| T24 - CHP Genel Başkanlığı’na adaylığını koyan, kamuoyunun ve partinin büyük desteğini alan Kemal Kılıçdaroğlu, önemli mesajlar verdi. Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda “keşke” derken, yolsuzluk tartışmalarını sürdüreceğini belirterek, “Masaya Tayyip Bey’i bekleyeceğim” diye konuştu. Kılıçdaroğlu'nun Milliyet gazetesi Ankara temsilcisi Fikret Bila'nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle: Adaylığınız, CHP’de çatlak yarattı mı, Baykal’a rağmen mi aday oldunuz? Sayın Genel Başkan, ‘uzlaşın’ mesajı vermişti. Ben de bunun için çaba harcadım. ‘Partinin kurmaylarıyla görüşün’ demişti. Sayın Selvi, Sayın Sav ve MYK üyeleriyle, başkan vekilleriyle görüştüm. Ortaya Deniz Bey’in, arzu ettiği, geniş uzlaşma yelpazesinin sağlandığı bir tablo çıktı. Önemli olan bunu sürdürmek. Sadece genel başkan değişimi değil, ilk seçimlerde iktidar olmanın çabasını harcamak zorundayız. Bu nedenle, kurultay sonrası içe değil, dışa dönük, halka dönük, üniversite, sendikalara dönük çalışılmalı. Değişiklik, CHP’nin ulaşamadığı kesimlere ulaşmasını sağlayacak mı, planınız var mı? Genel Başkan seçilirsem, Türkiye yürüyüşü başlatacağız. Çalmaya çırpmaya, yolsuzluğa, işsizliğe umutsuzluğa çözüm yaratan bir Türkiye anlayışını yaratmak zorundayız. Halka güven veren çözümlerle halka gitmemiz lazım. Bunu kararlılıkla ifade edeceğiz. Yurttaş kararlılığı gözünüzden anlayacak. Siyasal yaşamın her noktasında, halka hesap vermeyi onurlu bir görev bileceğiz. CHP’nin yoksul kesimlere gidemediği noktasında eleştirileriniz vardı? Türkiye yürüyüşünde, her gün bir ile giderseniz, 81 gün ediyor. Takvim kısa. Gecekondular, köylüler, çiftçiler, işçiler. Sonraki aşamalarda parti içi çalışmalar yapılabilir. Demokratikleşme, örgütün daha fazla yetkiyle donatılması, demokrasinin gereği olarak seçimlerde fazla sesin çıkması. Zamana bağlı bunlar. Bunu yapacağız. İhanet sözcükleri partide olmamalı Baykal’dan yana içiniz rahat mı? Genel Başkan’ı arkadan hançerlemek, ihanet gibi kavramlar konuşuluyor. Kendisiyle görüştüğünüzde adaylığınız netleşti mi? Ben ihanet, arkadan bıçaklama gibi sözcükleri demokrasinin yerleştiğine inandığım bir partide kullanılmaması gereken sözcükler olarak görüyorum. Ben Sayın Baykal ile görüştüm. Bana, uzlaşma sağlanırsa, adaylar anlaşırsa, kendisinin de destek vereceğini söyledi. Ben de o söylemden hareketle girişimlerde bulundum. Girişimlerin Sayın Baykal’ın beklentilerine uygun olarak geliştiğini görüyorum. İl başkanları toplantısı da Baykal’ın düşüncelerinin gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Görüşmeden çıkarken kafam netleşti demiştiniz? Evet, evet. ‘Kapı aralık ama uzlaşmayı sağla’ mesajı almıştım. Kafam o zaman netleşti. Sayın Baykal’ın bahsettiği uzlaşmanın gerçekleştiğine inanıyorum. Baykal ismimi söylemiş Mustafa Özyürek’in isminizi erken zikretmesi, önünüzün kesilmek istendiği yorumlarına yol açtı, siz nasıl değerlendirdiniz? Açıklamayı duyunca önce şaşırdım. Televizyonda alt yazı olarak gördüm. Ama daha sonra Sayın Baykal ile yaptığım görüşmede, ismimin dile getirildiğini öğrendim. Baykal, CHP’li kurmaylara, ‘aranızda uzlaşın, mesela işte Kemal Bey’in ismi medyada dillendiriliyor’ diye kendisi ifade etmiş. Sonradan Özyürek’in açıklamalarının doğru olmadığı ifade edildi ama işin gerçeği bu. Küsmek, kapıları kapatmak yanlış Solda birlik yaratmayı, küskünleri partiye çekmeyi düşünüyor musunuz? ‘Şu küstü gitti, ona artık kapıları kapattık’ gibi bir anlayışın yanlış olduğuna inanıyorum. Her kesimi kucaklama isteğimiz varken, elbette partiye emek vermiş insanları da kucaklamamız gerekiyor. Ama ‘Partiye geliyorum’ denilirse, Türkiye çıkarları için gelinmeli. Partinin gençleşmesini, yenilenmesini, umut vaad etmesini istiyorum. Gelen kişiler ‘bana şurayı ver, burayı ver’, yani pazarlık olursa bu süreç baştan tıkanmış olur. Parti içi demokratikleşme vurgusu yaptınız. Nasıl bir liste oluşuyor kafanızda? Kafamda elbette isimler var ama bugünden liste çalışması yapmak doğru değil. İlla yönetimde görev yapmak gerekmiyor. Partinin dışında daha özgür düşünce üreten kişi ve kuruluşlardan da biz görüş ve destek alacağız. Baykal zaten onursal başkan Baykal’ın konumu ne olacak, onursal genel başkanlık düşünceniz var mı? Baykal’la ilgili bir öneri getireceksek, önce rızasını almak durumundayız. Sayın Baykal, toplumu aydınlatan bir lider. Aday olmak isterse, elbette saygı duyacağız. Ama, aday olmaz ve destek verirse, mutluluk duyarız. Karar kendisine ait. Böyle bir paye verilmese de bence Sayın Baykal, bütün sosyal demokratların gönlünde zaten onursal genel başkandır. Deniz Bey’e haksızlık yapıldığını herkes kabul etti. Siyasal iktidar, komplonun faillerini ortaya çıkartmak zorundadır. Aksi takdirde hükümet bunun bir parçası olur. Bunu her yerde söyleyeceğiz ve takip edeceğiz. Takipçisi olacak mısınız? Belki CHP iktidarında bunları ortaya çıkartmak daha da kolay olacak. Uluslararası siber suçlarla ilgili bir sözleşme var. İnternetin yarattığı olanaklardan yararlanarak, başka ülkelerin üzerinden geçirilip Türkiye’de insanları vurmaya kalkıyorsanız, o zaman bu anlaşmayı bugüne kadar niye getirip parlamentodan geçirmediniz. Sizi o anlaşmayı uygulamamaya zorlayan etken nedir? Genel başkanlığımda da Deniz Bey’in verdiği bu mücadeleyi sürdüreceğim. Hükümet yaptı diye eleştirmek yanlıştır İran konusundaki son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin uluslararası sorunlarda bir hakem konumuna gelmiş olması güzel bir şey. Hükümet yaptı diye her şeyi eleştirmek doğru değil. Hükümetin doğru yaptıklarına doğru diyeceğiz. Ama, ben Rusya’yla yapılan nükleer santral anlaşmasının parlamentodaki görüşmelerinde farklı ve ciddi seslerin ortaya çıkacağına inanıyorum. Siz nükleer santral yapıyorsanız, nükleer teknolojininin de aşama aşama Türkiye’de gerçekleşmesine de olanak sağlayacaksınız. Tayyip Bey’i bekleyeceğim Türkiye yürüyüşünüzde, olası referandumla ilgili çalışmanız olacak mı? Hem seçim, hem referandum için kendimizi anlatacağız. Gittiğimiz yerde şu sözü vereceğiz: ‘Daha demokratik anayasayı AKP yapamaz, biz yapacağız’, onun sözünü vereceğiz. Bu anayasa oy verirlerse bu anayasa 12 Eylül anayasasının sivil versiyonu. Biz ikisini de reddediyoruz. Doğrusu batı standartlarında