Devlet Bakanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devlet Bakanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2010

Başbağlar katliamının 17. yıldönümü


Başbağlar katliamının 17. yıldönümü
05.07.2010
Bugün 33 kişinin kurşuna dizildiği Başbağlar katliamının 17. yıldönümü. Katliamın yaşandığı Erzincan Başbağlar Köyü'nde bir anma töreni yapıldı. Törene ilk kez bir bakan, Devlet Bakanı Faruk Çelik de katıldı.


Tam 17 yıl önce. Yer Erzincan Kemaliye ilçesi Başbağlar Köyü.

Köy teröristler tarafından basıldı. Evler, cami okul ateşe verildi. Ve 33 kişi kurşuna dizildi.

Tarihe Başbağlar katliamı olarak geçen o olayda hayatını kaybedenler için anma töreni yapıldı.

Erzincan'a 225 kilometre uzaklıktaki Başbağlar köyünde yapılan anma etkinliğine, Devlet Bakanı Faruk Çelik, Erzincan Valisi Abdulkadir Demir, Erzincan Belediye Başkan Vekili Osman Terzioğlu, İl Emniyet Müdürü Süleyman Oğuz, İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Mehmet Artar, Kemaliye Kaymakamı Metin Yılmaz ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Devlet Bakanı Faruk Çelik etkinlikte yaptığı konuşmada, Başbağlar'da yaşanan katliamın, milletin ortak acısı olduğunu ifade etti.

Çelik, 17 yıl önce, Başbağlar'da milletin bağrına ateş düşürüldüğünü ifade ederek,
"Bugün yaşadığımız acıyı anlatmaya kelimeler yetersiz, cümleler kifayetsiz kalıyor. Tam 17 yıl önce kalbimize bir hançer saplandı. Değil 17 yıl, yüzlerce yıl geçse de bu acıyı, bu acıyı bize yaşatanları, asla ve asla unutmayacağız. Bugünü andıkça birbirimizin elini daha sıkı tutacak, birbirimize daha sıkı sarılacağız. Bu vesileyle 5 Temmuz 1993'teki hain saldırıda hayatını kaybeden 33 vatandaşımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum" dedi.

Törenin ardından, 33 vatandaşın katledildiği alanda yapılan şehitlik ziyaret edildi ve dua okundu.

Bu arada, törende geniş güvenlik önlemleri alındı. Güvenlik önlemleri kapsamında 2 kobra helikopteri de tören boyunca bölge üzerinde uçuş yaptı.

http://www.cnnturk.com/

17 Haziran 2010

'Madımak' kamulaştırıldı!





'Madımak' kamulaştırıldı!
Çelik, Madımak Oteli'nin bugün itibarıyla özel idare hesabına aktarıldığını bildirdi

Kenan BUTAKIN / VATAN HABER MERKEZİ


Devlet Bakanı Faruk Çelik, Madımak Oteli için 4.5 milyon TL’lik kamulaştırma bedelini Sivas İl Özel İdaresi’ne gönderdiklerini açıkladı. Otelin sahiplerinden Yaşar Öğütçü ise 16 milyon TL’de direneceklerini söylüyor

Devlet Bakanı Faruk Çelik, “Cemevlerinin Hukuki Statüsü” ile ilgili oluşturulan komisyonun Ankara Hakimevinde gerçekleştirilen toplantısında Madımak Oteli ile ilgili, 4.5 milyon TL kamulaştırma bedelini Sivas İl Özel İdaresi’ne gönderdiklerini açıkladı. Bakan Çelik’in açıklamasının ardından VATAN’a konuşan Madımak Oteli ortaklarından Yaşar Öğütçü ise, kamulaştırma bedeli için halen 8 milyon euro yani yaklaşık 16 milyon TL istediklerini belirtti. Öğütçü, fiyat konusunda direneceklerini kaydederek şunları söyledi; “Biz en son 7 Haziran’da Sivas İl Özel İdaresi yetkilileri ile görüştük. Kamulaştırma bedeli olarak 16 milyon lira istedik. Onlar ise bize şu veya bu kadar verebiliriz demediler. Bir fiyat belirlemişler ama bunu bize söylemediler. Sadece aramızda uçurum var dediler. Dolayısıyla fiyatta anlaşamadık.”

4.5 milyona ben alayım

Öğütçü, İl Özel İdaresi’nin fiyat tespiti için dava açtığını da belirterek şöyle devam etti, “Biz komisyonda etrafımızdaki binaların metrekare fiyatlarını çıkarın dedik. Otelin yanındaki 17 metrekarelik telefon bayinin metrekaresi 35 bin TL. Madımak Oteli 1700 metrekare ve istediğimiz bedel doğru bir bedel. Şimdi de mahkeme yolu ile çözülmesini bekliyorlar. 4.5 milyon TL’ye başka bir otel versinler hemen alırım. Devlet 2 ay önce satışı engellemek için tapuya şerh koymuştu. İnternette yer alan ilanımız da o nedenle kalktı.”

Bir ay içinde sonuçlanacak

Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için oluşturulan komisyondan sorumlu bulunan Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Mahmut Kayhan da, otelin halen Öğütçü’lere ait olduğunu belirterek şunları kaydetti, “Madımak Oteli ile ilgili henüz bir anlaşma yok. Sadece kamulaştırma kararıyla ilgili süreç 2 ay önce başladı. Otelin sahipleriyle bir araya geldik ama fiyatta anlaşamadık. Bu nedenle Sivas Asliye Hukuk Mahkemesi’ne kamulaştırma bedelinin tespiti için dava açtık. Mahkeme en geç 1 ay içinde sonuçlanacak. Bedel belirlendiğinde, kamulaştırma bedeli otel sahiplerinin hesabına aktarılacak. Otel sahipleri mahkemenin kararına karşı çıkarsa başka bir idari mahkemeye başvurabilir. Ancak otel bu kararla devletin olacak.


http://haber.gazetevatan.com/

9 Şubat 2010

Personel Rejimi Değişimi Yeniden Gündemde

Personel Rejimi Değişimi Yeniden Gündemde

http://cerkezkoytv.com/wp-content/themes/Haberci-Pro/images/memur_eylem_cerkez.jpg

İrfan Kaygısız - TÜM BEL-SEN Uzmanı

Bu yazı www.sendika.org'tan alınmıştır

Süreç nasıl gelişti?

