Darbecilere Suç Duyuruları Devam Ediyor Sandıktan 'Evet' Çıkmasının Ardından Darbecilerin Yargılanması İçin Suç Duyurularına Devam Ediyor.
13.09.2010- pazartesi
Anayasa değişiklik paketi için yapılan referandumda sandıktan 'evet' çıkmasının ardından darbecilerin yargılanmasıyla birlikte aralarında milletvekili, yazar, gazeteci ve sanatçıların da bulunduğu bir grup, 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu. Son Olarak BDP'li vekil Hasip Kaplan da suç başvurusunda bulunanlar arasında.
Genç Siivillerden Basın Açıklaması
Genç Siviller, 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında Bursa Adliyesi'nde suç duyurusunda bulundu.
Sabah saatlerinde Bursa Adliye Sarayı önünde toplanan Genç Siviller adına açıklama yapan Emin İleri, 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları hakkında 'Darbe yapmak, anayasayı değiştirmek, hükumeti yıkmak, sistemli bir şekilde planlayarak ve tasarlayarak adam öldürmek, kasten yaralama, işkence yapmak, eziyet etmek, hürriyetten yoksun bırakmak, cinsel saldırıda bulunmak' iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Hazırladıkları şikayet dilekçesinde Evren ile dönemin kuvvet komutanları Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer, Sedat Celasun, Bedrettin Demirel, Ali Haydar Saltık, Eski Başbakan Bülend Ulusu'nun yanı sıra dönemin vali, bürokrat, kaymakam ve emniyet müdürlerinin yargı karşısına çıkması gerektiğini isteyen Genç Siviller, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırıldığına işaret etti. Darbeyi gerçekleştiren dönemin komutanlarının hapis cezasıyla cezalandırılmasını isteyen Emin İleri, şüpheliler hakkında soruşturma açılması gerektiğine vurgu yaptı. Açıklamanın ardından Emin İleri ve arkadaşları hazırladıkları dilekçeleri Cumhuriyet Başsavcılığına verdi.
MAZLUMDER-DER, İHD ve Emek Plaformu, darbecilerinin yargılanması için suç duyurusunda bulundular.
MAZLUMDER-DER, İHD ve Emek Plaformu, darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici 15. maddenin iptal edildiği Anayasa paketinin referandumla kabul edilmesininin ardından, 12 Eylül askeri darbesini gerçekleştiren dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve dönemin kuvvet komutanları ile dönemin Danışma Meclisi'nin yanı sıra dönemin Başbakanı Bülent Uluslu'nun yargılanması için Ankara'da savcılığa başvurdu.
Yetmez Ama Evet Grubundan Basın Açıklaması
'Yetmez ama evet platformu' adlı grubun yaptığı açıklamada, "12 Eylül 2010 günü millet devlete el koymak zorunda kaldı." denildi.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelen yaklaşık 50 kişi, adliye önünde basın açıklaması yaptı. Grup, 'Yetmez! yeni Anayasa istiyoruz' ve 'Darbeci Evren 12 Eylül'ün hesabını vereceksin' yazılı pankart açtı. Grup adına basın açıklamasını okuyan Yıldız Önen, "12 Eylül 2010 günü millet devlete el koymak zorunda kaldı. 50 yıllık darbeler tarihinin sonuna gelindi. 30 sene sonra, 12 Eylül'le hesaplaşmak için büyük fırsatımız doğdu." dedi.
Milletvekili Ufuk Uras da referandumda 'evet' çıkmasıyla ilgili şunları söyledi, "Bu bizim açımızdan çifte bayram. Bir yandan sandıktan demokrasi çıktı. Diğer yandan da Kürt demokrasi hareketi 'Biz buradayız.' dedi. 'Yeni bir anayasa yapacaksan beraber yapalım.' dediler. Batı ile doğu arasında köprü kuracağız. Biz 30 yıldır bunu bekliyorduk. Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanması için bir zemin oluştu. Çocuklarımıza vereceğimiz en büyük hediye de budur. Kenan Evren'in gönüllü avukatları yanılıyor.''
Şikayetçi olan 80 kişi arasında milletvekili Ufuk Uras, yazarlar Nihal Bengisu Karaca, Ferhat Kentel, Yasemin Çongar, Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, Sacit Kayasu, eski İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman ve sanatçı Zeynep Tanbay da bulunuyor.
Şüpheliler ise Kenan Evren ile birlikte dönemin kuvvet komutanları Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer, Sedat Celasun, eski komutanlardan Bedrettin Demirel, Ali Haydar Saltık, eski Başbakan Bülend Ulusu ile diğer bakan, bürokrat, vali, kaymakam, emniyet müdürü, asker, amir ve memurlar olarak gösterildi.
Darbe sonrasında yaşanan gelişmelerin hatırlatıldığı dilekçede, asılanlar, öldürülenler, gözaltına alınan, fişlenenler olduğu kaydedildi.
Dilekçede, "İzah edildiği üzere şüphelilerin hapis cezasıyla tecziyeleri için haklarında kovuşturma yapılarak kamu davası açılmasını arz ve talep ederiz." denildi.