yeni anayasayı getirmek. Onun sözünü vereceğiz. Her kesimle uzlaşarak yapacağız. AKP de uzlaşma sürecine dahil olacaktır. AB konusunda, Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı eleştirileri var? AB, önemli bir süreç Türkiye açısından. Bugüne kadar gelen her hükümetin kararlılıkla sürdürdüğü süreç. Ama, Türkiye’de ve dünyada dengeler değişiyor. Bir tarafta Amerika ve Avrupa var, öbür tarafta Çin, Hindistan ve Rusya gerçeği var. Bu coğrafyaya ekonomik olarak açılmanız lazım. AB ile siyasal entegrasyon var ama öbür tarafta ciddi ekonomik boş alan var. Genel başkan olursanız, yolsuzluk dosyaları, tartışmalar sürecek mi? Masaya Tayyip Bey’i bekleyeceğim. İki günde hayatınızda neler değişti? Sadece eve biraz daha geç gidiyorum. Baştan beri ailem karşı siyasete. Biraz da suratı asıldı eşimin adaylığı duyunca. Gandi lakabından memnun musunuz? Gandi’ye benzemek sadece ve sadece bana onur verir. Gandi önemli siyasi lider aslında, şiddete başvurmadan bir ülkenin bağımsızlığını sağlayan önemli bir hareketin lideri. Onun yaptıklarını keşke yapabilsek. Bütün sosyal demokrat liderleri örnek alacağız, dünyadaki sosyal demokrat liderleri örnek alacağız. Gandi olabileceği gibi Willy Brandt da olabilir, Olof Palme de, Bülent Ecevit, Deniz Baykal da olabilir. Fenerbahçe-Trabzon maçını izlediniz mi? Fenerbahçeliyim. İzledim. Trabzon kalecisine tebriklerimi yolladım. Anonsa da üzüldüm. Tekin, başarısını ortaya koydu Deniz beyin cumhurbaşkanı adayı olabileceği belirtiliyor? Keşke. Keşke. Yani, Deniz Bey’in cumhurbaşkanı olması Türkiye’nin çıkarlarını çok daha net, çok daha somut, topluma ve dünyaya duyurması demektir. Deniz Bey birikimiyle ve deneyimiyle de bunu çok daha fazla hakeden bir siyaset adamıdır. Siz aday gösterir misiniz? Bugünden şöyle ya da böyle olacak demek çok zor. Koşullar uygun olursa, Deniz Bey de kabul ederse niçin olmasın. Gürsel Tekin’i genel merkezde görecek miyiz? Ben kollektif çalışmayı seven bir insanım. Uzmanlıkların yönetime yansıması lazım. Gürsel Bey halkla iletişimde çok başarılı. Halk gibi konuşan, davranan, sıcak diyalog kuran bir başkan. Başarısını da ortaya koydu. Ama şimdiden şu gelecek, bu gelecek diye yorum yapmamalıyız. Katı devlet Türkiye’yi tıkar Çok devletçi bir düşünce yapınız olduğu söyleniyor, ekonomiye de yansır mı bu? Katı devlet anlayışı Türkiye’nin önünü tıkar, tam tersine üreten sanayicinin önünü açmamız lazım. Varsa engeller, bu engelleri kaldırmamız lazım ve sağlıklı hukuk yorumları oluşturarak, üreten Türkiye’yi yaratmamız lazım. Bürokrasiye boğulan bir yönetim anlayışı sadece Türkiye’de değil dünyanın hiçbir tarafında başarılı olamaz. Türkiye’yi yeniden üreten Türkiye konumuna getirmek istiyoruz. Üreten ve ihracat yapan. Gelir dağılımını adil bölüşen, bölgeler arası dengesizliği olabildiğince gideren bir Türkiye. Türkiye’de teslim olmaları güzel Terör politikanız var mı? Türkiye’nin barış ortamına ihtiyacı var. Bunun yolu barış gelsin demekle olmuyor. Önce bölgenin ekonomik olarak kalkınmasına olanak sağlamak lazım. Eğer, çalışan üreten bir Türkiye yaratıyorsak, terörü zaten marjinalleştirirsiniz. Ama, insanlar aç, işsiz ya da yoksulsa, şu ya da bu şekilde ya dağa çıkacak veya mafyanın elemanı olacak. Demokratik açılım süreci Habur’la kesintiye uğradı, bunu nasıl değerlendirdiniz? O yanlıştır. Tepki doğurdu. Hükümet geri adım attı. Samim söylüyorum, açılımdan hükümetin neyi kastettiğini ve neyi öngördüğünü, şu ana kadar anlamış değilim ama, terör örgütü üyelerinin gelip Türkiye’de teslim olmaları elbette güzel bir olay. Ama, o tablo, geri adıma yol açtı. http://www.t24.com.tr/ |
21 Mayıs 2010
Masaya Tayyip Bey’i bekleyeceğim
12 Mayıs 2010
'Ne halleri varsın görsünler diyemem'
'Ne halleri varsın görsünler diyemem' T24- Deniz Baykal istifası üzerine gelen sorulara verdiği yanıtlarda CHP Genel Başkanlığı'na dönüp dönmeyeceği konusunda kamuoyunun kafasını karıştıran açıklamalar yapıyor. Baykal, partinin yeni bir başlangıç yapması ve genç bir kadronun yönetimi üstlenmesi gerektiğini belirtirken, başka bir açıklamasında CHP'ye geri dönmesini isteyen partililer için "Ne halleri varsa görsünler" diyemem sözleriyle dönüş sinyali verdi.
T24'ün yaptığı değerlemeye göre, Baykal'ın kamuoyunun kafasında soru işaretleri yaratan açıklamaları şöyle: Can DÜNDAR- NTV Baykal, "İstifamla partiyi bir arayışa davet ettim. Bir arkadaşımız gelsin partiyi yenilesin ben destek olmaya hazırım" ifadelerini kullandı. "Kimseyi caydırmak istemediğini" söyleyen Baykal, "Ancak ne halleri varsa görsünler de diyemem" dedi. Baykal, "Net olan bir şey var. Ben genel başkanlıktan istifa ettim. İstifam partiyi yeni bir arayışa davet etmektir. Ben bunun gereğinin yapılmasını, örgütün partinin harekete geçmesini bekliyorum. Yeni bir genel başkan seçimi yapılacak. Birileri çıksın, bir arkadaşımız gelsin, partiyi yenilesin, ben destek olmaya hazırım. Bu partinin bir mensubu olarak onunla omuz omuza, el ele referandum meydanlarına, seçim meydanlarına çıkmaya hazırım" dedi. "TABLODAN ETKİLENDİM" "Ancak şu anda, hepimizin tahminlerini, değerlendirmesini aşan bir manzara var. Şaşırtıcı bir tablo var. Duygusallıktan kaynaklanan, tahminleri aşan, hepimizi şaşırtan bir duyarlılık sergileniyor. Ne bekliyorduk, evet üzülenler olur, ama siyasetin bir gerçeğidir diyerek kabullenirler. Yeni isimler çıkar. Ama öyle olmadı. Ve her türlü tahmini aşan, yeni bir süreç başladı. 'Geri dön' çağrıları başladı ve giderek tırmandı. Ortaya çıkan duygusal tepkiler beni şaşırttı. Elbette bu tablodan etkilendim." "TORUNUM ÇIK DEDİ; ÇIKAMADIM" "Evimin önünde bir grev çadırı var. Çok acı bir manzara, içim parçalandı. İnsanlar çadırda şekerli su içerek 'inadına Baykal, inadına sol' diye bağırıyorlar. Bana telefon edip bunu yapacaklarını söylediler. 