Havana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Havana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2010

Birleşmiş Milletler, dokunulmazlık ve savaş

Birleşmiş Milletler, dokunulmazlık ve savaş


Fidel Castro Ruz

10 - 19 Ağustos 2010


EvcioğluHaber- Havana, 16 Ağustos 2010 (Prensa Latina'da yayınlanan) Küba Devrimi lideri Fidel Castro’nun son yazısı olan “Birleşmiş Milletler, Dokunulmazlık ve Savaş” makalesini siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz...

***************

9 Haziran 2010 tarihinde alınan 1929 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı emperyalizmin kaderini belirledi.

Bir sürü saçmalık arasında kaç kişinin fark ettiğini bilmiyorum ancak; Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, üstlerinden aldığı emirle abluka altındaki Gazze’ye insanî yardım götüren filoya düzenlenen İsrail saldırısını araştırmak için kurulan komisyonun başkan yardımcılığına Kolombiya Devlet Başkanlığı görevinin son günlerine gelmiş olan Alvaro Uribe’yi getirdi. Saldırı kıyıdan oldukça uzakta ve uluslararası sularda yaşanmıştı.

Kendisi savaş suçu işlemekle suçlanan Uribe’ye verilen bu görev onu tamamen dokunulmaz yaptı: Onun iktidarı değil miydi en az 2 bin kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan, her gün ortaya çıkan yeni bir toplu mezar ile sicili kabaran, ABD askerleri için 7 yeni askeri üs açan? Terörizm ve soykırım deyince akla ilk Uribe gelir.

10 Haziran 2010 tarihinde Kübalı gazeteci ve aynı zamanda ulusal kanalda yayınlanan Yuvarlak Masa programının yapımcısı Randy Alonso, Cuba Debate internet sitesinde “Sözde dünya hükümeti Barselona’da toplanıyor” isimli yeni bir makale yayınladı:

“Dolce Oteline camları kara makam araçlarıyla ve helikopterleriyle geldiler.”

“Bilderberg Klübü veya dünyanın gölge hükümeti olarak bilinen, Kuzey Amerika ve Avrupanın önde gelen 100 ekonomi, finans, siyaset ve medya liderinden oluşan grup yıllık toplantıları için birarada.”

Alonso gibi diğer dürüst yazarlar da bu garip birleşime dair sızan bilgileri biraraya getirmeye çalışıyorlar. Onlardan daha fazla bilgi sahibi olan bir kişi bu grubu yıllardır izliyor.

“Bu yıl Sitges’de toplanan grup 1954 yılında danışman ve siyasi analizci olan Joseph Retinger’in önerisi üzerine kuruldu. Grubun arkasındaki itici güç ABD’li zengin David Rockefeller, Hollanda Prensi Bernhard ve Belçika Başbakanı Paul Van Zeeland oldu. Kuruluş amacı Avrupa’da artan Amerikan karşıtlığının üzerine gidip, kıtada güç ve itibar kazanan Sovyetler Birliği ve komünizmle mücadele etmekti.”

“İlk toplantıları 29–30 Mayıs 1954 günlerinde Hollanda Osterbeck’deki Bilderberg Otelinde yapıldığı için grup bu şekilde adlandırıldı. 1976 yılı hariç günümüze kadar her yıl toplandı.”

“Grubun çekirdeğini oluşturan 39 kişilik yönetim kurulunun dışındakiler davetli misafirlerdir. ”

“Grup gizliliğe önem verir, toplantıya katılanlarından toplantılarla ilgili röportaj vermemeleri, konuşulanlar ile ilgili açıklamada bulunmamaları istenir. Toplantıya katılım için mükemmel İngilizce bilmek ve konuşmak zorunludur, birleşimlere çevirmen kabul edilmemektedir.”

“Kimse grubun gerçek gücünü bilmemektedir. Konuyla ilgilenenler G–8 toplantılarından hemen önce grubun toplanmasının bir tesadüf olmadığını ve grubun dünya çapında tek bir hükümete, tek bir ekonomiye, tek bir orduya ve tek bir ideolojiye sahip yeni bir dünya düzeni istediklerine dair görüş bildirmektedir.”

