Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2010

NÜKLEER SANTRALLERİ DURDURUN; "SİZİNLE BİRLİKTE OLACAĞIM"


NÜKLEER SANTRALLERİ DURDURUN;

"SİZİNLE BİRLİKTE OLACAĞIM"

EvcioğluHaber-
Çevre sorunlarına karşı çözüm karşılığında kendini feda ediyor..
Almanya'da 17 nükleer santral bulunuyor. Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile Yeşiller Partisi iktidarı döneminde, 10 yıl önce alınan bir kararla, nükleer santralların tümünün 2021 yılında kapatılması öngörülmüştü.


Almanya'da satış rekoru kıran
"Islak Bölgeler" adlı kitabın yazarı Charlotte Roche'un, Alman hükümetinin nükleer santralların kapatılmasını 2035 yılına erteleme kararını engellemesi karşılığında, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'a "ahlaksız teklif"te bulunduğu ileri sürüldü.

"Der Spiegel" dergisinin haberine göre, yazar dergiye yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanının hükümetin nükleer santrallarla ilgili kararını onaylamaması durumunda, "kendisi ile birlikte olabileceğini" ifade etti.

Roche, "Alman hükümetinin nükleer santraller konusunda izlediği politikadan ciddi şekilde endişe duyduğunun" bildirildiği kaydedilen haberde; Alman hükümeti, ülkedeki 13 nükleer santralın kapatılmasının, son olarak 2035 yılına kadar ertelenmesi yönünde karar almıştı.
































Charlotte Roche - Fotoğraf: Organizatör

Charlotte Roche romanı "Islak Bölgeler" kitabıyla ilgili ; Mevcut son tabulu alanlara bir yolculuk...,

" Cesur, radikal ve kışkırtıcı isyankar kadın bedeninin ve cinselliğinin standart kullanımı ile karşılaştırıldığında, hijyen histeri ve kadın steril estetiğe karşı; Charlotte Roche romanı, - ve harika bir hikaye anlatan bir zevk-savunmasız kahraman gibi arayış içinde olan ve vahşi. " okuyacaksınız..! diyor bir eleştirmen..


evcioğluHaber-15.11.2010

29 Ekim 2010

Türkiye, refah'ta sınıfta kaldı


Türkiye, refah'ta sınıfta kaldı

Türkiye, büyümeye ve artan milli gelire karşı dünya sıralamasında ortalamanın altında kaldı
EvcioğluHaber- HaberTürk'de yayımlanan bilgiye göre; Merkezi Londra'da bulunan uluslararası düşünce kuruluşu Legatum Institute 110 ülkenin yer aldığı Refah Listesini yayınladı. Yapılan analize göre Türkiye ortalamanın çok altında yer alarak 80'inci olabildi. Buna göre Türkiye bölgesinde (Ortadoğu, Kuzey Afrika) Fas, Ürdün, Sudi Arabistan, Tunus, Kuveyt gibi ülkelerin arkasından geliyor.


Legatum, listeyi oluştururken baz aldığı başlıklar hakkında da bilgiler verdi.
Sitede yer alan bilgiye göre, ekonomi, fırsat eşitliği ve girişimcilik, yönetim, eğitim, sağlık, kişisel ve ulusal güvenlik, kişisel özgürlük ve sosyal sermaye kriterleri dikkate alındı. Kurum her ülkeyi sekiz grupta değerlendirdi.


İŞSİZLİKTE 87'İNCİ
Ekonomi alanında 69'uncu sırada yer alan Türkiye hakkında "Yüzde 10'un altında olan enflasyonla ülke, global enflasyon ortalamasının altında bulunuyor" ifadesine yer verdi.
İşsizlik oranına da işaret eden Legatum, Türkiye'nin yüzde 11'lik işsizlikle 87'nci sırada bulunduğuna dikkat çekti. Araştırmaya göre nüfusun sadece yüzde 45'i içinde bulunduğu yaşam standartından memnun. Ayrıca halkın ekonomik memnuniyet beklentisi ve iş fırsatlarına yönelik beklentisi de ortalamanın altında yer alıyor. Öte yandan araştırmada, ekonomideki gelişmelere dikkat çekilerek, büyüme açısında sağlam temellere sahip olduğu ifade edildi. Türkiye'deki bankacılık sektörüne de dikkat çekilen araştırmada sektör performansının küresel ortalama olan yüzde 3.6'nın üzerinde olduğu bildirildi. Legatum göre, bankacılık sektöründeki performansa karşılık Türk halkının yarıdan daha azı ülke ekonomisine olan güvenini dile getiriyor.

Türkiye'nin alt sıralarda olduğu bir başka kriter ise kişisel ve ulusal güvenlik. Türkiye'nin 83. sırada yer aldığı bu kriter Legatum tarafından, devlet desteğiyle işlenen siyasi suçlar, iç savaş, toplulukların karşı karşıya olduğu sorunlar, gece korkmadan sokağa çıkabilme gibi alt kriterlerle ölçülüyor.

Refah Listesi'nin ilk sıralarında ise Norveç, Danimarka ve Finlandiya alırken, ABD 10, İngiltere 13 ve Almanya ise 15'incilikte yer aldı. Listenin son sırasında ise Zimbabwe yer aldı.