'Lütfen yapmayın, eyleme dökmeyin' dedim, engellemeye çalıştım. Cevap , 'Biz bu eylemi sizin için yapıyoruz ve ilk kez talimatınızı dinlemeyeceğiz' oldu. Şaşırtıcı bir meydan okuma kültürü, bir dayatma kültürü gelişti. Sonra site korumasını aşıp her nasılsa içeri girmişler, evin önüne yerleşmişler. Gece yarısı 'inadına Baykal' diye bağırıyorlar. Torunum 'dede bir çık selam ver' dedi. Çıkmadım ama yüreğim onlarla..." "KİMSEYİ ENGELLEMEK İSTEMİYORUM" "Benim elbette partiye karşı bir sorumluluğum var. Sahipsiz kalmasını, ayrışmasını istemem. Onun için birilerinin çıkıp aday olmasını, partiyi toparlamasını bekliyorum. Bunu beklerken, buna inanırken, yeniden aday olmayı değerlendirme noktasında olamam. Partimden bir yetkilendirme bekliyor durumunda da olamam. Partide yeni genel başkan adaylarının önünü açmışken, bunun olamayacağını varsayarak bir açıklama yapamam. Kimseyi engellemek, caydırmak istemiyorum. Yeni bir aday çıkma ihtimalini en azından şimdi ortadan kaldırmak istemiyorum. Ama ne halleri varsa görsünler de diyemem." Fikret BİLA- Milliyet Ankara Temsilcisi ‘Yeni kadronun önünü kapamam’ Baykal: Benim için önemli olan CHP’nin bütünlüğü, çizgisi ve politikalarıdır. Bunlara sahip çıkacak yeni bir kadronun ortaya çıkmasını mutlulukla karşılarım. Baykal’a göre, bu aşamadan sonra ideal çözüm “dinamik ve genç bir kadro”nun parti yönetimini üstlenmesi ve CHP’nin temel çizgisinde yürümesi. CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettikten sonra konuştuğum Deniz Baykal, Fethullah Gülen Hoca ile Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün bu işle bir ilgileri olmadığını söylemişti. Bu bilgileri dün yansıtmıştım. Baykal ne yapacak? Genç kadro ‘İsim zikretmem’
Erdoğan’dan ne bekliyor? Erdoğan: Delili neymiş? Murat YETKİN- Radikal Deniz Baykal, 10 Mayıs’ta istifa ettiği CHP’nin başına 22-23 Mayıs’taki Kurultay ile dönecek mi? Bazı CHP vekillerinin Kurultay’da adaylığını koyacak kişileri peşinen hain ilan ederek, örneğin Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘Aday değilim’ açıklaması yapmak zorunda bıraktığı, il başkanlarının televizyon canlı yayınlarında ‘Geri dön’ imzası toplama yarışına girdiği, Baykal’ın oturduğu Angora Evleri sitesi önünde partililerin ‘Geri dön’ çadırları kurduğu, hatta açlık grevi ilan ettiği bir ortamdan söz ediyoruz. Baykal’ın başına gelen görüntü darbesi ve dördüncü gün gelen istifa, CHP’nin vücut kimyasını bozmuş durumda. CHP Kurultay’a, Türkiye referanduma giderken ortaya çıkan bu travma, Baykal’ın ısrarlara dayanamayarak yeniden CHP’nin başına geçmesiyle atlatılabilecek mi? Yoksa Türkiye’yi yakından izleyen Batılı diplomatların sorduğu ‘CHP intihar eğilimine girdi’ kanısını haklı mı çıkaracak? Yalnızca Ankara ve İstanbul’da değil, Vaşington ve Brüksel’de de merak edilen bir soru CHP’nin ve Baykal’ın geleceği. * CHP içinde size ‘Geri dön’ kampanyaları açılıyor, sizi Kurultay’da yeniden başlarında görmek istiyorlar. Bu konuda yeni bir görüş oluşturdunuz mu? * Bir görüş oluşturdum ve istifa ettim. 22 Mayıs’ta CHP’nin Kurultay’ında da bulunmayacağım. Bu Kurultay’da parti kendi içinde yeni bir başlangıç oluşturmalı. Ben de Anayasa süreci olsun, referandum kampanyası olsun, seçim kampanyası olsun bu yeni başlangıçta etkin olarak yer almaya, üzerime düşen ne varsa yapmaya hazırım. Etkili bir mücadele sürecinde partime her türlü desteği vermeye hazırım. Görüşüm budur. * Sizin gıyabınızda aday gösterilip seçilmeniz mümkün. Bu durumda tutumunuz ne olacak? * Henüz ortada bir şey yok. Bakarsınız bir başka isim üzerinde bütünleşme sağlanır. Benim tercihim, arkadaşların parti içinden yeni bir isim üzerinde mutabık kalmaları. Arkadaşların Parti içinden bir başka ismin etrafında bütünleşmelerini tercih ediyor, bunu teşvik ediyorum. * Tercih ettiğiniz bir isim var mı? * Ben kimsenin ismini söylemek durumunda değilim. Bunu doğru da bulmuyorum. Ancak arkadaşlarımın içlerinden bir isim etrafında bütünleşmelerini tercih ettiğimi söylüyorum. * Peki sizi aday gösterirlerse bunu kabul edecek misiniz? * Yeniden aday olmak gibi bir planım yok. Yeniden aday olma gibi bir talebim de yok. Ortada şu anda böyle bir durum da yok. Ben partimin yeni bir başlangıç yapmasını istiyorum. Buna şans tanımak lazım. CHP’ye şans tanımak Baykal, görüldüğü gibi Kurultay’da CHP’nin başına yeniden geçme ihtimalini kesin bir dille reddetmiyor. Ancak CHP’nin başına yeni bir ismin geçmesini tercih ve teşvik ettiğini ‘Yeni başlangıca şans tanımak lazım’ Bunun için öngördüğü ölçüler aslında sözlerinin satır aralarında gizli.
1- ‘İçeriden’ yani mevcut yönetim kadroları içinden çıkmalı, Ali ÖZTUNÇ- Gazete Habertürk
‘GİZLİ BİR PROJEM YOK’ “İstifam, taze bir başlangıç şansı olmalı. Bunu parti sağlarsa ben de devrede olurum. Çıkar, gezer, dolaşırım. Emin olun, gizli projem yok. Her türlü katkıyı vermeye hazırım, kimseyle problemim yok.” ‘TEK DERDİM TÜRKİYE’ “Bu durum bana yeni görev veriyor. İstiyorum ki ben olmadan da parti yükselen konumunu sürdürsün. Tek derdim Türkiye; kişisel ve makam hırsım değil. Türkiye’yi bunlara bırakmamalıyız.” ‘YİNE GEREĞİNİ YAPARIM’ “Beni rahatsız edecek tek olay, partinin dağınıklığa girmesi. Sahipsizlik olursa, sorumluluğum devreye girer. Kimsenin gözyaşına bakmam, gereğini yaparım.” Sahipsiz görürsem gereğini yaparım Önceki gün genel başkanlık görevinden istifa eden Deniz Baykal, “Geri dön” baskılarına direneceğini ifade etti. HABERTÜRK’ün sorularını yanıtlayan Baykal, “Makam mevki peşinde değilim. Ben bunları aştım. Partideki yerim makamla sınırlı değil. Şu makama gelmişim, şu odada oturmuşum, imza yetkim olmuş, bunlar önemli değil. Tek derdim partinin yükselişini sürdürmesi için taze bir başlangıç yapmasıdır” dedi CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa eden Deniz Baykal, “Geri dön” baskılarına direneceğini ifade etti. HABERTÜRK’ün sorularını yanıtlayan Baykal, “Partideki yerim makamla sınırlı değil. Şu makama gelmişim, şu odada oturmuşum, imza yetkim olmuş, bunlar önemli değil” dedi. Verdiği kararın arkasında durma niyetinde olduğunu ifade eden Baykal, “Parti bir iç gerginliğe sürüklenmemelidir. En büyük korkum bu. Ama böyle bir şey olursa benim partiye karşı sorumluluğum devreye girer ve gereğini yaparım. Kimsenin de gözünün yaşına bakmam” diye konuştu. Deniz Baykal şu görüşleri dile getirdi: GİZLİ BİR PROJEM YOK: Benim istifam, yeni bir taze başlangıç şansı olmalıdır. Bunu parti sağlamalıdır. Bu sağlanırsa ben de bütün gücümle devrede olurum. Çıkarım, gezerim, dolaşırım. Ben, bu kararımı sonuna kadar zorlama niyetindeyim. Emin olun gizli bir projem yok. Ne söylüyorsam o. MAKAMLA SINIRLI DEĞİL: Partime, kişilere, örgütüme bir kırgınlığım, küskünlüğümyok. Kimse ile bir problemimyok, her türlü