EDP'den Evren'e Suç Duyurusu
Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) İzmir İl Yönetimi, ''12 Eylül darbesini yapanlar'' hakkında suç duyurusunda bulundu. EDP İzmir İl Başkanı Arif Ali Cangı, İzmir Adliyesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, dünkü halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliğinin, Anayasanın geçici 15.maddesini yürürlükten kaldırdığını ifade etti.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi'nden Suç Duyurusu
Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne üye bir grup da 12 Eylül 1980 darbesini yapan generallerin yargılanması için Kadıköy Adliyesi'ne dilekçe verdi.
Saat 11.00 sıralarında Bahariye'deki Kadıköy Adliyesi'ne gelen grup sloganlar eşliğinde açıklama yaptı. "Darbe suçluları yargılansın; Kenan Evren Cezalandırılsın" pankartı taşıyan grup sık sık slogan attı.
BDP'den Suç Duyurusu
BARIŞ ve Demokrasi Partisi (BDP) Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Referandum'dan, "Evet" çıkmasından sonra İdil Cumhuriyet Savcılığına giderek 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve arkadaşları hakkında suç duyurusunda bulundu. Adliye çıkışında konuşan Kaplan, 12 Eylül'ün bir mağduru olarak dilekçesini Cumhuriyet Başsavcılığna verdiğini ifade ederek, "Başta Kenan Evren olmak üzere dönemin generalleri hakkında suç duyurusunda bulundum"dedi.
Terzi Fikri'nin Ailesi Evren'den Davacı Oluyor
Türkiye solunun simge isimlerinden, Terzi Fikri adıyla bilinen Ordu Fatsa'nın eski belediye başkanı Fikri Sönmez'in ilçesinde, doğup büyüdüğü köy Kabakdağı'nda ve kendi elleri ile açtıktan sonra Kenan Evren'in kendi adını verdiği caddesinin bağlı olduğu mahallede 'evet' oyu çıktı.
Naci Sönmez, sandıklardan evet oyu çıkması üzerine yaptığı açıklamada, Kenan Evren'in yargılanması için cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunacaklarını ve dava açacaklarını söyledi
BDP'li Bengi de Suç Duyurusunda Bulundu
Anayasa Değişikliği Referandumuyla, Anayasa'nın Geçici 15'nci Maddesi Kaldırılırken, Bdp Grup Başkanvekili ve Batman Milletvekili Bengi Yıldız, Kenan Evren ve Darbecilerin Yargılanması İçin Batman Cumhuriyet Başsavcılığı'na Suç Duyurusunda Bulundu.
78'liler Girişiminden Suç Duyurusu
Anayasa Değişiklik Paketi Referandum Oylamasında 'Evet' Sonucunun Çıkması, Sivil Toplum Kuruluşlarının Harekete Geçirdi. Kendilerini 78'liler Girişimi Olarak Tanımlayan Bir Grup Sultanahmet Adliyesi'ne Gelerek 1980 Darbesini Yapan Üst Düzey Askeri Yetkili ve Diğer İlgililer Hakkında Suç Duyurusunda Bulundu.
http://www.haberler.com/darbecilere-suc-duyurulari-
13 Eylül 2010
Darbecilere Suç Duyuruları Devam Ediyor
1 Eylül 2010
Yalanın daniskası: Darbeciler yargılanacak!
30 Ağustos 2010
‘Hayır’ çıkarsa Ergenekon cephesinin zaferi kesinleşir
BDP’li Uras, referandumdan ‘hayır’ çıkmasının Ergenekon’un zaferi anlamına geleceğini belirterek, “Hayır demek, solu sol yapan değerleri inkar etmektir” dedi • BDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, 12 Eylül’de yapılacak referandumda “hayır” sonucunun çıkmasının Ergenekon cephesinin zaferini kesinleştireceğini savundu. Uras, “Hayır demek solu sol yapan bütün değerleri inkar etmek anlamına geliyor” diye konuştu. Anayasa değişiklik paketinin TBMM’deki oylamalarına parti kararına rağmen katılan ve paketin 330’un altında oy alması halinde bunun Ergenekon’un zaferi olacağını savunan Uras, referandumla ilgili star’a çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. BDP’NİN TAVRI YUMUŞAYABİLİR Mensubu olduğu BDP’nin referandumu boykot kararı nedeniyle evetçilerle boykotçuları buluşturmaya çalıştığını belirten Uras, “Kürtlerin boykotunu anlamak lazım. ‘Sen beni tanımıyorsan ben de seni tanımıyorum’ diyorlar. AK Parti’nin referanduma kadar bazı adımlar atması halinde BDP’nin boykotçu tavrının yumuşayabileceğini düşünüyorum. Örneğin taş atan çocuklarla ilgili düzenleme gibi, KCK tutuklamalarıyla