KATAGORİ SIRALAMASINA GÖRE TÜRKİYE:

KATAGORİ SIRA
Yönetim................................:51
Fırsat eşitliği ve girişimcilik...:53
Sağlık....................................:57
Ekonomi...............................:69
Eğitim...................................:82
Güvenlik...............................; 83
Kişisel Özgürlük....................: 95

İşsizlik..................................:87
Sosyal Sermaye....................:108

Genel Sıralama.....................: 80


110 ülkenin yer aldığı 'Refah' değerlendirilmesinde, Ülkemizde eflasyon iki rakamamın altına düştüğü halde, işsizliğin yüksek çıkıyor olaması, bankaların dünya ölçeğinin üstünde kar ediyor olması DİKKAT ÇEKİCİDİR.. Yukarıdaki tabloyu incelediğimizde; Kişisel Özgürlüklerin:95, Güvenlik :83, Eğitim:82 olduğu görülmektedir..
Bu durumun ekonomik gelişmelerin ve şirketlerin kar oranlarını artırıyor olmasına rağmen; toplumsal yaşamda karşılık bulmadığının bir göstergesidir.. Adalette de hala insanların özgürlük ve güvenlik konusundada geride olduğunu görüyoruz.. (EvcioğluHaber)


Kaynak:HaberTürk-Ekonomi.com

18 Ekim 2010

İki Tünel kazma hikayesi ve haberdende ilginç yorum

İki Tünel kazma hikayesi ve
haberdende ilginç yorum


EvcioğluHaber-İsviçre, Almanya ve İtalya’yı birbirine bağlayan 57 km’lik Gotthard tüneline geçen cuma günü son çekiç vuruldu. Tünel 15 yılda delindi.


İşte aramızdaki fark!Ancak; bundan 34 yıl önce kazılmasına başlandığı bildirilen 10 km’lik Ankara Ayaş Tüneli ise bitmeden samanlık yapıldı..
Vatan gazetesinin haberinde bildirildiğine göre;
ise iki örnek iki farkı ortaya koyulmaktadır..


Ayaş Belediye Başkanı Ali Başkaraağaç,

"Yapımına 1976’da başlanıp, bugüne kadar 21 hükümet eskiten ve yaklaşık 1 milyar dolar harcandığı iddia edilen Ayaş Tüneli kaderiyle başbaşa bırakıldı.
Vatandaşların samanlığı olan Ayaş Tüneli’nin tamamlanıp, projenin hayata geçirilmesi halinde Ankara-İstanbul arası mesafenin 146 kilometre kısalıp, 2 saate indirilmesi planlanmıştı. Ayaş’ın CHP’li Belediye Başkanı Ali Başkaraağaç, Çinli teknik heyetlere incelettirilen ve akibetinin ne olacağı merakla beklenen Ayaş Tüneli projesinin imkansız olmadığını, uygulanabilir olduğu yönünde rapor verildiğini hatırlattı."

"Türkiye’mizin güçlenmesi için bu tür yarım bırakılan projelerin tamamlanarak devam etmesi gerekmektedir. Yıllardır 2 bin 500 metrelik bölümü tamamlanamadığı için proje bekletilmektedir. Son 10 yıldır buraya bir çivi dahi çakılmadı. Bu yatırım tamamlanmayacaksa, neden bu kadar servet harcandı? Burası Ayaş’ın değil, Türkiye’nin yoludur." dediği belirtildi..

Daha da ilginç olanı ise; bu haberin yayımlandığı gazetede, habere ilişkin yapılan yorumlardır..

1.Yorumcunun habere ilişkin görüşü:
BOŞ VER TÜNELİ MÜNELİ, BASKETTE DÜNYA 2. Sİ OLDUK ASIL ONEMLİ OLAN O. SİZİN GİBİ MÜNAFIKLAR HEP KOTU TARAFLARIMIZI GORUYORSUNUZ.SANKİ TUNEL AÇMAK ZOR BİR ŞEY. İSTESEK 3 GUNDE AÇARIZ. İSTESEK ŞİLİ'LİLERİN 69 GUNDE KURTARDIGI İŞÇİLERİ BİZ 3 GUNDE KURTARIRDIK. AMA İSTEMEDİK.
2. Yorumcunun habere ilişkin görüşü:
Tünelden Samanlık Yaparız,/ Mirasımıza Hamallık yaparız/ Başaranı hor görür burun kıvırırız/ Fırsata İmkana mallık yaparız./

3.Yorumcunun habere ilişkin görüşü:
Turban meselesi daha önemli galiba ! Çünki hep birinci derecede görüşülüyor.

Değerli okuyucular; iki ayrı haber ve iki ilginç sonuç.. Ayrıca yorumcuların habere dair görüşleri..
Hiciv dolu yorumlar ..
Kendi adıma haberi hazırlayanların emeğine ve yüreğine sağlık diyorum ve yorumcularında yüreğine sağlık diyerek bu durumu sizinle paylaşmak istedim..
Unutulmaya yüz tutmuş neredeyse bizlerle yaşıt projeleri ve aktarılan milyar dolarlar düzeyinde harcanan ülke bütçesini hatırlamak ve hatırlatmak adına..

Kaynak:http://haber.gazetevatan.com/iste-aramizdaki-fark/335267/1/Gundem

16 Temmuz 2010

Ölümüzden bile korkuyorlar

Ölümüzden bile korkuyorlar


Adil YİĞİT

adilyigit@yahoo.de

Tanınmış Halk Ozanı Vicdani (Zeynel Abidin Sönmez-) , Hamburg’da yakalandığı Gırtlak kanseri hastalığından sonra akciğerleri de çalışamaz duruma düşünce yaşama yenik düştü ve aramızdan ebediyen ayrıldı.


Uzun zamandır yaşamla ölüm arasında dans eden sevgili bilge Ozan Vicdani dün sabahleyin saat 7.00 sularında Altona hastanesinde yaşama gözlerini yumdu.11 yıl önce geçirdiği bir ameliyat sonrası ses telleri önemli oranda kesilen „kanlı“ Maraşlı Zeynel Abidin Sönmez, (Ozan Vicdani)..


Türküleri ve deyişlerinin yanında yüzlerce anlam yüklü, şiirlerini "Yaşlandıkça Güzelleşen Aşk“ isimli kitabında topladı.