katkıyı vermeye hazırım. Gördümki benimpartide bir yerimvar. Partideki yerim makamla sınırlı değil. Şu makama gelmişim, şu odada oturmuşum, imza yetkimolmuş, bunlar önemli değil. TEK DERDİM TÜRKİYE: Bu durum bana yeni görevler veriyor, biliyorum; farkındayım, gereğini yaparım. Ama istiyorum ki ben olmadan da parti, yükselen konumunu sürdürsün. Çünkü çok iyi bir noktadayız. Türkiye’yi bunlara bırakmamamız gerekiyor. Tek derdim Türkiye, kendi kişisel ve makam hırsım değil. Türkiye’yi bunlara bırakmamalıyız. SORUN DAĞINIKLIK: Partiyi sahiplenerek daha derli toplu bir çözümü parti içinde oluşturursak iyi olur. Ben de bu konuda katkı vermeye hazırım. Bu açıdan beni ilgilendiren bir durum oluşursa kaçmam. Mevki,makam hevesinde değilim. Artık bunları geride bıraktım. Ben, güzel bir çözüm istiyorum. Yeni, taze başlangıcı yapma noktasında olmalıyız. Beni rahatsız edecek tek olay, partinin bir dağınıklık içine girmesi, iç gerginliğe sürüklenmesidir. Bir sahipsizlik olmamalıdır. Buna izin vermem. Böyle bir şey görürsem, benim partiye karşı sorumluluğum devreye girer. Kimsenin de gözünün yaşına bakmam, gereğini yaparım. Deniz Baykal, eski CHP Genel Başkanı sıfatıyla uyandığı ilk günün sabahında “Referandum süreci başlarsa Anadolu’ya sanki ben partinin genel başkanıymışım gibi gene çıkarım. Arkadaşlarımla gezerim, dolaşırım. Ancak Kurultay’da aday değilim” açıklamasını yaptı. Baykal’ın Hürriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle: * Geri döneceğinize yönelik iddia ve beklentiler hakkında ne düşünüyorsunuz? * Partiye katkınız hangi düzeyde sürecek? * Açıklamalarınız CHP örgütüne yönelik “Baykal’sız bir gelecek mi?” mesajı mı? * İlk geceniz nasıl geçti? Rock konserlerine bile fırsatım olacak * Bu istifa uzun süredir yapmaya vakit bulamadığınız istekleriniz gerçekleştirme fırsatı verir mi? * Belki bir dönem sizin de bulunduğunuz Columbia Üniversitesi’ne kabul edilen torununuzu ABD gezisinde yalnız bırakmazsınız, okul kaydına birlikte gidersiniz... Köşe yazarlarından, Baykal dönsün mü dönmesin mi tartışması Kaset skandalının ardından Deniz Baykal'ın CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etmesi bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Günlerdir kaseti kimin ya da kimlerin dolaşıma soktuğu, neyi hedeflediği gibi bir dizi tartışma yaşandı. Baykal'ın CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etmesinin ardından da geri dönüp dönmeyeceği, CHP'nin ve Türkiye'nin geleceği üzerine birçok senaryo ortaya atıldı. Medyada da hemen hemen tüm gazetelerde köşe yazarları bu konudaki fikirlerini okuyucularıyla paylaştı. İşte konuya ilişkin köşe yazarlarının yazdıkları... Kurtarıcı olamaz Güngör Mengi / Vatan ...Yazıktır, iki haftadan çok zaman kaybedilmiştir. Hiç değilse Baykal’ın istifasının yarattığı fırsat doğru kullanılmalı ve gelecek kazanılmalıdır. Nedeni her neyse, istifaya mecbur olmuş bir lider kurtarıcı olamaz. Halbuki Türkiye, kurtarıcı özelliklere sahip liderlere muhtaç durumdadır. Dikkat!.. Tayin yoluyla geldiği görüntüsü veren bir yeni lider öyle bir misyonu taşıyamaz. Kimin hayali ve yüreği yetiyorsa, liderliğe talip olduğunu göstermeli, almak için de cesaretle ileri atılmalıdır. Çünkü şartlar ve gelecek, CHP dünyasından cesaret ve fazilet talep ediyor. Baykal geri dönemez Mustafa Mutlu / Vatan Kurgu ya da montaj; ne olursa olsun, o görüntülerdeki kişiler eğer gerçekten Deniz Baykal ve Nesrin Baytok’sa... Yandaşları değil 800, 800 bin imza toplasa nafile... Baykal geri dönmez! Bu rezaletin aylara, yıllara yayılmasına... Sadece kendisinin ve Nesrin Hanım’ın değil... İki ailenin ve koskoca bir partinin bu kadar yıpratılmasına izin vermez... Bu riski asla göze almaz! Önemli olan yenilenme olup olmayacağı Taha Akyol / Milliyet CHP’nin uzun vadeli geleceği açısından, Baykal’ın dönüp dönmemesinden daha önemli olan, bu partide 1970’lerdeki Ortanın Solu hareketi gibi bir açılım, bir yenilenme olup olmayacağıdır. 1970’lerde “Ortanın Solu” CHP’nin oylarını yüzde 33’ten yüzde 42’ye çıkarmış, demek ki sağdan da epey oy çekebilmişti. Değişeme dönük alternatif çıkması uzak ihtimal Hasan Cemal / Milliyet CHP’nin örgütsel yapısı, yani teşkilat düzeni, Baykal tarafından yıllar içinde öylesine oluşturulmuştur ki, oradan Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ‘değişim’e dönük bir siyasal alternatif çıkması yakın ihtimal değildir. Türkiye’de demokrasi ve istikrar açısından büyük önem taşıyan ‘muhalefet boşluğu’ meselesi, büyük ihtimalle, 22 Mayıs’taki CHP kurultayı sonrasında da devam edecektir. AK Parti'yi rahatlatacak Mehmet Ali Birand / Posta Baykal’ın sahneden ayrılışı, Ak Parti’yi rahatlatacaktır. Kim ne derse desin, Ulusalcı kesim hiç değilse, CHP’nin toparlanması ve kendine yeni ve etkili bir lider bulmasına kadar ki sürede sahipsiz kalacaktır. Baykal gibi onları savunacak bir başka lider çıkana kadar da, bir bocalama döneminden geçilecektir. Referandumu kolayca atlattığı taktirde, Ak Parti iktidarının 2011 seçimlerini dahi erkene alması ve CHP tam toparlanamadan ülkeyi sandığa götürmesi, gözardı edilemeyecek bir olasılıktır. Silivri'ye gönderilemedi evine gönderildi Yılmaz Özdil / Hürriyet Mesele, Deniz Baykal’ın meselesi değildir... Silivri’ye gönderilemediği için evine gönderilen Baykal, bu “manevi suikast”la susturulursa, konuşacak kimse bulamazsınız bu memlekette. Sol, CHP ve Baykal ile olmayacak Hasan Bülent Kahraman / Sabah Kabul etmek gerekir ki bugün Ergenekon sonrası dönemi yaşıyoruz. Derin yapı bir ölçüde çözülmüştür. Mantık dışı bir ulusalcılık-Kemalizm odağında kutuplaştırılan Türkiye'nin üstündeki kapak atmıştır ve toplum şimdi yeni bir dünyaya gözünü açmaktadır. Bu, reel siyasetin dünyasıdır. Oysa 2002 sonrasında Soğuk Savaş döneminin 1970 modeli siyasetiyle devam ediliyordu. Yeni kavramların, ihtiyaçların biçimlendireceği yeni bir siyasal yapıya da söyleme de ertelenemez bir ihtiyacın duyulduğu şu dönemde bu işin CHP ve Baykal ile olmayacağı muhakkaktır dendi. Yani post-Ergenekon döneminin getirdiği siyasal dönüşümün ilk sinyalidir Baykal'ın gidişi. CHP, Kemalist bir parti mi olacak Mehmet Altan / Star Madem Baykal ve CHP konuşuyoruz, o zaman temel ve ciddi soruya dönelim. Gerçekten de temel soru, CHP “Kemalist bir parti mi