ilgili bir adım gibi veya seçim yasasında yapılacak bir jestin yumuşamaya neden olacağını düşünüyorum. ‘Evet’ oyları ‘hayır’ın önünde gibi gözüküyor ama bunu garantilemek lazım” dedi. ‘HAYIR’ DEMEK SOLU İNKAR ETMEK Ufuk Uras, “Hayır demek solu sol yapan bütün değerleri inkar etmek anlamına geliyor. Bu yaştan sonra Ergenekoncu cepheye su taşımanın anlamı yok” dedi. Referanduma 12 Eylül vesayetinden kurtulmanın bir adımı olarak bakmak gerektiğini savunan Uras, “Evet çıkarsa Evren ve arkadaşlarının yargılanması için adım atacağız. Ama ‘hayır’ çıkarsa yargılanamayacağı kesin” dedi. CHP’nin çok ciddi mantık hatası yaptığını da savunan Uras, “Pakete 12 Eylül rötuşu deyip bir sonraki cümlede ‘AKP kendi anayasasını yaptı’ diyorsunuz. Lisede mantık dersini kaldırdılar ya, siyasette onun faturasını ödüyoruz” yorumunu yaptı. • NEŞE SARIDOĞAN ANKARA/ star ‘Hayır’ çıkarsa Ergenekon cephesinin zaferi kesinleşir
Aziz Çelik'ten Ufuk Uras'a açık mektup
Birgün yazarı Aziz Çelik, uzun yıllar aynı partide mücadele ettiği ve şimdi BDP milletvekili olan Ufuk Uras'a açık mektup yazdı. Çelik mektubunda "Son zamanlarda giderek dozunu arttırdığın siyaset tarzına itirazım var" ifadelerine yer verdi. Birgün yazarı Aziz Çelik, BDP milletvekili Ufuk Uras'a açık mektup kaleme aldı. Çelik, Uras'ın son dönemde herkesi Ergenekoncu olarak yaftalamasını ve hakarete varan bir üslupla siyaset yapmasını eleştirdi. Aziz Çelik'in açık mektubu şöyle; "Sevgili Ufuk, Sana bu mektubu yaklaşık 15 yıllık yol arkadaşlığımıza dayanarak yazıyorum. Bu 15 yılda yaşadığımız deneyimin öğrettiği en önemli şeyin çoğulculuk, farklı düşüneni yaftalamama ve ötekileştirmeme olduğunu düşünüyorum. Bu deneyim siyasal açıdan başarıya ulaşamasa da, demokratik - özgürlükçü siyaset tarzına ilişkin önemli kazanımlar sağladığını sanıyorum. Ciddi fikir ayrılıklarımız olduğunu biliyorum. Bunda elbette bir beis yok. Ama son zamanlarda giderek dozunu artırdığın siyaset tarzına itirazım var. 12 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde bir demecin yayınlandı. “Hayır çıkarsa Ergenekon cephesinin zaferi kesinleşir” diyorsun. “Hayır demek solu sol yapan bütün değerleri inkar etmek anlamına gelir. Bu yaştan sonra Ergenekoncu cepheye su taşımanın anlamı yok” diyorsun. ‘Hayır’ diyenleri Ergenekon cephesine yazıyorsun ve Ergenekon’un değirmenine su taşımakla suçluyorsun. Star gazetesi de “Hayır demek solu inkar etmek” sözünü haberde başlık yapıyor. O Star gazetesi ki, tıpkı 12 Eylül TRT’si gibi bir kaç hafta önce ‘hayır’ diyen sol ve demokratik örgütleri “terörist” ilan etti, ihbar etti ve hedef gösterdi. Şimdi ise sola hiza verme derdinde. O Star gazetesi ki, memlekette ‘evet’ diyenler dışında hiç bir görüşe yer vermeyen Başbakanlık basın bülteni gibi... Bir arkadaş önerisi; hükümet medyası ile bu kadar içli dışlı olmamalısın. Neyse konumuza dönelim... Hükümet medyasında söz söyleme imkanı olmadığı için sana bu açık mektubu yazıyorum. Daha üç-beş ay öncesine kadar seninle yol arkadaşlığı yapanları da Ergenekon değirmenine su taşımakla, memleketin yarısını Ergenekon cephesini desteklemekle suçluyorsun. Bu siyaset tarzı anlaşılır değil. Bu toptancı, müstehzi, otoriter ve yaftacı tarzı bırakmalısın sevgili Ufuk. Bu egemen-vesayetçi siyasetin tarzıdır. Sevgili Ufuk, Bu mektubu yazmamın diğer sebebine geleyim. Açıklamalarından ‘evet’ için herşeyi yapmak lazım, yoksa Ergenekon zafer kazanır gibi bir tuhaf ‘kaygı’ içinde olduğun anlaşılıyor. Bu ruh halini anlamıyorum. Bunun yanında anlayamadığım bir konu daha var: Meclis’te Anayasa oylamaları sırasında CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ile 5 Mayıs 2010’da CNNTürk’te 5N1K programında yaptığın tartışmada aynen şunları söylemiştin: 6 Mayıs 2010 tarihli Milliyet’te de bu konuşma aşağı yukarı aynı şekilde yer aldı: Burada da bütününe ‘hayır’ diyeceğini söylüyorsun. Sahi, benim de bir algılama problemim mi