“Newsweek dergisine açıklamada bulunan David Rockefeller, ‘Birisinin hükümetin yerine geçmesi gerekiyor, bana göre bu görev için en mantıklısı iş çevreleridir.’ demiştir.”

“Banker James P. Warburg ise ‘Sevelim sevmeyelim bir dünya hükümetimiz olacak. Sorun, bunun onayla mı yoksa zorla mı olacağıdır.’ şeklinde konuşmuştur.”

“On ay öncesinde Irak’ın işgalinin tam tarihini biliyorlardı, ABD’de yaşanan emlak sektöründeki çöküşün olacağından haberdarlardı. Bu gibi bilgiler elinizdeyse günümüz piyasa koşullarında bir anda servet sahibi olabilirsiniz. Burada bahis konusu olan bir iktidar ve bilgi klübüdür.”

“Analizcilere göre klübü en çok düşündüren konu Çin’den gelen ekonomik tehdit ve bunun Kuzey Amerika ve Avrupa toplumlarındaki yansımaları.”

“Klübün etkisi ve yönetici sınıf arasındaki önemi özellikle İngiltere ve ABD’de iktidara gelmeden önce Margaret Thatcher, Bill Clinton, Tony Blair ve Barack Obama’nın toplantılara davet edilmiş olmalarından görülebilir. Son olarak Obama, ABD Başkanı olmadan 5 ay önce 2008 yılı Haziran ayındaki Virjinya toplantılarına çağrılmıştı, kendisinin seçim zaferi ise 2007 yılındaki toplantıda öngörülmüştü.”

“Toplantılardaki gizliliğe rağmen katılımcılara dair bilgiler elde edilebilmektedir. Sitges’deki toplantıya katılanlar arasında önemli işadamları bulunmakta; Fiat, Coca Cola, France Telecom, Telefonica de España, Suez, Siemens, Shell, Novartis ve Airbus başkanları davetliler arasında.”

“Finans ve ekonomi patronları da çağrılılar arasında; ünlü spekülatör George Soros, Obama’nın ekonomi danışmanları Paul Volcker ve Larry Summers, İngiliz Maliye Bakanı George Osborne, Goldman Sachs ve British Petroleum eski başkanı Peter Shilton, Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellic, IMF Direktörü Dominique Strauss-Kahn, Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Pascal Lamy, Avrupa Birliği Merkez Bankası Başkanı Jean Claude Trichet ve Avrupa Yatırım Bankası Başkanı Philippe Maystadt bulunuyor.”

Acaba okuyucularımızdan kaçı bunları daha önce duymuştu? Önde gelen yazılı ve sözlü basın kurumları bundan neden hiç bahsetmiyor?
Batıda dillerden düşürülmeyen basın özgürlüğü nerede? 1976 yılı hariç olmak üzere dünyadaki bu en güçlü kişilerin sistematik olarak her yıl toplandığını kim yalanlayabilir?

Randy’nin yazısından devam ediyorum; “Ordu da bu toplantılara bazı şahinlerini göndermiş; Bush’un eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve yardımcısı Paul Wolfowitz, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ve selefi Jaap de Hoop Scheffer.”

“Dijital teknoloji patronu Bill Gates toplantı ile ilgili basına konuşan tek kişi: ‘Orada olacaklardan birisi de benim.’ demiş. Toplantıda çok sayıda mali konunun konuşulacağını açıklamış.”

“Bazı haberciler, gölge hükümetin Euro para biriminin geleceğinin ve kurtarılması için yapılması gerekenlerin, Avrupa ekonomisinin durumunun ve krizden çıkış formüllerinin konuşulacağını iddia etti. Anlaşılan hastanın hayatını, piyasa tanrısına ibadet ederek ve sosyal güvencelerden büyük kesinti yaparak uzatmaya çalışacaklar.”