-O’nun yokluğunu, O’nu yakindan tanıyanlar çok arayacaklardır-


Dün sabah aniden rahatsızlanarak yaşama veda eden Ozan Vicdani’nin cenazesi için gerekli çıkış belgesi Hamburg Türk Konsolosluğunda bürokratik engellere takıldı.


Cenaze işlemlerini yıllardır Almanya genelinde yürüten tecrübeli şirket yetkilileri dahi Hamburg başkonsolosluğunun keyfi engel çıkartmasına bir anlam veremediler.


Siyasi mülteci statüsüne sahip olan Ozan Vicdani’ye 15.04.2010 tarihli Hamburg TC Konsolosluğu mühürlü Nüfus Cüzdanı verilmiş olmasına rağmen, cenaze işlemlerini yürüten şirkete, Hamburg Yabancılar Polisinin de ayrı bir çıkış belgesi vermesi şartı yok yere öne sürüldü.


Her saniyenin değerli olduğu, acılara boğulmuş, acılardan süzülüp gelmiş bir ailenin geride kalan fertlerine yapılacak en kötü zulüm ancak bu olabilirdi.


Hamburglu dostlarının yılların tecrübeleriyle kararlı duruşları sonuç vermişti. Sevgili Vicdani’nin cansız bedeninin Nurhak eteklerine yola çıkmasına artık hiçbir engel kalmamıştı.


Belediyenin kapalı olmasına rağmen Altona belediyesi yabancılar dairesi şefinin insani yaklaşımıyla istenen çıkış belgesi yazısının konsolosluğa hiçbir bürokratik engele gerek duyulmadan fax’lanmasıyla cenaze kısa bir gecikmeyle de olsa havaalanına ulaşabildi.


Ozan Vicdani’nin kendisi gibi senelerdir sürgünde siyasi mülteci olarak yaşamını sürdüren kardeşi Ozan Emekçi, cenaze töreninde yaptığı kısa bir konuşmada „ölülerimizden bile korkuyorlar“ diyerek konsolosluktaki gereksiz bürokratik engel çıkartmaya sitem ederek bir anlamda içindeki haklı tepkisini dışa vurdu.




Ozan Vicdani Kimdir?


01.01.1941 Maraş’ın Afşin ilçesi Keşanlı köyünde altı çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.


24.12.1978 kanlı Maraş katliamında ailesinden 16 kişiyi kaybeden, Babasının evi olaylar başladığında ilk yakılan ve talan edilen evdir. Babasını burada gözlerinin önünde kaybeder.


68liler devrimci kuşağından olan Ozan Vicdani, 12 Eylül 1980 faşist cuntası sonrası çeşitli kereler siyasi şubede gözaltılar ve işkenceler yaşar. Halk gecelerinde ve dost sohbetlerinde söylediği türkülerden dolayı uzun zaman aranır duruma düşer.


69 yaşında yaşama veda eden ozan Vicdani‘yi hemşehrileri, dostları ve yoldaşları Diebsteich Kilisesi salonunda yapılan sade bir törenle doğum yeri Afşin’e uğurladılar.


Hamburglu halk ozanları Aşır Özer ve Hazır’ın içten deyişleri eşliğinde Ozan Vicdani, sonsuzluğa giden yolda dostları arasında bir kutup yıldızı gibi akıp gitti. Törene ev sahipliği yapan Kürdistan Halk Evi inisiyatifindeki alevi dedesinin ve aile yakınlarının ülke gerçekliğini dile getiren kardeşlik ve insan sevgisini öne çıkartan duygusal sözleri katılanları biran da olsa geçmisle günümüz arasında git-gel ler yapmaya zorluyordu.


Sevgili Vicdani toprağın bol olsun.


http://www.hamburghaber.de/
"

28 Nisan 2010

Emekliliğe kolaylık geliyor "Yurt dışı Emeklilik"


Emekliliğe kolaylık geliyor
http://www.dostdanismanlik.com/v1/images/stories/sgk.jpg

SGK Yurt Dışı Başkanı Yılmaz'dan önemli bir açıklama

SGK Yurt Dışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Daire Başkanı Ataman Yılmaz'dan önemli bir açıklama...Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Yurt Dışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Daire Başkanı Ataman Yılmaz, Türkiye'de, yüzde 80'i Almanya'dan olmak üzere yaklaşık 250 bin 'emekli gurbetçi' olduğunu belirterek, 'Bu vatandaşlarımızın 1-2 yıl süren emeklilik işlemlerini birkaç aya düşürme çabasındayız' dedi.

Yılmaz, kurumuyla ilgili bir etkinliğe katılmak üzere geldiği Adana'da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türklerin yoğunlukta çalıştığı Almanya, Hollanda, Fransa ve Belçika gibi ülkelerle ikili sosyal güvenlik anlaşmaları bulunduğunu, bu kapsamda yurt içi ve yurt dışındaki çalışma sürelerinin birleştirildiğini bildirdi.

Türkiye'de yüzde 80'i Almanya'dan olmak üzere yaklaşık 250 bin 'gurbetçi emekli'nin bulunduğunu ifade eden Yılmaz, 'Almanya'dan emekli olup bu ülkeden bağlanan aylıklarını Türkiye'de alan 45 bin emekli var' dedi.

Yılmaz, Avrupa Birliği ülkelerindeki sigortalıların işlerini kolaylaştıracak çalışmalar yapıldığını, önümüzdeki yılın baharında Almanya'da konuyla ilgili yapılacak toplantıya Türkiye'nin de davet edildiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

'Türkiye AB'ye resmen üye olmasa da bu toplantıya katılacak. Bizim çalışmalarımızın özünü yurt dışı emekliliğindeki bekleme süresini en aza indirmek oluşturuyor. Çünkü, bir sigortalımızla ilgili yurt dışına gönderdiğimiz evrakın geri dönüşü en az 6 ayı buluyor. Bu nedenle 1-2 yılı bulan yurt dışı sigortalılık işlemlerini birkaç aya düşürme çabasındayız. Alman sigorta kuruluşlarıyla bilgisayar ortamında bağlantıyla belge alışverişi gerçekleştirebilmenin teknik altyapısının oluşturulacağını umut ediyoruz.'

