20 Ekim 2010
'Kokulara alıştın'
6 Ekim 2010
Petrol felaketi ve Kapitalizmin felaketten bile kar elde etme hırsı..
Petrolü deniz yüzeyinden arındırma çalışmaları için kullanılan binlerce litre kimyasal madde ise denize verilerek denizdeki biyolojik canlılığı yok etmekle tehlikesiyle karşı karşıya.... İşte çevre felaketi kadar büyük bir felaket olan ise; deterjan üreticilerinin; deniz canlılığını yok eden petrol batağına batmış martı ve kuşların reklamda kullanılması.. Aslında bunların hepsi aynı menşeyli.. Uluslararası emperyalist şirketler.. İnsanların ölülerinin üzerinden bile para kazanmanın yol ve yşöntemlerini ararlar ve bulurlar.. Petrol patağı içindeki martının ölümüne beyazladığını reklamda gösterilmesi gibi.. ! Utanmadan zavallı hayvanın reklamda kullanılması..! Sizcede ne kadar ahlaki bir durumdur.? Hem petrol, hem bu kimyasal maddeler, çok sayıda canlı türününün yaşam alanlarını olumsuz yönde etkiliyor.. Denizin ortasındaki, BP ye ait petrol platformunda başlayan ve aylardır engellenemeyen sızıntının ardından petrol denizine dönüşen Meksika Körfezi’nde felaketten en çok etkilenen çevre balıkçıları, yaşamları onların varlığına bağlı olan balıkların ve kuşların petrol batağında ölüyor olmasıdır.. Elbette buradaki sorun; yaşanan felaketi fırsata çevirmeye çalışan reklamcılarda var. Bir Amerikan petrol şirketi denizde canlıları yok ediyor.. Yine bir Amarikan deterjan markası, petrol sızıntısını reklam kampanyasında kullanıyor. Petrole bulanmış hayvanların başrolünde oynattığı reklam filminde,(vicdana bakın) deterjanın petrolün kirlettiği kuşları bile tertemiz edip beyezlattığını iddia ediyorlar.. Hayvan haklarının hiçe sayıldığı bir dünyada, insan hakları ne kadar yaşanır/ yaşatılır buyurun hizlerde test edin..!
felaketten bile kar elde etme hırsı..
Deterjanın gücünü göstermek için, kuşları beyazlattığını iddia eden reklamcılar, etik kurallarıda ihlal etmektedirler..
Petrolü, altını, madeni,ilacı, siğarayı, silahı, nükleer ve termik santralleri kuranlar ve yapanlarda aynı şirketler.. Tek amaçları var o da kar, kar... Başka hiç bir şeyin önemi yok.. Çevre imiş, doğa imiş.. insanmış, hayvanmış.. Bunların bir önemi yok....!
13 Mayıs 2010
'Kaset gerçek mi' diye soran riyakardır!
'Kaset gerçek mi' diye soran riyakardır!![]() ![]() ![]() ![]() 12.05.2010 Çarşamba Baykal'ın istifasıyla sonuçlanan 'gizli kamera skandalının' siyasi etkileri kadar 'ahlaki' yanı da tartışma konusu.. En temel insani haklarının çiğnendiği, özel hayatın, mahremin didiklenerek komplo üretildiği bir rezalet sözkonusuyken 'Eşini aldattıysa siyasi sonuçlarına katlanır" demek ne kadar ahlaki? İşte kadın köşe yazarlarının görüşleri Elif Şafak: Farkında mısınız? İki kadın mağdur edildi, ediliyor. Biri Deniz Baykal'ın hayat arkadaşı Olcay Hanım, diğeri Nesrin Hanım. Eminim ki her ikisi de özel hayatlarının üzerine titreyen insanlardır. Eminim ki her ikisi de her şeyden evvel yuvalarını, çocuklarını, ailelerini korumak istiyorlar. Politikaya atılmak dünyanın en zor kararlarından biri. Özellikle bir kadın