Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2010

FİDEL; KÜBA'LI SAĞLIKÇILARI KARŞILADI


FİDEL; KÜBA'LI SAĞLIKÇILARI KARŞILADI

Havana, 18 Ağustos 2010 (Prensa Latina) Küba Devrimi lideri Fidel Castro, Bolivya'da görev yaptıktan sonra Küba'ya dönen Moto Mendez Dayanışma Tugayı üyesi sağlıkçıları Havana Uluslararası Havalanında karşıladı. Sağlıkçılar Bolivya'daki engelliler üzerinde psikolojik ve klinik genetik araştırma yaptıktan sonra adaya döndüler.

Tugay üyesi 213 sağlıkçıyı kutlayan Fidel Castro, her birisine "Stratejik Zafer" adlı son eserinin imzalı bir kopyasını verdi.

Havaalanında sağlıkçılara hitap eden Fidel, Bolivya'daki zorlu koşullara göğüs gerdikleri için tüm ekibi tebrik ederken, enternasyonalist görevlerini başarıyla tamamladıklarından ötürü bir kez daha kutladı:

"Çok zor durumlarla karşılaştığını biliyorum. Kör ve sağır insanlarla iletişim kurmaya çalıştınız. Hayatlarında bir tek ışık görmemiş, tek bir ses duymamış insanlara hayatı anlatmaya çalıştınız. Diğerleri gibi mutlu olmayı, şarkı söylemeyi ve diğer insanlarla temas etmeyi, kısaca yaşamayı gösterdiniz onlara."

Castro sözlerine şöyle devam etti:

"Yardım elinizi uzattığınız insanlar, çok çile çekmiş olan insanlardı. Onların sizin yardımlarınıza karşılık olarak size verdikleri mutluluğun değeri dünyalara değişilmez. Siz her şeye rağmen insanlığın cömertlik ve iyilik timsali olabileceğinin yaşayan örneklerisiniz."

Fidel Castro bazı tugay üyelerinin yakın zamanda Ekvador'a gideceğini belirtirken, bu ülkede de benzer sağlık faaliyetlerinin sürdüğünden bahsetti.

Fidel sözlerine şöyle son verdi:

"Küba olarak bizim gücümüz Venezuela, Bolivya, Ekvador ve Nikaragua'daki 800 bin insana ücretsiz sağlık hizmeti sunarak onlara mutluluk sağlamaya yetti. Bizim yaptıklarımız bütün dünya halklarının yapabileceklerinin yanında okyanusta bir damladır. Yine tek bir kuruş talep etmeden..."


Kaynak:

http://www.plturkce.org/index.php?yazi_id=4590

19 Temmuz 2010

Hastalıklı toplum ve UYUM

"Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak, sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."

Jiddu Krishnamurti

Belgesel Arsivi VİDEO ve haber

Belgesel Arsivi VİDEO ve HABER

EvcioğluHaber- İnternette dolaşırken tesadüfen denk geldiğim ve gerçekten yararlı olduğuna inandığım bilgiler ve kapitalizmin doğayı ve insanı nasıl sömürdüğünün ve çölleştirdiğinin ortaya konduğu ve cözüm önerilerinin de anlatıldığı bir platform ile karşılaştım..

Showcase


Hem burada izlediğiniz videoyu izledikten ve diğer bazı açıklamaları okuduktan sonra birde; aşağıda link adresi verilen siteyi ziyaret etmenizi istiyorum.. Orada yaşanan tartışmala rıda okuma ve inceleme imkanı bulacaksınız.. Sizlerinde bu tartışmalara olumlu veya olumsuz katkılarınız mutlaka olacaktır..
Ancak; kesinlikle bundan sonra bazı konulara farklı bakmaya başlayacaksınız..! Düşünce pratiği açısından kesinlikle yararlı olacaktır..!

Bakın ne söylemişler;
*****************************

Günümüzdeki en büyük sorun, sisteme uyum sağlayan kitlelerdir. Örneğin bir bebek doğduğu zaman SEVGİ, ADALET vs. duygularla dünyaya gelir. Fakat seneler içerisinde bu acımasız sistem ona etik davranırsa hayatta kalamayacağı fikrini aşılar.
Bu gibi yanlış düşüncelerle büyüyen insanoğlu, bu sistemi gerçek olarak kabul eder ve ondan başkasını hayal edemez. Bu grubun amacı tamda burada, Zeitgeist mesajını yayarak, sistemin insanlara gerek medya, gerek eğitim, gerekse diğer propaganda unsurları ile pompalamış olduğu kalıpları kırmasına, özgürleşmesine, gözlerinin açılmasına yardımcı olmak,
Venüs Projesi ile gelecekteki dünyanın nasıl olabileceğini, insanların birbirini ezmeden, birbirleri ile savaşmadan da yaşayabileceğini göstermektir.

****************************
"Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak, sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."

Jiddu Krishnamurti.
***********************
Evet; Bilinçli bir şekilde hatta eğitilerek hastalıklı ve birbirine düşman bir toplum yaratılmaktadır.. Oysa; insanların birbirini ezmeden ve birbiri ile savaşmadan da yaşayabileceği bir dünya mümkün aslında.. Yeterki, bunu gerçekten tüm insanlar istesin... YAŞANAN SAVAŞLARA BAKTIĞIMIZDA DÜNYA HALKLARININ HİÇ BİR ÇIKARI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR..
Diğer taraftan ise emperyalizm hangi kılıkla gelirse gelsin.. Bu bazen ve çoğunrlukta bizim dostumuz olarak gelir.. Bazen bize yardım etmek için gelmiş gibi görünür.. Hangi şekilde gelirse gelsin...! Depremde yardıma bile gelse; organlarımızı çalmak için gelmektedir.. Nerede kar varsa ? orada doğal kaynaklar ve enerji vardır.. Ve orada savaş vardır.. Başka adlarda yaşanan zulümler vardır halkların yaşadığı.. Kendi isteği dışında, sadece o coğrafyada dünyaya geldiği için.. Onca katliam ve kan ve göz yaşı.. Buna engel olmak kolay olmayacak ama; mümkündür..
İlgili sitenin adresi ise şu şekilde;
http://www.zeitgeisthareketi.net/jml/belgesel-arsibi.html buradan ulaşabilirsiniz..