Bugün güncel hale gelen kamu çalışanlarının istihdam ve çalışma koşullarının değiştirilmesi tartışması yaklaşık 10 yıl öncesine dayanıyor. Personel rejiminin değiştirilmesine yönelik ilk çalışma 1993 yılında "Devlet Personel Reformu İlkeler Taslağı" başlığı ile Devlet Bakanı Şerif Ercan döneminde yapıldı.

Daha sonra önce 1997 yılında daha sonra da 1998 yılında yasa tasarı-taslakları hazırlandı. Aradan geçen 10 yıla yakın sürede hazırlanan 3 taslak elbette farklılıklar içeriyor.
Şimdi yapılmak istenilen değişikliğe 98 yılında hazırlanan taslak kaynaklık etse de, yapılan açıklamalara bakıldığında bundan da olumsuz düzenlemelerle karşı karşıya kalınması söz konusu olacaktır.

1997 ve 98 yıllarında hazırlanan taslaklar 1996-2000 yılları dönemini kapsayan VII. Kalkınma Planı esas alınarak hazırlandı. Planda, Personel Rejimi başlığı altında; "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu yürürlükten kaldırılacak", (s.101) "Devletin asli ve sürekli işlerini gören memurlar ile diğer kamu çalışanları arasındaki ayrımın kesin hatlarla belirlenmesi" (s.284),
"Devletin standart dışı çalışma biçimlerini kullanmasına imkan tanınacak" (s.100),
"Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle görevli olduğu, asli ve sürekli hizmetlerini gören memurlar ile işçiler arasındaki ayrımın yapılabilmesi amacıyla Anayasanın 51, 53 ve 128'inci maddelerinde değişiklik yapılması gerekmektedir." şeklinde bir çok ibare yer almaktadır.
VII. Planda çerçevesi çizilen devletin küçültülmesi politikası ile kamu çalışanlarının istihdam biçimi ve çalışma koşulları da yeniden düzenlenmek isteniyor.

98 yılında hazırlanan Kamu Personel Rejimi Reformu Taslağı ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ortadan kaldırılarak yerine, "Memurlar Kanunu Tasarısı" ve "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali, Sosyal Hak ve Yardımlarına ilişkin Kanun Tasarısı" adıyla 2 yasa taslağı hazırlanmıştır.

1998 yılında hazırlanan ve meclise sunulamayan taslak esas olarak, kamu çalışanlarının esnek istihdamına olanak sağlamakta, taşeronlaşma yasal hale getirilmekte ve yemek, kreş gibi kullanılan haklar ortadan kaldırmaktaydı. Taslakta kamuda çalışanlar için istihdam şekilleri olarak; Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri, Sözleşmeli Personel ve İşçileri saymaktadır.

Memur olarak, devletin asli ve sürekli işlerini yapanlar tanımlanmakta,

Diğer Kamu Görevlileri olarak :
-1) Hakim ve savcılar
-2) Öğretim elemanları
-3)Askeri personel,
Ayrıca; Sözleşmeli Personel ve İşçiler olarak, 4 istihdam biçimi öngörülmektedir.

AKP Ne Yapmayı Hedefliyor?

AKP'nin hükümet etmesi ile başlayan açıklamalar ağırlıklı olarak kamu çalışanlarının sözleşmeli ve 1475'e tabi olarak çalıştırılmasına yöneliktir.

AKP'nin Acil Eylem Planında; Yolsuzluğun önlenmesinde en önemli araç olarak, kamu hizmetlerinin sunumunda toplam kalite yönetimi anlayışı getirilerek bu hizmetlerin (tapu, emniyet, belediye, gümrük, teşvik, izin, ruhsat, ihale, hak ediş, nüfus vb. Hizmetler) sunum standartları ve süreleri, sorumlu olacak görevliler kurumlar ve birimler bazında açık ve net olarak belirlenecektir. Kamu görevlilerinin bu işlemlerle ilgili takdir hakları objektif kriterlere bağlanacaktır.

Devlet Personel Rejimi Reformu ile bütün kamu kurum ve kuruluşlarında norm kadro uygulamasına geçilecek, göreve alma ve yükselmede objektif kriterler getirilecek, statüler azaltılacak ve benzer statüler arasındaki ekonomik ve sosyal farklılıklar giderilecek, maaş ve ücret sistemi sadeleştirilecek ve dengesizlikler giderilecek, esnek çalışma usulleri getirilecektir." denilmektedir.

Acil Plan dışında bu konuda ilk açıklama Başbakan Abdullah GÜL'den geldi. Gül, Radikal Gazetesinde yapılan 21 Kasım 2002 tarihli söyleşide bir soru üzerine "Devlet ve memurluk anlayışını 'civil servant' diyorlar, onu getireceğiz. Memur bilecek ki, maaşımı alıyorum, görevim halka hizmettir." Radikal'in
"Devlet kadrolarında sadece kilit konumda olanların kadrolu, diğerlerinin sözleşmeli olmasına ilişkin proje üzerinde çalıştığınızı öğrendik"
sorusu üzerine Abdullah Gül, "Büyük projeleri çok dikkatli bir hazırlık yapmadan açıklayamıyoruz. Şu anda çok mesul bir kişi olduğum için söyleyemem. Ama çok hantal bir sistem vardır. Bu sistemi performans ölçümü sistemine ve belirli kriterlere bağlı hale getireceğiz. Böyle bir proje üzerinde çalışıyoruz. Ama bununla ilgili bir zaman isterseniz, veremem. Çünkü insanların şahsıyla ilgili değişiklik olacağı için memurları huzursuz etmeden yapmalıyız ama bir taraftan da sistem değişmeli." diyor.

Daha sonraki günlerde benzer konuda gazetelere çok sayıda açıklama yansıdı. Açıklamaların ortak yönü;

1- Esneklik uygulanacağı
2- Kamu çalışanlarının sözleşmeli hale getirileceği
3- Toplam Kalite Yönetimi uygulanacağı
4- Performansa bağlı ücret sistemi ve norm kadro uygulamalarının hayata geçirileceğidir.