var? Sevgili Ufuk, ‘Evet’ de ‘hayır’ da birer siyasal tutum. Sen ‘evet’ dersin, ben ‘hayır’ derim, bu tartışılabilir, anlaşılabilir bir durum. Ama üç ay önce bir muhalefet milletvekiline “zeka engelli” iması yapıp, paketin bütününe ‘hayır’ diyeceğini altını çize çize söyleyip, sonra tam tersini söylemek ve ‘hayır’ diyenleri Ergenekoncu ilan etmek siyaset tarzı ve siyasal tutarlılık açısından ne anlama geliyor? Bu tutum seninle beraber uzun yıllar yürümüş arkadaşlarının zekasını da müktesebatını da küçümsemek anlamına gelmiyor mu? Sevgili Ufuk, Star’daki demecinde de pek sevdiğin ve zaman zaman abarttığın metafor kullanımından yine geri durmamışsın. “Lisede mantık dersini kaldırdılar onun faturasını ödüyoruz” demişsin. Ben lisede mantık dersi alan şanslı kuşaktanım. Öğrendiğim en önemli hususlardan biri “bütün genellemeler tehlikelidir, bu genelleme dahil” idi. İyi dileklerimle..." (soL - Haber Merkezi)Aziz Çelik'ten Ufuk Uras'a açık mektup
“Bir algılama problemi mi var. (vurgular benim) Hakimler ve savcılarla ilgili maddeye ‘hayır’ diyeceğim. Bütününe ‘hayır’ diyeceğimi söylüyorum. Bir algılama problemi varsa kahvaltıda biraz daha protein reçel falan almak lazım. Deminden beri bütününe ‘hayır’ diyeceğimi söylüyorum...” Konuşmanın görüntüleri DailyMotion’da aşağıdaki linkte yer alıyor: http://dai.ly/bwvEkd
“Uras: Algılama problemi varsa kahvaltıda biraz daha reçel protein almak lazım. Paketin bütününe hayır diyeceğimi açıkladım. Hâlâ bu yorumlar yapılıyor. Bir ilkokul çocuğu bile anlar. Yani bunu anlamak için CHP’li olmamak mı gerekiyor. Çok hızlı konuştum galiba tane tane konuşacağım. Bu pakete hayır diyeceğim. Bütününe hayır diyeceğim.” (vurgular benim) http://www.milliyet.com.tr/-akp-kuyrukcusu-elestirisi-kizdirdi/siyaset/h...
21 Temmuz 2010
Beni burada arama anne
Başbakan, referandumda neden "Evet" istediklerini anlattı: Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız Başbakan Erdoğan, anayasa değişikliği paketine neden evet denilmesinin gerekçelerini açıklarken, 12 Eylül'den sonra ilk idam edilen Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu ve Erdal Eren'in idamlarını hatırlattı. Erdoğan, "Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız" dedi. Erdoğan, partisinin TBMM Grubunda anayasa değişikliği referandumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Şair Nevzat Çelik'in, kaleme aldığı "Şafak Türküsü"nden dizeleri ve Mustafa Pehlivanoğlu'nun idamdan önce ailesine yazdığı veda mektubunu okudu. Erdoğan, Pehlivanoğlu'nun mektubunu okurken gözyaşlarını tutamadı, mektubu yutkunarak tamamladı. Erdoğan'la birlikte bazı vekillerin de ağladıkları gözlendi. Erdoğan, şu mesajları verdi:
'Beni burada arama anne'
21.07.2010
UYKULARI KAÇIYOR: CHP, MHP ve BDP, tıpkı 'Midas'ın Kulakları' öyküsünde oldukları gibi yalnız kaldıklarında ya kendi vicdanlarına ya da yakın arkadaşlarına 'Bu pakete karşı çıktıkları için büyük rahatsızlık duyduklarını' ifade ediyorlar.
KILIÇDAROĞLU'NA: Yalova'da yaptığı konuşmada "12 Eylül sonrasında idam sehpaları kuruldu. 16 yaşındaki çocuğun yaşı büyütülüp idam edildi. İnsanın vicdanı sızlamıyor mu?" diyor. 16 yaşındaki bir çocuğun idam sehpasına götürülmesinden rahatsız oluyorsun da neden bu pakete 'hayır' diyorsun?
O GÜN 12 EYLÜL'DÜR: Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, işte bu işkenceler, zulümlerle, bu insanlık dışı uygulamalarla milletçe hesaplaşacağız. Gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız. Gencecik yaşında haksız bir şekilde idam edilen Mustafa'nın 'Allah'tan bulurlar' dediği gün işte 12 Eylül 2010 günüdür. Yıllarca 12 Eylül mağduru solcuları istismar eden CHP, 12 Eylül ile yüzleşemese de, biz yüzleşeceğiz. Yıllarca 12 Eylül mağduru ülkücülerin sesine kulak vermeyen MHP, 12 Eylül ile hesaplaşamasa da biz hesaplaşacağız. Sadece 12 Eylül ile hesaplaşmak adına değil, bir daha 12 Eylüllerin yaşanmaması için "evet" bekliyoruz.
