21 Ekim 2010
HAYATI o zannedersin
14 Ekim 2010
İnsan Olma Kuralları
İnsan Olma Kuralları Onu sev ya da nefret et. Hayat boyu seninle beraber kalacak. Sürekli dersler alacaksın ve bunlar hiç bitmeyecek. Her gün yeni şeyler yaşama fırsatın olacak. Bazıları senin kontrolünde olacak. Bu deneyleri ya seveceksin ya da aptalca bulacaksın ama bunlar olacak Hatalar yok yalnızca, dersler var. Büyümek, deneme ve yanılma sürecidir. Başarısızlık yalnızca başarının alt basamaklarıdır. Önceki başarısızlıklar sonraki başarıların temsilcileridir. Dersler çeşitli şekillerde öğrenilene kadar sana sunulacaktır. Derslerini tümüyle öğrendiğinde ancak, diğerlerine başlama hakkın olacaktır. Hayatın hiçbir bölümü derssiz olmaz , yaşadığın sürece öğrenilecek dersler olacak. Başkaları senin aynandır. Kendinde sevip ya da nefret ettiğin şeyler olmadan başka insanları sevemez ya da nefret edemezsin. İhtiyacın olan bütün kaynaklara sahipsin. Onlara ne yapacağın tamamen senin sorumluluğun. Seçim senin. NLP Practitioner kurs notlarından John SEYMORE, 1997, ENGLAND
Vücudun senin.
Hayat denen ve yaşadığın sürece devam eden bir okula kaydoldun.
Dersler öğrenilene dek tekrar edilir.
Öğrenmek asla bitmez.
‘’Orası’’ buradan daha iyi bir yer değildir. Hayatının her anında aslında buradasın. Buradan başka her yer orası olacaktır ve her zaman ‘’orası’’ ‘’ buradan’’ çok daha iyi görünecektir.
Sensiz ya da seninle.
Hayatta ne yaptığın tamamen sana bağlıdır.
13 Ekim 2010
Savaş ve İnsan
"Ey! Bu korkunç savaşı sürdürenler; önümüzde boğuşan insanların o korkunç hayatı duruyor. Bozulmuş bir cesedin o leş kokusuyla"
27 Eylül 2010
Yaşamak; İmkansızı Sevmek Gibidir.
Ne severken, imkansızı yaşamak, Ne de yaşarken, imkansızı sevmek.. Yaşama, bunlarda dahilAslında.. Hepsinden birer damla, Bazılarından birkaç damla fazla, Yaşamak..! Olsada çocukça.. Çocuk olmasakta, yeniden. Her bayramda, renk, renk kıyafetler, Boyalı şekerler biriktirmesekte.. Bunca, kahır çeken ömrümüzde, Birbirinden güzel sevgiler; Birbirinden, güzel dostlar, biriktiririz.. Farkında olmadan.. Yanı başımızda..! Yıllarca, görmemiş gibi değil, Esen seheryeli ile, gelir kokusu.. Küçük bir derenin şırıltısıdır, sevgi.. Bir gün ansızın, çalan telefon sesiyle irkiliriz.. Ve daha dün, Konuşmuşcasına değişmemiştir, kulağımızdaki sesi. Yitirilmemiş bir dostluğun, Sıcaklığı, hüzünle çarpar yüreğimiz de.. Titrek sesimizin, samimiyetine güvenerek, Ağlamaktır aslında, o an hayat..! Duyulmasa da, içinde yükselen hıçkırıkların sesi..! Burun direği sızlar insanın... Göz yaşları süzülürken, yanağına.. Göz yaşlarını, durduramamak gibidir yaşam. Akar gider, bilinmeze doğru yol alır.. Varsın, Olsun..! İmkansızı sevmekmi yaşamak? Yoksa.! Yaşamak, sevmekmi imkansızı ? Artık, bunun yok bir önemi , Sevgisiz kalmış olmaktansa.! Yıllar sonra bile, kurumamışsa göz pınarların.. İki damla yaş olur; çakmak, çakmak.. Hatıraların da, yaşlanmamışsa sevgin ..? Hala.! paylaşmadınsa kimseyle..! Yaşamında, güzel kalan tek yanı..! Bundan sonrası nedir ki? Hayat ne değildir.! bilinmez ama; İşte, asıl imkansız olan ise; Yaşanmış sevgin; olsa gerek..! H.ATA EvcioğluHaber- 27.09.2010-pazartesi
HaberEvci-29 Şubat 2010
|
5 Eylül 2010
YENİ SABAHLARIN ÇAN SESİ