Personel rejimine yönelik düzenlemelerin yapılacağı her dönem yapılamak istenilenin meşrulaştırılması için iki yöntem uygulanmıştır. -Birincisi kamuda çalışan sayısının fazla olduğu, memurların doğru dürüst iş yapmadığına ilişkin haberler gazete sayfalarını kaplamaktadır.
Bunun son örneği Başbakanın özel kaleminde 80 kişinin istihdam edildiği ancak bir kişinin işe geldiği şeklinde Abdullah Gül tarafından yapılan açıklamadır. Yapılan çoklukla kimi olumsuz örneklerin genelleştirilerek basın aracılığı ile yansıtılmasıdır. Kamu çalışanlarının iş güvencesinden kaynaklı ayrıcalıklı durumu toplumun diğer kesimleri tarafından "haksızlık" olarak görülmekte ve yapılacak düzenlemelerin meşruluğunun sağlanması kolaylaşmaktadır.

İkincisi yeni sistemin memurların yararına olduğuna yönelik açıklamaların yapılmasıdır. 1997 yılında hazırlanan taslakta memurlara yılda 2 maaş ikramiye verileceği yer almaktaydı (98'deki taslakta çıkarıldı). Gazetelere "memura yılda iki maaş ikramiye", "doğum izni artıyor", "kira yardımı 8 milyon 100 bin lira olacak" (bu rakam 97 yılı itibariyledir ve kira yardımı halen 200-600 bin lira arasındadır) başlıklarıyla başlayan ve ardından diğer düzenlemelere yer veren haberler yansıtıldı. Son dönemde de performansa bağlı ücrete atıfta bulunularak bazı gazetelerde "memura ödül geliyor", "zorunlu hizmet ve vardiya bitiyor" başlıkları yer aldı.

Bu yöntemlerle kamu çalışanlarının ve diğer kesimlerin tepkilerinin en aza indirilmesi ve yapılacak düzenlemelere yönelik ortam hazırlanmak isteniyor.

Memur Sayısı Fazla mı?

Memur sayısının fazla olduğuna ilişkin açıklamalar çok sık gündeme gelmektedir. Gerçekte durum nedir.
Bu konuda işveren örgütlerinin yaptığı araştırmalar dahil (TİSK'in raporu, TÜSİAD'ın Optimal Devlet kitabı) bütün araştırmalar kamuda istihdamın fazla olmadığı yönündedir.

Kamu çalışanı az mı, çok mu tartışmasında kıstas kamuda istihdam edilenlerin toplam istihdama ve nüfusa oranıdır. OECD'nin 2001 verilerine bakıldığında aşağıdaki tablo bize bazı sonuçlar verecektir.

Kamu Çalışanlarının Toplam İstihdama ve Nüfusa Oranı
Seçilmiş Ülkeler
İstihdama Oranı (%)
Nüfusa oranı (%)
Kanada 17,5 8,1
Almanya 12,3 5,3
İspanya 15,2 3,9
Finlandiya 24,3 10,4
Fransa 21,3 8,2
İrlanda 14,6 6,2
Türkiye 9,1 3,2
ABD 14,6 7,5
Çek Cumhuriyeti 15,4 6,9
Macaristan 21,4 7,8
İtalya 15,2 3,9

Kimler Memur Olacak?

Yeni sistemle memur tanıtımı yeniden düzenlenecek. Kamu adına erk kullanan ve devletin asli ve sürekli işlerini yapanlar memur olarak tanımlanacak. Bu tanım ILO sözleşmelerinde yer alan 'devlet memuru' tanımına denk düşmektedir. ILO sözleşmelerinde ve komite kararlarında devlet memuru olarak tanımlanacak kesimin "kamu adına erk kullananlar" olduğu belirtilmektedir. ILO'nun bu tanımı dar bir bürokrat kesimi kapsamaktadır.

Anayasanın 128. maddesinde "... kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür." hükmü yer almaktadır. Bu nedenle devlet, "memur" ve "kamu görevlisi" tanımı yapmak durumundadır. Anayasanın 128. maddesinin değiştirilmesi durumunda ayrıca kamu görevlisi tanımına ihtiyaç duyulmayacaktır.
Halen 4688 sayılı yasa kapsamında sendika üyesi olamayacakların memur ve kamu görevlisi olarak belirlenmesi sözkonusu olabilir. Bunlarda yargı mensupları, müsteşar genel müdür, müdür gibi bürokratlar, asker, polis gibi yaklaşık 400 bin kişiyi kapsayan bir kesimi oluşturacaktır.

Bu Almanya'da uygulanan sistemi hatırlatmaktadır. Almanya'da "beamte" statüsündeki kesim memurdur. Zaman zaman okul müdürlerinin de karnelere imza atmaları nedeniyle kamu adına erk kullandıkları tartışması yapıldığı bilinmektedir.

Halen Çalışanlarının Durumu Ne Olacak?

Kazanılmış olarak sayılan iş güvencesinin bir anda ve tümüyle ortadan kaldırılması hukuken mümkündür. Hükümet yasa değişikliği ile bir kesimi 657'ye tabi olmaktan çıkarıp, 1475'e tabi olarak çalıştırabilir.

Diğer yandan özelleştirilen kurumlarda olduğu gibi mevcut durumda kalmaları ya da sözleşmeli olmaları konusunda tercihte bulunmaları da istenilebilir. Sözleşmeliliği özendirmek için ilk dönemlerde daha yüksek ücret önerilebilir. Daha önce bazı kurumlarda böylesi örnekler yaşanmıştır. Zaten kamuda işçi ve memurlar arasındaki ücretlerde önemli farklılık söz konusudur ve bu durumda bir kesim için cazip olabilecektir. Bunun tam olarak aynı olmasa da benzer bir örneği Telekom'un özelleştirilmesinde yaşanmıştır. Telekom'da 40 bin çalışanın (657 güvencesindeki sözleşmeli ve kadrolu çalışanlar) 29 bini işçi oldu. Bunların yüzde 60'ıda kapsam dışı personel sayılıp işçi sendikalarını da üye olamadı. Eski statüde ise 17 bin kişi kaldı. Statü değiştirenlerin bir bölümünü emekliliği yaklaşanlar oluşturmuş ve bunlar emekli ikramiyelerini daha yüksek almak amacıyla işçi olmayı tercih etmişlerdir.

