SEÇİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEÇİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2010

HIZLI, UCUZ VE İYİ


" Hızlı, ucuz ve iyi...
İkisini seçin..
Eğer; hızlı ve ucuz ise, iyi olmaz.
Eğer; Ucuz ve iyi ise, hızlı olmaz.
Eğer; hızlı ve iyi ise , ucuz olmaz.."
Jim JARMUSCH

22 Mart 2010

AYDINLARDAN " DEMOKRATİK ANAYASA" TALEBİ

BASINA VE KAMUOYUNA


Bugün Türkiye’de demokratikleşmenin temel ihtiyacı, 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası’nın bütünüyle değiştirilerek eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa yapılmasıdır. Yeni anayasa, tüm siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının aktif olarak katılacağı, en geniş mutabakatı hedefleyen demokratik bir süreçle oluşturulmalıdır.

Anayasa değişikliklerinin yukarıdaki hedeflere ulaşmaya hizmet edecek ve toplumda siyasi kutuplaşma ve gerginliği arttırmayacak süreçlerle gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz.

Yaklaşan genel seçimlerin daha demokratik koşullarda yapılabilmesi ve daha demokratik bir temsil imkanı yaratılabilmesi için 23. Dönem TBMM’nin yapması gereken öncelikli düzenlemeler vardır:

- Anayasa ve Seçim Yasası’nda yapılacak değişiklik ile ülke seçim barajı kaldırılmalı, partilerin hazine yardımlarından adil biçimde yararlanmaları sağlanmalı, partilerin ve adayların seçim harcamalarının sınırları belirlenerek seçim gelir ve giderlerinin şeffaflığını denetleyecek bağımsız bir kurum oluşturulmalıdır.

- Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Yasası’nda değişiklik yapılarak antidemokratik sınırlamalar kaldırılmalı ve partilerin kapatılması Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Kriterleri çerçevesinde ve istisnai bir durum olarak düzenlenmelidir.

- Milletvekili dokunulmazlıkları kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılarak TBMM Siyasi Etik Yasası çıkartılmalıdır.

- Ordu, güvenlik ve yargı mensupları dışında kamu görevlileri ile ilgili siyaset yasağı kaldırılmalıdır.

-Kadınların eşit siyasi temsiline imkan vermek amacıyla pozitif ayrımcılığı da içeren cinsiyet eşitlikçi yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmalıdır.


