14 Şubat 2010

İşçi Sınıfı Neden Devrim Yapamaz?.





İşçi Sınıfı, Neden Devrim Yapamaz?.
Demir Küçükaydın kullanıcısının resmi
Demir KÜÇÜKAYDIN
Tam da Tekel işçilerinin direnişiyle kendine sosyalist diyenlerin moral buldukları şu anda İşçi sınıfının neden devrim yapamayacağından söz etmek pişmiş aşa su katmak gibidir.

Bizim derdimiz ise pişmiş aşa su katmak değil, piştiği sanılan aşın pişmediğini ve böyle pişemeyeceğini göstermektir.
Başlıktaki önermeyi daha da genelleştirelim. Sınıflar devrim yapamazlar.
Ya da bu önermeyi şöyle bir ifade daha doğru ve dakik olacaktır: devrimleri sınıflar yapmazlar ve de yapamazlar.
Devrimler için sınıflar gerekli değildir. Sınıfsız toplumlarda da devrimler olur.
Devrimler üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin o günkü biçimine uygun yeni bir üstyapının kuruluşlarıdırlar.
Marks’ın ifadesiyle: “İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder.” Ama böyle değişiklikler sınıfsız toplumlarda da olur.
Diyelim ki avcılık ve toplayıcılığa dayanan komünden, bitki ve hayvanların ehlileştirilmesine dayanan köy komününe geçiş de bir devrimdir (ki bu devrimin bayramıdır Kurban bayramı ve gerçeğe yakın bir tasviridir bu devrimin Kurban Bayramı söylencesi)
Ama bu devrim hiç de sınıf mücadeleleri biçiminde gerçekleşmemiştir. Çünkü sınıflar yoktur.
Diğer bir ifadeyle Tarih Öncesi’nde de devrimler olmuştur. Bir bakıma mitolojiuler e kimi peygamberler bu devrimlerin hikayelerini anlatırlar.
Zaten tanımı gereği, sınıflara dayanan bir devrim teorisi olamaz, çünkü sınıfsız toplumlarda da devrimler olur ve onlarda sınıflar yoktur.
Öte yandan sınıflı toplumlar tarihi göstermektedir ki, sınıflar ve onların mücadeleleri devrimlere yol açmaz, genellikle çöküşlere yol açar, toplumsal çatışmalara yok açar ama sınıflar sınıf olarak devrim yapmazlar.
Klasik tarihte, yani beş bin yıl boyunca sınıfların hiçbir yerde devrim yaptığı görülmemiştir. Ezilen sınıfların zaman zaman iktidara geldikleri görülmüşse de (Karamıtalar, Taipingler) bunlar, yıktıklarının bir benzerini kurmaktan öteye gidememişler; yeni bir toplum düzeni, yani bir topluluk tanımı yapmayı başaramamışlardır.
Modern tarihte isi, burjuvazinin ve İşçilerin devrim yaptığını söyleyecektir. Klasik Marksist burada.
Ama işçilerin yaptığı Ekim devrimi ayrı bir topluluk tanımı yapmamış, sadece burjuvazinin aydınlanma ile yaptığı tanıma dayanan bir devrim yapmaya, ama bunu işçiler eliyle yapmaya kalkmıştır.
Burjuva devrimlerini ise burjuvazinin yaptığı ayrıca tartışılmaya ve yeniden araştırılmaya değer.
Aydınlanma devrimini Paris’in donsuzları yapmıştır,ama donsuzlar olarak değil, yurttaşlar olarak,ya da insanlar olarak. Burjuvazi bu devrime daha başından her adımda ihanet etmiş ve tıpkı Mekke eşrafının İslam’ı ele geçirmesi gibi ele geçirmeye çalışmış ve ele geçirerek Muaviye benzeri bir Ulusçuluk gericiliği kurmuştur. Aydınlanma devriminin Muaviye’si Napoleon’dur. İşçilerin yaptığı Aydınlanma devriminin Muaviye’si de Stalin’dir.
Aydınlanma dini, tıpkı Emeviler döneminin İslam’ı gibi, yayılmasını, gerici biçimi içinde (Uluslar ve ulusçuluk biçiminde) gerçekleştirmiştir.
Ama konuyu dağıtmamak için burada keselim ve sınıflı toplumlarda sınıflar ve devrimler ilişkisine yeniden bakalım.
Elbette devrimleri sınıflı toplumlarda var olan düzenden çıkarlı olmayan ezilenler yaparlar. Gayrı memnunluk devrimci olmanın ilk şartıdır. Bu anlamda bütün devrimleri alt sınıfların yaptığından söz edebiliriz.
Ancak alt sınıflar sınıf olarak devrim yapamazlar. Devrim yapabilmeleri için yeni bir topluluk (din, üstyapı) tanımlaması yapmaları, yeni bir din kurmaları, o günkü üretim ve ekonomi ilişkilerine uygun yeni bir dini savunmaları gerekir.