Norm Kadro Uygulaması

Bu uygulamaya yönelik çalışmaların yeni olmadı biliniyor. Bütün kamu kurumlarında norm kadro uygulamasına 2001 yılında başlanması ve bunun 2003 yılı sonunda tamamlanması için 2000 yılı sonunda dönemin Bakanlar Kurulunda karar altına alınarak bir Kanun Hükmünde Kararname Resmi Gazetede yayınlanmıştı. Norm kadro uygulaması sendikal kamuoyuna esas olarak eğitimde uygulanması ile girmiş olsa da bir çok kamu kurumunda uygulama sürmektedir.
Milli Prodüktivite Merkezinin verilerine göre 45 kamu kurumunda Organizel Yeniden Yapılanma, Norm Kadro, İş Değerlendirme, Ücretlendirme ve Performans Değerlendirmeye başlanmıştır.

Norm kadro için birinci aşamada teşkilat analizi yapılacak. Burada da öncelikle mevcut teşkilat yapısı ortaya konulacak. Ardından örgüt analizine gidilecek. Örgüt analizi sonucu mevcut teşkilat yapısının sürdürülmesi ya da değişiklikler yapılması suretiyle yeni bir teşkilat şeması önerilecek.

İkinci aşamada görev-iş tanımlaması yapılacak. İş analizleri ile kamu kuruluşunun faaliyetini sürdürebilmesi için hangi işlerin, memur, sözleşmeli ve sürekli işçiler kanalıyla yürütüleceği ve hangi nitelikle personel istihdam edileceği tespit edilecek. İlgili kuruluşun geçici işçiye ihtiyacı varsa bu da ortaya konacak. Son aşamada ise norm kadro ve pozisyon sayıları belirlenecek.

Eğitimde norm kadro uygulamasında asker ve polis eşlerinin bunun dışında tutulması düşündürücüdür. Doğaldır ki, olumlu sonuçlar yaratacak gelişmeden asker ve polis eşleri muaf tutulmazdı.

Norm kadro hem iş güvencesinde önemli bir gedik açıyor "hem de aynı paraya, daha çok iş" mantığı ile yoğun olarak geçinme sorunu ile karşı karşıya bulunanlar üzerindeki yükü arttırıyor. Aynı şekilde düzenli istihdamı ortadan kaldıran, çalışanların görev yerlerinin değişmesine neden olan, "ihtiyaç" halinde çalışanların farklı yerlerde, bazen birden fazla işyerinde görevlendirildiği, işyerinin parçalandığı bir uygulamadır.

Toplam Kalite Yönetimi (TKY) TKY felsefesinde "bireyleşme", "özgürleşme" olarak ifade edilen oysa bu şekilde çalışanların karşı karşıya getirildiği, çalışanlar arasında dayanışma duygusu kırılıp sınıf içi çatışma ve rekabetin gündeme geldiği, bütün bu uygulamaların doğal sonucu olarak bireyselleştirme ve örgütsüzleştirmenin istendiği TKY kamuda uygulanmaya başlanmıştır.

TKY ile, sınırlı alan içine hapsedilip sürekli birbirlerinin denetimine ve kontrolüne maruz kalan çalışanlar işverenin dıştan kendisinin yaptığını içten çalışanlara yaptırır ve böylece dayanışma, yardımlaşma duygusunu ortadan kaldırır.

TKY özellikle sağlık ve büro işkolundaki bir çok kurumda uygulanmaya başlanmıştır. Maliye Bakanlığı tarafından bu konuda çıkarılan bir Yönerge de söz konusudur. Bu uygulama şimdi bütün kamu kurumlarında hayata gerilecektir.

Performansa Bağlı Ücret

Bu sistemde aynı işi yapan iki kişinin kişisel performanslarının farklı olması gerekçesi ile farklı ücret alması söz konusu olabilecektir. Sistem, yine aynı kişinin de aydan aya, ya da yıldan yıla performansına bağlı olarak değişik ücret almasını sağlar. Ücretteki farklılık kişisel performansa bağlı olmakla birlikte, işyeri performansına da bağlı olabilir. İşyerinin karlılığı düşerse kişisel performans iyi bile olsa, ücret düşük olabilir.

Kamuda uygulanması konusunda zorlukla karşılaşan ancak TKY, norm kadro gibi uygulama örnekleri bulunan performansa bağlı ücret sistemi bugün örneğin TUBİTAK'ta uygulanmaktadır. Bu kurumda çalışanlar her yıl belli sayıda araştırma yapma zorunluluğu gibi bir çok uygulama ile karşı karşıyadır.

Bu uygulamada gazetelere "memura ödül geliyor" başlığı ile yansımıştır. Konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanı, yaptığı açıklamada hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesinden çok, hekimlerin kişisel haklarının kişisel olarak iyileştirilmesini istediklerini belirterek, "daha çok çalışan daha çok hastayı kaydına alan, daha çok hizmet veren hekimler daha çok kazanabilecekler" demektedir.

Bu konuda kesinleşmeyen bir başka yaklaşım, performansa bağlı ücret sisteminin yalnızca "memur" olarak tanımlanacak kesime yönelik uygulanacağı şeklindedir.

Sonuç olarak; hükümet personel rejiminin değiştirilmesine yönelik yasayı 6 ay içinde çıkartmayı hedeflemektedir.
Bununla bağlantılı olarak merkezi idare tarafından yapılan eğitim, sağlık gibi bir çok kamu hizmeti önümüzdeki aylarda çıkarılması hedeflenen Yerel Yönetimler Reformu ile yerele aktarılacaktır. Ayrıca belediyelerdeki kamu çalışanları da sözleşmeli personel statüsüne geçirilecektir. Böylece bir bütün olarak kamunun istihdam biçimi yeniden düzenlenmiş olacaktır. Ciddi bir alt-üst oluşu gerektiren bu girişimin nasıl sonuçlanacağı öncelikle kamu çalışanları sendikalarının statü hukuku mu, sözleşme hukuku mu tercihini ortaya koymasına ve buna bağlı olarak mücadelesine göre biçimlenecektir.

