27 Ekim 2010
Zulüm Bitti derken, Sıra Irak Polis'inde
1 Ağustos 2010
Mustafa Güzelgöz ve Kütüphanecilik
Mustafa Güzelgöz, Ürgüplü hemşehrileri gibi İstanbul’a çalışmaya gider ve burada Tiftik ve Yapağı Dışsatım Birliği’nde depo memuru olarak iş bulur; fakat II. Dünya Savaşının çıkması üzerine 1940 yılında askere alınır. Tokat’ta 3,5 sene süren askerliğinin ardından memleketine döner. Amacı yeniden İstanbul’daki işine dönmektir; ancak ailesi kendisinin Ürgüp’te kalıp hayatını burada kurmasını istemektedir. Güzelgöz’ün futbol konusundaki bilgi ve deneyimi Kaymakamın gözünden kaçmaz, boş zamanlarında Ürgüp’lü gençleri futbol çalıştırması şartıyla iş bulmayı teklif eder, Tahsin Ağa Kütüphanesi memuresinin emekliliğe ayrılması üzerine boşalan kadroya Güzelgöz atanır. İlk iş olarak harf devrimi sonrasında kütüphanenin rutubetli bir odasına atılmış olan Osmanlıca kitapları çıkartarak kurtarır. Kütüphanecilik alanında herhangi bir bilgisi olmayan Güzelgöz, kütüphanecilik üzerine yazılmış bir el kitabından yararlanarak modern bir kütüphane oluşturma çabasına girişir. Yakın çevresindeki tanıdıkları ile konuşarak ellerindeki kitapları kütüphaneye bağışlamalarını sağlar ( İleri ve Talipoğlu, 2007). Güzelgöz, kaymakamla birlikte katıldığı heyet gezilerinde; halkın, heyette bulunan doktor öğretmen veteriner gibi halkın gereksinimlerini karşılayan meslek adamlarına büyük saygı gösterirken; bir kütüphane memuru olarak kendisine aynı saygının gösterilmediğini fark eder. Bunun üzerine bir kütüphane görevlisi olarak halka nasıl faydasının dokunacağını düşünmeye başlar. Köylünün imkânsızlıklar sonucu yararlanamadığı kütüphaneyi onun ayağına götürmeye karar verir. Bunun için en uygun olan yöntem, kitapları eşeklerle taşımaktır. Kitapları taşımak için gerekli olan sandıkların krokisini hazırlayarak marangoza yaptırır. Ödünç vereceği kitaplar içinde bir izleme defteri hazırlayarak yollara düşer. Böylece 36 köye hizmet vermeye başlar. Güzelgöz, Tahsin Ağa Kütüphanesinin yeni binasına kat çıkmak ve gezici kütüphane hizmetinden daha çok insanın faydalanabilmesini sağlamak amacıyla bakanlığa başvurarak iki adet yeni memur kadrosu ve eşekler için yem bedelinin karşılanmasını ister. İstediklerini alır. Bu kadrolara görevli alınırken bir eşek sahibi olması ve kendi bölgesinde en az beş köye hizmet götürmesi şartı aranır. Kitap sayısını arttırmak ve de özellikle çocuk kitaplarına gereksinim bulunmaktadır. Ürgüp dışında çalışmakta olan hemşehrilerin adresini toplayabildiklerine el yazısı ile tek tek mektup yazarak kitap göndermeleri isteğinde bulunur. Bir ay sonra mektuba cevap olarak paketlerle kitaplar gönderilmeye başlar. Bazı Ürgüp’lüler gazete ve dergilere abone olmuşlardır. Güzelgöz’ün Ürgüp Sisteminin gelişmesi süreci içinde özellikle değinilmesi gereken ara başlıklar bulunmaktadır: Köylere götürülen bu hizmet neticesini vermeye başlamıştır. Karacaoğlan, Ali’nin Hayber Kalesi Cengi ile başlayan okuma zevki ve alışkanlığı gelişmiş; Karain köyünde Balzac’ın klasikleri bile okunmaya başlanmıştır (Yaşar, 1991). Sevdiği kızı kaçırmak isteyen genç, Türk Ceza Kanununu alıp inceledikten sonra kanunda bu fiilin cezasının idama kadar gittiğini; en azından 15-20 yıl hapis olduğunu öğrenerek bu niyetinden vazgeçmiştir. Genç bunu öğrendikten sonra Güzelgöz’e teşekkür ederek zihninde kurguladıklarını anlatır ve kanun kitabının hayatını kurtardığını söyler (Güney, 1991). Güzelgöz, kütüphaneyi sosyalleşme merkezi olarak köy kahvesine bir seçenek haline getirmek istemektedir. Köylüyü kütüphaneye çekebilmek amacıyla gurbetçilerden toplanan yardımlarla kütüphaneye radyo koyar. Bu girişim sonuç vermiş ve köyün erkekleri kütüphaneye gelmeye başlamıştır. Ancak kadınlar hala evinde işinin ve çocuğunun başındadır. Güzelgöz kadınları da kütüphaneye çekebilmek amacıyla haftanın belirli bir gününü onlar için ayırır. Ardından kadınların daha çok sayıda gelmelerini sağlamak amacıyla gurbetteki hemşehrilerinden bir kez daha bağış toplayarak dikiş makineleri satın alır. Makine kullanmayı bilen kadınların yardımıyla dikiş kursları açılır. Kadınların kurs vakitlerinde göz önüne dikiş, nakış, moda, yemek yapımı ve çocuk bakımı ile ilgili kitaplar konarak kadınların ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına yönelik kaynaklar sunulur. Böylece köylü kadınlar kütüphanelere çekilerek okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışılır (İleri ve Talipoğlu, 2007). Güzelgöz, köylere kitap taşımak kadar yöresinde başka girişimlere de öncülük etmiştir. Yaptığı bu çalışmalarla, yöredeki sosyal ve kültürel hayatı zenginleştirmiştir. Güzelgöz, kütüphaneleri tam anlamıyla bir eğitim merkezi haline dönüştürmek için bunların yanına bir de spor teşkilatı kurmuştur. Bir çok kütüphanenin yanda voleybol sahaları kurulmuş gençlerin futbola olduğu kadar diğer spor etkinliklerine de dikkatleri çekilmeye çalışılarak bedensel olarak güçlenmeleri amaçlanmıştır. Karain, Mustafapaşa ve Çökek köylerinde, köy duvar gazetesi için panolar konmuştur. Bu panolara köyle ilgili haberler yazılmakta, Türk büyüklerinin resimleri asılmaktadır. Özelikle bu resimleri gören köylüler altındaki yazıları da merak ederek okumaktadır (Ulus Gazetesi, 1963). Güzelgöz, Ürgüp ilçesinde ilk folklor oyunlarını başlatır. İlk bando çalışmalarını hayata geçirir ( İleri ve Talipoğlu, 2007). Modern iletişim araçları ile Ürgüp halkını tanıştırmak amacıyla köy köy gezerek 16 mm'lik sinema makinesiyle gösterimler yapar. Konusu, kültür-sanat, tarım, hayvancılık ve gündelik yaşamı kolaylaştırıcı bilgileri içeren belgesel filmleri köylerin uygun alanlarında göstererek köylüyü bilgilendirmeye çalışır. Ayrıca fotoğraf makineleri, agrandizör ve baskıda kullanılan sarf malzemelerini sağlar. Saydam gösterimi için bir makine bir de jeneratör edinir. Böylece elektrik imkânı olmayan köylere bu hizmeti götürme imkânını da sağlamış olur (İleri ve Talipoğlu, 2007). Güzelgöz, sosyal ve kültürel etkinliklere öncülük etmenin yansıra yörenin ekonomik olarak kalkınması için de çalışmalarda bulunur. Çökek köylüsünün ürettiği üzümü yok pahasına satmaktadır. Güzelgöz köylünün elindeki ürünü değerlendirebilmesi için köylüyü kooperatifçilik çalışmalarına yöneltir ( İleri ve Talipoğlu, 2007). 