EvcioğluHaber
19.07.2010



17 Temmuz 2010

KÜBA TARİHİ (Bir Halkın Anatomisi)


git
Yazar: José Canton Navarro
Çeviri: Gözde Kök, Ali Somel
Yazılama sıra no: 8
Dizi: Küba ve Latin Amerika
Kapak: Gökçe Erbil
Sayfa sayısı: 440
Ebatı: 13.5 x 21 cm

KÜBA TARİHİ (Bir Halkın Anatomisi)
Yazar: José Canton Navarro

Küba yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada büyük ilgi çeken bir ülke. Ancak bu ada ülkesine ilişkin bilgimizi yokladığımızda, Fidel Castro, Ernesto Guevara (Che) ve arkadaşlarının destansı mücadeleleri dışında oldukça büyük boşluklar olduğunu görürüz. Moncada Kışlası’na saldırı, Granma yatıyla gerçekleştirilen tarihi çıkarma, devrimin zaferi ve sonrasında ABD’ye karşı verilen mücadele... Sağlık, eğitim alanında elde edilen büyük kazanımlar...

Ancak Küba tarihi bunlardan ibaret değil. Fidel ve arkadaşlarını zafere götüren yolda ada halkı büyük çileler çekti, büyük başkaldırılara imza attı. Küba’da adını Marx ve Lenin’in yanına yazdıran José Marti’nin ve diğer özgürlük savaşçılarının bağımsız bir Küba için yürüttükleri çok uzun bir süreye yayıldı. Navarro’nun kitabını okuduğunuzda Kübalıların neredeyse hiç ara vermeksizin hep zalimlere, sömürücülere, işgalcilere karşı mücadele içinde olduğunu görüyorsunuz.

İspanyolların 15. yüzyılda Amerika’nın keşfiyle birlikte yerleşerek sahiplendiği Küba’nın yerlilerinin aynı işgalciler tarafından nasıl yok edildiğinin, İspanyol sömürgeciler içerisinde kimilerinin nasıl İspanya’ya kafa tutarak Kübalılaştığının, Afrika’dan getirilen kölelerin zaman içinde nasıl özgürleştiğinin, ABD’nin bağımsızlık için yürütülen mücadeleden yararlanarak adayı nasıl kendi kontrolü altına aldığının öyküsü, diğerler tarihsel olaylarla birlikte, Küba Komünist Partisi’nin Parti Okulu’nda da hocalık yapan Navarro’nun kitabında yer alıyor.

Son sayfayı çevirdiğinizde Kübalıların ABD emperyalizmine şimdiye kadar nasıl direndiğinin de yanıtını bulmuş oluyorsunuz. örgütlü bir halkı hiçbir gücün yenemeyeceği, yalnızca bir slogan değilmiş...


http://www.yazilama.com/

27 Haziran 2010

SPOR TESİSİLERİ VE BAZ İSTASYONLARI İÇİÇE


SPOR TESİSİLERİ VE BAZ İSTASYONLARI İÇİÇE..


İşte bu görüntülere aldanmayın; Üzerinde Türk bayrağı var diye aldanmayın.. Onun altında BAZ İSTASYONU var.. Orası Mamak-Saime Kadın Semtindeki; Ankara'nın en güzel yürüyüş parkurunun bulunduğu ve her gün yüzlerce insanın sabah sporu yaparak sağlıklı kalmak için orada buluştuğu yerdir..

Fotoğraflardan da görüleceği gibi, bir tarafında Türk Bayrağı ve diğer tarafında Mamak Belediyesinin logosu bulunan kamuflenin altında "dev bir Baz İstasyonu."..

Sağlıklı kalmak için spor yapan genç-yaşlı tüm insanlara, Kanser yapan Kanserojen madde yaymaya ve hasta etmeye devam ediyor..

Ah! o güzel ve temiz insanlarımız ise; kendilerine karşı, sırf para için kurulan tuzağın farkında değiler..
Uzmanlar her gün basında, tv.ler de, toplantılarda canı pahasına insanları aydınlatmak için çırpınmaktadırlar.. Ancak; paradan başka hiç birşey düşünmeyen ve gözünü hırs bürümüş kapitalistler ve onun işbirlikçileri ise; oturduğumuz binaların üstlerine kadar baz istasyonu kuruyorlar..

Sizlere bir örnek daha vereceğim; Anıtkabirin hemen karşısında kurulu bir spor tesisi var.. Adı, Anıttepe Spor Tesisleri.. Oradada her sabah, binlerce insan sağlıklı kalabilmek için yürüyüş ve çeşitli sporlarını yapmaktadırlar.. Bu spor tesisinin üç ayrı noktasında da baz istasyonu vardır.. Dışarıdan bakıldığında sanki spor tesisinin reklam direği ve panosu gibi görülen bu yer yine kamufilaş yapılmış; Baz İstasyonlarıdır..

Yani; aldanmayın...!

Kesinlikle yapılabilecek mutlaka bir şeyler vardır.. Bu durum, bazen elektrik direği, bazen bina üzerinde baca gibi karşımıza çıkarlar... Ama, bilmelisinizki; insanların tamda yaşam alanlarıyla içiçe girmiş bu tesisler, bizlerin sağlığını tehdit ettiği gibi.. Çocuklarımızın sağlıksız bir geleceğe doğru yol alırken, bizlerin seyrediyor oluşu.. düşündürücüdür.. Onları büyütürken, hasta olduğunda acaba kaç kez gece uykularımızı bölerek kalkıp; hastaneye götürmek için telaş içinde koşuşturmadık.. geleceğimiz olan çocuklarımızı bebekken gösterdiğimiz hassasiyeti neden şimdi göstermiyoruz..?