6 Şubat 2010

Arif Sağ AKP'nin truva atı mı?

Arif Sağ AKP'nin truva atı mı?

Arif Sağ AKP'nin truva atı mı?

Arif Sağ'a sert eleştiriler


3 Şubat 2010 06:08

Alevi Bektaşi Federasyonu'nun protesto edip katılmadığı son Alevi Çalıştayı'nda Devlet Bakanı Faruk Çelik ve Ozan Arif Sağ arasında geçen fikir teatileri ve çalıştay sonrası basına yansıyan demeç ve haberler Alevi kesimde çeşitli tepkilere yol açtı.

Madımak Oteli'nin durumuyla ilgili yapılan özel konuşmada Arif Sağ'ın, "Madımak Oteli yıkılmalı. Buraya güller veya ağaçlar dikilmeli" önerisinde bulunduğu ileri sürüldü.

Peki eleştiriler hangi noktada yoğunlaşıyor?

Alevi dünyasının birçok akil ismi Madımak'ın 'utanç müzesi' olması konusunda hemfikir. Bunun yanında, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in Çalıştaylar serisinde somut hiçbir adım atmamış olması CEM Vakfı dışındaki tüm Alevi örgütlerinin tepkisine yol açtı ve kurumlar Çalıştay'ı protesto ederek "Aldatma sürecine angaje olmayacağız" dedi.

Arif Sağ'ın söz konusu önerisi 'Yandaş Basın'da da büyük yankı buldu ve cemaatin gazetesi Zaman'ın yazarı Ali Bulaç şöyle yazdı: "Büyük ozan Arif Sağ katliamda hem Sünni, hem de Alevi kesimin, yani her iki kesimin de hatalı olduğunu söyledi. Bu çok doğru ve yerindeydi..."

PSAKD'nin etkili isimlerinden Erdal Yıldırım tepkisini şu sözlerle ifade ediyor: "Şeyh İzzetin Doğan Efendi ve Arif Sağ Hazretleri önderliğinde, asimilasyona hizmette kusur edilmiyor ve 2 Temmuz 1993 yılında yaklaşık 8 saat ve tüm Türkiye'nin televizyonlardan naklen canlı izlediği ve günün sonunda 35 canımızın yakılarak katledildiği katliamın katilleriyle, onların yıllarca savunmalarını yapanlarla "tam tanış edilmeye" çalışılıyor, ve yine Arif Sağ Efendi'nin akşam rakı kadehleri eşliğinde ortalığı kahkahadan kırıp geçiren fıkralarıyla Alevi asimilasyonu işi kolay ediliyor."

Madımak Katliamı'nda yaşamını yitirenlerin ailelerinden biri olan Serdar Doğan da, "Aralıksız yedi yıl devam eden; zaman aşımı davalarıyla yeniden görülen Sivas Katliamı davasına sayın "sağ" kaç defa katılmıştır? Yurt içi-dışı Sivas anma gecelerinden daha az olduğunu ben biliyorum. En gerekli anda, dostları ve kendisi için yapması gerekeni yapmayan; yıllarca süren davaya katılmayan, her sorulduğunda unutmak üzerine nutuk çeken Arif Sağ; mümkünse, Madımağın geleceği için fikir yürütmesin. Akp'nin ya da birilerinin Truva atı olmasın.

Gerçek Alevi kanaat önderleri, samimi ve ehliyetli dernek yöneticileri, madımağı yüreğinde bir kor gibi taşıyan herkes yeniden sesini yükseltip, "madımak utanç müzesi" olacak diyebilmeli... " sözleriyle ifade ediyor düşüncelerini.

Televizyoncu Şükrü Yıldız ise Aşık Mahzuni'ye sarılıyor ve ekliyor;
"Bir elinde kadeh var nerden gelirsin canım /
İçip de ağlamayı derman bilirsin canım /
Dünya fani bahçedir bir gün ölürsün canım /
Adam olamadın gittin zevzek /
Beni bilemedin gittin zevzek..."


RENKHABER - ÖZEL

İşte o eleştiriler:

***

Vah zavallı büyük (!) Ozan Arif Sağ, vahhh…

Erdal YILDIRIM

Bildiğimiz gibi 9 Kasım 2008 tarihinde Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri tarafından Ankara Sıhhiye'deki Büyük Alevi Yürüyüşü ile ilgili olarak Fetullah Gülen Efendi'nin en büyük dostu İzzettin Efendi',tüm basın yayın organlarına "bu mitingin liderliğine soyunanların Alevilikle ilgisinin olmadıklarını biliyorum" ve "oraya Alevi yurttaşların itibar edeceğini katılacağını zannetmiyorum. 25 -30 milyon insandan kaç kişinin katılacağını göreceğiz" sözlerini sarfetmişti. Ama o mitinge 135 bin kişinin katılmış ve İzzettin Efendi o tarihten sonra sus pus olmuştu… Çünkü Aleviler, Bektaşiler, Kızılbaşlar Alevi asimilasyonuna hizmet eden bu zata itibar etmemişlerdi, etmeyecekler de.

Ve geçtiğimiz 8 Kasımda Istanbul'un ve Kadıköy'ün asla görmediği 500 binden fazla kitle "Eşit Yurttaşlık Hakkı Talebiyle" alanlara çıkmıştı. İzzettin Efendinin sahibi olduğu Cem TV bu mitingi yayınlamak yerine, aynı gün yapılan MHP kongresini canlı yayınlamıştı.