MİLLETE HİZMETE CANIMIZ KOYDUK: Bizi sürekli Yüce Divan'la tehdit ediyorlar. Biz bu millete hizmet yoluna başımızı koyduk.
GECEKONDUDAN BİR ÇIKSIN: (Kılıçdaroğlu'nun Anayasa Mahkemesi'nin yakınında ev tutsun' sözlerini kastederek) Emlakçılık yapıyor. Bizim evimiz milletimizin içinde. CHP Genel Başkanı önce Anayasa Mahkemesi'nin bahçesine kurduğu gecekondudan bir çıksın. CHP, geçen dönem 113, bu dönem 44 kez Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Haydi gecekondu yaptınız, bari arsa sahibini rahat bırakın.
15 Temmuz 2010
İbrahim Şahin görev başına!
İbrahim Şahin görev başına!
İHSAN ÇARALAN-caralan@evrensel.net
15/07/2010Başbakan Erdoğan’a göre kendisi ve partisi dünyanın merkezi!
Her kim ki, AKP’ye karşı çıkar, onu referans almayan bir şey yaparsa, haşa dinden çıkar!
Örneğin BDP, AKP’nin Anayasa paketine “evet” demiyor diye, onu MHP ile aynı “ret cephesi”nde yer almakla suçluyor. Pakete destek vermeyen “solculara”, 12 Eylül’de eza cefa çekenlere dönüp, “Bakın biz size zulmeden12 Eylül düzeniyle hesaplaşıyoruz ama sizden görünenler 12 Eylülcülerle kol kola!” derken asla yüzü kızarmıyor. Başbakan ve AKP, böylece kendine karşı çıkan herkesi; demokrasi karşıtı, 12 Eylülcü, darbeci, terörden rant sağlayan, statükocu, Ergenekoncu ... diye suçlayarak sindirmek istiyor.
AKP ve Başbakan sadece bugün kendi bulunduğu yeri “Dünyanı merkezi” ilan etmiyor; aynı zamanda tarihi de kendisiyle başlatıyor. Örneğin 12 Eylül Anayasası’nı AKP eleştiriyorsa bu tarihte yapılan ilk eleştiridir. Ondan önce 12 Eylül’e canı kanı pahasına karşı çıkanlar, aylarca işkence görenler, yıllarca cezaevinde yatanlar, onlar 12 Eylül Anayasası’na “evet” oyu verirken “hayır” deme cesaretini gösterenler, ...yoktur!
Utanmazlığın bu kadarı olmaz dememek gerekiyormuş, oluyormuş!
Sorunlar karşısında çözümsüzlüğü büyüdükçe, megalomanisi de büyüyen Erdoğan, yeni keşiflerle ilerlemektedir.
Önceki gün, ünlü “muhalefetle görüşme” çerçevesinde, DSP Genel Başkanı Masum Türker’le görüşen Başbakan Erdoğan, “Terörü yenmek için profesyonel askerlerle gerilla savaşı yürütüleceğini ve 175 yeni karakolun yapılacağını” söylemiş. Yani Başbakan’ın Kürt sorununun çözümüne bulduğu yeni harika çözüm; herkesin desteklemesini isteği çözüm buymuş!
Başbakan şimdi bu çözümün de ilk ve kendisi tarafından icat edildiğini söyleyecek. Oysa bu “çözümü”, 1990’ların ilk yarısı boyunca Tansu Çiller-Mehmet Ağar-İbrahim Şahin takımı uygulamıştı!
Zamanın Başbakanı Tansu Çiller bu stratejiyi; “Artık böcek yiyen böceklerle savaşı sürdüreceğiz” diyerek, kontrgerilla timleri kurduklarını ilan etmişti. “Özel Tim”in bölgede görev alması, JİTEM ve Hizbullah, bu amaçla devreye sokulmuştu. Ne var ki, 30 bin kişinin ölümüne yol açtıktan sonra bu kontrgerilla faaliyeti başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Nitekim “açılım” fikrine bile, Başbakan’ın adamları tarafından bu başarısızlık referans gösterilerek kamuoyunda meşruiyet aranmıştı.
Şimdi öyle anlaşılmaktadır ki Başbakan dönüp; Türkiye’de en kirli savaş yöntemlerinin kullanıldığı, gazetecilere, aydınlara, Kürt siyasetçilere suikastlar, gazete binalarını bombalamalar, köy yakmalar, faili meçhuller, kayıplar, infazlar dönemine geri dönmek için destek istemektedir. Ve yarın muhtemelen bunu da ilk kendilerinin keşfettiğini söyleyecektir Erdoğan ve partisi.
Ancak buna kimseyi inandıramayacaktır.
Kaldı ki, bütün bu kanlı ve kirli savaştan sonra Mehmet Ağar bile bu yolun sonu yok deyip, “Dağdan inip düz ovada siyaset yapmaya” çağırmıştı PKK’yi. Tansu Çiller ise bu insanlık dışı dönemin siyasi sorumlusu olarak siyasete veda etmek zorunda kalmıştı.
