Kontrgerilla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kontrgerilla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2010

İbrahim Şahin görev başına!


İbrahim Şahin görev başına!

İHSAN ÇARALAN-caralan@evrensel.net

15/07/2010


Başbakan Erdoğan’a göre kendisi ve partisi dünyanın merkezi!
Her kim ki, AKP’ye karşı çıkar, onu referans almayan bir şey yaparsa, haşa dinden çıkar!

Örneğin BDP, AKP’nin Anayasa paketine “evet” demiyor diye, onu MHP ile aynı “ret cephesi”nde yer almakla suçluyor. Pakete destek vermeyen “solculara”, 12 Eylül’de eza cefa çekenlere dönüp, “Bakın biz size zulmeden12 Eylül düzeniyle hesaplaşıyoruz ama sizden görünenler 12 Eylülcülerle kol kola!” derken asla yüzü kızarmıyor. Başbakan ve AKP, böylece kendine karşı çıkan herkesi; demokrasi karşıtı, 12 Eylülcü, darbeci, terörden rant sağlayan, statükocu, Ergenekoncu ... diye suçlayarak sindirmek istiyor.
AKP ve Başbakan sadece bugün kendi bulunduğu yeri “Dünyanı merkezi” ilan etmiyor; aynı zamanda tarihi de kendisiyle başlatıyor. Örneğin 12 Eylül Anayasası’nı AKP eleştiriyorsa bu tarihte yapılan ilk eleştiridir. Ondan önce 12 Eylül’e canı kanı pahasına karşı çıkanlar, aylarca işkence görenler, yıllarca cezaevinde yatanlar, onlar 12 Eylül Anayasası’na “evet” oyu verirken “hayır” deme cesaretini gösterenler, ...yoktur!
Utanmazlığın bu kadarı olmaz dememek gerekiyormuş, oluyormuş!
Sorunlar karşısında çözümsüzlüğü büyüdükçe, megalomanisi de büyüyen Erdoğan, yeni keşiflerle ilerlemektedir.
Önceki gün, ünlü “muhalefetle görüşme” çerçevesinde, DSP Genel Başkanı Masum Türker’le görüşen Başbakan Erdoğan, “Terörü yenmek için profesyonel askerlerle gerilla savaşı yürütüleceğini ve 175 yeni karakolun yapılacağını” söylemiş. Yani Başbakan’ın Kürt sorununun çözümüne bulduğu yeni harika çözüm; herkesin desteklemesini isteği çözüm buymuş!
Başbakan şimdi bu çözümün de ilk ve kendisi tarafından icat edildiğini söyleyecek. Oysa bu “çözümü”, 1990’ların ilk yarısı boyunca Tansu Çiller-Mehmet Ağar-İbrahim Şahin takımı uygulamıştı!
Zamanın Başbakanı Tansu Çiller bu stratejiyi; “Artık böcek yiyen böceklerle savaşı sürdüreceğiz” diyerek, kontrgerilla timleri kurduklarını ilan etmişti. “Özel Tim”in bölgede görev alması, JİTEM ve Hizbullah, bu amaçla devreye sokulmuştu. Ne var ki, 30 bin kişinin ölümüne yol açtıktan sonra bu kontrgerilla faaliyeti başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Nitekim “açılım” fikrine bile, Başbakan’ın adamları tarafından bu başarısızlık referans gösterilerek kamuoyunda meşruiyet aranmıştı.
Şimdi öyle anlaşılmaktadır ki Başbakan dönüp; Türkiye’de en kirli savaş yöntemlerinin kullanıldığı, gazetecilere, aydınlara, Kürt siyasetçilere suikastlar, gazete binalarını bombalamalar, köy yakmalar, faili meçhuller, kayıplar, infazlar dönemine geri dönmek için destek istemektedir. Ve yarın muhtemelen bunu da ilk kendilerinin keşfettiğini söyleyecektir Erdoğan ve partisi.
Ancak buna kimseyi inandıramayacaktır.
Kaldı ki, bütün bu kanlı ve kirli savaştan sonra Mehmet Ağar bile bu yolun sonu yok deyip, “Dağdan inip düz ovada siyaset yapmaya” çağırmıştı PKK’yi. Tansu Çiller ise bu insanlık dışı dönemin siyasi sorumlusu olarak siyasete veda etmek zorunda kalmıştı.
“Davadan dönmeyen”, o dönemin tek ünlü kişisi olarak, İbrahim Şahin ise Susurluk Çetesi hükümlüsü ve Ergenekon sanığı (*) olarak zor günler geçirmektedir.
Erdoğan bu eski kontrgerillacıyı, şimdi yarı meczup halde de olsa, (Bu işlerde başarılı olmak için biraz megalomani, biraz meczupluk şarttır) unutmamalıdır.
Eğer Tayyip Erdoğan tutarlıysa; şimdi yapacağı ilk iş bu davada ısrar eden İbrahim Şahin’i bu işin başına getirmek olmalıdır; en azından kendisine başdanışmanı yapmalıdır!
Deneyimiyle devlet tecrübesiyle İbrahim Şahin buna en uygun şahsiyettir! Üstelik cezai ehliyeti olup olmadığı da tartışmalı olduğu için daha da uygundur bu göreve.
Tabii, böyle derken okuyucu şaka yaptığımı düşünüyordur. Ama değil! Eğer Başbakan tutarlı olacaksa bugün geldiği “Kürt sorununun çözümü çizgisi” bunu gerektirmektedir.
Belki buna tek engel, Başbakan, İbrahim Şahin’i yanına alırsa, ona baktıkça; bu “çözüm”ün geride nasıl bir enkaz bıraktığını, daha da kötüsü “Bu çözümü ilk kendisinin bulmadığını” anımsayarak kendisini kötü hisseder!
Yoksa Şahin’in terfi ederek yeniden göreve dönmesi için hiçbir engel yoktur!
(*) İbrahim Şahin’in Ergenekon sanıklığı, bölgede savaşmak üzere, özel bir kuvvet oluşturmak üzere Ergenkoncuların kendisine verdiği bir görevle ilgilidir. Yani Erdoğan’ın şimdi yapmaya kalktığı işi yapmak üzere.