1963 yılında Amerika’da dünya çapında bir yarışma açılmıştır. Amerikan devletinden bağımsız olarak düzenlenen bu yarışma, halkına gönüllü olarak hizmet eden yaratıcı insanlar arasında düzenlenmektedir. Yarışma ile ilgili çağrının Devlet Planlama Teşkilatına ulaşması üzerine adayın kim olabileceği düşünülür. Teşkilatta memur olarak çalışmakta olan bir Ürgüplünün önermesiyle Güzelgöz, DPT‘ye çağrılır. Hazırlanan evraklarla beraber gönderilen çalışmaların yerinde incelenmesi isteği üzerine Amerika’dan üç kişi gelerek çalışmalarda bulunur. Bölgedeki yüksek okuma yazma oranı ve kütüphanecilik sisteminden çok etkilenirler. Çektikleri fotoğrafları ekledikleri olumlu görüşlerinin yer aldığı rapor yarışma jürisine sunulur. 21 Kasım 1963 tarihinde tüm dünyadan önerilen adayların eserleri toplanır. İlk eleme sonrasında Türkiye, İtalyan ve İspanyol rakipleriyle finale kalmıştır. İspanyol aday Miguel, dağ ve ova köylerine salgın hastalıklara karşı aşı götürmüş, yaptığı aşılarla halkının sağlığını kurtarmış, özellikle çocuk ölümlerini aza indirmişti. İtalyan aday Jiordano ise köprü altı çocuklarını okutmuş onları topluma kazandırmak için uğraşlar vermişti (Baykurt, 2007). Juri üyelerinin yarısı ödülü İtalyan adaya verme yanlısıdır. Türkiye’den yana olan Jüri başkanı Dwight Cook yaptığı konuşmada Güzelgöz’ün yaptığı hizmeti toplumsal bir önlem olarak gördüğünü çocukların köprü altına düşmemesi için bu çalışmaların yapıldığını söyler. Eşit olan oylamada başkanın oyu ile Türkiye kazanır. Dünya’da ve Türkiye’de sonuç büyük yankılar uyandırır. The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi aldı. Yaptığı çalışmaları ile ulusal ve uluslararası pek çok yayın kuruluşunda yer alan Güzelgöz ‘e ilk olarak 1963 yılında Amerikan Barış Gönüllüleri kuruluş tarafından 1960 model bir cip hediye edilir. Amerikalı İktisadi Kurul Başkanı Vandayk, Ürgüp’te Nevşehir valisine Tahsin Ağa Halk Kütüphanesine hediye edilen cipin devir teslimini yapar. Güzelgöz , 1967 yılında Amerikan büyükelçisinin Ürgüp’e yaptığı gezide, kendisinin karşılayarak yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verir. Gördüklerinden etkilenen büyükelçi kütüphaneye bir pikap araç hediye eder (İleri ve Talipoğlu, 2007). Güzelgöz, Kütüphane Müdürlüğü dışında on iki kurumda daha görev almaktadır. Başarıyla ve büyük bir şevkle yürütmekte olduğu bu görevler onu bölgesel kalkınma önderi haline getirmiştir. Tüm bunlara karşın asli görevi olan kütüphane müdürlüğünü ihmal ettiği ve yürütmekte olduğu diğer görevlerinde şahsi çıkar sağladığı şikayetleri üzerine bir soruşturma açılır. Soruşturmayı yürütmek için Ankara’dan müfettiş gelmiştir. Güzelgöz bunca emeğinin ardından kendisi hakkında açılan bu soruşturma ile ilgili olarak yaptığı bunca hizmete karşın ortada bir politika olduğunu, kıskançlık ve fesat olduğunu hiç düşünmediğini belirtmektedir (Baykurt, 2007). Müfettiş yaptığı incelemeler sonucunda kütüphane çalışmalarını aksattığı ve görev aldığı diğer kurumların ödeneklerini çıkarı için kullandığı sonucuna varır. Yaşanan tüm olaylarda hep yanında olan yetkililerden destek bulabileceğini sanır ancak yanılır. Güzelgöz soruşturma döneminde ve sonrasında yalnız bırakılır. Teftiş sonucunda üç maaş indirilmesine karar verilmiştir. Görüşmek amacıya gittiği Nevşehir valisi Mehmet Bey, Güzelgöz’e onun adına emekliliğini istediğini söyler. Güzelgöz’e 1972 de bir jubile düzenlenir. Bu jubileye resmi makamlar da dahil olmak üzere üniversiteden öğretim elemanları, Ürgüplüler ve İstanbul’dan gelen konuklar da katılır. Görkemli geçen tören sonunda Güzelgöz yaptığı veda konuşması ile 28 yıllık kütüphanecilik görevine 50 yaşında veda eder. Bir İstanbul ziyaretinde Millet Kütüphanesi’nde kendisi hakkında bu olumsuz raporu yazan müfettiş Şemim Bey'le karşılaşır. Aralarında geçen konuşmada raporu olumsuz yazması için kendisine baskı yapıldığını söyler ancak tüm ısrarlarına rağmen Güzelgöz, kimin baskı yaptığının öğrenemez (Baykurt, 2007). Mustafa Güzelgöz’ün kıymetini bilenler, çabalarını bir kitapta topladılar. Baykurt’un Mavi Kitap olarak adlandırdığı çalışma, Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi tarafından Mustafa Güzelgöz ve Eşekli Kütüphane adı ile çıkarıldı. Kitap, Güzelgöz'le ilgili görseller, çeşitli gazetelerden haberler ve devlet kurumları arasındaki yazışmalardan oluşan görsel ve yazılı materyallerin bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Güzelgöz’le yapılan bir söyleşinin de yer aldığı kitap, gezici kütüphaneler olgusunu ve Güzelgöz’ü çeşitli açılardan ele alan makalelere de yer vermektedir. Fakir Baykurt'un kaleme aldığı Eşekli Kütüphaneci adlı roman, Ürgüp’ü görmeye gelen Yunan’lı genç Dimitrios’un gözünden konu edilmektedir. Roman, Güzelgöz, yöresel bir aşık olan Refik Başaran, Ürgüp ve Yunanistan’nın Larisa kentlerinin kardeş kentler olmasının anlatıldığı üç öykü sarmalının içinde işlenmiştir. Bir diğer çalışma, Aydın İleri ve Tayfun Talipoğlu’nun ortak çalışması olan kitaptır. İlk baskısı 2006 yılında yapılan Eşekle Gelen Aydınlık adlı bu çalışma, Güzelgöz’le ilgili makalelere, basında çıkan haberlere, köşe yazılarına, karikatür ve zengin bir fotoğraf içeriğine yer vermektedir. Talipoğlu’nun Güzelgöz'le yapmış olduğu ropörtajın yer aldığı bir CD yi ek olarak veren kitap, Mavi Kitap'ın güncellenmiş ve zenginleştirilmiş bir versiyonu olarak görülebilir.