“Davadan dönmeyen”, o dönemin tek ünlü kişisi olarak, İbrahim Şahin ise Susurluk Çetesi hükümlüsü ve Ergenekon sanığı (*) olarak zor günler geçirmektedir.
Erdoğan bu eski kontrgerillacıyı, şimdi yarı meczup halde de olsa, (Bu işlerde başarılı olmak için biraz megalomani, biraz meczupluk şarttır) unutmamalıdır.
Eğer Tayyip Erdoğan tutarlıysa; şimdi yapacağı ilk iş bu davada ısrar eden İbrahim Şahin’i bu işin başına getirmek olmalıdır; en azından kendisine başdanışmanı yapmalıdır!
Deneyimiyle devlet tecrübesiyle İbrahim Şahin buna en uygun şahsiyettir! Üstelik cezai ehliyeti olup olmadığı da tartışmalı olduğu için daha da uygundur bu göreve.
Tabii, böyle derken okuyucu şaka yaptığımı düşünüyordur. Ama değil! Eğer Başbakan tutarlı olacaksa bugün geldiği “Kürt sorununun çözümü çizgisi” bunu gerektirmektedir.
Belki buna tek engel, Başbakan, İbrahim Şahin’i yanına alırsa, ona baktıkça; bu “çözüm”ün geride nasıl bir enkaz bıraktığını, daha da kötüsü “Bu çözümü ilk kendisinin bulmadığını” anımsayarak kendisini kötü hisseder!
Yoksa Şahin’in terfi ederek yeniden göreve dönmesi için hiçbir engel yoktur!
(*) İbrahim Şahin’in Ergenekon sanıklığı, bölgede savaşmak üzere, özel bir kuvvet oluşturmak üzere Ergenkoncuların kendisine verdiği bir görevle ilgilidir. Yani Erdoğan’ın şimdi yapmaya kalktığı işi yapmak üzere.http://www.evrensel.net/
"
27 Haziran 2010
Diyarbakır'da Şeyh Said anılacak!
CUMHURİYET'in kuruluşundan sonra Güneydoğu'daki en büyük isyanı başlatan ve yakalandıktan sonra 47 arkadaşı ile birlikte Diyarbakır'da idam edilen, 4- 5 yıl öncesine kadar adının bile anılmasından korkulan Şeyh Said ve arkadaşları için Diyarbakır'da anma etkinliği düzenleniyor. Yarın başlayacak etkinlik nedeniyle Şeyh Said'in fotoğrafları bulunan dev pankartlar Diyarbakır caddelerine asılıyor, fotoğrafları duvarlara yapıştırılıyor. Diyarbakır'ın Dicle İlçesi'nde 1925 yılında başlatılan ve kısa sürede bölgenin bir çok yerine sıçrayan isyanın liderliğini yapan ve isyan bastırılıp yakalandıktan sonra 47 arkadaşı ile birlikte Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde idam edilen Şeyh Said ve arkadaşları için bir dizi anma etkinliği düzenleniyor. Her yıl sadece kentteki İlami Kürt dernekleri tarafından düzenlenen etkinliklere geçmiş yıllarda pek katılmayan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile Demokratik Toplum Kongresi (DTK), bu yıl destek verme kararı aldı. Kendilerine Dicle Fırat Diyalog Grubu adını veren bir oluşum tarafından organize edilen anma etkinliklerine BDP ile DTK'nin yanı sıra, Kürtçe yayınlanan Nubihar dergisi, Çıra Kültür Merkezi ile Din Alimleri Yardımlışma ve Dayanışma Derneği (Diay-Der) de destek veriyor. OLUMLU KARŞILANDI Birkaç yıl öncesine kadar insanların adını bile ağzına almaktan çekindiği Şeyh Said ve arkadaşlarının anma töreni için hazırlanan pankartlar artık rahatlıkla caddelere asılarak insanlar etkinliklere davet ediliyor. Üzerinde Şeyh Said'in fotoğrafı bulunan, `Şeyh Said efendi ve 47 arkadaşının idamının 85'inci yıl dönümünde düzenleyeceğimiz panel ve mevlide tüm halkımız davetlidir' yazılı pankartları ilk kez gören vatandaşlar, "Daha önce değil fotoğraflarının asılması, adını bile kimse korkudan telafüz edemiyordu. Şimdi ise caddelere, sokakları afişleri asılıyor. Bu gelişmeler çok iyi. Yasaklar kalktığı sürece bölgeye barış gelir" dedi. Şeyh Said'in pankartlarının yanı sıra aynı duyuruların yer aldığı fotoğraflı afişler, elektrik direkleri ile boş bulunan duvarlara yapıştırıldı. ASILDIKLARI ALANDA ANILACAKLAR 28 Haziran günü tarihi Ulu Cami önünde Şeyh Said ve arkadaşları için basın açıklamasıyla başlayacak etkinlikler, 29 Haziran saat 14.00'te Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Cegerxwin Kültür Merkezi'nde düzenlenecek panelden sonra Şeyh Said ve arkadaşlarının 1925 yılında asıldığı Dağkapı meydanında basın açıklaması yapılarak, mevlit okunmasıyla sona erecek. Etkinliklere BDP ile DTK'den yetkililerin yanı sıra Şeyh Said'in torunları Abdillulah Fırat, Diyadin Fırat, Bedri Fırat, Samed Bilgin, Felat Özsoy ile Tahsin Sever de katılıyor. http://www9.gazetevatan.com