Adnan Özyalçıner
Adnan Serdaroğlu (Birleşik Metal- İş Gen. Bşk.)
Adalet Dinamit
Adem Avcıkıran (Diyarbakır Tabip Odası Bşk.)
Ahmet Ersoy
Akın Atalay
Prof. Ali Baykal
Ali Erol ( Kaos GL)
Doç. Ali Kerem Saysel
Prof. Ali Nesin
Prof. Alpar Sevgen
Anayasa Kadın Platformu
Aslı Göksel
Atilay Ayçin ( Hava-İş Gen. Bşk.)
Aybek Korugan
Prof. Aydan Gülerce
Aydın Cıngı
Doç. Ayfer Bartu Candan
Prof. Ayhan Alkış
Ayşe Berktay
Prof. Ayşe Buğra
Prof. Ayşe Erzan
Ayşe Gül Altınay
Ayşe Günaysu
Prof. Ayşe Mumcu
Prof. Ayşe Öncü
Ayşegül Devecioğlu
Prof. Ayşegül Yaraman
Ayşen Candaş
Aziz Çelik
Bahri Belen
Prof. Baskın Oran
Doç. Begüm Özkaynak
Belma Akçura
Beral Madra
Prof. Betül Tanbay
Prof. Binnaz Toprak
Bircan Yorulmaz
Prof. Burhan Şenatalar
Prof. Bülent Sankur
Prof. Büşra Ersanlı
Can Candan
Celal Başlangıç
Celalettin Can (78'liler Vakfı Bşk.)
Prof. Cemal Bali Akal
Cengiz Aktar
Prof. Cengiz Güleç
Prof. Cevza Sevgen
Prof. Çağlar Keyder
Çiğdem Aydın (KA.DER)
Çiğdem Mater
Deniz Türkali
Devrim Sevimay
Dilek Kurban
Ece Temelkuran
Elif Ünlü
Emirali Şimşek ( KESK Gen. Sek.)
Ercan Kanar
Erdoğan Aydın
Erol Kızılelma (SODEV Bşk.)
Erol Köroğlu
Esra Mungan
Fahri Aral
Prof. Faruk Birtek
Prof. Fatma Gök
Prof. Fatmagül Berktay
Fehim Caculi
Prof. Ferhunde Özbay
Fethiye Çetin
Prof. Fikret Adaman
Filiz Kerestecioğlu
Gaye Boralıoğlu
Prof. Gencay Gürsoy
Prof. Güler Fişek
Prof. Günay Anlaş
Günizi Kartal
Prof. Gürol Irzık
Prof. Hacer Ansal
Hakan Tahmaz
Prof. Haldun Gülalp
Prof. Halil Berktay
Halime Güner ( Uçan Süpürge)
Hikmet Çetinkaya
Hasan Saltık
Prof. Hayri Kozanoğlu
Hülya Gülbahar
Doç. Hülya Uğur Tanrıöver
İbrahim Betil
İlknur Üstün (Avrupa Kadın Lobisi-Tr.)
İsmail Beşikçi
Doç. İpek İlkkaracan
Doç. İzak Atiyas
Jülide Kural
Kadri Gürsel
Kazım Genç ( Alevi Bektaşi Dern.Fed. Gen. Sek.)
Kızbes Aydın ( ÇEKEV)
Doç. Koray Çalışkan
Prof. Kuban Altınel
Kürşad Kahramanoğlu
Prof. Lale Akarun
Lamia Gülçur
Latife Tekin
Mahir Günşıray
Mebuse Tekay
Mehmet Soğancı ( TMMOB Gen. Bşk)
Mehmet Ufuk Peker
Mehmet Ural
Prof. Melek Göregenli
Melek Özman (FİLMOR)
Melek Ulagay
Prof. Meryem Koray
Doç. Mesut Yeğen
Prof. Mete Tunçay
Metin Bakkalcı (TİHV Gen. Sek.)
Doç. Mihri İnal Çakır
Muhsin Kızılkaya
Murat Çelikkan
Murat Koyuncu
Murat Paker
Mustafa Öztaşkın (Petrol-Iş Gen. Bşk.)
Mustafa Türkel ( Tek Gıda İş Send. Gen. Bşk)
Nebahat Akkoç (KA-MER)
Necdet İpekyüz
Necmiye Alpay
Nejla Osseiran
Nesteren Davutoğlu
Prof. Neşe Bilgin
Neşe Erdilek
Prof. Necip Çakır
Prof. Nevra Necipoğlu
Prof. Nihal Saban
Nimet Tanrıkulu
Nuray Mert
Nurdan Arca
Prof. Nurhan Yentürk
Prof. Nüket Esen
Prof. Nükhet Kardam
Prof. Nükhet Sirman
Oktay Demircan
Olcay Akyıldız
Dr. Oryal Gökdemir
Orhan Alkaya
Orhan Miroğlu
Orhan Silier
Osman Kavala
Oya Baydar
Doç. Oya Pancaroğlu
Prof. Öget Öktem Tanör
Özlem Beyarslan
Pınar İlkkaracan
Pınar Selek
Remzi Altunpolat ( Eğitim Sen Ank. 5 No'lu Şb.)
Prof. Rezzan Tuncay
Rıdvan Budak (Tekstil İşçileri Send. Gen. Başk.)
Prof. Rıfat Okçabol
Roni Margulies
Sami Evren (KESK Gen. Bşk.)
Prof. Selçuk Candansayar
Selen Doğan ( Uçan Süpürge)
Selen Lermioğlu Yılmaz (WINPEACE)
Semih Poroy
Doç. Semra Somersan
Sennur Sezer
Serhat Güvenç
Serap Güre (KADAV)
Doç. Serpil Çakır
Prof. Serpil Sancar
Sevgi Binbir (İzmir Kadın Dayanışma Der.)
Sevgi Uçan Çubukçu
Prof. Sevgin Akış Roney
Prof. Seyfettin Gürsel
Seyfi Öngider
Sibel Asna
Prof. Sibel Irzık
Prof. Sibel İnceoğlu
Sibel Yalın
Suzan Samancı
Süleyman Çelebi ( DİSK Gen. Bşk.)
Prof. Şahika Yüksel
Prof. Şebnem Korur Fincancı ( TİHVGen. Bşk.)
Şemsa Özar
Prof. Şevket Pamuk
Prof. Şirin Tekeli
Şükran Soner
Prof. Tahsin Yeşildere ( Öğretim Üyeleri Dern. Bşk.)
Tamer Altunay
Tarhan Erdem
Tarık Ziya Ekinci
Tatyos Bebek
Tayfun Görgün ( DİSK Gen. Sek.)
Tayfun Mater
Prof. Tosun Terzioğlu
Tuğrul Eryılmaz
Doç. Tunga Güngör
Prof. Turgut Tarhanlı
Umut Aydın
Umut Güner ( Kaos GL)
Vasıf Kortun
Veysi Sarısözen
Prof. Yakın Ertürk
Yaprak Zihnioğlu
Prof. Yasemin İnceoğlu
Yasemin Temizarabacı (MEDİZ)
Prof. Yaman Barlas
Yasemin Ahi
Yusuf Kurçenli
Prof. Yusuf Zeren
Yücel Gül ( Tarım Orkam-Sen Gen. Bşk.)
Zeynep Gambetti
Zeynep Tanbay
Zeynep Uysal
Zozan Özgökçe (Van Kadın Der.)
Zübeyde Kılıç ( Eğitim Sen Gen. Bşk.)