Evcioğluhaber- Sitemizin değerli ziyaretçileri; bu yazımızın konusu, toplumda bazı öne çıkmış insanar vardır.. Ama, nedendir bilinmez! gerçekte var oldukları kadar tanınmaz ve öne çıkması bir şekilde engellenir.. sanatta, kültürde, edebiyatta, yazın hayatında toplumsal bilince yaptığı katıyla ve 1921-2005 yılları arasında yaşamış ve adından "eşekli kütüphane" olarak bahsettiren ürgüp yöresine kazandırdığı kütüphane ve kitap okumayı özendirerek, halı dokumaya önayak olup halıcılığın gelişmesine katkı sağlayan ve eşekler sırtında köy köy gezerek kıtap dağıtıp, okunmasını sağlayan bu güzel insanı inanın bende duymamıştım..
değerli yazar , sn; hasan uysal'ın "cehalet ve din" başlıklı yazısını okuyunca; içindeki bir bölümde adı geçen bu güzel insan mustafa güzelgöz araştırıp tanıma ve tanıdıkçada toplumun herkesimince de tanınmasını sağlamak bir görev olarak karşıma çıkmıştır.. umuyorum; sizlerde benim kadar; mustafa güzelgöz'ü tanımış olmaktan mutluluk duyarsınız.. ben çok mutlu oldum.. gerçi biz toplum olarak, yaşarken kiymet vermiyoruz ama; olsun en azından yaptıklarıyla onlara kıymet verelim,,
31.07.2010
mustafa güzelgöz 1921-ö.2005). kütüphaneyi halkın ayağına götürmek düşüncesi ile ürgüp seyyar kütüphanesinin yedi katır ve üç atı ile yöredeki 36 köye hizmet götürmüştür. 1972 yılında emekli olan eşekli kütüphanecinin yaşam öyküsünü, yazar fakir baykurt, eşekli kütüphaneci adlı eserinde romanlaştırmıştır. ayrıca yazar ahmet şerif izgören "süpermen türk olsaydı pelerinini annesi bağlardı" adlı kitabının girişimcilik bölümünde mustafa güzelgöz'ün hikayesini anlatmaktadır. güzelgöz’e 1963[1]mustafa güzelgöz, nevşehir devlet hastanesi’nde tedavi görürken 18 şubat 2005’te kalp yetmezliğinden ölmüştür. diğer adıyla eşekli kütüphaneci (d. yılında “amerikan barış gönüllüleri derneği’nin insanlığa hizmet ödülü” verilmiştir.
MUSTAFA GÜZELGÖZ
NE YAPMIŞTI? Eşeklerle Kitap Taşıma
Balzac Okuyan Köylü
Kız Kaçırmak İsteyen Genç
“ Okuyan insan suç işlemez[2] ” Kadınların Kütüphaneye Gelmesi
Güzelgöz'ün Diğer Girişimleri
Spor teşkilatı ve Köy Gazetesi
Folklor ve Bando Çalışmaları
Ürgüp’te İlk Sinema Gösterimi ve Fotoğrafçılık Çalışmaları
Ürgüp ve Çevresinde Kooperatifçilik Çalışmaları
Halkına Hizmet Götüren Gönüllüler Yarışması
Amerikan Elçisinin Ziyareti ve Cip Hediye Edilmesi
Soruşturma ve Jubile
Mavi Kitap
Hakkında Yapılan Diğer Çalışmalar
Kaynakça
Kaynak::http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Güzelgöz
17 Temmuz 2010
Küba ilaç kontrol merkezi uluslararası düzeyde tanındı
Küba ilaç kontrol merkezi uluslararası düzeyde tanındı
Havana, 10 Temmuz 2010 (Prensa Latina) Küba Devlet İlaç Kalite Kontrol Merkezi (CECMED) Amerika kıtasında ilaç değerlendirme alanında otorite kurumlardan biri olarak kabul edildi.
CECMED'e dair açıklamayı Panamerikan Sağlık Örgütü (PHO) yerel danışmanı Jose Daniel Peña Ruz Havana'da yaptı.
Bu kapsamda PHO'nun yanısıra Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de CECMED'i dünya çapında bir değerlendirme kurumu olarak kabul etmiş oldu.
CECMED, ilaçların ticari amaçlı geliştirilmesi, üretimi, kontrolü ve dağıtım izinlerini veren kurum. Kurum dağıtım süreçlerini takip ediyor ve olası olumsuz etkilere sahip ilaçların dağıtımının önüne geçmeye çalışıyor.
Peña, 1989'da kurulan CECMED'in ilaç kontrol alanında otorite olduğunu, iyi bir kontrol sistemine sahip olduğunu, halka güvenli, verimli ve kaliteli ilaç dağıtıldığının ana güvencesi olduğunu belirtti.
Kurum yöneticisi Rafael Perez ise Granma gazetesine verdiği demeçte söz konusu güvencenin Küba ilaç ve biyoteknoloji sanayiinin güvenlik standartlarını daha da yükseltmeye yardımcı olduğunu söyledi.
http://www.plturkce.org/
"
25 Mayıs 2010
Yoksulluk ve yolsuzluk nasıl bitecek?
