22 Kasım 2010
3 Haziran 2010
Devlet terörü uygulayan korsanlar
**************************************** Uluslararası alanda, açık denizde yapılmış bu korsanlığa karşı yapılması gereken, tüm dünyanın birleşerek İsrail'e karşı takınacağı ortak tutumdur. Çağlar Ezikoğlu: Ankara SBF-Y.Lisans Öğrencisi 02/06/2010-Radikal Devlet terörü uygulayan korsanlar
1982 yılında imzalanan Deniz Hukuku Sözleşmesinde, açık sularda yani devletlerin egemenliği altında bulunmayan deniz sahalarında, askeri olmayan gemilere yönelik kıyı devletlerinin herhangi bir müdahalede bulunması yasaklanmıştır.
Bunun istisnası olarak da, korsanlık ya da kaçakçılık yapan veya terörizm ile ilgili bulunan gemiler gösterilmiştir. Bunlar dışında açık deniz sahasında devletlerin sivil gemilere yapmış oldukları her müdahale açıkça hukuksuzdur.
Türkiye’de gerekli gümrük mevzuatlarına uygun olarak yola çıkmış olan bu gemide silah bulunduğu iddiası da inandırıcı değildir. İsrailli yöneticilerin, meşru müdafaa yaptıklarına ilişkin savunmaları da gerçek dışıdır. Çünkü çeşitli kamera kayıtlarından da rahatlıkla görülebileceği gibi, gemide bulunan sivillerin beyaz bayrak sallamalarına karşı İsrailli komandolar silahla karşılık vermiştir. Savaş hukukuna ilişkin en temel sözleşme olan Cenevre sözleşmesine göre; çatışma/çarpışma ihtimali olan iki taraftan biri beyaz bayrak gösterirse o taraf silahlarını bırakmış, teslim olmaya ve/veya anlaşmaya hazır olduğunu simgeler. Bunun ihlali ise açıkça sözleşmeye aykırılık oluşturacaktır.
İsrail ise bırakın savaş durumunu, sivil bir geminin açmış olduğu beyaz bayrağa karşı baskın düzenleyip silahlı saldırıda bulunmuştur. Ayrıca yardım filosundaki diğer gemilere karşı sadece kuşatma uygulanırken, Türk gemisine yönelik indirme ve baskın harekatının söz konusu olması, İsrail’in gerçek amacının ve niyetinin ne olduğunu da bize göstermektedir. İyiniyetli olduklarını iddia eden İsrail devletinin, bu baskında yaralanan insanları götürürken onlara kelepçe takması da, ne kadar kötü niyetli olduklarını gösteriyor.
Tabi ki bu olayın göz göre göre yaşanmasında başta hükümet ve bu olayı organize edenlerin de ciddi ihmalleri söz konusudur. 1 yaşındaki çocuğu ya da yaşlıları, bu olayların çıkması gibi bir risk söz konusuyken gemiye bindirmenin akla mantığa uygun bir hareket olduğunu söylememiz oldukça güç. Bu gerilim sürekli artarken Brezilya’da maymunları seven Başbakan ve heyetinin, bu gerilimi çözmeye yönelik fazla girişimde bulunmaması da ayrı bir eleştiri konusudur. Bu eleştiriler muhakkak haklı ve irdelenmesi gereken noktalardır. Ama bütün bu yanlışlıklar olsa bile bunlar, İsrail’in yapmış olduğu hukuksuz ve insanlık dışı bir muameleyi haklı çıkaramayacaktır. Üstelik bu hareket sadece Türk milletine değil, gemideki birçok millete ve tüm dünyaya yapılmış bir harekettir. Uluslar arası alanda, açık denizde yapılmış bu korsanlığa karşı yapılması gereken ise, tüm dünyanın birleşerek İsrail’e karşı takınacağı ortak tutumdur.
Türkiye’nin burada yapması gereken ise, ülke içinde anti semitizme yol açacak infiallere karşı dikkatli olmak ve bu olayı bir iç politika malzemesi haline getirmemek ama aynı zamanda uluslararası alanda İsrail’e karşı ciddi yaptırımlar uygulamaktır.
Çağlar Ezikoğlu: Ankara SBF-Y.Lisans Öğrencisi
Radikal
28 Mayıs 2010
Bu karar çok tartışılacak
http://haber.gazetevatan.com/ |
Irkçıların beyni farklı çalışıyor
Irkçıların beyni farklı çalışıyor İtalya'da yapılan bir araştırma, ırkçıların beyninin farklı bir şekilde çalıştığını ve diğer etnik grupların fiziksel acıları karşısında duyarsız kaldığını ortaya koydu. 28 Mayıs 2010 Cuma, İtalyan Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan habere göre, İtalyan nörologlardan oluşan bilim adamları, bazıları Afrika kökenli 40 üniversite öğrencisine, farklı ırktan insanların ellerine iğne batırılmasına ilişkin görüntüleri izletti ve katılımcılarda oluşan davranış değişikliklerini Transkranial Manyetik Stimülasyon (TMS) aracılığıyla gözlemledi. Bilim adamları, bazı katılımcılarda kendi ırklarından insanların görüntüleri karşısında aynı acıyı hissetmelerini sağlayacak şekilde otomatik olarak faaliyete geçen beyin devrelerinin, farklı bir etnik gruba ait görüntüler karşısında ise aynı tepkiyi vermediğini ve beyinlerinin bu kişilerin acıları karşısında nörolojik olarak duyarsız kaldığını tespit etti. Aynı testi mora boyanmış bir ele iğne batırılan görüntüyle tekrarlayan bilim adamları, bu durumda ise tüm katılımcıların karşısındakinin acısıyla empati kurabildiğini gözlemledi. Araştırmacılar bu durumun, bazı katılımcıların beyinlerinde diğer grupların görüntüleri karşısında oluşan duyarsızlığın bunun kendilerinden çok farklı bir görüntüye ait olmasından kaynaklanmadığını, ten rengine bağlı ön yargılardan ileri geldiğini gösterdiğini söyledi. Current Biology dergisinin haziran sayısında yayımlanacak araştırmanın, empati eğitiminin önemini ve gerekliliğini gösterdiği belirtildi. AA http://www.haberturk.com |
21 Mayıs 2010
BKM oyuncularına dava!