MEVZUATI BİLMİYORLAR

Sosyal güvenlik mevzuatlarının bilinmemesinden yakınan Yılmaz, şunları kaydetti:

'Türkiye ve yurt dışında sigortalılık sürelerinin birleştirilmesi sigortalı için avantaj olmasına rağmen mevzuat bilinmediğinden yurt dışındaki sürelerini gizleyenler oluyor. Oysa, sigortalı bunu gizlemese hem Türkiye'den kısmi maaş alacak hem de Almanya'dan. Hatta, Türkiye'de tam sigortalılık hakkı edebilmek için borçlanma yapılmasıyla daha yüksek maaş alabilme imkanına da sahip olabiliyor.

Sigortalılık süreleri birleştirilirken her ülke kendisinde geçen hizmetle orantılı bölümüne aylık bağlıyor. Tabii ki kendi mevzuatına göre bu yapılıyor. Türkiye daha erken yaşta emekli ediyor, Avrupa'da ise 65 yaşına gelinceye kadar malulen olmadığı sürece emekli maaşı bağlanmıyor.'

http://haber.gazetevatan.com/

25 Nisan 2010

ABF : AKP TEHLİKELİ İŞLER YAPIYOR!...

ABF : ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

resim


A
KP TEHLİKELİ İŞLER YAPIYOR!...

  • DİYANET’İ RESMEN FETVA KURUMUNA DÖNÜŞTÜRÜYOR.
  • TÜRKİYE’Yİ İRANLAŞTIRIYOR.
  • HALKI AYRIŞTIRIYOR.

Basına ve Kamuoyuna

AKP hız kesmiyor.

Freni patlamış kamyon hızıyla ülkemizi şeriata doğru götürüyor.

Anayasa Tartışmaları, Başkanlık Sistemi, Yargı’ya Müdahale Tartışmaları sürerken, bu toz-duman içinde hükümet, sessiz sedasız, “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevlerini düzenleyen kanun’da” önemli değişiklikler içeren bir tasarıyı TBMM’de komisyondan geçirdi. Muhalefet partileri de buna onay verdi.

Bu yasa tasarısı Meclisten geçerse, şunlar olacak:

DİB Türkiye’nin en büyük KİT’i olacak ve doğrudan Başbakan’a bağlı olacak,
  • Diyanet İşleri uzmanı, uzman yardımcısı, imam-hatip ve müezzin-kayyımlar dışında, uzman imam-hatip, baş imam-hatip, baş müezzin, kuran kursu öğreticisi, kuran kursu uzman öğreticisi, kuran kursu baş öğreticisi gibi yeni kadrolar oluşturulacak.
  • İl ve ilçe müftülüklerinde, ihtiyaca göre şube müdürlükleri kurulacak,
  • Başbakanlık müşavirliklerinin sayısı on beş’e çıkartılacak.
  • Türk Diyanet Vakfı ile doğrudan organik ilişkiler kurularak kamu görevlilerinin bu vakıfta çalışabilmesinin önü açılacak.
  • DİB, Dini Yayınlar Döner Sermaye İşletmesi’nin sermayesi yirmi katına çıkartılacak,
  • DİB’na bağlı tüm personel’e dokunulmazlık sağlanacak, görevleriyle ilgili bir suç işlemeleri halinde, amirinin izni olmaksızın yargılanamayacaklar.
  • Din İşleri Yüksek Kurulu, istek üzerine görüş bildirmek yerine, bundan böyle karar verebilecek.
  • Başbakanlığın havalesine gerek kalmaksızın, bundan böyle, eserleri dini bakımdan doğrudan inceleyip mütalaa verebilecek,
  • Kendilerince hatalı ve noksan buldukları eserleri Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile toplatıp imha edebilecekler. Resmi anlayış dışındaki hiçbir İslam yorumuna izin vermeyecekler. Kenan Evren gibi kitaplar yakabilecekler.

Ve daha bir çok şey.

DİB büyüyor.

Yetkileri genişliyor.

Parası, kadrosu artıyor.

Biz Aleviler başta olmak üzere, ülkemizin, demokratik, laik, çağdaş, ilerici, solcu, sosyalist insanları; “din devletten, devlet dinden elini çeksin, laik bir devlette böyle bir kurum olmaz, devlet dini örgütleyemez, finanse edemez, kullanamaz ve aynı zamanda din de devletten beslenemez, laik devletin olanaklarını kullanamaz. Bu kurum lağvedilmelidir.” derken ve bunun için mücadele ederken; AKP, herkese inat “alın size yeni Diyanet” diyor.

Bu, tehlikeli bir durumdur.

Bu, İran’a benzeme çabasıdır.

Bu, şeriata doğru giden yolda “alıştıra-alıştıra” atılan adımlardan biridir.

Ne Almanya’da muhalefet, muhalefet olabilseydi, ne de İran’da… Ne Hitler iktidar olabilirdi, ne de Humeyni.

Halihazırda namaz vakitlerinde çarşılarda, bütün dükkanlar kepenklerini kapatmak zorunda kalıyorlarsa, yarın aynı şey, devlet daireleri, okullar ve kışlalar da da olacaktır.

Eğer örgütlenmezsek, eğer güçlerimiz birleştirmezsek, eğer mücadele edip direnmezsek, ya türban giyip takke takacağız ya da kendimize yeni bir ülke arayacağız.

Bu uzak bir olasılık değil, yarın gibi yakındır. Halkımızı, bu gerçeği bir kez daha görmeye, tedirgin olmaya, uykusuz kalmaya davet ediyoruz.

