Türban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2010

Yıldız Taknik Üniversitesi'nde 'türban' kavgası!


Yıldız Taknik Üniversitesi'nde 'türban' kavgası!

Murat DELİKLİTAŞ / DHA

YILDIZ Teknik Üniversitesi’nde karşıt görüşlü öğrenciler arasında türban yüzünden gerginlik yaşandı. Bunun üzerine okula gönderilen çevik kuvvet polisleri, "Üniversitenin ve Kadın Özgürlüğü İçin Türbana Hayır" afişlerinin indirilmesini istedi. Afişi asan öğrenciler ile polis arasında bu yüzden arbede çıktı. Polis cop ve biber gazı kullandı, olaylarda 5 öğrenci yaralandı.



Okulun Beşiktaş Yerleştesi’nde üniversitelerde türbanın serbest olmasını protesto eden Öğrenci Kollektifi ile Türkiye Komünist Parti üyesi bir grup öğrenci eylem yaptı. "Üniversitenin ve Kadın Özgürlüğü İçin Türbana Hayır" ve "Fermanları Yırt Ayağa Kalk" yazılı afişler asan öğrenciler ile karşıt görüşlü öğrenciler arasında tartışma çıktı. Kısa süreli yaşanan tartışma kavgaya dönüşünce okula çevik kuvvet ekibi çağrıldı.

Okula gelen polis, tartışmanın yaşanmasına neden olan afişlerin indirilmesini istedi. Polisin bu isteğini reddeden öğrenciler, ’YÖK Kalkacak, Polis Gidecek, Üniversiteler Bizimle Özgürleşecek’, ’Üniversitene Sahip Çık AKP’ye Bırakma’ sloganları attı. Bir süre öğrencilerle görüşen polis dağılmalarını istedi. Ancak öğrenciler bunu kabul etmedi. Bunun üzerine sert müdahalede bulunan polis, öğrencileri dağıtmak için biber gazı sıktı ve cop kullandı. Olaylarda 5 öğrenci çeşitli yerlerinden hafif yaralandı.
Yıldız Teknik Üniversitesi'nde türban kavgası
Foto galeri için tıklayın







ÖĞRENCİLER POLİS MÜDAHALESİNİ PROTESTO ETTİ


Yaralanan öğrenciler olayı protesto etmek için okul girişinde toplandı.
Başka üniversiteden öğrenciler de gelerek yaralı öğrencilerin eylemine destek verdi. Yaklaşık 200 öğrenci, polisin müdahalesine tepki gösterdi. Yaralı öğrencilerden Andaç Yıldırım, “Bir gün önce gericilerin bizim üniversitede astığımız afişleri yırtması yüzünden gerginlik yaşanmıştı. Soda, sandalye, sopa gibi şeylerle saldırdılar. Bugün de tekrar astık biz afişlerimizi. Toplandılar bize saldırmak için. Biz de afişlerimizi korumak için toplandık. Ardından ilk özel güvenlik, daha sonra polis işin içine girdi. Bu arkadaşları bir kenara itip afişlerimizi yırttılar. Çok ciddi şekilde darp ettiler. Yaralı arkadaşlarımız var. Öğrenci Kollektifi’nden bir arkadaşımızı göz altına aldılar. AKP ve YÖK 'üniversitelere daha fazla sivil polis' diyor, güvenlik amacıyla istiyor. Biz de diyoruz ki 'bunların üniversitelere sağladığı güvenlik budur'. AKP’yi, YÖK’ü ve polisi üniversitelerimizde istemiyoruz" dedi.
Türban gerilimi bu kez YTÜ'de
video için tıklayın



AFİŞLERİMİZ YIRTILDI


Çıkan olaylarda ayağından yaralandığını söyleyen Can Mesut da şöyle konuştu:
"Referandum sonrası üniversitelerde bazı açıklamalar yapıldı. Türbanın üniversitelerde serbest bırakılması, sivil polislere üniversitelerde alanlar açılması gibi. Bizim de birtakım düşüncelerimiz vardı. Bu düşüncelerimizi anlatmak için bildiriler hazırlamıştık. Bunları afiş haline getirip dün asmak istemiştik. Saldırıya uğradık ve afişlerimiz yırtıldı. Biz de bu saldırıyı kınamak için bir bildiri daha hazırladık. Bunu astığımızda yine üniversitelerde gerici faaliyetler gösteren bir grup çıktı karşımıza. Karşılıklı atışmalar yaşandı sonra polisler geldi. Bu grup polislere ya siz bunları indirin ya da biz yapacağız dediler. Polisler de bize saldırdı."

21.10.2010 14:42
http://haber.gazetevatan.com/ytude-turban-kavgasi/335869/1/Gundem

12 Ekim 2010

Türbanlı yargıç olur mu?



Türbanlı yargıç olur mu?

Ahmet HAKAN


ÖNCE türban tartışmasında aşılan eşikleri alt alta yazalım:

- “Ne yani? Saç telinden tahrik mi oluyorlar?” eşiği: Bu eşik, başkalarının inanç ve ibadet tarzını saçma bulmak ile saygı göstermek arasındaki farkın anlaşılmasıyla aşılmıştır.

- “Neden başlarını örtüyorlar?” eşiği: Bu eşik, “Sana ne kardeşim...” şeklindeki yanıtla layık olduğu yere, yani çöp sepetine postalanmıştır.

- “Benim anneannem de başörtülüydü” eşiği: Bu eşik, anneannenin ya da babaannenin başını örtmesinin ya da örtmemesinin türban tartışmasında bir yeri olmadığının anlaşılmasıyla aşılmıştır.

- “Başörtüsüne değil, türbana karşıyım” eşiği: “Başörtüsü” ile “türban” arasındaki ayrımın ne kadar boş, ne kadar saçma, ne kadar şekilci, ne kadar yapay olduğunun ortaya çıkmasıyla aşılmıştır.

- “Para aldıkları için türban takıyorlar” eşiği: Bu eşik, iddiayı kanıtlayabilecek doğru dürüst bir tek kanıtın bile ortaya konamamasıyla aşılmıştır.

- “Kuran’da örtünme diye bir şey yok” eşiği: Bu eşik, “Var ya da yok. Bu bizi ilgilendirmez. Bizi sadece var olduğuna inanan insanların hakları ilgilendirir” yanıtıyla aşılmıştır.

* * *

Bütün bu eşiklerin aşılmasının ardından...

Öyle ya da böyle... Uzlaşmalı ya da uzlaşmasız... CHP’li ya da CHP’siz...

Üniversitelerde türban serbest kaldı.

Peki olay bitti mi?

Tabii ki bitmedi.

Şimdi yepyeni bir tartışma konumuz var:

Türban kamuda da serbest olacak mı?

Yani başörtülü yargıçlar, başörtülü hekimler, başörtülü milletvekilleri, başörtülü başbakanlar olacak mı?

Güncel soru budur.

* * *

Madem tartışma, yepyeni bir boyut kazanmıştır.

O halde lütfen sıfırdan başlamayalım ve aşılmış konular üzerinde debelenip durmayalım.

Sonuna kadar tartışmaktan korkmadan, taraf olmaya yatkınlık göstermeden, aklımızı ve vicdanımızı kimseye ipotek vermeden...

Şu soruların yanıtları üzerinde düşünelim:

- Başı örtmek ideolojik olarak taraf tutmak anlamına geliyorsa, başı açıklık da ideolojik olarak taraf tutmak anlamına gelmez mi?

- Başı örtmeyi “anormal”, başı açık bırakmayı “normal” olarak mı değerlendireceğiz?

- Başı açık bir yargıç kadının tarafsız kalabileceğine inanıyoruz da, başı örtülü bir yargıç kadının tarafsız olabileceğine neden inanmıyoruz?

- Başını örtenler, başı açıklar açısından bir “baskı unsuru” oluyorlarsa, başı açıklar da başını örtenler açısından bir “baskı unsuru” olamazlar mı?


Kusturica normları

- Bir sanatçı, bazılarına göre sadece sanatıyla, bazılarına göre ise hem sanatı, hem de ideolojik duruşuyla yargılanır. İki tutum da saygıdeğerdir...

- Bir sanatçı ne denli “büyük” olursa olsun protesto edilir.

- Bir sanatçı, başka bir sanatçıyı protesto etmek maksadıyla bir festivalden çekilebilir.

- Bir Kültür Bakanı, ideolojik tutumunu beğenmediği bir sanatçının katıldığı festivali protesto edebilir. Ama bir Kültür Bakanı, ideolojik tutumunu beğenmediği sanatçının kendi partisine mensup bir belediye tarafından ağırlanmasına ses etmemişse en hafifinden çifte standarda imza atmış olur.

- Bir şehirde protesto edilmeyen bir sanatçının, bir başka şehirde protesto edilmesinin ardındaki ikiyüzlülük, o ikiyüzlülüğe imza atanların izah etmeleri gereken bir tutumdur.

- Bir sanatçı, sırf kendisini protesto ettiler diye protesto edenlere “İlkel, barbar” diyorsa, bu ancak onun ne denli tahammülsüz olduğunun kanıtı olabilir.

- Bir belediye, görüşleri tartışmalı bir sanatçıyı düzenlediği festivale davet edebilir... Tabii medeni ölçüler içinde gerçekleşecek her türlü protestoyu göze almak kaydıyla... “Adam misafirimizdi, çok ayıp oldu” falan diyerek protestocuları harcamaya kalkışmak, hiç de çağdaş bir tutum değildir.

O kadar da değil

SÖZCÜ Gazetesi’nin manşetinde gördüm.

Güya Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın, “Ben bu cemaati eleştireceğim ama eleştiremiyorum. Çünkü beni onlar okuttu, bugünlere getirdi” falan demiş.
İddia ediyorum:

Mümkünü yok... Dememiştir Mehmet Aydın böyle bir şey...

Çünkü...

“Cemaat’in tarihi” ile “Mehmet Aydın’ın kişisel tarihi” teknik olarak örtüşmez.

Mehmet Aydın Hoca mekteplerde dirsek çürütürken, Fethullah Gülen ancak Eşrefpaşa’da imamlık falan yapıyor olabilir.

Ayrıca...

Mehmet Aydın, her ne kadar bakanlık koltuğuna oturduktan sonra dut yemiş bülbüle dönmüş, entelektüel zekâtını vermekten kaçınmaya başlamış, konuşması gereken anlarda susmayı tercih etmişse de...

“Beni falancalar yetiştirdi/O yüzden onlar hakkında konuşmam” diyecek, diyebilecek, bunu kendine yedirecek kalibrede bir adam değildir.

Sokaktan notlar

- Baba oyuncularıyla dikkat çeken “Stone/Şantaj” diye bir film var gösterimde... Baba oyuncularına falan aldanıp da sakın gitmeyin. Çünkü bu film derinlikli, incelikli ve filozofik olmayı beceremeyen Hollywood’un, bu yönde nafile bir çabası, başka bir şey değil... Filmi seyrederken “Kes tıraşı da patlat bombayı” diyerek maceranın başlamasını istiyorsunuz. Ama film tıraşı bir türlü kesip de beklenen maceraya geçmiyor. Tıraşla başlayıp tıraşla bitiyor.

- Garsonlara kötü davranan müşterilerden nefret ettiğim kadar müşterilere saygısızlık yaptıklarının farkında bile olmayan garsonlardan da nefret ediyorum.

- Bir okurum Cemal Süreya’nın Edip Cansever’in ardından yazdığı “Yeşil ipek gömleğinin yakası / Büyük zamanlara düşer / Her şeyin fazlası zararlıdır ya / Fazla şiirden öldü Edip Cansever” dizelerini bana uyarlayarak şöyle yazmış: “Her şeyin fazlası zararlıdır ya / Sen de fazla özeleştiriden öleceksin Ahmet Hakan”... Hoşuma gitti vallaha...