olacak, yoksa sosyal demokrasiye doğru kanatlanmaya mı çalışacak?” Soru daha genişletilerek şöyle de formüle edilebilir: CHP Birinci Cumhuriyetçi olarak dünde mi kalacak, yoksa 2. Cumhuriyetçi bir anlayışla bugüne doğru mu kımıldayacak? Yeni Türkiye'nin, 'Erdoğan' ve 'Baykal'sız kurulma arzusu Şamil Tayyar / Star Kabul etmek gerekir, video operasyonu, sadece CHP’de lider değişikliğiyle muhalefeti yeniden dizayn etmeye yönelik sıradan bir girişim değildir. Operasyondaki nihai hedefin, daha büyük ölçekli kurgulandığı iddiası giderek ağırlık kazanıyor. Başka bir ifadeyle, yeni Türkiye’nin “Erdoğan” ve “Baykalsız” kurulması arzusu, güçlü bir şekilde hissediliyor. Dolayısıyla, operasyonun yatırım alanı, önümüzde genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimidir. Referandum sadece bir araçtır. Kuşkusuz, böyle bir projeyi sadece iç dinamiklerle izah etmeye çalışmak sağlıklı sonuç doğurmaz. Yerel ittifakın uluslararası koordinatları çok önemlidir. Baykal 'ağabey' konumunda kalmalı Oray Eğin / Akşam Samimi düşüncem, Baykal'ın bu kaset olayının iç yüzü ortaya çıkana kadar liderliği düşünmemesi, CHP'de sadece bir 'ağabey' konumunda kalması yönünde... Seçmenin de gönlünden geçen bu aşamada bu. Bununla beraber her fırsatta kaset komplosunun bir hükümet sorunu olduğunu tekrarlayıp her yerde hesabını sorması, bu komplonun çözülmesi için baskı yapması gerektiğine de inanıyorum. Asla peşini bırakmamalı, sesinin çıkabildiği en yüksek şekilde durmaksızın bu konuyu canlı tutmalı. Bu mücadelenin sonunda Baykal, birikimi ve desteğiyle Kılıçdaroğlu'nun CHP'sini iktidara taşıyacak en kuvvetli temel taşlarından da biri olacaktır kuşkusuz. Kuvvetli bir CHP hükümetinde Deniz Baykal'a düşecek görev de şimdiden bellidir: Türkiye'nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı olmalıdır... | ||||
15 Nisan 2010
‘Üzerine yorganı çeken bir kısım mahluklar’
‘Üzerine yorganı çeken bir kısım mahluklar’
Başbakan Yardımcısı Çiçek, 27 Nisan ‘muhtırasında’ “başlarını yorganın altına sokup uyumakla” suçladığı bazı siyasilere ‘mahluk ve hödük’ diye tepki gösterdi
ANKARA Milliyet
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Genelkurmay Başkanlığı bildirisinin yayımlandığı 27 Nisan’da “başlarını yorganın altına sokup uyumak” ile suçladığı bazı siyasiler için “bir kısım mahluklar” ve “hödük” ifadelerini kullandı.
Bugün TV’de yayınlanan “Temsilciler Meclisi” programına katılarak gazeteci Mustafa Ünal, Şamil Tayyar ve Adem Yavuz’un sorularını yanıtlayan Çiçek’e, “Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten men edildiği HSYK toplantısına Adelet Bakanı olarak katılmayarak ihraç edilmesinin önünün açılmasına neden sebep olduğu” soruldu.
Çiçek, Şemdinli Savcısı’yla ilgili Genelkurmay’ın dört sayfalık ayrıntılı ve ince işlenmiş bir şikâyet dilekçesi olduğunu, Adalet Bakanlığı olarak bu dilekçeyle ilgili işlem yapmak durumunda kaldıklarını söyledi. Sarıkaya’nın görevden alınmasını bu dilekçeye bağlayan Çiçek, Adelet Bakanı olarak bu dilekçenin ve Sarıkaya’nın ihracının gündeme alındığı kurul toplantısına katılmayarak ihracın önünü açmasına ilişkin soruyu yanıtlamadı.
Sinirlendiren soru
Tayyar’ın “Benzer bütün müdahalelerde hep Çiçek’in adının bazı çevrelerce hep gündeme getirildiğini” söylemesi üzerine sinirlenen Çiçek, şunları söyledi:
Hödük adamlar
İkincisi, bir kısım adamların özgürlükçülüğü, demokratlığı kendinden menkul. Ben bu tür hödük adamlara derim ki, kimse bunlar, daha ötesine sizin televizyonunuz ve benim terbiyem müsait değil, 27 Nisan gecesi neredeydiniz? Ayakta olan ben ve benim gibi birkaç adam vardı. Geri kalanlar yorganını kafasına çekmiş, ‘Sabah ola hayrola’ deyip, horul horul kış uykusuna yatan bir kısım mahlukların ileri geri laf etmiş olmalarının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ben ülkem için yapılması gereken bir şey yaparım ve karşılığını da beklemem. Milletimin takdiri, duası yeter. Söylediğim laflarımın arkasında hayatım var.”
27 Nisan’da ne olmuştu?
Türk Silahlı Kuvvetleri adına Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla 27 Nisan 2007 gecesi saat 23.20’de yaptığı laiklikle ilgili açıklama, bazı siyasetçi ve gazeteciler tarafından “muhtıra” olarak tanımlanmış, internet aracılığıyla verildiği için “e-muhtıra” olarak adlandırılmıştı. 27 Nisan’da, Milli Savunma Bakanı ile bazı Ak Partililerin ortadan kaybolduğu konuşulmuştu.
http://www.milliyet.com.tr/-uzerine-yorgani-ceken-bir-kisim-mahluklar-/
16 Şubat 2010
İngiliz askerleri / Yeni fotoğraf krizi
Yeni fotoğraf krizi!
İngiliz askerlerinin çektiği, gözleri siyah bantla kapalı tutukluyu saçlarından tutarken gösteren fotoğraf ortalığı karıştırdı
milliyet.com.tr
Gözleri siyah bantla kapatılmış tutuklunun saçlarından çekerek poz veren İngiliz askerinin fotoğrafı ülkeyi karıştırdı.
Fotoğrafta poz veren askerin, daha önce bir Iraklı tutukluyu döverek öldüren askerlerle aynı taburdan çıkması da Iraklı tutuklulara insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını kuvvetlendirdi.
Albal Jorge Mendonca, askerlerine yöneltiler bu suçlamalardan dolayı dehşete düştüğünü ve herhangi bir insan hakkı ihlali yaşanmadığını söyledi.
Iraklılarsa, gözaltına alındıklarında İngiliz askerlerinin kendilerine "acı içerisinde" çığlık attırdıklarını ve gözleri kapalı ve kelepçeliyken "koro halinde" bağırmaları için tekmelendiklerini iddia ettiler.
Daha önce de, gözaltına alınan Iraklı sivillerden Baha Mousa gözaltında hayatını kaybetmişti.
İngiliz Savunma Bakanlığı Mousa'nın ailesine ve kötü muamele gördükleri kabul edilen dokuz Iraklı'ya 2.83 milyon sterlin tazminat ödemişti.
20 Aralık 2009
4 koca istedi, ülke karıştı!
4 koca istedi, ülke karıştı!
20.12.2009 Pazar 10:49
Mısır’da bir kadın gazeteci, “Kadınlara da çok eşlilik hakkı verilsin” mesajı veren bir makale yazınca ülkede kızılca kıyamet koptu.
Din adamları bunun İslama aykırı olduğunu savunurken, bir milletvekili de gazeteciye dava açtı
Mısır’ın “El Masri El Yavm” adlı gazetesinde Suudi Arabistanlı kadın gazeteci Nadine El Bedair imzasıyla yayımlanan bir makale, ortalığı karıştırdı. Din adamları ve politikacılar, İslamda erkekler için çok eşliliğe izin verilirken, bunun kadınlar için de neden bir hak olmadığını sorgulayan Nadine El Bedair’i topa tuttular.