Saygılarımızla.21.04.2010

Ali BALKIZ

Alevi Bektaşi Federasyonu

Genel Başkanı


24 Şubat 2010

Yunanistan’daki önlemlere tepki şiddetleniyor

Yunanistan’daki önlemlere tepki şiddetleniyor

Yunanistan’daki önlemlere tepki şiddetleniyor

Yunanistan’da kamu çalışanlarının, ülke borcunu ve bütçe açığını azaltmak için harcamalarda kısıtlamaya gideceğini açıklayan Başbakan Yorgo Papandreu’ya olan tepkisi şiddetleniyor. Ülkede bugün son bir ay içindeki ikinci büyük grev gerçekleşiyor.

HAYALET ŞEHİR ATİNA'DAN GÖRÜNTÜLER

Bloomberg haber ajansından yayımlanan bir haberde, ülke borcu sorunuyla baş etmek için kamu sektöründeki harcamalarını azaltacağını açıklayan Atina hükümetine kamu çalışanlarından büyük bir tepkinin geldiği ve ülkede bugün son bir ay içindeki ikinci büyük grevin gerçekleşeceği belirtildi.

Yunan işçi sendikaları bugün ulaşım, medikal ve eğitim hizmetlerini durduracak. Hava trafiğini kontrol edenler, gümrük ve vergi dairelerinde çalışanlar, tren sürücüleri ve devlet hastanelerinde çalışan doktorlar ve devlet okullarında görev yapan öğretmenler bugün maaşlarının azaltılmasını, yeni işe alımların durdurulmasını ve ikramiyelerin kesilmesini ön gören politikalara karşı çıkmak için iş bırakacak.

Ülkede gazetecilerde greve katılırken, bugün hiç haber yayımlanmayacak.

“KRİZİ BİZ YARATMADIK”

Yunanistan’ın özel sektör işçi sendikalarından biri olan GSEE’nin Başkanı Yannis Panagopoulos, “Sokaklara dökülen halk, hükümete ve özellikle Avrupa Birliği’ne kendi ihtiyaçlarının piyasaların isteğinden çok daha önemli olduğu mesajını vererek ‘krizi biz yaratmadık’” diyecek değerlendirmesini yapıyor.

Ülkede 10 Şubat’ta yaklaşık 500 bin kamu çalışanı tek günlük bir grev yapmış, GSEE ile güçlerini birleştirip 2 milyon kişinin katıldığı bir eylem gerçekleştirmişti.


YATIRIMCILAR KORKUYOR

Bloomberg’deki haberde, yatırımcıların Yunanistan’ın şu anda gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 12.7’sine denk gelen bütçe açığını yüzde 8.7’ye indirme hedefine ulaşamayacağından korkuttukları, bu yüzden de ülkenin devlet tahvillerinin değer kaybettiği belirtildi.

Atina hükümetinin bu yıl 72 milyar dolar değerinde devlet tahvili ihraç etmesi gerekiyor. Bu da ülkenin GSYİH’sinin yüzde 20’si gibi bir orana denk geliyor.

Yunanistan’ın kendi borcunu ödeyemeyip, euro bölgesinin diğer üyelerinin yardımıyla kurtarılacağına yönelik endişeler, dünya genelindeki borsaları da sarstı.


YUNAN TAHVİLLERİ DEĞER KAYBEDİYOR

Kredi derecelendirme kuruluşları, Aralık ayında ülkenin kredi notlarını düşürmelerinin ardından, Atina hükümetinin üç yıllık bütçe planının bir an önce belirlenmesi gerektiği konusunda uyardı.

Son olarak kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, ülkedeki dört büyük bankanın kredi notunu, BBB-‘ye indirdi. Fitch, bankaların finansman maliyetleri ve kârlılıkları konusunda endişe taşıması nedeniyle böyle bir karar verdiğini açıkladı.

Bu gelişmenin ardından Yunanistan devlet tahvilleri değer kaybetmeye devam etti. 10 yıllık devlet tahvillerinin faizi sabahki işlemlerde 7 baz puan yükselerek yüzde 6.49’a çıktı.

Diğer yandan, dün Yunanistan Komünist Partisi’yle bağlantılı bir grubun Atina borsasının iki girişini de kapayıp, eylem yaptı. Dün 1.8 oranında düşen Atina borsası, bu yıl yatırımcılarına toplamda yüzde 12 oranında zarar ettirek ve Batı Avrupa’daki borsalar arasındaki en kötü ikinci performansı sergiledi.


LİDERLER SORUNUN FARKINDA

Bloomberg, liderlerin de Yunanistan’da devam eden sorunun kıtanın ortak para birimi euroya zarar verdiğinin farkında olduğunu belirtti.

Son günlerde euronun kaderini belirleyecek kadın lider olarak gösterilen Almanya Başbakanı Angela Merkel, 22 Şubat’ta Hamburg’da yaptığı bir konuşmada, “Yunanistan konusunda, Atina hükümetine elimizden gelen desteği vermeliyiz” dedi.

Yunanistan’ın Ta Nea gazetesinde yayımlanan bir haberde ise, Avrupa Komisyonu’nun Atina hükümetine, çalışanları işten çıkarmak haricinde başka çözümler bulması gerektiğini belirtti dile getirildi.

http://www.hurriyet.com.t

14 Şubat 2010

İşçi Sınıfı Neden Devrim Yapamaz?.





İşçi Sınıfı, Neden Devrim Yapamaz?.
Demir Küçükaydın kullanıcısının resmi
Demir KÜÇÜKAYDIN
Tam da Tekel işçilerinin direnişiyle kendine sosyalist diyenlerin moral buldukları şu anda İşçi sınıfının neden devrim yapamayacağından söz etmek pişmiş aşa su katmak gibidir.

