Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Aralık 2010

Deri ayakkabı zehirli

Deri ayakkabı zehirli

Deri ayakkabıların insan sağlığına zararlı olduğu bildirildi.

EvcioğluHaber- İsveçli bilim adamlarınca yapılan bir araştırma sonucunda, 200 çift deri ayakkabı incelendi..
Deri ayakkabıların bazılarında, cilt ve vücuda zararlı
maddeler içerdiğini tesbit ettiler...
Beyaz Rusya, Malezya, Çin, çeşitli Avrupa gibi,
farklı ülkelerden gelen Ayakkabılar test edildi.

Bulunanlar ise; üç değerlikli krom bulundu. Bu madde, neredeyse insan sağlığına zararsız gibi görülse bile; deride yanma yaparken, akciğerler aracılığıyla vücut salgılarına karışarak kanserojen mikropa dönüşmektedir.. denilen yazıda;

Birkaç örnek vermek gerekirse, güçlü alerjenler yaratan ve kanserojen boyalar bulundu. Ayrıca, ayakkabılarda kurşun, arsenik ve cıva gibi toksik maddeler bulundu.

lady.pravda.ru

07.12.2010

21 Ekim 2010

ABD'den Türkiye'ye tehdit

ABD'den Türkiye'ye tehdit

ABD'den Türkiye'ye tehdit Türkiye Bankalar Birliği’ne (TBB) iki ay önce gelerek “İran’la iş yaparsanız sizi cezalandırırız” diyen Amerikalılar, dün ikinci kez TBB’deydi. Bir kara liste veren Amerikalılar, ‘Ambargoya uymazsanız, size yaptırım uygularız’ diye gözdağı verdiler

Ağustos ayında Türkiye’ye gelerek İranlı banka ve şirketlerle iş yapmamaları konusunda Türk bankalarına gözdağı veren Amerikalılar olayın üzerinden iki ay geçmeden ikinci uyarı ve gözdağı için tekrar Türkiye’ye geldi.
Daha önce ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet Türkiye’ye gelirken bu kez ABD Hazinesi’nden bir heyet Türkiye Bankalar Birliği’ne (TBB) gitti.

ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Stuart Levey’in başkanlığındaki heyet, TBB Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince’nin başında bulunduğu bir heyetle görüştü.

Temmuz ayında Amerika’da yasalaşan İran ambargosu ve Birleşmiş Milletler’in (BM) bu yöndeki kararlarını TBB yetkilerine okuyan ABD’li heyet, ambargo kapsamında belirledikleri ‘kara listeyi’ Türk bankacılara iletti. Amerikalılar, Türk bankacılık sektörünün ambargo kararlarına uymaması ve kara listeyi dikkate almaması halinde ABD’nin uygulayacağı yaptırım ve cezaları ilettiler.

Bu konuda üyelerini uyarmalarını isteyen heyet, TBB yetkililerine kibar bir üslupla İran’a karşı alınan ambargo kararlarının dünyada hangi ülkeler tarafından dikkate alındığını da iletti.

Amerikalılar başta Avrupa olmak üzere Japonya dahil dünyanın büyük bir bölümünün ambargoya riyayet ettiğini söyledi.

Türkiye dışında başka ülkelere de gideceklerini belirten heyet, böylece ağustostaki uyarı ziyaretinden sonra Türk bankalarına ikinci uyarısını da yaparak, Türkiye’nin BM dışında Amerika’nın aldığı kararları da dikkate alması konusunda ciddi uyarıda bulundu.

Sistemi kilitleme tehdidi

ABD’nin İran’la iş yapmaları halinde Türk bankacılık sistemini tehdit eden yaptırımlarının başında yurtdışındaki bankalar ile muhabirlik ilişkilerini dondurmak, yurtdışındaki para ve varlıklarına el koymak, sendikasyon anlaşmalarını durdurmak, para cezası kesmek, yurtdışı seyahatlerinde Türk bankacıları terörün finansmanına aracılık suçu ile suçlayarak tutuklamaya kadar giden yaptırımlar yer alıyor.
ABD’nin bu tehditleriyle karşı karşıya kalan Türk bankacılar ise yaşanan gelişmelerin siyasi olduğunu, konunun Amerikalı yetkililerle Türk siyasetçiler tarafından çözümlenmesi gerektiğini belirtti.


Maliye, BDDK ve MASAK’la da görüşecek


ABD yönetimi, İran’ın ticari faaliyetlerini daha fazla baskı altına almak amacıyla ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Stuart Levey’i Türkiye ve Azerbaycan’a gönderdi.
Önceki gün Bakü’de temaslarda bulunan Levey, dün de İstanbul’da bankacılık ve özel sektör temsilcileriyle bir araya geldi. Bugün Ankara’da temaslarında bulunacak olan Levey’nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile Maliye Bakanlığı, BBDK ve MASAK yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Levey, nükleer programı nedeniyle İran’a yönelik Birleşmiş Milletler ambargosunun dördüncü safhasını devreye sokmak için görüşmeler yürütüyor. Wall Street Journal gazetesi, Levey’nin ziyaretlerini konu ettiği haberinde Türkiye’nin son aylarda İran’a yönelik kampanyanın “zayıf halkası” olarak görüldüğü yorumunda bulundu.


‘Acemler bizim için bunu yapmazdı’

Ankara-Washington hattında bugünlerde her meseleye İran kara kedi gibi sızıyor.
ABD, nükleer programından taviz vermeyen İran’ın etrafındaki çemberi daraltmak için yaptırım kartını oynuyor. Türkiye hâlâ barışçıl çözümün mümkün olduğuna inanıyor. Türkiye ile ABD arasında “model ortaklık” olarak bilinen ekonomik ilişkileri güçlendirmek için bakanlar düzeyindeki toplantıya da İran gölgesi düştü.
Washington’daki toplantıda Türkiye’yi koordinatör bakanlar Ali Babacan ve Zafer Çağlayan, ABD’yi ise Ticaret Bakanı Gary Locke ile Ticaret Temsilcisi Ron Kirk temsil etti. Dört eşbaşkan, görüşme sonrası açıklamada, İran konusunun gündeme gelmediğini, daha çok ekonomik ilişkiler konusunda işbirliğini artırmaya yönelik konuları ele aldıklarını söyledi.