Milliyet'in haberine göre, parlamentoda gazete ve gazeteci hakkında dava açılması için önerge verildi. Din adamları makalede verilen mesajın İslama aykırı ve kışkırtıcı olduğunu ileri sürdü.
Nadine El Bedair, El Masri El Yavm’da yayımlanan yazısında, erkekler için uygun görülen poligaminin her iki cins için de geçerli olmasını yani kadınlara da birden fazla erkekle evlenme hakkı tanınmasını istedi. Bu olmadığı takdirde evliliğin yeniden tanımlanmasını talep eden kadın gazeteci, erkeklerin sadece eşlerinden sıkılmalarını gerekçe göstererek yeni bir eş almasına izin verilmemesi gerektiğini savundu.
‘Günahkârlığa teşvik ediyor’
Beklendiği gibi makale kısa sürede büyük tartışma yarattı ve Mısır’daki önde gelen İslam otoritelerinin şimşeklerini üzerine çekti. Otoritelerden biri, kadın gazetecinin İslami geleneklere saldırmaya hakkının olmadığını belirterek bunun durdurulmasını istedi.
Harekete geçen Mısırlı bir milletvekili ise günahkârlığı tevşik ettiği gerekçesiyle gazeteye karşı dava açtı. Bazı din adamları da erkeklerin birden fazla eşle evlenmesinin sosyal bir amacının olduğunu, böylelikle dul, boşanmış ve bekâr kadınların bir partner bulabildiğini söylediler.
Ancak din adamlarından biri, makalede kadınların birden fazla erkekle evlenmesinin önerilmediğini, bazı kadınların eşleri tarafından ne denli kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin bir uyarı yapıldığını belirtti.
http://haber.gazetevatan.com
5 Nisan 2009
Demokrasinin kötülükleri
Demokrasinin kötülükleri
Ece TemelkuranKıyıdan
Seni hiç tanımayan insanlar, bugün senin için karar verecek. Hiç sevmediğin insanlar, tiksindiklerin, uzaktan bile görmeye katlanamadığın insanlar, “Keşke onlar olmasalardı, bu ülke ne güzel olurdu ” dediklerin.
Sabah yataklarından kalkacaklar, kafalarında senin hiç beğenmediğin düşünceler olacak. Birbirlerine “Tamam mı? ” diyecekler, senin nefret ettiğin o partiye oy vermek için sözleşecekler. Üşenmeyip yollara düşecekler.
Sen bu ülkenin başının onların seçtiği parti yüzünden beladan kurtulmadığına kesin gözüyle bakarken onlar arabalarına, dolmuşlara, otobüslere, taksilere binecekler. Sırf senin dünyan kararsın diye sanki, öyle bi hınçla, vapurları yakalayacaklar son anda.
Geçersiz oy duası
Durmayacaklar, ellerinde kimlikleri oy atacakları yerleri bulacaklar, sınıfları, sandıkları, listelerdeki adlarını ve bekleyecekler. Bir üşenseler senin hayatın kurtulacak, memleketin geleceği korunmuş olacak, ama hayır, onlar hiç üşenmeyecekler. İdmanlılar ve inatçı, illa ki o oyu kullanacaklar.
Sıra onlara gelecek. Karmakarışık bir süreç, zarflar, renkli kağıtlar, mühürler. Diyeceksin ki içinden “Keşke yanlış yere bari bassalar da oyları geçersiz olsa ”.
Oysa onlar iyice bakacaklar kağıtlara, bütün zamanlarını kullanacaklar. Uzun uzadıya inceledikten sonra senin hiç haz etmediğin o parti amblemini, senin yüzünü görmek istemediğin o adayların isimlerini bulacaklar. İyice bir bastıracaklar mührü, tereddüte yer bırakmayacak netlikte çıkacak damga. Böylece kesinkes nefret ettiğin parti bir oy daha almış olacak. Sonra bir oy daha, sonra bir tane daha, sonra...
Resmi olmayan sonuçlar
Akşam olacak. Televizyonlarının başına geçecekler. Senin hiç yaşamadığın, bilmediğin evlerde yaşıyorlar onlar. Mahallelerine bir kez uğramamışsın, öyle yabancısınız. Ama aynı gerginlikle duyacaksınız ‘şu an itibariyle açılan sandık sayısı... ’ dediğini spikerlerin. Televizyonların yaptıkları grafiklerde boşluklar dolacak, şeritler ilerleyecek, kolonlar yükselecek, son teknoloji ile basit sayılar verecek ekranlar. Velhasıl son sandığa kadar bekleyeceksiniz.
“Resmi olmayan sonuçlara göre” diyince spiker şu il için sen “Oh! Canıma değsin ” diyeceksin ötekine, öteki öbür ilde “Ah ah! İçimin yağları eridi ” diyecek senin için, çatır çatır bir hırs içinde. “Bu seçim çok önemli” diyeceksin sen, o kendi evinde dönüp birilerine “Bu seçim çok önemli” diyecek. İkiniz için de ölüm kalım meselesi bu. Memleket ya kurtulacak ya batacak, bıçak sırtı yani durum.
Gıcık demokrasi
Sabahtan akşama kadar yani bugün, sen birinden nefret edeceksin. O birileri, sana bıçak bileyecek. Sen onun için karar vereceksin, o senin için. Birbirinden nefret eden insanlar olarak, beş yıl daha hanginizin hanginize bela olacağına karar vereceksiniz. Sabahtan akşama kadar ve akşamın da ertesinde birbirinizden nefret edecek ve hep birbirinize yabancı duracaksınız. Sonra buna “demokrasi şöleni ” diyecekler.
Ne aynı sofradan yiyeceksiniz ne aynı şarkıyı söyleyeceksiniz.
Ama yine de birileri çıkıp işte, buna ‘şölen ’ diyecek.
Bütün bunlara siz, biz, hepimiz, daha iyi bir yol olmadığı için, kötü yönetimler içinde en iyi şey yine de demokrasi olduğu için katlanacağız. Sinir ola ola bugün yine bir seçim yapacağız.
Milliyet
21 Eylül 2008
BES. MERKEZ TEMSİLCİLER KURULU'NA SUNUM.
BÜRO EMEKÇİLERİ SENDİKASI 4.DÖNEM 1. MERKEZ TEMSİLCİLER KURULU TOPLANTISINA
Merhaba,
Değerli MTK üyeleri, saygı değer mücadele arkadaşlarım.
Sendikamızın, örgütlü mücadele sürecine önemli katkıda bulunacağına ve örgütlenme sorunumuzun önündeki engelleri yeniden değerlendirilip; yöntem ve araçlarının gözden geçirileceği ve doğru çözümler üretileceğine inandığım bu kurlun başarılı geçmesini diliyor ve hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Arkadaşlar!
İçinde yaşadığımız şu günler dünya ekonomisindeki yaşanan kriz, batan bankalar, dünya ölçekli sigorta şirketleri ve ülkemizde de uygulamaya konulan morgeç (konut kredisi) sistemi ABD.de bir bir çökmeye başladı.
Bu yaşanan kriz kapitalist sistemin artık böyle gitmeyeceğinin bir göstergesidir. Dünya Emekçi halkları açısından yaşamın daha da çekilmez hale geleceği ve bedelinide ağır bir şekilde emekçilere ödettirileceği açıktır.
Genelde dünya emekçilerinin ama özelde Türkiye emekçilerinin bu kaos ortamından en az zararla çıkabilmek için, örgütlü bir biçimde karşı tutum alabileceği ve kendine bir çıkış yolu yaratacağıdır. Aslında kapitalist sistemin bugünkü krizi sol ve sosyalistler için çok önemli fırsatlarıda beraberinde getirmektedir. Önemli olan bu fırsatları doğru okuyup, yerinde ve zamanında teşhis ve çözümünü geliştirmeyi becerebilecekmiyiz..