“İspanya Birleşik Sol yöneticisi Cayo Lara, Bilderberg Klübü tarafından dünyaya dayatılanları tüm açıklığıyla ifade etmiş; ‘Demokrasilerin finans diktatörlüğü tarafından baskı altına alınıp yönetildiği tepe taklak bir dünyadayız.’ ”

“Klübün fikir yapısında dair çok çarpıcı bir görüş İspanyol Publico gazetesi tarafından haberleştirildi. Buna göre tüm klüp üyeleri ABD’nin İran’a saldırmasından yana. Klüp üyelerinin 2003 yılındaki Irak işgali yaşanmadan 10 ay önce olacakları bildiğini de aklımızdan çıkarmayalım.”

Düşüncelerimi yazdığım bu köşe yazılarımdaki savunduğum fikirlere bu yeni veriler de eklenince, acaba; İmparatorluğun en yüksek karar mercilerinde İran’a karşı bir savaşın artık kesinleştiğini iddia etmek hayalperestlik mi olur? Acaba artık sadece dünya kamuoyunun olağanüstü çabası mı yakın gelecekteki bu savaşa engel olabilir? Gerçekleri kim gizliyor?
Kim yalan söylüyor?
Yukarıda yazılanların tersi iddia edilebilir mi?

Fidel Castro Ruz
15 Ağustos 2010
08:25

Kaynak: Prensal Latina Türkçe


17 Temmuz 2010

Küba ilaç kontrol merkezi uluslararası düzeyde tanındı



Küba ilaç kontrol merkezi uluslararası düzeyde tanındı

Havana, 10 Temmuz 2010 (Prensa Latina) Küba Devlet İlaç Kalite Kontrol Merkezi (CECMED) Amerika kıtasında ilaç değerlendirme alanında otorite kurumlardan biri olarak kabul edildi.

CECMED'e dair açıklamayı Panamerikan Sağlık Örgütü (PHO) yerel danışmanı Jose Daniel Peña Ruz Havana'da yaptı.

Bu kapsamda PHO'nun yanısıra Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de CECMED'i dünya çapında bir değerlendirme kurumu olarak kabul etmiş oldu.

CECMED, ilaçların ticari amaçlı geliştirilmesi, üretimi, kontrolü ve dağıtım izinlerini veren kurum. Kurum dağıtım süreçlerini takip ediyor ve olası olumsuz etkilere sahip ilaçların dağıtımının önüne geçmeye çalışıyor.

Peña, 1989'da kurulan CECMED'in ilaç kontrol alanında otorite olduğunu, iyi bir kontrol sistemine sahip olduğunu, halka güvenli, verimli ve kaliteli ilaç dağıtıldığının ana güvencesi olduğunu belirtti.

Kurum yöneticisi Rafael Perez ise Granma gazetesine verdiği demeçte söz konusu güvencenin Küba ilaç ve biyoteknoloji sanayiinin güvenlik standartlarını daha da yükseltmeye
yardımcı olduğunu söyledi.

http://www.plturkce.org/
"

Fidel Castro: Yanılmış olmayı o kadar isterdim ki


http://majimbokenya.com/home/wp-content/uploads/2009/04/fidelcastro.jpg
Fidel Castro: Yanılmış olmayı o kadar isterdim ki

Havana, 25 Haziran 2010 (Prensa Latina) Küba Devriminin önderi Fidel Castro'nun son yazısı olan "Yanılmış olmayı o kadar isterdim ki" adlı makaleyi okuyucularımızla paylaşmaktan gurur duyarız.

YANILMIŞ OLMAYI O KADAR İSTERDİM Kİ

Yazdığım bu satırlar yarın yani 26 Haziran Cumartesi günü Granma'da yayınlandığından sadece 32 gün sonra imparatorluğa gösterdiğimiz onurlu direniş olan 26 Temmuz gününü kutlayacağız.

İnsanlığın düşmanları her adımlarını ölçüp biçerek atıyorlar. Özellikle aklında sadece kâr hırsı ve hammadde olan, insanlığın ortak değerlerini gözardı eden ABD emperyalizmi.