Washington’daki Türk Büyükelçiliği’nde Çağlayan ile birlikte düzenlediği toplantıda Babacan, İran’la ilgili, “Bu toplantıda gündeme gelmesi yanlış. Çünkü ABD’nin tek taraflı aldığı kararı ikili ortamda tartışmaya açmak yanlış” dedi. Heyetteki bürokratlar ise resmi temaslarda olmasa bile atılan her adımda karşılarına İran konusunun çıktığını teslim ediyor. Bu konuda biraz da huzursuzlar. “Türkiye benzer bir durumda olsaydı Acemler bizim için bunu yapmazdı” diyorlar.
Babacan, Washington’daki açıklamasında ABD’nin tek taraflı yatırım kararlarının Türkiye’yi bağlamadığını yineledi. İran’la iş yapan bankalar, şirketlerin kendi kararını vereceğini söyleyen Babacan, “Burada bir paranoyaya, yersiz korkuya gerek yok bankalarımız, şirketlerimiz için. Mutlaka konuyu detaylı incelesinler, ona göre karar versinler” diye konuştu.

Model ortaklıkta neler var?

Babacan ayrıca ABD ve Türkiye arasında görüş farklılıklarının ötesinde başka rahatsızlıklar olduğunu da dile getirdi. Özellikle son aylarda Türk-Amerikan ilişkileriyle ilgili olarak “yoğun bir dezenformasyon yapıldığını gördüklerini” belirten Babacan, “Bu aralar Türkiye’yi olduğundan farklı göstermeye çalışan, Türkiye’nin uyguladığı politikaları aslında başka amaçlara hizmet etmeye çalışıyor gibi göstermeye çalışan kasıtlı bir çaba maalesef görüyoruz, böyle bir dezenformasyon süreci var” dedi.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aralıktaki Washington ziyaretinde, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesi sonrası temeli atılan “ABD-Türkiye Ekonomik, Ticari ve Stratejik İşbirliği Çerçevesi”nin yaptığı ilk toplantıda şimdiye dek oluşturulan tüm ekonomik yapıların bu çerçeve şemsiyesi altında toplanması kararlaştırıldı. Bu kapsamda iş dünyasında çok konuşulan Amerikan-Türk İş Konseyi kuruluyor.


http://haber.gazetevatan.com/abdden-turkiyeye-tehdit/335835/2/Ekonomi

6 Ekim 2010

Macaristan'da Bakır Madeni Felaketi


Macaristan'da Aleminyum
Madeni Felaketi

EvcioğluHaber- TRT'nin haberine göre Macaristan'ın Aja kentindeki Aleminyum madenine ait bir tesiste atık maddelerin tutulduğu göletin iki seti yıkıldığı ve Yüzlerce metreküp kimyasal kızıl çamur çevreye yayıldığı bildirildi...

Aleminyum madenindeki Gölette; binlerce metre küp kimyasal maddenin bulunduğunu ve setin yıkılması ile çevreye yayılarak büyük bir hastalık ve çevre felaketinin yaşanacağının bildirildiği haberde; tuna nehrine ulaşması durumunda Avrupanın ve diğer ülkelerin kimyasal zararlardan etkileneceği bildirildi..





Macaristan’da, bir aliminyum fabrikasında zehirli atıkların tutulduğu göletin bentleri yıkıldı ve yaklaşık bir milyon ton zehirli atık dört köyü bastı.

Kimyasal felakette 4 kişi hayatını kaybederken yüzden fazla kişi de yaralandı. Yetkililer, zehirli maddenin deri ile temasının çok tehlikeli olduğunu duyurdu.

Olayın ardından itfaiye ekipleri temizleme çalışmalarına başladı ve bölgedeki insanlar tahliye edildi.

Green Peace yetkilileri, zehirli atığın hayvanlar ve bitkiler üzerinde ciddi zararlarının olabileceği ve uzun vadede bölgede yıkıcı bir etki yapabileceği uyarısında bulundu.

Yer yer iki buçuk metreyi aşan zehirli atıkların oluşturduğu selin Tuna nehrine doğru yönelmesi ise bu endişeleri artırıyor.

Uzmanlar, zehirli atığın nehir suyuna karışması durumunda bölge akarsularında canlı hayatının tamamen yok olabileceğine dikkati çekti.

Hükümet yetkilileri de olağanüstü hal ilan edilen bölgedeki çalışmaları bizzat takip ediyor.

Kimyasal atığın cuma gününe kadar temizlenememesi durumunda Tuna nehrine ulaşıp Avrupa akarsu sistemine karışacağı belirtildi.




19 Eylül 2010

BOĞA GÜREŞLERİ (SAVAŞ) VE ÇILDIRMIŞLIK HALİ


BOĞA GÜREŞLERİ (SAVAŞ)
VE
ÇILDIRMIŞLIK HALİ


EvcioğluHaber- Bu gün sizlerle, insanoğlunun doğaya ve üzerinde yaşayan kendileri dahil, canlı cansız tüm varlıklara verdiği zararın bir örneği olan videoyu paylaşmak istiyoruz..
İlk önce; boğaları sokak ortasına sürerek insanları soka toplayıp bu vahşet görüntülerni her yıl, bir eğlence olarak yapanlara bir çift sözümüz olmalı... Kelimenin tek anlamıyla: " Alçakça bir gösteri" ..

Boğaların yetiştirilmesi de oldukça vahşice; Yeni doğmuş bir buzağıyı alıp karanlık bir mahsene kapatılıyor ve orada 3-4 yaşına gelinceye kadar dışarı çıkartılmayıp, hiç bir insan yüzüde gösterilmiyor.. Burada hiç ışıkta almadan tamamen karanlıkta yatiştirilen, beslenen boğalar; Ispanyalalıların o (vaşet) şölen gününde ışığa ve dışarıya çıkartılarak bu vahşeti eğleniyorlarmış sanıyorlar..
Bu durum aslında insanoğlunun ne kadar bencil ve acımasız olduğunuda gözler önüne sermiyormu? ne dersiniz.. !

EvcioğluHaber-19.09.2010-Pazar

"

BOĞALARLA YAŞANAN SOKAK SAVAŞI VİDEOSU


EvcioğluHaber
19.12.2007

27 Ağustos 2010

Gülen: Herkes 10 kişiyi sandığa götürmeli


Gülen: Herkes 10 kişiyi sandığa götürmeli

EVET

HAYIR

BOYKOT



EvcioğluHaber- T24 internet haber sitesin haberine göre; Herkül.org sitesinde yayımlanan Fettullah Gülen'le yapılan özel roportaj da ; Gülen, 12 Eylül'de yapılacak referandumda, yurt dışından gidenlerin kendileri dışında en az 10 kişiyi de sandığa götürmesi gerektiğini söyledi.


NTV'nin haberine göre, Fethullah Gülen haftalık sohbetlerinin yayınlandığı herkul.org internet sitesinde Ramazan ayı ile toplumda oluşan gerginliklerin giderilmesi üzerine soruları cevaplandırdı.