ÖNEMLİ NOT; Ankara'nın bir semtinde oturan bir vatandaş; dört katlı binasının üzerine, BAZ İSTASYONU kurdurur... Hem de, Turcell, Avea ve Vodefon Telefon operatörlerının hepsinin bazını çatıya diktiriyor.....!

KENDİSİNE ŞÖYLE BİR SORU YÖNELTİM: *-Bey efendi, en üst daire de sen ve çocukların oturuyor.. Diğer dairelerde de kardeşlerin ve kiracıların oturuyor.. Peki! değermi 15.000 dolar için bu insanların hayatını riske atmaya ? dediğimde.. İfadesi aynen şöyle idi..

*-Bazcı Şahıs: 15.000 dolar değil 45.000-dolar.. Üç operatöründe bazını kurdurdum.. Yaydığı iddia edilen radyasyona gelince; Araştıttırdım..! O baz istasyonlar, alttaki dairedeki yaşayanlara zarar vermiyorlarmış....!?

*- Ya nereye veriyorlarmış.?

*-Bazcı Şahıs: binanın karşısındakilere zarar veriyorlarmış..

*-Peki.! Karşıdaki komşuların çocuklarının ve kendilerinin sağlığı ne olacak.. Onların sağlığını bozmuyormu..? dediğimde aldığım cevap çok daha dikkat çekiciydi....!

*-Bane ne onların sağlığında.. Hasta olurlarsa olsunlar.. Ben alacağım paraya bakarım..

*****

Buyurun, sağlıklı kalın.. Bir de çevremizde çıkarcı ve menfaatçi para düşkünü insanlar varken; Hiç birşey yapmadan nasıl sağlıklı kalınacak..? Hep birlikte düşünmek zamanı değilmidir.. ?

Aşağıda bir kaç örnek fotoğraf lütfen inceleyin.... Ne kadar ustaca kamufle edilmek suretiyle süslenmiş,, Değerli Mahsuni Şerif'in türküsünde söylediği gibi; "Gül boyanmış karayılan" misali...

Güzel günlerde görüşmek üzere ...!

27.06.2010-pazar
EvcioğluHaber

*********************************************************













21 Mayıs 2010

Muğla'daki olaylar İzmir'e sıçradı

Muğla'daki olaylar İzmir'e sıçradı

http://www.haberciniz.biz/images/other/ankara-universitesi-dtcfde-olaylar-cikti-ankara-20100312A12030C8-01.jpg
fotoğraf: haberciniz.biz.com

21.05.2010

T24 - Kurt´un hastane bahçesinde bekleyen yakınları ve arkadaşları zaman zaman Kürtçe ve Türkçe sloganlar atarken, kendilerine tepki gösteren öğrencilerden Tıp Fakültesi Öğrencisi İbrahim Apak´ı darp etti.


Muğla'da çıkan öğrenci olaylarında tabancayla yaralanıp kaldırıldığı İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi´nde beyin ölümü gerçekleşen Şerzan Kurt´un (21) sağlık durumunun aynı şekilde devam ettiği bildirildi. Kurt´un hastane bahçesinde bekleyen yakınları ve arkadaşları zaman zaman Kürtçe ve Türkçe sloganlar atarken, kendilerine tepki gösteren öğrencilerden Tıp Fakültesi Öğrencisi İbrahim Apak´ı darp etti. Apak, araya girenlerin yardımıyla öfkeli kalabalığın elinden güçlükle kurtarıldı.

Muğla'da büyük gerginlik

Muğla´da geçen 11 Mayıs´ta karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylarda tabancayla vurulan Şerzan Kurt´un dün saat 10.30 sıralarında tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi´nde beyin ölümünün gerçekleştiği açıklanmıştı. Kurt´un Batman´da görev yapan sınıf öğretmeni babası Ömer Kurt, kendisine teklif gelmeden oğlunun organlarını bağışlamış, ancak sağlıklı bir otopsi gerçekleştirilemeyeceği gerekçesiyle organ bağışına savcılıkça onay verilmemişti. Kurt´un İzmir´e getirildiği günden bu yana hastane bahçesinde bekleyen yakınları ve arkadaşları tıbben ölümün gerçekleşmesini beklerken, bugün zaman zaman gerginlikler yaşandı.

Yaklaşık 300 kişi hastane bahçesinde

Hastaneden çıktığında Türkçe ve Kürtçe slogan atan Kurt´un yaklaşık 300´e yakın arkadaşı ``Faşizme geçit yok'' pankartları ve Kurt´un fotoğraflarını asıp tepkilerini dile getirdi. Kurt ve ailesine sahip çıkan arkadaşları ile kendilerine tepki gösterenler arasında zaman zaman arbede ve kovalamaca yaşadı. Bugün sabah saatlerinde dersten çıkan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi İbrahim Apak, eylemci gruba tepki gösterince darp edildi. Vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan Apak, araya girenler tarafından öfkeli kalabalığın elinden güçlükle kurtarılıp uzaklaştırıldı.

Arkadaşları gergin

öğlen saatlerinde de yine aynı şekilde hastane bahçesinde bekleyen gruba tepkisini dile getiren iki kişi ile Kurt´un arkadaşları arasında kovalamaca yaşandı. Ancak bu iki kişi izlerini kaybettirerek olay yerinden ayrılmayı başardı.

Kovalamacanın ardından bir süre slogan atan yakınları ve arkadaşları, daha sonra hastane bahçesindeki bekleyişlerine devam etti. Bu arada İzmir Emniyeti Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ekipleri de hastane bahçesindeki güvenlik önlemlerini artırdı. Beyin ölümü gerçekleşen Kurt´un sağlık durumunun aynı şekilde devam ettiği, tıbben ölümünün beklendiği kaydedildi.


http://www.t24.com.tr/

18 Mayıs 2010

Uzun süre oturmak tansiyonu tetikliyor




Uzun süre oturmak tansiyonu tetikliyor









T24-
Uzmanlar, rahat bile olsa sürekli bir koltukta oturmanın metabolizmayı yavaşlattığını ve yüksek tansiyon ile diyabete neden olduğunu açıkladı.