Bunu şöyle ifade edebiliriz. Köleler köle olarak isyanlar etmişlerdir fakat devrim yapamamışlardır, ama köleler, Hıristiyan olduklarında, Hıristiyanlar olarak bir devrim yapabilmişlerdir. Hıristiyan olmak için ise Köle olmak gerekmez.
Mekke’nin plepleri particilere, yani Kureyşli asillere karşı bir mücadele içindeydiler ve İslam bir anlamda ve başlangıçta onların partisiydi. Ama onlar birer plep olmaktan çıkıp bu partiyi yeni bir dine dönüştürdüklerinde, yani plepler Müslüman olduklarında bir devrim yapabilmişlerdir. Ama Müslüman olmak için plep olmak gerekmez.
Modern devrimi ne Donsuzlar ne de işçiler yapabilmiştir. Donsuzlar ve İşçiler, aydınlanmacı veya demokrat olduklarında devrim yapabilmişlerdi.
Sınıflı bir toplumda, verili bir topluluk veya din veya toplum biçimi içinde, ezilen ve egemen sınıfların mücadelesi elbette veridir. Bu mücadelenin aracı partiler ve tarikatlardır. Partiler ve tarikatlar devrim yapamazlar.
Devrim o parti veya tarikatlar, onları bir parti veya tarikat olmaktan çıkaracak, bir din yapacak bir mutasyon geçirdiklerinde, yani yeni bir dine, yeni bir topluluk tanımına, yeni bir üstyapı tasavvruna dönüştüklerinde devrim yapabilirler.
Örneğin Hıristiyanlık, Yahudilik içinde bir tarikat olarak kalabilirdi diğer yüzlercesi gibi, ama Yahudi olmayanları da kapsayıp, yeni bir topluluk tanımına geçtikten sonra yeni bir din olup bir devrim başarabilmiştir. Tarikat,yani bir Parti, yani bir sınıf mücadelesi aracı olarak kalsaydı, diğer yüzlerce benzeri gibi yok olup giderdi.
O halde bundan günümüze ilişkin çıkarılacak sonuç şudur:
İşçi sınıfı sınıf olarak devrim yapamaz!
Tıpkı köleler veya plepler, köle ve plep olarak nasıl devrim yapamadılarsa; köle ve plep partilerinde örgütlendikleri sürece yapamadılarsa, İşçiler de işçiler olarak, işçi partilerinde, sosyalist partilerde örgütlenerek devrim yapamazlar. Evet çıkarlarını savunabilirler, bir sınıf mücadelesi verebilirler ama devrim yapamazlar. Çünkü Partiler, var olan dini ya da topluluğun nasıl belirlendiğini tartışmaz, o topluluk içinde bölüşümü tartışırlar.
Ancak yeni bir dinin paradigması bu ufku aşabilir,
İşçi sınıfı ancak, yeni bir dinin kuruluşuna giriştiğinde devrim yapabilir.
Bu günkü dünyanın ilişkileri, tıpkı Muhammet’in İbrahim’e dönmesi ve geleneği yozlaşmalardan arındırması gibi, Aydınlanma’nın programına ve ideallerine bir geri dönüş gerektirmektedir.
Aydınlanma, komün ve uygarlık dinlerinin, yani soyların ve “inançların” topluluğu tanımladığı bir dünyada doğmuş ve onları bir özel ve politik ayrımı aracılığıyla topluluğun tanımlanmasından dışlayarak topluluğu tanımlamıştı. Yani kendisinin din olmadığı söyleyen bir din olarak ortaya çıkmıştı.
Bu din daha doğarken kendi içinde bir karşı devrim geçirdi ve ulusçuluk biçimindeki gerici biçim bu dine egemen oldu.
Bu nedenle bugün, ulusların ve ulusal devletlerin tüm dünyayı kapladığı buna karşılık, dünya ticaretinin ve üretimin kıyaslanamayacak ölçüde globalleştiği bir çağdayız. O halde, Aydınlanma’nın tanımını bugünkü dünyaya göre yeniden yapmak gerekmektedir. Bu tanm aydınlanmanın ilk tanımını (Yani “inançların” ve soyların hiçbir politik anlamının olmaması) da içermeli ama onu aşmalıdır.
Bunun tek biçimi, tıpkı eski dönemin soyları veya dinleri gibi bu günün uluslarının da politik olandan dışlanması, ulusal aidiyetin özel bir sorun olarak tanımlanması olabilir.
Yani İnsan Hakları Bildirgesini bir de ulusları da kapsayacak şekilde genişletmek gerekmektedir.
Yani ulusları ve ulusal devletleri yıkma, ulustan olmayı bütünüyle kişilerin özel bir sorununa indirgeme çağrısı; bir insanlık topluluğu tanımı yapılmalıdır.