Gülen siyasette son dönemde yaşananlara ilişkin şu görüşleri dile getirdi; “Keşke siyaset âlemine de gönül dili hâkim olsa. Keşke CHP'liler deseler ki: ‘Türkiye'de şu kriz, şu kriz, şu kriz var; ama biz vifak ve ittifakı sağlayamadığımızdan ve iktidarla uyum yolları aramadığımızdan dolayı, ihtimal Allah bizim yüzümüzden bu krizleri yaşatıyor.’


Keşke MHP'liler deseler ki: ‘İnsan her yanıyla kötü olmaz ya, herkesin bazı iyi yanları da vardır. Biz en azından bazı meselelerde bir kısım fasl-ı müşterekler bularak, bunlara 'eyvallah' desek ne olurdu. Bazı olumsuz şeyler bizim yüzümüzden de olmuş olabilir; bir dönemde bazı yanlışlıklar yapmış olabiliriz; belki şimdi de bir kısım yanlışlıklar yapıyoruzdur.’


Keşke AK Partililer de idarede bulunduklarından dolayı, Hazreti Ömer Efendimiz gibi düşünse; ‘Yağmur yağmıyorsa benim yüzümden yağmıyor; laleler benim yüzümden bitmiyor, dağınık halimizin öyle sürüp gitmesi ve perişanlığımızın devam etmesi benim yüzümden oluyor’ deseler.


Evet, keşke siyaset âleminde de herkes, sürekli atf-ı cürümlerde bulunacağına, nisbeti makul olmayan şeyleri bile insanlara nisbet edeceğine ve hep karşısındakine cevap yetiştirme gayretiyle oturup kalkacağına, biraz da kendi muhasebesini yapsa ve bir kere de gönül dilini kullanmaya çalışsa!..


Referandumda ‘evet’ oyu kullanacak olmasının hiçbir siyasi görüşle alakalı olmadığını dile getiren Gülen, “Herkese karşı müsavi derecede duruyoruz. Biz yerinde Deniz Bey'i de destekleriz, Devlet Bey'i de destekleriz. Elverir ki, yaptıkları şeyler milletimizin bugünü ve yarını adına, devletler muvazenesinde dümene oturması adına bir şey ifade etsin. Benim milletim devletler muvazenesinde yönlendiren, gözünün içine baktıran bir muvazene unsuru olmayacaksa şayet, ne Avrupa umurumda benim, ne Amerika, ne Çin ne de Maçin. Bu açıdan da, milleti oraya götürebilecek her gayret alkışlanmalı.


Referandumda 'evet' denmesini desteklememiz, o işi yapan insanları takdir değil, o işin kendisini takdir meselesidir; kim yaparsa yapsın, yapılan güzel bir işi takdirdir. Bunu rahmetlik Bülent Ecevit yapmış olabilir, bunu Süleyman Demirel Bey yapmış olabilir, bunu İsmet Sezgin Bey yapmış olabilir, bunu Tayyip Erdoğan yapmış olabilir, bunu Turgut Özal yapmış olabilir, bunu Devlet Bey yapmış olabilir, bunu Deniz Bey de yapmış olabilir. Güzelliği milletimiz adına kim yapmış ve milletimize ileriye doğru bir adımı kim attırmışsa, biz o ayağın altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya âmâdeyiz. Bütün dünya biliyor ki; yeryüzünde dikili bir taşımız yok ve bundan başka da hiçbir sevdamız olmadı” dedi.


Fethullah Gülen ayrıca oy kullanmak için yurt dışından gidenlerin sadece kendi oylarını kullanmalarının yeterli olmadığını belirterek, yanlarında en azından 10 kişinin daha oy kullanmasını sağlamaları gerektiğini söyledi.


Gülen, “Hiç kimse anayasa değişikliği paketini ve referandumu Avrupa'ya veya Amerika'ya bağlamamalı; bunlar diyalektik sayılabilecek dedikodudan ibaret yanlış şeylerdir. Ramazan-ı Şerif'te yumuşayan kalbleri de değerlendirerek herkes referandum konusunda üzerine düşen vazifeyi yapmalıdır. Hatta burada (Amerika'da) oy kullanamayacaklarından dolayı, Türkiye'ye gitmesi mümkün olanlar gitmeli ve oylarını kullanmalılar. Oraya gidince de, ‘Amerika'dan kalktım, bin lira verip buraya geldim; dönerken de o kadar para vereceğim. Bu kadar zahmeti sadece kendi oyum için çekmemeliyim...’ demeli; en azından on tane, yirmi tane insanı daha zimmetlemeli, onları da sandığın başına götürmeli ve onlara da bir güzel 'evet' dedirtmeli” yorumunu yaptı.

27.08.2010-Cuma

12 Haziran 2010

ITUC 2010 Yılı Sendikal Hak İhlalleri Raporu Yayınlandı

ITUC 2010 Yılı Sendikal Hak İhlalleri Raporu Yayınlandı


Çrş, 09 Haziran 2010

2008’de başlayan ve şu anda Avrupa’yı da etkisi altına alan küresel mali ve ekonomik krizin istihdam üzerindeki yıkıcı etkilerine değinilen Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2010 yılı Sendikal Hak İhlalleri Raporu'nda, 10 milyon iş kaybının ve milyonlarca işçinin daha işsizlik korkusuyla yaşadığı kaydedildi.
Raporda, kamu otoritelerinin ve şirketlerin krizi sendikal hakları zayıflatmak ve yok etmek için bahane olarak öne sürdüğü bu ortamda, işçilerin haklarını korumak ve geliştirmek ve insanca çalışma ortamını tesis etmek konusunda sendikaların işlerinin giderek zorlaşmakta olduğunun altı çizildi.