| BKM oyuncularına dava! T24- Dershane sınırları içinde, öğrenciler arasında 'duygusal ilişkiyi' yasaklayan ve bu kurallara uymayan öğrencilerin kayıtlarının silinmesi ile gündeme gelen Ankara'daki Pİ Dershaneleri, tiyatrocu Yılmaz Erdoğan hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. 21.05.2010 Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre,sanatçı Yılmaz Erdoğan'ın "Çok Güzel Hareketler Bunlar" isimli programında, Pİ Dershanelerinin bu uygulamasını skeç konusu yapılması dershane yöneticilerini kızdırdı. Skeçte, 'dershanenin ticari itibarının zedelendiğini, dershanenin tüzel kişiliğini kamuoyunda küçük düşürüldüğünü ve Yılmaz Erdoğan'ın da 'kötü dershane' yorumunu yaptığını vurgulayan Pİ Dershaneleri Avukatı Taner Ünlü İstanbul Cumhuriyet Savcılığına verdiği suç duyurusu dilekçesinde şunları kaydetti:
http://www.t24.com.tr/ |
Muğla'daki olaylar İzmir'e sıçradı
| Muğla'daki olaylar İzmir'e sıçradı fotoğraf: haberciniz.biz.com 21.05.2010 T24 - Kurt´un hastane bahçesinde bekleyen yakınları ve arkadaşları zaman zaman Kürtçe ve Türkçe sloganlar atarken, kendilerine tepki gösteren öğrencilerden Tıp Fakültesi Öğrencisi İbrahim Apak´ı darp etti. Muğla'da çıkan öğrenci olaylarında tabancayla yaralanıp kaldırıldığı İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi´nde beyin ölümü gerçekleşen Şerzan Kurt´un (21) sağlık durumunun aynı şekilde devam ettiği bildirildi. Kurt´un hastane bahçesinde bekleyen yakınları ve arkadaşları zaman zaman Kürtçe ve Türkçe sloganlar atarken, kendilerine tepki gösteren öğrencilerden Tıp Fakültesi Öğrencisi İbrahim Apak´ı darp etti. Apak, araya girenlerin yardımıyla öfkeli kalabalığın elinden güçlükle kurtarıldı. Muğla'da büyük gerginlik Muğla´da geçen 11 Mayıs´ta karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylarda tabancayla vurulan Şerzan Kurt´un dün saat 10.30 sıralarında tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi´nde beyin ölümünün gerçekleştiği açıklanmıştı. Kurt´un Batman´da görev yapan sınıf öğretmeni babası Ömer Kurt, kendisine teklif gelmeden oğlunun organlarını bağışlamış, ancak sağlıklı bir otopsi gerçekleştirilemeyeceği gerekçesiyle organ bağışına savcılıkça onay verilmemişti. Kurt´un İzmir´e getirildiği günden bu yana hastane bahçesinde bekleyen yakınları ve arkadaşları tıbben ölümün gerçekleşmesini beklerken, bugün zaman zaman gerginlikler yaşandı. Yaklaşık 300 kişi hastane bahçesinde Hastaneden çıktığında Türkçe ve Kürtçe slogan atan Kurt´un yaklaşık 300´e yakın arkadaşı ``Faşizme geçit yok'' pankartları ve Kurt´un fotoğraflarını asıp tepkilerini dile getirdi. Kurt ve ailesine sahip çıkan arkadaşları ile kendilerine tepki gösterenler arasında zaman zaman arbede ve kovalamaca yaşadı. Bugün sabah saatlerinde dersten çıkan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi İbrahim Apak, eylemci gruba tepki gösterince darp edildi. Vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan Apak, araya girenler tarafından öfkeli kalabalığın elinden güçlükle kurtarılıp uzaklaştırıldı. Arkadaşları gergin öğlen saatlerinde de yine aynı şekilde hastane bahçesinde bekleyen gruba tepkisini dile getiren iki kişi ile Kurt´un arkadaşları arasında kovalamaca yaşandı. Ancak bu iki kişi izlerini kaybettirerek olay yerinden ayrılmayı başardı. Kovalamacanın ardından bir süre slogan atan yakınları ve arkadaşları, daha sonra hastane bahçesindeki bekleyişlerine devam etti. Bu arada İzmir Emniyeti Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ekipleri de hastane bahçesindeki güvenlik önlemlerini artırdı. Beyin ölümü gerçekleşen Kurt´un sağlık durumunun aynı şekilde devam ettiği, tıbben ölümünün beklendiği kaydedildi. http://www.t24.com.tr/ |
9 Mayıs 2010
DEVREK'TE; Lise öğrencisine 'Ergenekon' dayağı
| ||
Bir lise öğretmeni, Ergenekon sanıklarını savunan öğrencisini sınıfın ortasında dövdü. Dövülen öğrencinin babası Savcılığa suç duyurusunda bulundu. CHP, dayağı TBMM’ye getirdi Bir lise öğretmeni, Ergenekon sanıklarını savunan öğrencisini sınıfın ortasında dövdü. Dövülen öğrencinin babası Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu ve öğretmenden şikayetçi oldu. CHP Zonguldak milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün verdiği bilgiye göre olay, Zonguldak Devrek Anadolu Teknik Lisesinde yaşandı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Metin Özer, derste Ergenekon sanıkları için “Devlet düşmanları’’ dedi. Lise birinci sınıf öğrencisi 15 yaşındaki U.O.