9 Kasım 2008 Sıhhiye mitinginden sonra AKP hükümeti 2009 Haziranından itibaren bir dizi "Alevi Çalıştay"ları düzenlemeye başladı.. İlk çalıştaya Alevi örgütlerinin nerdeyse tamamının katılması, bu örgütlerin sorunun tespiti ve çözümüne yönelik olarak :

- Cemevlerinin; Cami, Havra, Sinagog ve Kilise gibi yasal bir statüde olması

- Zorunlu Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması, Dinler Kültürü Dersi adıyla seçmeli olması

- Madımak Oteli'nin Alevilerin talebine uygun bir şekilde Utanç Müzesi olması

- Alevi Köylerine Cami yapmaktan vazgeçilmesi ve köylerdeki Din görevlilerinin geri çekilmesi

- Alevi İnanç merkezlerinin Alevi kurumlarına teslimi

gibi tespitleri yapıp hükümete sunmuş olmasına rağmen, bu çalıştaylar dizisi ilgili – ilgisiz, Alevi asimilasyoncuları da dahil bir çok kişi, kurum ve kuruluşlar davet edilerek devam etti

Bu çalıştaylara davet edilen bir çok sanatçı Alevi – Kızılbaş öğretisine ve duruşuna denk düşen duruşlar sergiledi. Ama bu oturumlardan birisine katılmış olan Arif Sağ'ın, 2 Temmuz 1993 Madımak katliamında yitirdiğimiz Sivas Şehitlerini, ailelerini, sevenlerini ve kendisine insanım diyen herkesin kanının donduracak bir şekilde, saygısızca ve büyük bir pişkinlikle dile getirdiği, "Madımak Oteli'nin yıkılmasını, buraya güller veya ağaçlar dikilmesini" önermesi yukarıdaki başlığı yazmama neden oldu…

Yeni Şafak'tan Yasin Aktay 30 Ocak tarihli yazısında, Madımak'ın ne yapılacağı sorununu "rövanşist ve tepkili tutum" yerine Arif Sağ hazretlerinin buyurduğu gibi "makul bir çözüm" arayışı olarak tespit ve formüle edileceğini söylüyor ve Eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç ile Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan için "aynı konuda iyi anlaşıyorlar" diye yazısını sürdürüyor. Ve devamla durumu "toplantıların arka planı ile ilgili netleşen durum, tam bir tanış olma, işi kolay kılma ve yolu yakın kılma hali" diye tespit ediyor.

Şeyh İzzetin Doğan Efendi ve Arif Sağ Hazretleri önderliğinde, asimilasyona hizmette kusur edilmiyor ve 2 Temmuz 1993 yılında yaklaşık 8 saat ve tüm Türkiye'nin televizyonlardan naklen canlı izlediği ve günün sonunda 35 canımızın yakılarak katledildiği katliamın katilleriyle, onların yıllarca savunmalarını yapanlarla "tam tanış edilmeye" çalışılıyor, ve yine Arif Sağ Efendi'nin akşam rakı kadehleri eşliğinde ortalığı kahkahadan kırıp geçiren fıkralarıyla Alevi asimilasyonu işi kolay ediliyor.

Gerici, şeriatçı ve faşist çevreler birden bire, çok kısa bir süre öncesine kadar Aziz Nesin, Arif Sağ'ı ve PSAKD yöneticilerini Sivas katliamının tahrikçileri oldukları, katledilmelerinin vacip olduğu tespitlerini bir kenara bırakıyorlar; Fettullah Efendi ve İzzettin Efendi kardeşliklerini yeterli görmüyorlar ve yeni bir hazreti, yani Arif Sağ'ı keşfediyorlar.
Zaman Gazetesinin yazarlarından Ali Bulaç da dünkü yazısında "büyük ozan Arif Sağ'ın katliamda hem Sünni, hem de Alevi kesimin, yani heriki kesimin de hatalı olduğunu söylediği" tespitinde bulunuyor ve ekliyor "bu çok doğru ve yerindeydi" diyor.

Hem 9 Kasım 2008 Sıhhiye, hem de 8 Kasım 2009 Kadıköy mitingleri öncesi Demokratik Alevi Hareketini, Alevi kitlelerini ve örgütlerini açık açık tehdit eden Devlet Bakanı Faruk Çelik'ın bu son çalıştayda da "Madımak'ı kurcalamayın" tespitlerine paralel fikirler üreten İzzettin Doğan efendi ve Arif Sağ hazretlerine, mutlaka Alevi toplumunun da, tarihin de diyecek çok sözleri olacaktır..

Eşit Yurttaşlık Hakkı taleplerimizin görmezden, duymazdan gelindiği, yaklaşık 8 aydır, Brezilya dizilerini aratmayan sahte Alevi Çalıştaylarının sorunlara çözüm getirmek yerine boş birer iddia olmaktan öte geçmediği gün gibi aşikardır.. İzzettin Efendiye bugüne kadar çok şey söylendi..

Şimdilerde asimilasyon politikalarından ve AKP'den medet uman, çalıştay akşamlarında elinde kadehler, dilinde fıkralarla katkıda bulunan, Sivas Madımak katliamını unutmamızı isteyen ve bu değirmene su taşıyan Arif Sağ'a diyorum ki :

Vah zavallı büyük (!) Ozan Arif Sağ, vahhh….

* PSAKD IX. Dönem Kültür Sanat Sekreteri

***

İlle Dostun Gülü...

SERDAR DOĞAN

Ne güzel söylemişsin güzel pirim; "şu ellerin taşı hiç bana değmez, ille dostun gülü yareler beni"… Diye. Madımak katliamın üzerinde on yedi yıl geçti, 2 Temmuz 1993 günü madımak oteli içinde kıstırılmış, sekiz saat taşlandıktan sonra ateşe verilerek, sevinç naraları içinde yakılmıştık.
İslami-faşizmin, onun yedeğindeki siyasal erkin, kolluk güçlerinin geçen bu on yedi yılda tavrı hiç değişmedi; bizi taşlamaya ve yakmaya devam ettiler. Madımak, katliamdan hemen sonra tadilat edilerek ve altında bir kebapçı dükkânı açılarak tütmeye, bizi kanatmaya devam etti. Kardeşlerimizin, dostlarımızın, ustalarımızın yanık karanfil kokulu gülüşleri, kebap kokusuyla servis edildi yıllarca. O dükkânın açıldığı, ocağının yandığı her gün, ateşinin harlandığı her saat; tekrar tekrar taşlanıp, yakıldık.
Pirimiz Koca Haydar'ı astılar, yetmedi; darağacının yerine diktikleri madımak otelinde 33 canımızı yaktılar, kesmedi; salyalı ağızlarıyla "et" yediler yıllarca…
Madımak yanarken yaptıkları gibi, sadece seyrettiler bizi…
Çünkü bizi incittiklerinin çok farkındaydılar…