İnsanlığın gelecek tasavvuru antik çağdan 20. yüzyıla kadar edebiyatta iyimser ütopyalar yaratmıştı. 20. yüzyılın başından itibaren ise ütopya karşıtı eserler (distopyalar) çıktı ortaya... O güne dek ufkunda yeryüzü cennetleri hayal eden insanoğlu ilk kez istikbalde karanlık bulutlar görmeye başlamıştı. *** Tommaso Campanella, ütopyaların en ünlüsü sayılan eseri "Güneş Ülkesi"ni geçen binyılın ortalarında yazdı. Aydınlık beyinli bu filozofu tarih, insanlığın en karanlık çağına elçi tayin etmişti adeta... "Ben doğacak yeni sabahların çan sesiyim" diyordu. Avrupa engizisyon ve sefaletin pençesinde kıvranırken, yoksullukla bağnazlığın her buluşmasında olduğu gibi yine ilk hedef "düşünce" olmuştu. Akademinin ve kitabın lanetlendiği o çağda özgürlük meşalesiyle ayağa kalktı Campanella... Kör inançlara, yerleşik düşüncelere kafa tuttu. Felsefenin din baskısından kurtulması gerektiğini savundu. Çünkü felsefe aklın ürünüydü, din ise imanın peşindeydi. Bu görüşleri nedeniyle Cizvitlerce sapkınlık ve büyücülükle suçlandı. O da yoksulları ezen krallara ve işkenceci yobazlara karşı ahaliyi ayaklanmaya çağırdı. Ne var ki ayaklanma başlamadan bastırıldı. Campanella ise kaçmak üzere anlaştığı Türk gemisine binmek üzereyken yakalandı. Atıldığı hapishanede günlerce korkunç işkenceler gördü, işkencecileri onu öldü sanarak bir çukura attılar. Nice sonra dirilip mahkeme huzuruna çıkarıldı. Yargıçlar, savunduğu fikirleri nereden öğrendiğini sordular: "Bunları öğrenmek için sizin içtiğiniz şarapların 10 misli kandil yağı harcadım" diye cevap verdi. Kiliseye meydan okumak ve halkı ayaklanmaya kışkırtmak suçlarından hapse mahkûm edildi. Ne af istedi, ne insaf... Sadece kâğıt ve kalem... İnsanlığı yüzyıllar boyu aydınlatacak "Güneş Ülkesi"ni, karanlığın en koyu zindanlarında yazdı. "Güneş Ülkesi"ni Türkçe'ye çeviren Vedat Günyol'a göre bu kitap, "insanoğlunun mutlu bir yaşama kavuşma isteklerinin en temiziyle yazılmış eserlerin başında gelir." Burada, günün birinde gerçekleşeceğini düşündüğü toplum modelini ortaya koyar Campanella... Ona göre bütün kötülüklerin ve haksızlıkların kaynağı, insanların bencilliği ve mülkiyet hırsıdır. İsa, bütün insanların yeryüzünden ortaklaşa yararlanmalarını istediği halde, mal mülk tutkusu töreyi paramparça etmiştir. Oysa "Güneş Ülkesi"nde kimse kimsenin hakkını yemez, çünkü herkes havariler gibi yiyeceğini ortak sofradan yer... Kitabın son sözü şudur: "Bizim düzenimiz, havarice bir düzendir, ortak yaşamı zevke değil, karşılıklı saygıya dayanmaktadır." "Mutlu bir çağ olduysa eskiden / Niçin olmasın yeniden..." *** Campanella'nın hapis hayatı 27 yıl sürdü. 1626'da İspanya kralı ölünce serbest kaldı. Üç yıl sonra da "çanın çaldığı yeni sabahları" göremeden öldü. "Güneş Ülkesi" ölümünden 14 yıl sonra, 1643'te yayımlandı. İnsanlık, Campanella'nın müjdelediği "eşit, adil ve özgür" bir toplum idealinin çan sesleriyle yüzyıllar boyu koştu durdu düşe kalka... Bugün çağlar ötesinden kafamızı kaldırıp insanlığın o büyük koşusuna baktığımızda kimimiz barışa açılan dev bir kapı görüyoruz, kimimiz ise şiddetin kör kuyusunu... Teleskoplarımız gezegenimizin istikbalinde, kimimize puslu bir gökkube gösteriyor, kimimize rengarenk bir gökkuşağı... Lakin ışık şurada: Bunca yüzyılda ne yaparlarsa yapsınlar, bir "güneş ülkesi" tahayyülünü silemediler hafızalarımızdan... Ebedi barış düşümüzü öldüremediler. "Altın çağ"da özgür ve adil bir hayat ideali, bütün kıyamet tellalarına rağmen hâlâ yaşıyor... yaşayacak. insanlık için hiç de az umut değildir bu... CAN DÜNDAR -Tommaso Campanella (1568-1639) kimdir?
http://eftihis.blogcu.com/
27 Ağustos 2010
BİR NEHİRDİR HAYAT
BİR NEHİRDİR HAYAT
Ansızın çıkar gelir,
Doğar dağ yamaçlarından..Küçük bir deredir akar. .! Hani .! Şırıl, şırıl yol alıken, Başın değer gök yüzüne. Gök mavi, yer kara topraktır..
Ah.! Bir bilsen, bir bilsen derim..!
Hayat..!
Gecenin sessizliğinde, ses
Yaşamın kıyısında, yürek olur...!
Doğar, yüksekten, Ay ışığı..
Çeker ayaza, güz geceleri..!.
İçini titreten o aşk;
Sürükler taşı toprağı..
Bir sürü, kırıntıdır dökülen..!
Kurur göz pınarları,yaz olur..
Barınmaz dağlarında Ceylan
Kuş cıvıltısı sarar her yanı..
İner ovaya,bahar şenlenir ..
Serin akar suyun, dere yatakların.. ,Yaşam kaynağı o, küçük dere..!
Kurursa, karınca susuzluktan ölür ..
Hayat, bir nehirdir hani.!
Gürül, gürül akar bir zaman..
Çıksa da önüne engeler,
Yıkar gelir, bulur yatağını..
Yamaçlarında şelale;
Bazen,kükrer köpürür..!
Biraz eğlenir, durulur bir yerde..!
Coşar, coştukça yıkar bendini..
Sanki; bir REN nehridir Hayat..!
Birleşir, birleştikçe sevdalar büyür.!
Deniz deryadır hani, birbilsen.!
Gönülde yanar bir ateş;
Türkülere nakarat olur..!
Köpürür.. Köpürür..!
Köpüğü gelinliktir, güzel kızlara..!
Akıp gider kendince, çağlayan olur..
Geçtiği yerlerde damar, damar hayat..
Konuktur savdalılar, bir zaman..!
Meçhul insanların, bazan mezarı,
Kayıp giden gül kurusu, beyaz zamandır..
Ağıt olur dillerde, gözlerde yaş..
Ama sen yine, baharda ayrı güzel..
Kış'ta ayrı..Yaz da, ayrı bir güzelsin,
Hayat..!
Geçtiğin her mevsimde yaşam...
Güldüğünde güllere renk;
Çınarda yaprak yeşerir..
Sevdalar..!
Ah..! Sevdalar yaşanır...
Aşıkların dilinde, Kerem ile Aslı..
Destan olur, söylenir yıllarca...
Gün gelir ;harman olur.
Onca yılın kahrı omzunda.!
Sakin, sönük ve de yorgun..
Gözünde kalsada ,bir iki aşk pırıltısı...
Ömürler biter ansızın..!
Biten her ömür; bir Türküdür..
Dağılır gidersin; biran..
Bir damla su kadar bile değilsin;
Denizin içinde Hayat..!
Haydar ATA
Çarşamba-27.08.2010-Saat: 21:00
HaberEvci; 18. ocak 2014
|
21 Temmuz 2010
KAN GRUPLARINA GÖRE KİŞİLİKLER
KAN GRUPLARINA GÖRE KİŞİLİKLER Japon bilim adamları kişinin karakterinin, kanında saklı olduğunu açıkladılar.
|
11 Temmuz 2010
Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o’nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini… Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa; kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları… Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak."O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin… Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak… Can YÜCEL EvcioğluHaber |