için. Bilhassa siyasetin "erkek işi" olduğu Türkiye'de. Ben Nesrin Hanım'ı tanımıyorum. Siyasi çizgisini yakın bulurum bulmam, apayrı mesele. Ama onun gibi çalışkan, azimli, kararlı kadınlara Türk siyasetinin çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Gülay Göktürk: Topluca riyakarlık içindeyiz Siyasetçilere kurulan seks komplolarını boşa çıkarmanın tek yolu var: Etkisiz kılmak... Etkisiz kılmanın yolu ise -duruma göre- "sana ne" ya da "bana ne" deyip yürüyüp gitmek. Komplocuyu elinde tuzağıyla öylece orta yerde bırakıp yoluna devam etmek... "İyi ama siyasetçinin böyle bir olaydan sonra istifa etmemesi mümkün mü; partisi ve seçmeni nezdinde güvenilirliğini kaybeden bir siyasetçi nasıl olur da görevine devam edebilir" denilecektir. Doğrusu bu konuda topluca bir riyakârlık içinde olduğumuzu; üstelik çifte standart uyguladığımızı düşünüyorum. Çifte standart dediğim şudur: Hangimiz, doktorumuzun eşine ihanet ettiğini öğrenince ona karşı olan güvenimizi kaybediyor ve doktor değiştiriyor; aynı şeyi yapan bakkalımızla alışverişi kesiyor ya da apartman yöneticimizi değiştiriyoruz? Hiçbirimiz...Böyle durumlarda suçun bize karşı değil, eşe karşı işlendiğini; ihanet eden kişinin bizimle olan ilişkisini etkileyecek bir durum olmadığını düşünüyorsak, aynı şeyi neden politikacı için düşünemiyoruz? İhanet doktorumuzun işini iyi yapmasına engel olmuyorsa politikacının işini iyi yapmasına neden engel olsun? Kamuoyuna mal olmuş kişilerin durumunun farklı olduğu, onların özel hayatlarını düzgün tutmak zorunda oldukları söyleniyor ki işte bu noktada yukarıda sözünü ettiğim "toplu riyakârlık" meselesine geliyoruz. Zira yukarıdaki bu "masum" cümlenin dobraca ifadesi şudur: Toplum olarak ihanete batmış olsak da, her iki erkekten biri karısını aldatsa da, toplumun vitrinini temiz tutmalıyız! Toplumun erdemli imajını koruma yükünü vitrindekilerin sırtına yıktık mı, geri kalanların yalan ve riya ile iç içe yaşamasında bir sakınca görmüyoruz. Fatma K. Barbarosoğlu: Ahlaktan yana mıyız? Kaset'in tek muhatabı Deniz Baykal ve Nesrin Baytok'un aileleridir. Onların dışındaki hiç kimsenin kaset hakkında söz söyleme hakkı olmadığını düşünüyorum. Kamuoyu olarak özel hayatın sınırlarına riayet etmek zorundayız. Yıllar önce Menderes Yassı adada yargılanırken bebek davası köpek davası diye süren davaların Menderes'e inanları ne kadar üzdüğünü hatırlayalım.... "Özel hayat takibi" bu defa CHP üzerinden yürütülüyor. Bir rövanş algısı hâkim. Oysa siyasi hesaplaşmalara ahlaki ilkeler peşkeş çekildiğinde yaralanan taşıyla toprağıyla içindeki her fikirden insanıyla ülkemiz oluyor. Deniz Baykal üzerinden fikir yürütenler "kaset gerçek ise" diye bir cümleye başlıyor. Kaset gerçek ise... Lütfen bu cümlenin anlamına kilitlenelim. Kaset gerçek ise diyoruz. Oysa İslami olarak da seküler ahlak kodlarıyla da kasetin gerçek olup olmadığı ile bile ilgilenmemek zorundayız. Kasetin gerçek olup olmadığı tarafların yakınlarını doğrudan ilgilendirir. Kamuoyunu ne zaman ilgilendir? Mekânın kamuya ait olduğu durumlarda. Tıpkı