16 Haziran günkü yazımda şunları yazmışım: "Bu cehennem habercisi gibi gelişmeler Dünya Kupası maçları arasında unutulup gidiyor, kimsenin umurunda olmaksızın."

Bu önemli spor olayı en çekişmeli aşamasına giriyor. 14 gün boyunca 32 ülkeden futbolcular ilk 16'ya girebilmek için çaba gösterdiler. Şimdi ise çeyrek finale, yarı finale ve finale kalabilmek için mücadele edecekler.

Futbol fanatizmi giderek artmakta, dünya üzerinde milyonlarca insanı etkisine almaya başladı bile.

Artık şunu sorabiliriz; kaçımız şu sıralarda ABD donanmasının en büyük uçak gemilerinden Harry S. Truman'ın beraberinde nükleer denizaltılarla birlikte Süveyş Kanalından geçerek İran Körfezine doğru yol almakta olduğunu biliyoruz?

ABD donanmasına eşlik eden gemiler arasında benzer ateş gücüne sahip İsrail savaş gemilerinin de olduğu bilinmekte. Bu donanma İran'a uygulanan abluka uyarınca ülkeye giriş çıkış yapan ticari gemileri arama yetkisine sahip olacak.

Hatırlanacağı gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ABD'nin önerisi ve İngiltere, Fransa ile Almanya'nın desteğiyle çok ağır koşulları olan bir yaptırım kararı almıştı.

Diğer bir ağır yaptırım kararı da ABD Senatosundan çıkmıştı.

Üçüncü ve en ağır yaptırım kararı ise Avrupa Birliği tarafından alındı. Bütün bu gelişmeler 20 Haziran gününden önce oldu. O dönemde Fransa Cumhurbaşkanı acil bir ziyaretle Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile görüşmüş, Rusya'nın İran ile görüşerek durumun daha kötüye gitmesine engel olması istenmişti.

Şimdi zaten İran açıklarında bulunan ABD donanmasına, ABD ve İsrail savaş uçaklarını taşıyan uçak gemisinin varması bekleniyor.

İşin en düşündürücü yanı ise ABD'nin Ortadoğudaki jandarması İsrail'in elinde son derece gelişmiş nükleer silahlar ve bunları kullanabilecek modern savaş uçaklarının bulunuyor olması.

İran Şahı 1979 yılında tek bir silah atılmadan Ayetullah Humeyni tarafından devrilmişti. ABD, İran'a karşı savaş açan Irak'ı desteklemiş ve Irak tarafından İran ordusuna ve Devrim Muhafızlarına karşı kullanılan kimyasal silahları tedarik etmişti. O dönemler Bağlantısızlar Hareketinin lideri konumunda olan Küba bu konuyla ilgili bilgiye sahipti. Savaşın etkilerine maruz kalan sivillerin durumunu da çok iyi biliyorduk. Bugün İran Cumhurbaşkanı olan Mahmut Ahmedinejad o dönemde Devrim Muhafızları 6. Ordu komutanı olarak İran - Irak Savaşının en sıcak çatışmalarının yaşandığı batı cephesindeydi.

Bugün 2010 yılında 31 yıldan sonra ABD ve İsrail devletleri, İran silahlı kuvvetlerininin milyonlarca askerini, hava, deniz ve kara kuvvetlerini ve Devrim Muhafızlarını hafife alıyor.

Bu saydıklarıma 12-60 yaş arasındaki 20 milyon erkek ve kadın ile toplam 70 milyon nüfusa sahip, düzenli şekilde milis eğitimi alan bir toplumu ekleyin.

ABD hükümeti bir plan uygulama çabasında. Buna göre kapitalist tüketime sahip çıkan bir siyasi muhalefet hareketi yaratılacak, İran halkı bölünecek ve İran'daki rejim devrilecek.

Ancak artık bu plan geçersizdir. Ülkelerine saldıran ABD ve İsrail savaş uçakları karşısında hiçbir İranlının ABD'den yana olacağı iddia edilemez.