8 Şubat 2010

Alman solu birleşecek mi, çatışacak mı

Alman solu birleşecek mi, çatışacak mı?

http://www.turnusol.biz/images/cust_images/090928212137.jpg

Oskar Lafontaine’nin istifasıyla Alman Sol Parti’nin geleceği tartışılırken, SPD’nin bundan sonra izleyeceği politika merak ediliyor.

SPD, son seçimlerden aldığı darbe sonrası yeniden dirilmek için Sol Parti’nin Lafontaine sonrasına göz dikmişken, neoliberal politikalara karşı sol çözümler bulmak amacıyla kurulan ISM adlı kuruluş siyasette birleşmeyen sol politikacıları biraraya getirdi. Alman solunun kendi içindeki çatışmasının ise bitmesi uzak bir hayal olarak duruyor.

Sol Parti lideri Oskar Lafontaine’nin federal düzeyde siyaset yapmayacağını açıklaması başta Sosyal Demokrat Parti (SPD) içerisinde sevinçle karşılandı. Kimi kesimler Lafontaine’siz bir Sol Parti ile SPD’nin gelecekte daha kolay işbirliği yapabileceğini ve bunun sol için bir şans olduğu söyledi. Bu görüşü destekleyen açıklamalara bir katkı da Yeşiller’in Türk kökenli eşbaşkanı Cem Özdemir’den gelmiş ve 2013’te SPD-Yeşiller-Sol Parti ortaklığında bir sol koalisyonun iktidara gelebileceğini söylemişti. Tabii, Sol Parti’nin bütçe, dış politika ve eski DDR geçmişini yeniden gözden geçirmek kaydıyla.

LAFONTAİNE SONRASI NE OLACAK?

Özellikle Lafontaine’nin geri plana çekilmesiyle SPD’nin Sol Parti ile yakınlaşabileceği ve federal düzeyde de ortaklık kurabileceği tezi gerçeği pek yansıtmıyor. Lafontaine’nin katkılarıyla 2005 yılında WASG olarak kurulan ve 2007’de Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ile birleşen SPD-solunun tarihi 5 yıllık iken, PDS’in 20 yıllık bir geçmişi bulunuyor. Bugün Sol Parti’nin seçmen tabanının ve parti üyelerinin yarısını oluşturan PDS ile SPD hiç bir zaman federal düzeyde yanyana gelmemişlerdi zaten.

SPD’nin buradaki esas amacı, Sol Parti’nin özünü boşaltma ve merkez sol siyasete yakınlaştırmak olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda, Batı Almanya’da Sol Parti’ye giderek artan desteğin arkasındaki esas nedenin, toplumsal sorunlara olan duyarlığın gelişmesi ile SPD ve sağ partilerin politikalarının bu sorunlara çözüm olamaması gerçeği ise bilinçli bir şekilde gözardı ediliyor.