Bu yıl 140 ülkedeki sendikal hak ihlallerinin ele alındığı raporda, işlerini ve hatta yaşamlarını kaybetme korkusu nedeniyle seslerini duyuramayan emekçilerin raporda görünmeseler de, yok sayılamayacakları kaydedildi.
Raporda sendikacılara yönelik taciz, yıldırma, zulüm ve en uç noktada sendikacıların öldürülmesine kadar giden ihlallerin ayrıntılı bir dökümü sunulmuştur. Verilere göre, geçen yıla göre, öldürülen sendikacıların oranı 30% artmıştır. 48’i Kolombiya, 16’sı Guatemala, 12’si Honduras, 6’sı Meksika, 6’sı Bangladeş, 4’ü Brezilya, 3’ü Dominik Cumhuriyeti, 3’ü Filipinler, 1’i Hindistan, 1’i Irak ve 1’i Nijerya olmak üzere toplam 101 hak mücadelesi veren sendikacı katledilmiştir.
Guatemala ve Honduras’taki gelişmeleri endişe verici bulan ITUC, Kolombiya ve Guatemala’da 10 sendikacıyı öldürme girişiminin ve 35 sendikacının yaşamını riske sokacak derecede yaralandığının ekledi.
Diğer taraftan, başta Türkiye’deki, Honduras’daki, Güney Kore’deki, İran’daki, Zimbavev’deki ve Pakistan’daki olmak üzere birçok sendikacının tutuklandığı ve özellikle Türkiye, Mısır, Rusya ve Güney Kore’deki sendikal haklara ilişkin gelişmelerin giderek kötüleştiği kaydedildi.
Raporunda hükümetlerin sendikal haklara saygı duyulması ve hak savunucularını koruması yönündeki sorumluluklarını yerine getirmekten uzak olduğunu kaydeden ITUC, birçok ülkedeki hükümetin sendikaları baskı altında tutarak kontrol etme kaygısında olduğunu ifade etti.
Demokrasinin önde gelen savunucuları olarak sendikalara yönelik anti-demokratik uygulamaların kınandığı raporda, Türkiye de dahil olmak üzere düşük ücretlere, insanlık dışı çalışma koşullarına ya da küresel krizin yıkıcı etkilerine karşı gösteriler düzenleyen ve greve giden emekçilere yönelik şiddet, tutuklama ve gözaltıların kabul edilemeyeceği kaydedildi.
Sendikal faaliyetlerinden dolayı işten atılan emekçilerin, işverenler tarafından da tehdit edildiği eklendi. ILO verilerine göre, küresel işgücünün 50%’si güvencesiz istihdam biçimlerinde çalışmaktadır. Kadınların, göçmenlerin, tarım işçilerinin bu durumdan en fazla zarar gören toplumsal grupları oluşturduğunun ifade edildiği raporda, dayatılmaya çalışılan esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin sendikal örgütlenme zeminini giderek aşındırdığı bildirildi.
Sendikal hakları korumaya yönelik yasal düzenlemelerin ise, çoğunlukla sınırlamalarla birlikte geldiğinin eklendiği raporda, grev hakkı da dahil olmak üzere temel sendikal hakların birçok ülkede başta kamu çalışanları olmak üzere birçok emekçi açısından engellendiğinin altı çizildi. Raporda, sendikal haklar önündeki engellerin kaldırılmasının demokratik bir toplumun özünü oluşturduğu tekrarlandı.

19 Mayıs 2010

Aralarında kocaman bir (uçurum) fark var




Aralarında kocaman bir (uçurum) fark var



Halk, heryerde halk..
Yoksulluk ve sefalet, dünyanın heryerinde aynı..
19.05.2010

Dünya emekçileri, ülkeler arasındaki sınırları siz koymadınız.. Bu nedenlede dünyanın hiçbir yerindeki kaynaklara istediğiniz gibi ulaşamıyorsunuz.. Sınırları çekenler; bu sınırları, siz emekçiler için çektiler.. Sizler birlişmeyesiniz diye..! Açlığa ve yoksulluğa razı olasınız diye.. Yetmedi; birde yapay ayrılıklar ve ülkeler arasında düşmanlıklarda yarattılar.. Ama; bu sınırlar onlar (kapitalisler ) için geçerli değildir. Yerli ve yabancı sermaye şirketlerine yasak yok.. Onlar istediği ülkeye gider ve o ülkenin yeraltı, yerüstü kaynaklarını hemde emekçilerin alın terini sömürerek, hayatları pahasına karın tokluğuna, çorak bir toprak ve yoksulluk bırakarak, çeker başka bir ülkenin zengin kaynaklarına giderler...
Sizlerin açlığı ve yoksulluğu sizleri yönetenlerin ve dünya egemenlerinin çok büyük bir kar hırsından ve sınırsız bir sömürü düzeninin varlığından kaynaklanmaktadır..
Bu düzen değişmedikçede, sizlerin yaşamı değişmeyecektir..
Aşağıda verilen
ülkelerin yoksul ve zenginliklerini karşılaştıran fotoğraf ve ekonomik durumlarını gösteren açıklamadanda anlaşılacağı gibi; en zengin ülkelerde yaşanan açlığın ve yoksulluğun insanların yaşamlarında bıraktığı acı ve sefaletin sonuçlarını görmekteyiz..
Değerlendirme sizlere ait ..
Taktir sizin...!
Bu kader olabilirmi?

Haber: Evcioğlu
*****************


Hong Kong  Gini katsayısı: 43.4   Rolls-Royce kullanan kişilerin çok olması, pahalı konutları ve şık alışveriş merkezleriyle dikkat çeken ülkede, zenginliklerini göstermekten gurur duyan pek çok kişi var. Hong Kong’da en zengin yüzde 10’luk kısmın kazancının toplam gelire oranı 34.9 iken, en fakir yüzde 10’luk kısmın gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.Ülkede sadece Filipinler, Endonezya ve diğer ülkelerden gelen göçmen işçilere asgari ücret ödeniyor. Normal vatandaşlar asgari ücretle çalışmıyor.



Hong Kong

Gini katsayısı: 43.4

Rolls-Royce kullanan kişilerin çok olması, pahalı konutları ve şık alışveriş merkezleriyle dikkat çeken ülkede, zenginliklerini göstermekten gurur duyan pek çok kişi var. Hong Kong’da en zengin yüzde 10’luk kısmın kazancının toplam gelire oranı 34.9 iken, en fakir yüzde 10’luk kısmın gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.Ülkede sadece Filipinler, Endonezya ve diğer ülkelerden gelen göçmen işçilere asgari ücret ödeniyor. Normal vatandaşlar asgari ücretle çalışmıyor.

Singapur  Gini katsayısı: 42.5  Singapur dünyanın en açık ekonomilerinden biri ve Lehman Brothers’ın iflası ülkeyi derinden etkiledi ancak ülke 2009’un başıyla birlikte yeniden canlandı. Singapur’da 2009 yılında ülkenin en zengin yüzde 10’luk kısmı, toplam gelirin 32.8’sini oluştururken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin yüzde 2’sini oluşturuyor.

Singapur

Gini katsayısı: 42.5

Singapur dünyanın en açık ekonomilerinden biri ve Lehman Brothers’ın iflası ülkeyi derinden etkiledi ancak ülke 2009’un başıyla birlikte yeniden canlandı. Singapur’da 2009 yılında ülkenin en zengin yüzde 10’luk kısmı, toplam gelirin 32.8’sini oluştururken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin yüzde 2’sini oluşturuyor.