Yeni başlayan agresif köşe yazarlarına öğütler

- Hey dostum! Sakin ol, yavaşla biraz... Hepsi bir anda olmaz.

- Hemen sırtını bir yere dayama... Genç adamsın, önce bir kovulmayı falan göze al. Korkma! Sırtını dayayacak yerler kaçmaz.

- Daha yazmaya başladığının ikinci haftasında yandaşlar safına katılıp papağan gibi aynı şeyleri tekrarlama... Bırak, biraz vakit geçsin. Sonra o aşamaya da geçersin.

- Hayatının 15 dakikalık olağan şöhretine ulaşmak yerine kalıcı olmayı hedefle.

- Polemik iyidir ama sahici olursa... “Şuna bir çakayım çarşı karışsın” dersen, yapaylığın fark edilir. Unutma: Yazıda samimiyet de, samimiyetsizlik de “çarpan” etkisi yapar.

- Hep yandaşlık yaparsan, en başta yandaşı oldukların seni ciddiye almaz... Yani göstermelik de olsa arada sırada çakmayı sakın unutma.

- Yaptığın işi asla ve kata abartma... Dünyayı kurtarmıyorsun, insanlığın sırrını ifşa etmiyorsun. Sonuçta iyi ya da kötü bir yazı yazıyorsun, o kadar... Seni, kendini bir şey sanmaya iten dolduruşa ve gaza gelme.

- “İyi sohbetçi/kötü yazar” olma, olacaksan “kötü sohbetçi/iyi yazar” ol.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16016702.asp?yazarid=131&gid=61

Türban Fesadı

Türban Fesadı

EvcioğluHaber- İktidar AKP ve Ana muhalefet partisi CHP'nin birlikte çözeceğiz diye yeniden alevlendirdiği ve yeniden ülke gündemini işgal eden Türban konusuda Hürriyet gazetesi yazarı Sn; Özdemir İNCE'nin köşesinde yazdığı "Türban Fesadı" başlıklı yazısında Kuran'dan örneklerde vererek bu konunun aslında ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini anlatmaktadır.. İnce, muhtemeldir Dini bilgisi yüksek bir insandır.. Çünkü; bu konu hem iyi bir dini bilgiyi gerektirir ve hemde aynı konu hakkında sosyolojik bir tanımlama ve değerlendirmeyi gerektirir.. Özdemir İnce'de tamda bu konuya ,herkesin dillendirmek istediği şeyi yüksek sesle dile getirmiştir....
Bu yazıdan bazı başlıklar :
12.10.2010

Türban fesadı

Özdemir İNCE

TÜRBAN bir fesadın (komplo, conspiration) simgesidir. İsteyen ne yaparsa yapsın, CHP ne derse desin, bu saptamamdan bir milim geri adım atmam. İmam hatiplerle birlikte Türkiye’yi bölen paylardan biridir. Üç bilinenli denklemin bir bilineni!
Türbancılar, kendilerine yakıştığı için taktıklarını söyleseler ağzımı açıp konuşmam. Bireysel tercihtir. Siyasal tercihin simgesi olarak sunsalar, o zaman tartışma başka boyut kazanır. Aslına bakarsanız, yakışma gerekçesini ileri sürseler de inandırıcı olmaz. Tek tip başlığın, kefen benzeri tek tip beden sargısının yakışması mı olur? Zevkler elbette tartışılmaz(!).

ENAYİ YERİNE KOYUYORLAR

Ama işe dini inançlarını, Kuran’ı, inanç özgürlüğünü, insan haklarını karıştırıyorlar. Ve AKP iktidarı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nı arkalarına alıp insanı enayi yerine koyuyorlar. Türbanın Kuran’a dayalı hiçbir dayanağı bulunmadığı tarafımdan onlarca kez kanıtlanmıştır. Önümüzdeki günlerde kanıtlamaya devam edeceğim.