Ç ise, ‘’Dava devam ediyor. Sonucu alınmayan bir davada yargılananlar hakkında böyle konuşmanız doğru değil’’ dedi. Bunun üzerine sinirlenen öğretmen Özer’in, öğrencisine tokat atıp, sınıf içerisinde dövdüğü belirtildi. KÖKTÜRK, MECLİS’E GETİRDİ CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk yaptığı açıklamada ‘’Olay, okulda şiddet denilerek geçiştirilemez. İktidar, ulusal ve Atatürkçü eğitim çizgisinden uzaklaştı. Bizzat Başbakan ve Hükümetin ilgili bakanlarınca yürütülen Erzincan ve Silivri gibi devam eden yargılamalara dönük yargısız infaz kampanyalarının bir sonucudur” dedi. Köktürk, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesiyle de konuyu TBMM gündemine de taşıdı. Gazeteport'un haberine göre Köktürk, ‘’Devrek’te yaşanan bu olayla ilgili soruşturma açılmış mıdır ? İktidar tarafından iç siyasete dönük olarak yapılan açıklamaların, Milli Eğitim sistemimize kadar girmesini nasıl engelleyeceksiniz ? Okullarda yaşanan bu şiddet olaylarının çözümüne yönelik herhangi bir çalışmanız var mıdır? ‘’ sorularına cevap istedi. AİLEDEN SUÇ DUYURUSU Bu arada Devrek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce öğretmen Metin Özer hakkında disiplin soruşturması açıldı. Baba Abdülvahap Çiftçiler de, oğlunun sonuçlanmamış bir dava ile ilgili düşüncesini açıkladığı için dayak yediğini söyledi. Baba Çiftçiler, “Oğlum sadece düşüncesini söyledi. Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Oğlumun hakkını sonuna kadar arayacağım” diye konuştu. http://haber.gazetevatan.com/ |
29 Nisan 2010
ÖĞRENCİYE MİTİNG CEZASI MECLİS'TE
ÖĞRENCİYE MİTİNG CEZASI MECLİS'TE
01:07 28 Nisan 2010
BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal, Dev-Lis üyesi öğrencilerin yasal ve izinli bir mitinge katılmalarına rağmen neden ceza aldıklarını sordu. Birdal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. Sosyalist Demokrasi Partisi’nin gençlik örgütü olan Dev-Lis’in, İzmir, Ankara, Denizli, Mersin gibi illerde yürüttükleri parti faaliyetlerinden dolayı baskılarla karşılaştığını, tamamen yasal ve izinli olarak düzenlenen etkinliklere katıldıkları için Dev-Lis üyelerine soruşturma açıkdığını bildiren Birdal, yasal ve izinli olarak kutlanan 2009 yılı 1 Mayıs Mersin mitingine katıldıkları için öğrencilere soruşturma açıldığını ve çeşitli cezalara çarptırıldığını ifade etti. Öğrencilerin bu yıl da Valilik ve Emniyet Müdürlüğü’nün baskıları ile karşılaşabileceklerini düşündüklerini kaydeden Birdal, Başbakan Erdoğan’ın şu soruları yanıtlamasını istedi:
“-Mersin ilinde 2009 yılı 1 Mayıs mitingine katıldıkları için haklarında soruşturma açılan kaç lise öğrencisi vardır?
-Mersin’deki soruşturma sonucu kaç öğrenci okuldan uzaklaştırma cezası almıştır?
-Öğrencilere yasal ve izinli bir mitinge katılmış olmaktan dolayı nasıl ceza verilmektedir?
-Ankara, Denizli ve Adana’da haklarında soruşturma açılan öğrenci sayısı kaçtır? Soruşturma gerekçeleri nelerdir? Bu soruşturmalar sonucu kaç öğrenci hangi cezalara çarptırılmıştır?
-Bu yıl da aynı olayların yaşanmaması için gerekli önlemleri almayı düşünmekte misiniz?” ANKA"
18 Mart 2010
Hacettepe ve ODTÜ’de Ulaşım Protestosu; 127 Gözaltı
Hacettepe ve ODTÜ’de Ulaşım Protestosu; 127 Gözaltı
17.03.2010Ankara ‘da ;ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi öğrencileri ulaşım zammını protesto etmek için kart basmadan otobüse binmek istediler;127 kişi gözaltında.
Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü öğrencileri saat 18:00 sularında kampüs duraklarındaki 3 otobüse kartsız binmek isterken ilk önce şöförlerin itiraz edip otobüsü terk etmelerinden sonra öğrenciler ”Ulaşımın bir hak” olduğunu hatırlatarak durumu protesto etttiler.
Bu sırada Kampüsün giriş kapısına doğru yürüyen öğrenciler.Burda Çevik Kuvvet polisinin 3 Panzer ve 1 Toma aracıyla karşılaştılar.Giriş Kapısında öğrenciler 100 e yakın Çevik Kuvvet tarafından göz altına alındılar.
Ve aynı saatlerde aynı ulaşım protestosunu gerçekleştiren ODTÜ kampüsün’den ise 99 öğrenci gözaltı ve Hacettepe Kampüsü’nden ise 28 öğrenci gözaltına alınarak toplam 127 kişi gözaltına alındı.
ODTÜ’den alınan öğrenciler Yıldızevler Polis Karakolu’na Hacettepe Üniversitesi’nden alınan öğrenciler ise Ankara Emniyet Genel Müdürlüğüne götürüldüler.
-Serhat Ertuğrul-
Fotoğraf: http://www.gazeteodtulu.com
10 Mart 2010
Ankaralı’ya ‘indirim’ işkencesi
Cem Gurbetoğlu
09/03/2010
Dolmuş ve özel halk otobüsleri ise mahkeme kararını protesto ederek, saat 10.00’a kadar çalışmadılar. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin otobüs sayısını arttırmaması vatandaşları mağdur etti. Otobüs duraklarında uzun kuyruklar nedeniyle emekçiler işlerine geç kaldı, öğrenciler okula gidemedi. Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “indirim işkencesi” vatandaşın tepkisini topladı.
Ankara’da mahkeme kararıyla ulaşım ücretleri dün itibariyle 2004 yılı seviyesine geri çekildi. Kararın kendilerini mağdur ettiğini savunan dolmuş ve özel halk otobüsleri saat 10.00’a kadar çalışmadılar. Daha önce indirim nedeniyle otobüs sayılarını azaltacaklarını açıklayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise önceki gün geri adım atarak, mesai saatlerinin başlangıç ve bitişlerinde otobüs sayısının aynı kalacağını öne sürdü. Ancak dolmuş ve özel halk otobüslerinin çalışmaması nedeniyle belediye otobüslerinde yığılma oldu. Özellikle ara duraklarda vatandaşlar araçlara binmek için uzun süre beklemek zorunda kaldılar. Otobüsler dolduğu için birçok ara durakta durmazken, işe gitmekte güçlük çeken vatandaşlar, taksilere, taksi dolmuş yapmak zorunda kaldılar.