Uzmanlara göre, öğle tatillerinde ya da eve gittikten sonra spor yaparak incelmeye çalışan insanlarda bu çabaları, zayıflamaya ve sağlıklı olmaya “çok minik” bir etki yapıyor.

Çünkü; çalışırken sürekli oturan insanların metabolizmaları yavaşladığı için, az kalori yakıyorlar. Bu da tansiyon ve diyabet için zemin hazırlıyor.

http://www.t24.com.tr/

12 Mayıs 2010

Ekolojik sistem çökmek üzere!

T24- BM tarafından yayınlanan bir raporda, "devletlerin hemen harekete geçmemeleri halinde, biyolojik çeşitliliği sağlayan ekolojik sistemlerin çökme riskiyle karşı karşıya olduğu" bildirildi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, BM'de açıklanan raporun önsözünde, sağlıklı bir gezegen ve insanoğlunun sürdürülebilir geleceği için yeni bir biyolojik çeşitlilik vizyonuna ihtiyaç olduğunu belirtti.


Ban, biyolojik çeşitlilik kaybının kökenindeki nedenlerle mücadele etmek için tüm karar alma mekanizmalarında ve ekonomik sektörlerde biyolojik çeşitliliğin korunmasına özel öncelik verilmesi gerektiğini kaydetti.


Bilimsel verilere dayanan raporda, dünya liderlerinin küresel, ulusal ve yerel düzeyde biyolojik çeşitlilik kaybı oranını düşürmeye yönelik verdikleri sözleri tutmadıkları belirtildi.


Dünyada hayvan ve bitki çeşitlerinin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu ifade edilen raporda, özellikle kurbağa ve diğer amfibilerin (hem karada hem de suda yaşayanlar) yok olma riskindeki grubun başında geldiği, mercan kayalarının en hızlı yok olan tür olduğu ve tüm bitki türlerinin neredeyse dörtte birinin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu bildirildi. Raporda ayrıca Amazon yağmur ormanlarının ve tatlı su göllerinin hızla azaldığından da bahsedildi.

Rapor, tüm bu olumsuz gelişmelerin nedenleri arasında "çevre kirliliğinin, iklim değişikliğinin, kuraklığın, ormanların yok oluşunun, ruhsatsız ve fazla avlanmanın ve yangınların" geldiğini vurguladı.

Rapor eylül ayında, 192 üyeli BM Genel Kurulunun üst düzey toplantıları sırasında ele alınacak.


BM, 2010 yılını "Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı" olarak kabul etmişti. (Cnntürk)


http://www.t24.com.tr

21 Nisan 2010

Binlerce yıllık şifa kaynağı

21 Nisan 2010 Çarşamba 16:01

Binlerce yıllık şifa kaynağı

Lokman Hekim’in sağlık iksiri zeytin ve zeytinyağı ile sağlıklı lezzetler hazırlamak için özel üretim yapan dükkanlarda, mis kokulu zeytinler ve zeytinyağları bulmanız mümkün.
Bizim evde üç öğün zeytinyağı tüketilir. Sofraya her zaman bir kase içinde zeytin konulur, yemeğin tadı öyle çıkar. Dedemin zeytinliğinden el emeği göz nuru ile sofraya gelen mis gibi zeytinyağı ile... Uzun süredir birçok restoranda yemek servisinden önce zeytinyağı ve ekmek servisi yapılmaya başlandı. Bir zeytinyağı sevdalısı olarak bundan büyük memnuniyet duymaktayım. Bir de yanında nefis salamura, kalamata, çizik, kırık zeytinler geldi mi, o zaman değmeyin keyfime! Zafer, akıl ve barış simgesi zeytin ağacının narin dallarından dökülen zeytinler ve bu zeytinlerden çıkan zeytinyağının gücü uygarlık tarihi boyunca kanıtlanmış…

Günümüzde zeytinyağı elde edebilmek için bu kültürün yayılmasında öncü rol oynayan Giritliler’in usulü hala baki. Elle toplama ya da silkme yöntemlerine devam ediliyor. Bu altın sıvıyı üretmek için zeytinler üç basit aşamadan geçiliyor. Zeytin, kabuğu patlatılarak sıkılıp hamur haline getiriliyor, preslenip hamurundan yağ çıkarılıyor. Son olarak ayırma, yani yağı bitkisel sulardan arındırma işlemi gerçekleştiriliyor. Eski Mısır’da, Anadolu’da zeytin çuvallarının iki çubuğa bağlanarak kendi eksenleri etrafında döndürülmesinden, ahşap presler, mermerden oyulmuş silindirlere kadar birçok sıkma, yağ çıkarma yöntemleri kullanıldı. Tarihte ve mitolojide zeytin ve zeytinyağının sağladığı şifa ile ilgili birçok hikaye mevcut.

Sağlık iksiri

Zeytin ağacı ve zeytinyağı kültür tarihine ilişkin yapılan çalışmaların hiç birinde adı geçmeyen Anadolu’nun talihi değişiyor gibi görünüyor. Urla’daki antik Klazomenai kentinde yapılan arkeolojik çalışmalarda, 2500 yıllık tarih gün ışığına çıktı ve İyonlar'ın M.Ö. 10’uncu yüzyılda kurdukları antik kent Klazomenai’de gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, zeytinyağı üretimi konusunda çok çarpıcı bulgular elde edildi. Bu da Klazomenai’nin bir zeytinyağı cenneti olduğunu ortaya çıkarıyor.

40 bin yıldır yeryüzünde bulunan ve neredeyse 8 bin yıldır yetiştirilen zeytin ağacının sağlımıza düşündüğümüzden daha çok katkısı var.