Beyaz Saray oval ofis skandalında gibi. Ya da haksız kazanç dolayısıyla izi sürülen gayri meşru ilişkilerde kamuoyu doğrudan taraftır. Olay kişileri ve aileleri değil bütün kamuoyunu ilgilendirir. İSKİ skandalında olduğu gibi. Deniz Baykal'ın olayında ise kamuoyunu ilgilendirmesi gereken husus ama gerçek ama kurgu bir kasetin "zorlayıcı" etkisi olmalı. Nitekim Deniz Baykal pazartesi günü sıcağı sıcağına istifasını vererek "zorlayıcı" duruma boyun eğmeyeceğini ortaya koymuş oldu. Baykal'ın bu tavrını hem siyasi hem de insanı açıdan son derece önemli buluyorum. Bu tavır "sizi ısıran köpeğe ısırarak cevap veremeyeceğinize göre sonuna kadar insan kalmaktan vazgeçmeyin tavrıdır. Baykal istifa ederek kendi sınavını verdi. Şimdi kamuoyu olarak bizler ahlaktan yana mıyız yoksa ahlakçı mıyız onu ortaya koymuş olacağız. Ayşe Arman: Kadını parçaladılar GELDİĞİMİZ nokta çok feci...Acı bile değil. Feci. Bu kasetin detaylarını didikleyenler, ayrıntılarına girenler de iki yüzlü. Çünkü onu destekliyormuş gibi duruyorlar ama detay anlatıyorlar. Görüntüler gerçek mi, değil mi? Aralarında ilişki var mı, yok mu? Kaset eski mi, yeni mi? Montaj mı, değil mi? Bizim bunları tartışmaya hakkımız bile yok. O yüzden Baykal çok klastı. "Ben bu konuda konuşmam" dedi. "Bu konuyu kimsenin diline düşürmem" dedi. Ve dediğini yaptı. Çok öğretici bir hayat dersiydi. BU arada Nesrin Baytok da en az Baykal kadar bu olayın mağduru. Baykal'ı harcamak için onu da parçaladılar. Kadınların kaderi bu. O da korkunç bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Doğru, yalan, yanlış, her ne ise bizi ilgilendirmeyen bir şey yüzünden hayatı sarsıldı. Onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Geçmiş olsun diyorum. İnşallah üstesinden gelir. Balçiçek Pamir: Nasıl erkeksi, nasıl duygudan, nasıl sağduyudan uzak... MÜTHİŞ bir maço tavırdır gidiyor... Deniz Baykal-Nesrin Baytok hadisesinden bahsediyorum. Nasıl erkeksi, nasıl duygudan, nasıl sağduyudan uzak... “O kadın” diye bahsediliyor Nesrin Baytok’tan... CHP’liler, AKP’liler bütün erkekler toplanmış Baykal’ın onurunu kurtarmaya çalışıyorlar. Muhafazakâr medyanın erkek mensupları daha da komik... Ağızlarında bir “beyefendi” lafıdır gidiyor. Kim bu beyefendi? Nesrin Baytok’un muhterem eşi. Baykal bitti, şimdi eşin namusu üzerinden konuşmalar son hızla devam ediyor. Onun da mağdur olduğunu kabul ediyorum. Kuşkusuz en ağır bedeli ödeyen isimlerdendir ama nedir bu erkek bakış açısı Allah aşkına? Gazetemiz yazarı Mutlu Tönbekici: Kadın değil mi parçalayın gitsin Nedir çizilen portre? Çıkarı için her şeyi yapabilecek alçak adi üstelik vekil olmak için yetersiz bir kadın! Bir parti bu kadar mı hızla sırt çevirir bir vekiline? Bu kadar mı hızlı harcar? Ne kadar da sevmezlermiş kadını.. Ne kadar da kötü gözle bakarlarmış... http://www9.gazetevatan.com/ |
12 Mayıs 2010
Baykal'ın istifa açıklamasının tam metini
T24 - Deniz Baykal, gizli kamerayla özel görüntülerinin kaydedildiği komplo üzerine CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa ettiğini açıkladı.