PDS’in Doğu Almanya ağırlıklı olarak yüzde 4-6 civarında oy aldığı Almanya’da, Sol Parti’nin batıdaki oylar sayesinde yüzde 12’ye çıkması medya tarafından sanki sadece Oskar Lafontaine’nin başarısı olarak lanse ediliyor. Lafontaine’nin yokluğu ile de partinin biteceği propagandası medyada geniş yer buluyor.

Bu arada, Sol Parti’nin başarısının SPD ve onun liberal politikaları olduğu gerçeği görmezden geliniyor. Alman siyaset bilimci Gero Neugebauer’e göre, Sol Parti toplumun genel sorunlarına olan ilgisi nedeniyle SPD’ye göre halka daha yakın ve sorunlarla ilgilenen bir parti olarak kendini ispatlıyor.

Başta Lafontaine olmak üzere Sol Partili politikacılara yapılan ‘populist siyaset’ suçlamasını da, ‘popüler-toplumsal sorunlarla ilgilenmek ve dillendirmek, popülizm değildir’ sözleriyle çürütüyor Neugebauer.

Sol Parti’nin başta Afganistan, Nato üyeliği, 67 yaş emeklilik, varlık vergisi ve üst gelir gruplarının daha fazla vergilendirilmesi talepleri dar gelirliler ile sol-sosyalist seçmende ciddi destek buluyor. Sol Parti’nin bu ve benzeri birçok talebinden vazgeçmesi ise SPD’den farkının kalmaması ve doğal olarak siyaseten gereksiz bir parti olması anlamına gelecek.

NRW SEÇİMLERİ İKİ PARTİNİN MÜCADELESİNİ KIZIŞTIRACAK

Solda birlik beklentilerini boşa çıkarabilecek bir diğer ayrıntı ise Mayıs ayında yapılacak Nordrhein-Westphalen (NRW) Eyalet Parlamentosu seçimleri olacak. 17 milyonu aşkın nüfuslu eyalette yapılacak seçimler Hristiyan Demokrat Parti (CDU) için iktidarda kalma savaşı olacakken, SPD için 27 Eylül’deki genel seçimlerde aldığı darbe sonrası yeniden sıçrama, Sol Parti için ise Lafontaine’siz de bir batı eyaletinde parlamentoya girebileğinin ispatı olacak.

Geçtiğimiz hafta İnfratest-Dimap adlı kuruluşça yapılan seçim anketine göre, NRW’de yapılacak seçimlerde CDU-FDP yüzde 45, SPD-Yeşiller yüzde 44 ve Sol Parti ise yüzde 6 alabilecek. Sol Parti’nin bu eyalette SPD lehine oy kaybetmesi ve parlamentoya girememesi halinde, SPD’nin CDU’yu yakalaması ve hatta geride bırakarak iktidarı geri alması hayali dahi gerçekleşebilir. Bu sebeple, SPD’nin önümüzdeki dönemde Sol Parti’nin Mayıs ayındaki kongresine kadar yeni liderleri Klaus Ernst ve Gesine Lötzsch üzerine yapılacak polemiklerden yararlanmaya çalışması bekleniyor.

KRİZ, SOL TABANI KAPMA YARIŞINI KIZIŞTIRACAK

Almanya’nın içinde bulunduğu ekonomik durum ve yeni hükümetin yaşadığı sorunlar da, Sol Parti- SPD mücadelesini daha da kızıştıracak etkenler arasında görülüyor.

Hükümetin başta sağlık, vergi, Afganistan gibi konularda gösterdiği kötü tempo ve kendi içinde yaşadığı sorunlar dikkat çekiyor. Özellikle FDP’nin krize rağmen devlete ağır maliyeti olacak vergi ve sağlık reformlarına olan tepkiler, son aylarda yapılan tüm anketlerde kendisini gösteriyor. 27 Eylül’de yüzde 14,5 oy alan partinin oyları kimi anketlerde yüzde 9’lara kadar dahi düşmüş durumda.