Kuran başlarını örtsünler demiyor; cinsel organlarını (farj, furuj) saklasınlar, göğüslerini (yakalarını, memelerini) örtsünler, diyor. Başlarını, saçlarını örtsünler demiyor. Harama bakacak gözler, boyalı dudaklar, pembeleştirilmiş yanaklar açıkta, ama saçlar kapalı. Saçlar mı cinsel, yüzler mi cinsel? İnsan aklına hakaret edilmesin lütfen.

Kuran’a göre göğüslerini ne ile örtecek dikkatsız mümine (inanan)? Hımar (çoğulu: Humur) ile örtecek. Hımarın İslam’la herhangi bir ilişkisi var mı? Yok! İslam öncesi dönemde Arapların ve Yahudilerin güneşten sakınmak için başlarını örttükleri bir giysi parçası.

Buyursunlar, imamlar, hacılar, hocalar, imam hatipliler, ilahiyatçılar yazdıklarımın tersini kanıtlasınlar. Benim için işin dini yönü demir kapı ile kapanmış ve mühürlenmiştir.

SÜNNİ OLMAYANLARA BASKIDIR


Buyursun siyaset bilimciler, tartışalım: Türban simgesi insan hakları, özgürlükler bağlamında tartışılabilir mi? Tartışılamaz!
Bakın neden?
Türban, kamusal alanda bir dinsel simge olarak Sünni İslam anlayışının, Müslüman olmayan azınlıklar ve Sünni olmayan Müslümanlar üzerinde bir baskı aracıdır.
İnsan haklarına aykırı bir durum. Laik bir toplumda, kamusal alanın din ve inanç özgürlüğü bağlamında nötr olması gerekir. Oysa türban, bu nötr alana yapılan saldırıdır (tecavüz, ihlal, violation). Ve laiklik saldıranı değil saldırılanı korur. Laiklik, zaten bireyi ve toplumları dinlerin saldırısına karşı korumak için ortaya çıkmıştır.


Gelelim modern mahremcilerin abrakadabrasına: Onların sosyolojik saptamalarına göre, mutaassıp, muhafazakâr ailelerin kızları türban sayesinde evden dışarı çıkıp kamusal alanda boy gösterebiliyor ve üniversiteye gidebiliyormuş. Yoksa evden dışarı adım atamazlarmış!
Şecaat arz ediyorlar: Hani türban kızların özgür tercihleri idi?
Çoğu Cumhuriyet karşıtı ailelerin 18 yaşından büyük vatandaşlara yaptıkları baskının özgürlük ve insan hakları ile neresi örtüşmekte, tepeden tırnağa ihlal değil mi? Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, AİHM kararlarına gönderme bile yapmadım. Buyurun sofraya!


Daha iyi anlaşılması için yazıyorum: Türban, kahverengi faşist gömleği gibi, gamalı haç gibi bir simgedir. Daha önce de arz etmiş idim!
(Yarın devam edeceğim!)

12 Ekim 2010

17 Haziran 2010

'İstifa ettim kabul etmediler'


'İstifa ettim kabul etmediler'
http://www.osmancan.com/wp-content/uploads/2010/03/503255_detay.jpg

Yaptığı açıklamalarla gündem yaratan Anayasa Raportörü Osman Can 32.Gün programında çarpıcı açıklamalar yapmaya devam etti. Can, Anayasa Mahkemesi'nin türban davası kararından sonra istifa ettiğini ama kabul edilmediğini söyledi.

32.Gün programında Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın bu haftaki konuğu Anayasa raportörü Osman Can’dı. Anayasanın bazı maddelerinin değişikliğinin iptal edilmesi durumunda bu maddelerin “yok hükmünde” sayılabileceğini belirten Can, Birand ve Akar’a çarpıcı açılamalarda bulundu.

