Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2011

Türkiye, Diyarbakır Cezaevi Gerçeği ile Yüzleşiyor

Türkiye, Diyarbakır Cezaevi Gerçeği ile Yüzleşiyor

EvcioğluHaber- 78’liler Derneği tarafından oluşturalan "Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu'ca" ikincisi 22 Ocak 2011 tarihinde Ankara da düzenlenen; "Türkiye, Diyarbakır Cezaevi Gerçeği ile Yüzleşiyor" başlıklı Sempozyum, akşam saat; 18:30 a kadar sürmüştür..
Sempozyumun; Yazar Sn; Yaşar Kemal'in açılış konuşması ile başlayacağı duyurulmuştu.. İstanbulda yaşadığından, doktorunun yolculuğa sağlığının el vermeyeceği gerekçesiyle izin vermediği belirtilerek panel başladı..






Radikal gazetesinden alınan açıklamaya göre;
Komisyon bugüne kadar Urfa’da 97, Mardin’de 64 kişi ile görüştü. 500 kişiyle görüşmeyi hedefliyor. Celalettin Can, “Urfa’da kimle görüştüysem ağızlarında takma diş vardı” diyor. Diyarbakır Cezaevi’nde insan dışkısı yedirilen tutukluların birçoğu, çıkar çıkmaz bu korkunç anıyı silebilmek için bütün dişlerini çektirmiş.
Komisyon’un açıklama metninden bölümler okuyalım.

Araştırma ve adalet
“Ö.Türkiye’de de 12 eylül 1980 askeri cuntası ile daha da yoğunlaşan karanlık bir süreçten geçilmiş, yaşanan travmalarla yüzleşememenin, dolayısıyla yas sürecinin tamamlanmamasının toplumsal benlik algısında oluşturduğu kırılmalar, halen yaşanmakta olan insan hakları ihlalleri, savaş ve baskılarla yeterince güçle başa çıkılmasının önünde ciddi bir engel oluşturmuştur.

Toplumun yaralarını iyileştirme ve işlevselliğini yeniden kazandırmada önemli etkisi olan bu yapılanmanın bir örneğini oluşturmak üzere, 78’liler Girişimi olarak yapılan çağrı ile bir araya gelen katılımcılar, Diyarbakır Cezaevi ile ilgili Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’nu kurmuştur. Diyarbakır Cezaevi ile başlanmasında temel amaç 12 Eylül sürecinin en kanlı cezaevi olmasının yanı sıra, ağırlıklı olarak Kürtlerin kaldığı bu cezaevinde Kürtlerin ötekileştirilmesi ve kimliklerinin imhası amacıyla yöneltilen şiddetin, geleceğin kurulması önünde ciddi bir engel oluşturmasıdır.....

...Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu, bir sivil toplum hareketidir, hiçbir siyasi parti ile bağlantısı yoktur. Asla bir yargı organı değildir. Dünyada darbelerin yaşandığı ülkelerde, çeşitli adlar altında kurulmuştur. Amacı öç almak değildir, ama gerçeklerin ortaya çıkarılmasını sağlayarak, hukukun amacının gerçekleştirilmesi, adaletin sağlanması talebidir ve bu süreçte yaratılan travmanın sağaltılması ile toplumsal barışa giden yolun temel taşlarından birisi olacaktır. Travma dilsizleştirir; komisyonumuz mağdurların dillenmeleri ve sözlerini yeniden kurmaları için bir ortam oluşturmayı hedeflemektedir.

Tanımlanan amaçların gerçekleştirilebilmesi için hedeflenen çalışma yöntemleri arasında ilk adım olarak 12 Eylül öncesi ve sonrasında, Diyarbakır Cezaevinde yatan, işkence gören, yakınları kaybolanların tanıklığa davet edilmesi yer almaktadır. Gerçek komisyonlarının işlevsel olabilmesi ve adaletin sağlanabilmesi, bu adaletin sağaltıcı nitelik taşıyabilmesi için ön koşul yeniden-örselenme olasılığını ortadan kaldırabilmektir. Güvenlik duygusunun tüm mağdurlarda oluşabilmesi bu çalışmanın 12 Eylül öncesi ve sonrasında, hukukun üstünlüğü üzerine and içen tüm hukukçuların; avukat, savcı, yargıç ve öğretim üyelerinin, 12 Eylül öncesi ve sonrasında, hukuk devleti üzerine and içen tüm vekillerimizin hukuk devleti kurumlarını işletmesi gerekmektedir.

Tüm tanıklıkların tamamlanabilmesi için, işkence ve faili meçhullerin emir- komuta zincirlerinin içinde olan ve hâlâ vicdanıyla hesaplaşması bitmeyenler de bu çalışmada tanıklığa davet edilecektir. Şiddete maruz kalan kadar, şiddeti uygulayanın da o şiddetin kurbanı olduğu gerçeğinden hareketle, toplumsal benlik algısının onarılabilmesi için uygulayıcı tanıklıklarının da derlenmesi gerekmektedir.

Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’na tanıklık etmek isteyenler başvuracaklardır. Komisyon başvuranları davet edecek ve dinleyecektir. Kimler işkence yaptı, kimlerle kaldılar, kimler öldürüldü? Bildikleri ”GERÇEK”leri anlatacaklar, belge ve bilgilerini komisyona ulaştıracaklardır.

Başvuru çağrısı

“Diyarbakır Cezaevi’ne 1980 ile 1984 Mayıs arasında girmiş olanların tümünün başvurusunu bekliyoruz. Çocuk ve Kadın koğuşlarında kalmış olanların başvuruları çok önemli... Ayrıca tanıklık etmek isteyen ve o dönemde Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde çalışmış olan görevlilerin, gardiyanların, doktorların, mahkeme heyetinde görev yapmış olanların, Adli Tıp’ta görev yapanların başvurusunu bekliyoruz.”