Yakanlardan, yaktıranlardan, seyredenlerden yıllarda geçmiş olsa, başka bir tavır beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Ama ya dost bildiklerimizden?
Madımak, geçen bu on yedi yıl içinde çok kişinin siyasetine, sazına, sözüne, partisine, rakı sofrasına meze oldu. Alevi Çalıştayı adı altında bir süredir devam eden saçmalıklar zirvesinden, yeni bir saçmalık daha yumurtlandı. Madımak Oteli yıkılmalı, yerine 37 ağaç ya da gül dikilmeli buyurdu bir bilen. Çok benimsendi masada oturan, Alevilikten, Madımakta yaşanan acıdan bi haber olanlar tarafından. Madımak yanarken alkışlayanlardan, kendilerini madımak katillerinin avukatı, savcısı, hamisi ilan edenlerden beklenebilecek bir davranıştı.
Bizi asıl yakan, bu teklifin Madımak mağduru, tanığı Arif Sağ'dan gelmesiydi.
Akp temsilcilerinin de mal bulmuş mağribi gibi sarıldıkları bir öneriydi. Katliamın 17. Yıldönümünün ilk günlerindeyiz ama geçen on altı yıl boyunca tek dileğimiz, en büyük mücadelemiz Madımak müze olsun diyeydi. Hatta bazı oportünist-tatlı su solcusu dernek yöneticisi ve yandaşlarının "madımak, barış ve kardeşlik müzesi olsun" dillendirmelerini bile önünü kesmiş, olacaksa madımağın bir "utanç" müzesi olması gerekliliğini kabul ettirmiş, duyarlı kamuoyununda desteğini almışken, üstelik madımak müze olsun bildirisinin altında sayın "sağ'ın" da imzası varken, hangi mantık, vicdan ya da muhasebeyle böyle bir teklifte bulunduğunun şokunu yaşamaktayız. Katliamın bilançosu 37, Madımak Otelinde öldürülenlerin sayısı 35 kişidir.

Öldürülenlerin 33'ü Pir Sultan dostu, torunu, sanatçısı, diğer iki insan ise; sahiplerinin bile kaçtığı oteli; bizden korumaya, kollamaya çalışmak için kalan iki genç, emekçi otel görevlisidir.
Oteli yıkıp, 37 gül dikelim dediğinde Arif Sağ; bizi yakmaya doyamamış, öfkesini boşaltamamış iki katilinde (nasıl öldüklerini devlet yetkilileri anlatmalı) dostlarımız, kardeşlerimiz, ustalarımızla birlikte anılacağı anlamını gelir... Hangi ortalama insan vicdanı; katille kurbanın mezar taşını ortaklaştırabilir? Üstelik o katillerin hedefi olmuş iken… Ben kendi adıma, sayın "sağ" dan daha tutarlı direngen bir tavır beklemiyordum, geçen bu 16 yıl içinde çokta farklı bir tutum içinde olmadı. Pek çok TV programında, gazete röportajında "unuttuğunu, unutmak gerektiğini" söylemiştir. Her sakala bir tarak "gazeteci" savaş ay'ın, akıllara zarar Sivas programında sayın "sağ"; "unutmanın" erdemini sıraladıktan hemen sonra; savaş ay, çıkarttığı dansöz ile, kısmen de olsa oluşan efkârı dağıtmıştı…
Geçen bu 16 yıl boyunca sayın "sağ"'ın Büyük Birlik Partisi Sivas il yönetimi için yaptığı aklama konuşmalarının da bir anlamı olmalı. Kendisi dışında, otelden büyük birlik partisine geçen 43 kişi; oteldeki ateş ve dumandan can havliyle kaçmaya çalışırken BBP yöneticileri tarafından nasıl tartaklandıklarını, hakarete uğradıklarını; şayet, saldırmak yerine, ilk anda içeriye alsalardı, belki otelde kimsenin ölmeyeceğini söylemişken. Aziz Nesin Hocanın koruması; komiser Mehmet' de, karşılaştığı zorbalık sonrası; kimlik kartı ve beylik tabancasıyla nasıl "ikna ettiğini" anlatmışken. Yıllar önce donarken kurtardığı bir faşistin, o yanarken de onu kurtardığını ve ödeştiklerini anlattığı onlarca konuşmasına şahit olmuşsunuzdur.
Öldürülen 33 dostumuzun tek suçları, yaşarken bir faşistle tanışmamış olmalarımıdır?
2008 Kasım ayında Ankara Sıhiye Meydanında yürüyen 150.000 insanın, 2009 yılı Kasım ayında Kadıköy'de toplanıp haykıran 500.000 kişinin taleplerinin en başında; madımak müze olacak gerçeği vardı.

Alevi Bektaşi Federasyonu; başkanı, madımak mağduru Ali Balkız; Kazım Genç ve Fevzi Gümüş liderliğinde Pir Sultan Dernekleri ' Yüz binleri toplayıp slogan olarak attırdıkları "madımak müze olacak" gerçekliğini; bir madımak mağduru, akp temsilcilerinin olduğu bir yerde; yerle bir ederken neden sustular, susmaya devam ediyorlar? Arif Sağ popülizmi her şeyin, her anlayışın önünde midir? Örgütün mü, kişilerin mi temsilcisisiniz!

Aralıksız yedi yıl devam eden; zaman aşımı davalarıyla yeniden görülen Sivas Katliamı davasına sayın "sağ" kaç defa katılmıştır? Yurt içi-dışı Sivas anma gecelerinden daha az olduğunu ben biliyorum. En gerekli anda, dostları ve kendisi için yapması gerekeni yapmayan; yıllarca süren davaya katılmayan, her sorulduğunda unutmak üzerine nutuk çeken Arif Sağ; mümkünse, Madımağın geleceği için fikir yürütmesin. Akp'nin ya da birilerinin Truva atı olmasın.

Gerçek Alevi kanaat önderleri, samimi ve ehliyetli dernek yöneticileri, madımağı yüreğinde bir kor gibi taşıyan herkes yeniden sesini yükseltip, "madımak utanç müzesi" olacak diyebilmeli...