Kaynakların ele geçirilmesi için yaşanan bu emperyalist savaş ve şiddet ortamı Ortadoğu ve Kafkaslara yayılmakta, gittikçe özellikle ülkemizin etrafını sarmaktadır. Yaratılan bu kaos ortamı özelde ülkemiz, genelde ise dünyanın birçok bölgesinde emekçi halklar açısından çok zorlu koşulların dayatıldığı gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler, Emekçi halkların kazanımlarının ortadan kaldırılması noktasında ve üretimden alacağı paylarının daha da azalacağı, gıda fiyatlarındaki artışla birlikte temel biyolojik ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz hale gelecek olup; savaş, Ortadoğu ve Kafkaslarda yeraltı ve yerüstü enerji kaynaklarının kimler tarafından kontrol edilmesine yönelik olmakla birlikte, emekçi halkların ürettiği artı değerlerin paylaşılım savaşıdır.
Dünya üzerinde yürütülmekte olan emperyalist paylaşımcı savaştan ve yaşanan ekonomik kaostan en çok zarar görecek olan yine emekçiler, bölge halkları, başta kadınlar, çocuklar olacaktır. Yaratılan kaos ortamından nemalanan ırkçılık/milliyetçilik, gericilik yükselen değer olmaya devam ediyor. Peki; başta emek örgütleri olmak üzere sol ve sosyalistlere tamda bu noktada büyük iş düşmektedir. Dünyanın bir çok ülkesinde, ırkçılık hortlatılmakta ve o milliyetçi anlayışlar karşısında kim varsa bütün muhalif kesimler yok sayılmakta, cezaevlerinde ve sokakta terörist ilan edilerek linç edilmektedir. Yani ya hakim sınıfların tarif ettiği şekilde, yaşamayı kabul edeceksin veya ölüm senin için bir elzemdir. Yaşamaksa senin isteğin gibi savaşsız ve sömürüsüz bir hayat yoktur, denilmektedir.
Yok öyle bir şey; elbette var diyorsanız, böyle bir dünya? Ki: var. Başka bir dünya mümkün... Öyle ise; Sorumluluk sahibi olmak hem de o sorumluluğun gereğini yerine getirmekle mümkündür.
Değerli arkadaşlar !
Örgütlü bir mücadeleden bahsedecek olursak, ilk önce o mücadelenin amacını doğru tesbit edeceğiz. Ayaklarının nerelere bastığını ve beslenme kanallarını doğru tarif etmekten geçmektedir.
Yaşadığımız ülke Anayasa’sının, demokratik özgürlükçü bir anayasa olması gerektiği ve bu konuda, yaşadığımız gündelik hayatımızın demokratik, hak ve özgürlüklerimizin sınırsızca kullandırılmasını istiyor ve bu alanı da genişletmeye çalışıyorsak; ilk önce kendi örgütümüz içinde, demokrasiyi en geniş şekli ile içselleştirerek yaşama geçirilmesi yönünde, kendi demokrasimizi kendimiz, yaşamsal anlamda hayata geçirmeliyiz. Farklı seslere ve yeni önerilere açık, muhalif sözlere de tahammül göstermeliyiz.
Bütün doğruları biz biliriz .! Başka söze ne gerek var demeden...!
Neden?
Çünkü; Bu yapıların taze kana ihtiyacı vardır. Asıl olan, Alttan yeni kuşakların bu yapılara katılımının sağlanması bu nedenle zorunludur. Örgütümüzün buna ihtiyacı vardır. Yenilenmeyen yapı, yaşamın her alanında dayatılan zorlu sorunlara, her zaman doğru teshiş ve doğru çözümler üretemeyeceği açıktır. Ortaya koyduğu örgütlenmeye yönelik çalışma ve pratikler, bu günün sorunlarına cevap verebilecek nitelikli düzeyi yitirmek üzeredir..
Değerli arkadaşlar; sizlerinde bu konu üzerine tesbitleriniz olduğuna inanıyorum...
Kendi içimizde kastlar oluşmuş ve bu kastlar içinde de ayrıca kişilere bağlı gruplar oluşmaktadır. Bu hizipleşmeler sendikal ve siyasal mücadele içinde birbirlerine karşı bir çalışmaya dönüşmektedir. Bu gruplaşmalar, emek, demokrasi ve özgürlük mücadelemizin önünü açacağını düşündüğümüzde elbette çok önemli yararlar sağlayacaktır. Ortaya koydukları program ve projeleri ile her zaman ufuk açıcı ve sürece ayak uydurabilen toplumsal değişim ve dönüşümleri sağlayabilen çalışmalar olduğu şekli ile.
Ancak; Bu böyle olmamıştır. Değerli arkadaşlar. 25 yıllık sürece baktığımızda yapılan ittifaklarda, ilkeler üzerinden bir proje ve program ittifakı olmaktan çok kişiler ve sayılar üzerinden yönetimleri hangi grubun kaç kişi ile temsil edileceğine ilişkin olmaktadır. Bu durumda sendikal mücadelenin önünü açacağı düşünülürken, bunun yerine daha çok süreci tıkma yönünde bir işlevi yerine getirmektedir. Bu güne baktığımızda geldiğimiz noktada, bunun böyle olduğunu hep birlikte tespit edebiliriz. Değerli arkadaşlar.
Hepimizin de bildiği gibi, bu gruplar içinde yer almayan hiçbir arkadaşımızın neyi ne kadar doğru tespit ve doğru teshişde bulunursa bulunsun, mücadele sürecine ne kadar katkı sunarsa sunsun; sendikal sürecin işleyişinde yer alması en fazla iş yeri temsilciliği düzeyindedir. İşyeri temsilciliği hem zahmetli bir iş olduğu gibi, kimsenin de olmak istememesinden kaynaklı, sayı doldurulabilmek içindir…
Demokratik toplumlarda bir kişiye yapılan bir haksızlık bütün topluma yapılmış sayılır. Bu bilinç yerleştirilmedikçe haksızlıkların ve adaletsizlerin önüne geçebilme olanağı yoktur. Bencillik ve bireycilik felsefesi, toplumun bütün katmanlarını sarar. Herkes kendi küçük dünyasının kabukları içinde yaşamayı marifet sayar. Bu durumdan derhal kurtulmak zorundayız. Aksi durumda büyümemiz ve güçlenmemizin olanağı bulunmadığı gibi dışımızda gelişen farklı olaylara yönelik doğru, tespit ve farklı mücadele şekillerini örgütleyebilmek ve altını doldurabilmemizinde olanağı kalmayacaktır. Bizler enerjilerimizi içimizde birbirimize karşı tüketmeye devam ettiğimiz müddetçe...
Bu yaşananların böyle olduğu konusunda, sizlerle aynı fikri paylaştığıma inanıyorum arkadaşlar..!
Değerli arkadaşlar!
Sürece ilişkin birkaç tespitte daha bulunmak istiyorum.
Ülkemizde uygulanmakta olan neolibarel ekonomik programlar sonucu, sağlıktan eğitime, birden çok kalemi, sosyal devletin gereği, herkese eşit ve ücretsiz nitelikli ulaşılabilir bir kamu hizmeti olmaktan çıkartılıp; kar getir ve pahalı bir hizmet olup; bedelini ödeyebilenin yararlandığı bir özel hizmet sektörü haline getirildi. Halk açlık ve soksulluk sınırında yaşamaya mahkum edildi.
Oysa; bizler ne sağlıksız, ne çocuklarımızın eğitimsiz ve işsiz kalmasına razı olabiliriz. Kamu iktisadi kurumların bir yıllık karı karşılığına peşkeş çekildiği ve ülkemizde, adı konmamış yaşanan (terör) savaş gerekçe gösterilerek her türlü ekonomik ve demokratik taleplerimiz şiddetle en ağır bir şekilde bastırılarak İnsan hakları İhlalleri doruğa çıkmıştır.
En son 2008 1 Mayısında yaşananlar, hepimizin hafızasında henüz tazedir.