Baykal'ın istifa açıklamasının tam metni şöyle: "Değerli arkadaşlarım hoşgeldiniz; Günlerdir beklenen değerlendirmemi ve kararımı açıklıyorum.Bu bir kaset olayı değildir. Bir komplodur. Komplo, hukuk dışı ahlak dışı tertip demektir. Bir komplo yaparken bazen haneye tecavüz edersiniz. Duvarlara eşyalara gizli kameralar yerleştirirsiniz. Gizli çekimlerle insanların en korunaksız görüntülerini alırsınız, kesersiniz, biçersiniz, aktarırsınız, montaj yaparsınız, çarpıtırsınız. Böyle yaparken de dünyanın her yerinde, bütün dinlerin, bütün rejimlerin, bütün ahlak anlayışlarının güvencesi altında olan, insan mahremiyetine tecavüz edersiniz.Ar, haya ve utanç bunu yapanlar için önemini kaybeder. İnsanların şerefleri onların umurlarında değildir. Önümüzdeki komployu gerçekleştirenler bunu sapık oldukları için ya da ticari kazanç sağlamak için veya şantaj yapmak için düzenlememişlerdir. Siyaset yapmak için düzenlemişlerdir. Ahlaklarına vicdanlarına uygun bir siyaset.Bu komplo bugünkü siyasi konjonktürün eseridir. Yıllardır bekletilen bir kaset yoktur. Bir kaset ele geçirilmiş değildir. Bir komplo imal edilmiştir. Taze iki haftalık, bir komplo vardır.Bu komplonun hedefi bir kişi değil; onun çok ötesinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin neredeyse tek başına yürüttüğü cumhuriyete, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne sahip çıkan, sivil darbe, sivil dikta rejimlerine karşı vermekte olduğu mücadelesidir. Bu komplo CHP'nin anayasa ve rejim kavgası vermekte olduğu son iki hafta içinde düzenlenmiş ve piyasa sürülmüştür. Komplo tezgahı malzemeleriyle, çekimleriyle günceldir, tazedir.Meskene tecavüz verileri teknoloji kullanımı yoluyla tezgahlanan bu komplonun, iktidar gücü ve olanakları seferber edilmeden bir muhalefet partisi başkanına karşı bu kadar fütursuzca icra edilebilmesi mümkün değildir. Anamuhalefet partisi liderinini hukukuna, ahlakına tecavüz eden bu kadar kaba bir komplo tezgahının iktidar zirvesinin bilgisi ve onayı olmadan son iki hafta içinde hazırlanıp piyasaya sürülmesi söz konusu bile olamaz.Olay sonrasında sergilenen sözde iyi niyetli, hakşinas olmaya çalışan yapay tavırlar, üzüntü beyanları perde arkasındaki tezgahın suçluluğunu örtpas etmeye yetmez. Anamuhalefet liderine yönelik bu kadar kaba kanunsuzluk, bu kadar kaba ahlaksızlık bugünlerin ortamında iktidarın bilgisi ve onayı olmadan gerçekleştirilemez. Piyasaya sürülemez, komployu ayıplar gibi yapanlar aslında bizzat ayıbı işleyenlerdir. Bu çerçevede başka bir sorumlu arayışına çıkacak olanlara yardımcı olmak üzere, Amerika'dan Pensilvanya'dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim. Hukuksuz ve ahlaksız komploları temel alan, "çok ayıp ama" diye başlayan, yorumlarla hesap sormaya siyaset düzenlemeye çalışanlara da bir sözüm var.Ahlaksız ve hukuksuz komplolara itibar ederek, ne ahlakı ne hukuku, ne de siyaseti savunamazsınız. Komplo yapanlar zaten işlerini sizlere güvenerek yapıyorlar. Komploculuğa hayat alanı açanlar "çok ayıp ama" diyenlerdir.Hukuksuz ve ahlaksız komploları hazırlayanların ve onların komplolarına itibar edenlerin, dürüst ve onurlu insanların manevi cesetlerini çiğneyerek nereye kadar gidebilecekleri hep beraber göreceğiz. Bunun nasıl bir Türkiye oluşturmakta olduğunu er geç anlayacağız.Kendinden menkul bir ahlak zabıtalığını bizzat deruhte edenlerin, insanlık tarihi boyunca Hz. Peygamber'den başlayarak günümüze kadar ne mağduriyetlere yol açtıklarını çok iyi biliyoruz. Bu tablo karşısında bana da bir görev düştüğünün farkındayım. Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Bu hukuksuz ve ahlaksız komplo nedeniyle kimsenin beni sorgulamasına izin vermeyeceğim. Eğer bunun bir bedeli varsa ve bu bedel CHP Genel Başkanlığı'ndan ayrılmaksa o bedeli de ödemeye hazırım. Benim CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etmem hiç bir şekilde bu komploya teslim olmak yada kaçmak anlamına gelmez. Tam tersine bu bir meydan okumadır. Bu anlayışla bugün CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa ediyorum. Yalansız, dürüst, cesur bir duruş sergilemek sadece benim işim olmamalıdır. Deniz Baykal'ın ve CHP'nin ötesinde bütün Türkiye olarak hepimiz hileler ve şerre dayalı kalleşlik politikasına dur demek zorundayız. Umarım tüm bu yaşananlar ve benim istifam Türkiye'de yeni bir uyanışın başlangıcı olur. İnşallah bir kez daha şerden bir hayır çıkar, hile hurda yapanlar değil dürüst ve namuslu olanlar kazanır. Bu olayda ve bugüne kadar bütün iyi kötü günlerimde bana destek veren ve sahip çıkan her siyasi düşünceden vatandaşlarıma, CHP'nin yiğit, vefakar, fedakar örgütüne, birlikte görev yaptığım çalışma arkdaşlarıma, üzerimde emeği olan, hakkı olan tanıdığım tanımadığım bütün insanlara yaşamımın her anını anlamlı kıldıkları için teşekkür ediyorum. Ben sizlere hakkımı helal ediyorum. Siz de hakkınızı bana helal ediniz.