Bizim derdimiz ise pişmiş aşa su katmak değil, piştiği sanılan aşın pişmediğini ve böyle pişemeyeceğini göstermektir.
Başlıktaki önermeyi daha da genelleştirelim. Sınıflar devrim yapamazlar.
Ya da bu önermeyi şöyle bir ifade daha doğru ve dakik olacaktır: devrimleri sınıflar yapmazlar ve de yapamazlar.
Devrimler için sınıflar gerekli değildir. Sınıfsız toplumlarda da devrimler olur.
Devrimler üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin o günkü biçimine uygun yeni bir üstyapının kuruluşlarıdırlar.
Marks’ın ifadesiyle: “İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder.” Ama böyle değişiklikler sınıfsız toplumlarda da olur.
Diyelim ki avcılık ve toplayıcılığa dayanan komünden, bitki ve hayvanların ehlileştirilmesine dayanan köy komününe geçiş de bir devrimdir (ki bu devrimin bayramıdır Kurban bayramı ve gerçeğe yakın bir tasviridir bu devrimin Kurban Bayramı söylencesi)
Ama bu devrim hiç de sınıf mücadeleleri biçiminde gerçekleşmemiştir. Çünkü sınıflar yoktur.
Diğer bir ifadeyle Tarih Öncesi’nde de devrimler olmuştur. Bir bakıma mitolojiuler e kimi peygamberler bu devrimlerin hikayelerini anlatırlar.
Zaten tanımı gereği, sınıflara dayanan bir devrim teorisi olamaz, çünkü sınıfsız toplumlarda da devrimler olur ve onlarda sınıflar yoktur.
Öte yandan sınıflı toplumlar tarihi göstermektedir ki, sınıflar ve onların mücadeleleri devrimlere yol açmaz, genellikle çöküşlere yol açar, toplumsal çatışmalara yok açar ama sınıflar sınıf olarak devrim yapmazlar.
Klasik tarihte, yani beş bin yıl boyunca sınıfların hiçbir yerde devrim yaptığı görülmemiştir. Ezilen sınıfların zaman zaman iktidara geldikleri görülmüşse de (Karamıtalar, Taipingler) bunlar, yıktıklarının bir benzerini kurmaktan öteye gidememişler; yeni bir toplum düzeni, yani bir topluluk tanımı yapmayı başaramamışlardır.
Modern tarihte isi, burjuvazinin ve İşçilerin devrim yaptığını söyleyecektir. Klasik Marksist burada.
Ama işçilerin yaptığı Ekim devrimi ayrı bir topluluk tanımı yapmamış, sadece burjuvazinin aydınlanma ile yaptığı tanıma dayanan bir devrim yapmaya, ama bunu işçiler eliyle yapmaya kalkmıştır.
Burjuva devrimlerini ise burjuvazinin yaptığı ayrıca tartışılmaya ve yeniden araştırılmaya değer.
Aydınlanma devrimini Paris’in donsuzları yapmıştır,ama donsuzlar olarak değil, yurttaşlar olarak,ya da insanlar olarak. Burjuvazi bu devrime daha başından her adımda ihanet etmiş ve tıpkı Mekke eşrafının İslam’ı ele geçirmesi gibi ele geçirmeye çalışmış ve ele geçirerek Muaviye benzeri bir Ulusçuluk gericiliği kurmuştur. Aydınlanma devriminin Muaviye’si Napoleon’dur. İşçilerin yaptığı Aydınlanma devriminin Muaviye’si de Stalin’dir.
Aydınlanma dini, tıpkı Emeviler döneminin İslam’ı gibi, yayılmasını, gerici biçimi içinde (Uluslar ve ulusçuluk biçiminde) gerçekleştirmiştir.
Ama konuyu dağıtmamak için burada keselim ve sınıflı toplumlarda sınıflar ve devrimler ilişkisine yeniden bakalım.
Elbette devrimleri sınıflı toplumlarda var olan düzenden çıkarlı olmayan ezilenler yaparlar. Gayrı memnunluk devrimci olmanın ilk şartıdır. Bu anlamda bütün devrimleri alt sınıfların yaptığından söz edebiliriz.
Ancak alt sınıflar sınıf olarak devrim yapamazlar. Devrim yapabilmeleri için yeni bir topluluk (din, üstyapı) tanımlaması yapmaları, yeni bir din kurmaları, o günkü üretim ve ekonomi ilişkilerine uygun yeni bir dini savunmaları gerekir.
Bunu şöyle ifade edebiliriz. Köleler köle olarak isyanlar etmişlerdir fakat devrim yapamamışlardır, ama köleler, Hıristiyan olduklarında, Hıristiyanlar olarak bir devrim yapabilmişlerdir. Hıristiyan olmak için ise Köle olmak gerekmez.
Mekke’nin plepleri particilere, yani Kureyşli asillere karşı bir mücadele içindeydiler ve İslam bir anlamda ve başlangıçta onların partisiydi. Ama onlar birer plep olmaktan çıkıp bu partiyi yeni bir dine dönüştürdüklerinde, yani plepler Müslüman olduklarında bir devrim yapabilmişlerdir. Ama Müslüman olmak için plep olmak gerekmez.
Modern devrimi ne Donsuzlar ne de işçiler yapabilmiştir. Donsuzlar ve İşçiler, aydınlanmacı veya demokrat olduklarında devrim yapabilmişlerdi.
Sınıflı bir toplumda, verili bir topluluk veya din veya toplum biçimi içinde, ezilen ve egemen sınıfların mücadelesi elbette veridir. Bu mücadelenin aracı partiler ve tarikatlardır. Partiler ve tarikatlar devrim yapamazlar.
Devrim o parti veya tarikatlar, onları bir parti veya tarikat olmaktan çıkaracak, bir din yapacak bir mutasyon geçirdiklerinde, yani yeni bir dine, yeni bir topluluk tanımına, yeni bir üstyapı tasavvruna dönüştüklerinde devrim yapabilirler.
Örneğin Hıristiyanlık, Yahudilik içinde bir tarikat olarak kalabilirdi diğer yüzlercesi gibi, ama Yahudi olmayanları da kapsayıp, yeni bir topluluk tanımına geçtikten sonra yeni bir din olup bir devrim başarabilmiştir. Tarikat,yani bir Parti, yani bir sınıf mücadelesi aracı olarak kalsaydı, diğer yüzlerce benzeri gibi yok olup giderdi.
O halde bundan günümüze ilişkin çıkarılacak sonuç şudur:
İşçi sınıfı sınıf olarak devrim yapamaz!