Demokratikleşmemizinde önünde en büyük engel teşkil eden, kürt sorunu üzerinden yürütülen bir savaş vardır. Bu savaş, başta ülke ekonomisini batırmakta olup; Milli Gelirin büyük bir bölümü savaş ekonomisine ayrılmaktadır. Ülkemiz adeta yangın yerine dönüşmüştür. Ölen asker-sivil, ülkemiz emekçi halklarının çocuklarıdır. Ayrıca yakılan ormanlar güvenlik gerekçesi ile söndürülmemekte ve söndürülememektedir.
Ülkemiz; insanı ve doğası ile çölleşmektedir.
Bu sürece bir şekilde müdahil olmak ve kesinlikle ilk başta barışı tesis edebilmenin bütün yollarını zorlamak durumundayız.
Gerçi, özelde sendikamız genelde kardeş demokratik kitle örgütlerinin bu konu üzerine çalışmalar yürüttüğünü biliyoruz ve kendi adıma taktirle karşılıyorum.
Ancak; ülkemizde yaşanan haksızlıklar bununla da sınırlı değildir. Hakim ideoloji, insanlara ekonomik sosyal ve siyasal alanda nasıl yaşayacağını neye inanacağını önceden belirlemiş durumdadır. Bu belirleme sağlıkta dönüşüm projesi ile sağlık hakkımızın elimizden alınmasıyla, zorunlu din dersi ile bilimsel eğitim hakkımızın engellenmesi ile, hiçbir ekonomik getirisi olmayan Diyanet işleri başkanılığına, bütçeden, 3 milyar dolar gibi çok büyük bir meblağ'anın ayrılması Milli Gelirin kimlere nasıl aktarıldığının, bir başka örneğidir.
Barış olacaksa eğer, bu ve benzeri birçok sorunun ortadan kaldırılması ile mümkündür. Ülkemizde yaşanan sorunların hiçbiri diğerinden bağımsızda değildir..
Sadece, Kürt sorunu çözümlenmiş olsa bile bu ülkeye barış gelir mi dersiniz.? Gelmez değerli arkadaşlar.
Çünkü; bu ülkede Kürt sorunun varlığı kadar, Alevi, devrimci ve demokrat insanların çocuklarına zorla din dersi okutulmaktadır. Zorla orta çağ karanlığına sürüklenmeye çalışılmaktadır. Asimilasyon 1400 yıldır devam etmektedir.
Bu sorunların varlığı diğer sorunlardan ayrı değildir.
Başta Sendikamız olmak üzere, tüm sosyalist partiler, devrimci- demokratlar ve sosyalist aydınlar, günümüz koşullarında sürdürülmekte olunan, Alevi çocuklarının sünnileştirilme politikasına ve ortaçağ karanlığına doğru sürüklenen geleceğimiz hemde devletin desteği ile yürütülen bu proğrama hiçbir şekilde bir yerinden engelleyici tutum ve davranış içinde değildirler. Sanki bunlar yaşanmıyormuş gibi görmezlikten gelinmektedir..
Alevilerle ilgili herhangi bir konuşma olduğu taktirde hemen cevap hazır; şoven yaklaşımlar bunlar..
Oysa; Sendikalarımız ve sosyalist partilerin ve solun tabanının büyük çoğunluğu bu insanlardan oluşmaktadır.. ( yoksa; kuran kurslarında yetişenler katılırmı dersiniz.)
Tarih boyunca katliamlara ve zulme uğramış, her dönem ezilenlerden yana olmuş bir toplum olmasına rağmen kendi yoldaşlarınca bile yeteri derecede kabul görmemiştir.
Yakın tarihimizde Çorumda, K. Maraş’ta, Malatya’da, Sivas’ta ve G. Mahallesi olayları planlı ve hedefi belli bir program dahilinde ,Solcu ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde yapılmıştır. Yani; hakim ideolojinin yok saydığı ve asimle politikalarının devam ettiğini, kendilerine devrimci ve demokratım diyen herkesin bu yaşanan haksızlıkları bilmiyor olması mümkün değildir. Bunun bir haksızlık olmadığını normal bir olay olduğunu hele, hiç kimse söyleyemez. Biliyorsa neden bu olumsuzluklara karşı bir çalışma ve mücadele içine girilmemektedir? Yoksa, bu yaşanan haksızlıkları haksızlık olarak görmüyorlarda ondanmı?
“AİHM” ve Danıştay'ın iptal kararlarına rağmen çocuklarımızın,”Zorunlu din dersi” uygulamasıyla bilimsel ve çağdaş eğitim hakkından mahrum bırakılarak, gerici ve dinci olarak eğitilen çocuklarımız bizi ilgilendirmiyor mu?
Alevileri inkar ve imha politikalarını, Alevi köylerine zorla yapılan ve hiçbir şekilde Alevilerin ihtiyacı olmayan camilere birde misyoner imamların atanması ile hangi maksat ve amaca hizmet ettiğini, hangi asimilasyon politikasının ürünü olduğunu bilemiyor olamayız.
Bu ve benzeri konuları çoğaltabiliriz.
Ancak; Alevilerin taleplerini doğru anlamalıyız.. Felsefesinde insanı merkezine alan, hümanist bir dünya görüşü ve yaşam biçim olan bu inancı, gerici ve dinci inançlardan ayrı tutmayı bilmemiz gerekmektedir. Laik ve demokratik bir toplumun garantisi ve ülkemiz nüfusunun 3/1'i olan bu insanların çığlıklarına da kulak tıkamadan, Alevi örgütleriyle dayanışma içine girerek, ülkemizin gericileştirilmesine onlarla birlikte karşı çıkmak zorundayız.
Bu sorun sadece Alevilerin sorunu olmadığını bilmemiz gerekmektedir.
Özelde Sendikamız olmak üzere Kesk'in bu konu üzerine komisyonlar kurup çalışmalar yapmasını istiyor ve MTK. kurula da öneriyorum.
12 Eylül darbesinin sola karşı yapılmış bir darbe olduğunu hep söyledik ama bu darbenin kimden yana olduğunu pekte irdeleyip adını koymadık/koyamadık. Uygulamalara baktığımızda; Zorunlu din derslerinin Anayasaya konması, kuran kursları ve her Alevi köyüne bir cami dikilmesi ve darbeden sonra diyanet işleri Başkanlığına bütçeden ayrılan paranın artarak 8-10 bakanlığın bütçesini aşmasını ve resmi kurum binalarının her birinin altına mescit yapılmasını bir düşünün kimden yanadır.
Milli Güvenlik Belgelerinin her birinde sol, sosyalist, Kürtler ve Aleviler her zaman millet adına tehlikeli guruplar olarak görülmüşlerdir. Gereğinide ona göre yapmışlardır.
Dolayısı ile sizler Alevileri, dinsel/inançsal bir hareket olarak görerek onlarla bir dayanışma içine girmiyor olsanız bile, eğemenler sizin gibi düşünmüyor . Aleviler her zaman özgürlükten ve demokrasiden yana tutum almışlardır. Tarihsel süreç içinde baktığımızda Anadolu ayaklamaları vardır. Pir sultan direnci zulme başkaldırı, Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılda kadın erkek eşitliğini savunur ve mücadele dinsel karanlığa karşıdır. Baba İshak, Şah Kulu ve Karaca Ahmet gibi Osmanlının halk üzerindeki baskı ve zulmüne karşı bütün Anadolu'yu ayaklandırmışlardır. Yani henüz solcular devrimciler ve Marks ve Lelin yok iken bu coğrafyada, tam da bizim taleplerimizi içeren talepler dile getirilip mücadele ve bu yönde savaş verilmekte idi.
Bunları sizler bilmiyor olsanız bile.
Yukarıdaki gerekçelerle de; Soldan, emekten, demokrasiden ve özgürlükten yana olan herkesin, Alevilerin taleplerine sahip çıkalım, onlara destek verelim, mücadeleyi ortaklaştıralım.
Emekten, özgürlükten ve barıştan yana olanların, savaşmaktan başka seçeneklerinin olmadığına inanıyor...............
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
19.09.2008
Haydar ATA
TOPLANTIYA İLİŞKİN FOTOĞRAFLAR