Başvuru adresi: İstiklal Caddesi, Alyon Geçidi, Merkez Apt. No: 4, Kat: 2Beyoğlu, İstanbul.
Tel: 0212 244 48 02 begin_of_the_skype_highlighting 0212 244 48 02 end_of_the_skype_highlighting Fax: 0212 251 69 45 Eposta:
www.gercekveadalet@gmail.com

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Fotoğraflar; EvcioğluHaber
22.01.201Cumartesi

Bu karıkatörler de gördüğünüz, insan olanın kanını donduran vahşet görüntüleri ise Diyarbakır cezaevinde uygulanan işkencenin görüntüleridir.. Aynı gün sempozyum ile birlikte sergilenmiş olup; Sergiden alınmış fotoğraflardır.











EvcioğluHaber

EvcioğluHaber-23.01.2011- Perşembe

10 Aralık 2010

TÜSİAD; "Gençliğin Muhalefet Demek" Olduğunun unutulmaması gerekir.

TÜSİAD; "Gençliğin Muhalefet Demek"
Olduğunun unutulmaması gerekir.

EvcioğluHaber- TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, "Hepimizin, ama hepimizin bir kez düşünmesi lazım. Gençlerimiz niçin öfkeli? " diye sorduğu konuşmasında; "bizim tartışan, konuşan, sorgulayan gençlere ihtiyacımız var. " dedi..

(TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi toplantısının açılışında konuşan Ümit Boyner; Üniversitelerin özgür bilim ortamının yaratılması gerektiğini söyleyerek gençlerin susturulmaması gerektiğini ifade ederek, iş dünyasından gençlere (üniversitelilere) sahip çıkmış oldu..

Türkiye de önemli değişimler yaşanıyor..
2010 Türkiye'si , Soldan bakan ve ücretsiz bir eğitimi isteyen, polis ve özel güvenliğin üniversiteden uzaklaştırılmasını isteyen öğrencilere sahip çıkarak "Empati yapmalıyız", birbirimizi anlayabilmek için, "Biz siyasetçilere, yöneticilere düşenin de anlayış, empati ve diyalog kurma çabası olduğuna tüm kalbimle inanıyorum. Susturma, azarlama, biber gazı, dayak, etiketleme ve yasaklama değil" diyerek gençliğe sahip çıkması, bu günün siyasetçilerine örnek olmalıdır..

Eğer yüksek karakterli, adalet ve vijdanı kanaatleri yüksek bilgili ve değerlendiren ve yargılama bilinci gelişmiş bir toplum yaratılmak isteniyorsa..

Aksine, kendi düşündeci ve fikri olmayan, felsefeden ve mantıktan nasiplenmemiş insan topluluğu; verilen emri yerine getirmekten başka bir şeye yaramayacağı düşüncesindeyiz..

Kimlikli ve kişilikli gelecek istiyorsak, ahlakı ve kendine güven duygusu gelişmiş insanlar yetiştirmeliyiz..



EvcioğluHaber-10.12.2010

6 Aralık 2010

SANAT; SANAT İÇİNDİR.. SANAT KİMSE İÇİN DEĞİLDİR

SANAT; SANAT İÇİNDİR..
SANAT KİMSE İÇİN DEĞİLDİR
.!

EvcioğluHaber- Şükran Moral ve lezbiyen partneri; Casa Dell Arte adlı sanat galerisin de yaptığı sevişme gösterisi "Amemus" u sadece özel davetlilerin davetiyeleri kontrol edilerik içeri alınanlarca izlenip; Türkiye'yi sarstı..

Günlerdir, bütün televizyonlar da aykırı sanatçı Şükran MORAL'ın, başka bir kadınla;'kadın, kadına' lezbiyen sevişmeyi tartışıyorlar..
Sanatçının, daha önce de 'Görsel Sanatlar' adına, fotoğraf, video, cekimleri yapmıştı..

Erkekler hamamına çıplak olarak girip; hem keselenip, video çekimi yapmıştı..

Bu çalışmalarda son yaptığı, hem canlı performansın izlenmesi, fotoğraf çekimi ve hemde kameraya çekım yapılması oldu..

Sanat eleştirmenleri, gazete köşe yazarları ve televizyon proğramlarında bir çok kesimden tartışmacılar, yapılanın sanatmı? değilmi? Lehinde ve aleyhinde olupta; görüş ortaya koyanlar..
Karşısında olup; hakaret edenlerde oldu, bu bir sanattır , ama herkesin cesaret gösterip yapabileceği bir sanat değil.. diyenlerde oldu..

Ama; şu bir gerçek ki; Türkiye gibi giderek muafazakarlaşan bir ülkede, böyle bir çalışmanın bir kaç sonucu olur..
Bir; radikal bir çıkış olduğundan, etkisi de radikal ve değiştirici olur..
İki; bu günden sonra sanat yapanlarda cesur ve talepkar olur..

Üç; Moral’ın son performansı “Amemus”a karşı çıkanlar açısından, "bu sanat bizim aile yapımızı ve toplumsal değerlerimizi bozacak" diye bakılması; toplumun büyük bir kesimini ve hemde güçlü bir kesimini de her alanda karşı saldırıyı geçirebilir..

Farklı düşünen ve hayata farklı bakanların başına geldiği gibi; farklılıklara tahammül gösteremeyenlerce, Sanatçının hayatı tehlikeye girebilir..!
Kesinlikle, korunması gerektiği kanısındayım..
Çünkü; yaptığı onaylanabilir de, onaylanmayabilir de... Ancak; bu durum, aklı dar olanlar için geçerli değildir..

"Sanat Sanat içindir; Sanat kimse için değildir."














EvcioğluHaber-06.12.2010

24 Kasım 2010

"TEMA VAKFI" Küresel Isınma Nedir


Küresel Isınma Nedir
?


EvcioğluHaber- Tema Vakfı tarafından, başta Türkiye olmak üzere, tüm dünyanın 'Çöl' olmaması için, büyük bir özveri ile (Doğayı Seven Gönüllülerce) yürütülen çalışma, ne yazıkki; gerektiği kadar bir destek alabilmiş değildir..

TEMA VAKFI tarafından yapılan açıklamada, "Küresel ısınma" ile ilgili şu bilgiler verilmektedir..

“Küresel ısınma” denince, bütün dünyada sıcaklığın sistematik bir şekilde artması süreci anlaşılmaktadır.

Bu yolla bir iklim değişikliği meydana gelmektedir. Çünkü; sıcaklık artınca buharlaşma artar, yağışlar ve hava hareketleri değişir.