Bunun yanı sıra, ülkenin iki büyük sendikası Ver.di ve DBB tarafından alınan genel uyarı grevleri de hükümeti zorlayacak gelişmeleri beraberinde getirebilir. Başta sağlık, eğitim, güvenlik gibi birçok alanda çalışan işçi ve memurları ilgilendiren grevlerin etkisiyle sol seçmende gelişebilecek bir uyanışın meyvelerini de Sol Parti ve SPD’nin toplaması kaçınılmaz. Bu da, sol seçmenin temsili konusunda çatışan iki partinin mücadelesinin daha da sertleşmesini beraberinde getirecek.

Ancak, halktan çok devlete yakın olan SPD’nin iktidar olmak için Sol Parti’siz bir yol seçmesi ise sürpriz olmayacak.

SPD, bir yandan Sol Parti’ye kayan seçmenini Oskar Lafontaine’nin yokluğunu kullanarak geri almak istiyor, diğer yandan da CDU ve FDP’ye kayan daha merkezdeki seçmeni Sol Parti’yi dışlayarak yeniden kendisine çekmeye çalışıyor.

SOL PARTİ ÜZERİNDE HESAPLAR

İkinci bir olasılık ise tüm cephelerden kuşatılmış, temel sol politikalarından vazgeçmiş bir Sol Parti yaratarak, onu SPD’nin ve liberal politikalarının yedeği olmaya mecbur kılmak. Afganistan ve NATO’ya ‘evet’ diyen bir Sol Parti’ye ise şimdilik ihtimal verilmiyor.

Üçüncü, daha akılcı, ancak en düşük ihtimal ise, SPD’nin 1999’dan bu yana tümüyle bir kenara ittiği sol kimliğine sahip çıkması ve Sol Parti’nin taleplerini dikkate alması. Sol seçmenin tekrar kazanılması için soldaki bölünmüşlüğe son vermesi gereken sol partilerin başka bir alternatifi ise bulunmuyor.

ISM DİKKAT ÇEKİYOR

Alman solunda yaşanan bir diğer gelişme olarak ise Hessen eyaleti SPD’li eski başbakan adayı Andrea Ypsilanti öncülüğünde kurulan düşünce kuruluşu ‘Dayanışmacı Modernlik Enstitüsü-ISM’ dikkat çekiyor. Kuruluşunda Sol Parti, SPD ve Yeşiller milletvekillerinin de bulunduğu ISM’in amacı toplumsal sorunlara dayanışmacı, sol çözümler bulmak. İSM, neoliberalizmin rakipsiz olarak hüküm sürmeye çalıştığı günümüz koşullarında insanlığa ve doğaya ağır kayıplar yaşattığı tespitini yapıyor ve bu nedenle de sorunlara alternatif, sol-dayanışmacı çözümler üretmek için düşünce üretmeyi hedefliyor. Ypsilanti’nin 2008 yılında Hessen eyaletinde Sol Parti ile koalisyon kurmak istemesi ve bu nedenle partisi SPD’den dışlanmış olmasının da, ISM’in Alman solunun birleşmesi için umut olarak belirmesinde payı var. Tabii, SPD’nin sol bir parti olduğunu anlaması halinde.

Alman solu birleşecek mi, çatışacak mı?

ENVER ÇİFTÇİ - ANF

5 Nisan 2009

Demokrasinin kötülükleri

Demokrasinin kötülükleri

Ece TemelkuranKıyıdan

29 Mart Pazar 2009

Seni hiç tanımayan insanlar, bugün senin için karar verecek. Hiç sevmediğin insanlar, tiksindiklerin, uzaktan bile görmeye katlanamadığın insanlar, “Keşke onlar olmasalardı, bu ülke ne güzel olurdu ” dediklerin.

Sabah yataklarından kalkacaklar, kafalarında senin hiç beğenmediğin düşünceler olacak. Birbirlerine “Tamam mı? ” diyecekler, senin nefret ettiğin o partiye oy vermek için sözleşecekler. Üşenmeyip yollara düşecekler.
Sen bu ülkenin başının onların seçtiği parti yüzünden beladan kurtulmadığına kesin gözüyle bakarken onlar arabalarına, dolmuşlara, otobüslere, taksilere binecekler. Sırf senin dünyan kararsın diye sanki, öyle bi hınçla, vapurları yakalayacaklar son anda.