http://www.evrensel.net/

"

6 Haziran 2010

Şiddet sadece dışarıdan bu ülkeyi seyredenlerin işine geliyor


"GENÇTİK BİZİ KULLANDILAR"

T24 - Bahçelievler katliamından 32 yıl sonra konuşan eski ülkücü Haluk Kırcı, "Adalete hesap verdim. Şimdi sıra Allah'ta...
O zamanlar 20 yaşındaydım, bizleri kullandılar, 5 bin kişinin katili ben miyim?" dedi.

1978 yılında Bahçelievler'de Türkiye İşçi Partili (TİP) 7 genci öldürdükten sonra, 32 yıl cezaevinde kalan Haluk Kırcı, o dönemde yaşananları, yaşadıklarını anlattı.

Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir'in "Gençtik, bizi kullandılar!" başlığıyla (6 Haziran 2010) yayımlanan yazısı şöyle:


İşte karşimda

Gazetecilik zor meslek cidden. Düşünsenize benim durumumu. Bir insan var hayatınızda. Hiç tanışmamışsınız. Bir kez bile yüz yüze gelmemişsiniz ama hep nefret etmişsiniz. Adının geçtiği her yerde lanet okumuşsunuz. Ancak birgün kader sizi o insanla karşı karşıya getirmiş ve demiş ki; "İşte o katil karşında oturuyor. Haydi şimdi sor bakalım! Neden 1978'de Bahçelievler'de o 7 Türkiye İşçi Partili (TİP) genci öldürmüş? Neden o gencecik insanların canlarına kıymış?" diye. İşte bu haftaki röportajı tamamen bu ruh haliyle yaptım. Geçtiğimiz günlerde cezaevinden çıkan eski ülkücü katil Haluk Kırcı ile konuştum. Aklıma gelen her şeyi sordum. O da bütün samimiyetiyle cevap verdi. Saatler sürdü söyleşimiz. Röportajın sonunda kendisine de itiraf ettim: "Buraya gelirken ellerim ayaklarım titriyordu. Hatta bir ara gelmemeyi bile düşündüm. Ancak iyi ki gelmişim. Çünkü anlattıklarınızdan gençlere, özellikle şiddete meraklı gençlere ulaştıracak çok doğru mesajlar aldım.
Evet; bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş demektir. Şiddet, sadece şiddeti doğurur!"

****************************************


Bahçelievler katliamındaki rolünüzü kabul ettiniz. "Evet ben yaptım!" dediniz.

Evet kabul ettim. Reddetmedim.

Ama bana biraz önce de, "Pişman olsam neye yarar ki!" dediniz. Sonuçta siz bir katilsiniz! Nedir samimi duygularınız?

Ben yaşadıklarımın hesabını adalete verdim. Hatta fazlasıyla verdim. Bahçelievler olayı olduğunda 20 yaşındaydım. Şimdi 52 yaşındayım. Ben 20 yaşındayken Türkiye bir kardeş kavgasının içindeydi. Soğuk savaş operasyonları can alıyordu. Bugün o tecrübeleri yaşamış, o keşkelerin peşine düşmüş biri olarak söylüyorum. Bir insanın hayatından daha değerli bir şey olamaz. Ben "Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş demektir" diyen bir dine inanıyorum. Adalete hesap verdim. Asıl şimdi Cenab-ı Allah'a vereceğim bir hesap var. Şiddetle, vurarak, kırarak bir şeyleri çözmek mümkün değil. Şiddet şiddeti doğuruyor. Şiddet sadece dışarıdan bu ülkeyi seyredenlerin işine geliyor.