Küresel iklim değişikliğini; belirli olmayan zamanlarda meydana gelen hava halleri değişikliği ile karıştırmamak gerekir. Örneğin belirsiz zamanlarda veya herhangi bir mevsimde meydana gelen kuraklık (örneğin bizde kış kuraklığı) veya yaz kuraklığı olan bölgelerde yağışlı yazlar olayı “hava değişikliği” olarak nitelenir. Yani, iklim değişikliği değildir. O nedenle son 10-15 yıl içinde, sıcaklığın bütün dünyada sistematik olarak artışı, 1983 yılından itibaren ölçmelerle belirlenmiştir.

Son yüzyılın en sıcak ve en kurak yazları son 8 – 10 yıl içinde yaşanmıştır.

Sıcaklık ölçümleri ile elde edilen bu sonuçları, bazı buzul erime olayları da desteklemektedir.
Örneğin, güney kutbundan şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte buzul parçalarının koparak ayrılması,

İzlanda Buzul’larının son 30 yılda şimdiye kadar görülmeyen bir hızla erimeleri, Himalaya ve Alpler’de cereyan eden buzul erimesi süreçleri gibi dünya üzerinde yaygın olarak görülen süreçler “Küresel Isınma” gerçeğinin yadsınamaz kanıtlarıdır.

24.11.2010

13 Kasım 2010

Kültür ve Turizm Bakanı; "TRT'ye Ağcanın çıkarılmasını, Şiddetle eleştiriyorum"


Kültür ve Turizm Bakanı; "TRT'ye Ağcanın çıkarılmasını, Şiddetle eleştiriyorum"


EvcioğluHeber- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay " Şiddetle eleştiriyorum" dedi..
Abdi İpekçi'nin ve Papa 'ya yapılan suikastın tetikçisi olarak yıllarca cezaevinde kalan ve bir süre önce salıverilen; Mehmet Ali Ağca’nın TRT televizyonunda yayınlanan programına çıkarılmasına ilişkin açıklama yaptı.. Günay; "Şiddetle eleştiriyorum. Mehmet Ali Ağca, Türkiye’nin yüzünü çeşitli olaylarda kızartmış bulunan bir insandır" dedi.

Halktan alınan vergilerle yayınını sürdüren ve yayın ilkelerinde ; tarafsız olması gereken, Devletin resmi yayın organı olan TRT Televizyonu, özellikle televizyonun en çok izlendiği akşam erken saatte yayınlanan bir proğrama, Ağca'nın çıkarılması ve yazdığı iddia edilen kitabın tanıtımının da yapıldığı öne sürülen proğram ile ilgili Sn; Ertuğrul Günay, dayanamayarak şiddetle TRT'yi ve proğram yapımcısına hitaben; "Takibat yaptıracağım "
dedi..

Basında yer alan haberlere göre;

"Takibatın TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ile mi ilgili olacağı" sorusuna ise; "Bu programın sorumlusu kimse" diyen Günay; "Mehmet Ali Ağca, Türkiye’nin yüzünü çeşitli olaylarda kızartmış bulunan bir insandır." ifadesinde bulundu..


13.11.2010


29 Ekim 2010

Türkiye, refah'ta sınıfta kaldı


Türkiye, refah'ta sınıfta kaldı

Türkiye, büyümeye ve artan milli gelire karşı dünya sıralamasında ortalamanın altında kaldı
EvcioğluHaber- HaberTürk'de yayımlanan bilgiye göre; Merkezi Londra'da bulunan uluslararası düşünce kuruluşu Legatum Institute 110 ülkenin yer aldığı Refah Listesini yayınladı. Yapılan analize göre Türkiye ortalamanın çok altında yer alarak 80'inci olabildi. Buna göre Türkiye bölgesinde (Ortadoğu, Kuzey Afrika) Fas, Ürdün, Sudi Arabistan, Tunus, Kuveyt gibi ülkelerin arkasından geliyor.


Legatum, listeyi oluştururken baz aldığı başlıklar hakkında da bilgiler verdi.
Sitede yer alan bilgiye göre, ekonomi, fırsat eşitliği ve girişimcilik, yönetim, eğitim, sağlık, kişisel ve ulusal güvenlik, kişisel özgürlük ve sosyal sermaye kriterleri dikkate alındı. Kurum her ülkeyi sekiz grupta değerlendirdi.


İŞSİZLİKTE 87'İNCİ
Ekonomi alanında 69'uncu sırada yer alan Türkiye hakkında "Yüzde 10'un altında olan enflasyonla ülke, global enflasyon ortalamasının altında bulunuyor" ifadesine yer verdi.
İşsizlik oranına da işaret eden Legatum, Türkiye'nin yüzde 11'lik işsizlikle 87'nci sırada bulunduğuna dikkat çekti. Araştırmaya göre nüfusun sadece yüzde 45'i içinde bulunduğu yaşam standartından memnun. Ayrıca halkın ekonomik memnuniyet beklentisi ve iş fırsatlarına yönelik beklentisi de ortalamanın altında yer alıyor. Öte yandan araştırmada, ekonomideki gelişmelere dikkat çekilerek, büyüme açısında sağlam temellere sahip olduğu ifade edildi. Türkiye'deki bankacılık sektörüne de dikkat çekilen araştırmada sektör performansının küresel ortalama olan yüzde 3.6'nın üzerinde olduğu bildirildi. Legatum göre, bankacılık sektöründeki performansa karşılık Türk halkının yarıdan daha azı ülke ekonomisine olan güvenini dile getiriyor.

Türkiye'nin alt sıralarda olduğu bir başka kriter ise kişisel ve ulusal güvenlik. Türkiye'nin 83. sırada yer aldığı bu kriter Legatum tarafından, devlet desteğiyle işlenen siyasi suçlar, iç savaş, toplulukların karşı karşıya olduğu sorunlar, gece korkmadan sokağa çıkabilme gibi alt kriterlerle ölçülüyor.

Refah Listesi'nin ilk sıralarında ise Norveç, Danimarka ve Finlandiya alırken, ABD 10, İngiltere 13 ve Almanya ise 15'incilikte yer aldı. Listenin son sırasında ise Zimbabwe yer aldı.