Rıdvan Akar’ın, “Türban davasının da raportörüydünüz. Anayasa mahkemesinin kararından sonra neden karşı çıkmadınız ya da istifa etmediniz?” sorusu üzerine Can, “Olmayan bir yasağın kardırılması için olmayan bir madde ile Anayasa mahkemesi bu yasağı kaldırmaya çalışıyor. Daha da önemlisi yepyeni bir Anayasa yapma imkanı varken, bu anayasayı yapım imkanı bir baş örtüsü saçamalığına feda edildi. Ve ardından da mahkeme böyle bir karar verdi. Yani birbirini tetikliyen saçmalıklar zinciri. Ben bu karardan sonra istifamı sundum ama kabul edilmedi.” diye konuştu.

“Anayasa mahekemesi üyeleri Anayasal sınırlar içinde kalmalı.”

Rıdvan Akar’ın, anayasa değişikliği önerisini iptal kararı alırlarsa yüce divanda yargılanmalı mı? sorusu üzerine Osman Can şöyle konuştu: “Ben böyle bir değer yargısı ortaya koymam. Yargılanmalıdır diyemem ama anayasayı ihlal etmemeleri gerekir derim, benim çok net ifadem o. Anayasa mahkemesi, anayasal sınırlar içinde kalmalı. Anayasa mehkemesi üyeleri anayasayı ihlal etmemeli.”

“7-8 yıl sonra Anayasa Mahkemesinin yapısı değişebilir”

Mehmet Ali Birand’ın, “ Anayasa mahkemesinin yapısı değişir mi?” sorusunu Osman Can şöyle cevapladı: “Cumhurbaşkanının atayacağı üyelerle 7-8 yıl sonra anayasa mahkemesinin yapısı değişebilir. Bugün tartıştığımız kişiler o zaman ‘yargının bağımsızlığı’ diye tepki gösterebilirler. Bu kişiler o zaman mağdur rolüne geçebilirler.”

“Anayasa mahkemesi militarizmle bağını kesmelidir.”

Osman Can konuşmasına şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi aşağı yukarı bizim en fazla sorunlu olduğumuz bir paket, anayasa mahkemesi paketi. Ne oldu orada biz anayasa mahkemesinin millitarizmle bağlantısını çok ciddi bir şekilde koparılması gerektiğini söyledik

Birand: Böyle bir bağ var diyorsunuz?

Can: Var ve devam ediyor. Bu tabi niye devam ediyor? Şimdi politika konuşalım burda. Ankara’da ki cübbelileri, çok özür dilerim üniformalıları ikna etmeden zaten bu adımları çok fazla atamazsınız.

Birand: Ne demek biraz daha açasanız?

Can: Yani orada ki askerleri ikna edebiliyorsanız eğer en azından bu paketin kurtarabilme şansını artırıyorsunuz mesela. Ondan sonra yine orda ki hakimleri, üyeleri ya da genel anlamda yargıyı belli ölçülerde ikna edebiliyorsanız yine o paketin başarı şansını artırıyorsunuz demektir

http://www.milliyet.com.tr/2010/06/17/index.html

18 Kasım 2009

Türbanı değil de artık ekoevleri, güneş panellerini tartışsak!?!?

Türbanı değil de artık ekoevleri, güneş panellerini tartışsak!?!?
Tuğçe Baran tugce.baranotti@gmail.com

Son türban yasaklansın yasaklanmasın kavgamı da arkadaşımın lokantasının açılışında dayısı ve dünya tatlısı babasıyla yaptıktan sonra.. (ama ne açılıştı! Yakışıklı belediye başkanımız İsmail Ünal bile geldi!!)

İçtiğim iki yüz kadeh kırmızı şarabın berbat etkisiyle ertesi sabah dedim kendi kendime:

“Git geçen sene dağ başında aldığın tarlana yerleş. Madem böyle bir yere para kaptırdın git bari bir ‘eko ev’ yap. Elektrik güneşten, su kuyudan. Bahçeye ektiğin domates, biber, patlıcanla da karnını doyurursun. Gelecek olanlara da ‘erzakını da al gel’ programı çizersin, minimum seviyede, bir köylü gibi yaşar gidersin. Ne lan bu! Tartış tartış, ‘gafil’ hakareti işit işit nereye kadar?”