http://www.t24.com.tr |
11 Mayıs 2010
Hepimiz Baykal’ız, hepimiz Baytok!
| Hepimiz Baykal’ız, L. Doğan Tılıç 11 Mayıs 2010 | ||||||
|
10 Mayıs 2010
Baykal istifa etti!
| ||||||
|
26 Mart 2010
Felsefi bir sistem, entegre bir varoluş fikridir.
Felsefi bir sistem, entegre bir varoluş fikridir.
Felsefe Herkes için
Bir insan olarak, felsefeye ihtiyacınız olduğu gerçeği hakkında, tercih yapma şansınız yoktur.
Sizin tek tercihiniz kendi felsefenizi bilinçli, akıllı, disiplinli bir düşünce süreci ve titiz derecede mantıklı bir akıl yürütme ile mi yapacağınız? Yoksa; bilinç altınızın topladığı şans eseri bir araya gelen, fakat bilinç altınızca bir tür, “soysuz felsefe” halinde bütünleştirilmiş ve tek bir kütle haline -yani aklınızı kullanmanızı engelleyen bir zincir ve gülle gibi duran kendinden şüphe etme haline -getirilmiş olan bir geçersiz- hükümler, yanlış genellemeler, tanımlanmamış çelişkiler, hazmedilmemiş sloganlar, belirsiz dilekler, şüpheler ve korkular çöplüğü olarak mı tanımlayacağınızdır.
Bilinçaltınız bir bilgisayar gibidir.
Onun fonksiyonu, sizin fikirlerinizi entegre etmektedir.
Bilinç altını kim programlamaktadır.? Sizin bilinçli aklınız..! Eğer; siz hata yaparsanız, hiçbir kesin kanaatiniz olmaz ise, bilinç altınız tesadüfen programlanır ve kendinizi kabul ettiğinizi bilmediğiniz fikirlerin etkisine bırakırsanız.
Eğer bilgisayarınızı, bilinçli bir düşünme yöntemi ile programlarsanız, değerlerinizin ve duygularınızın niteliğini bilirsiniz... Böyle yapmaz iseniz bilemezseniz..
İnsanların sahip olduğu değerler ve duygular, onun temel dünya görüşü tarafından belirlenir.
Bilgisayar çıktısının kalitesi, ona girilen verinin kalitesi ile belirlenir.
Eğer; bilinçaltınız tesadüfen programlanır ise, onun çıktısıda buna uygun bir karaktere sahip olacaktır. Belkide, bilgisayar işlemcilerinin kullandığı ve “bilgisayara çöp gir çöp çıksın” anlamına gelen zarif tabiri duymuşsunuzdur. Aynı durum bir insanın düşüncesi ve duyguları arasındaki; ilişkiler içinde geçerlidir.
“Duyguları ile çalışan bir kişi, çıktılarını okuyamadığı bir bilgisayar ile çalışan kişi gibidir.”
Kişi, bilgisayar programının doğru veya yanlış olduğunu, kişinin başarısı için mi yoksa, mahvolması için mi? olduğunu, onun amaçlarına mı yoksa; bilinmeyen bir gücün kötü emellerine mi hizmet ettiğini bilemez.! Bu kişi, iki şeye de kördür.