Son gelişmeleri tahlil ettiğimde şöyle bir sonuca varmıştım; çatışma Kore yarımadasında başlayacak, burada çıkartılacak ikinci Kore Savaşından sonra ABD'nin İran'a ikinci müdahalesi başlatılacak.

Bugünden baktığımda ise çatışmaların sırasının değiştiğini görüyorum; silahlı saldırı önce İran'a karşı düzenlenecek.

Artık ABD özel harekat kuvvetleri ve istihbaratı tarafından batırıldığı bilinen Güney Kore savaş gemisi Cheonan'ı batırmakla suçlanan Kuzey Kore yönetimi ise İran'a saldırıldıktan sonra sırada kendilerinin olduğunu çok iyi biliyor.

Gamsız futbolseverler Dünya Kupası maçlarının tadını çıkarmaya baksın. Kahraman halkımıza, hayat ve umut dolu Küba gençliğine, o muhteşem çocuklarımıza ve daima iyi geleceklerini aklımızdan çıkartmadığımız insanlığa şunları söylemeyi görev addediyorum; bu gelişmeler bizi hiçbir şekilde şaşırtmıyor.

Sadece, bir kaç bin yıl içinde insanoğlu tarafından gerçekleştirilen sayısız hayallere ve geliştirilen uygarlığa acıyorum.

Devrimci hayallerimiz gerçekleşmeye ve anavatanımız ayakları üzerinde doğrulmaya başlamışken, "yanılmış olmayı o kadar isterdim ki!"

Fidel Castro Ruz
24 Haziran 2010
21:34


PLT-OE-26062010

http://www.plturkce.org/

-----------------------

"

7 Temmuz 2009

Küba'nın biyoteknoloji devrimi

Küba'nın biyoteknoloji devrimi



Küba, ABD'li ilaç devleri gibi parayı kellik ilaçları, iktidarsızlık hapları, kırışıklık kremlerinden kazanmıyor.
Küba ilaç sektörünün odaklandığı üç alan var; kanser tedavisi, AIDS ve hijyen hastalıklarının aşıları.


Küba yeni bir sektörde dünya pazarlarında rekabete hazırlanıyor: Biyoteknoloji. Küba bugün, ABD ambargosuna karşın, Latin Amerikadaki en büyük ilaç ihracatçısı, 50'den fazla ülkeye ilaç satan Küba'nın listesinde Avrupa ülkeleri de bulunuyor. Bunlar arasında kanser aşısı da bulunuyor.
Küba, Çin, Malezya, Hindistan ve İran'a teknoloji transferi yapıyor; Kübalı uzmanlar bu ülkelere kendi laboratuvarlarını açmaları için yardım ediyor. Kısaca bir üçüncü dünya ülkesinden bir diğer üçüncü dünya ülkesine teknoloji transferi gerçekleşiyor.


SOSYALİST DEVRİMİN LOKOMOTİFİ
Küba'nın ilaç sektörü dışarıdan satın alınan patentler yerine yerli ArGe'ye dayanıyor. Kübalılar, ilaç endüstrisinde çalışan araştırmacılar için Küba Devriminin kahramanları tanımını kullanıyor.

Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, biyoteknolojiyi yıllar önce sosyalist devrimin lokomotif endüstrisi ilan etmişti. Fikri mülkiyet haklarının teşvik edilmesi ve sıkı sıkıya korunması sonucu ilaç sektöründe ArGe'nin önü açılmış oldu. Kübalı araştırmacılar şimdiye dek 100'den fazla patent aldılar, bunların 26'sı da ABD'den geldi. Küba ilaç sektörü şimdi gelişmiş ülke pazarlarına açılmanın yollarını arıyor.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA'YA ŞİFA GÖTÜRÜYOR
1959'daki Küba Devriminden sonra ilaç ve hastalık tedavisi, fakir halkın sağlık ihtiyacının karşılanması en ciddi problem olarak ortaya çıktı. Aradan geçen 45 yıl sonunda Küba bugün sağlık ihracatı yapan bir ülke haline geldi. Binlerce Kübalı doktor, diğer geri kalmış üçüncü dünya ülkelerindeki hastalara ücretsiz bakım ve tedavi hizmetleri veriyor. Düşük maliyetli ancak kaliteli Küba hastaneleri de Afrika ve Latin Amerikalı hastalara yönelik sağlık hizmeti veriyor.