Geçersiz oy duası
Durmayacaklar, ellerinde kimlikleri oy atacakları yerleri bulacaklar, sınıfları, sandıkları, listelerdeki adlarını ve bekleyecekler. Bir üşenseler senin hayatın kurtulacak, memleketin geleceği korunmuş olacak, ama hayır, onlar hiç üşenmeyecekler. İdmanlılar ve inatçı, illa ki o oyu kullanacaklar.
Sıra onlara gelecek. Karmakarışık bir süreç, zarflar, renkli kağıtlar, mühürler. Diyeceksin ki içinden “Keşke yanlış yere bari bassalar da oyları geçersiz olsa ”.
Oysa onlar iyice bakacaklar kağıtlara, bütün zamanlarını kullanacaklar. Uzun uzadıya inceledikten sonra senin hiç haz etmediğin o parti amblemini, senin yüzünü görmek istemediğin o adayların isimlerini bulacaklar. İyice bir bastıracaklar mührü, tereddüte yer bırakmayacak netlikte çıkacak damga. Böylece kesinkes nefret ettiğin parti bir oy daha almış olacak. Sonra bir oy daha, sonra bir tane daha, sonra...

Resmi olmayan sonuçlar
Akşam olacak. Televizyonlarının başına geçecekler. Senin hiç yaşamadığın, bilmediğin evlerde yaşıyorlar onlar. Mahallelerine bir kez uğramamışsın, öyle yabancısınız. Ama aynı gerginlikle duyacaksınız ‘şu an itibariyle açılan sandık sayısı... ’ dediğini spikerlerin. Televizyonların yaptıkları grafiklerde boşluklar dolacak, şeritler ilerleyecek, kolonlar yükselecek, son teknoloji ile basit sayılar verecek ekranlar. Velhasıl son sandığa kadar bekleyeceksiniz.
“Resmi olmayan sonuçlara göre” diyince spiker şu il için sen “Oh! Canıma değsin ” diyeceksin ötekine, öteki öbür ilde “Ah ah! İçimin yağları eridi ” diyecek senin için, çatır çatır bir hırs içinde. “Bu seçim çok önemli” diyeceksin sen, o kendi evinde dönüp birilerine “Bu seçim çok önemli” diyecek. İkiniz için de ölüm kalım meselesi bu. Memleket ya kurtulacak ya batacak, bıçak sırtı yani durum.

Gıcık demokrasi
Sabahtan akşama kadar yani bugün, sen birinden nefret edeceksin. O birileri, sana bıçak bileyecek. Sen onun için karar vereceksin, o senin için. Birbirinden nefret eden insanlar olarak, beş yıl daha hanginizin hanginize bela olacağına karar vereceksiniz. Sabahtan akşama kadar ve akşamın da ertesinde birbirinizden nefret edecek ve hep birbirinize yabancı duracaksınız. Sonra buna “demokrasi şöleni ” diyecekler.
Ne aynı sofradan yiyeceksiniz ne aynı şarkıyı söyleyeceksiniz.
Ama yine de birileri çıkıp işte, buna ‘şölen ’ diyecek.
Bütün bunlara siz, biz, hepimiz, daha iyi bir yol olmadığı için, kötü yönetimler içinde en iyi şey yine de demokrasi olduğu için katlanacağız. Sinir ola ola bugün yine bir seçim yapacağız.

Milliyet

Seçim ve ‘bizim çocuklar’ "Ece TemelkuranKıyıdan"

Seçim ve ‘bizim çocuklar’

Ece TemelkuranKıyıdan
okur@ecetemelkuran.com

3 Nisan Cuma 2009

Seçim gününden beri siniri bozuk taksi şoförleri bana denk geliyor. Dünkü en fenasıydı. Kırmızı ışıkta geçen arabaları gösterip aniden, hakikaten aniden, bağırdı:

“Müstehak bunlara! Bu hükümet bunlara müstehak!”