|
22 Mayıs 2010
'Öykü'nün balonu hukukla bağdaşmaz'
'Öykü'nün balonu hukukla bağdaşmaz'22/05/2010 10:11 5 yaşındaki kızın mahkûmlara gönderdiği balonlar Adalet Bakanlığı'nı karıştırdı. Balonlara izin veren cezaevi yetkilileri uyarılırken Adalet Bakanı 'Hukuk devletiyle bağdaşmaz' dedi RİFAT BAŞARAN ANKARA - Öykü isimli küçük kız, anne ve babasının başlattığı cezaevindeki siyasi mahkûmlarla mektuplaşma kampanyasına katılarak, sevdiği balonları onlara hediye olarak gönderince, Adalet Bakanlığı’nı karıştırdı. İki yıl önce Adil ve Tülin O. adlı kişilerin siyasi tutuklu ve hükümlülerle başlattığı mektuplaşma kampanyasına 5 yaşındaki küçük kızları Öykü de katıldı. Balonları çok seven minik Öykü mektuplarının arasında hediye olarak balon koydu. Bazı cezaevi yönetimleri balonları tutuklu ve hükümlülere verirken, bazıları ‘tehlikeli ve sakıncalı’, bazıları da ‘mevzuata aykırı’ olduğu gerekçesiyle teslim etmedi. Balon mevzuata aykırı BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi vererek, cezaevine balon alınmasının ne gibi sakıncasının olduğunu Meclis gündemine taşıdı. Bakan Sadullah Ergin, hükümlü ve tutukluların yılbaşı, sadece doğum günü ve dini bayramlarda dışarıdan gönderilen ve kurum güvenliği için tehlikeli olmayan hediyeyi kabul etme hakkına sahip olduğunu, hediye olarak da ancak ‘kitap ve giyim eşyasının’ kabul edebileceğini belirtti. Balonların cezaevine alınması halinde arkasından bir sürü eşyanın girmesinin önüne geçemeyeceklerini belirten Ergin, şu açıklamayı yaptı: “Cezaevleri, haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü ve tutuklama kararı bulunan kişilerin barındırıldığı kurumlar olup, etkin ve verimli idare edilebilmeleri güvenlik ve disipline bağlıdır. Bu unsurlar ceza infaz kurumları kadar, hükümlü ve tutuklular için de vazgeçilmez öneme sahiptir. Aktif güvenlik bağlamında güvenlik ve disiplin ise önceden yetkili irade tarafından konulmuş kural ve kaidelerle sağlanır. Bu usul ve kurallara uymak hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Söz konusu balonların hükümlülere verilmemesi, balonların sakıncalı veya tehlikeli olduğundan değil, kurum işleyişini düzenleyen kurallara uymak gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. Aksi bir düşünce, kullanılması ve bulundurulması yasak olmayan balon gibi daha bir çok eşya ve maddenin ceza infaz kurumlarına serbestçe ve sınırsızca sokulmasına olanarak tanır ki, bu durum yukarıda anılan tüm hukuksal düzenlemeleri anlamsız kılar ve hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmaz.” Cezaevlerine balon uyarısı Ergin, bazı cezaevi yönetimlerinin gönderilen balonları tutuklu ve hükümlülere teslim ettikleri için uyarıldığını mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle cezaevlerine balonun girmeyeceğini kaydetti. Cezaevi yönetimlerinden mevzuata aykırı davranış beklenilmemesi gerektiğini kaydeden Ergin, bugüne kadar keyfi uygulamanın sözkonusu olmadığını savundu. Balonlar tahliye bekliyor Ergin, bugüne kadar cezaevlerine gönderilen balonların akıbeti konusunda ise, “Mektuplarla gönderilen balonlar hükümlülerden tutanak karşılığında, hükümlünün ceza infaz kurumundan tahliyesi sırasında ya da istedikleri taktirde ziyaretçilerine verilmek üzere kurum emanet eşya deposuna alınmıştır” açıklamasını yaptı. http://www.radikal.com.tr | |||
7 Mayıs 2010
Unutulmadılar: Deniz, Yusuf, Hüseyin...