Katliam üzerinden 17 yıl geçti ama acımız, öfkemiz, özlemişliğimiz dün gibi taze. Bilmeyenlere, yeni doğan çocuklarımıza, özellikle unutanlara inadına Madımağı anlatmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar yapılanlar, bundan sonra yapılması gerekenler belliyken, son dönemdeki boş vermişliği son vermek zorundayız. Belki kurmayı düşledikleri parti yoğunluğundan, Sivas Davasına katılmayan Pir Sultan Genel Merkezi yöneticilerine; özellikle avukat olan genel başkanına ve her etkinlikte madımak üzerine söz söyleyip bir kez olsun davalara katılmayan kurum yöneticilerine neredesiniz demeliyiz. 23 Aralık 2009 tarihinde Viyana'da yapılan Maraş Paneli sonunda, "neyse, havayı dağıtıp biraz gülelim, son söz olarak bir fıkrayla konuşmamı bitireyim" diyerek, Sivas için fıkra anlatabilen Ozan Emekçi'ye; katillerimizin, yakarken ve bu geçen 17 yıl içinde ne kadar ciddi olduklarını hatırlatıp, en azından cellâtlarımız kadar ciddi olmaya davet edip; Üzerine Madımağın isi, 33 ölümsüzümüzün anıları sinmiş olan Arif Sağ'a; Madımak utanç müzesinden başka bir şey olmamalı, sözlerinle madımağı bir daha "yakma" diyebilmeliyiz…

Ruhi Su ustanın bir şiirinde söylediği gibi; "ağaç demiş ki baltaya; sen beni kesemezdin ama ne yapayım ki sapın benden; bak şu ağacın bilgeliğine sen; ölen ben, öldüren benden"… Sivas Madımak acısı için bir şey yapmayacaksanız, gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz…

(Madımak Ölümsüzleri Aileleri Adına)
SERDAR DOĞAN

***

Adam olamadın gittin zevzek!

Şükrü Yıldız

Biz Maraşlıların ruhiyatını en güzel Aşık Mahzuni dile getirmiştir.
Toprağımızın tozunu sevişimizi, gurbetteki direngenliğimizi, aşktaki çaresizliğimizi, siyaseti ve siyasetteki duruşumuzu hep o resmetmiştir.

Kimi zaman Elbistan"ın düzüne inmiş, göresi gelmiş Berçenek"i, kimi zaman "domdom kurşunu" yemiş binlerce gençle, "Amerikan katil" demiş.

Diyeceksiniz nereden çıktı bu muhabbet? Ozan olmanın, adam olmanın farkı belki, son günlerdeki Alevilerle ilgili haberlere bakınca adamın Mahzuni gibi hadi oradan "Adam olamadın gittin zevzek" diyesi geliyor.

Niye mi?

AK Parti tarafından organize edilen „Alevi Çalıştay"larının sonuncusunda, Alevi asimilasyonuna yönelik yapılacak düzenlemelerin üstü kapatılarak, güya Arif Sağ tarafından önerilmiş, devletlû ekip tarafından pişirilmiş Madımak Oteli tartışmaları damgasını vurmuşa benziyor. Habere bak hizaya gel; "Fikir birliği oluşan öneri Arif Sağ"ın. Buna göre, Madımak Oteli ve bitişiğindeki binalardan da pay alınarak bir alan yaratılacak. Buraya ilk etapta güllerle donatılmış bir park yapılacak Madımak"ın yeni bir kin ve nefret yerini çağrıştırmayacak şekilde yeniden dizayn edilmesi konusunda fikir birliği oluştu."

Demek Madımak müze olursa, yeni kin ve nefret tohumları ekilmiş olacak!
Öyle mi?
Almanya"nın Solingen kentindeki Nazi artıklarının yaktığı ev müze olunca, Alman devleti yeni kin ve nefret tohumları mı ekmiş oldu!
Orada her yıl yapılan anmalar kin ve nefreti mi geliştiriyor? Oradaki törenlere katılınca, bu söylediğinizi hatırlayıp utanmayacak mısınız?

Niyetinizi, amellerinizle örtemezsiniz.

Artık Alevilerin içindeki "Ergenekon", MİT, it ayağı tekrar masaya yatırılmalıdır.

Uzağı bir kenara bırakarak, Sivas"tan başlanmalıdır.

Gazi, basına bir çok yönleriyle yansıdı.

Önce küfredip, sonrada gece yarısı darbesiyle "hizaya gelin" denince, küfrettiklerinin kapısında el pence duran Alevi örgütlerinin yöneticilerinin ilişkileri gözden geçirilmelidir.

Eski başkanlarının MİT"le çalıştığını her yerde dile getirip bunla övünenlerin Alevi Dergahlarına yönetici olmasından utanılmalı, kaldıysa düşkünlük olayı hayata geçirilmelidir

Hiç tartışmasız Aleviler içindeki bu engerek"onları kusmalıdırlar.

Gocunmamalıdır…

Kendimizle yüzleşme zamanı geldi...

Bu utanç resmini haketmiyoruz.

Ayıptır, günahtır...

Sözü Mahzuni"ye verelim:

Bir elinde kadeh var nerden gelirsin canım
İçip de ağlamayı derman bilirsin canım
Dünya fani bahçedir bir gün ölürsün canım
Adam olamadın gittin zevzek
Beni bilemedin gittin zevzek

Yürü be yürü insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Halk"ı hak"ı ne bilsin

Hele bak şu aynaya yüzün yüze benzer mi
Ta sabahtan uyumuş gözün göze benzer mi
Vay o boyun devrilsin özün bize benzer mi
Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be yürü insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Halk"ı Hakk"ı Ne Bilsin

Mahzuni bu halinle nereye vardın canım
Sen bu ele gelmeden nerde yatardın canım
Belinde barabellom kimi kurtardın canım
Adam olamadın gitti zevzek
Beni bilemedin gitti zevzek

Yürü be yürü insan değilsin
Kendini bilmeyen canım eli ne bilsin
Halk"ı Hakk"ı Ne Bilsin

AŞIK MAHZUNİ ŞERİF

http://www.renkhaber.com/
03.02.2010 06:08:46


EvcioğluHaber-16.12.2010