KATAGORİ SIRALAMASINA GÖRE TÜRKİYE:

KATAGORİ SIRA
Yönetim................................:51
Fırsat eşitliği ve girişimcilik...:53
Sağlık....................................:57
Ekonomi...............................:69
Eğitim...................................:82
Güvenlik...............................; 83
Kişisel Özgürlük....................: 95

İşsizlik..................................:87
Sosyal Sermaye....................:108

Genel Sıralama.....................: 80


110 ülkenin yer aldığı 'Refah' değerlendirilmesinde, Ülkemizde eflasyon iki rakamamın altına düştüğü halde, işsizliğin yüksek çıkıyor olaması, bankaların dünya ölçeğinin üstünde kar ediyor olması DİKKAT ÇEKİCİDİR.. Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde; Kişisel Özgürlüklerin:95, Güvenlik :83, Eğitim:82 olduğu görülmektedir..
Bu durumun ekonomik gelişmelerin ve şirketlerin kar oranlarını artırıyor olmasına rağmen; toplumsal yaşamda karşılık bulmadığının bir göstergesidir.. Adalette de hala insanların özgürlük ve güvenlik konusundada geride olduğunu görüyoruz.. (EvcioğluHaber)


Kaynak:HaberTürk-Ekonomi.com

27 Ekim 2010

Zulüm Bitti derken, Sıra Irak Polis'inde


Zulüm Bitti derken,
Sıra Irak Polis'inde

EvcioğluHaber- ABD askerlerinin terk ettiği Irak'ta vahşet bitmedi.. Irak'ta, halka zulüm yapma sırası polis de..
İnternet sitelerin de ve basında yer alan haberlerde yayınlanan video görüntülerinde dünyanın neresinde olursa olsun, halka uygulanan zulüm değişmiyor/bitmiyor..

Irak polisi, yolda durdurdukları otomobilin içinden dışarı çıkardıkları insanlara uyguladığı şiddet dünya komuoyunu şoke etti.. Haber kanallarının birinci sırasında yer alan polisin vatandaşına uyguladığı şiddet/ vahşet, Amerika'n askerlerinin işkencelerine rahmet okutuyor...
Vatandaş her yerde vatandaş..
Hangi ülkede olursa olsun..

Görüntülerden de anlaşılacağı gibi; sivillerin suçu yok..
Neden mi?
Onca zulüm uygulanarak denenmesinden sonra, polislerin psikopat ruh hallerini yansıtan durum, rahatlatıldıktan sonra (ki, bunlar Irak İslam Cumhuriyetinin polisleridir.) sivil vatandaşları arabalarını bindirip serbest bıraktılar..
Eğer bunlar şuçlu ise ki; değil.. Hukukun önüne çıkarın.! Hukuk cezasını verir..! Ellerinde zincirlerle vurarak, ağızlarına ayağındaki botlarla ve hırsını alamayarak, üzerlerine çeleşkof ile kurşun sıkarak.. Sokakta terbiye ediyorlar..!
Lan siz Allah'mısınız?
Alçak pezevenkler..
Aynı şiddet ve zulüm size veya yakınlarınıza yapılsa, kabul edermisiniz..? İşte; yapılan; Müslümanın Müslümana zulmüdür.. Önce Amerikalılar ve ingilizler uyguluyordu.. Vahşeti, zulümü, tecavüzü..
Şimdi de kendi ülkesinin asayişi düzenlemesi gereken polisler, kendi kardeşleri ki; gerçekten kardeş lermi? bilinmez ama; zulmün baş aktörleri polisler...!
Bu fotoğrafta toz duman birbirine karışmış görülmektedir..
Bu nedir ?
Değerli vatandaşlar biliyormusunuz..?
Bu durum polislerin, ne kadar tarif etsekte anlatamadığımız zulmün den sonra, polis kılığındaki; adam eti yiyen yamyamlar tarafından işkence ettikleri insanların ayaklarına ve yanlarına keleşinkof ile kurşun sıkıyorlar..
Toz duman huvaya kalkıyor.. Söylermisiniz?
Bu atılan kurşunların hesabını soran yokmu? Nereye sıktın lan sen bu kurşunu?
Yok tabi ,..
Sistem kendisini böyle var ediyor..
Milyonlarca halka zulüm ederek ve korku salarak.. Halkın suçlu olması gerekmez.. Onların işkence etmesi için..!
Halktan olması yeterlidir..!
Diyeceksinizki; neden?
Bu sömürü düzeninin dünyanın her ülkesinde var olabilmesi için..
Yer altı ve yer üste kaynaklar, emek daihldir buna... Devam edebilmesi için; halktan her kesime; Halk Amerikalı olabilir, Almanyalı olabilir, Rusyalı olabilir, İtalyalı olabilir, Türkiyeli olabilir.. Fark etmez.. Zulüm her yerde zulümdür... Çünkü; Uluslararası şirketler dünyayı yönetiyor.. Dün böyle idi, bu günde böyle oluyor.. Bu kahrolası düzen değişinceye kadar..

Şah ismail'in dediği gibi; " Dünyanın neresinde zulüm yaşanıyorsa? Gidip; onu yok etmek gerekir.."

Değerlendirme yorum sizin..! Değerli canlar..!

EvcioğluHaber-27.10.2010

24 Ekim 2010

ZULMÜN ADI; "12 EYLÜL" ( İŞKENCEDE BİR ANNE)



ZULMÜN ADI; "12 EYLÜL" (İŞKENCEDE BİR ANNE)



EvcioğluHaber- Zeynep
Hüsniye KİLLİ ... 12 Eylül vahşetinin yaşandığı 1980-1984 Türkiye günlerinde, hamile olduğu halde bile işkence vahşetinden kurtulamayan aynı; zamanda hemşirede olan kadın, "yaralı ve hastalara neden yardım ettin" diye akıllara durgunluk veren işkencelerden geçiriliyor..
"Tarih.! Bir toplumun tarihi, bu kadar acılarla dolu olabilir ancak."
Bu vahşetin sahipleri Kimler?
Bu vatanı ve bu vatanda yaşayan insanların insanca yaşamasının, dahası en asgari barınma olanaklarını sağlayacak sorumluluğu taşıyanlar, işte olanlar....