En büyük sıkıntı ise Kızılay civarında yaşandı. Çankaya bölgesinde ulaşım, dolmuşların çalışmamasına, belediyenin otobüs sayısını arttırmaması da eklenince işkenceye dönüştü. Otobüs duraklarında uzun kuyruklar oluştu, vatandaşlar belediye yönetimine ve dolmuşçulara öfke püskürdü.
EMEKÇİLER İŞLERİNE GEÇ KALDI
Ankaralılar işlerine geç kaldı, öğrenciler okullarına ulaşmakta güçlük yaşadı, birçoğu sabah saatlerinde derslerine yetişemedi.
Uzun kuyruklarda bekleyen vatandaşlar durumdan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni sorumlu tuttular. İndirim nedeniyle cezalandırılmalarına tepki gösteren vatandaşlar, indirime veryansın edip, eyleme giden dolmuş ve özel halk otobüsü işletmecilerine de “Fahiş zamlar yapılırken niye sessiz kaldınız?” diye tepki gösterdiler. (Ankara/EVRENSEL)
‘UKOME KARARI YOK, UYGULAMALAR KEYFİ
TÜDEF Genel Başkanı Ali Çetin, Ankara’da toplu taşımada transfer uygulamasının kaldırılmasının iptali için hemen dava açtıklarını belirterek, UKOME Genel Kurul kararında transfer uygulamasının kaldırılması ve otobüs seferlerinin yarıya indirilmesi ile ilgili bir karar olmadığını belirtti. Uygulamayı, “Gökçek ve EGO’nun keyfi uygulamaları” şeklinde tanımlayan Çetin, “Kargaşa ve kaos yaratılarak, taşımacı esnafı provokasyona getirilmeye çalışılmaktadır” dedi.
TOPLU TAŞIMA KAMU GÖREVİDİR
Toplu taşımanın bir kamu görevi olduğunu hatırlatan Çetin, Gökçek’in yanı sıra EGO Genel Müdürü, Minibüsçüler Odası Başkanı ve Halk Otobüsleri Odası Başkanı hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Gökçek’in, 2009 yılında verilen zam iptali kararına uymaması durumunda ceza davasından kurtulamayacağını bildiği için, zorunlu olarak indirim yaptığını belirten Çetin, “Kaos yaratarak, hem ceza davasından kurtulup, hem tüketici örgütlerini suçlayıp, hem de şoförler ile halkı karşı karşıya getirmeye çalışıyor” dedi.
KAZANILMIŞ HAK
Basın açıklamasında söz alan Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar’da, Gökçek’in kafa karışıklığı yaratmaya çalıştığını belirterek, “Ulaşım fiyatlarının 2004 yılı fiyatlarına indirilmiş olması kazanılmış haktır. Ankaralı hakkına sahip çıkmalı.” dedi. Çakar, “Gökçek, yargıyı ve tüketici örgütleri haksız ilan edip otobüs ve dolmuş şoförlerini yanına çekmeye çalışıyor” uyarısını yaparak, taşımacı esnafı Ankaralının yanında olmaya çağırdı.
http://www.evrensel.net/
24 Şubat 2010
Hayattan Dersler !
Hayattan Dersler
Birinci Ders:Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı.
Ben okulun en İyi öğrencilerinden biriydim.
Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.
Son soru söyleydi : 'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı.
Kadını, yerleri sılerken, hemen her gün görüyordum.
Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı.
50'lerinde falan olmalıydı.
Ama adını nerden bilecektim ki !
Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.
Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım.
Hademenin adını da...
Dorothy idi.
İkinci Ders :
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm.Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu.Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
Onu kente kadar götürdüm.Bir taksi durağına bıraktım.
Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim.
Bir hafta sonra, kapım çalındı.
Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar.
Bir de not ekliydi, armağanda...
'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim.O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.
Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.'
Üçüncü Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?'
'50 Cent.'
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
'35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu.Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını bir daha saydı ve 'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu.Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.
Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden..
Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti.
Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu..
Dördüncü Ders :
Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.Bakalım neler olacak diye gözlüyor...
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi.
Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi.Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı.Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı...Kese altın doluydu.
Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında ol madığı bir ders almıştı.
'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'
Beşinci Ders :
Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi.Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu.
Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu.
Küçük çocuk bir an duraksadı.
Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.
Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.
Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu...
Gülümsemesi de yok oldu.Titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu.
Eğer burada; anlatılanlar sizi hiç bir şekilde etkilemediyse zaten içinizdeki bazı duyguları kaybetmişsiniz demektir...
Not: Bu, hayat derslerini bize ulaştıran değerli arkadaşıma sonsuz teşekürler.
H.ATA"
23 Ocak 2010
2 bin çocuk şiddet mağduru
2 bin çocuk şiddet mağduru
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun CHP Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un 'Okullardaki şiddet olayları'na ilişkin soru önergesine verdiği yanıt, 2008-2009 eğitim öğretim yılında 2 bin 194 çocuğun şiddet mağduru olduğunu ortaya koydu.
Ankara- Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, CHP Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un "2008-2009 eğitim öğretim yılında şiddet mağduru olan çocuklara""Eğitim Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi ve Azaltılması Stratejisi ve Eylem Planı 2006-2011""Vaka Analiz Formu" aracılığıyla okullarda meydana gelen şiddet olaylarının takibinin sürdüğünü bildirdi. ilişkin soru önergesini yanıtladı. Çubukçu, bakanlığı tarafından çerçevesinde, 2006 yılı Nisan ayından itibaren MEBSİS üzerinden
Sözkonusu formda spesifik olarak okul personeli tarafından öğrenciye yönelik uygulanan şiddet başlığının bulunmadığını ifade eden Bakan Çubukçu şu bilgileri verdi:
"2008-2009 eğitim-öğretim yılı verilerine göre şiddet mağduru öğrenci sayısı 2 bin 194'tür.Öğrencilere şiddet uygulanması durumunda ilgili okul müdürlüğüne, ilçe milli eğitim müdürlüğüne, kaymakamlığa, il milli eğitim müdürlüğüne, valiliğe, cumhuriyet savcılığına ve bakanlığımıza şikayette bulunulması mümkündür.