Lokman Hekim’in egzama, ses kısıklığı, gözleri kuvvetlendirmek, genç kalmak için hazırladığı merhemlerin ana maddesi zeytinyağıydı. Yeni doğmuş bebeklerde beyin gelişimi için 1/6 oranında gerekli olan linoleiklinolenik asit oranı, zeytinyağında yüksek seviyede olduğundan, bebek bekleyen ve emziren annelerin beslenmesine en uygun yağ zeytinyağı.

Kan basıncını düzenlemede olumlu etkisi olduğu gibi, zeytinyağı ile yapılan zengin bir diyet şeker hastalığının oluşumu için de önleyici ve geciktirici etki sağlıyor. Kanser, karaciğer ve bağışıklık sistemi hastalıkları ve yaşlanmayla ilgili olarak günde 25 miligram fenolik madde alımı, bu hastalıkların oluşumunu ciddi derecede azaltıyor. Sadece iki yemek kaşığı sızma zeytinyağında 10.5 miligram fenolik madde mevcut. Reflü oluşumunu engelleyip, midenin hareketini yavaşlatarak gıdaların içerisindeki faydalı bileşiklerin ince bağırsaktan daha yavaş geçmesi sonucu, daha iyi emilmeleri için yeterli zamanı yaratıyor.

Lokman Hekim’in sağlık iksiri zeytin ve zeytinyağı ile sağlıklı lezzetler hazırlamak için özel üretim yapan dükkanlarda, mis kokulu zeytinler ve zeytinyağları bulmanız mümkün.

Zeytinyağı satın alırken

Asit oranı, üretim ve son kullanma tarihi belirtilmeyen yağlardan uzak durun.

Yağın hangi bölgeden geldiğine dair bilgi sahibi olmaya özen gösterin. Cam şişede ya da uygun tenekelerde satılan zeytinyağlarını tercih edin ve serin, karanlık bir yerde muhafaza edin. Zeytinyağlı, zeytinli mis kokulu sağlıklı bir yaşam dileğiyle…

MİLLİYET

15 Nisan 2010

Muayene ücretinde sevindiren haber

Muayene ücretinde sevindiren haber
15.04.2010 Perşembe

Danıştay 10’uncu Dairesi, aile hekimliği muayenesinde 2 TL’lik katılım payı alınmasına ilişkin hükmün yürütmesini durdurdu.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) açtığı davada, aralarında aile hekimliği muayenesinde 2 TL’lik katılım payı alınmasına ilişkin düzenlemenin de bulunduğu bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istenmişti. Davayı görüşen Danıştay 10. Dairesi kararında, “Aile hekimliğince verilen muayene dahil sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasının doğal sonucu olarak aile hekimlerince verilen hizmetten katılım payı alınmasına da hukuki olanak bulunmamaktadır” denildi.


http://www9.gazetevatan.com/muayene-ucretinde-sevindiren-haber/299980/41/Saglik

8 Nisan 2010

Tomografi Hiroşima gibi!

Tomografi Hiroşima gibi!
Vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar

Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar

İNGİLİZ Sağlık Bakanlığı önceki akşam çok kritik bir karara imza atarak sağlıklı

1 tomografi 442 röntgene bedel

Yayınlanan raporda sık tomografi çektirenlerin vücutlarındaki birikmiş radyasyon seviyesinin II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarından kurtulanlarla eş seviyede olduğu belirtildi. Sıradan bir röntgen vücudu görüntülemek için tek bir ışın gönderirken tomografide daha detaylı bir görüntü elde etmek için art arda birçok ışın gönderiliyor. 2009 sonunda California Üniversitesi’nde görevli Prof. Rebecca Smith-Bindman’ın 1.119 kişiyi inceleyerek yürüttüğü araştırmada tek bir tomografinin 442 göğüs röntgenine ve 74 mamografiye (meme röntgeni) eş oranda radyasyon yaydığı ortaya çıkmıştı. Uzmanlar tomografideki bu riske karşın MR’ın hiçbir yan etkisi olmadığı konusunda görüş birliğine vardı. MR çekimleri sırasında sadece radyo dalgaları kullanılıyor. Bunlar da insan sağlığına zararsız.

Etkileri 30 yıl sonra ortaya çıkar

* Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

“Türkiye’de bir çok insan tomografi çektiriyor. Hastaya x ışınlarının yani radyasyonun verilmesi kansere sebep olan şeydir. Bunlar vücutta kalıcı olduğu için yok edilemez. Hiç şikayeti olmayan bir kişiyi teşhis edelim diyerek tomografiye sokulmaz. İnsan tomografi çektirdiği anda kanser olmuyor. 30 ya da 40 yıl sonra ortaya çıkıyor.”

* Prof. Dr. Murat Kınıkoğlu

“Diğer tetkiklere göre üstün yönleri var ama kanser riskini artırması büyük bir dezavantaj. Baş ağrısı nedeniyle tomografiye giren 10 bin hastadan birinde beyin tümörü çıkıyor. Zararlı madde X ışınıdır. Tomografilerde, basit röntgen tetkiklerinden 50-200 kez daha fazla X ışını alınır. Küçük yaştakilerde ve hamile kadınlarda radyasyona bağlı kanserojen etki daha çoktur.” kişilerin vücut tomografisi çektirmesine yasak getirdi. Bu yasağa gidilmesine gerekçe olarak tomografi sırasında yayılan ve vücuda nüfuz eden radyasyon oranının çok yüksek olması gösterildi. Tomografi çektirmek geçen yıllarda osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı ve diyabet gibi hastalıkları önceden tespit edebildiği için sağlık uzmanları tarafından sıklıkla tavsiye ediliyordu. Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi.

VATAN DIŞ HABERLER
07.04.2010 Çarşamba

4 Nisan 2010

Sigara ve Sağlık !

Sigara ve Sağlık !

İnsan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldırabiliriz! Bu; mümkündür....

http://forum.zevzek.com/uploads/post-28442-1134565382.jpgFotoğraf:
http://forum.zevzek.com/uploads/post-28442-1134565382.jpg

1- Zararsız sigara var mı?