Kanal 7 Tv.de,
"İşte Hayat: Direnenlerin Hikayesi' 23.10.2010 cumartesi akşamı yayındaydı.. Proğram sunucu, Uğur Arslan "Zeynep Hüsniye Killi’nin 12 Eylül döneminde hamileyken yaşadığı işkenceler, cezaevinde geçirdiği günler bütün detaylarıyla aslında Türkiyenin 1980 ve 1984 yıllarında neler yaşadığını gözler önüne sermek istiyoruz" diyordu..

12 Eylül darbesinin yaşandığı karanlık günlerdi.. Hamile olduğu halde, akılalmaz işkence ve vahşetlere tabi tutulan annenin şahsında karanlık döneme ışık tutulmaya çalışılıyordu.... Proğramda; Bir emekli Albay prof. Dr. da vardı.. Emekli bir Savcı, bu savcı aynı zamanda Kenan Evren'in yargılanmasını isteyen savcıydı.. Bir diğer konuk ise; vahşetin yaşandığı günlerin Diyarbakır cezaevinde Asteğmen olarak askerleğini yapan Şair-Yazar Ferman Karaçam'dı.

Diyarbakır, Mamak cezaevlerinde, 12 Eylül darbesiyle birlikte işkencehane kurmuşlardı..
Tüm şehirlerde, yoksul mahallelerdeki gece kondular insanların üstüne yılıldı..

Sistem, muhaliflerini top yekün yok etme planını uygulamaya koymuştu. İşkencelerde, ya aklını yitirip delirtinceye kadar yada kimliğini silinceye kadar, insan olanın hafsalasının alamayacağı akılıllara durgunluk veren sistemli bir işkence / vahşeti uyguladılar.. Bu toplumun aydın, yazar, bilim insanı, öğretmeni, memuru, işçisi, köylüsü ve daha milyonlarca insaını "12 Eylül DARBESİ"nden nasibini aldı..

Tarih hep kötü örneklerle dolu ama; bir kara sayfa daha eklendi..

Buralar askeri cezaevleriydi..
Zulmün dozu o kadar ağırdıki: İstanbul'dan Mamak'a, Mamak'tan Diyarbakır'a kadar ulaşıyor ve insanların kafaları duvarlarda parçalanarak öldürülüyordu..
Bu süreçte yaşananları açıklamaya vahşet kelimesi bile yeterli değildir. Toplumsal bir utanca dönüştü..

Yazar Metin Sever deyimiyle "Darbeciler, Batı'da tutukluların siyasi kimliğini, kişiliğini; Diyarbakır'da ise bir halkı yok etmeye çalıştı. Diyarbakır Cezaevi, Nazi toplama kamplarına rahmet okuttu." diyor..
Evet; Hüsniye ana şöyle diyor "nerede olduğumu bilmiyorum. Gözlerim bağlı.. Örgüte silah temin etmekten tutuklamışlar.. Oysa ben çocuklarıma silaha benzer oyuncak bile almadım ve kimseye de aldırmadım.." diyor.. Ve devam ediyor.. "Gözlerim ve ellerim bağlıydı. O kadar çok çeşitli işkenceler yaptılar ki; jopları yağlayıp insanların makatlarına sokuyorlardı.. Elektrik veriyorlardı.. Alt tarafımdan kan akıyormuş.. Ben sandımki; idrarımı kaçırıyorum.. İdrar değil kan geliyor dediler.." diyor..


Proğram sunucusu: "peki sizi doktora götürmedilermi? " diye sorduğunda " Hayır ne doktoru.? Beni, gözlerimi açmadan ellerim bağlı halde, bir koğuş olduğunu sonradan gördüğüm bir yere attılar.. Erkekler koğuşuydu.. Alın bacınızı.. Bakın altından kanıyor diye söyleyerek.." diyor.. O günün onca üzerindeki ağırlığıyla.. Gözleri yaşararak..

Aynı günlerde; kızını aradığı hiç bir yerde bulamayan babası gittiği her yerde kızın burada yok deyip geri çevrildiği anda kızına karnında bebeği ile darbecilerin cellatlarınca işkencenin her türlüsü yapılmakta içeride.. Aynı cellatlar; Maraş'ta yaşanan katliamda hamile kadınların karınlarını deşerek bebekleri çıkartmadılarmı?

Aynı zamanda, ödülde almış olan bir film gösterilmekte.. Hüsniye annenin yaşadığı vahşet günlerini anlatan bir film..
Orada bulunan Emekli Albay. Prof.Dr. olan Psikolog soruyor.. "Bu filmde gösterilen görüntüler gerçekmi.?"

Hüsniye ana ise; "Siz aynı zamanda bir askersiniz nasıl bilmiyorsunuz, o yapılanları..? O flimde gösterilen Diyarbakır cezaevinde yaşanan vahşetin sadece yüzde biri bile değil.. Ne kadar anlatılsada orada yaşanan zulmü anlatamaz.." diyirek " halen kabüs görüyorum" diyor..

Psikolog; "Bu işkenceleri yapanlar kesinlikle özel eğitimle yetiştirilmişler.. Aksi taktirde; normal bir insan bu işkenceleri yapamaz " diyor..
Aynı dönemde Diyarbakır cezaevinde Ast teğmen olan Ferman Karaca; " Kenan Evren cezaevini ziyaret ettikten sonra Kürtçe konuşmeyı yasaklamıştı.. Tam o sırada bir anne gelmişti. Hiç Türkçe bilmiyordu.. Kürtçe konuşmakta yasaktı, görüş yaptırılmadı.. Tutuklu oğlu iki kelime ile anlatayım izin verirsen dedi bana bende yasak dedim.. Gidip kafasını duvara vurdu.. Sanıyorum sonradan öldü o çocuk" diyordu..