Ayrıca; mağdur olan öğrencilerin veya velilerin her türlü şikayet ve isteklerinin de değerlendirildiği Bakanlığımız BİMER'ine e-mail yoluyla başvurulması halinde talepler değerlendirilerek sonuçlandırılmakta ve sonucundan talep sahibine bilgi verilmektedir."
Cumhuriyet-22 Ocak 2010
2 Kasım 2009
Öğretmenin utandıran notuna soruşturma
Mustafa TURAPOĞLU/ TOKAT, (DHA) Öğretmenin utandıran notuna soruşturma TOKAT'ın Zile İlçesi'ne bağlı Evrenköy Beldesi'nde eğitim gören ana sınıfı öğrencisinin önlüğünün üzerine koli bandı ile yapıştırılarak bırakılan ‘İhtiyaç listesinde alamadığınız eksiklikleri lütfen biran önce temin edip gönderin' notu üzerine öğretmen hakkında soruşturma başlatıldı. Kaynak:http://haber.milliyet.com.trZile'de öğrenciye koli bandıyla ‘ihtiyaç listesi notu' yapıştırdı
Zile'ye bağlı Evrenköy Beldesi İlköğretim Okulu ana sınıfında okuyan 6 yaşındaki öğrenci beldede çekim yapan yerel Zile TV tarafından görüntüledi. Öğrencinin önlüğünün ön tarafına koli bandı ile öğretmeni tarafından yapıştırılmış olan, “İhtiyaç listesinde alamadığınız eksiklikleri lütfen biran önce temin edip gönderin” yazılı not şaşkınlık yarattı. Ana sınıfı öğrencisi, bu notu kendisine annesinin okuması için öğretmeni tarafından yapıştırıldığını söyledi.
Olay, ilçede ve kentte büyük tepki çekerken, Milli Eğitim Müdürlüğü adı açıklanmayan kadın anasınıfı öğretmeni hakkında soruşturma başlattı. Evrenköy İlköğretim Okulu yetkilileri, sınıf öğretmenini izine ayrıldığını ve bu konu hakkında bilgi veremeyeceklerini söyledi. Çocuğun yakınları gazetecilerle görüşmek istemedi.
Tokat Valisi Şerif Yılmaz, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün gerekli incelemeyi başlattığını belirterek, “Gerekli hukuki süreç devam etmektedir. Yapılacak incelemeler sonrasında gerekirse yeniden açıklama yapılacaktır” dedi.
Vali Yılmaz, rencide olunmaması için öğretmenin adını açıklamadıklarını ekledi. DHA muhabirinin telefonla ulaştığı Tokat Milli Eğitim Müdürü Yaşar Petek de öğretmenin kim olduğuyla ilgili bilgisi bulunmadığını, konunun duyulmasından sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün gerekli incelemeyi başlattığını, bilgi verme yetkilerinin bulunmadığını bildirdi.
14 Eylül 2009
BES- 4. DÖNEM 2. MTK.TOPLANTISI "H.ATA"
BÜRO EMEKÇİLERİ SENDİKASI 4. DÖNEM 2. MERKEZ TEMSİLCİLER KURULU TOPLANTISINA "SENDİKAL ÖRGÜTLENME VE SENDİKAL DEMOKRASİ" Merhaba, Değerli MTK üyeleri, saygı değer mücadele arkadaşlarım. Sendikamızın, örgütlü mücadele sürecine önemli katkıda bulunacağına ve özelde sendikal örgütlenme konusunda yaşadığımız sorunların ve genelde , yaşanan ekonomik ve siyasal krize rağmen, toplumsal dinamiklerin hala neden harekete geçirilemediğinin nedenlerini tartışacağımıza , yöntem ve araçlarının gözden geçirileceği ve doğru çözümler üretileceğine inandığım bu kurulun, başarılı geçmesini diliyor ve hepinizi saygı ile selamlıyorum. Arkadaşlar. Her şeyden önce, içinde yaşadığımız toplumun iç dinamiklerini, sosyal dokusunun kendine özgü niteliklerini ve sınıfsal yapıyı doğru analiz etmemiz, stratejilerimizi buna göre oluşturmamız gerektiğine inanıyorum. Bu gün, toplumun belirli kesimlerince bir mücadele yürütülüyor olsa bile; bulunduğumuz konumdan baktığımızda, siyasal bir yenilgi olarak alğılanmasada, sınıflararası dengelerin yeterince iyi anlaşılamamış ve anlatılamamış olmasından kaynaklı, içine düştüğümüz durum herkesin bildiği bir gerçektir.. Öyle ise, bu olgunun yeni mücadele döneminde yaşanmaması için, gerçek hedefler doğrultusunda birleşerek yeniden örgütlenme ve ayağa kalkarak dinamik bir tutum ortaya koymalıyız.. Yeni dönemin getirdiği koşullara uygun önlemler alınarak, her zamankinden farklı mücadele şekilleri belirlenmelidir.. “ Hiç bir şey imkansız değildir. Biri çıkar, gelir ve yapar” O halde,yapmamız gereken şey ne olmalı? Alternatif araştırma ve görüşlerin önünü açarak, bunlar üzerine toplumsal fizibilite çalışmaları yapılmalı ve bu çalışma sonucunu örgütlülüğün tüm kadrolarınca, benimsemesi ve ortaklaştırılması sağlanmalıdır. Yani ; şuan içinde bulunduğumuz yapıda olduğu gibi, sözde değil özde bir birliktelik sağlanmalıdır. Yoksa; biri diğerinin önerisini, örgüt çıkarı açısından değerlendirme gereği duymadan, sözlerinin üzerini çizip atmakla, büyük bir mücadeleyi örgütlememizin olanağı olmayacağı gibi, sınıfsal bir örgüt olma iddiasınında gerçekçi olamayacağı kanısındayım. Aksine; burada konuşan her arkadaşın, katkılarını önemseyip önerilerini , ortak doğrular etrafında birleştirip, ortak bir söylem haline getirmenin yol ve yöntemlerini bulmalıyız. Yoksa: ne olur dersiniz ? Burada herkes, doğru bildiği şeyleri söyleyip; yine ortak bir sonuç elde edemeden, rutin görevimizi yapmış