ölçülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölçülü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2010

Belgesel Arsivi VİDEO ve haber

Belgesel Arsivi VİDEO ve HABER

EvcioğluHaber- İnternette dolaşırken tesadüfen denk geldiğim ve gerçekten yararlı olduğuna inandığım bilgiler ve kapitalizmin doğayı ve insanı nasıl sömürdüğünün ve çölleştirdiğinin ortaya konduğu ve cözüm önerilerinin de anlatıldığı bir platform ile karşılaştım..

Showcase


Hem burada izlediğiniz videoyu izledikten ve diğer bazı açıklamaları okuduktan sonra birde; aşağıda link adresi verilen siteyi ziyaret etmenizi istiyorum.. Orada yaşanan tartışmala rıda okuma ve inceleme imkanı bulacaksınız.. Sizlerinde bu tartışmalara olumlu veya olumsuz katkılarınız mutlaka olacaktır..
Ancak; kesinlikle bundan sonra bazı konulara farklı bakmaya başlayacaksınız..! Düşünce pratiği açısından kesinlikle yararlı olacaktır..!

Bakın ne söylemişler;
*****************************

Günümüzdeki en büyük sorun, sisteme uyum sağlayan kitlelerdir. Örneğin bir bebek doğduğu zaman SEVGİ, ADALET vs. duygularla dünyaya gelir. Fakat seneler içerisinde bu acımasız sistem ona etik davranırsa hayatta kalamayacağı fikrini aşılar.
Bu gibi yanlış düşüncelerle büyüyen insanoğlu, bu sistemi gerçek olarak kabul eder ve ondan başkasını hayal edemez. Bu grubun amacı tamda burada, Zeitgeist mesajını yayarak, sistemin insanlara gerek medya, gerek eğitim, gerekse diğer propaganda unsurları ile pompalamış olduğu kalıpları kırmasına, özgürleşmesine, gözlerinin açılmasına yardımcı olmak,
Venüs Projesi ile gelecekteki dünyanın nasıl olabileceğini, insanların birbirini ezmeden, birbirleri ile savaşmadan da yaşayabileceğini göstermektir.

****************************
"Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak, sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."

Jiddu Krishnamurti.
***********************
Evet; Bilinçli bir şekilde hatta eğitilerek hastalıklı ve birbirine düşman bir toplum yaratılmaktadır.. Oysa; insanların birbirini ezmeden ve birbiri ile savaşmadan da yaşayabileceği bir dünya mümkün aslında.. Yeterki, bunu gerçekten tüm insanlar istesin... YAŞANAN SAVAŞLARA BAKTIĞIMIZDA DÜNYA HALKLARININ HİÇ BİR ÇIKARI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR..
Diğer taraftan ise emperyalizm hangi kılıkla gelirse gelsin.. Bu bazen ve çoğunrlukta bizim dostumuz olarak gelir.. Bazen bize yardım etmek için gelmiş gibi görünür.. Hangi şekilde gelirse gelsin...! Depremde yardıma bile gelse; organlarımızı çalmak için gelmektedir.. Nerede kar varsa ? orada doğal kaynaklar ve enerji vardır.. Ve orada savaş vardır.. Başka adlarda yaşanan zulümler vardır halkların yaşadığı.. Kendi isteği dışında, sadece o coğrafyada dünyaya geldiği için.. Onca katliam ve kan ve göz yaşı.. Buna engel olmak kolay olmayacak ama; mümkündür..
İlgili sitenin adresi ise şu şekilde;
http://www.zeitgeisthareketi.net/jml/belgesel-arsibi.html buradan ulaşabilirsiniz..

EvcioğluHaber
19.07.2010



3 Haziran 2010

NAMUSLU, YİĞİT ADAM, BÜYÜK SANATÇI; ORHAN KEMAL











"NAMUSLU, YİĞİT ADAM,
BÜYÜK SANATÇI; ORHAN KEMAL "

Orhan Kemal, ölümünün 40. yılında Orhan Kemal Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen bir törenle anıldı.
****************************

NİSAN 1970’de eşi Nuriye Hanım ile Bulgaristan’a gider Orhan Kemal…
O günlerde “Murtaza”nın ikinci cildi üzerine çalışmaktadır.


03.06.2010
*******************************************

O günlerde “Murtaza”nın ikinci cildi üzerine çalışmaktadır.
Dosyanın üzerine: “Önemli Not! Bu dosyada Murtaza’nın ikinci cildini yürütecek olan müsveddelerle, 47. sayfaya kadar tape edilmiş bölüm vardır. Tape edilmiş bölüm üç nüshadır. Geziden dönüşte devam edilecektir. (Tabii kısmetse… ki elbette kısmettir.)” yazar.