Etrafındaki dünyaya ve kendi iç dünyasına.
Gerçeği veya kendini motive eden şeyleri kavrayamaz. Ve her ikisine karşı da, kronik dehşet içindedir. Duygular, kavrama araçları değildirler. Felsefe ile ilgili olmayan insanlar, ona çok fazla ihtiyaç duyarlar; en çaresiz şekilde onun gücüne tabidirler.
İnsanlar aklı terk ettiklerinde, sadece duygularının kendilerine rehberlik edemediğini ve aynı zamanda dehşet hariç hiçbir duyguyu yaşayamayacaklarını anlarlar.
Bugünün, Entelektüel modolarına göre yetiştirilen genç insanlar arasında, “uyuşturucu bağımlılığının yayılması” idrak araçlarından yoksun kalan ve gerçekten kaçmak isteyen insanların (:) çekilmez iç durumlarnı gösterir. Bu genç insanların bağımsızlık korkusuna ve bazı grup – hizip- veya çeteye girme, veya “ait olma” çılgınlıklarına dikkat edin. Bunların çoğu felsefeyi hiç duymamıştır. Fakat; cesaret edemedikleri sorular için, esaslı cevaplara ihtiyaçları olduklarını hissederler ve kabilelerinin onlara nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyeceğini unutmamaktadırlar. Herhangi bir büyücünün “guru”nun veya diktatörün hegomanyası altına girmeye razıdırlar.
Bir insanın yapabileceği en tehlikeli şeylerden biri, kendi ahlaki özerkliğini başkalarına teslim etmesidir.
İki ayak üstünde yürüseler bile onların insan olup; olmadığını bilmemektedirler. Kendini korumak için ve gerçeğin, adaletin, özgürlüğün ve sahip olduğumuz ve olabileceğimiz herhangi bir değerin korunması için felsefe bilmek gereklidir.
Öte yandan, bilim, teknoloji, ilerleme, özgürlük gibi medeniyetin her başarısının altında aralarında “...,bugün tadını çıkardığımız her değerin altında” ikibin yıl önce yaşamız bir insanın, “Aristo”nun başarısını bulacaksınız. Her önemli felsefe teorisinin temelinde, insan bilincinin gerçek bir ihtiyacının var olduğu şeklinde haklı bir mesele vardır.
Felsefe çalışmanın en iyi yolu, felsefeye bir dedektif hikayesi ile yaklaşır gibi yaklaşmaktır.
Kimin katil, kimin kahraman olduğunu anlamak için her yolu, her ip ucunu ve emareyi izleyin.
Belirleme kriteri, iki sorudur. Niçin? ve Nasıl?
Cevapları hemen bulamayacaksınız. Fakat paha biçilmez bir özellik kazanacaksınız. Esaslara göre düşünme yeteneği.
Hiçbir şey insana otomatik olarak verilmez; ne bilgi, ne kendine güven, ne iç huzuru ne de aklını doğru şekilde kullanma. İnsanın, ihtiyaç duyduğu veya istediği her değer (...) keşfedilmek ve öğrenilmek zorundadır. İşte felsefe eğitimide insana özel bir Entelektüel duruş (aklın onurlu, disiplinli kontrolünü) verir.
Felsefe konusunda yetersiz kişilerin hatası, sebepleri atlayarak sonuçları kabul eğilimidir.
Yani; uzunca bir dizi düşüncenin ön şartlarını göz ardı ederken, onun sonuçlarını kesinmiş gibi algılamak ve onu “geçerliliği kendinden menkul gerçek” veya “indirgenemez bir gerçek” olarak kabul etme eğilimidir.
Rusça bir anlatım vardır: “Bir domuz, meşe ağacına gelir ve etrafına dağılmış palamutları yer. Karnı doyduğunda, toprağı kazarak meşenin köklerini kesmeye başlar. Yüksek bir dala konmuş olan bir kuş domuzu azarlar; 'Burnunu kaldırabilirsen, palamutların bu ağaçta yetiştiğini görürsün” der.
Eğer, felsefeyi tanımayan akıllı ve dürüst bir kişi – zimni sağduyu- akılsallığını açık felsefi fikirlere dönüştürürse algıladığı dünyanın gerçek olduğunu herşeyin olduğu gibi olduğunu, aklın bilgi elde etmenin tek yolu olduğunu ve mantığın aklı kullanma yolu olduğunu anlayacaktır.