olup; çekip gideriz. Değerli Arkadaşlar, İçinde bulunduğumuz çağa, kendini yenileyebilen devrimci fikir ve çözümlemelerin, yaşamda karşılık bulabilmesi için gerçekçi ve ayakları yere basan bir tutum içinde olmakla, yaşanan sorunlara acil, güncel ve etkinliği toplumsal etki yaratan süreci, sen, ben, bizim oğlan üçlemesinden hızla çıkartılıp; kitlesel bir taban üzerine oturtulmalıdır.. Yoksa; gecikme ve doğru çözüm üretilememesi durumunda düşeceğimiz durum etkin olmaktan çok edilgen ve sembolik bir sendikal anlayışa dönüşürüz ki; bu durum arzu edeceğimiz bir netice değildir. Zaten, sol siyasal hareketin dağınık görünen, her biri etkin oldukları farklı bölge ve kurumlarda kendi doğru bildiği yolda yürümeye devam etmesi (aralarında çok küçük ritüel farklılık olmasına rağmen) zaman zaman bazı etkinliklerde ittifak yapıyor olsalar da henüz (koşulların onca olumluluğuna rağmen) bir birlik ve ciddi çekim merkezi olma durumundan çok uzaktadırlar. Mevcut bu durumdan bir sonuç çıkarmamaz gerekmez mi? Evet; gerekir. Hem de, bu günden başlayarak, toplumsal muhalefeti; emekten ve özgürlükten yana olan herkesi içimize alarak sınıfsal dayanışmayı ve sınıf bilincini örgütlemek zorundayız. En azından bu dağınıklığı ortadan kaldırabilmemizin zeminin burada olabileceğine inanıyorum. Tabi, en önemli sorun bu işin nasıl olacağı! Gelinen noktada, mücadelemiz geniş bir destek elde edemiyor ise; geriye dönüp bir bakmamız gerekir. Birbirimizi maniple etmekten enerjimizi gerçek bir mücadeleye yoğunlaştıramadık. Bugün, hem ekonomik, sosyal, siyasal ve hem de kültürel taleplerin en yoğun şekilde yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. Dünyanın yaşadığı (kapitalizm kendini en güçlü hissettiği zamanda) krizden mağdur herkesi (esnafı, işçiyi, memuru, köylüyü, işsizi, öğrenciyi ve diğer tüm toplumsal dinamikleri) içine alan, emek ve özgürlük mücadelesi çerçevesinde, sorunları ve çözümü birbirinden farklı olsa bile, yaşanan sorunun kaynağı aynı olması, ortak bir mücadeleyi örgütlememiz için yeterli bir nedendir. Eylemlerimizi, günü birlik mesai saatine bağlı ve dar kadro eylemleri olmaktan çıkarmalıyız. Kürt açılımı adı altında kamuoyunca tartışılan sorun, yeni bir dönemi başlatmış ve artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı gibi, her türden gelişmeye ucu açık bir durumda arz etmektedir. Egemenlerce, kotrollü bir şekilde tartıştırılan Kürt sorunu, başta emek örgütleri olmak üzere, sol ve sosyalistlerin çok dikkatli bir tutum içinde olmaları gerekmektedir.. Bu süreçte, demokratik Kürt hareketine de önemli bir sorumluluk düşmektedir.. 30 yıldır devam eden ve onbinlerce insanımızın ölümüne ve onbinlerce insanımızın faili meçhul katline neden olan bu haksız savaşın bitirilmesi için, Türk ve Kürt emekçilerinin emek ve özgürlük çerçevesinde ortak bir mücadeleyi örgütlemelidir... Demokratik ve özgürlükçü bir Anayasa talebimizi her yerde dillendirmeli ve taleplerimizi içeren kendi Anayasa taslağımızı da hazırlamalıyız.. İşimiz kolay değil elbet, henüz teba olmaktan kurtulamamış, sınıf bilinci olmayan ve her daim ırkçı ve gerici kesimler tarafından bize karşı kışkırtılmaya hazır halk kitlelerinin varlığını da unutmamak gerekir.. Tarihin her döneminde, efendisine aşık kölelerin varlığını da hepimiz biliriz. İktidar nimetlerinin küçük kırıntılarından beslenen Lümpen işçi sınıfının parçaları vardır... Tarihler boyunca, resmi otoritenin tercihleri ile, halkın eğilimleri çoğu zaman farklı doğrultularda olduğundan tepede alınan kararların kitlelerce sindirilmesi doğal bir direnç nedeni ile uzun süreçlere yayılır. Hele bu kararlar, insanların yaşam biçimleri ile ilgili köklü değişiklikleri dayatıyorsa. Bu neden ile oldukça sancılı ve zorlu olacaktır. Resmi karaların zorlayıcılığı ile insanlara empoze edilmeye çalışılan bir inanç ve bu inanç tarafından kesin kurallar ile yönetilmek istenen gündelik yaşam değişimi, etkileri toplumsal sorunları da beraberinde getirecektir. Bu bir siyasal süreç olup; yaşanan sürecin sınıfsal ve kültürel tabanı, arka planı üzerine ciddiyetle eğilinmeli, günü birlik gelişmelere göre tepki vermekten vazgeçip uzun vadeli plan, program ve stratejiniz olmalıdır. AKP' nin açılımıyla içinde Alevilerin olmadığı bir çalışma iki yüzlü bir çalışmadır. Aleviler bu oyunun farkındadır.. O nedenle de, taraflarını emekten ve çözümü de sol çözüm olarak açıklamışlardır. Anadolunun binlerce yıllık ve aydınlanma tarihimizin de önemli inanç ve yaşam biçime ve hümanist bir dünya görüşüne sahip; ezilen, ötekileştirilen ve asimile edilmeye çalışılan Alevi toplumsal muhalefetinin “Eşit Yurttaşlık Hakkı “ temelinde yürüttüğü başta ( AİHM,Danıştay ve Mahkeme kararlarına rağmen okutulan) zorunlu