Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kılıçdaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2010

'CHP'yi halka açacağız'

'CHP'yi halka açacağız'

'CHP'yi halka açacağız'Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin'den açıklama
Gürsel Tekin: Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak herkese saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

CHP'nin örgütleri son derece vefakar. Türk halkının bizden beklentisi ivdedilikle iktidar olmasıdır. Önümüzdeki günlerde topluumn her kesimine CHP'yi ulaştıracağız. Bir parti içi tartışma söz konusu değil. Sanki CHP'de bir iç kavga algısı yaratılmasın. CHP adım adım iktidara yürüyecektir.

CHP, hukukun üstünlüğüne inanan bir partidir. Bu tartışmalar Yargıtay'ın gönderdiği yazı ile ilgilidir. Yargıtay'a başvurulursa da hiçbir şey yaşanmaz. CHP büyük bir partidir. Kurultay delegeleri tarafından herhangi bir talep ulaşmadı.

Hiçbir parti içi tartışma, ideolojik bir tartışma yoktur. Yeni CHP derken, sayın Genelbaşkanımız açık ve net demiştir: CHP'yi halka açacağız.

ESKİ PM ÜYESİ SAVCI SAYAN'DAN AÇIKLAMA

CHP eski PM üyesi Savcı Sayan: Bizim sakalımız yok ki sözümüz geçsin. Gerçi var ama... Dikkat etsinler bunları da götürmesinler. Kara kutu bir çözülse, bugün vefadan, koltuk sevdasından bahsedenlerin gerçek yüzü ortaya çıkacak. Şimdi Kılıçdaroğlu anladı ki PM kuruldu, o dönem korkular yaratıldı. Parti Meclisi'ni kendilerine göre şekillendirdiler. Kılıçdaroğlu bunu yapmasa, Kılıçdaroğlu hiçbir dediği kişiyi geçiremeyecekti.

Vatan

20 Ekim 2010

'Kokulara alıştın'


'Kokulara alıştın
' Kılıç'a çok ağır sözler!

Kılıçdaroğlu, ‘Statükonun kibirli mensupları’ diyen AYM Başkanı Haşim Kılıç’a sert yanıt verdi: “Tabii, HSYK değişti, bir bakıma sırtını sağlam yere dayadım diye başlayacaksın konuşmaya. Bize hukuk dersi vereceksin, yemezler, senin hukuk dersine ihtiyacımız yok.”


ANKARA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, “Değişime karşı çıkan, statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir” sözüne sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis grup toplantısında şöyle konuştu:


* YARGIDA TUZ KOKTU: Kısa bir süre önce bu parlamente Anayasa Mahkemesi’ne üye seçti. Burada bu seçimde yargıcın birikimi, özgeçmişi değil, listede aldığı numara önemliydi. O numara da AKP’nin oy çokluğu ile seçildi. Tuz kokar diyoruz ya, yargıda tuz koktu, kokular gelmeye başladı. Değişime hiç itirazımız yok ama geriye doğru değişimi savunanlar böyle konuşurlar, ileriye doğru değişimi savunanlar demokrasiyi, hakları ve özgürlükleri savunurlar. Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin sizin daha önce verdiğiniz karara dayanarak yaptığı atamaların hukukluluğunu vicdanına sığdırıyor mu sığdırmıyor mu? Hukuktan, demokrasiden söz edeceksiniz, AKP atamaları bitirsin, yapsın, önemli değil, yeri gelince karar verilir diyeceksin. Anayasa Mahkemesi Başkanı herhalde sosyal hukuk devletinin ne olduğunu biliyordur. Klinik şef ve yardımcıları sınavı ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Şu ana kadar yürürlüğü durdurma kararı vermediler. Şimdi sormak istiyorum; Anayasa Mahkemesi AKP’nin sizin daha önce verdiğiniz karara dayanarak yaptığı atamaların hukukluğunu Sayın Haşim Kılıç vicdanına sığdırıyor mu?

* HUKUKTA OKUMADIN: Anayasa Mahkemesi’nde düzenlenen yemin töreninde, AKP, Anayasa Mahkemesi gibi bir görüntü oluştu. Anayasa Mahkemesi Başkanı çıkıyor bu tablonun tam ortasında şöyle diyor: ‘Değişime karşı çıkan, çağın nabzını tutamayan, statükonun kibirli mensupları, artık halkı ikna edememektedir.’ Hukuk; ahlaktır. Ahlakın olmadığı yerde hukuk olmaz, konuşanların da ahlaktan nasip alması lazım. Ben Anayasa Mahkemesi Başkanı’yım diyelim, birisi hülle yoluyla üye olarak atanıyor, içime sindiremem, o üyeyi geri gönderirim. Kılıç, hülle yoluyla Anayasa Mahkemesi üyeliğine atananı, hangi gerekçeyle, ahlakla kabul ettiriyorsunuz? Bütün bunları içine sindireceksin, ’HSYK da değişti, biraz daha sırtını sağlam yere dayadım’ diye başlayacaksın konuşmaya, bize hukuk dersi vereceksin. Yemezler. Senin hukuk dersine ihtiyacımız yok, hukuk dersi değil, hukuk fakültesinde bile okumadın sen. Hukuk fakültesinde okumayan adamın bana hukuk dersi vermeye yetkisi de olmaz. Başkan, öyle anlaşılıyor ki hukukun Haliç bölümünde yaşıyor, kokulara alıştı.

* HSYK ÜYELERİ SEÇİMİNE TEPKİ: Defalarca AKP’nin gizli gündemi olan bir parti olduğunu söyledik. Sonucu somut bir biçimde ortaya çıktı. Yeni HSYK üyesinin yükselişi de çok enteresan. 2002-2004’te Personel Genel Müdürlüğü’nde Daire Başkanı. 2004-2007’de Personel Genel Müdür Yardımcısı oluyor. 2007-2008’de Personel Genel Müdürü oluyor. Müsteşar Yardımcısı oluyor, sonra HSYK’da yer alıyor. Deniz Feneri davasının savcısı da HSYK üyeliğine seçildi. Bundan sonra da herhalde daha da zor işimiz ama takip edeceğiz. Bizi yıldıramazlar. Bu ülkenin talihsizliği ne? Ali Dibo’cudan Adalet Bakanı olur mu? Bunları söyleyince kızıyorlar. Hatay’da gittin ihale dağıtımında kendi el yazınla yazdın senin milletvekilin aynı partiden arkadaşın götürdü notere onaylattı bunu. Uygar bir toplumda Adalet Bakanı değil milletvekili olamazsın. Seçim iradesine saygısızlık olan o listeyi hazırlamaktır Sayın Bakan.

Niye gizli gündemi olduğunu bilmiyorsunuz?

* Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı da dayanamamış artık. Ne diyor? ’Adalet Bakanlığı kendi bürokratlarının da içinde olduğu listeyi seçtirmek için 2 bin kişiyle sahada çalışma yürüttü.’ Günaydın, demek ki fark etmişler. Bunların gizli gündemleri olduğunu niye bilmiyorsunuz? Niye sorgulamıyorsunuz? Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı’nın “12 Eylül’deki halk oylamasına kadar sivilleşme, demokratikleşme diyenlerin şimdi bürokratları eliyle bu sivilleşme ve demokratikleşme adımlarını boğmaya çalıştıklarını, bunun 2 aydır devam ettiğini” söylüyor. Bizse bunu en başından bu yana dile getirdik.

http://haber.gazetevatan.com/Haber/335517/1/Gundem

31 Ağustos 2010

Salman Kaya: Değişikliklere, sadece AK Parti karşıtlığı açısından bakmayı anlayamam


Salman Kaya: Değişikliklere, sadece AK Parti karşıtlığı açısından bakmayı anlayamam




Salman Kaya: Değişikliklere, sadece AK Parti karşıtlığı açısından bakmayı anlayamam

“CHP’li belediyenin Muğla’da Mustafa Muğlalı İş Hanı var. CHP Merkez İlçe de o binada. Kılıçdaroğlu, hem binanın hem de Muğla’daki ‘Mustafa Muğlalı Caddesi’nin adını değiştirsin.”

“Darbeden ümidi kestiler. İktidara gelmek için demokrasinin dışında bir yol kalmadı. Kılıçdaroğlu, genel aftan sonra, bir başka mitingde, ‘vatandaşlık tanımı değişsin’ diyebilir.”

“Baykal’ın kaset olayı patladığında artık hem darbe imkânı kalmamıştı, hem de Aleviler CHP’den kaçıyordu. Kılıçdaroğlu bu kaçışı durdurdu. Alevileri, CHP’nin etrafında tuttu.”

* * *

NEDEN SALMAN KAYA

Salman Kaya, Türkiye’de sol hareketin efsanevi isimlerinden. 1968 kuşağının unutulmaz liderlerinden. Askerî darbelerin büyük acılarını çekmiş, sekiz kere tutuklanmış, beş yıl hapis yatmış, korkunç işkencelere uğramış biri. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ve Dev-Genç davalarında yargılanmış, 1974’te Ecevit’in genel affıyla hapisten çıkmış ve kendi deyimiyle hapishanedeki tek hayali “Emniyet’i havaya uçurmak” olmuş biri. 1991’de Erdal İnönü’nün başkanlığındaki SHP’den milletvekili olan ve 1995-98 arasında CHP Parti Meclisi üyeliği yapan Kürt ve Alevi olan Salman Kaya bugün Eşitlik ve Özgürlük Partisi’nin yöneticilerinden. Alevileri, Kürtleri ve sol kesimi bütün geçmişiyle ve bugünüyle içerden tanıyor, biliyor. Salman Kaya, referandumda “hayır” diyecek olan Alevilerden ve “boykot” diyen Kürtlerden farklı olarak referanduma “evet” diyeceğini partisiyle birlikte açıkladı. Geçmişteki birçok ‘solcu’ yoldaşıyla yolu ayrılan Salman Kaya’ya neden “evet” dediğini, yıllardır bu anayasanın çilesini çeken Alevilerin, solcuların, Kürtlerin neden şimdi bu değişikliklere karşı çıktıklarını, solculuğun anlamını, 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesine hayır demenin Alevilerde bir rahatsızlık yaratıp yaratmadığını, Anayasa değişikliğinin gerçekleşmemesinin Kürtlere nasıl bir yarar sağlayacağını, bu değişikliklerin topluma neler kazandıracağını, bölgede boykota desteğin artıp artmayacağını, Kürt STK’larının, BDP gibi bir partinin politikasına karşı çıkmasını ve “evet” diyeceklerini açıklamalarının ne anlama geldiğini, referandumdan sonra siyasette ne tür değişiklikler olabileceğini sorduk.

* * *

NEŞE DÜZEL: Siz hayatını sol mücadelelere adamış bir Alevi’siniz ve Kürt’sünüz. Anayasa referandumunda “evet” diyeceğinizi açıkladınız. Neden “evet” diyeceksiniz?

SALMAN KAYA: Size, hemen tek bir neden söyleyeyim. Eğer Anayasa değişikliği referandumda geçerse, bu ülkede bundan böyle sivil kişiler askerî mahkemelerde yargılanmayacak. Bu değişiklik bu ülkede tek tek herkesi yakından ilgilendiriyor. Bu yüzden Anayasa’da yapılan değişikliklere, peşin hükümlerle sadece AK Parti karşıtlığı açısından bakmayı ben anlayamam. Hele hele “hayır” demeyi ‘solculuk’, ‘devrimcilik’ olarak gösteren arkadaşlara ve sol kesimlere de bu tavrı hiç yakıştıramam. Ben, Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin kurucularındanım. Biz, Parti Meclisi olarak toplandık ve “evet” demeye karar verdik.


Hangi gerekçeyle “evet” demeye karar verdiniz?