Devlette, 100 liraya başlayan işler 500'e bitmeyecek. Yatırımlar sivil denetime açılacak. Doğu ve Güneydoğu'ya İtalya örneği uygulanacak. Amerikan firmalarının Türkiye'de dağıttığı rüşvetin hesabı sorulacak. İşte o ropotaj Söylenen her söz, 'alınan' her pozisyon, ışık hızıyla eskiyor veya diğeriyle yer değiştiriyor. Peşinde bir kamera ordusuyla yürüyen siyasetçiden, bu nedenle yepyeni yanıtlar alabilmek, kolay değil. BAKANLIK BAZINDA ÇALIŞACAĞIZ " http://www.aksam.com.tr/ " Yoksulluk ve yolsuzluk nasıl bitecek
Kılıçdaroğlu, 'Yoksulluk ve yolsuzluk nasıl bitecek?' sorusunu yanıtladı:
20 MAYIS 2010, PERŞEMBE
****************
Gündemin bir numaralı ismi Kemal Kılıçdaroğlu'nu, ben de iki canlı yayın arasında yakalayabildim: Show tv ana haberden çıkıp Habertürk'teki Teke Tek'e gidiyordu. Kılıçdaroğlu'ndan zaman ayırmasını rica ettiğimde; bu durumun, haberi haber yapan 'yeni'lik unsuru açısından risk olduğunu bilmekteydim. Fakat bir siyasi lider adayı, temel hedefini 'yoksulluğu, işsizliği bitirmek', 'çocukları yatağa aç göndermemek' diye ilan ediyorsa; bir sorunun, bu iddia sürdükçe hiç eskimeyeceğini düşünüyorum: Yoksulluk nasıl bitecek?
- Peki nasıl? Siz ki, Maliye kökenli bir politikacı olarak, bütçe dengelerini, toplanamayan vergileri, kayıtdışını iyi biliyorsunuz. Bu sloganı nasıl hayata geçireceksiniz?
Türkiye'nin yeteri kadar kaynağı var. En büyük sorun, kaynağın bugüne dek çok savurganca kullanılmış olması. Bir yatırım, normal koşullarda 100'e yapılıyorsa, bittiğinde bakıyorsunuz, 500'e çıkmış. Başta planlanan harcama artmış. Bu durum çok yaygın, sona ermesi gerekiyor.
- Nasıl sona erdireceksiniz?
Temel sebep İhale Kanunu. Yeterli denetim yapılmıyor. Kaynakların verimli kullanılması için, yatırımları sivil denetime açacağız.
- Sivil denetimden kastınız?
Meslek odaları, birlikleri ve bağımsız denetim kuruluşları, yatırım süresince kaynağın ne kadar etkin kullanıldığını sorgulayacak. Bu arada Sayıştay'ın yeniden yapılanması gerekiyor.
- Sayıştay'ın eksiği ne?
Sayıştay, kamu harcamalarını Meclis adına denetleyen bir kurumdur. Denetimin bugünkünden daha başarılı ve etkin yapılmasının koşullarını yasayla yaratırsnız, o zaman Sayıştay da kendisine düşen görevi hakkıyla yapacaktır.
- Meclis'te Sayıştay kanunu bekliyor?
Onda ciddi yetersizlikler var. CHP Grubu'nun muhalefet şerhinde bunları kayda geçirdik. Sayıştay'ın gerçek anlamda bağımsız ve özgür olması gerekiyor. Şu anda Sayıştay, üyeleri bakımından, AKP'nin bir yan kuruluşuna dönüştü. Bu yapı değişmeli. Meclis'te, Plan Bütçe Komisyonu'nun yanına bir de Kesin Hesap Komisyonu'nu kurmak gerekiyor.
- Bunun yoksulluğu bitirmekle ne ilişkisi var?
Şöyle: Bütçe Komisyonu'nda geleceğe dönük planlar tartışılır. Kesin Hesap Komisyonu'nda ise önceki bütçe amacına ne kadar ulaştı, onun hesabı verilir. Bazı ülkelerde Kesin Hesap Komisyonları'nın başkanı, ana muhalefet partisi lideridir. 'Ben parlamentoya yetki verdim. İktidar bunun ne kadarını gerçekleştirdi?' diye hesap sorar. Hesap sorulacağını bilirseniz, dikkatli harcarsınız. Eğer bunları yaparsak, kaynaklar sağlıklı kullanılınca pek çok şeyi çözeriz.
- Kürt sorununun çözümünün
ekonomik temelli olduğuna inananlardansınız değil mi?
Büyük ölçüde evet. Devlet Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'ne fabrika yapmalı.
- Bir anlamda 'tersine özelleştirme'den mi söz ediyorsunuz?
Tamamını özel sektör yapacak diye yorumlamayalım. Devlet, özel sektör işbirliği içinde olacak. Diyelim ki, yüzde 51'i özel, yüzde 49'u kamu. Yüzde 20'si özel, yüzde 80'i kamu. Değişik modeller kurarak, özel sektörün gönüllü olarak katılabileceği çok güzel projeler yapmak mümkün. Et ve Balık Kurumu yeniden canlandırılmalı. Van ve Muş, hayvancılığın en önemli iki merkeziydi, buralarda öldü. Et ve Balık Kurumu, özellikle bu iki ilde yeniden kurulmalı. Bunları yaparsak, kentlere, varoşlara akan nüfusu önleyebiliriz. Kent varoşlarına eklemlenen çocuklar, yeraltı örgütlerinin silahlı elemanı durumuna geliyor.
- Teşvik paketlerini yetersiz bulmuştunuz?
Bakın bir örnek vereyim. Tayyip Bey, 2005'te Diyarbakır'da konuşuyor. Bir yurttaşımız bağırıyor. 'Sayın Başbakan fabrika istiyoruz' Başbakan önce duymazlıktan geliyor. Yurttaşımız ısrar edince 'Biz buraya fabrika mabrika yapmayacağız. Biz teşvik yasası yaptık. Gelsinler burada yatırım yapsınlar' diyor. E, gelmiyor özel sektör. Zorla mı getireceksiniz? Olayın özü şu: Yurttaşın isteğiyle bizim hedefimizin örtüşmesi lazım.
- Doğu ve Güneydoğu'ya ekonomik anlamda pozitif ayrımcılık mı planlıyorsunuz?
Evet. İtalya, bölgeler arası kalkınmışlık farkını, dengesizlikleri böyle giderdi. Almanya, Doğu Almanya ile böyle entegre oldu.
- İktidar hedefinizde hesabı sorulacak yolsuzluk dosyaları arasında, önceliğe aldığınız bir 'kısa liste' var mı?
Dosyaların tamamı bizde. Önceliğimiz için ise son verdiğimiz gensorudan söz edeyim: ABD Adalet Bakanlığı'nın resmi internet sitesinde, hangi firmaların Türkiye'de rüşvet dağıttığı yazılı. Ve bu firmaların madde madde nasıl mahkum oldukları da belli. Ama Türkiye'de 'tık' yok. Niçin? Önce bunu soracağız.
- Başka?
Ali Babacan'ın Dubai'de 2006 yılında imzaladığı, 1 milyar dolar bağış veya 8 milyar dolarlık kredi anlaşması, Yüce Divan'lıktır.
- Neden Yüce Divan'lık?