Hayır. Sigaranın hiçbir türü zararsız değildir ve insan sağlığına zarar verdiği halde satışına ve reklamına izin verilen yegane ticari mal sigaradır.

2- Az sayıda sigara içmek zararsız olabilir mi?

Hayır. İçilen her sigaranın insan sağlığına zarar var. Otopside, az sayıda sigara içenlerin akciğerlerinde bile bozukluklar saptanmıştır. Öte yandan sigara içenlerin büyük bölümü az sayıda sigara içmeyi başaramaz.

3- Sigaranın sağlığa zarar vermesi ne kadar süre sonra olur?

Sigaranın sağlık üzerine olan zararları sigaranın içildiği anda başlar. Sigara dumanı ağız, dil, boğaz, yemek borusu, nefes boruları, akciğerler ve mideye doğrudan ulaşır. Dumanın içinde bulunan zararlı maddeler de saniyeler içinde kalp, beyin, kan damarları, böbrekler, mesane gibi pek çok organa ulaşır ve zarar verir.


NOT: Domuz kanı tartışmalarıyla yeniden gündeme gelen sigarada, yaklaşık 50 tanesi kansere yol açan 4 binin üzerinde zehirli kimyasal madde bulunuyor.

Sigara akciğer kanseri, kalp hastalıkları, bronşit ve amfizem gibi pek çok ciddi ve ölümcül hastalığa yol açıyor.

Sigara içmek, ayrıca birçok kansere, solunum hastalığına ve felce neden oluyor.

Siğara ve Sağlıkta 20 soru/cevap

Yönetici

27 Mart 2010

'Ulaşım haktır, satılamaz' mitingi yapıldı

'Ulaşım haktır, satılamaz' mitingi yapıldı

A.A.

27.03.2010-cumartesi


Bazı siyasi partilerle sivil toplum örgütleri Kızılay'da düzenledikleri mitingle şehir içi ulaşım ücretlerine yapılan zammı protesto etti.

Halkevleri, KESK, ÖDP, TKP'nin çoğunluğunu oluşturduğu miting, Kolej Kavşağı'ndan yürüyüşle başladı. Yürüyüş boyunca "Gökçek elini cebimizden çek", "Ulaşımda soyguna son", "Gökçek gidecek, dertler bitecek" şeklinde slogan atan katılımcılar, Kızılay Meydanı'na açılan Ziya Gökalp Caddesi üzerinde toplandı.

Bazı sanatçıların verdiği kısa konserin ardından, Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Başkanı Ali Çetin bir konuşma yaptı. Konuşmasında, şehir içi ulaşım ücretlerine yapılan zamlarla ilgili yasal girişimlerini anlatan Çetin, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, mahkeme ulaşım fiyatlarını düşürdüğünde mahkemeyi suçladığını, mahkeme kararıyla bu geri alınınca da "Zammı ben yapmadım, o yaptı" şeklinde vatandaşı aldattığını iddia etti. UKOME üyelerinin de "Gökçek'in her dediğine el kaldırdığı"nı iddia eden Çetin, bu bürokratlar hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek'in sadece ulaşımda değil, doğalgaz, metro gibi konularda da başarısız olduğunu savunan Çetin, "Gökçek, sadece ulaşımda değil, doğalgazda da beceriksizlik ve temel bir kamu hizmetinin nasıl bir soyguna dönüştürüleceğinin örneklerini verdi" ifadesini kullandı. Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gökçek, ucuz ulaşım hakkı talep eden bizleri 'komünistlikle', Başbakanı ise 'illet" olmakla suçlamaktadır. 'Bedava ulaşım nerede var?' diye sormaktadır. Bedava sağlık, bedava eğitim, bedava ulaşım, yani temel ihtiyaçların bedava olduğu bir başka sistem var. Biz başka bir dünyanın mümkün olduğunu biliyor ve istiyoruz. Sizler istemez misiniz her gün soyulmak yerine parasız sağlık, parasız eğitim ve parasız ulaşım hakkını? Bunu yapamazlarmış. Biz yapabiliriz. Bunun mümkün olduğunu biliyoruz, Dikili'ye baksınlar, sembolik fiyatla temel hizmet nasıl veriliyor, görsünler. Küba'ya baksınlar, parasız eğitim, parasız sağlık nasıl oluyor görsünler. Üstelik son derece kısıtlı bütçelerle. Ama bunlar göremezler, çünkü yürekleri sağır, bunlar göremezler, gözleri dolar yeşilinin ışığında kör olmuş, bunlar bilemezler, beyinleri kafataslarının içinde değil, başkalarının ellerinde." Üniversiteliler adına konuşan bir öğrenci ise halkın vergileriyle alınan otobüslerin fahiş fiyatlarla çalıştırılarak "Halkın soyulduğunu" iddia etti.

Miting nedeniyle Ziya Gökalp Caddesi bir süre trafiğe kapatılırken Çevik Kuvvet'e bağlı polisler miting süresince Kızılay'ın çeşitli noktalarında yoğun güvenlik önlemi aldı. Miting sırasında sarhoş olduğu bildirilen bir kişinin bağırması üzerine, kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

http://www9.gazetevatan.com/


3 Şubat 2010

Çömelmek Sağlıktır...

ÇÖMELMEK SAĞLIKTIR

02 Şubat 2010

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/01/image0061.jpg
Konunun sağlık yönü oldukça önemli... İnsanlığın çömelmeyi unutmaması lazım.

Çömelmek, medeniyet artışı ile ters yönde, gerileyen ve unutulan bir duruş.

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/01/image0032.jpg
Spor hayatımla beraber, insanların çömelme konusundaki yeteneklerinde olan kaybı ve bunun sonucu olduğuna inandığım sağlık sorunlarının artışını izlerken, bir yandan da araştırmaya başladım. Sonuç, çömelmeyi unuttukça artan sağlık sorunlarının bilimsel açıklamalarına dair pek çok araştırma oldu.