“Evet” dedik, çünkü biz meseleye, AK Parti’nin değişikliği olarak bakmıyoruz. Biz meseleye, darbe anayasasının değiştirilmesi olarak bakıyoruz. Anayasa’nın eski maddeleri ne, yeni maddeleri ne, biz bunları oturup karşılaştırıyoruz. Değişen maddeleri tek tek eski ve yeni halleriyle karşılaştırdığımızda da, yeni maddelerin insanları daha özgürleştirdiğini gördük. Şunu söyleyeyim, biz Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak, Türkiye’de hüküm süren “asker ve yargı vesayeti”ne şiddetle karşıyız. Her Türk vatandaşı bu vesayetin zulmünü çekti. Ben, 12 Mart’ta dört yıla yakın cezaevinde kaldım.


Sizin partinizin kurucularından
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, referandumda “hayır” diyeceklerini açıkladı. Ali Balkız, birçok Alevi’nin adına konuşuyor. Aleviler neden “hayır” diyecek?

Bazı Alevi liderler, kitleye gerçeği anlatacaklarına, kendileri Alevi kitlesinin peşine takılıyorlar. Bakın, şu bir gerçek! Aleviler, AK Parti’nin dinci eğiliminden büyük kaygı duyuyorlar. AK Parti’nin aslında şeriatçı bir gizli ajandasının olduğunu düşünüyorlar. Eşi türbanlı olmayanları hiçbir yere müdür atamayarak, kendi cemaati dışında kimseye iş, imkân ve ihale vermeyerek AK Parti de Alevi kitledeki bu kaygı ve korkuyu besliyor. Yoksa Aleviler 12 Eylül’de en çok zulüm gören, acı çeken kesimdir. Ama dinci anlayıştan çok korkuyorlar. AK Parti, Alevi kitledeki bu korkuyu kırmak zorunda. Alevilerin korkusunun uzun bir tarihsel geçmişi de var üstelik. Geçmişte pek çok katliam var.


Aleviler korkmaktan nasıl vazgeçerler?

Aslında Alevi sorunu son derece basittir. Alevilerin istekleri çok yalındır, karşılamak çok kolaydır. AK Parti iki maddede değişiklik yapsa, sorun çözülür. Bir, “cemevi, Alevilerin ibadethanesidir” dese ve iki, “okullarda din dersi seçmeli olacak” diye karar alsa, Alevi sorunu çözülecek. Bu iki değişiklik yapılsa, AK Parti’ye, Alevilerin yüzde 80’inden tepki varsa, bu tepki yüzde 40-50’ye inerdi. AK Parti istese yarım saatte bu maddeleri çıkarabilir ama yapmıyor.


Sizce niye yapmıyor?

Çünkü kendi kitlesinden çekiniyor. AK Parti’deki Sünni damar çok kuvvetli. Tabanındaki Alevi düşmanlarının tepkisini çekmemek için “cemevi, Alevilerin ibadethanesidir” demiyor. Bakın, bizler şöyle büyüdük. Çocukluğumda Maraş yöresinde dinciler arasında şu söylenirdi mesela... “Elini önce bala batıracaksın. Sonra darıya sokacaksın. Eline ne kadar darı gelirse, bir Alevi öldürdüğünde de işte o kadar sevaba girersin.” Tabandaki koyu dincilerin anlayışı böyle.


Öfke ve düşmanlık bu kadar büyük mü?

Ben Alevilerle ilgili söylenenlere tahammül edemediğim için on dört yaşımda cezaevine girdim. Bu düşmanlıklar biraz kırıldı ama... 1993’te Madımak Oteli’nde insanlar gene diri diri yakıldılar. Sivas olayı kesinlikle şeriatçı bir kalkışma değildi. Sivas, insanların 9,5 saat canlı canlı devlet tarafından yakılma olayıdır... Ama o insanlar diri diri yanarken, dinci kesim de Allahuekber diye bağırıyordu. Yani kışkırtılmaya müsait bir dinci kesim var. Alevilerin geçmişinde çok büyük acılar, katliamlar var. Mesela 1995’teki Gazi Mahallesi olayları...


Orada da Alevi yurttaşlar kafalarından kurşunlanarak öldürülmediler mi?

Evet. Gazi olayları da devletin işidir. Zaten bu yüzden Ergenekon Türkiye’de bir milattır. Bütün derin ve gizli yapılar, suç odaklı şebekeler artık açığa çıkarılmalı. Sivas da, Gazi olayları da kapatıldı. Ben Meclis’in Gazi olaylarıyla ilgili araştırma komisyonu üyesiydim. Size, Alevilerin korkusunu anlamanız için, bu toplumda Alevilerle ilgili ön yargılara ve şartlanmışlığa bir örnek vereyim. Komisyonda Refah Partili bir üye, “Alevilerin katli vaciptir” dedi. Ayrıca, komisyonda eski bir solcu olarak ben varım diye, dönemin İstanbul valisi ve emniyet müdürü Meclis’e gelip sözlü ifade vermediler. Yazılı ifade gönderdiler.


Aslında değişiklik teklifini AKP yaptığı için mi Aleviler bu değişime karşı?

Evet. Yoksa Aleviler 12 Eylül rejimiyle hesaplaşmak istiyorlar. Darbeyle yapılmış anayasanın değişmesini istiyorlar ama Alevilerde öncelik AK Parti karşıtlığıdır. Eğer bu paketi CHP getirmiş olsaydı ve biz “hayır” demiş olsaydık, bugün “hayır” diyen Aleviler, “siz nasıl 12 Eylülcülerin yargılanmasına nasıl karşı çıkıyorsunuz” diye bizi topa tutarlardı.


Referandumda sizin gibi “evet” diyecek Aleviler kaç kişidir?

Bilemem ama vardır. Eğer Baykal’ın o kaset olayı yaşanmasaydı ve Kemal Kılıçdaroğlu CHP’ye başkan olmasaydı, referandumda Alevilerden çok daha fazla “evet” oyu çıkardı. Çünkü Aleviler CHP’den kaçıyordu. Kılıçdaroğlu bu kaçışı durdurdu. Alevileri, CHP’nin etrafında tuttu.


Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesi, Alevilerin CHP’den ciddi olarak kopmaya başladıkları bir döneme mi rastladı?

Evet, aynen öyle. 2007 Genel Seçimleri’nden önce Baykal, Tunceli’de miting yaptığında ancak 300 kişi toplandı. Tunceli’deki yakın arkadaşlarıma sordum. Kılıçdaroğlu’nun mitingine 15-20 bin kişi katılmış. CHP’deki kaset olayı, kesinlikle partide derin devletle ilişkili olan kesimlerin işidir. Şöyle anlatayım...


Evet...

AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri bu ülkede darbe teşebbüsleri oldu. Şimdi bu insanlar Ergenekon’da yargılanıyorlar. Türkiye’de darbe, dış dinamikler desteklemeden, sadece iç dinamiklerle yapılamaz. Bugünün dünyası da darbeyi desteklemiyor. Dolayısıyla darbeciler, AK Parti’yi iktidardan alaşağı edecek bir darbeden artık ümidi kestiler. Peki, darbeciler için geriye ne kaldı?


Ne kaldı?

Demokratik yoldan CHP’yle iktidara gelme yolu kaldı. Kaset olayı patladığında Baykal’ın en yakın, en has adamları bile ne dediler? Manisa milletvekili, “Sayın genel başkanımız Baykal kalsaydı, oyumuz yüzde 21-22’ydi” dedi. Kaset olayı, derin devletle iç içe olan derin CHP’nin, Baykal’ı değiştirerek CHP’yi güçlendirme ve iktidar yapma planıdır. CHP’nin oyunu arttırmanın yolu da Alevileri ve Baykal’a tepki duyan laik kesimi tekrar CHP’ye kazandırmaktan geçiyordu. Kemal Kılıçdaroğlu’nu biraz bilirim. Ben Meclis’te Sosyal Güvenlik Komisyonu üyesiyken, o trilyonluk bir kurum olan SSK’nın genel müdürüydü. Kirliliğe bulaşmamış biridir Kemal Bey. Solda, kirliliğe karşı bir tepki vardır.


CHP’nin içinde tek temiz olan kişi Kılıçdaroğlu değil herhalde. Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt olması başkan olmasında sizce rol oynadı mı?

Kılıçdaroğlu Alevi’dir ve Kürt’tür. Gerçi Kürtlüğünü inkâr ediyor ama... Kılıçdaroğlu, dağılmakta olan Alevi tabanı tekrar CHP’de topladı. Şimdi referandumda Alevilerin geniş kesimi CHP’nin peşine takılır. Zannedersem Kemal Bey’de dedelik de var.


Sadece Aleviler değil, sizin bir zamanlar birlikte mücadele ettiğiniz solcuların önemli bir kısmı da referandumda “hayır” diyecek gibi gözüküyor. 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesine onlar neden karşı çıkıyor?

AK Parti’yi Amerikan yanlısı bir iktidar olarak değerlendiriyorlar. Emperyalizme karşı olmanın getirdiği bir anlayışla da AK Parti’nin yaptığı değişikliğe karşı çıkıyorlar. Onlar, AB’ye de emperyalist dediklerinden, Kopenhag Kriterleri’ne ve AB üyeliğine de karşılar.


“Hayır” diyen solcular ve Aleviler, AKP’den gelecek her teklife, bu teklif ne kadar lehlerine olursa olsun karşı mı çıkacaklar?

Görünürde öyle. Karşı çıkarlar.


Solculuğun tarifi nedir?

Bir solcu, milliyetçi ve devletçi olamaz. Bir solcu, demokrasiye karşı olamaz. Solculuk demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından ve bütün ezilenlerden yana olmaktır. Gerçekten solcuysan, sadece sınıfsal olarak ezilen işçi sınıfından yana olamazsın. Alevi’si, Kürt’ü, gayrımüslimleriyle kimliksel ezilmelerden de yana olmak zorundasın. Mücadeleni sadece emek-sermaye mücadelesiyle sınırlayamazsın. Bütün ezilenler için mücadele verirsin.


Neden Türkiye’deki solcuların önemli bir kısmı ‘devletçi ve tutucu’ oldu bu dönemde?

Kürt düşmanlığından dolayıdır bu. Solun milliyetçi bir damarı vardır ve solun önemli bir bölümü Kürtlerin özgürlük taleplerine karşıdır. Zaten bizde sol, geçmişte de devletçi ve tutucuydu. Solun geçmişinde, darbecilik hep vardı. Ben 9 Mart’ı yaşadım. 12 Mart 1971 sağ darbesinden önce, 9 Mart’ta sol darbe planlanmıştı. 9 Mart’ın darbeci güçleri, Emniyet’e saldıracaklardı. Eğe 9 Mart sol cuntasının darbesi direkten dönmeseydi, Emniyet dâhil pek çok yere baskınlar yapılacaktı. O gün İstanbul Emniyeti’nde bir tek polis kaldı.


Emniyet basılacak diye kaçtılar mı?

Tabii. Hepsi darbe ihtimaline karşı geri çekildiler. Bizim kaldığımız kısımda bir tek şişman polis kaldı. Bizi serbest bıraksalar zaten bir yere gidemezdik, işkenceden yürüyemiyorduk. Yani diyeceğim şu ki... Solun geçmişinde yaygın bir ‘milli demokratik devrim’ anlayışı vardı. Amerika’nın Ortadoğu’ya müdahalesiyle bu anlayış bugün biraz daha milliyetçileşti. Beraber ölüme gittiğim bir arkadaşımla büromda oturup tartıştık. Öyle ulusalcı olmuş ki, yarım saat daha konuşsaydık, birbirimize silahla girecektik. Düşünün biz onunla ölüme birlikte gittik. Şimdi birbirimizden işte böyle koptuk.


Bizde sol, Kürtlerin özgürlüğünü istemiyor mu?