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir ekonomik anlaşmanın içine siyasi koşul konuldu. Kuzey Irak'a girmeme karşılığında. Bunun hukuktaki adı ve karşılığı vatana ihanettir. Bunun gibi, başka pek çok somut dosyamız var.
- Çalışma yönteminiz nasıl olacak?
Arkadaşlar gruplar halinde bakanlıklar bazında çalışacak. Veriler, belgelerle yola çıkarak altyapısını oluşturacak. Bakın, şu ana kadar hiçbir özelleştirme ihalesinin, özelleştirme öncesi değer tespiti açıklanmamıştır. Bu, yasaya aykıdır. Ben kaç kez milletvekili olarak soru önergesi verdim. Bilgi alamıyorum. Bu toplumun ortak malını nasıl alıp dilediğiniz şekilde özelleştirebilirsiniz. Ama biz bunların yanıtlarını biliyoruz ve hepsinin yargılanma süreci mutlaka gelecektir.
13 Mayıs 2010
GELECEĞİMİZ TEHLİKEDE
GELECEĞİMİZ TEHLİKEDE 06.05.2010 Amerikalı bilim adamı Jeremy Rifkin, ‘Biyoteknoloji Yüzyılı’ adlı kitabında, genetik devrimin oluşturacağı yeni dünyanın ürkütücü boyutlarına dikkat çekerken, dünyanın dev ilaç şirketlerinin yakın gelecekte tüm canlı yaşamı patentleme eğiliminde olduğunun altını çiziyor: Rifkin’in dikkat çektiği sürecin tam da ortasında yaşıyoruz. Türkiye’den Ekvator’a, Filipinler’den Peru’ya dünyanın bir çok ülkesinde; insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir yağma yaşanıyor. Jeremy Rifkin, benzer konuyu işlediği bir başka kitabına, dramatik bir biçimde “İşin Sonu” adını vermişti… 35 BİN KİŞİ BOLİVYA’DA BULUŞTU İşte tam da bu nedenle, dünya halkları, atmosferden okyanus diplerine kadar yeryüzünün bütün değerlerini ticari birer mal haline getiren küresel vahşete karşı Bolivya’da bir araya geldiler. 20-22 Nisan 2010 tarihlerinde Bolivya- Cochabamba’da gerçekleştirilen “İklim Değişikliği ve Doğa Ana Hakları Dünya Konferansı”, Türk basınında yeterince gündeme alınmadı. Türkiye’den Doğa Derneği’nin çağrıcıları arasında yer aldığı konferansa 35 bin kişi katıldı ve ardından doğanın haklarını tanıyan ilk evrensel bildirge oy birliği ile kabul edildi. DÜNYA İÇİN UMUT KAYNAĞI MI? Doğa Derneği Başkanı Dr. Güven Eken konuyla ilgili yaptığı açıklamada, yeryüzündeki tüm haksızlıkların odağının doğaya yapılan haksızlık olduğunu belirterek, “İnsanoğlu, doğa ananın uğradığı haksızlıkları gözden kaçırdığı sürece hiçbir sorununu çözemeyecek. Kadınlar, çocuklar, azınlıklar, güçsüz ve fakirler ezilmeye devam edecek. Savaşlar son bulmayacak. Çünkü hak parçalanmaz, bütündür. Bu nedenle Bolivya’daki toplantı insanlık için dönüm noktası niteliğinde. Burada, insanlığın doğanın haklarını tanıması için ilk uluslararası girişim gerçekleştirildi ve tüm dünya için bir umut kaynağı oluştu” dedi. Türkiye Su Meclisi Sekreteryasından Serhat Demirkol, 35 bin ‘dünyalı’nın imzaladığı ve küreselleşme karşısından atılan en kapsamlı adım diyebileceğimiz “Halkların Anlaşması”nı Türkçe’ye çevirdi. Yusuf Yavuz İŞTE O ANLAŞMANIN TAM METNİ… BUGÜN, DOĞA ANAMIZ YARALI VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE Eğer küresel ısınma "Kopenhag Anlaşmasının" yol açabileceği gibi 2 santigrat dereceden daha fazla artarsa, Doğa Anamıza verilen hasar yüzde 50 olasılıkla tümüyle geri dönüşsüz olacak. Türlerin yüzde 20 ile yüzde 30'u yok olma tehlikesi altında. Geniş yayılıma sahip orman alanları etkilenecek, kuraklık ve seller gezegenin farklı bölgelerini etkisi altına alacak, çöller genişleyecek, kutup buzulları, And ve Himalaya buzullarındaki erime kötüleşecek. Pek çok ada ülkesi yok olacak. Afrika 3 santigrat dereceden daha yüksek bir sıcaklık artışına maruz kalacak. Aynı şekilde, gıda üretimi azalacak ve dünyada açlık çeken insan sayısında dramatik bir artış olacak. Hali hazırda açlık çeken insan sayısı 1.02 milyarı geçmiş durumda. Sözde "gelişmiş" ülkelerin hükümetleri ve şirketleri, bir kesim bilim insanın suç ortaklığıyla, iklim değişikliğinin nedeni olan kapitalist sistemi sorgulamadan sıcaklık artışıyla sınırlandırılmış bir sorunu tartışmamıza neden oldu. Sanayi devriminden bu yana hızlanarak insanın ve doğanın boyun eğdirilmesini ve yok edilmesini temel alan ataerkil bir uygarlık modelinin nihai kriziyle karşı karşıyayız. İNSANLIĞIN BÜYÜK İKİLEMİ Kapitalizm, Doğa Anayı bir hammadde kaynağına, insanları tüketicilere ve üretim araçlarına Kapitalizm, halk direnişlerini bastırarak bölgeler üzerinde kontrolün dayatılması için güçlü bir askeri sanayiye gerek duyar. Gezegeni sömürgeleştiren emperyalist bir sistemdir. İnsanlık büyük bir ikilemle karşı karşıya: ya kapitalizmin, yağma ve ölümün yoluna devam edilecek ya da doğa ile uyum ve yaşama saygı yolu seçilecek. İnsanlar arasında ve doğa ile uyumu yeniden sağlayan yeni bir sistem oluşturmamız gerekiyor. Bu sistemin doğa ile dengeli olması için öncelikle insanlar arsında eşitlik olmalı. Dünya halklarından "İyi Yaşam" düşünce ve pratikleriyle kabul görmüş Yerli İnsanların bilgi, bilgelik ve kâdim pratiklerinin iyileştirilmesi, yeniden değerlendirilmesi ve güçlendirilmesini öneriyoruz. Doğa Anayı bölünemez, birbirimize bağımlı, birbirimizi tamamlayıcı ve ruhsal bir ilişkiye sahip olduğumuz canlı bir varlık olarak tanımlıyoruz. İklim değişikliğiyle yüzleşmek için, Doğa Anayı yaşam kaynağı olarak tanımalı ve aşağıdaki prensipleri temel alan yeni bir sistem oluşturmalıyız: *her şey ile ve her şey arasında uyum ve denge; Sınırsız ve yıkıcı bir kalkınma modelini desteklemiyoruz. Bütün ülkelerin sahip oldukları nüfusun temel