ABD  Gini katsayısı: 40.8   Büyük Buhran’dan bu yana görülen en büyük ekonomik durgunluktan çıkma savaşı veren ABD’de en zengin yüzde 10’luk kesimin geliri ülkenin toplam gelirinin 29.9’na denk gelirken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin 1.9’unu oluşturuyor.

ABD

Gini katsayısı: 40.8

Büyük Buhran’dan bu yana görülen en büyük ekonomik durgunluktan çıkma savaşı veren ABD’de en zengin yüzde 10’luk kesimin geliri ülkenin toplam gelirinin 29.9’na denk gelirken, en fakir yüzde 10’luk kısım toplam gelirin 1.9’unu oluşturuyor.


İsrail  Gini katsayısı: 39.2   İsrail’in dünyanın en eşit ülkelerinden biri olduğu günler geride kaldı. İşçi Siyonist partisi liderleri, Yahudi göçmenler için kolektif bir çiftlik kurdu ancak ekonominin zor günler geçirdiği zamanlarda bu toplu çalışma alanları azaldı. Ülkedeki aşırı muhafazakar Yahudi mezhebi Haredilerin sayısının artması ve bu ailelerin erkeklerinin çalışmak yerine Tevrat okumayı tercih etmesi gelir eşitsizliğinin artmasına katkı da bulundu.

İsrail

Gini katsayısı: 39.2

İsrail’in dünyanın en eşit ülkelerinden biri olduğu günler geride kaldı. İşçi Siyonist partisi liderleri, Yahudi göçmenler için kolektif bir çiftlik kurdu ancak ekonominin zor günler geçirdiği zamanlarda bu toplu çalışma alanları azaldı. Ülkedeki aşırı muhafazakar Yahudi mezhebi Haredilerin sayısının artması ve bu ailelerin erkeklerinin çalışmak yerine Tevrat okumayı tercih etmesi gelir eşitsizliğinin artmasına katkı da bulundu.


Yunanistan  Gini katsayısı: 34.3  Avrupa Birliği maliye bakanlarının ülkenin borç krizine girmemesi için kurtarma paketleri üzerine tartıştığı Yunanistan’da en zengin yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 26 iken, en fakir yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.5.

Yunanistan

Gini katsayısı: 34.3

Avrupa Birliği maliye bakanlarının ülkenin borç krizine girmemesi için kurtarma paketleri üzerine tartıştığı Yunanistan’da en zengin yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 26 iken, en fakir yüzde 10’luk kesimin gelirinin toplam gelire oranı yüzde 2.5.



http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/

28 Nisan 2010

Emekliliğe kolaylık geliyor "Yurt dışı Emeklilik"


Emekliliğe kolaylık geliyor
http://www.dostdanismanlik.com/v1/images/stories/sgk.jpg

SGK Yurt Dışı Başkanı Yılmaz'dan önemli bir açıklama

SGK Yurt Dışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Daire Başkanı Ataman Yılmaz'dan önemli bir açıklama...Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Yurt Dışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Daire Başkanı Ataman Yılmaz, Türkiye'de, yüzde 80'i Almanya'dan olmak üzere yaklaşık 250 bin 'emekli gurbetçi' olduğunu belirterek, 'Bu vatandaşlarımızın 1-2 yıl süren emeklilik işlemlerini birkaç aya düşürme çabasındayız' dedi.

Yılmaz, kurumuyla ilgili bir etkinliğe katılmak üzere geldiği Adana'da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türklerin yoğunlukta çalıştığı Almanya, Hollanda, Fransa ve Belçika gibi ülkelerle ikili sosyal güvenlik anlaşmaları bulunduğunu, bu kapsamda yurt içi ve yurt dışındaki çalışma sürelerinin birleştirildiğini bildirdi.

Türkiye'de yüzde 80'i Almanya'dan olmak üzere yaklaşık 250 bin 'gurbetçi emekli'nin bulunduğunu ifade eden Yılmaz, 'Almanya'dan emekli olup bu ülkeden bağlanan aylıklarını Türkiye'de alan 45 bin emekli var' dedi.

Yılmaz, Avrupa Birliği ülkelerindeki sigortalıların işlerini kolaylaştıracak çalışmalar yapıldığını, önümüzdeki yılın baharında Almanya'da konuyla ilgili yapılacak toplantıya Türkiye'nin de davet edildiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

'Türkiye AB'ye resmen üye olmasa da bu toplantıya katılacak. Bizim çalışmalarımızın özünü yurt dışı emekliliğindeki bekleme süresini en aza indirmek oluşturuyor. Çünkü, bir sigortalımızla ilgili yurt dışına gönderdiğimiz evrakın geri dönüşü en az 6 ayı buluyor. Bu nedenle 1-2 yılı bulan yurt dışı sigortalılık işlemlerini birkaç aya düşürme çabasındayız. Alman sigorta kuruluşlarıyla bilgisayar ortamında bağlantıyla belge alışverişi gerçekleştirebilmenin teknik altyapısının oluşturulacağını umut ediyoruz.'

MEVZUATI BİLMİYORLAR

Sosyal güvenlik mevzuatlarının bilinmemesinden yakınan Yılmaz, şunları kaydetti:

'Türkiye ve yurt dışında sigortalılık sürelerinin birleştirilmesi sigortalı için avantaj olmasına rağmen mevzuat bilinmediğinden yurt dışındaki sürelerini gizleyenler oluyor. Oysa, sigortalı bunu gizlemese hem Türkiye'den kısmi maaş alacak hem de Almanya'dan. Hatta, Türkiye'de tam sigortalılık hakkı edebilmek için borçlanma yapılmasıyla daha yüksek maaş alabilme imkanına da sahip olabiliyor.

Sigortalılık süreleri birleştirilirken her ülke kendisinde geçen hizmetle orantılı bölümüne aylık bağlıyor. Tabii ki kendi mevzuatına göre bu yapılıyor. Türkiye daha erken yaşta emekli ediyor, Avrupa'da ise 65 yaşına gelinceye kadar malulen olmadığı sürece emekli maaşı bağlanmıyor.'

http://haber.gazetevatan.com/

24 Şubat 2010

Yunanistan’daki önlemlere tepki şiddetleniyor

Yunanistan’daki önlemlere tepki şiddetleniyor

Yunanistan’daki önlemlere tepki şiddetleniyor

Yunanistan’da kamu çalışanlarının, ülke borcunu ve bütçe açığını azaltmak için harcamalarda kısıtlamaya gideceğini açıklayan Başbakan Yorgo Papandreu’ya olan tepkisi şiddetleniyor. Ülkede bugün son bir ay içindeki ikinci büyük grev gerçekleşiyor.