Sonra toplam 10 dakikalık bir yolda saydım- 17 kere ‘müstehak’ kelimesini kullandı ve ana fikir hep aynıydı:
“Bu halka bu hükümet müstehak!”
Ve şöyle devam etti:
“Ben zaten seçimin ertesi sabahı yazacaktım arabaya. Tam ön cama kocaman: Müstehak! Ama bunlar bundan da anlamaz!”

Şoför serisi
Böyle bir seçimlerden asabı bozulmuş taksi şoförü serisi tutturdum gidiyorum. Kahramanlarımızdan ikincisine gelince... Bebek sahilinde bulduk birbirimizi. Gençten, gözlüklü bir beyefendi. Önce normal başladı seçim yorumları:
“Allah kahretsin! Lanet olsun! Tüüüh!”
Bu minvalde giderken aniden analiz yan yoluna sapıldı ve benim sevgili şoförüm şöyle bir cümleyle yepyeni bir âleme girdi:
Bu ülkede yoksulları örgütleyen yok. Mesela, neden orman köylülerinin sendikası yok bu ülkede? En yoksul olan onlar.
Söyleyeyim, neden yok: Çünkü orada rant yok. Metal iş kolunda var, sanayide var ama ormancılık? Orada para yok. Bu insanlar reçineyle geçiniyor. Neyini sömüreceksin?”

Bu esnada başka türlü dikkatle dinlemeye başladım ve hikâyeler arasında şöyle bir hikâye anlattı şoför bey:
“Bak kardeşim, benim abim imam hatip mezunu. Tabii etkileniyor insan. O güzel yazı yazıyor, ben de başladım yazmaya. İlkokuldayım. Öğretmenim de Marksist Leninist, Alevi bir adam. Çok iyi bir adamdı. Fakat bu Arapça yazıları görünce yırttı attı. Annem dedi ‘Asla götürmeyeceksin okula böyle şeyler’. Abim, ‘Bir daha görürlerse fişlerler seni’. Benim bildiğim fiş ‘Ali gel, Ayşe git’. Sonra büyüdük, imam hatibe başladım. O zaman da özeniyorum. Arapça dua kitabının üzerine küçük fotoğraflar yapıştırıyorum. Led Zeppelin, Deep Purple, Pink Floyd filan... Arapça hocası da onu yırttı. Şimdi kardeşim, ben bu insanlara kızmıyorum. Bunlar, bu ülkenin, bu sistemin yarattığı insan tipleri. Ama bu insan tipleri de beni eksilte eksilte yarattı işte.”

Gençler kategorisinden...
Bilge taksi şoförleri arasında gençler kategorisinde birinciliği verdiğim şoför uzun süredir duyduğum en şahane hikâyeyi anlattı bu memleket ve bu memleketin yarattığı ‘tipler’ hakkında.
Ama bu memleket ‘iyi tipler’ de yaratıyor. Önceki gün, Öğrenci Kolektifleri ki kendileri kesilen bursları sebebiyle Kadir Topbaş’ın başına bela olup belediyeyi işgal etmiş ve her türlü yaratıcı eyleme imza atmışlardır- bir eylem daha yaptı. Kendilerini öncelikle tebrik ederim!
Çocuklar dev bir pankart yaptırmışlar. “Başkan Topbaş, tebrik ederiz!” yazıyor. Topbaş’ın dev fotoğrafı. Eylemi gördüğüm kadarıyla bir tek Flash TV yayımladı. Güzel de çekmişler.

Tebrik niyetiyle girdiler
Polis tereddüt ediyor, ne yapsak diye. Fakat öğrenciler bir coşkuyla alkış, kıyamet Topbaş’ı tebrik etmeye belediyeye geliyorlar. Polisler açıldı mecburen ve öğrenciler girdiler içeri. Girer girmez şakırt pankartı ters çevirdiler.

Arkadaki yazı şu:
“1 Nisaaaan! Ensendeyiz Topbaş!”
Alınlarından öper, hayatta hep böyle hayırlı başarılar dilerim. Seçim sonuçlarından sonra iyi bir haber gibi geldiler bana.
Size de anlatayım dedim.

Mühim not: Yarın Ankara’da, Kocatepe Beğendik Yeni Umut Kitabevi’nde, saat 16.00 ile 18.00 arası kitaplarımı imzalayacağım. Görüşmek üzere...

Milliyet