ihtiyaçlarını karşılaması için hizmet ve maddeler üretmesi gerekir. Ancak hiçbir şekilde zengin ülkelerin gezegenin destekleyebileceğinden beş kat daha büyük bir ekolojik ayak izine sahip olmasına yol açan bir kalkınma modelini sürdürmemeliler. Günümüzde, gezegenimizin yenilenme kapasitesi yüzde 30'dan daha fazla aşılmış durumda. Doğa Anamızın bu şekilde aşırı sömürüsü devam ederse, 2030 yılında iki gezegene ihtiyacımız olacak. İnsanların yalnızca bileşeni oldukları bağımsız bir sistem içerisinde, bütün bir sistemde dengesizliğe yol açmadan sadece insanlara hak tanımak mümkün değil. *Yaşama ve var olma hakkı; "Ortak vizyon", "atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı" belirten Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 2. Maddesini gerçekleştirmek için sera gazı birikimlerini sabitlemeye uğraşır. Bizim vizyonumuz, gelişmiş ülkelerin sera gazı birikimlerini 300 ppm miktarına düşürecek şekilde salınımlarını azaltmayı taahhüt etmeleri prensibine dayanır. Böylece dünyanın ortalama sıcaklığında en fazla bir santigrat derecelik bir artışı talep etmek için ortak ancak farklı sorumluluklar alınır. Bu vizyonun başarılması için acil eylem ihtiyacı önem arz eder. Halkların, hareketlerin ve ülkelerin desteğiyle, gelişmiş ülkeler sera gazı salınımlarını düşürme konusunda kısa dönem hedeflerin başarılmasına imkan sağlayan iddialı hedefler taahhüt etmeli. Dünya'nın iklim sisteminden yana vizyonumuzu sürdürürken, Sözleşmenin nihai amacına mutabık kalmalıyız. İklim değişikliği müzakerelerinde "uzun dönemli ortak eylem için ortak vizyon" atmosferdeki sera gazı birikimine ve sıcaklık artışında sınırlama getirilmesine indirgenmemeli. Kapasite gelişimi, üretim-tüketim modelleri ve doğa ile uyum için Doğa Ana Haklarının kabul edilmesi gibi diğer önemli faktörlere ilişkin dengeli ve bütünleyici önlemler içermeli. İklim değişikliğinin ana nedeni olan gelişmiş ülkeler, tarihsel sorumluluklarını dikkate alarak tüm boyutlarıyla iklim borçlarını kabul etmeli ve ödemeliler. Bu, iklim değişikliğine karşı etkili ve bilimsel bir çözümün temelini oluşturur. Bu bağlamda, gelişmiş ülkelerden şunları talep ediyoruz: *Sera gazı salınımlarıyla ele geçirdikleri atmosferik alanın eski haline getirilmesi. Salınımın KOPENHAG ANLAŞMASINI REDDEDİYORUZ Sadece finansal tazminata odaklanılmamalı, aynı zamanda Doğa Anamız ve tüm varlıklarıyla 2010 yılının sonunda Meksika'da gerçekleştirilecek olan bir sonraki İklim Değişimi Konferansı, gelişmiş ülkelerin 1990 seviyelerini temel alan salınımın en az yüzde 50 oranında azaltılmasını kabul etmek zorunda oldukları 2013 - 2017 yılları arasındaki ikinci mutabakat dönemi için Kyoto Protokolünde bir değişikliği onaylamalı. Sera gazı salınımı azaltılmasındaki başarısızlıkları gizleyen karbon pazarı ya da diğer mekanizmalar bu değişikliğe dahil edilmemeli. Her şeyden önce , gelişmiş ülkeler arasındaki birbirini tamamlayan çabalar çerçevesinde her bir gelişmiş ülke için bireysel sorumlulukların belirlenebilmesi için gelişmiş ülkeler grubunun bir hedef belirlemesine ihtiyacımız var. Salınımı azaltmak için bir yol olarak Kyoto Protokolünü bu şekilde devam ettirmeliler. Kyoto Protokolünü imzalamayan dünyadaki tek Ek Protokol 1 (Annex 1) ülkesi olan Birleşik Devletler, dünya halkları karşısında ekonomisine uygun ölçekte salınımını azaltma ve bu belgeyi onaylama sorumluluğuna sahip. Biz halklar olarak, iklim değişikliğinin kötü etkilerinden korunmak için eşit haklara sahibiz. Gelişmiş ülkelerin salınımlarının neden olduğu etkilere boyun eğmek olarak anlaşılan iklim değişikliğine uyum kavramını reddediyoruz. Gelişmiş ülkeler bu küresel tehlikeyi dikkate alarak hayat ve tüketim tarzlarını değiştirmeli. İklim değişikliğinin kötü etkilerine karşı koymak için bunu zaruri görüyoruz. Uyumun bir Birkaç devlet tarafından gelişmekte olan ülkelere dayatılan "Kopenhag Anlaşması", yetersiz kaynak sunmanın ötesinde, halkları bölmeye, uyum ve hafifletme kaynaklarına erişim için belirli koşullar belirleyerek gelişmekte olan ülkelerden kaynak gasp etmeye çalışır. Ayrıca gelişmekte olan ülkeler arasında anlaşmazlıklar, eşitsizlikler ve ayrımlar oluşturarak iklim değişikliği hassasiyetlerine göre onları sınıflandıran uluslararası müzakere sürecinin kabul edilemez olduğunu söylüyoruz. İnsanlığın küresel ısınmayı durdurmak ve gezegeni soğutmak için verdiği büyük mücadele, tarım ve gıda bağımsızlığı sorununun çözümüne katkı sağlayan kâdim model ve pratikler kadar, yerli ve kırsal halkların kullandığı sürdürülebilir üretim modeline doğru tarımsal pratiklerde gerçekleştirilecek derin bir değişimle kazanılabilir. Bu, halkların kendi tohumlarına, toprağına, suyuna ve gıda üretimine sahip olma hakkı olarak anlaşılmalı. Dolayısıyla Doğa Ana ile uyum içinde ve yerel kültürlere uygun olan üretim biçimleriyle, Doğa Ana ile bütünlük içerisinde yeterli, çeşitli ve besleyici gıdalara erişimi garanti SERBEST TİCARET ANLAŞMALARINI REDDEDİYORUZ Endüstriyel tarım, küresel kapitalizmin sosyal, ekonomik ve kültürel üretim modeliyle ve yeterli gıda sağlamadan sadece pazar için gıda üreten mantığıyla, iklim değişikliğinin ana nedenlerinden biri. Teknolojik, ticari ve politik yaklaşımı yalnızca iklim değişikliği krizinin derinleşmesine ve dünyadaki açlığın artmasına hizmet ediyor. Bu nedenle, Serbest Ticaret Anlaşmalarını, Ortaklık Anlaşmalarını ve yaşama uygulanan