Çocuğunu cezaevinde doğuran hemşire Hüsniye ana, o çocuğu 6-7 yaşına kadar cezaevinde büyütüyor... Cezaevinden çıkıyor ama, toplum tarafından kabul edilmiyo ve dışlanmışlıkla bir ceza daha veriliyor.. Kadın için, yeni bir travma dah yaşanıyor.. Yanında birde çocuğu var..
Cezaevinde hiç hasta olmayan çocuk, dışarı çıkınca devamlı hasta oluyor. diyor. Doktor inceliyor çocukta birşey yok sapa sağlam.. Durumu anlatınca anne: Dr. " evet diyor o koşullara alışkın olan çocuk devamlı hasta olur, sende dikkat etmen lazım " diyor..
Emekli Savcı; işin enteresan yanına parmak basıyor.. " Darbe den önce, 19 ilde sıkıyönetim vardı.. Sıkıyönetimle yönetildiği halde ülke; 5.000 den fazla sağdan ve soldan gençler öldürüldü.. Bunu birbirlerine karşı kışkırtılmış insanların yaptığı gibi; darbeyi yapanlarda yaptı.. Neden? darbe şartlarının oluşturulması için" dedi..

Hüsniye ana " Siz savcısınız, bizi mahkemeye çıkartılarmı; bizden sadece " Suçsuzum Tahliyemi istiyorum" dedittirirlerdi.. sadece ben İşkence yaptılar bana dedim.. Mahkeme savcısı; kötü muamele yapılmış diye evraka yazdırdı.. İşkence yaptıklarını mahkemede söylemek bile yasak ve suçtu. Diyarbakırda" diyordu..
Telefonda katılan yine Diyarbakır cezaevi mağduru; Ömer Paçacı; "30 yıl geçti hala uykularımda kabuslar görüyorum" deyip konuşamadan felefonu kapattı..

Kanal 7 Tv.nin Proğram sunucusu Ugur Arslan, proğramı kapatırken; " Hüsniye killi'nin canını ve çocuklarının canını kurtarabilmek için yüzme bile bilmediği halde, Meriç Nehrinden gece yarısı geçerek yurtdışına göçmeyi başardığını" belirterek " Bu ülkeden ne kadar hemşire, doktor, mühendis bilim adamı, öğretim üyesi gibi insanlar yaşanan darbeler ve darbeciler yüzünden büyük bir beyin göçü yaşanmıştır." diyerek ülkemizde yaşanan toplumsal travma ve kayıp ettiğimiz gerçeklerin altını bir kez daha çizmiştir..

Değerli proğram sunucusu arkadaş; 12 Eylül gibi bir zulmün yüzünü ortaya koymak üzere
yaptığın proğram için; tarihi bir görev yaptığının farkındamısın bilmem ama; tarihe bir not düşerek kayda geçtin...
Çok teşekürler arkadaş...

EvcioğluHaber
24.10.2010

21 Ekim 2010

'Kılıçdaroğlu iyi ki açık verdi!'

'Kılıçdaroğlu iyi ki açık verdi!''Kılıçdaroğlu iyi ki açık verdi!'

Geçtiğimiz hafta CHP'ye katılan Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel, ''Bakan olursam emekliler için intibak yasası çıkaracağım'' dedi.
Türkiye Ali Tezel'i sosyal güvenlik uzmanı olarak tanıdı. Televizyon programları en çok izlenenler arasında yer aldı. Yıllarca çalışanların en çok merak ettiği "Ne zaman emekli olacağım? Ne kadar maaş alacağım" sorularına yanıt verdi.

Şimdi yıllardır sürdürdüğü çalışma hayatına yönelik çalışmalarını siyasete taşımaya karar verdi. Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği Başkanı Tezel geçtiğimiz hafta CHP'ye katılarak siyasete atıldı.
'SSK'YA SINAVLA GİRDİM'

Kemal Kılıçdaroğlu, kurultayda yaptığı konuşmada özellikle sizin de vurgu yaptığınız yoksulluk, işsizlik konusuna ağırlık vermişti. Kılıçdaroğlu’nun söylemi, CHP liderliğine seçilmesi tercihinizde etkili oldu mu?


Tabii ki etkisi oldu. Kemal Kılıçdaroğlu ile 1995 yılında tanıştım. O tarihte SSK Genel Müdürü'ydü, ben de SSK'ya Müfettiş Yardımcısı olarak girmeye çalışan birisiydim. İlk defa Kılıçdaroğlu zamanında torpil olmaksızın, ÖSYM sınavıyla kuruma girenlerdenim. Eğer Kılıçdaroğlu, o dönemde sınavla müfettiş almak yerine öncekilerin yaptığı gibi sözlü sınavla almış olsaydı kendi yandaşlarını alabilirdi. Kılıçdaroğlu, gerçekten hak edenlerin girmesi için sınav yaptı. Yaklaşık 5 yıl kadar o genel müdürdü, ben de müfettiş yardımcısıydım. Gerek bakanlığa gittiği, gerekse de kendi derneğinin çalışmaları sırasında telefonla, yüz yüze görüşmelerimiz oldu. Ama bu görüşmeler derinlemesine görüşmeler değil, hal hatır sorma, selamlaşma şeklinde görüşmelerdi. Siyasi anlamda görüşmemiz olmadı. Önümüzdeki hafta Ankara'da görüşeceğiz. Kılıçdaroğlu'nun sosyal demokrat söylemi benim CHP'ye girmeme etkili oldu.

'KILIÇDAROĞLU İYİ Kİ SSK'DA AÇIK VERDİ'

'Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı’na seçildiği zaman "SSK’yı ilk o zarara uğrattı. Sosyal güvenlik açıkları onun zamanında başladı. Nasıl parti, ülke yönetecek" diye eleştirilmişti…

SSK kar amaçlı bir anonim şirket değil. Adı üzerinde Sosyal Sigortalar Kurumu, toplumun sigortası, zenginden alıp fakire vermenin aracı, sosyal politikaları uygulayabilecek bir devlet kurumu. O nedenle açıkları onun zararı değildir.
Halka ne kadar çok para verdiğini gösterir. Ben bu anlamda Kemal Kılıçdaroğlu’nu tebrik ediyorum. İyi ki ilk açıkları verdirmiş. İlk açıkları verdirdiği içinde Türkiye’yi ilk sosyal devlet yapan Kılıçdaroğlu’dur. Buna biz sermaye kesiminden bakarsak zarardır. Çünkü sermaye kesimi sosyal devleti değil kapitalist devleti savunur. Sosyal devlet, sosyal fayda düşünür. Kar veya zarar peşinde değildir. Sosyal fayda sağlayacaksa açık verir, açığı 2-3 katına da çıkarabilir. Türkiye'nin ilk sosyal devlet olduğu yıl Kılıçdaroğlu’nun SSK'da açık verdiği yıldır.