Bu konuda ne zaman derslerimde veya ders dışı zamanlarda konuşmaya kalksam, ilkel buldukları bu yöntem hakkında çoğunun konuşmak istememesi veya konuya müstehzi yaklaşması beni şaşırttı, konuyla ilgilenip hak verenlerin olduğunu da söylemeliyim tabii.

Özellikle üç tanesi fazlasıyla öne çıkıyordu beni araştırmaya zorlayan konular arasında, bunlar;

1- Doğum yapamayan kadınlar

2- Kolon kanserindeki artış

3- Omurga problemleri

Ama araştırdıkça konunun sadece bu 3 başlıktan çok daha öte olduğuna dair sonuçlara ulaştım. Bunları mutlaka paylaşmam gerektiğine karar verdim.

Artık sadece konuşarak değil, websitede DOĞAL YAŞAM bölümünde bu konuya özel bir bölüm açarak çalışmalar hakkında bilgilerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Hep ergonomi ve endüstri tasarımı yapan arkadaşlarımdan yıllardır istediğim, çömelmeyi sağlayan ve hijyen şartlarına sahip tuvalet tasarımları yapmaları idi. Bu önerime şaşıranlar kadar, tepkiyle karşılık verip ilkel bulanlar da oldu.

Sadece gidin ve çocuklarınızdan çömelmelerini isteyin, 40 yaş ve üstü olanlarımız çocukken çömelebilirdi ve bir kısmımız eğer spor ile ilgileniyorsak hala çömelebiliyoruzdur ama bir çoğumuz spor yapsa dahi çömelme yeteneğini kaybetmiş durumdadır.

Çocukların çömelemediğini gördüğünüzde yeni nesillerdeki kabızlık, diz ve eklem sorunları hakkında da biraz düşünün. Düşünürken içinizdeki bir ses, muhtemelen "zaten doktorlar dizlerimiz ağrırken çömelme, merdiven çıkma ve inme gibi hareketleri yapmayın dediler" diye fısıldayarak size hatırlatma yapacaktır...

Ama ben buna kesinlikle katılmadığımı belirtmek zorundayım.

Çünkü beden bir fabrikadır ve beyin tüm beden için gerekli her türlü üretime karar veren mekanizmadır, dizler 90 dereceden fazla bükülmdiği sürece de beyin dizlerin 90 dereceden fazla bükülmediğini görerek gereksiz eklem sıvısı üretimini yaptırmayacaktır. Bir fabrikada kullanmadığınız departmanların ışığını açık bırakır mısınız?

Tuvalet yani dışkılama ihtiyacı için en doğru pozisyon çömelme pozisyonudur.

Bu şekilde ancak bağırsakların içindeki dışkının tamamını daha çabuk ve içerde gayta bırakmaksızın atmak mümkün olabilir.

Oturma pozisyonunda yapılan dışkılama ise asla kolondaki tüm dışkıyı atmayı sağlayamaz, gereken süzme ve elemeyi yapamaz.

Pek çok kişi bunun hiç farkında bile değildir ve öğrenmesi de kolay kolay mümkün görünmemektedir medeni olduğunu düşündüğümüz yaşam alışkanlıklarının devamı içindeyken.

A Guide to Better Bowel Care: A Complete Program for Tissue Cleansing Through Bowel Management adlı kitabında Chiropracter Dr ve Beslenme Uzmanı olan Dr. Bernard Jensen, oturarak tuvalet alışkanlıklarının sağlık üzerinde nasıl büyük bir tehdit olduğunu anlatmaktadır. Ve oturarak tuvalet alışkanlığını ise "ergonomik kabus" olarak nitelemektedir.

Sindirimde mideden çıkan karışmış ve sindirime hazır gıdalar ince bağırsağa geçer ve orada besinler emilir, atıklar ise kalın bağırsaklara ya da kolona geçer ki atıkların kolona geldiği zamanki hali likitdir.

Kolon içinde ilerken içindeki sıvı da emilerek rektuma gelen atıklar iyice katı hale gelir..

Artık dışkının sadece konsantre halidir bu. Ve anüsten de dışarı atılır.

Toksik birikimi önlemek ve iç yapıda zehir oluşturmamak için dışkı atıkların tam olarak vücuttan tahliyesi gerekir. Bu ise sadece çömelmek ile mümkündür.

Çömelme sırasında bacakların üst ön kısımları karın üzerinde basınç yaparak kalın bağırsaklarda dışkının ilerlemesi ve kolay tahliyesi için gereken yardımı sağlar.

Cecum, Ascending Colon, Transverse Colon, Descending Colon, Sigmoid Colon , Rektum ve Anüs, ince bağırsağa İleocecal Valve ile bağlanır.

İleocecal Valve, tek yönlü bir kapak gibidir. İnce bağırsaktan kalınbağırsağa geçişe izin verir ama tersine izin vermez.

Çömelmiş pozisyondayken, sağ uyluk, karnın sağ tarafında CECUM a basınç yaparak atıkların yukarı doğu kalınbağırsak da ilerlemesine yardım eder.

Bu da apandist ve ileocecal valve ın temiz kalmasını sağlar.

Sigmoid Colona gelen katı atıkların, rektuma geçip anüsten atılabilmesi için, Sigmoid Colondaki keskin dönüşü aşabilmesi lazımdır ki tortu bırakmadan ilerleyebilsin, çömelme pozisyonunda sol uyluk sol karına basınç yaparak Sigmoid Colonu da yukarı iter ve bu akışı sağlar.

Nasıl ki kalın bağırsaklara girişte bir kapak varsa, çıkışta dair kapak vardır. Puborectalis Muscle ....

Bu kapak ancak çömelme pozisyonunda gevşer ve rektumun ağzını serbest bırakır.

Oturma pozisyonunda ise kazara dışkılamayı önlemek için rektumun çıkışını bir lastik gibi tutar.

Oturma pozisyonunda dışkılama yapmak için o kapağı aşabilmek ve bunun için de ıkınmak gerekir.