İstemiyor tabii... Irak’taki Kürt hareketini, Amerikan emperyalizminin bir maşa hareketi olarak değerlendiriyor. Sol, Türkiye’deki Kürtlerin hak ve özgürlüklerini de savunmuyor. Bunu, emperyalizmin yönlendirdiği hareketler olarak görüyor. Kürtlerin kendi dilinde eğitim görmesini, Anayasa’daki vatandaşlık tanımının etnik kökenden bağımsız hale getirilmesini savunmak için önce demokrat olmak gerekir. Bizde sol demokrat değil ki. Oysa sol olabilmek için önce demokrat olmak gerekir. Demokrat olmadan solcu olunmaz. Demokrat olmak, solculuğa giden merdivenin en alt basamağıdır. Sosyalistlik ve komünistlik daha üst basamaklardır.


Solcuların ve Alevilerin 12 Eylül’e duydukları kızgınlık bitti mi? Onlar da ‘işkencecilerini’ affettiler mi?

Hayır, affetmelerine imkân var mı? 12 Eylül’de Aleviler ve solcular günlerce fosseptik çukurlarına atıldılar. Benim tırnaklarım söküldü. Ayaklarımın altındaki derileri makasla kestiler. Yürüyemiyordum. Sirkeci’de Sansaryan Han’da İstanbul Emniyeti’nde yapılan işkenceler unutulabilir mi? Ben o yıllar, cezaevinde volta atarken tek bir hayal kurdum. Dinamit yüklü dev bir kamyonla Emniyet’e dalacaktım. En güzel hayalim buydu benim. Askerî mahkemelerde yargılandık biz. Geçici 15. Madde kaldırılınca ben darbecilerin yargılanmalarını isteyeceğim. Bizler, darbecilerin yargılanmaları için sokağa dökülürüz.


Kürtlere gelirsek... BDP’nin Anayasa referandumunu boykot etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürtlerin anadilde eğitim ve Anayasa’da vatandaşlık tanımının değiştirilmesi gibi temel istekleri var. Bu değişiklik paketinde bu maddeler yok. BDP, getirilen özgürlükleri yeterli bulmuyor ve AK Parti’ye karşı kendi seçmenini bloklaştırmak istiyor. Biliyorsunuz, bölgede sadece iki parti yarışıyor: BDP ve AK Parti. Değişikliği AKP yaptı diye de BDP referandumu boykot ediyor.


Pakette Kürtlerin aleyhine bir şey var mı peki?

Yok tabii. Ama Kürtlerin düşük eğitimli kesimi çok dinamiktir. Bunların Anayasa’yı tahlil etmelerini bekleyemezsiniz. Bolşevik devrimi sırasında Kamo adında bir militan varmış. Kamo’ya “sen niye okumuyorsun” diye soruyorlar. “Ben niye okuyayım? Benim yerime Stalin okuyor” diyor. Düşük eğitimli Kürtler de önderlerine kesin inanırlar, parti tarafından yönlendirilirler.


Anayasa değişikliğinin gerçekleşmemesi Kürtlere nasıl bir yarar sağlayacak?

Yarar sağlamaz. Ama BDP pazarlık yapıyor. BDP’nin boykotta başarılı olamayacağı için yumuşadığını söyleyenler yanılıyorlar. BDP, politika yapıyor. “Şunları şunları yapın ki, biz de boykot etmeyelim” diyor. Bakın... Kürt sorunu aslında üç maddede çözülebilir. Bir anadilde eğitim. İki, Anayasa’da vatandaşlık tanımının değiştirilmesi. Üç, genel af. Genel af şarttır. Af olmadan sorun asla çözülemez. Çocuklar silahlarını alıp gönüllü olarak dağa gitmişler. Af olmadan o dağdan gelir mi? Onu dağdan getirip cezaevine tıkabilir misin? 1974’te ben de genel afla cezaevinden çıktım. Af çıkmasaydı, on beş, yirmi sene cezaevinde yatacaktım.


Kürt STK’ları belki de ilk kez BDP gibi bir partinin politikasına karşı çıktılar ve “evet” diyeceklerini açıkladılar. Bu açıklama, hangi gelişmenin habercisi olabilir?

Bir kere bunlar AK Partili değiller. Bunlar sadece şiddete karşılar. Yoksa Kürtlerin özgürlük mücadelesine ve taleplerine karşı değiller. Bunlar da anadilde eğitim ve vatandaşlık tanımının değiştirilmesini talep ediyorlar. Çözüm yolunun, demokratikleşmeden geçtiğini düşünüyorlar ve şiddetin, çatışmanın durmasını istiyorlar. Şiddetin tırmandırılmamasını talep ediyorlar. Zaten PKK içinde de şiddetin devamını isteyenler olduğu gibi, şiddetin bitirilmesini isteyenler de var. Ama BDP’nin kitlesi boykota uyar. Mesela Diyarbakır’da yüzde 60’a yakın oy alıyorlar. Boykotta bu oy oranı düşmez, aksine artar, yüzde 70 olur. İnsanlar, mahalle baskısının ve korkunun etkisiyle sandığa gitmezler.


Bu referandumdan sonra siyasette nasıl değişiklikler bekliyorsunuz?

Eğer evet çıkarsa AK parti, 2011 seçimlerinde tekrar çok güçlü bir biçimde tek başına iktidar olur. Hayır çıkarsa, AK Parti seçimde daha az oy alır. Çünkü referandum, Anayasa değişikliğinden çıktı, güven oylamasına dönüştü. AK Parti yüzde 60’a yakın bir evet almadığı takdirde, CHP, AK Parti’yle demokrasi vaatlerinde yarışır. Bunun işaretleri de var zaten. Kılıçdaroğlu “genel af’ diyor, Van’ın Özalp ilçesindeki Mustafa Muğlalı Kışlası’nın adının değiştirilmesini istiyor. Ben de şunu hatırlatayım. Muğla ili öteden beri CHP’lidir. CHP’li belediyenin Muğla’da bir iş hanı var. Adı, Mustafa Muğlalı İş Hanı. CHP Merkez İlçe de o binada bulunuyor. Kılıçdaroğlu, bu binanın adını da değiştirtmeli. Ayrıca Muğla’daki ana caddenin de adı Mustafa Muğlalı Caddesi. Kılıçdaroğlu, kendi belediye başkanından bu caddenin adının da değiştirilmesini istemeli. Yoksul Kürt halkını kaçakçı diyerek öldüren Mustafa Muğlalı’nın adı bir caddeye verilemez.


CHP, Kılıçdaroğlu’nun AK Parti’yle demokraside yarışmasına nereye kadar izin verir sizce?

AK Parti’yi yenebilmek için bir noktaya kadar izin verecekler. Çünkü iktidara gelmek için demokratik yolun dışında bir yol kalmadı. Darbeden ümitlerini kestiler. Bu yüzden, Kılıçdaroğlu genel aftan sonra yarın da bir başka mitingde, ‘Anayasa’da vatandaşlık tanımını değiştirelim’ diyebilir. Kılıçdaroğlu “demokrasi” derse bir güç olur. Demezse, siyasette hiçbir şey olmaz. Bir gün gelir, işte o da çekip gider.


http://www.edp.org.tr

Kazım Genç: AKP Alevi toplumunda güven yaratmadı

Kazım Genç: AKP Alevi toplumunda güven yaratmadı


Kazım Genç: AKP Alevi toplumunda güven yaratmadı
Ankara, 28 Ağustos (AKnews) - Türkiye’de geçtiğimiz mart ayında çeşitli sol çevreler ve bazı Alevi örgütlerinin bir araya gelerek kurdukları Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Genel Başkan Yardımcısı Av. Kazım Genç, referandum için, hükümetin hazırladığı anayasa değişiklik paketini 12 Eylül Anayasası’yla karşılaştırarak, demokratik teamüllere uygun şekilde kendi özgür iradeleriyle “evet” yönünde görüş oluşturduklarını söyledi.

Genç, bir dönem genel sekreteri olduğu ve EDP’nin kuruluşuna destek veren Alevi Bektaşi Federasyonu’nun, referandumda “hayır” oyu verme kararını demokratik teamüllere göre değil, genel başkanın baskısıyla aldığını belirtti.

Kürt sorununun ancak muhataplarıyla görüşülerek çözülebileceğini, bunun için PKK ve Öcalan’la da görüşülmesi gerektiğini kaydeden Genç, “Ben sizinle kavga ediyorsam sizinle görüşmek zorundayım. Yani sorun kiminse onunla görüşeceksiniz, Kürtler'in sorununu Kürtlerle, Aleviler'in sorununu Aleviler'le görüşeceksiniz” dedi.

AK Parti’nin Alevi açılımını “kandırmaca” olarak niteleyen Genç, hükümetin bugüne kadar Aleviler’in ortaklaştığı temel taleplerinin hiç birini karşılanmadığına işaret etti.

Genç, AKnews’in referandum, Kürt sorunu ve Alevi açılımına ilişkin sorularını yanıtladı.

12 Eylül’de yapılacak anayasa değişiklik referandumuna destek veren ender sol partilerden birisiniz, bu tutumunuzdan dolayı diğer sol çevrelerde eleştirildiniz, referandumu neden destekliyorsunuz?

Anayasa değişikliği örgütlerimizde enine boyuna tartışıldı, Merkez Yürütme Kurulu’nda ele aldık ve sonunda Parti Meclisi’nde Alevi kesimden arkadaşların muhalefetine rağmen “evet” lehine karar çıktı. Karar alma prosedürü demokratik teamüller uygun oldu. Neden “evet” dediğimize gelince, Türkiye’de siyaset iki partinin görüşleri arasına sıkıştırılıyor. Türkiye’nin temel konularında olan çalışmalarda da durum aynı. Anayasa değişikliği Meclis’te görüşülürken, o zaman CHP’nin genel başkanı olan Deniz Baykal, ‘3 maddeyi çıkarın gerisini biz destek verelim, referanduma gerek olmadan çıkaralım’ dedi. Bu üç madde siyasi partilerin kapatılması, Anayasa Mahkemesi’nin düzenlenmesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) düzenlenmesiyle ilgili maddelerdi. Israrla “hayır”ı savunan ana muhalefet partisi bu metnin geriye kalan 23 maddesine tartışmasız “evet” diyor. Bu 3 maddeden siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili madde 330’un altında oy aldığı için kadük oldu. Geriye kalan 2 maddeyle ilgili CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu, mahkeme işi esastan inceledi, rötuşlar yaptı ve bir yargı kararı çıktı.

Geriye “hayır” demeyi gerektirecek bir şey kalmadı. “Hayır”ı savunanların en büyük argümanı bu değişiklik paketinde birçok şeyin eksik kaldığıdır, doğru eksiktir. Veya AKP’nin işine yarayacağı, bu da doğaldır, iktidarda olan bir siyasal parti, siyasi partiler her ne kadar ülke için deseler de yaptıkları şeyler özünde kendilerine de yarar. ‘Hayır’cıların savunmaları gereken en önemli argüman, “Siz 26 soru soruyorsunuz tek bir cevap istiyorsunuz”dur. Bunun dışında hukuki, demokratik, çağdaş bir gerekçe göremiyorum.

Bu nedenle EDP değişiklik metinlerini 12 Eylül anayasasıyla karşılaştırarak, kendi özgür iradesiyle evet yönünde görüş oluşturdu.

Parti içindeki Alevi kesimin muhalefetine rağmen dediniz, hangi gerekçelerle karşı çıktı Aleviler?

Bir, Alevi kamuoyunda yoğun bir kanaat olan AKP’nin şeriatçı bir parti olduğu, Alevilere hayat hakkı tanımayacağı, dolayısıyla yaptığı her şeye karşı çıkmak gerektiği; ikincisi, Alevi Çalıştayının göz boyama olduğunun görülmesi nedeniyle sükut - u hayal yaratması; üçüncüsü, Alevi Çalıştayları sırasında görüldü ki Alevi örgütlerinin katılmasına ve 5 temel konuda uzlaşma sağladıkları halde AKP hükümetinin bir buçuk yıl geçmesine rağmen hiçbir şey yapmaması.

Bu görüşlerinde haklılar mı?

Evet, haklı görüyorum. AKP duruşuyla, çalışmasıyla, verdiği sözlerle Alevi toplumunda güven yaratmadı. Aleviler böyle düşünmekte haksız değiller.