Bir şey, aynı anda ve aynı bakımdan hem doğru ve hem de yanlış olamaz.
“Bu senin için doğru olabilir ama benim için değil” Bu durumda doğru diye bir şey yoktur. Veya iki araştırmacı iki farklı evren algılamaktadır ki; bu durumda bir araştırma mümkün değildir. Bu sloganın amacı nesnelliği yok etmektir.
Mantık, çelişkisi olmayan tanımlama sanatı veya hüneridir. “Sen bunu sevebilirsin; fakat ben hoşlanmıyorum.” değer tercihlerinin ve duyguların tartışılmaz esaslar olduğu itiraz kabul etmeyen fikir, onların ifadelerinin altında yatan gerçektir. Ve bu kişiler, “içe bakış” başarısızlıklarını savunmak için tam evreni pervasızca ortadan kaldırmaya hazırdır.
Metoda dikkat edin! Kelimelere açık özel anlamlar yüklemelisiniz.
Yani; onların gerçekde neyi kast etdiğini belirleyebilmelisiniz.
Bu bir ön şarttır. Ne eksikliğinde, herhangi bir kritik hüküm verebilirsiniz! Ne de, herhangi bir düşünme mümkün olabilir. Tüm felsefi aldatma oyunları, sizin kelimeleri kabaca kullanıyor olmanıza dayanır. Herhangi bir sloganı veya herhangi soyut ifadeyi – yaklaşık anlamı imiş gibi algılayamaz iseniz, onu en doğru anlamı ile algılayın. Onu tercüme etmeyin! Ne söylüyorsa ve ne kast ediyorsa dosdoğru öğlece alın. Sloganı kaldırıp atmayın. Onu kısa bir süreliğine kabul edin.
Aslında kendinize şunu söyleyin “Eğer; onu doğru olarak kabul etsem ardından ne gelir”
Bu,herhangi bir felsefe sahtekarlığını ortaya çıkarmanın en iyi yoludur.
Eğer; düşünceniz duygularınızdan etkileniyor ise; bu durumda kişisel olan veya olmayan hiçbir şey hakkında gereği gibi hüküm veremezsiniz.
Hak edilmemiş bir suçun kabulü, felsefi pasifliğin önemli bir sebebidir.
“Herkes İçin Felsefe” Ayn Rano/Kitabından özet-2
H.ATA
*HERKES İÇİN FELSEFE-1
17 Aralık 2009
Alevilere büyük hakaret!
Alevilere yönelik hakaretler devam ediyor11 Aralık 2009 12:20
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan "Eğitim Mühendisi" adlı kitap, Alevi vatandaşların tepkisini çekti.
Kültür Koleji'nin ve İstanbul Kültür Üniversitesi'nin sahibi Fahamettin Akıngüç ile Serhat Öztürk'ün yapmış olduğu söyleşiden yola çıkarak biyografi şeklinde yazılan kitabı, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız yayınladığı açıklama ile sert bir dille eleştirdi.
İŞTE ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU BASIN AÇIKLAMASI
* Alevilere yönelik hakaretler devam ediyor.
* Toplumumuza yönelik her hakareti deşifre ve teşhir etmeye devam edeceğiz.
Kültür Kolejinin sahibi, Kültür Kolej Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, İstanbul Kültür Üniversitesi'nin kurucusu, sahibi, mütevelli heyeti başkanı Florya Kültür Ana Okulu ile Bahçelievler Kültür Ana Okullarının sahibi FAHAMETTİN AKINGÜÇ ile Serhat ÖZTÜRK'ün yapmış olduğu söyleşi ile biyografisi, "EĞİTİM MÜHENDİSİ" adı ile kitaplaştırılmıştır.
Kitap "TÜRKİYE İŞ BANKASI" tarafından "KÜLTÜR YAYINI" olarak bastırılmıştır.