HAYALET ŞEHİR ATİNA'DAN GÖRÜNTÜLER

Bloomberg haber ajansından yayımlanan bir haberde, ülke borcu sorunuyla baş etmek için kamu sektöründeki harcamalarını azaltacağını açıklayan Atina hükümetine kamu çalışanlarından büyük bir tepkinin geldiği ve ülkede bugün son bir ay içindeki ikinci büyük grevin gerçekleşeceği belirtildi.

Yunan işçi sendikaları bugün ulaşım, medikal ve eğitim hizmetlerini durduracak. Hava trafiğini kontrol edenler, gümrük ve vergi dairelerinde çalışanlar, tren sürücüleri ve devlet hastanelerinde çalışan doktorlar ve devlet okullarında görev yapan öğretmenler bugün maaşlarının azaltılmasını, yeni işe alımların durdurulmasını ve ikramiyelerin kesilmesini ön gören politikalara karşı çıkmak için iş bırakacak.

Ülkede gazetecilerde greve katılırken, bugün hiç haber yayımlanmayacak.

“KRİZİ BİZ YARATMADIK”

Yunanistan’ın özel sektör işçi sendikalarından biri olan GSEE’nin Başkanı Yannis Panagopoulos, “Sokaklara dökülen halk, hükümete ve özellikle Avrupa Birliği’ne kendi ihtiyaçlarının piyasaların isteğinden çok daha önemli olduğu mesajını vererek ‘krizi biz yaratmadık’” diyecek değerlendirmesini yapıyor.

Ülkede 10 Şubat’ta yaklaşık 500 bin kamu çalışanı tek günlük bir grev yapmış, GSEE ile güçlerini birleştirip 2 milyon kişinin katıldığı bir eylem gerçekleştirmişti.


YATIRIMCILAR KORKUYOR

Bloomberg’deki haberde, yatırımcıların Yunanistan’ın şu anda gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 12.7’sine denk gelen bütçe açığını yüzde 8.7’ye indirme hedefine ulaşamayacağından korkuttukları, bu yüzden de ülkenin devlet tahvillerinin değer kaybettiği belirtildi.

Atina hükümetinin bu yıl 72 milyar dolar değerinde devlet tahvili ihraç etmesi gerekiyor. Bu da ülkenin GSYİH’sinin yüzde 20’si gibi bir orana denk geliyor.

Yunanistan’ın kendi borcunu ödeyemeyip, euro bölgesinin diğer üyelerinin yardımıyla kurtarılacağına yönelik endişeler, dünya genelindeki borsaları da sarstı.


YUNAN TAHVİLLERİ DEĞER KAYBEDİYOR

Kredi derecelendirme kuruluşları, Aralık ayında ülkenin kredi notlarını düşürmelerinin ardından, Atina hükümetinin üç yıllık bütçe planının bir an önce belirlenmesi gerektiği konusunda uyardı.

Son olarak kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, ülkedeki dört büyük bankanın kredi notunu, BBB-‘ye indirdi. Fitch, bankaların finansman maliyetleri ve kârlılıkları konusunda endişe taşıması nedeniyle böyle bir karar verdiğini açıkladı.

Bu gelişmenin ardından Yunanistan devlet tahvilleri değer kaybetmeye devam etti. 10 yıllık devlet tahvillerinin faizi sabahki işlemlerde 7 baz puan yükselerek yüzde 6.49’a çıktı.

Diğer yandan, dün Yunanistan Komünist Partisi’yle bağlantılı bir grubun Atina borsasının iki girişini de kapayıp, eylem yaptı. Dün 1.8 oranında düşen Atina borsası, bu yıl yatırımcılarına toplamda yüzde 12 oranında zarar ettirek ve Batı Avrupa’daki borsalar arasındaki en kötü ikinci performansı sergiledi.


LİDERLER SORUNUN FARKINDA

Bloomberg, liderlerin de Yunanistan’da devam eden sorunun kıtanın ortak para birimi euroya zarar verdiğinin farkında olduğunu belirtti.

Son günlerde euronun kaderini belirleyecek kadın lider olarak gösterilen Almanya Başbakanı Angela Merkel, 22 Şubat’ta Hamburg’da yaptığı bir konuşmada, “Yunanistan konusunda, Atina hükümetine elimizden gelen desteği vermeliyiz” dedi.

Yunanistan’ın Ta Nea gazetesinde yayımlanan bir haberde ise, Avrupa Komisyonu’nun Atina hükümetine, çalışanları işten çıkarmak haricinde başka çözümler bulması gerektiğini belirtti dile getirildi.

http://www.hurriyet.com.t

10 Şubat 2010

'Türkiye'de nükleer bomba var'

'Türkiye'de nükleer bomba var'



Türkiye ve 3 NATO ülkesinde 180 nükleer bomba var

09.02.2010 Salı

AVRUPA Reform Merkezi adlı düşünce kuruluşu tarafından hazırlanan NATO eski Genel Sekreteri George Robertson imzalı nükleer silah raporunda Türkiye’de ABD’ye ait nükleer silahlar olduğu doğrulandı. Böylece ilk kez NATO’nun en üst düzey isimlerinden biri tarafından gayriresmi bir raporda da olsa İncirlik üssünde bulunduğu iddia edilen atom bombalarının varlığı doğrulanmış oldu. Münih Güvenlik Konferansı sırasında Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin nükleer silahların soğuk savaştan miras olduğunu belirtirken sarfettiği “Artık askeri bir amaca hizmet etmiyorlar” sözleri üzerine kaleme alınan raporda Almanya’nın bu tutumu sert dille eleştirildi ve Almanya’nın, bu yönde bir adım atsa da Türkiye, Belçika, İtalya ve Hollanda’da konuşlanmış, ABD’ye ait 180 nükleer silahların sağladığı “güvenlik şemsiyesi” nden yararlanmaya devam edeceği, bunun da “sorumsuzluk” olduğu vurgulandı. İncirlik üssünde 40-90 arasında nükleer silah olduğu tahmin ediliyor.

http://haber.gazetevatan.com/Turkiyede

22 Ocak 2010

20 bin Türk erkeğine kötü haber!

20 bin Türk erkeğine kötü haber!
20 bin Türk erkeğine kötü haber!

22 Ocak 2010 Cuma 10:15

Moğolların 20 bin damat adayı aradığını duyanlara kötü haber Moğalistan'dan geldi...