Geçmişte genel sekreterliğini yaptığınız Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) “hayır” diyeceğini açıkladı. Sizin “evet” demeniz partinizin kuruluş çalışmalarında da yer alan bu kesimde bir kırgınlığa yol açtı mı?

Bu sorunun muhatabı elbette ki ABF’nin mevcut yöneticileridir. Ancak şunu söyleyeyim 15 ağustosta Hacı Bektaş etkinlikleri öncesinde Hacıbektaş’ta Alevi Bektaşi Danışma Kurulu toplantısı yaptık, eski genel sekreter olmam nedeniyle doğal üye olarak ben de katıldım. Federasyona üye 30 örgütten 13-14’ü katıldı. Orada gelen yöneticiler arasında “yönetimi topladık hayır yönünde görüş oluşturduk” diye bir söylem dolaşınca ben bir örgüt başkanı arkadaşa “biri arayıp bir şey mi dedi de böyle toplanıp karar aldınız” dedim. “Evet” dedi “genel başkan ve genel sekreter üzerinden arandık, toplanıp görüş oluşturun, genel başkanımız zaten 30 Mayısta yapılan federasyon genel kurulunda biz hayır diyeceğiz demişti, o yönde görüş oluşturuldu”.

Alınan kararın doğru ya da yanlışlığını söylemek bana düşmez ama alınan karar demokratik usullere göre değil genel başkanının dayatmasıyla alındı.

Az önce AKP’nin yaptığı her şeye karşı çıkma anlayışının bir örneği…

Aynen, “Allah bir bile dese şüphe ederim” anlayışından başka bir şey değil. Demokratik teamülleri işleterek karar almadılar, çalışma usullerindeki bir eksikliktir, ifade etmek lazım. Oradaki en büyük örgütlerden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bu usullere ve bu karara sempatiyle bakmadığını biliyorum.

PKK 20 Eylüle kadar eylemsizlik kararı aldı, partiniz bunun barış için bir fırsat olduğu belirtilerek siyasi partilere sorumluluk çağrısı yaptı, kalıcı barış için ne yapılmalı?

EDP solda siyaset yapan, barışı, demokrasiyi, özgürlükleri, hepsinden önemlisi eşit yurttaşlık ve gönüllü yurttaşlığı savunan bir partidir. Kan ve gözyaşı üzerinden siyaset yapılmasına karşı, her dile, her dine, her inanca eşit haklar isteyen, birlikte yaşama zorunluluğunun altını çizen bir partiyiz. Kürtlerin 30 yıldır verdikleri hak mücadelesinde şiddeti sonlandıran ateşkes ilan etmeleri ve bunu sürdürmeleri bizim en temel taleplerimizden biridir. Bu ateşkes geçmişte yapılan ateşkesler gibi sonuçsuz kalırsa çok büyük üzüntü duyarız. PKK referandum sürecine ya da referandum sonucuna müdahale etmemek için ilan etmiş olabilir ama bundan ziyade sorunların muhataplarıyla görüşülerek çözüleceği ve herkesin bu ülkenin eşit yurttaşı olarak yaşayabileceği bir ülkeye olan inançla sürdürmelidir.

Muhataplarıyla görüşülmeli dediniz, hükümetin Öcalan’la görüştüğü tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, Öcalan ve PKK ile de görüşülmeli mi?

Ben sizinle kavga ediyorsam sizinle görüşmek zorundayım. Yani sorun kiminse onunla görüşeceksiniz, Kürtler’in sorununu Kürtler’le, Aleviler’in sorununu Aleviler’le, Ermeniler’in sorununu Ermeniler’le, Müslümanlar’ın sorununu Müslümanlar’la görüşeceksiniz. Türbanı bana sorarsanız, ben “benim öyle bir sorunum yok” derim, sorunu olanla görüşmek zorundasınız.

Sorunun çözümü için BDP ve hükümet neler yapmalı?

Bence BDP’nin daha büyük sorumluluk alması gerekiyor. BDP yoğunlukla Kürtler’in oyunu almış ve parlamentoda grupla temsil edilen bir partidir. BDP’nin, kapatılmadan önce de DTP’nin muhatap İmralı’dır, tam olarak biz değiliz söylemini sorunu çözücü olarak görmüyorum. BDP çok açık ve net halkın oylarıyla seçildiğini, halkı temsil ettiğini söylemektedir, bu da doğrudur. Ben diğer muhatapları dışlasın, yok saysın demiyorum ama Kürt sorunun çözümünde de resmi muhatabın kendisi olduğunu ve bu konuda irade göstermesi gerektiğine inanıyorum.

Hükümet neler yapabilir?

Hükümet Türkiye’deki her meseleyi çözmek iddiasında olan ve bunun için oy talep ederek çoğunluk sağlamış olan siyasi partiden oluşan bir organizmadır. Madem iktidardır, çözmesi lazım. Önce Kürt açılımı diyen, kamuoyunda gelen tepkiler üzerine demokratik açılıma çeviren hükümetin bu sorunun çözümünde niye BDP ile görüşmediğini ben anlamıyorum. BDP kendini resmi muhatap olarak almalıdır dedim ama BDP’yi de resmi muhatap olarak kabul edecek bir iktidara ihtiyaç vardır.

Ne yazık ki AKP iktidarı BDP ile aynı fotoğraf karesinde yer almak istememektedir. Bunu ağababaları olan ABD başkanı Türkiye’ye gelirken BDP’yle görüşerek “ben görüşüyorum sen de görüş” mesajını vermesine rağmen yapıyor. O zaman bir görüşme oldu bir daha olmadı veya gayrı resmi oluyor. Görüşmeler olmalıdır, görüşmezseniz, konuşmazsanız sorunu tüm detaylarıyla öğrenemezsiniz, öğrenemeyince de sağlıklı çözümler bulmazsınız.

Niye görüşmekten kaçınıyor?

Kamuoyundan, tabanının tepkisinden. Bu soruyu herkese sormak lazım. BDP niye muhatap biziz diyememektedir. Kandil ve Mahmur kamplarından gelişlerde Kürt halkının “yaşasın artık şiddet bitiyor” heyecanıyla Habur’da yaptığı karşılamadan sonra Avrupa’daki heyet niye gelemedi? İşte bu baskıdır AKP’nin BDP’yle aynı fotoğrafta gözükmesine engel olan, bu baskıdır Avrupa’da geleceklerin gelmesine ve BDP’nin sorumluluk almasına engel olan. Sivil toplumda çalışmış şimdi siyasette olan bir insan olarak dışarıdan görerek yaptığım bir gözlem: Şüphe yok ki bu işin çok daha ince detayları, önemli olguları vardır, hem hükümet hem BDP bu detay ve olguları iyi bilmektedir. Çözüm yollarını bu bilgilerle üretmek durumundadırlar. Çözümsüzlüğün kimseye bir faydası yok, 30 yıl bunu gösterdi. Başbakan geçen gün bu mesele 450 milyar dolara mal olmuştur diyor, hepimiz biliyoruz 40 bin insanın canına mal olmuştur ama sorun hala duruyor. Biz aldığımız silahları ülkemizin dağlarına taşlarına atıyoruz ve bu ülkenin insanlarını öldürüyoruz. Bunu bitirmek lazım.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa geçmesiyle birlikte CHP’de bir değişim beklentisi oluştu, şu ana kadarki gözlemlerinize göre, CHP’de bir değişim görüyor musunuz?

Başka parti hakkında söz söylemeyi etik görmüyorum ama bir gerçeklik var, Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geldikten sonra sosyal demokrat kesimde bir heyecan yarattı. Bekleyip, gözlemleyip görmek lazım.

Kılıçdaroğlu, “silahların susması koşuluyla genel af da çıkabilir, Öcalan’la da görüşülebilir” dedi. Bunlar CHP’nin Kürt politikasında bir değişimin ipuçları olarak değerlendirilebilir mi?

CHP’yi Kürt sorununda MHP’nin sağına atan söylemlerden sosyal demokrat çizgiye dönmesi gerekir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’de söyledikleri önemlidir. Ama bunu sadece Tunceli’de değil Ankara’da da, İstanbul’da da, Batman’da da söylemek gerekir.

Hükümet’in “Alevi açılımı” konusunda ne düşünüyorsunuz?

AKP’nin Alevi açılımı bir kandırmacadır. Aleviler yan yana gelmez, anlaşamazlar denmesine rağmen Alevi örgütleri 2009’da Bilkent Oteli’nde toplanmış ve 5 temel konuda anlaşmışlardır. Bir, zorunlu din dersi kaldırılmalı; iki, Alevi köylerine cami yapılmamalı, imam atanmamalıdır; üç, asimilasyon ve ayırımcılık politikalarından vazgeçilmelidir; dört, Madımak müze olmalıdır; beş, cemevleri ibadethane statüsüne alınmalıdır. Bunların hiç biri yapılmadığı gibi 7’inci Alevi çalıştayına Alevilere yönelik Maraş katliamının bir numaralı sanığı davet edilmiştir. Alevi kamuoyunun karşı çıkması üzerine yanlıştan geri adım atılmış ama meseleye ne kadar yanlış baktıkları ortaya çıkmıştır.

Yapılan çalıştaylar sonucu Alevi örgütlerinin birinci çalıştayda aldığı kararların tem tersi bir rapor hazırlanmıştır. AKP bir şeyler yapıyor görünüp göz boyama dışında bir şey yapmamaktadır. En önemli çalışması kendi Alevi’sini yaratmaya çalışmaktır, Kürt sorununda da aynısını yapıyor, Kendi Kürt’ünü yaratmaya çalışıyor. Ama kendi Alevi’sini yaratarak Alevilerin sorunlarını, kendi Kürt’ünü yaratarak Kürtlerin sorunlarını çözemez.

Kendi Alevi’sini yaratma da başarılı oldu mu?

Hayır, olmadı. Başbakan 2008 Ocak ayında Alevi iftarı vereceğim dedi, 300 Alevi örgütünü davet etmelerine rağmen, 2 Alevi örgütü ile bir Alevi örgütünün yarı yöneticisi, yani 2 buçuk Alevi örgütü katıldı. O yemekte başbakan, 9 bakan ve iktidar partisinden 50 milletvekili vardı. Alevi örgütleri o zaman gerçekten de Pir Sultanca bir duruş sergiledi.

PORTRE / KAZIM GENÇ

Kazım Genç 10 Ocak 1956’da Tunceli’nin Nazimiye ilçesine bağlı Ramazan köyünde doğdu. Diyarbakır Dicle Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. Öğretmenlik yaparken Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı ve 1993 yılında mezun oldu. Çok sayıda sivil toplum örgütünde kurucu ve yöneticilik yaptı. Zorunlu din dersine yönelik vermiş olduğu hukuk mücadelesi ve AİHM’de kazandığı dava nedeniyle SODEV’in 2007 yılı “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü”ne layık görüldü. Son olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanlığı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği görevinde bulunan Genç, daha sonra siyasete atıldı. Şu anda EDP Genel Başkan Yardımcılığı yapan Genç, evli ve 2 çocuk babası.


Kemal Avcı / AKnews

http://www.edp.org.tr/

11 Temmuz 2010

Solun yeni sınavı

Solun yeni sınavı

Ahmet Asena - Solun yeni sınavı

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Türkiye’de sol tarihi boyunca bir çok siyasal sınavla karşılaşmış, bunların bir kısmını başarıyla geçerken azımsanmayacak kadar çok bir kısmında ise başarısız olmuştur.
Günümüzün siyasal gelişmeleri solu bir kez daha bir sınavla karşı karşıya bırakmıştır. Bu sınav solun orta vadedeki siyasal konumunu belirleyecek kadar önemlidir.