her türlü Fikri Mülkiyet Haklarını, mevcut teknolojik paketleri (kimyasal tarım ürünleri, genetik değişiklikler) ve mevcut krizi sadece kötüleştiren yanlış çözümleri (biyoyakıtlar, genetik mühendislik, nanoteknoloji, vs.) reddediyoruz. Benzer şekilde, kapitalist modelin, yerli insanları topraklarından kovarak, gıda bağımsızlığını Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi tümüyle kabul edilmeli, iklim değişikliği müzakerelerine dâhil edilmeli ve uygulanmalı. Ormansızlaştırmayı önlemek, yaşlı ve balta girmemiş ormanları korumak için en iyi strateji ve eylem, özellikle çoğu ormanın yerli halkların, ulusların ve diğer geleneksel toplulukların içerisinde yaşadığı bölgelerde yer aldıklarını hesaba katarak bu bölgelere kolektif haklar tanımak ve bu hakları garanti altına almak. Ulus Devletlerin bağımsızlıkları, halkların gelenekleri ve Doğanın Haklarıyla birlikte halkların bağımsızlığını, öncelikli, özgür ve bilgilendirilmiş onay haklarını çiğneyen Ormanların Tahrip Edilmesi ve Yok Edilmesi Sonucu Oluşan Emisyonu Azaltma Çalışmaları (REDD) ve benzerleri gibi Pazar mekanizmalarını kınıyoruz. Kirletici ülkeler, halklar ve yerli ataların organik yapıları lehine olacak şekilde ormanların iyileştirilmesi ve bakım masrafları için gerekli ekonomik ve teknolojik kaynakların sağlanmasından sorumlu. Tazminat doğrudan olmalı. Bütçe kaynaklarına ek olarak karbon pazarının dışında olmalı ve asla karbon dengesi görevi görmeden gelişmiş ülkeler tarafından taahhüt edilmeli. Ülkelerin yerel ormanlar üzerindeki pazar mekanizmalarını temel alan, var olmayan ve koşullu sonuçlar öneren eylemlerine son vermelerini talep ediyoruz. Hükümetleri, yaşlı ve balta girmemiş ormanları iyileştirecek, meyve ağaçları e yerli florayı koruyan, yerli halklar tarafından yönetilen bir küresel program yaratmaya çağırıyoruz. Hükümetler orman imtiyazlarını tasfiye etmeli, yeraltındaki petrol yataklarının korunmasını Devletleri, iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı sorunları düzeltmek için yürütülen müzakere, politika ve önlemlerdeki konuyla ilgili diğer belgeler arasında, 169 sayılı UÇÖ Sözleşmesi altındaki Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi'ni de kapsayan uluslararası insan haklarını ve yerli halkların haklarını tanımaya, saygı göstermeye ve etkin bir şekilde uygulamaya çağırıyoruz. Özellikle, geleneksel yaşam tarzımızı güçlendirmek ve iklim değişikliğinin çözümüne etkili bir şekilde katkı sağlamak için bölgeler, toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki hak taleplerine yasal onaylar verilmesi çağrısında bulunuyoruz. Tüm müzakere süreçlerinde ve iklim değişikliğiyle ilişkili önlemlerin tasarım ve uygulanmasında yerli halkların müzakere, katılım ve öncelikli, özgür ve bilgilendirilmiş onay haklarının tam olarak ve etkin bir şekilde uygulanmasını talep ediyoruz. Çevresel bozulma ve iklim değişikliği kritik seviyelere ulaşıyor. Bunun ana sonuçlarından biri ulus içi ve uluslararası göç. Tahminlere göre, 1995 yılında hali hazırda 25 milyon iklim mültecisi vardı. Şu anki tahminler 50 milyon civarında ve 2050 yılında 200 milyon ile 1 milyar arasında insanın iklim değişikliğinden kaynaklı olarak göç etmek zorunda kalacağını öngörüyor. Gelişmiş ülkeler iklim mültecileri için sorumluluk almalı. İklim mültecisi tanımını yapan ve tüm devletlerin kararlılıkla hareket etmesini gerektiren uluslararası sözleşmelerin imzalanmasıyla, iklim mültecilerinin temel hakları tanınmalı ve göç etmek zorunda kaldıkları bölgelere kabul edilmeliler. Devletlerin, şirketlerin ve diğer kurumların sorumluluklarını açıkça tanımlayan, göç alan ve geçiş güzergâhındaki ülkelerdeki göçmen, mülteci ve yerinden edilmiş insanların hak ihlallerini ilan etmek, ortaya çıkarmak, belgelemek, yargılamak ve cezalandırmak için Uluslararası Vicdan Mahkemesi kurulmalı. İklim değişikliği için gelişmekte olan ülkelere verilen mevcut fonlar ve Kopenhag Anlaşmasının önerileri anlamsız. Resmi Kalkınma Yardımları ve kamu kaynaklarına göre, gelişmekte olan ülkelerdeki iklim değişikliğinin üstesinden gelebilmek için gelişmiş ülkelerin gayrisafi milli hasılalarının en az yüzde 6'sını ayırmaları gerekmekte. Küresel öncelikler ve politik irade hakkında ciddi sorgulara neden olacak şekilde aynı miktarın milli savunmaya harcandığını ve beş katı fazlasının batan bankaları ve spekülatörleri kurtarmak için kullanıldığını düşündüğümüzde, yüzde 6 oldukça makul. Fonlama doğrudan ve şartsız olmalı. En çok etkilenen topluluklar ve grupların ulusal bağımsızlığı ya da kendi kaderlerini tayin etme haklarına müdahale etmemeli. Mevcut mekanizmanın etkisizliği karşısında Ek Protokol 1 ülkelerinin fonlama taahhütlerine uymalarını sağlamak için, 2010 İklim Değişikliği Konferansı'nda, gelişmekte olan ülkelerin anlamlı şekilde temsil edildiği, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında Taraflar Konferansı (COP) otoritesiyle işleyen ve sorumluluğu altında yeni bir fonlama mekanizması oluşturulmalı. Salınımın azaltılmasının esasen pazar mekanizmalarıyla destekleneceği ifade edilmiş olmasına karşın, gelişmiş ülkelerin 1990 ile 2007 yılları arasında salınımlarını önemli ölçüde arttırdıkları görüldü. KARBON PAZARI DOĞAYI METALAŞTIRIYOR Karbon pazarı, Doğa Anamızı metalaştıran kârlı bir iş olmuş durumda. Suyu ve hatta yaşamın Bu nedenle, insanlığın ve Doğa Anamızın korunmasını onların