Oyuna getirdiler

Niye öldürdünüz?

Bu bir cinnet hali. Toplumsal cinnet hali. Ben ülkemin komünist işgal tehdidi ile karşı karşıya olduğuna inanmıştım. Bu tehdidi yapanlar şiddet uyguluyordu. Ellerinde silahlar kurtarılmış bölgeler ilan ediyor ve halk mahkemelerinde idam cezaları veriyorlardı. Bu devlete sahip çıkan, bu işgale direnen sadece biz vardık. Buna inanmıştık. Oyuna geldiğimizi anlayabilmek için 12 Eylül darbesinin yapıldığını görmemiz lazımdı. Sanal bir alemde yaşıyorduk ve çok kıyıcı olmuştuk. Benim yaptığım muhasebeyi bugün hayatta olan ve sokakta dolaşan 5 bin katil de yapıyor mu acaba?


Dİğer katiller nerede?

Ne demek istiyorsunuz yani?

1970'li yıllarda tam 5 bin genç öldürüldü. Öldürülenler arasında benim canciğer arkadaşlarım vardı. 5 bin genç öldüyse, beş bin cinayet ve beş bin katil var demektir. Bu beş bin cinayetten yargılananlar arasında en uzun süre cezaevinde yatan kim? Bu cinayetlerin en fazla muhasebesini yapan kim? Sadece ben miydim katil olan? Ben cezamı çektim. Peki ya diğer katiller nerede? Geriye dönüp baktığım zaman kendim bile hayret ediyorum. Benim yedi sülalemde karakol yüzü gören insan yok. Ben cinayet işledim evet, adam öldürdüm. Allahın yarattığı bir canı almak akıl işi mi? Değil. Yüz bin kere değil. Bahçelievler olayı trajik bir olay. 12 Eylül öncesi cinayetlerinin sembolü oldu. Ama o öldürülen beş bin kişinin hepsinin katili ben değilim.


Bir de azmettirenler var değil mi?

Bu oyunun ne kadar çapraşık bir oyun olduğunu o dönemi yaşayanlar bilir. Çorum'u, Maraş'ı kim azmettirdi? 1 Mayıs 1977'yi kim planladı? O dönem Türkiye'yi yönetenlere bakın. Sokakta oluk oluk kan akıyor, parlamento aylarca Cumhurbaşkanı seçemiyor. İkisi de aynı işe hizmet ediyor. Darbeye! İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Yıllar sonra ben 1999'da yakalanıyorum. Sayın Ecevit o zaman Başbakan. Dedi ki basına; "Haluk Kırcı vicdanını temizlemek için konuşsun!"
Eğer Türkiye'de vicdanı temizlemesi gereken insanlar varsa onlar, öncelikle o gün Türkiye'yi yönetenlerdir. Ben 20 yaşında genç, atak, kesin kabulleri olan sıradan bir insandım. Benim yaptıklarımla Türkiye eğer saplantıya girecekse, benim vicdanımı temizlememle Türk gençliği kurtulacaksa ben her şeyi yaparım. Ben 20 yaşındaydım, onlar ülkeyi yönetiyorlardı. Böyle bir saçmalık olabilir mi Sevilay Hanım?


Özel operasyonlar

Kontrgerilla mıydı peki?

O kadar basit değil. Ama Türkiye'de maalesef çok ciddi boyutta özel harp operasyonları yapılmıştır. Bu operasyonlardan birebir bildiklerim var. Bunu da çok açık şekilde söyleyeyim. Mesela Haziran 1979'da MHP Genel Merkezi'ni kimler kurşunladı? 1980'de Ziraat Mühendisleri Birliği'ne kimler saldırdı? Kimler oradaki insanları öldürdü?

Kimler?

Baksınlar. Bu olayların dosyaları orada duruyor. Yıllar sonra ordunun içinde birileri hakkında dosya açıldı, kapatıldı gitti.


Kİtabımda yazdım

Provokasyon mu diyorsunuz?

Evet provokasyondur. Bir tane değil ki; yüzlerce var. 'Adamların dosyası var' diyorum. Bu saldırıları yapanların asker kökenli oldukları tespit edildi. Ben size bir şey söyleyeyim. 1974'den sonra Kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Ülkü Ocakları kurulmuştur. Kimler kurdurtmuştur o ocakları? Oradaki arkadaşlarımıza kimler yardımcı olmuştur? Kimler bu arkadaşlarımıza silah ve mermi getirmiştir?


Asker mi diyorsunuz yani?

Yüzde doksan dokuz. Ben yazdım zaten. "Zamanı Süzerken" adlı kitabımda var. Maalesef o günkü şartlar değiştiği için kimseye anlatamıyorsunuz bunu.