12 Eylül sonrasında yaşanan karanlık dönem ve takip eden liberal dalganın sola hatırı sayılır bir darbe indirdiği, siyasal ve toplumsal yaşamda marjinalliğe ittiği çokça kabul edilen bir gerçekliktir. Ne var ki, bütün bu karanlık dönem boyunca, baskıları göze almak koşuluyla solcu olmak ve solculuk yapmak hayli kolaylaşmıştı. Sorunlara çözüm üretmek, topluma bir gelecek vaadinde bulunmak, yeni fikirler geliştirmek neredeyse gerekli olmaktan çıkarken, cuntaya veya küreselleşmeye karşı olmak, özelleştirmeye direnmek, demokrasi talep etmek, sınıf savaşını dilinden düşürmemek solcu olmak için yeterli hale gelmişti.

Herhangi bir sol siyasi küme için, her yıl bilinen tarihlerde, örneğin 1 Mayıslarda alanlarda olmak, özelleştirme veya başka bir nedenle işsiz kalanların direnişine destek vermek, görevini yapmak anlamına geliyordu.

Bunun en büyük nedeni solculardan başka hiçbir politik kümenin, bu alanlarda mücadele etmek bir yana, bunlardan söz dahi etmemesiydi. Kenan Evren'le başlayan sürecin bütün baş aktörleri küreselleşmeci, özelleştirmeci, demokratikleşme karşıtı bir hat izlerken, muhalefet de milliyetçi, statükocu ve yaşam tarzıyla laiklik savunucusu bir hatla sınırlı kaldı.

Bugün tablo değişmiş durumda. Solun alışılmış çevreleri dışından bir isim, statükonun temsilcisi CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, politik hattını en azından lafız olarak, emek, yoksulluk ve yolsuzluk gibi kavramlar etrafından kuracağını göstermeye başladı.

Sol, grizu patlamasından varoşlardaki yoksulların evlerine kadar her yere koşturmaya çabalayan, geçmişinde “SSK Reformu” lekesi olsa da, aile sigortasından söz eden bir sosyal demokrat lider adayıyla karşı karşıya. Üstelik özel sektöre ve özelleştirmeye ideolojik bir karşı çıkışı olmasa da, kamu girişimciliğine küfretmeyen, hatta sorunların çözümü için kamu teşebbüsleri kurulabileceğini anlatan bir aday.

Kılıçdaroğlu'nun söylemleri karşısında kendini ayrıştırmak solun hemen tamamı için zor olacak gibi gözüküyor. Tüm topluma pompalanan umut havasının bu zorluğu daha da arttıracağı ise açıkça görülüyor.

Sol'un sınavı tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Yıllardır sağa, statükoya karşı kolay muhalefet eden sol, bugün bir anlamda statükoyu restore etmeyi hedefleyen, ama diğer yandan solun son 20-30 yıldır geliştirdiği söylemi sahiplenen bir politik hat karşısında kendisini ayrıştırmak, toplumsal ve siyasal etkisini geliştirmek zorunda. Bunu başaramadığı takdirde az ya da çok etkileyebildiği kesimlerin CHP'nin arkasına dizilmesine seyirci kalması, hatta “tabanın talebi” gerekçesiyle CHP destekçisi olması kaçınılmaz olacak.

Durumun zor olduğu ortada, ama umutsuz değil. Sınavda başarılı olabilme umudunu arttıran bir gerçek şimdiden kendisini belli ediyor. Yenilenmeden söz eden Kılıçdaroğlu'nun aslında bundan çok uzak olduğu, Kürt sorunundan türbana kadar ülkenin bütün neredeyse sorunları karşısında gösterdiği tepkilerden hemen her gün görülüyor.

Gandi olmak bir yana, 1970’lerin başında kısa bir süre bile olsa “Toprak İşleyenin Su Kullananın” diyen, 12 Mart'ın karanlığında genel af talebini dile getiren bir Ecevit bile olmadığı ortada.

Bu sınavda başarılı olmak için ne daha “keskin” bir sınıf savunuculuğu ve küreselleşme karşıtlığı ne de daha güçlü bir kimlik politikası hattı yeterli değil. Bu sınavda başarılı olmanın yolu, yıllardır ihmal edilen bir alanda, bir gelecek tahayyülünün yaratılması konusunda yoğun bir çaba harcamaktan geçiyor.

Topluma daha iyi yaşam umudu vermeyen hiçbir politik hareketin kalıcı bir başarıya ulaşamayacağını bir kez daha hatırlamak ve bu doğrultuda adımlar atmak gerekiyor.
Savunmak için direnmenin yanına, gelecek için mücadele etmeyi koyabilecek olanlar orta vadede siyasetin belirleyici güçleri arasında yer alma şansını yakalayabilecekler.
Kuruluş dönemindeki iddialarına, tarihsel birikimlerine baktığımız zaman EDP'yi oluşturan özgürlükçü, demokrat, katılımcı, eşit ve insanca yaşamayı savunan sol anlayışın rüştünü ispat ederek toplumsallaşıp, kalıcılaşabilmesi de bu şansı kullanabilmesinden geçiyor.

http://www.turnusol.biz/

Yazar:Ahmet Asena

24 Haziran 2010

"Ortak akıl sağlanırsa terör çözülür"

"Ortak akıl sağlanırsa terör çözülür"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, terörle mücadelede konusunda ortak akıl sağlanması durumunda büyük bir toplumsal uzlaşma sağlanacağını ve böylece terörün güvenlik boyutunun yanında ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarının da görülebileceğini belirtti.

ANKA

Ankara - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AB Dönem Başkanı İspanya'nın ev sahipliğinde düzenlenen yemekte AB ülkelerinin Ankara'daki büyükelçileriyle bir araya geldi.

Toplantıya Kılıçdaroğlu'nun yanı sıra CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, CHP Bilim Kültür Yönetim Platformu Başkanı Sencer Ayata ve CHP Brüksel Temsilcisi Kader Sevinç de katıldı.

Yaklaşık 2 saat süren yemekli toplantının ardından gazetecilere bir açıklama yapan Kılıçdaroğlu, büyükelçilere AB üyeliği sürecinde CHP'nin kararlılığını samimi bir şekilde anlattıklarını, CHP'ye yönelik bugüne kadar yapılan eleştirileri ve CHP'nin AB konusundaki sanki olumsuz bir tutumu varmış gibi ortaya çıkan algının yanlış olduğunu ifade ettiklerini aktardı.

Bugüne kadar Meclis'e gelen AB ile uyum sürecini öngören yasal değişikliklere destek verdiklerini ve bu konudaki Anayasa değişikliklerini destek verdiklerini anımsatan Kılıçdaroğlu, büyükelçilere AB ile ilgili olarak CHP'nin görüşlerini öğrenmek istemeleri durumunda kapılarının sonuna kadar açık olduğunu, bu konudaki düşüncelerini her zaman aktarmaya hazır olduklarını söylediğini aktardı.

"AB sürecinin önü ek koşullarla kesilmeli"
AB sürecinde ahde vefanın önemini vurguladığını da belirten Kılıçdaroğlu, "Avrupa'nın etik değerlerinin de önemli olduğunu, Türkiye'ye üyelik süreci içinde diğer ülkelere gösterilmeyen ek koşulların sık sık getirildiğini, bunun da doğru olmadığını, ahde vefa önemliyse ve Avrupalı da ahde vefayı biliyorsa ek koşullarla Türkiye'ni AB sürecini önünü kesmemesini ifade ettik. Kendileri düşüncelerini ifade ettiler. AB'nin sadece Türkiye için değil, Türkiye'nin de AB için çok önemli bir ülke olduğunu ifade ettik. Genç, dinamik bir nüfus olduğunu, ekonomisinin büyük olduğunu, AB açısından Türkiye'nin kolay hazmedilebilir bir ülke olmadığının da biz farkında olduğumuzu ama bu süreçte bize, AB'ye üyelikte kolaylık gösterilmesi gerektiğini, ek koşullarla olayın zorlaştırılmaması gerektiğini ifade ettik" diye konuştu.

"CHP'nin yönü Batı'dır"

Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin "Toplantıda eksen tartışması konuşuldu mu?" sorusunu "CHP'nin yönünün Batı uygarlığı içinde yer aldığını, Orta Doğu'ya sırtımızı dönemeyeceğimizi, komşularımızla çok iyi ilişkiler kurmak istediğimizi, dış politikada temel hedefin cumhuriyetin kuruluşunda ifade edildiğini, yurtta barışın ve dünyada barışın ne kadar önemli olduğunu, nükleer silahın bu bölge için doğru olmadığını, onları da düşünce olarak ifade etik" sözleriyle yanıtladı.

"Terörün Batı'dan finans desteği kesilmeli"

Toplantıda terör konusunun da gündeme geldiğini, terörün dış desteklerine dikkat çektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Dışarıda özellikle teröre finans desteği sağlayan olayların Avrupalı dostlarımız tarafından çok iyi sorgulanması gerektiğini, uyuşturucunun teröre finans kaynağı sağladığını, Batı'da gençlerin çocukların uyuşturucu tuzağına düştüğünü ama bu konuda Batılı dostlarımızın daha dikkatli olmalarını ve teröre finans desteği sağlayan yasadışı olayların daha sağlıklı izlenmesi gerektiğini söyledik. Bu arada mayın kullanmanın artık bütün uygar ülkelerde suç olduğunu, Türkiye'nin de uluslararası anlaşmalara imza attığını ama terör örgütünün mayın kullandığını ve bu mayını sağlayan ülkelerin de kendilerini sorgulamaları gerektiğini ve sadece bizim sorgulamamız değil, Avrupalı dostlarımızın da bu konuda daha dikkatli bir politika izlemeleri gerektiğini ifade ettik."

"Ortak akıl sağlanırsa terörörün diğer boyutlarını göreceğiz"

Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin "Terörle mücadelede ortak akıl sağlanmalı' sözünüzle neyi kast ediyorsunuz" sorusu üzerine ise şunları söyledi:

"Terörle mücadele konusunda bir ulusal mutabakat sağlanması gerektiğini söyledim. Çünkü terör, bir siyasal iktidar döneminde çıkan veya sonlandırılan bir olay olmanın ötesinde uzun süredir devam eden bir olgu olarak karşımızda duruyor. O zaman yapmamız gereken, bütün siyasal partilerin, STK'ların bu konuda çaba harcayan devlet kurumlarının, üniversitelerin ortak görüş oluşturarak teröre karşı mücadele etmeleri gerektiğini söyledim. Eğer bu yöntem izlenebilirse büyük bir toplumsal uzlaşma sağlanacaktır. Böylece terörün sadece güvenlik boyutunu değil diğer boyutlarını da görmüş olacağız. Teröre finans desteği sağlayan kesimleri görmüş olacağız, terörün ekonomik boyutunu, sosyal, psikolojik boyutunu da sorgular hale geleceğiz. Daha sağlıklı çözümler üretebiliriz diye düşünüyorum. Aklı ve mantığı kullandığımız zaman, duyguları arınıp sağlıklı çözümlere yöneldiğimiz zaman Türkiye'nin terör olayını çözeceğine inanıyorum."


9 Haziran 2010

CHP Üstüne Yalın Sorular


CHP ÜSTÜNE YALIN SORULAR

Aydın Engin

09.06.2010
Kaset komplosu tezgahlandı; CHP’nin değişmez gibi görünen Genel Başkanı değişti. Yeni Başkan Kemal Kılıçdaroğlu.

Daha seçilmeden, daha adaylığını açıklar açıklamaz “Kılıçdaroğlu rüzgarı” dendi. Bunu sadece anaakım medyanın (siz Doğan Grubu diye anlayın) estirdiği yapay bir rüzgar olarak göremeyiz. Çok fazla CHP Kurultayı izlemiş biri olarak tanıklık etmeliyim: Kılıçdaroğlu’nun oybirliği ile Genel Başkan seçildiği Kurultay’daki heyecan içtendi. Özellikle delegelerin gözyaşları, coşkusu, Kılıçdaroğlu’nun hiç de önemli vurgular içermeyen konuşmasına yağan alkışlar yapay değildi. Kurultaya katılan delege ve izleyiciler CHP’de bir şeylerin değişmesi gerektiğini içlerinde duyuyor ve bu değişimin Kılıçdaroğlu ile geleceğine içtenlikle inanmak istiyorlardı.