Tıpkı köleler veya plepler, köle ve plep olarak nasıl devrim yapamadılarsa; köle ve plep partilerinde örgütlendikleri sürece yapamadılarsa, İşçiler de işçiler olarak, işçi partilerinde, sosyalist partilerde örgütlenerek devrim yapamazlar. Evet çıkarlarını savunabilirler, bir sınıf mücadelesi verebilirler ama devrim yapamazlar. Çünkü Partiler, var olan dini ya da topluluğun nasıl belirlendiğini tartışmaz, o topluluk içinde bölüşümü tartışırlar.
Ancak yeni bir dinin paradigması bu ufku aşabilir,
İşçi sınıfı ancak, yeni bir dinin kuruluşuna giriştiğinde devrim yapabilir.
Bu günkü dünyanın ilişkileri, tıpkı Muhammet’in İbrahim’e dönmesi ve geleneği yozlaşmalardan arındırması gibi, Aydınlanma’nın programına ve ideallerine bir geri dönüş gerektirmektedir.
Aydınlanma, komün ve uygarlık dinlerinin, yani soyların ve “inançların” topluluğu tanımladığı bir dünyada doğmuş ve onları bir özel ve politik ayrımı aracılığıyla topluluğun tanımlanmasından dışlayarak topluluğu tanımlamıştı. Yani kendisinin din olmadığı söyleyen bir din olarak ortaya çıkmıştı.
Bu din daha doğarken kendi içinde bir karşı devrim geçirdi ve ulusçuluk biçimindeki gerici biçim bu dine egemen oldu.
Bu nedenle bugün, ulusların ve ulusal devletlerin tüm dünyayı kapladığı buna karşılık, dünya ticaretinin ve üretimin kıyaslanamayacak ölçüde globalleştiği bir çağdayız. O halde, Aydınlanma’nın tanımını bugünkü dünyaya göre yeniden yapmak gerekmektedir. Bu tanm aydınlanmanın ilk tanımını (Yani “inançların” ve soyların hiçbir politik anlamının olmaması) da içermeli ama onu aşmalıdır.
Bunun tek biçimi, tıpkı eski dönemin soyları veya dinleri gibi bu günün uluslarının da politik olandan dışlanması, ulusal aidiyetin özel bir sorun olarak tanımlanması olabilir.
Yani İnsan Hakları Bildirgesini bir de ulusları da kapsayacak şekilde genişletmek gerekmektedir.
Yani ulusları ve ulusal devletleri yıkma, ulustan olmayı bütünüyle kişilerin özel bir sorununa indirgeme çağrısı; bir insanlık topluluğu tanımı yapılmalıdır.
Diğer bir deyişle, işçiler İnsan oldukları takdirde, tıpkı Roma’nın kölelerinin Hıristiyan oldukları, Mekke’nin Pleplerinin Müslüman oldukları takdirde devrim yapabilmeleri gibi, devrim yapabilirler.
Elbet her işçi biyolojik bir varlık olarak insandır. Burada kastedilen bu değildir.
Her hangi bir ulustan olmanın hiçbir politik anlamı olmamasını savunanlar, uluslara ve ulusal devletlere karşı savaşanlar ancak insan olabilirler.
Diğer bir ifadeyle, işçiler her hangi bir ulustan olmanın politik bir anlamı olmamasını savunduklarında; ulussuz olma hakkını savunduklarında; daha somut olarak uluslara ve ulusal devletlere karşı bir “Kutsal savaş” başlattıklarında, İnsan olduklarında; işçi olarak değil İnsan olarak mücadele ettiklerinde devim yapabilirler ve var olan toplumun en iyi kalp ve beyinlerini kendi saflarına kazanabilirler.
İşçiler, sadece kendi ekonomik ve sınıfsal çıkarları için değil; tüm yeryüzünde yeni bir düzen için mücadele ettiklerinde devrimci olabilirler ve devrim yapabilirler.
Bu önermeler, bugün dünyada İşçi Sınıfı’nın nasıl devrim yapabileceğini gösterir.
Ama bugünkü Türkiye’ye gelirsek var olan somut mücadeleler içinde bu görev şöyle tanımlanabilir.
Türkiye de işçiler, tutarlı demokratlar olduklarında, yani ulusun tanımından her türlü dil, din, soy, tarih belirlenimini dışladıklarında; ulusu böyle tanımlamaya karşı tanımladıklarında Türkiye’de bir demokratik devrim yapabilirler.
Türkiye’de sosyalistler eğer bir demokratik devrime öncülük etmek istiyorlarsa, öncelikle kendilerinin demokrat olmaları ve işçilere demokrasiyi “tebliğ” etmeleri gerekmektedir.
İşçilerin sınıf mücadelesinin kıçına hayranlıkla bakıp, en gericisinden ırkçı bir ulus anlayışıyla tanımlanmış bir devlette sosyalizm kurmaktan söz etmek, egemen sınıflar arasındaki mücadelede basit bir piyon olmaktan başka bir sonuç vermez.
*
Türkiye’nin sosyalistleri eğer dünya çapında bir sosyalist düzen içir mücadele etmek istiyorlarsa önce, dünyadaki işçilere insan olma uluslara ve ulusal devletlere karşı savaş çağrısı yapmalıdırlar. Bu çağrıyı yapmayan her çaba var olan ulusal devletlerin savunusu ve onlar arasındaki çatışmaların bir piyonu olma sonucunu verir.
Şimdiye kadar olan anlayış ve strateji ters yüz edilmelidir. Şimdiye kadar olan şöyledir: Her biri ulus ilkesin göre belirlenmiş devletlerin sosyalistleşmesi ve sonra bir sosyalist cumhuriyetler birliği kurularak giderek bir dünya cumhuriyetine ulaşmak.
Yani önce Sosyalist sonra İnsan olmak.
Ne teorik kavramlar ne de yaşanan deneyler bunun olmadığını ve olamayacağını göstermiştir.
Yapılması gereken ve izlenmesi gereken strateji tam da bunun tersidir. Önce uluslara karşı savaş ve bir dünya cumhuriyeti, sonra Sosyalizm.
Yani işçiler önce İnsan olmalıdırlar Sosyalist bir toplumda yaşayabilmek ve işçi olmaktan kurtulabilmek için.
Yani önce İnsan sonra Sosyalist olmak.
Bu gün Türkiye’deki (ve Dünyadaki) sosyalistler ne Demokrattır ne de İnsan.
İnsanların ve Demokratların görevi öncelikli görevi İnsan ve Demokrat olmayan bu sosyalistlere karşı mücadele etmektir.
Sosyalistler çözümün değil problemin bir parçasıdır bugün.
Çünkü onlar İnsan veya Demokrat değil, Türk’türler (Kürt, Alman, Amerikalı, Çinli).
Tıpkı işçiler gibi. İşçiler Türk işçileri ve Türk olmaktan çıkmadan ne Demokrat ne de İnsan olabilirler.
***********