'AÇIKLARIN SEBEBİ DEMİREL'Dİ'

Kılıçdaroğlu dönemine kadar SSK açık vermiyor muydu? Neden onun döneminde başladı?


1987 yılında Turgut Özal hükümeti zamanında erkekler 43, kadınlar 38 yaşında emekli olurlardı. Özal bunu kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaşa yükseltti. 1991 yılında erken seçim kararı alındı. Seçim döneminde Süleyman Demirel, "Özal’ın getirdiği emeklilik yaşını kaldıracağım" dedi. Bu beyanından sonra seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Bugün biz bir parti kursak aynı şeyi söylesek yine birinci parti oluruz. Çünkü bu beklentide olan yaklaşık 15 milyon kişi var. Demirel seçimlerin ardından İnönü'yle kurduğu hükümette bu sözünü tuttu. 1992 yılından itibaren yaş şartı kalktığı için birdenbire 3 milyon emekli doğmuş oldu. Bu da SSK’nın gelir-gider dengesini bozmasına sebep oldu. Bunu Kılıçdaroğlu’na bağlayamayız Demirel’in etkisi var.

'BAKAN OLURSAM İLK İŞİM...'

CHP iktidar olması halinde çalışma bakanı olursanız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

İlk yapacağım iş emeklilerin intibak yasasını çıkarmak olurdu. Çünkü emekliler bu anlamda çok mağdur. Özellikle 5.5 milyonluk SSK, 2 milyon Bağ-Kur emeklisi intibaka neden olan maaşların farkılılaşma sebebiyle almaları gereken rakamın üçte birini alıyorlar. İntibak yasası için elimden geleni yapar hatta onlarla mahkemelere gider onlarla beraber anayasa mahkemesinin kapısını aşındırırım. Bu sosyal güvenlik açıklarını artırır işte o zaman sosyal devlet oluruz.
(ntvmsnbc)


Bakan Yıldırım'dan Turkcell açıklaması


Bakan Yıldırım'dan Turkcell açıklaması

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, çağrı merkezlerinin hizmet sürelerine ilişkin yapmak istedikleri düzenlemelerin telefon bankacılığını da kapsayabileceğini belirterek, ''Çağrı merkezleri para tuzağına dönüşmesin'' dedi. Yıldırım, telefon bankacılığıyla ilgili düzenlemenin kendileri ya da Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca yapılabileceğini söyledi.
Bakan Yıldırım'dan Turkcell açıklaması Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Turkcell’in
Olağanüstü Genel Kuruluna ilişkin, "Vatandaşın yüzde 33-34 payı olduğu böyle bir
şirkette ve benzer şirketlerde bu kadar kısa süreli olağanüstü genel kurul
yapılma ihtiyacı olursa buna kimse kayıtsız kalmaz" dedi.
Yıldırım, Ankara Gar’da sektörü izleyen basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer ve TCDD
Genel Müdürü Süleyman Karaman’ın katıldığı toplantıda Yıldırım, bilişim sektörüne yönelik açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin 2023 yılına yönelik hedeflerini anlatan Yıldırım, Türkiye’nin internet kullanımı ve altyapısında Avrupa’da 5, dünyada 11. ülke olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını söyledi.
Yıldırım, BTK’nın sabit telefon aboneliği olmaksızın DSL hizmeti kullanılmasına yönelik hizmeti ifade eden "yalın ADSL" aboneliği konusunda Temmuz ayında karar verdiğini ve buna göre aylık 8,13 abonelik ücreti
belirlendiğini, böylece diğer tarifelere göre 4-30 TL arasında bir indirim sağladığını kaydetti.

Servis sağlayıcıların yaptıkları iş ve işlemlerdeki içeriği yurtdışında sakladıklarını ve bu durumun hem bilgi güvenliği sorunu hem de ülke adına ekonomik kayıp anlamına geldiğine dikkati çeken Yıldırım, "İçerik sağlayıcıların içeriklerinin yüzde 60’ını Türkiye’ye taşımalarını sağladık. İnternet servis sağlayıcılarına sesleniyoruz, bilgilerini yurtdışında değil Türkiye’de saklasınlar" diye konuştu.
Türkiye’nin üçüncü kez Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin (ITU) Konseyine seçildiğini hatırlatan Yıldırım, gelecek yıl Türkiye’nin konsey başkan yardımcılığı yapmasının teklif edildiğini, bunun 2012 için başkanlık anlamına geldiğini söyledi.
Arabağlantı ücretleri konusunda BTK’nın düzenlemelerinin önemli etkiler yarattığını ifade eden Yıldırım, "Arabağlantı uygulamasıyla 7 yılda cep telefonu ücretlerinde yüzde 80, sabit telefon ücretlerinde yüzde 60 indirim gerçekleşti" dedi.
Mobil telefonlar arasında numara taşıma uygulamasından bugüne kadar 21 milyon abonenin yararlandığını kaydeden Yıldırım, mobil kapsama alanının genişletilmesi kapsamında da BTK’nın operatörlerle işbirliğine giderek çalışmalar yaptığını hatırlattı.