Kılıçdaroğlu’nun gerek Kurultay konuşmasında, gerekse daha sonraki konuşmalarında “yoksulluğa” yaptığı vurgular, CHP’de bir şeylerin değiştiğine ya da değişeceğine CHP’li olmayanları da inandırmışa benziyor. Taaa Özal zamanından beri yoksulluktan söz etmenin modası geçmiş bir söylem (=Discour) sayıldığı Türkiye’de ana muhalefet partisi önderinin sürekli buna vurgu yapması, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele edeceğini yinelemesi “Kılıçdaroğlu rüzgarı”nı CHP seçmenlerine ve hatta CHP seçmeni olmayan kesimlere de taşımışa benziyor...

Nitekim Kılıçdaroğlu olgusu üstüne yazılan bir kaç Tırmık, okurlardan “Niye Kılıçdaroğlu’ndan etkilenmiyorsunuz?... Niye onu destekleyen yazılar yazmıyorsunuz” gibi eleştirilere (eleştiri?) uğradı...

Daha önce de belirttim. CHP’li değilim. Hiç olmadım da. Hiç CHP’ye oy vermedim. Oyumun hiç bir işe yaramayacağını bile bile kendime en yakın bulduğum sosyalist partiye oy verdim. CHP’nin en sola yöneldiği (erken) Ecevit döneminde de bu böyleydi.

Ama elbette tartışmak istediğim benim tutumum değil. Bu okuru ilgilendirmez,. Önemli de değil...

* * *

Soralım.

Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlığa taşıyan süreç nasıl bir geçmişe dayanıyor?

Hatta: Bir geçmişi var mı?

Daha acımasız soralım:

Kaset komplosu patlak vermeseydi, Baykal istifa etmeseydi, Kılıçdaroğlu, Baykal ekibiyle ve ideolojik çizgisiyle uyumlu bir grup başkan vekili olarak yoluna devam etmeyecek miydi?

Baykal, çekince göstermeksizin “Tayyip Erdoğan Ergenekon’un savcısı ise ben de avukatıyım” demişti. Kılıçdaroğlu yönetimi bu avukatlığa devam edecek mi, yoksa “müvekkillerini” azil mi edecek? Bugüne kadar bu konuda belirginlemiş bir siyasal yönelim gözleyen var mı?

İslami referanslarla iş başına gelip serbest piyasa tanrısına ibadet etmeyi yeğleyen, kapitalizmin en vahşi yöntemlerini (taşaronlaştırma, yok pahasına özelleştirme vb.) duraksamadan uygulamaya sokan AKP iktidarının karşısına sola (Peki kabul: Merkez sola) konuşlanmış bir siyasal hareketin çıkması elbette pek iyidir. Pek iyidir de bu Kılıçdaroğlu CHP’si midir? Bu konuda umut besletecek bir ipucu, bir belirti, bir esinti gösteren var mı? Yoksulluktan söz etmek buna yeter mi?

Kürt sorununda, Kıbrıs kördüğümünde, işsizlik belasında, Avrupa'yı (Dünyayı mı demeliydim?) saran ekonomik krizin Türkiye’ye etkileri üstüne yeni (yeni?) CHP’nin çözüm önerileri, programları nedir?

Bu yalın soruların yanıtını almadan genel başkan değişikliğine bakıp CHP’ye umut bağlamak, heyecanlanmak, desteklemeyenlere, hatta temkinli yaklaşanlara kızmak niye?

Sahi niye?

http://www.t24.com.tr/

25 Mayıs 2010

Yoksulluk ve yolsuzluk nasıl bitecek?


Yoksulluk ve yolsuzluk nasıl bitecek

Doğu'ya kalkınma formülü: Tersine özelleştirme
Kılıçdaroğlu, 'Yoksulluk ve yolsuzluk nasıl bitecek?' sorusunu yanıtladı:

Devlette, 100 liraya başlayan işler 500'e bitmeyecek. Yatırımlar sivil denetime açılacak. Doğu ve Güneydoğu'ya İtalya örneği uygulanacak. Amerikan firmalarının Türkiye'de dağıttığı rüşvetin hesabı sorulacak.
20 MAYIS 2010, PERŞEMBE

İşte o ropotaj
****************

Yaşadığımız dönemin yeni gerçeği: Siyasetin mimarisi, 'canlı yayınlar' üzerinden şekilleniyor.

Söylenen her söz, 'alınan' her pozisyon, ışık hızıyla eskiyor veya diğeriyle yer değiştiriyor. Peşinde bir kamera ordusuyla yürüyen siyasetçiden, bu nedenle yepyeni yanıtlar alabilmek, kolay değil.
Gündemin bir numaralı ismi Kemal Kılıçdaroğlu'nu, ben de iki canlı yayın arasında yakalayabildim: Show tv ana haberden çıkıp Habertürk'teki Teke Tek'e gidiyordu. Kılıçdaroğlu'ndan zaman ayırmasını rica ettiğimde; bu durumun, haberi haber yapan 'yeni'lik unsuru açısından risk olduğunu bilmekteydim. Fakat bir siyasi lider adayı, temel hedefini 'yoksulluğu, işsizliği bitirmek', 'çocukları yatağa aç göndermemek' diye ilan ediyorsa; bir sorunun, bu iddia sürdükçe hiç eskimeyeceğini düşünüyorum: Yoksulluk nasıl bitecek?

- Peki nasıl? Siz ki, Maliye kökenli bir politikacı olarak, bütçe dengelerini, toplanamayan vergileri, kayıtdışını iyi biliyorsunuz. Bu sloganı nasıl hayata geçireceksiniz?
Türkiye'nin yeteri kadar kaynağı var. En büyük sorun, kaynağın bugüne dek çok savurganca kullanılmış olması. Bir yatırım, normal koşullarda 100'e yapılıyorsa, bittiğinde bakıyorsunuz, 500'e çıkmış. Başta planlanan harcama artmış. Bu durum çok yaygın, sona ermesi gerekiyor.

- Nasıl sona erdireceksiniz?
Temel sebep İhale Kanunu. Yeterli denetim yapılmıyor. Kaynakların verimli kullanılması için, yatırımları sivil denetime açacağız.

- Sivil denetimden kastınız?
Meslek odaları, birlikleri ve bağımsız denetim kuruluşları, yatırım süresince kaynağın ne kadar etkin kullanıldığını sorgulayacak. Bu arada Sayıştay'ın yeniden yapılanması gerekiyor.

- Sayıştay'ın eksiği ne?
Sayıştay, kamu harcamalarını Meclis adına denetleyen bir kurumdur. Denetimin bugünkünden daha başarılı ve etkin yapılmasının koşullarını yasayla yaratırsnız, o zaman Sayıştay da kendisine düşen görevi hakkıyla yapacaktır.

- Meclis'te Sayıştay kanunu bekliyor?
Onda ciddi yetersizlikler var. CHP Grubu'nun muhalefet şerhinde bunları kayda geçirdik. Sayıştay'ın gerçek anlamda bağımsız ve özgür olması gerekiyor. Şu anda Sayıştay, üyeleri bakımından, AKP'nin bir yan kuruluşuna dönüştü. Bu yapı değişmeli. Meclis'te, Plan Bütçe Komisyonu'nun yanına bir de Kesin Hesap Komisyonu'nu kurmak gerekiyor.

- Bunun yoksulluğu bitirmekle ne ilişkisi var?
Şöyle: Bütçe Komisyonu'nda geleceğe dönük planlar tartışılır. Kesin Hesap Komisyonu'nda ise önceki bütçe amacına ne kadar ulaştı, onun hesabı verilir. Bazı ülkelerde Kesin Hesap Komisyonları'nın başkanı, ana muhalefet partisi lideridir. 'Ben parlamentoya yetki verdim. İktidar bunun ne kadarını gerçekleştirdi?' diye hesap sorar. Hesap sorulacağını bilirseniz, dikkatli harcarsınız. Eğer bunları yaparsak, kaynaklar sağlıklı kullanılınca pek çok şeyi çözeriz.

- Kürt sorununun çözümünün
ekonomik temelli olduğuna inananlardansınız değil mi?
Büyük ölçüde evet. Devlet Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'ne fabrika yapmalı.

- Bir anlamda 'tersine özelleştirme'den mi söz ediyorsunuz?
Tamamını özel sektör yapacak diye yorumlamayalım. Devlet, özel sektör işbirliği içinde olacak. Diyelim ki, yüzde 51'i özel, yüzde 49'u kamu. Yüzde 20'si özel, yüzde 80'i kamu. Değişik modeller kurarak, özel sektörün gönüllü olarak katılabileceği çok güzel projeler yapmak mümkün. Et ve Balık Kurumu yeniden canlandırılmalı. Van ve Muş, hayvancılığın en önemli iki merkeziydi, buralarda öldü. Et ve Balık Kurumu, özellikle bu iki ilde yeniden kurulmalı. Bunları yaparsak, kentlere, varoşlara akan nüfusu önleyebiliriz. Kent varoşlarına eklemlenen çocuklar, yeraltı örgütlerinin silahlı elemanı durumuna geliyor.

- Teşvik paketlerini yetersiz bulmuştunuz?
Bakın bir örnek vereyim. Tayyip Bey, 2005'te Diyarbakır'da konuşuyor. Bir yurttaşımız bağırıyor. 'Sayın Başbakan fabrika istiyoruz' Başbakan önce duymazlıktan geliyor. Yurttaşımız ısrar edince 'Biz buraya fabrika mabrika yapmayacağız. Biz teşvik yasası yaptık. Gelsinler burada yatırım yapsınlar' diyor. E, gelmiyor özel sektör. Zorla mı getireceksiniz? Olayın özü şu: Yurttaşın isteğiyle bizim hedefimizin örtüşmesi lazım.

- Doğu ve Güneydoğu'ya ekonomik anlamda pozitif ayrımcılık mı planlıyorsunuz?
Evet. İtalya, bölgeler arası kalkınmışlık farkını, dengesizlikleri böyle giderdi. Almanya, Doğu Almanya ile böyle entegre oldu.

- İktidar hedefinizde hesabı sorulacak yolsuzluk dosyaları arasında, önceliğe aldığınız bir 'kısa liste' var mı?
Dosyaların tamamı bizde. Önceliğimiz için ise son verdiğimiz gensorudan söz edeyim: ABD Adalet Bakanlığı'nın resmi internet sitesinde, hangi firmaların Türkiye'de rüşvet dağıttığı yazılı. Ve bu firmaların madde madde nasıl mahkum oldukları da belli. Ama Türkiye'de 'tık' yok. Niçin? Önce bunu soracağız.

- Başka?
Ali Babacan'ın Dubai'de 2006 yılında imzaladığı, 1 milyar dolar bağış veya 8 milyar dolarlık kredi anlaşması, Yüce Divan'lıktır.

- Neden Yüce Divan'lık?
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir ekonomik anlaşmanın içine siyasi koşul konuldu. Kuzey Irak'a girmeme karşılığında. Bunun hukuktaki adı ve karşılığı vatana ihanettir. Bunun gibi, başka pek çok somut dosyamız var.

BAKANLIK BAZINDA ÇALIŞACAĞIZ
- Çalışma yönteminiz nasıl olacak?
Arkadaşlar gruplar halinde bakanlıklar bazında çalışacak. Veriler, belgelerle yola çıkarak altyapısını oluşturacak. Bakın, şu ana kadar hiçbir özelleştirme ihalesinin, özelleştirme öncesi değer tespiti açıklanmamıştır. Bu, yasaya aykıdır. Ben kaç kez milletvekili olarak soru önergesi verdim. Bilgi alamıyorum. Bu toplumun ortak malını nasıl alıp dilediğiniz şekilde özelleştirebilirsiniz. Ama biz bunların yanıtlarını biliyoruz ve hepsinin yargılanma süreci mutlaka gelecektir.

Çiğdem TOKER

" http://www.aksam.com.tr/ "


22 Mayıs 2010

CHP'nin 7. Genel Başkanı: Kemal Kılıçdaroğlu






CHP'nin 7. Genel Başkanı: Kemal Kılıçdaroğlu

CHP'nin 7. Genel Başkanı: Kemal Kılıçdaroğlu22/05/2010 10:49

CHP'nin 33. Olağan Kurultayı için Türkiye'nin dört bir yanından çok sayıda CHP'li Ankara'da bir araya geldi. Kemal Kılıçdaroğlu, 1200 delegenin imzasıyla partinin genel başkanlığına aday gösterilerek rekor kırdı. Saat 15.00'e kadar başka aday çıkmazsa Kılıçdaroğlu seçime tek aday olarak girecek.
ANKARA'YA KILIÇDAROĞLU AKINI

DENİZ ZEYREK/ZİHNİ ERDEM/BEHZAT MİSER



ANKARA - Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığının açıklanmasının ardından CHP tabanında ortaya çıkan coşku, partinin son çeyrek asırın en görkemli kurultayını yarattı. Binlerce CHP'li Ankara'ya akın ederken, CHP'liler Kemal Kılıçdaroğlu'nu 1200 imzayla Genel Başkan adayı yaptı. 1250 delegeden 1189 oy alan Kılıçdaroğlu CHP'nin 7. Genel Başkanı oldu. Rahşan Ecevit, Kamer Genç gibi isimlerin de büyük ilgi gördüğü kurultayda 'solda birlik' ve 'iktidar' mesajları öne çıktı.
Teşekkür konuşması
Kılıçdaroğlu, sonuçların açıklanmasının ardından yaptığı teşekkür konuşmasında, çok ağır bir görev üstlendiğinin bilincinde olduğunu söyledi. Kemal Kılıçdaroğlu, "Mustafa Kemal’in, İnönü’nün, Bülent Ecevit’in, Deniz Baykal’ın koltuğunda oturacağım. Bu koltuğun zorluğunu biliyorum. Bu koltuğa oturanlar halkı için çalıştı, kendisi için değil. Bunu yapacağız" dedi.

Görevlerinin asıl şimdi başladığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Artık mücadeleyi ülkenin her tarafına götüreceğiz ve çalışacağız. Bana düşen sorumluluğun bir parçası da size düşüyor. Hep beraber mücadele etmek beraber yola çıkmak zorundayız. İktidar koşusunun asıl aslanları, kaplanları sizlersiniz. Eğer bu mücadeleyi sağlıklı götürürsek, halkla kaynaşırsak, halkının terinini kokusunu bedenimizde, ruhumuzda hissedersek çözemeyeceğimiz hiç bir anahtar yoktur. Bana yüklediğiniz bu görevin bilincinde ve sorumluluğunda olarak hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum."

Kılıçdaroğlu, salondan ayrılırken de soruları yanıtladı. Zor bir görev üstlendiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Çalışacağız. Ben değil biz çalışacağız, biz üreteceğiz, biz koşacağız. O koşuda başarılı olacağımıza inanıyorum. En büyük arzum, CHP’yi iktidar yapmaktır. Artık çağdaş normların olduğu, güzelliklerin yaşandığı, barışın olduğu, herkesin karnının doyduğu bir ülkeyi istiyoruz. Bu, yurttaşların ortak talebidir. Bizim de görevimiz bu talebi gerçekleştirmektir" dedi.


Ata'ya Kılıçdaroğlu ile iktidar sözü
CHP 33. Olağan Kurultayı öncesinde CHP İl Başkanlarını temsilen İzmir İl Başkanı Ekrem Bulgun ve beraberindeki heyet, Anıtkabir’i ziyaret etti. Misak-ı Milli Kulesi’nde İl Başkanları adına Anıtkabir defterini imzalayan Bulgun, deftere şunları yazdı:
"Değerli Atam büyük emeklerle kurduğun laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz savunucuları olarak huzurlarınızdayız. Türk halkının hak ettiği çağdaş medeniyet seviyesine çıkabilmek için bu kurultayda seçeceğimiz Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde iktidara gelerek özlemini gidereceğiz. Ruhun şad olsun."

İnönü ve Ecevit'i de andılar
Bulgun ve beraberindeki heyet daha sonra eski Cumhurbaşkanı ve CHP’nin eski Genel Başkanlarından İsmet İnönü’nün kabrine de çelenk koyup, saygı duruşunda bulundu. Heyet, Anıtkabir ziyaretinin ardından eski Başbakan ve CHP’nin 3. Genel Başkanı Bülent Ecevit’in Devlet Mezarlığındaki kabrine geldi. Buradaki saygı duruşunun ardından basın mensuplarının sorularını
yanıtlayan Ekrem Bulgun, önce Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ve daha sonra İsmet İnönü’nün kabirlerini ziyaret ettiklerini anımsattı.

Bulgun, daha önce ziyaret etmedikleri Ecevit'in kabrini ziyaret konusunda, "Biz birleştirici bir kurultay yapıyoruz. Bu kurultayımız iktidar kurultayı. Bütün sol örgütlerin, bütün sol düşüncelerin Cumhuriyet Halk Partisi’nde birleşmesini bekliyoruz. Bunun da işaretlerini alıyoruz. Önümüzdeki seçimlerde CHP iktidara gelecektir ve Türk halkının özlediği çağdaş yaşam seviyesine yükselecektir" dedi.

Miting gibi kurultay
Kurultay'ın yapıldığı Atatürk spor salonunun çevresi sabah saatlerinden itibaren delegeler, konuklar ve CHP'liler ile doldu taştı. 20 bine yakın CHP'li saat 10 olmadan Kurultay alanına ulaşmıştı. Bu nedenle delegelerin, milletvekillerinin, protokolün salona giriş çıkışları da çetin koşullarda gerçekleşti. Çok sayıda delege, salona girmekte zorlandı. Salonda tribünler delegeler ve protokol için ayrılırken, salon zemini gazetecilere ayrıldı. İçeride de dışarıda da büyük bir izdiham yaşandı.

Sol yumruk havada
Salonda konuşmaların yapılacağı sahnenin üst bölümüne Atatürk ve eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın büyük boy posterleri asıldı. Posterlerin altına ve sahnenin iki yanına ise dev ekranlar kuruldu. Ekranlarda, halk ozanı Aşık Mahsuni Şerif’in türküleri eşliğinde Anadolu’dan görüntüler yansıtıldı.

Atatürk ve Deniz Baykal’ın posterlerinin tam karşısına Genel Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük boy iki posteri asılırken, Kılıçdaroğlu posterlerinin yanında ise "CHP Türkiye’nin zaptedilmeyen kalesidir" yazısı dikkati çekti. Kılıçdaroğlu'nun sol yumruğu havada olan posterinin seçildiği gözlendi.

Sakin güç, çelik yumruk
Tribünlerin üst bölümlerine de "Bir ülkede namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmak zorudadırlar-İsmet İnönü", "Önder’imiz Kemal, hedefimiz iktidar", "Bu kurultaydan başbakan çıkacak", "Kılıçdaroğlu dar etmeye geliyor", "Baykal, Kılıçdaroğlu kardeş, komplocular kalleş" ve "Sakin güç, çelik yumruk arkandayız" yazılı pankartlar asıldı. Lazer ve ışık gösterisi de yapılan salonda CHP'liler CHP bayrakları ve Kılıçdaroğlu’nun resimleriyle çalan müziklere eşlik etti.

Basın ordusu izledi
Kurultaya gazetecilerde yoğun ilgi gösterdi. Atatürk Spor Salonu’nun dışında da yoğun kalabalık yaşanıyor.

Tekin sanatçılarla geldi
CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin Yavuz Bingöl ve Edip Akbayram’la salona geldi. Coşkulu bir kurultay yaşadıklarını belirten Tekin, kurultayın CHP Genel Başkanı değil, Türkiye’nin Başbakanını seçeceğini belirtti. Bingöl ve Akbayram da kurultaya yoğun ilginin kendilerini sevindirdiğini ifade ettiler. Üç isim de salona girdiğinde büyük bil alkış koptu. Kurultay'a, katılan Rahmi Saltuk, "1974'den bu yana bu rüzgar ilk defa yaşanıyor. Kılıçdaroğlu zor bir karar aldı umarım üstesinden gelir, ülkemiz srat köprüsünden geçiyor, umarım başarılı olur" dedi. Murat Karayalçın, bu Kurultay'da iktidar talebinin daha belirgin olduğunu vurgulayarak, "Kemal Kılıçdaroğlu solda çoşku yarattı" dedi. Bedri Baykam, "İstediğimiz tablo buydu, CHP gerçek bir iktidar talebi ile yola çıktı, bu yaratılan dalga ülkemiz için umarım hayırlı olur" dedi.

Ecevit, Halıcı, Genç
Kurultayı, Rahşan Ecevit, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, sanatçı Arif Sağ, Bağımsız Ankara Milletvekili Emrehan Halıcı, Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç de izliyor. CHP'ye katılabileceğini açıklayan Kamer Genç'in ve Rahşan Ecevit'in salona girişi CHP'lilerden büyük alkış aldı. Kamer Genç, bugüne kadar kendisinden parti kurması yönünde talepler olduğunu belirterek "Parti kurma zamanı değil birleşme zamanıdır" dedi.

Torundan uğur öpücüğü
Kurultaya gitmek için evinden çıkan Kılıçdaroğlu'nu kızı, damadı, torunu Duru ve komşuları balkondan el sallayarak uğurladı. Kılıçdaroğlu, "Torunum Duru'dan uğur öpücüğü aldım" dedi. Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu da "Ben de her yurttaş gibi ondan çok şey bekliyorum" diyerek eşine destek verdi. Evinden salona gelişi kısa süren Kılıçdaroğlu'nun arabası, izdiham nedeniyle salonun önüne yarım saatte gelemedi. Dışarıda Kılıçdaroğlu'nu büyük bir partili grubu 'Başbakan Kemal' sloganlarıyla karşıladı. Bu sırada Kılıçdaroğlu'nun salona hemen girebileceği düşünülerek salonda Kılıçdaroğlu'nun geldiği söylendi. Büyük bir alkış kopsa da Kılıçdaroğlu salona yarım saat sonra girebildi.

Halkın adayı sloganı ile karşılandı
Kılıçdaroğlu'nun, Genel Sekreter Önder Sav ile kurultay salonuna gelişinde büyük bir izdiham yaşandı. Salona 10. Yıl Marşı eşliğinde ve "Hoşgeldin sakin güç", "Hoşgeldin halkın adayı" anonslarıyla karşılanan Kılıçdaroğlu'nun ayakları birara delegelerin ve basının yoğun ilgisi nedeniyle yerden kesildi.

Kılıçdaroğlu, Sav, Tekin fotoğrafı
Delegeleri selamlamak için salonda dolaşmak isteyen Kılıçdaroğlu, salonda zorlukla ilerledi. Bu sırada kalabalıktan basın için ayrılan masalardan bazıları devrildi. Kılıçdaroğlu, "Başbakan Kemal" sloganları arasında İstanbul delegelerin arasına İl Başkanı Gürsel Tekin'in yanına oturdu. Bu sırada ortaya çıkan Kılıçdaroğlu-Sav-Tekin fotoğrafı partinin yeni sac ayaklarını gösterir gibiydi. Delegeler arasında oturan Kılıçdaroğlu, gazetecilerin soruları üzerine, halkın kendi siyasi sorunlarına kilitlenen bir siyasi lidere susadığını, kurultay salonunundaki coşkunun bunun ifadesi olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, "Biz de onlara tercüman alacağız" diye konuştu.

Meydanlara koşacağım
Kılıçdaroğlu, CHP’nin iktidar olma yolunda hızla ilerlediğini belirterek, "Bu işin doğusu batısı, kuzeyi, güneyi yok. Her yere gideceğiz, bütün insanlarımızı kucaklayacağız. Doğudaki sorun ile batıdaki sorun arasında bir fark yok. Yeter ki biz kararlılıkla yolumuza devam edelim" dedi. Kurultayın coşkulu geçtiğini belirten Kılıçdaroğılu, "İktidara koşuyoruz. Meydanlarda da böyle olacak" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, Kurultaydan hemen sonra "meydanlara koşacaklarını" ifade etti. Kurultaya kravatsız katıldığının anımsatılması üzerine, "Böyle kendimi halka daha yakın hissediyorum. Burada resmi bir görev yok. Halkla kucaklaşacağız" diye konuştu.

2002’den beri kurultaylara katıldığını, halkın teveccühünün kendisini bugünkü noktaya taşıdığını belirten Kılıçdaroğlu, Rahşan Ecevit’in kurultaya katılmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi. Kılıçdaroğlu, "Halkın beklentilerine uygun bir tablo ortaya çıkaracağız. Ben de mutlu olacağım, halkımız da mutlu olacak" dedi. Hükümet çalışmalarına eleştiri getirmekten çok, kendi çözümlerini halka anlatacaklarını bildiren Kıçıldaroğlu, "Temel hedefimiz bu" diye konuştu.

Sav: Uzun süredir böyle coşku görmedim
Kılıçdaroğlu’nun yanında oturan CHP Genel Sekreteri Önder Sav ise uzun üredir böyle coşkulu bir kurultay görmediğini ifade etti. Sav, "Kısa süre önce CHP’lileri umutsuzluğa iten günlerin geride kaldığını görüyorum. CHP ailesinin bir bütün olarak bu salonda bütünleştiğini görüyorum. İnanıyorum ki CHP’lilerin bu birlikteliği, bu kararlılığı ve bu coşkusu çok kısa süre sonra CHP’yi iktidar koltuğuna oturtacaktır" dedi. Aile içinde tartışmalar olabileceğini kaydeden Sav, "Bunları geride bıraktık. Ümit ediyorum ki bunlar birer tatlı anı olarak kalacaktır" diye konuştu.

Ecevit'in sözü de Kurultayda
CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklayan DSHP Genel Başkanı Rahşan Ecevit’in, kurultaya katılacağının anons edilmesi, salondakiler tarafından alkışlarla karşılandı. Ecevit salona girerken sinevizyon ekranlarından, eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in görüntüsü ve "Ne Ezen Ne Ezilen Halkça Bir Düzen" yazısı yansıtıldı. Rahşan Ecevit, salona gelişinde gazetecilere yaptığı açıklamada ise, "Bugün bu kurultay çok önemli bir kurultay onu biliyorum" dedi. Bundan daha önemli bir durumun da Zonguldak’ta madencilerin ölümü olduğunu ifade eden Ecevit, "Ölen madenciler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi kader değildi. Kaza da hiç değil o bir cinayetti. 30 kişi bir cinayet sonucu öldü" diye konuştu. "Partinizi kapatacak mısınız, CHP’ye üye olacak mısınız ?" sorularına ise Ecevit, "Bugün önemli olan şu kurultay. O bitsin hemen sonra bir şeyler düşünülecek herhalde" karşılığını verdi.

Selvi: İktidar kurultayı
Kurultayın açılış konuşmasını da yapan CHP Genel Başkanvekili Cevdet Selvi, "iktidar kurultayı" yaptıklarını söyledi. CHP örgütlerinin CHP’lilerin birlik ve beraberliğini daha da pekiştireceği, Türkiye’nin sahipsiz ve meydanın boş olmadığını en güçlü sesleriyle herkese duyuracağı bir kurultay olacağını söyleyen Selvi, kurultayının emperyalizme, vahşi kapitalimze karşı olanların kurultayı olduğunu belirtti. Selvi, "Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne ramak kaldığı, buna karşı çıkan CHP’nin hedefe konduğu bir ortamda kurultaya gidiyoruz" dedi.

Anadol oybirliğiyle Divan'da
Divan Başkanlığına Grup Başkanvekili Kemal Anadol seçildi. Anadol, CHP il başkanlarının ortak önergesi doğrultusunda, oybirliğiyle Divan Başkanlığına getirildi. Konuşmasına Zonguldak’ta maden kazasında yaşamını yitiren 30 maden işçisini rahmetle anarak başlayan Anadol, CHP olarak iş kazalarının takipçisi olacaklarını söyledi. Kurultayın CHP, Türkiye ve demokrasi için büyük önem taşıdığını ifade eden Anadol, konuşmasında İsmet İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’ı andı. İnönü ve Baykal, yoğun alkış ve tezahürat alırken Anadol "Deniz Baykal’ın liderliğinde ABD’nin Irak harekatına karşı çıkıldı. 1 Mart tezkeresi reddedildi. 60 bin yabancı orduya CHP geçit vermedi" dedi. İsim vermeden AKP’yi "Tatlı su demokratları" olarak nitelendiren Anadol, ülkenin esenliğe çıkmasının tek yolunun CHP olduğunu belirtti ve iktidara gelmelerinin yaklaştığını söyledi.

İzdiham bayılttı
izdiham, havasızlık nedeniyle delegeler ve partililer arasında rahatsızlananlar oldu. Tutak İlçe Başkanı kalp krizi geçirince ambulans ve sağlık ekibi çağrıldı. Divan Başkanı Kemal Anadol sık sık delege tribününün önünün açılması ve doktorların geçmesi için izin verilmesini istedi. Anadol konuşmasını keserek kalp doktorlarının ve sedyenin delege tribününe gitmesini isterken uzun süre sedye ve doktorların rahatsızlananlara ulaşamaması nedeniyle de "sedye nerede" uyarısında bulundu.
Mersin Akdeniz İlçe Başkanı Ünal Uyar’ın bacağı kırıldı. Uyar’ın kaldığı otelden çıkarken otelin önündeki kırık mazgal demirlerine takıldığı ve bacağının kırıldığı bildirildi. Hastaneye kaldırılan Uyar’a yapılan ilk müdahalede kaval kemiğinin kırıldığı ve ameliyat edileceği kaydedildi. Ankara'da bir süredir Kalp tedavisi gören Kayseri İl Başkanı Önder Özdemir de Kurultay'a mesaj gönderdi.

Yeni tüzük ertelendi
2008’deki 14. Olağanüstü Kurultay’da kabul edilen ve Genel Başkanın yetkilerini artırıp Genel Sekreteri etkisizleştiren, ancak yürürlüğe girmesi için bu kurultayda oylanması gereken yeni tüzüğün yürürlük tarihine ilişkin madde il başkanlarının verdiği önerge ile kaldırıldı. Tüzüğün uygulanması ertelendi.

Kılıçdaroğlu 1200 imzayla tek aday, Genel Başkan adayları için 12.15'e kadar süre veren Anadol, sürenin dolması üzerine Önder Sav ve 1200 delegenin imzasıyla tek adayın Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu açıkladı. Kılıçdaroğlu, adaylık başvurusu için delegelerin arasından kalkıp protokol sıralarına giderken de salonda izdiham yaşandı. Daha sonra Muharrem İnce, Sabri Ergül gibi isimlerin de aralarında bulunduğu partililer söz alarak delegelere seslendi. Konuşmacılar, eski genel başkan Deniz Baykal ile Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit'e sıcak mesajlar verirken, yeni CHP'nin kurultaydan sonra halkın sorunlarını çözecek bir parti olacağını vurguladılar. Muharrem İnce, "Diyoruz ki herkese; eski partini bırak da gel, okunmuş mektuplarını yak da gel, altı okun altına gel. Biz CHP’ye genel başkan seçmiyoruz, Türkiye’ye başbakan seçiyoruz" diye konuştu. CHP'lilerin konuşmalarının ardından Divan, tüzük gereği Kılıçdaroğlu'nu aday gösteren delegelerin imzalarını tek tek topladı.
Rahşan Hanımla sohbet
Kurultayda Deniz Baykal’ın adının geçtiği her konuşmada salondan yoğun alkış gelmesi dikkat çekti. Delegelerden imzaların toplandığı sırada ise Kılıçdaroğlu, Rahşan Ecevit’in yanına giderek tokalaşıp bir süre sohbet etti.

Devrimci sloganlar
Kılıçdaroğlu’nun 72 dakika süren ve prompter kumlanmadan notlarına bakarak yaptığı konuşması sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için sürekli “Recep Bey” ifadesini kullandı. Kılıçdaroğlu’nun konuşması sırasında sinevizyondan; Zonguldak’taki maden kazası, Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay, Silivri cezaevi, esnaf, işçi, emekli, köylü, fabrika görüntüleri gösterildi. Kılıçdaroğlu konuşurken uzun yıllardır CHP kurultaylarında duyulmayan “Devrimci Kemal” ve “Faşizme geçit yok” sloganların atılması dikkat çekti. Kılıçdaroğlu bunun üzerine “Evet halkın devrimcisi olacağız” dedi. Kılıçdaroğlu’nun tempolu konuşmasına olan ilgi sonuna kadar korunurken, sık sık AKP aleyhine slogan atıldı.Kılıçdaroğlu, konuşmasında Ahmet Arif ve Nazım Hikmet'in şiirlerinden dizeler okudu.

Kürsüden indi kasteti taktı
Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda CHP Aydın Milletvekili Fatih Atay'ın verdiği kasketi takarak, Ecevit'in “Halkçı" ünvanını devraldı. Foto muhabirleri ve kameramanların çok yorulduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "CHP için siz de ter akıtıyorsunuz" dedi.

Adlarından biri
Konuşmasının ardından evine giden Kılıçdaroğlu, gazetecilerin 'Recep Bey', 'Sevgili Recep Bey' hitaplarıyla ilgili soruları üzerine, "Recep Bey’in alınganlık göstereceğini sanmıyorum. O da isimlerinden birisi" dedi. Kurultay’da yaşanan heyecanı bundan sonra, Anadolu’ya taşımaları gerektiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Eğer Anadolu’da da bu heyecanı yaşayabilirsek, sanıyorum güzel şeyler yapacağız" dedi.

'Mesajımın her yere gitmesi lazım'
Kılıçdaroğlu, "Kurultay’da, ’bölünme lüksümüz yok’ dediniz. Nerelere gitti bu mesaj?" sorusunu ise şöyle yanıtladı.
"Her yere gitmesi lazım. Bu ülkede yaşarken sıkıntı yaşayan, sorumluluk duyan her yurttaşın artık CHP’nin çatısı altında bize destek vermesi lazım. Hiçbir beklentiye girmeden, ’işte ben milletvekili olacağım, şu olacağım, bu olacağım’ diye değil, ’ben CHP’de halk için bir nefer gibi çalışmak istiyorum, çalışacağım’. Bunun için gelenlere kapımız sonuna kadar açıktır. Bu çerçevede biz olaya bakıyoruz. Umuyorum ki halktan da büyük bir destek gelecek ve biz de yolumuza devam edeceğiz."

Çalışacağız çalışacağız
Evinde yaklaşık yarım saat kalan Kılıçdaroğlu, çıkışta komşularının yoğun sevgi gösterileriyle karşılaştı. Vatandaşların "Halkçı Kemal" sloganları arasında aracına yürüyen Kılıçdaroğlu, Kurultayda güzel bir şölen yaptıklarını belirten Kılıçdaroğlu, "Parti iktidara gidiyor bunu görüyorum. İnşallah başarılı bir çizgi yakalayacağız" dedi. Kılıçdaroğlu, "CHP’lilere mesajının ne olduğunun" sorulması üzerine, "Çalışacağız, çalışacağız, hep beraber çalışacağız. Kimseyi ötekileştirmeden çalışacağız" diye konuştu.

Oyunu kullanıp sohbet etti
Oylama başladıktan sonra evinden yeniden Salona dönen Kılıçdaroğlu, genel başkanlık seçimi için oyunu kullandıktan sonra, burada partilelrle sohbet etti.

http://www.radikal.com.tr