SOVYET BLOĞUNUN ECZANESİ
Küba'nın biyoteknoloji öyküsü 1980'lere gidiyor. 1981 yılında bir grup Kübalı bilim adamı, virüslerle mücadele eden protein interferonları üzerine ihtisas yapmak için Finlandiyaya gönderiliyor. Bu doktorlar Castro'nun emriyle gönderilen parayla bir laboratuvar dolusu eşyayı ülkeye getiriyor. Castro, başkent Havana banliyölerinde bir pansiyonu bu doktorlara tahsis ederek bir ArGe merkezi kurduruyor.
İlk olarak bu merkezden büyüyen Küba ilaç sektörü 10 yıl içinde Sovyet bloğunun adeta eczanesi olmuştu.


İlaç ticareti diğer komünist ülkelerle barter sistemi ile yürütülüyordu, örneğin Küba gönderdiği ilaç karşılığında makine veya başka bir ürün alıyordu. 1990'ların başında barter yoluyla olsa da, Küba'nın ilaç ihracatının 700 milyon dolar düzeyinde olduğu tahmin ediliyor.

KİMİLERİ ANLAMIYOR AMA AŞI ORTADA
İhracatının yüzde 80'ini karşılayan Sovyetler Birliği'nin 1990'ların başında çökmesiyle Küba, diğer üçüncü dünya pazarlarına yöneldi. Bu gelişmeyi tetikleyen Fidel Castro'nun biyoteknoloji alanına milyonlarca dolar yatırım yapılması emri oldu.

Gerek Küba'nın dışa kapalılığı gerekse komünist ekonomik yapısı nedeniyle Batılı ekonomi uzmanları, Castro'nun bu yatırımları nasıl finanse ettiğini tam olarak kestiremiyor.

Finlay Institute direktörü Concepcion Campa Huergo.
Küba'nın yatırımları boşa gitmedi ve Finlay Institute adlı bir kurum dünyanın ilk Menenjit B aşısını geliştirdi.
Kurumun başaraştırmacısı Concepcion Campa Huergo, aşıyı deneklere vurmadan önce kendisi ve çocukları üzerinde denedi.
Campa Huergo, Küba'nın biyoteknolojiye verdiği önemi şöyle özetliyor: Bir keresinde Fidel'e bir tanesi 70 bin dolar değerinde olan santrifüjör (karışımdaki ağır sıvıları veya maddeleri ayrıştıran cihaz) makinesi istedim. İki gün sonra 10 tane birden gelmişti.


AMBARGOYA KARŞI YERLİ ÜRETİM
Kübalı araştırmacılar araç gereçlerini Avrupa, Brezilya veya Japonya'dan temin ediyor. Ülkenin hemen yanı başındaki ABD'nin ambargosu yüzünden ABD çıkışlı eşya görmek zor. Birkaç ABD çıkışlı cihaz da ancak üçüncü ülkeler üzerinden ithal edilmiş durumda.
Kübalı bilim adamları birçok malzemeyi kendi olanakları ile üretiyor; örneğin, enzimler, doku kültürleri, virüsler ve diğer laboratuvar gereçleri gibi. Her kurumun kendi labortuvarı bulunuyor; sonuçlar devlet hastanelerindeki kliniklerde deneniyor.


ABD ambargosu ciddi bir problem olarak bilimin karşısına çıkıyor. Sorun sadece ABD ile ticaret yapamamak değil, Küba ABD'li bir şirketin üçüncü ülkeden bir partneri ile de ticaret yapamıyor. Küba limanlarına demir atan bir gemi ABD karasularına sokulmuyor. Kısaca tüm ticaret damarları kesilmiş durumda. Uluslararası pazarlardaki şirket evlilikleri de Küba'yı vuruyor. Ticaret yapılan bir şirketin ABD'li bir dev tarafından satın alınması demek, artık bu partnerin yitirilmesi demek. Küba Bilimler Akademisi Başkanı Ismael Clark, son 10 yılda bu nedenle birçok tedarikçiyi kaybettiklerini vurguluyor.

