıza kadar getiriliyor. Ne kadar güzel, el açmamız gerekli değil. Satın alınıyoruz. Sudan'ıda satın alıyorlar. Biri uluslararası güçlerle, bizimki ulusal.Ah o yaşlı insanlar. Ne kadarda kanıyorlar. Allah razı olsun o başkandan. Razı olsun onun da başkanından ve başkanından. Razı olunacak bir durumda rızamı alacak ve tekrar onu başkalarına satacak.
Dönelim yeniden Sudana. Silahlı örgütler savaşıyor, bir kısım yardımların ülkeyi kalkındıracağını diğerleri bir çıkmaza sürükleyeceğini söylüyor. Hala bu dünyada parası olanlar yaşıyor. Muhtaçlar el açıyor. Ve garib, muhtaç insanlarda parası olanlar için yaşıyor.
Çin'in Sudan petrolünün %70'ni alıyor olması, su ve diğer işlerde ortak çalışmaları, bazılarını korkutmuş ki sevimli olunmaya çalışıyorlar.
Ne de olsa bir damla petrol, bir damla kandan daha değerli.Çağdaş ATA
16 Nisan 2008 Çarşamba