Diğer bir deyişle, işçiler İnsan oldukları takdirde, tıpkı Roma’nın kölelerinin Hıristiyan oldukları, Mekke’nin Pleplerinin Müslüman oldukları takdirde devrim yapabilmeleri gibi, devrim yapabilirler.
Elbet her işçi biyolojik bir varlık olarak insandır. Burada kastedilen bu değildir.
Her hangi bir ulustan olmanın hiçbir politik anlamı olmamasını savunanlar, uluslara ve ulusal devletlere karşı savaşanlar ancak insan olabilirler.
Diğer bir ifadeyle, işçiler her hangi bir ulustan olmanın politik bir anlamı olmamasını savunduklarında; ulussuz olma hakkını savunduklarında; daha somut olarak uluslara ve ulusal devletlere karşı bir “Kutsal savaş” başlattıklarında, İnsan olduklarında; işçi olarak değil İnsan olarak mücadele ettiklerinde devim yapabilirler ve var olan toplumun en iyi kalp ve beyinlerini kendi saflarına kazanabilirler.
İşçiler, sadece kendi ekonomik ve sınıfsal çıkarları için değil; tüm yeryüzünde yeni bir düzen için mücadele ettiklerinde devrimci olabilirler ve devrim yapabilirler.
Bu önermeler, bugün dünyada İşçi Sınıfı’nın nasıl devrim yapabileceğini gösterir.
Ama bugünkü Türkiye’ye gelirsek var olan somut mücadeleler içinde bu görev şöyle tanımlanabilir.
Türkiye de işçiler, tutarlı demokratlar olduklarında, yani ulusun tanımından her türlü dil, din, soy, tarih belirlenimini dışladıklarında; ulusu böyle tanımlamaya karşı tanımladıklarında Türkiye’de bir demokratik devrim yapabilirler.
Türkiye’de sosyalistler eğer bir demokratik devrime öncülük etmek istiyorlarsa, öncelikle kendilerinin demokrat olmaları ve işçilere demokrasiyi “tebliğ” etmeleri gerekmektedir.
İşçilerin sınıf mücadelesinin kıçına hayranlıkla bakıp, en gericisinden ırkçı bir ulus anlayışıyla tanımlanmış bir devlette sosyalizm kurmaktan söz etmek, egemen sınıflar arasındaki mücadelede basit bir piyon olmaktan başka bir sonuç vermez.
*
Türkiye’nin sosyalistleri eğer dünya çapında bir sosyalist düzen içir mücadele etmek istiyorlarsa önce, dünyadaki işçilere insan olma uluslara ve ulusal devletlere karşı savaş çağrısı yapmalıdırlar. Bu çağrıyı yapmayan her çaba var olan ulusal devletlerin savunusu ve onlar arasındaki çatışmaların bir piyonu olma sonucunu verir.
Şimdiye kadar olan anlayış ve strateji ters yüz edilmelidir. Şimdiye kadar olan şöyledir: Her biri ulus ilkesin göre belirlenmiş devletlerin sosyalistleşmesi ve sonra bir sosyalist cumhuriyetler birliği kurularak giderek bir dünya cumhuriyetine ulaşmak.
Yani önce Sosyalist sonra İnsan olmak.
Ne teorik kavramlar ne de yaşanan deneyler bunun olmadığını ve olamayacağını göstermiştir.
Yapılması gereken ve izlenmesi gereken strateji tam da bunun tersidir. Önce uluslara karşı savaş ve bir dünya cumhuriyeti, sonra Sosyalizm.
Yani işçiler önce İnsan olmalıdırlar Sosyalist bir toplumda yaşayabilmek ve işçi olmaktan kurtulabilmek için.
Yani önce İnsan sonra Sosyalist olmak.
Bu gün Türkiye’deki (ve Dünyadaki) sosyalistler ne Demokrattır ne de İnsan.
İnsanların ve Demokratların görevi öncelikli görevi İnsan ve Demokrat olmayan bu sosyalistlere karşı mücadele etmektir.
Sosyalistler çözümün değil problemin bir parçasıdır bugün.
Çünkü onlar İnsan veya Demokrat değil, Türk’türler (Kürt, Alman, Amerikalı, Çinli).
Tıpkı işçiler gibi. İşçiler Türk işçileri ve Türk olmaktan çıkmadan ne Demokrat ne de İnsan olabilirler.
***********

Not: Konuya farklı bir bakış açısıyla yaklaşılan yukarıdaki yazı ile, "Bu yazı bence aynı zamanda Aleviler Neden Özgürleşemez? Kürtler Neden Kendi Kaderini Tayin Edemez? Femistler Neden Kadın Meselesinde Başarılı Olmaz sorularınında cevabını içermektedir. Veya Şöyle söyleyelim 'Yeni Bir Sol Harkete Neden Yeni Olamaz' " diyen Uğur TÜRE arkadaşıma, bu yazıyı iletmesinden ötürü teşekür ediyorum.
H.ATA

Kaynak: http://www.koxuz.org/

Hiç yorum yok: