Grev hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grev hakkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2010

ANAYASA PAKETİNDE SENDİKAL HAKLARA İLİŞKİN NE VAR

ANAYASA PAKETİNDE SENDİKAL HAKLARA İLİŞKİN NE VAR?



EvcioğluHaber- 12 Eylül 2010 da yapılacak olan Anayasa değişikliğine ilişkin referandum paketinde Emekçiler açısından ne gibi bir yenilik getirmektedir.. Veya; eskisini aratır bir durumda zaten yetersiz olan hakların hangilerini elimizden almaktadırlar.. Halk oylamasında emekçiler neye oy verecekler.. Evet veya Hayır dendiğinde hangi haklardan ferağat etmek zorunda olacaklar.. İşte Değerli Anayasa Hukukuçusu Sn: İbrahim Ö. KABOĞLU'nun 12 Eylül de yapılacak Anayasa değişikliğine ilişkin pakette Sendikal haklarla ilgili ne söylüyor, Sn; Aziz ÇELİK'in sunumuyla hep birlikte okuyalım..

*********************************

Merhaba

Anayasa Hukukçusu İbrahim Ö. Kaboğlu’nun Değişiklikler Işığında 1982 Anayasası, Halk Neyi Oylayacak adlı yeni kitabı bugünlerde yayınlandı (İmge Kitabevi Yayınları, Ankara: Ağustos 2010). 1995, 2001 ve 20004 Anayasa değişikliklerine de yer verilen kitapta, 2010 Anayasa değişiklikleri geniş biçimde ele alınıyor, tartışmalı noktalara anayasa bilimi çerçevesinde yanıtlar aranıyor ve Türkiye’nin anayasa macerası geçmişten bugüne irdeleniyor.

Kaboğlu’nun kitabında 2010 paketinin sendikal haklara ilişkin düzenlemelerine de yer veriliyor. Bu konuda yürüyen tartışmalara katkı sağlayacağını düşünerek Kaboğlu’nun kitabından sendikal haklara ilişkin değerlendirmeleri aktarmak istiyorum:

Aziz Çelik

************************

Anayasa Hukukçusu İbrahim Ö. KABOĞLU

ANAYASA PAKETİNDE SENDİKAL HAKLAR

“TOPLU SÖZLEŞME HAKKI: İLERLEME Mİ GERİLEME Mİ?

Çalışanların kolektif sosyal haklarına ilişkin başlıca yenilik, kamu görevlilerine “toplu görüşme” (1995 Anayasa Değişikliği) yerine, “toplu sözleşme” hakkının tanınmış olmasıdır (m.6).

Ne var ki, toplu görüşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvurabilir. Kurulun kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir. Toplu sözleşme hakkının kullanılmasında yasal düzenlemeye geniş bir alan bırakılmaktadır. Grev hakkı ise öngörülmemektedir.

Bu düzenleme şekliyle, “toplu sözleşme” adı altında getirilen hakkın getireceği, götüreceğinden daha sınırlı kalacaktır. Neden? Çünkü;

Bir kez, toplu sözleşme, “gönüllü ve özerk” bir kurum olarak tanınmış değildir. Özünde, önceki “toplu görüşmeden”den farklı bir durum yoktur. Çünkü, toplu görüşme, Bakanlar Kurulu kararıyla sonuçlanırken, bu kez yine kamu işverenin belirleyici olduğu bir Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun kararıyla sonuçlanacaktır. Mevcut Uzlaştırma Kurulu’nun bir yargıç başkanlığında dört öğretim üyesinden oluşan, görece özerk ve bağımsız yapısı yasayla değiştirilecektir. Bu ise, toplu sözleşmenin hükümetin kararıyla sonuçlanması demektir.

İkinci olarak, bu düzenleme tarzı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kararlarına aykırıdır. Toplu sözleşme hakkı, Demir/Baykara kararı ile İHAM tarafından tanınmış olduğu halde, madde gerekçesinde bundan söz edilmemiş olması, ciddi bir eksikliğin ötesinde bu toplu hakka yaklaşıma hâkim olan zihniyeti sergilemektedir. İHAM kararı kamu görevlilerinin hukuki ve eylemli mücadeleleri sonucu verildiğine göre, maddeyi yazım tarzı, böyle bir kazanımı inkâr anlayışını da yansıtmaktadır. Bu düzenleme, İHAM’ın Demir-Baykara kararının yanı sıra, Karaçay, Satılmış ve diğerleri, Urcan ve diğerleri ile Enerji Yapı Yol-Sen kararlarına da aykırıdır.

Nihayet bu düzenleme, örtülü bir grev yasağı içermektedir. Çünkü maddede geçen “Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvurabilir” kaydı, aslında grev hakkının dolaylı olarak yasaklanması anlamına gelmektedir. 54. maddenin 1. fıkrası, “Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde” “işçiler”in grev hakkını güvenceye alırken, aynı durumda kamu görevlilerini, uyulması zorunlu bir karar verme yetkisi bulunan KGHK’ye göndermektedir. Kurul kararları ise “kesin” ve “toplu sözleşme hükmünde” olduğundan, grev hakkı Anayasaca ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu anayasal düzenleme değiştirilmedikçe, kamu görevlilerinin toplu sözleşme sürecinde –iç hukuk bağlamında yasal olarak grev hakkını kullanmalarına olanak yoktur.

Oysa, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası belgeler ve üyesi bulunduğu örgütlerin kararları, kamu görevlilerinin grevi için meşru bir zemin yaratmış bulunuyor. Bu durum karşısında, toplu sözleşme hakkı açıkça öngörülürken, grev hakkının Anayasaya konmamış olması, bir gerileme olarak da yorumlanabilir.

Öte yandan, böyle bir düzenleme, 2004 Anayasa değişikliği ile 90. maddeye eklenen son cümlenin insan hakları alanında uluslararası belgelerin sağladığı güvenceleri de etkisiz kılma amacına yöneliktir. Çünkü, adı geçen düzenleme, uluslararası sözleşmelere yasalar karşısında öncelik tanımaktadır. 2010 paketi ise, sınırlayıcı hükümleri Anayasa’ya aktarmakla, insan hakları alanında uluslararası güvenceleri zayıflatmış bulunmaktadır. (s. 253-255).


GREV HAKKIYLA İLGİLİ YASAKLARIN KALDIRILMASI (M.54/7) NE ANLAMA GELİR?

Bazı yasaklar Anayasa’dan ayıklanırken, daha önce değiştirilen maddelerle açıkça çelişen diğer bazı yasaklara dokunulmamıştır.

- Ayıklanan yasaklar içerisinde örneğin sendika, grev hakkı ve lokavt açısından kaldırılan şu Anayasa maddelerini aktarmakla yetinelim: “Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz” (Anayasa, md. 51/4) ve “Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur” (md. 54/3) ve “Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” (md. 54/7).

Grev hakkıyla ilgili yasakların kaldırılması (m.54/7) ne anlama gelir? Aynı maddenin

1. fıkrasına göre işçiler sadece “toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde” grev hakkına sahiptir. Bu fıkra, “menfaat grevi” dışında bütün grevleri engellemektedir. Öte yandan, aynı maddenin grev erteleme ve yasaklarına olanak veren hükümleri ile Yüksek Hakem Kurulu’na ilişkin hükümleri aynen korunmaktadır. Grev ertelemelerinin grevleri olanaksız hale getirdiği bilinmektedir.” (s. 252)

EvcioğluHaber


12 Haziran 2010

ITUC 2010 Yılı Sendikal Hak İhlalleri Raporu Yayınlandı

ITUC 2010 Yılı Sendikal Hak İhlalleri Raporu Yayınlandı


Çrş, 09 Haziran 2010

2008’de başlayan ve şu anda Avrupa’yı da etkisi altına alan küresel mali ve ekonomik krizin istihdam üzerindeki yıkıcı etkilerine değinilen Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2010 yılı Sendikal Hak İhlalleri Raporu'nda, 10 milyon iş kaybının ve milyonlarca işçinin daha işsizlik korkusuyla yaşadığı kaydedildi.
Raporda, kamu otoritelerinin ve şirketlerin krizi sendikal hakları zayıflatmak ve yok etmek için bahane olarak öne sürdüğü bu ortamda, işçilerin haklarını korumak ve geliştirmek ve insanca çalışma ortamını tesis etmek konusunda sendikaların işlerinin giderek zorlaşmakta olduğunun altı çizildi.

Bu yıl 140 ülkedeki sendikal hak ihlallerinin ele alındığı raporda, işlerini ve hatta yaşamlarını kaybetme korkusu nedeniyle seslerini duyuramayan emekçilerin raporda görünmeseler de, yok sayılamayacakları kaydedildi.
Raporda sendikacılara yönelik taciz, yıldırma, zulüm ve en uç noktada sendikacıların öldürülmesine kadar giden ihlallerin ayrıntılı bir dökümü sunulmuştur. Verilere göre, geçen yıla göre, öldürülen sendikacıların oranı 30% artmıştır. 48’i Kolombiya, 16’sı Guatemala, 12’si Honduras, 6’sı Meksika, 6’sı Bangladeş, 4’ü Brezilya, 3’ü Dominik Cumhuriyeti, 3’ü Filipinler, 1’i Hindistan, 1’i Irak ve 1’i Nijerya olmak üzere toplam 101 hak mücadelesi veren sendikacı katledilmiştir.
Guatemala ve Honduras’taki gelişmeleri endişe verici bulan ITUC, Kolombiya ve Guatemala’da 10 sendikacıyı öldürme girişiminin ve 35 sendikacının yaşamını riske sokacak derecede yaralandığının ekledi.
Diğer taraftan, başta Türkiye’deki, Honduras’daki, Güney Kore’deki, İran’daki, Zimbavev’deki ve Pakistan’daki olmak üzere birçok sendikacının tutuklandığı ve özellikle Türkiye, Mısır, Rusya ve Güney Kore’deki sendikal haklara ilişkin gelişmelerin giderek kötüleştiği kaydedildi.
Raporunda hükümetlerin sendikal haklara saygı duyulması ve hak savunucularını koruması yönündeki sorumluluklarını yerine getirmekten uzak olduğunu kaydeden ITUC, birçok ülkedeki hükümetin sendikaları baskı altında tutarak kontrol etme kaygısında olduğunu ifade etti.
Demokrasinin önde gelen savunucuları olarak sendikalara yönelik anti-demokratik uygulamaların kınandığı raporda, Türkiye de dahil olmak üzere düşük ücretlere, insanlık dışı çalışma koşullarına ya da küresel krizin yıkıcı etkilerine karşı gösteriler düzenleyen ve greve giden emekçilere yönelik şiddet, tutuklama ve gözaltıların kabul edilemeyeceği kaydedildi.
Sendikal faaliyetlerinden dolayı işten atılan emekçilerin, işverenler tarafından da tehdit edildiği eklendi. ILO verilerine göre, küresel işgücünün 50%’si güvencesiz istihdam biçimlerinde çalışmaktadır. Kadınların, göçmenlerin, tarım işçilerinin bu durumdan en fazla zarar gören toplumsal grupları oluşturduğunun ifade edildiği raporda, dayatılmaya çalışılan esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin sendikal örgütlenme zeminini giderek aşındırdığı bildirildi.
Sendikal hakları korumaya yönelik yasal düzenlemelerin ise, çoğunlukla sınırlamalarla birlikte geldiğinin eklendiği raporda, grev hakkı da dahil olmak üzere temel sendikal hakların birçok ülkede başta kamu çalışanları olmak üzere birçok emekçi açısından engellendiğinin altı çizildi. Raporda, sendikal haklar önündeki engellerin kaldırılmasının demokratik bir toplumun özünü oluşturduğu tekrarlandı.

29 Nisan 2010

1.tur görüşmeler tamamlandı "Anayasa Değişikliği'de"


1.tur görüşmeler tamamlandı "Anayasa Değişikliği'de"
http://www.drtus.com/yeni/modules/News/images/haberler/43811tbmm1.jpg
AA


TBMM Genel Kurulunda, Anayasa değişikliği teklifi üzerindeki görüşmelerin 1. turu tamamlandı.

2. tur oylaması 2 Mayıs Pazar günü yapılacak teklifte yer alandüzenlemeler şöyle:


MADDE (1): Anayasanın "Kanun Önünde Eşitlik" başlıklı 10. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Maddenin, "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bueşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür" şeklindeki 2. fıkrasına, "Bumaksatla alınacak tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz"ibaresi ekleniyor.

MADDE (2): Anayasa'nın, "Özel Hayatın Gizliliği" başlıklı 20.maddesinde değişiklik öngörülüyor.Maddeye, "Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını istemehakkına sahiptir. Bu hak, kişinin kendisi ile ilgili kişisel veriler hakkındabilgilendirme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talepetme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar.Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ileişlenebilir" hükmü ekleniyor.

MADDE (3): Anayasa'nın "Seyahat Hürriyeti" başlıklı 23. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Buna göre, "vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suçsoruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hakim kararına bağlı olaraksınırlandırabilecek.

"-"HER TÜRLÜ İSTİSMARA KARŞI" TEDBİR-MADDE (4):

Anayasa'nın "Ailenin Korunması" başlıklı 41. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Maddenin başlığı, "Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları" şeklindedeğiştiriliyor, maddeye, çocukların korunması konusunda hüküm ekleniyor.Maddeye eklenen hüküm şöyle:"Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkçaaykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürmehakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara karşı, çocukları koruyucutedbirleri alır.

"-SENDİKA KURMA HAKKI-MADDE (5): Anayasa'nın "Sendika Kurma Hakkı" başlıklı 51. maddesininson fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Böylece, bir kişinin aynı zamanda ve aynıiş kolunda birden fazla sendikaya üye olmasının yolu açılıyor.

MADDE (6): Anayasa'nın 53. maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre,memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınıyor. Toplusözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde, taraflar KamuGörevlileri Kuruluna başvurabilecek. Kurul kararları kesin ve toplu sözleşmehükmünde olacak. Toplu sözleşmenin emeklilere yansıtılmasının yolu da açılıyor.

MADDE (7): Anayasa'nın "Grev Hakkı ve Lokavt' başlıklı 54. maddesindedeğişiklik yapılıyor. Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanınkasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde sebep olduklarımaddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt,dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma,verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılıyor.

-PARTİ KAPATMA DAVALARI-MADDE (8): Anayasa'nın, "Siyasi Partilerin Uyacakları Esaslar" başlıklı69. maddesi değiştiriliyor. Buna göre, siyasi partilerin mali denetimi Sayıştaytarafından yapılacak.Siyasi partiler hakkında kapatma davası, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısı'nın talebi üzerine, TBMM'de grubu bulunan her siyasi partinin 5'er üyeile temsil edildiği komisyonun üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu ve gizli oylavereceği izin üzerine açılacak dava sonucunda Anayasa Mahkemesince kesin olarakkarara bağlanacak. Komisyona TBMM Başkanı Başkanlık edecek ancak, oykullanamayacak. Komisyonun kararları, yargı denetimi dışında olacak. İzintalebinin Meclis'e ulaşmasından itibaren 30 gün içinde komisyon oluşturulacak vekomisyon kararını izin talebinin Meclise ulaşmasından itibaren en geç 60 güniçinde verecek. Meclisteki siyasi parti gruplarınca izin talebiyle ilgili görüşmeyapılamayacak, karar alınamayacak.Anayasa Mahkemesi, bu kapsamda, kapatma yerine dava konusu fiillerinağırlığına göre ilgili partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksunbırakılmasına karar verebilecek. Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlıolduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olacak ve tek başına davakonusu yapılamayacak.Anayasa Mahkemesinde görülen parti kapatma davasında TBMMçalışmalarındaki oy ve sözler, ileri sürülen düşünceler ile idarenin eylem veişlemleri partinin odak olup olmadığının tespitinde gözetilemeyecek.Partinin kapatılması durumunda kapatmaya beyan ve faaliyetleriyle nedenolan üyeler için daha önce 5 yıl olan siyasi yasak süresi 3 yıla indirilecek.Siyasi partiler ile ilgili "temelli kapatma" değil, "kapatma" kararıverilecek. Kapatmanın önündeki "temelli" sözcükleri kaldırılacak. Temellikapatılan bir partinin başka adla kurulamayacağına dair hüküm de Anayasa'dançıkarılacak.

Madde (9): Anayasa'nın "Dilekçe Hakkı" başlıklı 74. maddesindedeğişiklik yapılıyor."Kamu denetçiliği" (ombudsman) kurumu oluşturuluyor.Kurum, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişi ileilgili şikayetleri inceleyecek. Kamu başdenetçisi, TBMM tarafından gizli oyla ve4 yıl için seçilecek.

-PARTİ KAPATMA VE MİLLETVEKİLLİĞİ-MADDE (10): Anayasanın "Milletvekilliğinin Düşmesi" başlıklı 84.maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılıyor.Buna göre, milletvekilliğinin düşürülmesi uygulaması kaldırılıyor.

MADDE (11): Anayasa'nın, TBMM'nin Başkanlık Divanının oluşumunudüzenleyen 94. maddesinde değişiklik yapılıyor. Seçim süresinin 5 yıldan 4 yılaindirilmesi nedeniyle Başkanlık Divanının 2. dönem görev süresi konusundadüzenleme yapılıyor. Buna göre, Başkanlık Divanı 2. devre dönemin sonuna kadargörev yapacak.

-YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI-MADDE (12): Anayasanın, "Yargı Yolu" başlıklı 125. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Buna göre, Yüksek Askeri Şuranın terfi işlemleri ile kadrosuzluknedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargıyolu açılıyor.Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ilesınırlı olacak, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacak.

-TOPLU SÖZLEŞME HAKKI-MADDE (13): Anayasa'nın devlette memur çalıştırılmasına ilişkin hükümleriçeren 128. maddesine memurlara tanınacak olan "Toplu sözleşme hakkı"yansıtılıyor.

MADDE (14): Memurların disiplin kovuşturması konusunda hükümler getiren129. maddesinde değişiklik yapılarak, uyarma ve kınama cezaları da yargıdenetimine açılıyor.

MADDE (15): Anayasa'nın "Hakimler ve Savcıların Denetimi" başlıklı 144.maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, adalet hizmetleri ile savcılarınidari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ilehakim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturmaişlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılacak.

-ASKERİ YARGI-MADDE (16): Anayasanın "Askeri Yargı" başlıklı 145. maddesindedeğişiklik yapılıyor.Askeri yargının görev alanı yeniden belirleniyor. Buna göre, askeriyargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askerimahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların askerkişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlediklerisuçlara ait davalara bakmakla görevli olacak.Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlaraait davalar her durumda adliye mahkemelerinde görülecek.Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

-ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI-MADDE (17): Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen 146. maddede dedeğişiklik öngörülüyor.Buna göre, halen 11 asıl 4 yedek üyeli olan Anayasa Mahkemesi, 17 asılüyeden oluşacak. TBMM, 2 üyeyi, Sayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3'er adayarasından; 1 üyeyi baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 adayarasından gizli oylamayla seçecek.Cumhurbaşkanı; 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi AskeriYargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3'er adayiçinden; en az ikisi hukukçu olmak üzre 3 üyeyi ise YÖK'ün kendi üyesi olmayanyüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3'er aday içindenseçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1.sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesiraportörleri arasından seçecek.Teklifte, ilgili yüksek yargı organları ile barolardan Anayasa Mahkemesiüyeliğine aday gösterilecek kişilerin seçim sürecine ilişkin düzenlemeler de yeralıyor.Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından, gizli oyla ve üye tamsayısının saltçoğunluğu ile 4 yıl için bir başkan ve iki başkanvekili seçilecek. Görev süresibitenler yeniden seçilebilecek.Anayasa Mahkemesi üyeliğiyle ilgili olarak Yargıtay, Danıştay, AskeriYargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca yapılacakaday gösterme seçimlerinde uygulanacak temel prensipler, YÖK Genel Kurulutarafından yapılacak aday gösterme seçimlerinde de uygulanacak.

MADDE (18): Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev sürelerini düzenleyen 147.maddesinde değişiklik yapılıyor.Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresine limit getiriliyor. Üyeler, 12yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek. 12 yıldan önce yaşsınırını dolduran üye emekliye ayrılacak.

-MECLİS BAŞKANI VE KOMUTANLAR-MADDE (19): Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148.maddesinde değişiklik yapılarak, kişisel başvuru hakkı tanınıyor.Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile JandarmaGenel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanacak.Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. GenelKurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak.Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki Anayasal hak ve özgürlüklerdenbirinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarınıntüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilecek. Bireyselbaşvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacak.

-BİREYSEL BAŞVURULARA BÖLÜMLER BAKACAK-MADDE (20): Anayasa Mahkemesinin çalışma ve yargılama usulünü düzenleyen149. maddesinde değişiklik yapılıyor.Buna göre, Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak.Bölümler, Anayasa Mahkemesinin bölümleri, başkanvekilinin başkanlığında 4 üyeninkatılımı ile toplanacak. Genel Kurul, mahkeme başkanının veya başkanınbelirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümlerve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak. Bireysel başvuruların kabuledilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturabilecek.Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davalarıile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurul bakacak. Bireyselbaşvurular ise bölümlerce karara bağlanacak.Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerinkapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesiiçin toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar alacak.Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları, Anayasa Mahkemesince öncelikleincelenip karara bağlanacak.Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalanişleri, dosya üzerinde inceleyecek. Ancak, bireysel başvurularda duruşmayapılmasına karar verilebilecek. Mahkeme, ayrıca gerekli gördüğü hallerde sözlüaçıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanlarıçağırabilecek ve siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, YargıtayCumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasi partinin genelbaşkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinleyecek.

-ASKERİ YARGITAYA İLİŞKİN HÜKÜMLER-MADDE (21): Anayasanın, Askeri Yargıtaya ilişkin düzenleme içeren 156.maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, Askeri Yargıtay üyelerinin disiplinve özlük işlerinde askerlik hizmetinin gereklerine bakılmayacak. Bunun içinhakimlik teminatı esasları dikkate alınacak.

MADDE (22): Anayasa'nın 157. maddesinde de değişiklik öngörülüyor. AskeriYüksek İdare Mahkemesi üyeleri için de hakimlik teminatı getiriliyor.

-HSYK'NIN YAPISI-MADDE (23): Anayasa'nın, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK)yapısını düzenleyen 159. maddesinde değişiklik yapılıyor. Bu kapsamda, halen 7olan HSYK'nın üye sayısı 22'e, 5 olan yedek üye sayısı ise 12'a çıkarılıyor.HSYK, 3 daire halinde çalışacak.HSYK'nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet BakanlığıMüsteşarının Kurulda yer alması uygulaması da sürecek.Kurulun, 4 asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat vesiyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileriile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca; 3 asıl ve 3 yedek üyesi, Yargıtayüyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca; 2 asıl ve 2 yedek üyesi, Danıştayüyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca; 1 asıl ve 1 yedek üyesi, TürkiyeAdalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından; 7 asıl ve 4 yedeküyesi, birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleriyitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim vesavcılarınca; 3 asıl ve 2 yedek üyesi idari yargı hakim ve savcıları arasındanidari yargı hakim ve savcılarınca dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeleryeniden seçilebilecek.Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 60 güniçinde yapılacak.Kurulun "meslekten çıkarma" cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolugetirilecek. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerinebaşvurulamayacak.

-GEÇİCİ 15. MADDE-MADDE (24): Anayasanın, 166. maddesinde değişiklik yapılarak, "Ekonomikve Sosyal Konsey" Anayasa kapsamına alınıyor.

MADDE (25): Anayasanın, 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyiüyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi'nde görev alanlarınyargılanmasını önleyen, geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.

MADDE (26): Anayasaya 3 geçici madde ekleniyor. Teklifin geçici 18.maddesine göre, parti kapatma davalarına ilişkin Anayasanın 69. maddesindeteklifle yapılan değişikliklerin görülmekte olan davalara da uygulanmasıöngörülüyor. Siyasi partilerin 2009 yılı mali denetimi de Anayasa Mahkemesinceyapılacak. 2010 yılından itibaren ise Sayıştay'a geçecek.Teklifin geçici 19. maddesine göre ise Anayasa Mahkemesinin mevcut yedeküyeleri değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihte "asıl üye" sıfatını kazanacak.Değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihte HSYK'nın Yargıtay ve Danıştay'dangelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçildikleri sürenin sonuna kadar devamedecek.

MADDE (27) (Yürürlük maddesi): Teklif, yasalaşması halinde ResmiGazete'de yayımı tarihinde yürürlüğe girecek. Halk oyuna sunulması halinde isetümüyle oylanacak.


http://haber.gazetevatan.com

19 Ocak 2010

Hekimin sağlığını bozacak yasa

Hekimin sağlığını bozacak yasa
http://www.tusav.org.tr/2007/www/images/doktor77.jpg
Elif Görgü
19/01/2010

Sağlık alanında çalışma sistemini değiştiren Tam Gün Yasa Tasarısı bugün TBMM Genel Kurul’unda ikinci kez görüşülecek.
Sağlık alanında çalışma sistemini değiştiren Tam Gün Yasa Tasarısı bugün TBMM Genel Kurul’unda ikinci kez görüşülecek. Başbakan ve Sağlık Bakanı’nın “hekimler muayenehanelerini bırakmak istemiyor” şeklinde propaganda yaptığı tasarı başka bir çok hüküm içeriyor.
Peki yasa aslında ne getiriyor. Hükümetin Tam Gün Yasası, sağlık emekçilerini 7 gün 24 saat çalışmaya zorlayarak hasta güvenliğini tehlikeye atıyor.
Hekimleri kaliteli hizmet yerine “daha fazla muayene, daha fazla tetkik, daha fazla ameliyat” yapmaya yönlendiriyor. Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde eğitimin kalitesini düşürüyor. Getirdiği mesleki sorumluluk sigortasıyla yerli-yabancı özel sigorta şirketlerine yeni bir kazanç kapısı açıyor

7 GÜN 24 SAAT ÇALIŞMA
Hekimlerin yüzde 80’inin üye olduğu Türk Tabipleri Birliği, iki yıldır gündemde olan tasarı ile ilgili bir çok açıklama yaptı, raporlar hazırladı. TTB’nin dikkat çektiği noktalar kısaca şöyle:
Tam Gün Yasa Tasarısı’nda sağlık çalışanları açısından kalıcı, güvenceli bir özlük hakkı kazanımı bulunmuyor. Emekliliğe yansıyan, insanca yaşayacak bir temel ücrete yönelik düzenleme yapmak yerine “performans” adı altında elde edilecek gelire endeksli bir ücret modeli getiriliyor.
Nöbet dışında mesai dışı çalışma kavramı getirilerek; 45 saatten 40 saate inmiş gibi gözüken çalışma süresi böylece 7 gün 24 saate kadar çıkartılıyor. Fazla çalışmaya yönelik bir kısıtlama da bulunmuyor.
Taslak, hekimleri bölünmüş çalışmadan kurtarma gerekçesi ile uzun saatler fazla çalışmaya zorlayıcı hükümler içeriyor. Tasarı mevcut haliyle bırakın halkın sağlığına katkıda bulunmayı çalışanların sağlığını dahi bozmaya aday.
EĞİTİM YOK SADECE HİZMET
Tıp fakülteleri özelinde eğitim, hizmet, araştırma üçlüsünün oluşturulamayan dengesi bütünüyle hizmete kurban ediliyor. Öğretim üyelerinin özlük hakları “sağlık hizmet sunumuna” bağlanıyor. Bu durumda gözden çıkarılan nitelikli eğitim kadar halkın nitelikli sağlık hizmetine ulaşma hakkı. Oysaki bugün tıp fakültelerindeki temel sorun nitelikli tıp eğitimi, nitelikli hekim yetiştirilmesi olmalıydı. Tasarı bunu bütünüyle ortadan kaldırıyor.
ÇALIŞANIN SAĞLIĞI HİÇE SAYILIYOR
Radyoloji çalışanları için haftalık çalışma süresi 35 saate çıkarılmaktadır. Bu düzenleme bu alanda çalışan sağlık personelinin sağlığını korumak için gerekli düzenlemeleri içermemesi nedeniyle yaşam ve sağlık hakkını ihlal etmektedir.
5. Taslak, ülkemizde büyük bir bölümü kısmi zamanlı olarak çalışan ve sayıları 10 bine yaklaşan işyeri hekimlerini ve işyeri sağlık hizmetlerini doğrudan etkileyecektir.

ABD’NİN SİGORTA SİSTEMİ UYGULANACAK
Tam Gün Yasa tasarısının getirdiği mesleki sigorta sistemi ise uzun yıllardır ABD’de uygulanıyor. ABD’deki sistemin;
*Sağlık hizmeti sırasında zarar gören hastaların yüzde 99’unun zararlarını karşılamadığı
*Yanlış tedavi ile suçlanan hekimlerin yüzde 83’ünün aslında tıbbi ihmali olmadığı ortaya çıktı
*Mesleki sorumluluk sigortasına ödenen primlerin yüzde 50’sinin hastalara ödenen tazminatlar için yeterli olduğu, diğer yarısının avukatlara, mahkeme masraflarına ve sigorta şirketlerine gittiği belirlendi
*Yoksul hastaların zengin hastaları işilere kıyasla “yanlış tedavi”yi tazmin edilme ihtimalinin çok düşük olduğu tespit edildi
*Hekim ve hasta ilişkisini adeta hasım ilişkisine dönüştürdüğü ortaya çıktı.

TTB: GERÇEK DOKTOR TEHDİTE PABUÇ BIRAKMAZ

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın “Gerçek doktor iş bırakmaz” sözlerine Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) tepki geldi. TTB Genel Sekreteri Eriş Bilaloğlu, hükümetin “Tam Gün Yasa Tasarısı”na hiçbir sağlık örgütünün destek vermediğine dikkat çekerek, “Gerçek doktor işini gücünü bırakır, gerçekleri anlatır, ama tehditlere pabuç bırakmaz” dedi.
Bilaloğlu, dün TTB Merkez Binası’nda yaptığı basın toplantısında Bakan Recep Akdağ’ın “Gerçek doktor iş bırakmaz” sözlerine yanıt verdi. Sağlık örgütlerinin 19 Ocak’ta (bugün) iş bırakarak sağlık alanındaki gerçekleri ve sağlık çalışanlarının özlük haklarını anlatacağını belirten Bilaloğlu, Bakanın “iş bırakmaya destek yok”, “Tasarıyla sağlıkçıların özlük hakları iyileştirilecek” sözlerini hatırlatarak, “Buna inanan var mı?” diye sordu.
Bakan Akdağ’ın “Muayenehaneye bir uğra devri kapanıyor” sözlerini değerlendiren Bilaloğlu, “Sayın Bakan hekimlik yaşamında muayenehane çalıştırmış mı? Çalıştırdıysa kamu kurumunda çalışırken mi çalıştırdı? Bizce en azından sayın Bakan hastalara ‘Bir muayenehaneye uğra’ dememiştir” diye konuştu.
‘BIÇAK PARASI BAHANE, FARK ÜCRETİ ŞAHANE’
Yasa çıkarsa suiistimallerin daha da artacağını vurgulayan Bilaloğlu, “Çünkü Bakan’ın sistemi aynı sistemdir: Hastaların sırtından gelir elde etmek. Bıçak parasını bahane ederek fark ücreti adı altında getirdiğiniz ve her sene giderek artan paraya ne ad veriyorsunuz? ‘Bıçak parası bahane, fark ücreti şahane’ adı altında kurduğunuz düzeni nasıl açıklıyorsunuz” dedi. Bilaloğlu, sağlık örgütlerinden hiçbirinin hükümetin yasa tasarısını desteklemediğine dikkat çekti.
Bilaloğlu, “O halde gerçek doktor yarın (bugün) işi gücü bırakır, gerçekleri anlatır, ama tehditlere pabuç bırakmaz” dedi. (Ankara/EVRENSEL)

TTB’DEN ALTERNATİF TAM GÜN YASASI

AKP Hükümeti’nin tasarısına karşı Türk Tabipleri Birliği de alternatif bir yasa tasarısı hazırladı. TTB’nin Tam Gün Yasa Tasarısı temel olarak;
*iş güvencesi ve insancıl bir ücretlendirme yöntemi
*insanca yaşamalarına yetecek, emekliliğe yansıyan bir ücret
*mesleki gelişimleri destekleyici bir izin ve karşılıklandırma sistemi
*makul çalışma saatlerini içeren bir çalışma düzeni
*toplu sözleşme ve grev hakkı
*hekimleri cezalandıran değil, tıbbi hataları önleyen
*hastaların zararlarını derhal karşılayacak bir yasa öneriyor.
19 maddelik tasarıda bütün hekimleri kapsayıcı ücret ve tazminat artışları öngörülüyor.
Yanı sıra, sağlık hizmetleri tazminatı ve sağlık personeli mahrumiyet ikrameyesi gibi yeni düzenlemeler de getiriyor.
ÜCRETLER ARTIRILIYOR
Tasarıda;
*Hekimlerin toplam ücretlerinin yüzde 20’si oranında ek ödeme yapılması
*Hekimlerin nöbet saat ücretlerinde, 5 lira gibi kabul edilemez rakamlar yerine emeklerini gerçekçi bir biçimde karşılayan artışlar öneriliyor.
*TTB’nin önerdiği tasarıda hekimlere dinlenme hakkı getiriliyor
*Hastalara verilen hizmetin niteliğini riske atan uzun çalışma saatlerine sınırlanma getiriliyor; 40 saatlik haftalık normal mesai süresinin yanında nöbet gibi fazla çalışma dahil haftada en fazla 56 saat çalıştırılabileceklerine ilişkin düzenleme talep ediliyor.
*Yıllık izin süresi mesleki kıdeme göre 25 ve 35 gün olarak belirleniyor. Ayrıca mesleki gelişim izni düzenenerek sağlık çalışanlarının meslekleriyle ilgili semirler ve benzeri çalışmalara katılabilmesi sağlanıyor
ANAYASA’DA DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ
*Yalnızca hekimlerin değil özellikle sağlık çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarının gerçekleştirilebilmesi için sendikal hakların tam olarak kullanılmasının olmazsa olmaz olduğu belirtilerek Anayasa’nın 18. maddesinin, toplu sözleşme, toplu pazarlık ve grev hakkını da içerecek bir biçimde yapılması isteniyor.
*Sağlık çalışanlarının her türlü taciz ve şiddetten arınmış, dengeli bir atmosfer ve çevrede çalışma hakkının güvence altına alınması ön görülüyor
*Hükümet tasarısında yer alan özel sigortacılık yerine pek çok dünya ülkesinde olduğu gibi sağlık hizmetinde ortaya çıkan zararlara yönelik olarak kamusal bir zarar karşılama sistemi ve bunun için bir amu kurumu kurulmalı kurulması isteniyor.