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/01/image0051.jpg

Zaten burada doğumdaki istenmeyen ıkınma şekli de konumuza dahil oluyor ki bunu sonra ayrıca inceleyeceğim.

Valsalva manevrası dediğimiz, iç karın basıncını , içerde hava tutarak itme şeklinde arttıran ve hemoroidden, kılcal damarlarda çatlaklara ve yırtıklara kadar varabilen sorunlara neden olan ıkınma şekli ile bağırsaklardaki katı dışkının atılımına çabalar insan.

Kolon yapısı ve çömelmenin birlikteliği aslında doğal bir mucizedir ve bunu artık fark etmemiz gerekiyor.

Bunun medeniyetle ilgisi varsa ve medeniyet sağlıklı yaşamımız için kolaylıklar sağlıyor ise medeniyet çömelmeyi unutturmamak zorundadır.

Sonuçta, çömelme olmadan, iki uyluğun karına basıncı sağlanamaz, çömelmeden sağ uyluk sağ karına basınç yapamaz ve ince bağırsaktan kalın bağırsağa dışkılar sağlıklı şekilde ilerleyemez, çömelme olmadan sol uyluk sol karına basınç yapamaz ve sigmoid colon yukarı itilerek dışkılar rectuma tam olarak ilerleyemez, çömelmeden olmadan anüsden çıkışı sağlayan kapak görevindeki kas açılamaz.

Uzun boylu bir yetişkin, oturarak tuvalet yapmayı sağlayan bir aparatı kullandığında boyundan dolayı dizleri kasıklarından yukarıda kalacağından bir noktaya kadar bağırsaklarını boşaltabilmesi daha mümkünken bu çocuklar için mümkün olmadığından tehlike çocuklarımız için daha büyüktür.

Bağırsaklar tam boşaltılamadan kalan her atığın içindeki sıvı bağırsaklarda emildikçe taşlaşan atıklar zehir üretmeye devam ederek bağırsakların özellikle dönemediği ve ilerleyemediği kıvrımlarında birikerek kalıplaşmaya başlar.

Zaman içinde bağırsak yüzeyindeki dokuları kapatıp görevlerine engel oldukça kısır döngü artarak devam eder ve sonuç pek çok hastalıklar, operasyonlar, belki de kansere kadar ilerleyebilir.

Basit bir kabızlık olarak ele alınmaması gereken şikayetler çocuk yaştan başlayarak ilaçlarla veya dışkıyı sıvılaştırmayı sağlayan yöntemlerle çözülmeye çalışılsa da pozisyon değişmedikçe hiçbir zaman tam atım sağlanamayacak ve birikimler tekrar kalanların üzerinde oluşmaya başlayacaktır.

Jonathan İsbit tarafından yazılan Nature Knows Best adlı kitap 8 yıllık araştırmaların sonucunda oturarak tuvalet ihtiyacını gidermeye çalışmanın insan sağlığında yarattığı tehlikeleri anlatmaktadır.

Oturarak tuvalet alışkanlığı ile apandist, mesane sorunları ve idrar kaçırma, kolon kanseri, bağırsak hastalıkları ve fıtıkları, doğum ve doğum ile ilgili sorunlar, kabızlık, ince bağırsak sorunları, hemoroid, banyoda ani kalp krizleri, jinekolojik muayeneler, prostat hastalıkları, cinsel işlev bozuklukları, omurga sorunları vb. problemlerin yakından ilgili olduğuna dair açıklamalar ve araştırmalar bu kitapta yer almıştır.

Tarihsel gelişimde insanoğlunun doğal yapısı çömelmeyi gerektirdiği için, bugün her kültürde de bebeklerin e rahat olduğu pozisyonlardan biri de çömelmektir.

Ama zaman içinde öğrenilmişlikler ile bu güdü terk edilir.

1800 lerde kapalı sıhhi tesisatların yapımının başlamasıyla , krallara ve kraliçelere ayrı bir lüks de getirmek için oturmalı aparatlar yapılmaya başlandı.Ve bu sistem sanki batı medeniyetinin ileri ve medeniyetinin sembolü oldu.

2002 Nisanında İranlı bir radyolog, Dr Saeed Rad, vajinada rectum duvarında oluşan bir çıkıntı olan "rectocele" diye adlandırılan bir çeşit fıtık hakkında çalışmalar yaparak çömelme pozisyonunda araştırmalar yaptı ve yayınladı.

Yaşı 11-75 arasında değişen 21 erkek ve 9 kadın ile yaptığı araştırmada baryumlu lavman ile oturur ve çömelir durumda iken rectum ve puborectalis durumuna ve açılara baktı. Dışkı kaçırma ile ilgili olarak sorunlara dair ilginç görüntüler elde etti.

Artık bu konuda daha ciddi bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerektiğine inancım daha da artıyor.

Doğum için de çömelmenin önemi çok büyük ama çömelmeyi unutmuş olan anatomik yapı içinde doğal olan doğumu başarabilmek de zorlaşmaya başlıyor.

Oysa bizim amacımız doğal doğum için doğruları öğretmek. Doğal doğum konusunda hormonlardan, nefeslere ve doğumun gerçeklerine kadar her şeyi öğrenip, çömelme ve gerekli pozisyonları kullanamamak nedeniyle açılma ve bebeğin ilerlemesi için yardımcı olamamak hiç de hoş bir durum olmaz.

Derslerimde egzersiz kısmında güvenli çömelme hareketleri ve pelvis açıcı hareketlere öncelik veriyorum ama çömelmeyi hiç beceremeyecek kadar bacakları güçsüz ve dizleri yetersiz o kadar çok insan var ki...

Sabırlı ve inançlı bir çalışma ile bu sorunu aşabilmeleri için evde de sık sık çömelmeleri gerekiyor.

Çömelmek Sağlıktır...

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/01/image00124.jpg
Sunday, January 24, 2010
Jale Dural
////////////////////////////////////
Kaynak: Ruhi Mehmet Çilek (rmcilek2001@gmail.com)