Moğolistan’da 6 kadına 1 erkek düştüğü ve Moğollar’ın Türkiye’den 20 bin erkek istemek için heyet göndereceğine dair çıkan haberler Moğolistan Büyükelçiliği’ni de şaşırttı.
Moğolistan Ticaret Ataşesi, “Nüfus sayımına göre 1 kadına neredeyse 1 erkek düşüyor. Nüfusu artırmak gibi bir niyetimiz var ama siz zahmet etmeyin, bunu kendimiz becerebiliriz” dedi.

Cengiz Han’ın ülkesi Moğolistan’ın nüfusunu artırmak için Türk erkeğine ihtiyaç duyduğuna dair çıkan haberleri okuyanlar büyükelçiliğin kapısına dayandı. Buzullarla kaplı Grönland ile birlikte dünyanın en az nüfus yoğunluğuna sahip ülkesi olan Moğolistan’ın az olan nüfusunu artırmak için Türkiye’ye heyet göndereceği ve heyetin de Türkiye’den Türk erkeği isteyeceğine dair haberi okuyanlar birbirine aktaranlar Büyükelçilik telefonlarının kilitlenmesine neden oldu.

Moğol yetkililer, “Haber güzel ama bilgi yanlış. Böyle bir talebimiz yok. Nüfusu artırmak için bir çok ülke gibi politikamız var ama erkek ithal etmek bunların arasında yok. Bunu kendimiz becerebiliriz” dediler.

Basın organlarında çıkan, “Moğolistan’ın az olan nüfusunu artırmak için Türkiye’den çalışan 20 bin Türk erkeği talep edeceği” haberinde yer alan 6 kadına 1 erkek düşüyor ifadesinin tamamen yanlış olduğunu kaydeden Moğolistan’ın Ankara Büyükelçiliği Ateşesi, “İthal erkeğe ihtiyaç duyacak bir nüfus dengesizliğimiz yok” diye konuştu.

“Türk erkeği ithal etmeyeceğiz”

Moğolistan yaklaşık 1.5 milyon metrekarelik geniş alana sahip. Yani Türkiye’nin 2 katı. Nüfusu ise 2007 sayımlarına göre 2.7 milyon. Bu da Moğolistan’ı dünyanın en az nüfus yoğunluğuna sahip ülkesi yapıyor. Kilometrekareye 1.7 kişinin düştüğü ülkenin nüfusunu artırmak için bir takım politikalara imza attığını kaydeden Moğol yetkili, Moğolistan’ın nüfusunu artırmak için 3-4 yıl önce bir projeye start verdiğini belirtti. “Moğolistan Dünya Bankası verilerine göre 1 erkeğe 1.1 kadın düşüyor. Bu da dünya ortalamasıyla aynı. Bizim sıkıntımız nüfus dengesizliği değil azlığı. Türk erkeği ya da herhangi bir ülkeden erkek ithal etmek gibi bir düşüncemiz de olamaz” dedi.

“Hükümetimiz yeni evlenecek çiftleri teşvik etmek amacıyla 500 dolara yakın bir ödeme yapıyor” diyen yetkili, “Doğurganlığı artırmak için de çocuk başına 25 dolara yakın aylık bir ödeme yapılıyor. Bunun meyvelerini almaya başladık. Geçmiş yıllarda yüzde 1 olan nüfus artış hızı geçen yıl yüzde 8.7 oldu ve 3 milyona yaklaştı” diye konuştu.

Avrupa ve Rusya’nın da nüfusu artırmak için çalışmalar yaptığını anlatan Moğol yetkili, “Hiçbirinin Türkiye’den böyle bir destek istediğini duymadım. Sanmıyorum da” dedi.

http://www.internethaber.com

21 Ocak 2010

Yerkürenin ısınmasından bana ne?

http://www.dipnot.tv/Files/Images/photo_11232008105151AM_4374.jpg

Yerkürenin ısınmasından bana ne?

Gökhan Günaydın

Küresel ısınma ve iklim değişikliği, yerküreyi giderek yaşanmaz bir hale getiriyor. İklim kuşaklarının 150 ila 500 kilometre kuzeye kaydığı bir süreçte, dünya daha sıcak ve daha az yağışlı bir yakın geleceğe doğru hızla ilerliyor. Kutuplardaki buz kütlelerinden büyük parçalar kopup sulara karışırken; ısınma sürecinin deniz seviyesini yükselteceği, birçok bitki ve hayvan türünün yaşamlarının sona ereceği, açlık sorununun etki alanını genişleteceği biliniyor…

Bu tablodan Türkiye’nin payına düşen ise, 50 yıl içinde 3 – 5°C daha ısınmak ve özellikle güney bölgelerinde yüzde 30 daha az yağış olarak öngörülüyor.

Yerküreyi bu noktaya, kapitalist üretim süreçlerinin taşıdığı açık. Toprağı, suyu, havayı birer üretim faktöründen ibaret gören kapitalizmin doğayla ilişkilerinde iki yüzyıl boyunca geçirdiği “aşama”, sorunun altını çiziyor.
Kuralsız piyasa ilişkilerinde doğanın sömürülmesi gerçeğini gizlemek için bulunan kılıf, sömürü düzeyini “sürdürülebilir” bir çizgiye çekme çabasından ibaret.

Kendi sorununu bile pazarlayan kapitalist piyasa ekonomisi, post-fordist üretim ilişkileri temelinde maliyetlerin düşürülmesi için çocuk emeğinin kullanılmasını dahi “mubah” görüyor. Sermayenin artık değere el koyma mekanizması, dünyayı bir üretim faktörü niteliğine indirgerken, “talep” sorunu yaratılan tüketim toplumları ile aşılıyor.

Klasik iktisat teorisinde tarım sektörünün, “tüm bu ilişkilerden etkilenmeyen usandırıcı bir durağanlık yığını” olduğu ima edilse de, aslında kapitalizmin elini uzattığı her alanda aynı “gelişimin” yaşandığı kanıtlandı. Bu bağlamda, çevre ülkelerin tümünde, giderek artan oranda kırsal alan kapitalizme eklemleniyor.