http://www.evrensel.net

1 Kasım 2009

Mitinglerden grevlere doğru: 25 Kasım Grevinin anlamı

Mitinglerden grevlere doğru:

25 Kasım Grevinin anlamı

Yunus ÖZTÜRK

Kamu emekçileri grevi işçilerden öğrendiler. İşçilerin grevlerinin tarihsel başarılarından hareketle grev kararı aldılar. Grev hakkı olmayan kamu emekçilerinin 25 Kasım’da bir günlük uyarı grevi kararı almış olmaları, adını koyarak gerçekleştirecekleri ilk grev olacak. Temennimiz grevin başarılı geçmesidir.

İşçilerin grev deneyimleri

İşçi hareketinin tarihinde birçok başarılı grev deneyimi var. 1963 Kavel Grevi, 15-16 Haziran 1970 grevi, 1989 Bahar Eylemleri, 1991 Maden işçilerinin grevleri ve 3 Ocak Genel Grevi…

Ancak, grevler her zaman başarıyla da sonuçlanmamıştır. Özellikle son 10 yıldır işçi ve kamu emekçilerini temsil eden konfederasyonlar emekçilerin çıkarlarını savunma konusunda geriliyorlar. Sermayenin baskısı karşısında savunma hattındalar. Henüz sermayenin ve hükümetin ciddiye alması gereken kararlı bir tutum içinde değiller. Bu kararsızlık grev konusunda iki kat daha fazla. Alışılmış durum şu: Sendikalar toplusözleşme yasasından doğan yasal grev hakkını bile son dakikaya kadar kullanmıyor; grev kararı almak zorunda kaldıklarında bile son gün gece yarısı greve çıkmak yerine toplusözleşmeyi imzalamayı tercih ediyorlar.

İşçi sendikaları kuşkusuz toplusözleşme hukuku gereği bazı işyerlerinde grev kararı alıp uyguluyorlar. Bu grevlerin içinde Telekom işçilerinin grevini, THY emekçilerinin greve “evet” oyu kullanmalarını sayabiliriz. Ancak bu durumda bile gerçek bir grev yaşanmamıştır. Örneğin Haber-İş Sendikası işçilerin bir aylık ücretlerini kendi kasasından ödemek suretiyle ancak bir ay grev yapabilmiştir. Hava-İş Sendikası ise, işçilerin greve evet demesine rağmen greve çıkmamıştır.

Daha küçük işyerlerinde yaşanan prosedür gereği grevler ise, gerçek bir başarıyı temsil etmiyor. ATV grevinde olduğu gibi işçilerin katılımı olmayabiliyor ve mahkeme grevi erteliyor. Asil Çelik grevinde olduğu gibi işyeri iflas ettiği için aylar süren grev yapmak zorunda kalabiliyorsunuz.

Novamed, YÖRSAN ya da Sinter Metal gibi işyerlerinde ise, sendikalaşma sebebiyle mücadeleler yaşandı. Bu mücadelelerde işçiler öylesine haklıydı ki, mahkemeler mevcut hukuk sınırları içinde haklarını teslim edilmek zorunda kaldı; ancak işe geri döndüklerinde daha iyi bir çalışma koşulu bulmadılar ya da tazminat haklarını elde etmekle sınırlı kaldılar. Uzun süre ücret almadan, çalışmadan yaşamak işçiler için mümkün olmadığı için, Sinter Makinede olduğu gibi işçiler arasında bölünme olabiliyor.

Yine de en militan ve kararlı mücadeleler işçilerin tabandan katıldığı ve sendikaların (Tek Gıda-İş, Petrol-İş ve Birleşik Metal) maddi desteğiyle gerçekleşebildi. Her halükarda tek tek işyerlerinde maliyeti ve bedeli ağır olan mücadeleler ortalama 3 yıl gibi bir süreyi kapsayan ısrarlı bir örgütlenmenin sonucunda gerçekleşebiliyor.

Genel olarak sendikaların grevden ve mücadeleden kaçan tutumlarını işçilere mal etmeleri olağan bir “kaçış” gerekçesi olsa da, gerçek durum bu değil. Toplusözleşme gündemi dışında Genel Sağlık Sigortası Yasasına karşı 14 Mart 2008’de iki saatlik iş bırakma eylemini sayabiliriz; Telekom grevini ve Hava-İş grev oylamasını da hatırlatalım. 14 mart’taki iki saatlik grev tabanda karşılık bulmuş ve son yılların en etkili ve kitlesel işyeri eylemi olmuştur.

İlk sonuç, tabandaki işçi greve çıkma yönünde hareket ederken, sendika yönetimleri greve çıkma kararlılığında değiller.

Miting sendikacılığı değil grev

AKP hükümetinin 7 yıllık iktidarına çoğunlukla destek verip sessiz kalan ve grev kavramını neredeyse hiç telaffuz etmeyen sendikal hareket Ankara merkezli mitingler dönemi artık geride bırakmalı. 1999’da sosyal güvenlik mitinginden bugüne kadar Ankara merkezli “doldur-boşalt” diye tabir edebileceğimiz mitingler yoluyla hükümetlere ve sermayeye geri adım attırabilmiş değiliz. Mitingler sendikalara maliyeti trilyon liraları bulan son derece pahalı etkinlikler. Üstelik üyeler için de yorucu: Ortalama 10-12 saat yol gelip mitingi bir iki saat içinde bitirip tekrar o yolu geri dönen bir üyenin sendikal görev ve sorumluluklarını yerine getirmiş sayılamaz.