Kitabın 60. sayfasındaki anlatımında FAHAMETTİN AKINGÜÇ "Ablamların Merzifon'da kaldıkları ev iki katlıydı. Evin sahibi Aleviydi. …. Hatta karşısında da bir Alevi dedesi vardı. Evin sahibi ailenin bir kızı vardı. Elma gibi yanakları olan güzel bir kızdı. O aile evde şarap yapıyordu. Bu kızla iyi arkadaş olduk. Güzel vakit geçirdik. Şarap boldu. … Bütün bunları anlatışımın nedeni şu: kız bir tarafta, şarap bir tarafta, eğlence bir tarafta, ben yedek subay okuluna gitmeyi unuttum ve askere bir hafta geç gittim." demektedir.
Bu söylemi dile getiren kimdir?
Üç kız çocuğu babasıdır.
Kültür Koleji Vakfının Mütevelli Heyetinin Başkanıdır.
İstanbul Kültür Üniversitesi'nin, Sahibi ve Mütevelli Heyetinin Başkanıdır.
Florya Kültür Ana Okulu'nun Sahibidir.
Bahçelievler Kültür Ana Okulu'nun Sahibidir.
Ve "EĞİTİM MÜHENDİSİ" olarak tanıtılmaktadır.
Adı da FAHAMETTİN AKINGÜÇ'tür.
Peki bu söylemi yayınlayan kimdir?
TÜRKİYE İŞ BANKASI
Hem de kültür yayını olarak.
Fahamettin Akıngüç'ün söylemi, toplumuzu aşağılayan, rencide eden, kabul edilemez ve gayri ahlaki bir tutumdur.
Türkiye İş Bankası Kültür yayınlarından yayınlanan kitapta, övünçle bahsettiği anısında Bir genç kızın onuruyla oynamanın terbiyesizliğini ve bunu bir topluma mal etmenin onursuzluğunu yaşaması gerekirken, anlatımından da anlaşılacağı üzere büyük bir pişkinlikle, gayri ahlaki tutumlarda bulunan Fahamettin Akıngüç'ün kurumlarında çocuklarını okutmak için tonla para döken velilere seslenmeyi de borç biliriz.
Sergilediği ahlak dışı tavır ve tutumlarını sakınmadan kitaplara aktaran Fahamettin Akıngüç'ün okullarındaki kadroların da, kendisiyle aynı zihniyeti taşımadıklarından emin olabilir misiniz?
Evlatlarınızı teslim ettiğiniz kurumun Eğitim Mühendisliği dışında gayri ahlaki mühendislik alanları olmadığından emin olabilir misiniz?
Sadece Alevileri değil, kendine insanım diye her kesi bu kendini bilmeze, ayırımcılık söylemlerini öne çıkaran, insanlarımız arasındaki farklılıkları aşağılayıcı birer sıfat şeklinde kullanan, kültür fukarası zatın eğitim kurumlarını protesto etmeye davet ediyoruz.
Eğitim ve kültür fukarası bu zatın, "Eğitim Mühendisi" sıfatını asla hak etmediği gibi, eğitim öğretim kurumlarında herhangi bir görevde, makamda bulunması da asla kabul edilir bir durum değildir.
İstanbul Kültür Üniversitesi, Kültür Koleji ve diğer kültür eğitim kurumlarında eğitimini sürdüren çocuklarımızın çok kıymetli velilerini bu kepazeye dikkat etmeye ve çocuklarını bu kepazeden korumaya davet ediyoruz.
Buradan İş Bankası yetkililerine de sesleniyoruz: Bu kitabın dağıtımını hemen durdurunuz. Dağıtılmış olan nüshalarını toplatınız ve bu kitabı kültür yayınlarınız kapsamından çıkarız. Size yakışan bu aşağılayıcı söyleme ve davranışa tepki vermektir. Sizlerden tepki gelmezse, Alevi toplumu elbette bunu da değerlendirecektir.
Şu artık net olarak bilinmelidir ki Alevi toplumu artık eskisi gibi sessiz ve suskun değildir. Kendisine yönelik haksızlıklara ve saldırılara karşı top yekün olarak sesini yükseltmekte ve tepkisini vermekte ve hakkını korumaktadır.
Nereden, kimden ve hangi makamdan gelirse gelsin kendisine yönelik her hakareti ve haksızlığı deşifre etmeye, teşhir etmeye haksızlıkları ve hakaretleri yapanları kamuoyu önünde mahkûm etmeye devam edecektir.
Saygı ile kamuoyunun bilgisine sunulur.
Ali BALKIZ
Genel Başkan
http://www.renkhaber.com/