Not: Konuya farklı bir bakış açısıyla yaklaşılan yukarıdaki yazı ile, "Bu yazı bence aynı zamanda Aleviler Neden Özgürleşemez? Kürtler Neden Kendi Kaderini Tayin Edemez? Femistler Neden Kadın Meselesinde Başarılı Olmaz sorularınında cevabını içermektedir. Veya Şöyle söyleyelim 'Yeni Bir Sol Harkete Neden Yeni Olamaz' " diyen Uğur TÜRE arkadaşıma, bu yazıyı iletmesinden ötürü teşekür ediyorum.
H.ATA

Kaynak: http://www.koxuz.org/

12 Şubat 2010

TEKEL EYLEMİNE YURTDIŞINDAN DESTEK

TEKEL EYLEMİNE BİR DESTEKDE YURTDIŞINDAN GELDİ

"Durumunu Kavramış İnsanı nasıl durdurabilirsinki?"











Almanya Tersane İşçileri Sendikası, Emekçi kardeşleriyle dayanışma adına Ülkelerinden kalkıp, Tekel işçilerinin hakları için, 58 gündür verdiği mücadelelerinin yanında olduklarını bildirmek için geldikleri öğrenildi..

"Emekçilerin kazanımılarının kendilerinin kazanımı olduğunun bilincinde oduklarını, bir kezde Türkiye'de işçi kardeşlerinin yanına gelerek durumu yakından görerek yanyana olduklarını ve takipçisi olacaklarını anlatmaya geldiklerini,

Buradan ülkelerine döndüklerinde de bu mücadelenin peşini bırakmayacaklarını, takipçisi olup; uluslararası platforma taşıyacaklarını bildirdikleri öğrenildi.
Tekel işçileriyle birlikte "Durumunu kavramış insanı nasıl durdurabilirsinizki?" yazılı pankartlarıyla, sakarya cadesinde meşaleli yürüyüşede katıldılar..

KESK ve DİSK Tekel işçileriyle dayanışmasını sürdürüyor.

Akşam saatlerinde yüksel cadesinde toplanan (KESK ) Kamu Emekçileri Konfederasyonuna bağlı emekçiler ile DİSK'e bağlı işçiler, ellerinde meşalelerle yoğun bir katılımla, Tekel işçilerinin eylem çadırlarının bulunduğu
TÜRK-İŞ Genel Merkezi önüne yürüdüler..

TÜRK-İŞ Genel Merkezi önünde bir konuşma yapan KESK Genel Başkanı Sami EVREN, konuşmasında "Tekel işçilerinin mücadelelerini, kendi mücadeleleri olarak kabul ettiklerini, bu mücadelenin başarıya ulaşması için kendilerininde bütün gücüyle çalıştıklarını" söyledi.
"Kimsenin kuşkusu olmasınki; mu mücadele başarıya ulaşacaktır.
Hatta; şu ana kadar bile bile başarıya ulaşmıştır.. Çünkü; 4/C eski 4/C değil, 4/B eski 4/B değildir.. Emekçilerin mücadelesi, AKP'yi geri adım attırmıştır " dedi.
"KESK olarak diyoruzki; İşçilerde bizim, kamu emekçileride bizim, küçük esnafta bizim. Tüm mağdurların sorunları bizim sorunumuzdur. Bu sorunların çözümü için var gücümüzle mücadeleye devam edeceğiz." dedi.

KESK Başkanının konuşmasına, eylemcilerde "Direne,direne kazanacağız.", "Yaşasın sınıf dayanışması", "Gün gelecek, devran dönecek. AKP halka hesap verecek" sloganlarıyla destek verdiler.

Konuşmanın ardından, Tekel işçilerinin sözcüsü, KESK ve DİSK'e, kendilerine verdikleri desteklerinden dolayı teşekür ederek, memnuniyetlerini ifade eden konuşmanın ardından, destek için gelen emekçiler eylem alanından ayrıldılar...

(Haber: H. ATA)

ALMANYA İŞÇİ SENDİKALARININ DESTEK FOTOĞRAFLARI
Fotoğraf: H.Gazi TEKİN