Kriz karşısında ve genel olarak emekçilerin sorunlarının çözümüne dair konfederasyonların toplu sözleşme süreçleri dışında grev kararı almadıkları, grev kararı aldıklarında bile uygulamadıkları; toplu sözleşme dışında yasal olarak grev haklarının olmadığı da bir gerçek.

25 Kasım grev kararı hem sendikaların terminolojisini değiştirecek, hem Ankara merkezli mitingleri aşacak hem de 29 Kasım’la başlayıp 15 Şubat ve 1 Mayıs’la devam eden krize karşı mücadelenin yeniden birleşik bir mücadeleye dönüşmesine olanak verecektir.

Sendikalar işçi sınıfının ve işsizlerin; emeklilerin, gençlerin ve kadınların ekonomik kriz karşısında uğradığı kayıpların geri alınması mücadelesinde ısrarcı ve militan bir mücadeleyi örgütlemesi gereklidir. Sendikal hareketin zayıfladığı, yerel eylemlerin dağınık şekilde sürdüğü koşullarda, işçi ve emekçileri mücadelesini merkezileştirecek her girişim, sınıf hareketine bir katkı yapar.

KESK’in 25 Kasım’da “bir günlük uyarı grevi” kararı sendikaların ve işçilerin birleşmesi için yeni bir fırsattır.

İşçi sınıfına dayatılan çalışma ve ücret koşuları, iş yasası, emeklilik ve sosyal sigorta yasaları, işsizlik fonundan işverenlerin yararlanması önemli kayıpların belgeleri olarak karşımızda duruyor. AKP bu yasalara yenilerini eklemek gayretinde. Hükümet, patronlarla elbirliği içinde kıdem tazminatlarını kaldırmak istiyor, yeni sendikalar yasasıyla sendikalar üzerinde denetimini artırmaya çalışıyor, kamu personel rejimi yasasıyla kamusal hizmetlerde çalışan kamu emekçilerini iş güvencesiz sözleşmeli statüde çalıştırmayı planlıyor.

25 Kasım grevi işte bu nedenle sadece kamuda çalışan emekçilerin ve sendikaların değil, işçi sendikalarının da sahip çıkıp etkili olması için çalışmak zorunda oldukları bir uyarı grevi olmak zorundadır.

İkinci sonuç, 25 Kasım uyarı grevi mitingler dönemine son verebilir, birleşik mücadele olanağını sunabilir.

25 Kasım’da grevdeyiz

İşçi sendikalarının bile ne kadar grev yapabildiği ortadayken, KESK’in 25 kasım grev kararını “grevdir/grev değildir” diye masaya yatırıp tartışmanın ne yararı olabilir? Grev için referandum gerekli, çadır kurmak lazım vb. diyerek gerçek grev tamını arayışını ilk kez grev yapacak kamu emekçilerinin grevi üzerinden tanımlamaya çalışmak faydasız bir uğraş olacaktır. İdeal bir grev tanımı yapıldığı zaman, son 30 yıldaki grevlerin tamamının aslında grev olmadığını söylemek gerekecektir. Böyle bir hovardalığa hakkımız yok. Grevin Fransızca kökeni, Seine (Sen) Nehri kumsalında yatıp uzanmaktan, çalışmamaktan geliyor. Fransız işçileri patronlar haklarını vermediğinde nehrin kenarına gidip kumsalda yatarlarmış. Grev, en genel tanımıyla işçilerin, emekçilerin çalışmama hakkını kullanarak işverene baskı yapması demektir.

Tabii ki bir grevi birçok yönüyle zenginleştirip kitle hareketini ateşleyecek biçime dönüştürmek mümkündür. Ancak; grev idealizmiyle hareket ederek 25 Kasım’ın grev olmadığını ispata çalışmanın eyleme ne katkısı olabilir? Bu yolla olsa olsa grevi küçümseyerek yan yollara sapmaya, sol gösterip iş yapmamaya hizmet etmiş olurlar. 25 Kasım verili koşullarda yapılabilecek bir grevdir, en ileri sınıf eylemidir. 15 Şubat İstanbul Mitingini tamamlayacak bir adımdır.

Yeter mi? Yetmez, Krizin bedelini ödemeyeceğimizi ilan etmişsek, bedeli ödemeyeceğimizi pratik olarak orta koyacak bir mücadeleyi de örgütlemek zorundayız.

Üçüncü sonuç, grevi yaparak, yaşayarak öğreneceğiz.

Birleşik mücadele kolay değil

25 Kasım grevine emekçi sınıflar farklı taleplerle katılacaktır. Kimisi iş için, kimisi emekli aylığını artırmak için, kimisi toplu sözleşme hakkı için. Ancak KESK ücret sendikacılığı yapmadığı için, bu grevi demokratik hak ve özgürlükler mücadelesiyle bütünleştirecektir; yani başta Kürt sorununda taraf olacaktır. Özellikle Kamu Senle birlikte greve gidileceği koşullarda siyasi duruşumuz iki kat daha önemli olacaktır.

Bu grevin demokratik zeminde en sıkıntılı yanı Kamu Sen yönetiminin politik gericiliği olacak gibi görünse de, Kamu Sen açısından KESK ile birlikte grev yapmak siyasi olarak daha kolay izah edilemez. Arzu edilen Emek Platformu bileşenlerin mümkün olan en geniş kesimini mücadeleye katmak olsa da (DİSK, TMMOB, TTB destek veriyor), somut durumu veri almak zorundayız. Bize düşen bu somut durumdan hareketle grevin başarılı olabilmesi için her zamankinden daha çok çalışmaktır.

Son bir sonuç: Mücadele siyasi risk almak demektir.

31 Ekim 2009 Cumartesi

"http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=5809&pid=19&makale=25