din derslerinin kaldırılması ve Diyanetin lav edilmesine yönelik taleplerinin, işe yerleştirilmede dahil, karşılaşılan eşitsizliklerin giderilmesi, “eşit yurttaşlık hakkı “ demokratik ve hukuksal temelde sahiplenmesi ve korunması yönünde mücadele ortaklaştırılmalıdır. ÖNÜMÜZDEKİ SÜRECE İLİŞKİN Sendikamızın yayın politikası olmalı. Bu politika sürekli ve etkin bir şeklide iş yerlerine kadar, aylık dergi, eğitim dizileri, bilgilendirici afiş ve broşür şeklinde ulaştırılmalıdır. Sendikal faaliyetleri içerisinde olan bu yayınların içeriği temelde sendikal alanla ilgili olmakla birlikte; toplumsal tüm sorunları dikkate alarak da çıkartılmalıdır. SGK'da yaşanan yeniden yapılanma süreci adı altında çalışanlar ve özellikle üyelerimizin son iki yılda birden çok o kadar yer değiştirmişler ve sürgün niteliğinde tayin yapılmıştır ki, bunların bir çoğunun hangi birimde çalıştığını dahi bilemez durumdayız. Bunu sendikamızın şube yönetimleri ve genel merkezde bilmediği kanısındayım. Yaşanan diğer tüm sorunlar başta olmak üzere keyfi yer değiştirmeler ve sürekli yoğun bir baskı ve “hizmetin gereği şu birimde görevlendirildiniz yazısı ile” yer değişiklikleri geçici görevlendirmeler yapılmaktadır. Söz konusu uygulama, çalışanlar arasında bir korku ve panik yaratmaktadır. Bu durum aynı zamanda, sendikal örgütlülüğümüze büyük bir darbe indirmektedir. Bu sürece etkin bir şekilde müdahale edebilmemiz için sendikamızın ilk, SGK. 5510 sayılı kanun taslak halinde iken, müdahale edecek politika, program ve eylem ve etkinliklerde etkin bir şeklide bulunmalı idi. Yani sendikamızca, başta sosyal güvenlik kurumunda yaşanan yeniden yapılanma süreci olmak üzere hem çalışanların çalışma yaşamına ilişkin ve hem de toplumsal bir sorun olması sebebi ile insanların sağlık haklarının elinden alınmasına etkin bir şekilde müdahil olunamamıştır. Günü birlik eylem ve etkinliklerle başta bu süreç olmak üzere şu anda tüm toplum kesimleri etkisi altına almış ve yüzbinlerce insanın işten atıldığı ve halkın giderek yoksullaştığı bir kriz döneminde bile ( günü birlik eylem ve basın açıklamaları yapılmış olsa bile) toplumsal bir muhalefeti örgütleme gücünü gösterememiştir. Bu durum en ufak bir deyim ile sürecin iyi tahlil edilemediği anlamına gelir. Sendikamızın içine düştüğü edilgen durumdan derhal kurtulunmalı. Etkin, tüm kesimlerin mücadele sürecine katılması doğrultusunda çoğulcu demokratik bir çalışma ve örgütlenme sürecinin başlatılması gerekmektedir. Bütün kararlar sendikalarımızın üst yönetimlerinde beş altı kişi ile değil, tabandan tavana doğru çalışarak alınmalı ve her süreçte katılımcı ve demokratik bir kültürün oturmasına olanak sağlanmalıdır. Bu durum sendika içi demokrasinin hayata geçmesi ile birlikte üyeden işyeri temsilcisine ve yöneticilere kadar herkesin kendini içinde bulduğu bir örgüt olmalıdır. Aksine kitlelerce sahiplenilmeyen bir örgütün uzun süre ayakta kalma şansı veya kitlelerin anlayacağı bir dille kitlelere inemeyen bir örgütün, sınıfsal anlamda bir örgüt olma iddiası da olamaz. İnsanların karnı açsa, fakirse, eğitimsiz ve sağlıksız ise, siyasal tercihini, emekten ve özgürlükten yana kullanamaz. Egemenler; ahiret inancının ortadan kaldırılmasına izin vermezler. Çünkü; dünyada yaşanan çelişkilerin sorgulanmaması için, öbür tarafa havale ettiren bir inancı insanlara dayatmaktadır. “Öğretilmiş çaresizlik'i ” öğretmektedirler. Şükreden, sorgulamayan bir toplum yaratmak istenmektedir. Bu gerekçeyle, hümanizmaya, felsefeye, diyalektiğe ve sola karşıdır.. işte bu nedenle, öncelikle, yoksulları, emek ekseninde birleştirecek örgütü örgütlemek lazımdır.. Önümüzdeki süreçte karşılaşacağımız, bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Silahı üretenler ile sigarayı üretenler aynı uluslararası şirketler değil mi? İlaç fabrikaları da onların değil mi? Evet. Öyle ise bu sigara yasağını bu açıdan değerlendirerek baktığımızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor. Burada bir çelişki yok mu? Şöyle zenginliğin ve mülkiyetin tek elde toplanması için bireylerin ev, araba varsa birikimlerinin ve devamlı borç altına alınarak, geleceklerinin ipotek altına alınması hedeflenmektedir. Nasıl? Çok kolay! SGK yasasına bir paragraf ilave edilerek “sigara ve madde bağımlılığından kaynaklı kendi sağlığına zarar verenlerin sağlkı giderleri ödenmez” denilerek Başta özel olmak üzere hastanelerde sağlık giderleri hastadan alınır... Yani yıllarca sosyal güvenlik pirimi ödemiş olmasınında bir anlamı kalmayacak. Çünkü; sağlığa harcanan para bir tarafı yoksullaştırırken tekelleri zenginleştirecek... Sigara, toplumda yaygın bir alışkanlık olup; bu bağımlılık bir anda da ortadan kaldırılamayacağına göre sağlık giderleride kendilerince karşılanınca sosyal güvenlik de biriken katirilyonlarca biriken sosyal güvenlikteki sermaye birikimi büyük holding ve şirketlere ucuz sermaye olarak aktarılacaktır. Başta sağlık hakkı olmak üzere geleceğimiz elimizden alınmış olacak. ….. Memur alımına ilişkin ise Personel ihtiyacınını, kpss sınavı ile memur almak yerine 4/b – 4/c li olarak personel istihdamı, kurumların referans mektubu ile temini sağlanmaktadır.. Hem kpss sınavı istemiyor, hemde üniversite yönetimlerinin “tarikatçı ve cemaate yakın” referansı ile daha henüz üniversite eğitimini yeni bitirmek üzere olanların kadro ve yandaş olarak kamu kurumlarında istihdamı sağlanmaktadır.. Bu konuda MYK.nın, bir çalışma yapması gerekir.. İşyeri sorunlarına ilişkin İşyerlerinde işyeri temsilcilik odası onca çabamıza rağmen alınamamıştır. Bu da işyerinde düzenli sendikal faaliyetlerimizi sürdürebilmemizin olanağını ortadan kaldırmaktadır. İş yeri temsilcilik odalarının mutlaka alınması gereklidir. Aylık düzenli yayınlar olarak, dergi, bildiri ve broşürler özellikle iş yerlerine ilişkin ve çalışanların güncel yaşamlarında karşılaştığı sorunlara yönelik olmalıdır. Eğitim çalışmalarına başlanıp; Öncelikle; mevcut kayıtlı üyelerimizin eğitim sürecinden geçirilerek yeniden örgütlenmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Özelikle Bahçelievler ve Beşevler merkezde kurulan kimlik kartı ile geçiş yapılan elektronik turnikeler vardır. Bu ise personelin günlük dışarı kaç defa girip çıktığını, dışarıda kaç dakika kaldığını bir döküm ile görebilmektedir. Örneğin, günde dört defa dışarı çıkıp sigara içmiş olsa 15 dakikadan bunu da topladığımızda 1 saat yapar. Günlük mesai 8 saat olduğuna göre bir saati dışarıda geçiren bir personelin mesai almak hakkı ölür, normal mesaisini tamamlayamamış sayılmakta. Ayda yirmi iki saat fazla çalışması gerekir. Veya yıllık izinden ayda 3 gün kesileceği bilgisi ortada dolaşmaktadır. Bu durum çalışanlar arasında hem büyük bir huzursuzluk hem de korku yaratmaktadır. Yani idarenin bu sürekli ve yoğun baskısı psikolojik sıkıntıların yanı sıra sendikal örgütlülüğümüze de katılımı etkilemektedir. Önlem alınmadığı taktirde, çalışanların bu koşullara alışması kaçınılmaz olup; korkularına göre karar vererek kendilerini çaresiz bırakanların kanatları altına sığınacak ve kendi örgütüne karşı tutum dahi alacaktır.. Bu yönde sendika yönetimimizin derhal ve ciddi olarak bir çözüm üretme yoluna gitmesi gerekir. SGK Ankara İl Müdürlüğünce 25.08.2009 tarihinde sevk ve muayene işlemleri başlıklı bir genelge yayınlamıştır. Bu genelgede il müdürlüğü bünyesinde kurum tabibi bulunmadığından bağlı birimlerde görev yapan her kademedeki personel hasta muayene istek formuna “ kurum tabibi yoktur” açıklaması yapılmak sureti ile işyerlerine en yakın sağlık kuruluşlarına doğrudan veya sevk ile başvurabilirler denilmek sureti ile, kendilerince; kurum tabibi atanmayan birimlerde artık bundan sonra da atanmayacağının, hukuku ve yasal zeminlerini oluşturmuşlardır. SGK.da yaşanan bu konunun ciddi bir şekilde ele alıp incelenmesi çözüm üretilmesi gerekmektedir.. Buna, aykırı bir örnek verecek olursak, SGK, Beşevler Merkezince, elli kişinin üzerinde işçi çalıştıran iş yerlerine doktor yetkisi verdiği halde,yaklaşık 450 kişi çalışmış olmasına rağmen kendi kurumunda doktor yoktur ve bundan sonrada olmayacaktır.. Bu yönde MYK'nın özel bir çalışma yapmasını öneriyorum.. KESK'in 15 Ağustos, toplu görüşme sürecine ilişkin ise; Burada, KESK'in aldığı kararı eleştirdiniz. Neden böyle bir karar aldı diye. Peki; diğer türlü bir karar alsaydı eleştirmeyip; alkışlayacakmıydınız.? 15 Ağustos sabahı cumartesi olmasına karşın, şehir dışından arkadaşlar otobüslerle Ankara'ya gelmişler ve Ankara'dan kaç kişi vardı.? İlk önce kendi tutumumuzu gözden geçirmemiz gerekmektedir.. Örgüt disiplini gereği, alınan karar sizin hoşunuza gitmese bile, ilk önce bütün kadrolarınızı çağırıp, altını dolduracak ve sonra alınmış bu kararın yanlış olduğunu eleştireceksiniz.. Etik olarak da böyle olması gerekir. Yani; KESK başkanı, işyerlerinden üyelerin yakasından tutupta eyleme mi getirecekti..! Yoksa; bir eylemin altını doldurmak sizin göreviniz değilmi? Beni dinlediğiniz için, teşekkür ediyor. Hepinizi, saygı ile selamlıyorum. Haydar ATA 10,09,2009 (Büro Emekçileri Sendikası Merkez Temsilciler Kurulu 4.Dönem 2.Merkez Temsilciler Kurulu Toplantısında Konuşma metni)
Önemli olan, yoksulluk ve işsizliğin de önüne geçen bu süreci, emekçilerin lehlerine nasıl çevireceğidir..
Eğer; örgütlenme sorunumuzun önünü açacaksa; toplum psikolojisini iyi bilen bir uzmanla çalışılmalıdır..
Katkı sunmadan, eleştirme hakkınız olduğuna inanmıyorum.. !