ellerine bırakmak tamamen sorumsuz bir davranış. Var olan mekanizmalar ne iklim değişikliği sorununu çözdü ne de sera gazı salınımını azaltan gerçek ve doğrudan eylemlerin önünü açtı. Bu nedenle, mevcut müzakerelerin karbon pazarını genişleten ve destekleyen yeni mekanizmaların yaratılmasını teklif etmesi kabul edilemez. Kalkınma ve teknoloji transferi hakkında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında gelişmiş ülkelerin üzerlerine aldıkları taahhütlerin yerine getirilmesini talep etmek ve gelişmiş ülkeler tarafından teklif edilen sadece teknolojinin satışının yapıldığı "teknoloji vitrinini" reddetmek gerekiyor. Teknoloji değişiminin katılımcı kontrolü, yönetimi ve değerlendirilmesi için multidisipliner bir mekanizma yaratacak tüzüklerin oluşturulması gerekiyor. Bu teknolojiler faydalı, temiz ve toplumun yararına olmalı. Aynı şekilde, uygun ve fikri mülkiyet haklarından muaf teknolojilerin fonlanması ve envanteri için bir bütçenin oluşturulması önemli. Patentler, özellikle erişilebilirlik ve düşük maliyetlerin sağlanması için özel tekellerin ellerinden alınarak kamu yararına sunulmalı. Bilgi evrenseldir. Teknoloji uygulamaları da dâhil hiçbir şekilde özel mülkiyete ya da özel kullanıma konu edilemez. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ile teknolojilerini paylaşma sorumluluğuna sahip. Teknoloji ve yenilik yaratılması için gelişmekte olan ülkelerde araştırma merkezleri kurmalı ve "iyi yaşam" için geliştirilmelerini ve uygulanmalarını sağlamalılar. Dünya, gezegenin yok oluşunu durdurmak için yerli halkların kâdim prensiplerini ve yaklaşımlarını geri kazanmak ve yeniden öğrenmek zorunda. Doğa Ana ile uyum içinde "iyi yaşam" kapasitesini tekrar kazanmak için kâdim pratikleri, bilgiyi ve ruhsallığı desteklemek zorunda. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü altında verilen taahhütler ve yükümlülüklere etkin bir şekilde uyma konusunda gelişmiş ülkelerin politik irade eksikliği, insanlığın ve Doğa Ananın Haklarını ihlal eden iklim ve çevre suçlarının belirlenmesi ve bunlara karşı önceden tedbir alınması için yasal bir uluslararası oluşumun eksikliği göz önünde bulundurulduğunda, eylemleriyle iklim değişikliğine neden olan devletler, endüstriler ve insanları önlemek, yargılamak ve cezalandırmak için yasal bir güce sahip Uluslararası İklim ve Çevre Adaleti Mahkemesinin oluşturulmasını talep ediyoruz. Başta sera gazı salınımını azaltma taahhütü olmak üzere Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü altındaki taahhütlere uymayan gelişmiş ülkelere karşı Uluslar arası İklim ve Çevre Adaleti Mahkemesi'nde dava açan devletler desteklenmeli. Halkların, Birleşmiş Milletler bünyesinde derinlemesine bir reformu önermelerinde ve bu reformu desteklemelerinde ısrar ediyoruz ki tüm üye ülkeler Uluslararası İklim ve Çevre Adaleti Mahkemesi'nin kararlarına uysun. İnsanlığın geleceği tehlikede. Bir grup gelişmiş ülke liderinin Kopenhag'daki Taraflar Konferansı'nda başarısız bir şekilde yapmaya çalıştıkları gibi tüm ülkeler adına karar almalarına izin veremeyiz. Bu karar hepimizi ilgilendiriyor. Nitekim, iklim değişikliği üzerine aşağıdaki konuları ele alacağımız küresel bir referandum ya da bir halk müzakeresi gerçekleştirmemiz önemli: gelişmiş ülkeler ve çokuluslu şirketlerin salınımlarının düşürüleceği seviye, gelişmiş ülkeler tarafından verilecek finansman, Uluslararası İklim Adaleti Mahkemesi'nin oluşturulması, Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesi ihtiyacı ve mevcut kapitalist sistemin değiştirilmesi gerekliliği. Küresel referendum ya da halk müzakere sürecinin başarıyla gerçekleşmesi, hazırlık sürecine bağlı olacak. HALKLARIN KÜRESEL DOĞA ANA HAREKETİNE ÇAĞRI Uluslararası eylemlerimizin koordinasyonu ve bu "Halkların Anlaşması" sonuçlarının uygulanması için dünya genelinde gerçekleştirilecek eylemlerin koordinasyonu ve birlikteliği için geniş ve demokratik bir alan meydana getirmeliyiz. Bunun için, üyeleri arasındaki kök ve vizyon çeşitliliğine saygıyı ve tamamlayıcı yasaları temel alması gereken bir Halkların Küresel Doğa Ana Hareketi'nin oluşturulması çağrısında bulunuyoruz. Bu maksatla, Ek Protokol 1 listesinde yer alan gelişmiş ülkelerin var olan yasal çerçeveye saygı göstermesi, sera gazı salınımlarını yüzde 50 oranında azaltması ve bu Anlaşmada yer alan farklı önerilerin kabul edilmesi için ilgili küresel eylem planını benimsiyoruz.Son olarak, Halkların Küresel Doğa Ana Hareketinin oluşum ve bu yılın sonunda Cancun, Meksika'da yapılacak olan İklim Değişikliği Konferansı'nın çıktılarına tepki sürecinin bir parçası olarak, 2011 yılında İklim Değişikliği ve Doğa Ana Hakları Dünya Halkları Konferansı'nın ikincisini gerçekleştirmeyi kabul ediyoruz. http://www.odatv.com/ |
YENİ KASETLER YOLDA
YENİ KASETLER YOLDA 10.05.2010 Hayatımız kifayetsiz insanların sinsi tırmanış ve trajik düşüş hikayelerini izlemekle geçiyor, işte izlediniz ortalığa dökülen bağırsaklarını.. AMERİKAN BOMBASI ANKARA’YA DÜŞMÜŞTÜ HEP DELİ MANYAK OLUYOR RÜYA CHP HALKIMIZA GÜVEN VERMELİ Yazarlığımı bilmeyenlere bir ön hatırlatma yapmak durumundayım, okuyucuya hiçbir ön açıklama yapmadan kurgu trafiğine dair hiçbir uyarıcı işaret kelimeleri kullanmadan aniden Jüpiter’e yola çıkarım.. BENİM VERGİLERİMLE BENİ DİNLİYOR BAŞKA KASETLER DE GELECEK ÇÜŞŞŞŞ BEŞLİ LİDER KADROSU TARİHİN MEZARLIĞINA ATILAMAZ Nihat Genç |