Sözü edilen “gelişen piyasalarda”, köylülüğün hızla tasfiye edilmesi ve tarımın şirketleştirilmesi talep ediliyor. Gerekçe görece masum: Rekabet edebilirlik…

Benzer bir talep, oldukça açık bir şekilde, 24 Mart 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan toplantıda dile getirildi. Toplantının başlığı, “Et ve Süt Sektörlerinde Küresel Vizyon”. Türkiye’nin Başbakan ve Tarım ve Köyişleri Bakanı ile temsil edildiği toplantıya Polonya, Çin, Romanya, Bulgaristan, İran ve Kuzey Kıbrıs Tarım Bakanları veya yardımcıları da katıldılar. Dünyanın hayvansal üretim ve ticaretini denetleyen yapıların hemen hepsi orada: Avrupa Süt Birliği, Uluslararası Süt Federasyonu, Pan Amerikan Süt Federasyonu, Avustralya Süt Üreticileri Şirketi, Avrupa Birliği Et Sanayi İrtibat Merkezi, Avrupa Canlı Hayvan ve Et Ticareti Derneği, ABD Et Üreticileri Birliği, Brezilya Et İhracatçıları Birliği…

Toplantıyı Türkiye Süt, Et ve Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SET BİR) organize ediyor. Mehmet Altan başta olmak üzere, liberal köşe yazarları, “2015 Sonrası Beklentiler” gibi açık hedefler konulmuş panellere başkanlık ediyor, tarım bakanlarına öğütler veriyorlar.

Türkiye Başbakanının iktidarları döneminde tarım sektörünün nasıl kalkındığına, yol ve su altyapısı yapımının hayvansal üretime ne denli katkı koyacağına ilişkin veciz sözleri ve saptamaları, fazla önemsenmiyor…

Toplantının ana fikri, sermaye tarafından açık biçimde ortaya konuluyor: Tarımsal desteklemeler kalkmalı, tarım ve köylü arasındaki bağ kopartılmalı. İş, Türkiye’de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın adından Köyişleri’nin çıkartılmasına kadar vardırılıyor. Panel yöneticisi köşe yazarı, bu öneriyi oylamaya koymaktan son anda vazgeçiyor…

Sözü edilen öneri, kuşkusuz tarımı köylü üretici işi olmaktan tümüyle çıkarıp, şirket tarımını tahrik eden ve tarımı piyasalaştıran bir talebi gündeme getiriyor.

Bu noktada, dillendirilen talebin Türkiye için anlamını ortaya koymak gerekiyor: 73 milyon nüfusa sahip Türkiye’de kentleşme oranı yüzde 65.
Başka bir deyişle, 24 milyona yakın kırsal nüfus;
2 bin 265 belde,
36 bin 527 köy,
42 bin 098 köy altı yerleşme (köy bağlısı) olmak üzere toplam 80 bin 890 kırsal yerleşmede yaşıyor.
Tüm köyler ve nüfusu 25 binden az olan il ve ilçe merkezlerinde toplam hanehalkı sayısı 6 milyon 189 bin 351 iken, bunlardan 4 milyon 106 bin 983’ü tarımsal faaliyetle uğraşıyor.

Sermaye, şimdi, yığın olarak gördüğü bu kesimin tarımdan dışlanmasını, bu nicel büyüklüğün sosyal politika alanına itilmesi gerektiğini açık bir politika önerisi olarak dile getiriyor…

Önermenin meşruiyet temeli, yukarıda da belirtildiği gibi, “köylü tarımıyla rekabetçi olunmaz” savına dayanıyor. Kuşkusuz sermaye, desteklerden yoksun bırakılacak köylünün üretimle bağının kopartılması ve “sosyal politika” alanında yoksulluk yardımlarıyla ayakta tutulmasını önerirken, boşaltılan alana şirket tarımının egemenliğinin tesisini öngörüyor. Üreticiye tarım desteğinin sıfırlanması önerisi, taşıma – depolama – işleme – kalite unsuru – dışsatım sübvansiyonları gibi desteklerden doğrudan şirketlerin yararlandırılması talebiyle tamamlanacaktır elbette.

Köylülüğün tasfiyesi temelinde şekillenen öneriler, Türkiye’nin AB ile yürüttüğü tarım dosyaları tarama sürecinde hız kazandı. AB tarafı İlerleme raporları ve Etki Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’de tarımsal istihdam oranının yüksekliğine özel vurgular yapıldı. Türkiye hemen sinyali aldı, 9. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda bu oranın yüzde 19’a çekileceği hedef olarak ortaya konuldu.

Yaşanan gerçeklik, vahşi kapitalist koşullarda bir tasfiye sürecine işaret ediyor. 1986 – 2004 döneminde tarım istihdamı 8.2 milyondan 7.2 milyona gerilemiş ve 18 yılda 1 milyon kişi tarım çalışanı olmaktan çıkmışken; 2004 sonrası dönemde her yıl 700 – 800 bin kişinin tarımdan kopuşuna tanıklık ediyoruz. Başka bir deyişle, tarım istihdamı şimdiden yüzde 35’ten yüzde 28.4’e geriletilmiş durumda.

Bu sonucu doğuran nedenin kentlerde, sanayi ve hizmetler sektörlerinde yaratılan yeni istihdam olanaklarının köylüyü çekmesi olmadığını biliyoruz. Kadın çalışan oranının en yüksek (tarımın feminizasyonu) ve okuma yazma oranının en düşük seviyelerde olduğu tarım istihdamı, işsizliğin yükseldiği bir süreçte “yeni iş olanakları” için erimiyor. Tersine, tarımsal çıktı fiyatlarının reel olarak gerilediği, buna karşılık girdi fiyatlarının her yıl daha da yükseldiği ortamda, tarımsal üretim köylü için sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. Toprakta tutunamayan köylü savruluyor…

Bu süreç ilerletici midir? Tarım ve Köyişleri Bakanı ve AB müzakerelerini yürüten Bakan, bu alt üst oluşu, uygulanan politikaların olumlu sonuçları olarak tanımlıyorlar.

Peki bizim yanıtlarımız neler?
İki farklı eğilimin altını çizelim;

1 – Köylü tipolojisi tüm dünyayı kendi tarlasından ibaret gören ve ona dokunulmadığı sürece devrimlere – savaşlara kayıtsız kalan bir yapıdadır. Bu bağlamda köylülüğün tasfiyesi sosyal doku ve ekonomik düzen açısından ilerletici bir sürece işaret eder…

2 – Köylü üretici yapısının kırda yaşadığı yoksulluk bir bilinç aydınlanması ve direniş yaratmaktadır. Köylü üreticiye dayanan, doğayla dost bir tarımsal üretim yapısı, tüketiciye sağlıklı ve ucuz gıdaya ulaşma olanağı sunar ve böylece kır – kent arasındaki emek dayanışmasını kurgular…

Bu soruların sol içinde tüm yönleriyle tartışılması, emek – sermaye uzlaşmaz çelişkisinin tanımlanması açısından yaşamsal önem taşıyor.

* ZMO Genel Başkanı – 28 Mart 2007, Çarşamba

kaynak:www.sol.org.tr