-"(NUMARA TAŞIMAYA) SINIRLAMA GETİRİLEBİLİR"-

Bakan Yıldırım, daha sonra basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.
Bir gazetecinin "Operatörlerin, numara taşıma uygulaması nedeniyle bir sıkıntıları olduğu yönünde açıklamaları olmuştu. Numara taşıma uygulaması için bankalar da olduğu gibi bir kara liste oluşturulacak mı?" şeklindeki sorusu
üzerine Yıldırım, şunları söyledi:
"Operatörlerden gelen şikayetlerin düzeyi nedir bilemiyorum. Bir öngörüdür, vatandaşı peşin peşin de bir takım numaralar yapıyor gibi bir duruma düşürmeyelim ama kredi kartında yaşanan olaya benzer bir şey yaşanmasın diye tedbir gerekiyorsa bu yapılır. Benim dikkatimi çeken başka ülkelerde bu kadar numara geçişi olmuyor. Biz de niye bu kadar fazla oluyor? Bu doğal bir değişim midir? Yoksa başka öngörmediğimiz şeyler var mıdır? Bunu BTK araştırır, düzenleme gerekirse yaparız. Sınırlama getirilebilir."
Yıldırım, yasa dışı dinlemelere ilişkin düzenlemenin sorulması üzerine de 5651 sayılı kanun için Adalet Bakanlığı ile birlikte yaptıkları çalışmaların yasa dışı dinlemelere verilecek cezaların caydırıcılığının artırılmasını kapsadığını belirtti.

-İNTERNET MEDYASINA KANUNİ DÜZENLEME-
İnternet konusundaki hukuki düzenleme ihtiyaçlarının da bu kanuna dahil edilmesini istediğini ifade eden Yıldırım, "İnternet medyasının yasal altyapısının oluşturulması da eğer konulabilirse oraya konulması. Bu da uzun süreden beri seslendirilen bir talepti. Arkadaşlar çalışıyorlar" dedi.
Yıldırım, internet medyasının da yazılı ve görsel basında olduğu gibi bir yasal altyapıya kavuşturulmasını amaçladıklarını söyledi.
Bir gazetecinin "Kılıçdaroğlu’nun konusu da şahsi suçlara girmiyor mu?" hatırlatması üzerine Yıldırım, esprili şekilde "Şimdi o konuya girmeyelim. Elin kılıcıyla işimiz olmaz. Biz kendi işimize bakalım" dedi.
Kripto Yönetmeliği konusunda ilgili kurum yöneticileriyle mutabakata varıldığını belirten Yıldırım, yönetmeliğin hazırlandığını bildirdi.

-TURKCELL’İN OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULU-

Yıldırım, Turkcell’in olağanüstü genel kuruluna ve SPK üye sayısına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine şunları kaydetti:
"Turkcell gibi Türk Telekom gibi ülkemizin iletişiminde çok önemli rol oynayan, bizim açımızdan ne yöne gittikleri ne yaptıkları çok önem arz ediyor.
Milyonlarca vatandaşımız buradan hizmet alıyor. Türkiye’nin markalaşmış şirketleridir. Bunların bu karakterinin devam etmesi bizim açımızdan önem arz
ediyor. Her iki şirketimizde yüzde 30-35 civarında halka arz edilmiş hisse var.
Diğer hisse sahipleri bellidir, onlar haklarını her zaman koruyabilirler. Bizim onlara destek vermemize ihtiyaçları yok ama milyonlarca vatandaşın sahip olduğu küçük hisselerin, haklarına zarar gelmemesi bizim için önemlidir. Burada herhangi bir yanlışa izin vermemiz söz konusu olmaz. Bunun takipçisi SPK, Sanayi Ticaret Bakanlığı, BTK, yarın da Rekabet Kurumu ve mahkemelerdir... İşin konumuna göre değişir."
Şirketlerin ihtiyaç duyduğunda olağanüstü genel kurula gitmelerinin hakları olduğunu ifade eden Yıldırım, "Vatandaşın yüzde 33-34 payı olduğu böyle bir şirkette ve benzer şirketlerde bu kadar kısa süreli olağanüstü genel kurul yapılma ihtiyacı olursa buna kimse kayıtsız kalmaz" diye konuştu.

-ÇAĞRI MERKEZLERİNE DÜZENLEME-


Çağrı merkezlerine yönelik kapsamlı bir düzenleme yapmayı planladıklarını da anlatan Yıldırım, bu konuda vatandaşların beklentilerinin önüne geçmeyi ve ihtiyacı olan hizmet kalitesini makul ücretlerle almasını istediklerini belirterek şurları kaydetti:
"Bankacılık ve eğer bir yetki problemi yoksa tüm çağrı merkezlerini kapsaması daha doğru olur. Çünkü alınan hizmetin niteliği aynı. Bir kısmının mağduriyetini önlemeye çalışırken, bir kısmını görmezden gelmek kamu adaletine uymaz. Arkadaşlarımızın bu konuyu araştırıp eğer oluyorsa bu konuyu da dahil etmelerini uygun görüyorum. Eğer olmuyorsa kim yapacaksa Sanayi ve Ticaret Bakanlığı mı başka bakanlık mı yapar, onun takibini yaparız."
"Çağrı merkezleri para tuzağına dönüşmesin, hizmet veren, vatandaş memnuniyetini öngören güzel kuruluşlar haline gelsin" diyen Yıldırım, bir çoğu böyle olmasına rağmen olası bir olumsuzluğu ortadan kaldırmak için BTK’nın erkenden düzenleme yaptığını vurguladı.
Yıldırım, bugün basında yer alan pilot ile kulenin dikkatsizliği nedeniyle iki uçağın kaza atlattığı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, bu konuda araştırma yapılması gerektiğini, bir yorumda bulunamayacağını söyledi.
"Yalın ADSL ücretinde 8,13 TL içinde özel iletişim vergisi kadar olacak? sorusuna karşılık Yıldırım, bunun kararını Maliye Bakanlığının vereceğini ifade etti.
Başka bir soru üzerine de Yıldırım, tarifeleri BTK’nın belirlediğine işaret ederek, aşırı zam yapılmasının mümkün olamayacağını dile getirdi.
BTK Başkanı Acarer de internet sitelerinin bir çoğunun mahkeme kararıyla kapalı olduğunu, tam uzantının verilmemesi halinde mağduriyetler yaşandığını, bu nedenle sadece görüntünün olduğu bölüme engelleme gelmesi yönünde bir düzenlemenin yasada yer alacağını söyledi.
Acarer, çağrı merkezlerine ilişkin düzenlemeye ilişkin de bununla özellikle süre konusunun düzenleneceğini, bir çok sektörde çağrı merkezlerinde bu tür sorunların yaşandığını belirtti.


http://haber.gazetevatan.com/bakan-yildirimdan-turkcell-aciklamasi/335853/2/Ekonomi