Maalesef dönemez…

2 Haziran’da son nefesini verir.
Aradan kırk yıl geçer…
Neler olmaz ki aradan geçen kırk yılda…
Adına bir roman armağanı düzenlenmeye başlar…
Adı caddelere, kütüphanelere verilir.
Kitapları yabancı dillere çevrilir.
Adına bir müze açılır…
Altı torunu daha dünyaya gelir.
Bulgaristan’a giderken 13 yaşında olan oğlu Işık, kimya mühendisi olur, evlenir...
Kitapları 100 Temel Eser arasına girer…
Raşit Kemali “Romantik, süslü, ölçülü, uyaklı” şiirlerini Bursa Hapishanesi’nde aynı koğuşta kaldıkları Nâzım Hikmet’e okumaya başlar.
Birkaç dize okumuştur ki Nâzım’ın sesi duyulur: “Berbat”
Bir başka şiiri okumaya başlar Raşit Kemali…
Birkaç dize sonra tekrar duyulur Nâzım’ın sesi “Rezalet”
Nâzım “…bütün bu laf ebeliklerine, hokkabazlıklara, affedin tabirimi, ne lüzum var? Samimiyetle duymadığınız şeyleri niçin yazıyorsunuz? Bakın, aklı başında bir insansınız… Duyduklarınızı, hiçbir zaman duyamayacağınız tarzda yazıp komikleşmekle kendinize iftira ettiğinizin farkında değil misiniz?” der Raşit Kemali’ye…
Sonraki günlerde bir roman müsveddesini görünce de öğrencisine “Bırak şiiri miiri birader, hikaye yaz, roman yaz sen” der Nâzım…
İşte ondan sonra peş peşe gelir hikayeler, romanlar…
Arada şiir de yazmaktan alamaz kendini…
Hapishaneden çıkacağı sabahın gecesinde ustasının gözlerinin dolmasına neden olan şiirini yazar –o günlerde Yürüyüş dergisinde çıkan bir öyküsünde kullanılan adıyla- Orhan Kemal…
“Unutabilir miyim seni hiç?
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
hikaye şiir yazmayı
ve erkekçe kavga etmeyi senden!”
Sonra, ver elini İstanbul…
Üst üste yayınlanır kitapları.
Rahat etmiş midir Orhan Kemal, peki?
Rahat etseydi yakın dostu Fikret Otyam’a yazar mıydı?
“… İki buzdolabı alıp yarı fiyatlarına satarak dört aylık ev kirası borcumla, uçan kuşlara olan borçlarımı temizledim. Yani yüzde yüz faizle borçlanıp, bütün borçlarımı koordine ettim gibi bir şey… Ne sinema, ne de gazetelerde roman üzerine iş. Durum bombok. Türkiye’den hicreti bile düşünüyorum. Dünyanın hiçbir tutunmuş romancısı, dünyanın hiçbir yerinde bu vaziyete düşmez. Düşerse hapse düşer, yoksa işsiz kalmaz, bırakılmaz…”
Hayat sigortası yaptırıp, intihar etmek ister miydi?
Sigortadan alınacak parayla borçlar ödenecektir, düşüncesine göre…
Orhan Kemal’in yazın hayatına girişinin 30. yılı nedeniyle Gen-Ar Tiyatrosunda düzenlenen gecede yakın dostu Yaşar Kemal şunları söyler: “Orhan, demir gibi huyu olan, yılmayan, sevmekten ve yazmaktan bıkıp usanmayan, insanlar azıcık mutlu olsunlar diye, hiçbir şeyini esirgemeyen, bütün gönlünü ve gücünü hiçbir karşılık düşünmeden veren büyük, usta bir sanatçıdır. Milletler Orhan Kemal huyunda namuslu, iyi, sevgi dolu insanlar var, diye millet olurlar. Bu namuslu yiğit adamın büyük sanatçı olması da cabası…”
Ekmeğini kalemiyle kazanan Orhan Kemal’in kitaplarını “çok satanlar” listelerinde göremezsiniz. Ama “her zaman satanlar”dadırlar.
Ölümünden üç ay kadar önce oğlu Kemali’ye bazı notlar aldırır. O notlardan bir bölümle veda edelim. Çünkü az sonra Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesinde Orhan Kemal’i anma ve roman armağanı töreni var, geç kalmayalım. Konuklar da gelmeye başladı… Rıfat Ilgaz, Arap Talat, Yelfe İhsan, Edip Cansever, Sait Faik, Buyrukçu, Fahir Öngör, Haldun Taner, İflahsızın Yusuf, Muzaffer Bey, Güllü, Kemal, Mustafa, Murtaza, Cemile, Nedim Ağa, İflahsızın Memet, Cevdet Kudret Yanardağ, Aslan Tomson…
“Eşe dosta selam. İnandığım doğruların adamı oldum. Böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.”


‘SANKİ ORHAN KEMAL ELİMDEN TUTTU’
Orhan Kemal, ölümünün 40. yılında Orhan Kemal Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen bir törenle anıldı.Törende, bu yıl 39. kez verilen Orhan Kemal Armağanı’na “Şeytan Minareleri” adlı yapıtıyla değer görülen Hidayet Karakuş’a da ödülü verildi.
Işık Öğütçü, “Romanında gerek dilde ulaştığı düzey, gerekse ele aldığı toplumsal kesimleri romana başarılı şekilde uyarlayarak gerçek bir dramı bize unutturmayan Hidayet Karakuş’u, ailemiz adına kutluyorum. Umudun, direncin ve mücadelenin yazarı Orhan Kemal’in bu anlamlı ödülüyle, yazın alanında daha büyük başarılara ulaşacağına inanıyorum” dedi.
Turhan Günay ise Orhan Kemal’in kitaplarını okumadan, sosyoloji, iktisat ve edebiyat tarihinin yazılamayacağına vurgu yaptı.
Orhan Kemal’in yakın dostlarından Erol Şadi Erdinç de anılarını paylaştı: “Murtaza, tıpkı Cervantes’in ‘Don Kişot’u kadar önemli bir yapıttır. Orhan Kemal’le aynı havayı solumuş, dostluğunu kazanmış olmak, onunla ilgili anılarımı sizlerle paylaşmak bile benim için büyük onur.”
Nazım Öğütçü de, babası Orhan Kemal’in ölümünün üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen eskimediğini, Türk halkının da onu unutmadığını belirtti. Nazım Öğütçü’nün elinden ödülünü alan Hidayet Karakuş da, öğretmen okulunda okurken Orhan Kemal’in kitaplarıyla tanıştığını belirterek, “Sahneye çıkarken sanki Orhan Kemal elimden tutuyordu. O günlerden sonra Orhan Kemal gibi yazmayı kendimde bir görev bildim” dedi.


http://www.evrensel.net/