Zaten yabaniyim, zaten evden çıkmıyorum ha Arnavutköy sırtları ha Şirince dağları ne fark eder? Bari havası temiz olur. Türk şoförleri yerine yaban domuzlarıyla uğraşırım ki bin kat yeğlerim.

Böyle hayallene hayallene kahvaltı ettik Manita Bey ile. Köpeğin markasını seçmeye kadar vardı iş. “Domuz kaçıran elektrik sistemi” bile yaratıklandırdık sucuğa ekmek banarken.

***

Fakat eko ev hakikaten ciddi bir plan. Manyak gibi güneşi olan bir ülkede doğalgaz, odun, kömür yakıp duruyoruz.

Geçen gün Sharp’ın düzenlediği bir “güneş enerjisi” toplantısına katıldım. Zira hakikaten ilgilendiriyor beni bu.

Sharp markasını bilirsiniz. Meğer elektrik üreten güneş panelleri üretiminde dünya lideri imişler.

Güneş paneli muhteşem bir şey! Bir evin, bir fabrikanın, bir gökdelenin bütün elektrik, ısıtma ve soğutma ihtiyacını bu güneş panelleriyle karşılayabiliyorsun. İngiltere’de bir gökdelenin dış cephesi komple güneş panellerinden yapılmış, koca bina elektrik sisteminden bağımsız olarak yaşayabiliyor, yetmiyormuş gibi bir de elektrik satıyor. Avrupa’da devlet seni böyle teşvik ediyor. Temiz enerji ürettiğin için devlet senden fazla elektriğini satın alıyor. 3-4 yılda maliyetini çıkartıyorsun.

Hadiseye çok yabancı değiliz. Güneyde bütün çatılar sıcak su üreten panellerle kaplı.

Bu tabii hayli gelişmişi. Elektriği depoluyorsun da. Gündüz gece fark etmiyor.

En verimlisi güneş panelleriyle beraber rüzgar tribünü de takmak. Kaç tane takarsan o kadar enerji. Fıldır fıldır dönüyorlar.

Olabiliyor yani. Bir kere para veriyorsun ve bir daha elektrik, ısınma ve soğutma için para vermiyorsun. 4 kişilik bir ailenin tüm ihtiyacını karşılamak için 15 bin Euro’luk bir donanım yeterli. Çok gibi geliyor ama unutmayın: Sonsuza dek ve tam bağımsız enerji. Trafo patladı, doğalgaz kesildi, odun bitti derdi yok.

Gerçek bir “eko ev” yapılırsa maliyet daha da düşüyor çünkü eko ev demek aynı zamanda güneş mimarisi ve pasif iklimlendirme ilkelerinin de uygulandığı ev demek. Ev aldığı ışık ile kendi kendine ısıtıyor, aldığı rüzgar ile kendi kendini soğutuyor. Bunun için evin bakması gereken yönler, kullanılması gereken malzemeler gibi bir çok unsur var. Isıtma, soğutma, aydınlanma için gerekli enerjiyi bir kere minimuma indiriyorsun. Sonra da güneş panelinden ve rüzgar tribününden elde ettiğin elektrikle gerisini tamamlıyorsun.

***

Yer gök villa kaynıyor bakıyorsun hepsi beton hepsi yanlış yönlere bakıyor, hepsini ısıtmak veya soğutmak için iki kat enerji harcaman gerekiyor.

Çok acayip. Çook.

Bu iş ciddi.. Farkında bile değiliz. Memleket bitiyor, yakacak tek bir odunumuz kömürümüz kalmayacak biz hıyar gibi türban tartışıyoruz.

Tuğçe Baran tugce.baranotti@gmail.com
11.03.2008