KANSER AŞISI İÇİN AMBARGO DELİNDİ
ABD ambargosunun tersine döndürüldüğü durumlar da olmuyor değil. ABD'li ilaç şirketi SmithKline Beecham bir İngiliz yatırımcı tarafından satın alındıktan sonra, Campa Huergo'nun menenjit B aşısının lisansını satın aldı. SmithKline ödemesini yine barter yoluyla araç gereç vererek yapıyor, ancak aşı kullanıma geçtikten sonra nakit ödeme yapılacak.

Bir diğer aşı için ise, 40 yılın sonunda bir ilk oldu ve ABD'nin ambargosu şartlı olarak delindi. Kübalı araştırmacılar akciğer kanseri aşısı geliştirdi, aşı bir uluslararası konferansta dünya bilim adamlarına tanıtıldı. Bunu gören CancerVax adlı ABD'li bir şirket tam iki yıl boyunca Washington'da lobi yaparak, sonunda ürünü ABD'de teste etme izni aldı. Bugün milyonlarca ABD'li akciğer kanserinden yaşamını yitiriyor.

KAPİTALİZME İNAT İLAÇ ÜCRETSİZ
Kübalı bilim adamları sadece üçüncü dünya ülkelerine yönelik çalışmakla çok da ileri gidilemeyeceğini biliyor, daha fazla gelişme ve kazanç için Küba'nın uluslararası kapitalist pazarlara açılması şart. Ancak, Küba biyoteknoloji alanında Batı devlerinden farklı bir iş modeline sahip. Laboratuvarlar broşür basmıyor, ilaçlarını satmak için pazarlama uygulamıyor, pazarlama elemanı ordusu beslemiyor. İlaç lisansları satılmıyor, laboratuvarlar arasında paylaşılıyor.

Küba'yı yakından takip eden uzmanlar, Küba'da kâr fikrine hala olumsuz bakıldığını, kapitalist mekanizmaların hala bilinçli olarak uygulanmadığını belirtiyor. Bir ABD'li diplomat Küba'nın sosyalizmde direnmesini şöyle tanımlıyor; Küba'da ekonomi uzmanları internetten dünya para piyasalarını, borsaları ve Wall Street Journalı takip ediyor, ama hep içten içe gülerek.

Küba'nın bir pazara girmesi bugün anlaşıldığı kapitalist anlamında bir dış yatırım değil. Kübalı bilim adamları partner ülkedeki üniversitelere giderek meslektaşlarına teknoloji transferi yapıyor, partner ülkedeki yoksullara ilaçları ücretsiz olarak dağıtıyor.

BİLİM BU, TİCARET DEĞİL
Uluslararası pazarlarda dünya devleri ile rekabete hazırlanan Küba'nın sosyalist üretim sisteminde diretmesi birçoklarını hayrete düşürüyor.

Bir keresinde bilim adamları yeni pazarlara girerken patentlerin korunması gerektiği üzerine konuşurken, içeri Castro girer ve Ne bu patent mevzusu, delirdiniz mi, biz patentlere inanmıyoruz, bilim bu, ticaret değil der ve gider.
Küba'da laboratuvarların uluslararası arenada rekabet ettikleri Batılı şirketler gibi aylık, yıllık bilançoları, nakit giriş analizleri gibi ölçekleri yok.


Castro'ya göre gerek de yok. Çünkü Küba, ABD'li ilaç devleri gibi parayı kellik ilaçları, iktidarsızlık hapları, kırışıklık kremlerinden kazanmıyor.
K
üba ilaç sektörü, ya da Küba biyoteknoloji devriminin odaklandığı üç alan var; kanser tedavisi, AIDS ve üçüncü dünyaya has sıtma, tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıkların aşıları.

Kaynak: iyihavadis.com/