| |||
12 Mart darbecileri tarafından haklarında verilen ölüm cezası 6 Mayıs 1972'de infaz edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara Karşıyaka'daki mezarları başında anıldı. BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak da törene katıldı. Yıldönümü nedeniyle açıklama yapan EDP Genel Başkanı Ziya Halis “Bugün Deniz olmalı, Yusuf olmalı, Hüseyin olmalı” dedi. 06 Mayıs 2010 Perşembe 68 kuşağının devrimci gençlik liderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 38'inci yılında Ankara Karşıyaka'daki mezarlarının başında binlerce kişi tarafından anıldı. Düzenlenen anma törenine Deniz'lerin 68'li mücadele arkadaşları, gençlik grupları, demokratik kitle örgütleri ve bazı siyasi partilerin temsilcileri katıldı. HALİT ÇELENK: 'ÜÇ FİDAN HER DİRENİŞTE BİR KEZ DAHA YEŞERİYOR' İnfazlarda da hazır bulunan ve anılarında yazan, Deniz Gezmiş'in avukatı Halit Çelenk'in mesajını eşi Şekibe Çelenk okudu. Halit Çelenk, “Denizseverler, Yusufseverler, Hüseyinseverler” diye başladığı mesajında, bacağının kırık olması nedeniyle, çok istediği halde anmaya katılamadığını belirterek, “Oysa infazlardan bu yana her 6 Mayıs sabahı oraya gelir, sevgili dostlarımla ve sizlerle birlikte olurdum. Bu kez bu beraberlikten yoksun kaldığım için çok üzgünüm. Onların onurlu duruşları, dünya görüşleri, inançları ve sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için verdikleri mücadele, aradan bunca yıl geçmesine rağmen sermaye sınıfı ve onun temsilcisi siyasal iktidarları korkutmaktadır. Ve yine bu nedenle Denizler, Türkiye emekçi sınıfının yükselen bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde bayrak olmaya ve her yeni direnişte bir kez daha yeşermeye devam ediyorlar. Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i kucaklarken sizlere de en içten sevgilerimi sunuyorum” dedi. GÜLTEN KIŞANAK: 'ONLARIN HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN BİRLEŞELİM' “Bizler bu ülkede sıkıyönetim, darbeler, darağaçları, işkence tezgahları görerek buraya geldik. Ama bu işkence tezgahları mücadelemizi engelleyemeyecek. Bugün faşistlerin, derin devletin bütün provokasyonlarına, kışkırtmalarına rağmen halkların kardeşliği zedelenmedi, zedelenemeyecek. Denizlerin hayalini gerçekleştirmek için güçlerimizi ortaklaştırmak günümüz devrimcisinin görevidir.” SON SÖZLERİ OKUNDU Konuşmaların ardından, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinden önce söyledikleri son sözleri hep bir ağızdan okundu. Anma törenine katılanlar, Gezmiş ve arkadaşlarının mezarına kırmızı karafiller ve yarısı içilmiş sigaralar bıraktı. Deniz'lerin 68'li arkadaşlarından hüzünlenip ağlayanlar oldu. Türkçe ve Kürtçe ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’ sloganları atıldı. ZİYA HALİS: 'BUGÜN DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN OLUNMALI' Ankara Karşıyaka Mezarlığındaki anma törenine solun yeni partisi EDP de sarı-mor renkli flamalarıyla katıldı. Eşitlik ve Demokrasi Partisi Basın Bürosundan verilen bilgiye göre, EDP Genel Başkanı Ziya Halis, 6 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın anısına bir mesaj yayınladı. Denizlerin bağımsız özgür ve eşit bir Türkiye özlemiyle yola çıktığını vurgulayan Ziya Halis mesajında şöyle dedi: “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 38. yılında onları saygı ve sevgiyle anıyoruz. Denizlerin idam edilişlerinin 38. yılında henüz onların istediği bağımsız, özgür ve eşit bir Türkiye’yi yaratamadık biliyoruz. Denizlerin idam edilişlerinin 38. yılında henüz onların istediği halkların kardeşliğini de başaramadık bunu da biliyoruz. Ancak görüyoruz ki 38 yıl aradan sonra, bugün hala onları unutmadık. 1 Mayıs’ta yüz binlerce insanın alanlara çıkması, darbe ve darbecilerin isimleri silinirken, Denizlerin isimlerinin giderek yaygınlaşması onların istediği ve bizlerin de yıllardır özlemini duyduğu bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye hayalinin çok da uzaklarda olmadığını gösteriyor. Bunun bilinciyle onları, idam edilişlerinin yıl dönümlerinde saygıyla anıyoruz. “ İSTANBUL'DA YÜRÜYÜŞ İstanbul'da 'Emek Gençliği'nin çağrısıyla, Deniz, Yusuf ve Hüseyin'i katledilişlerinin 38. yılında anmak üzere Taksim'den Dolmabahçe'ye saat 18.00'de bir yürüyüş yapılacak. Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel'in de katılarak bir konuşma yapacağı Dolmabahçe'deki anmada, aydınlar, yazarlar, öğrenci ve işçi temsilcileri konuşmalarıyla katkı sunacaklar. İZMİR'DE KİTLESEL ANMA 'Üç Fidan' bu yıl İzmir'de gerçekleştirilen kitlesel yürüyüşle anıldı.Yürüyüşe çeşitli parti, demokratik kitle örgütü ve sendikalara üye 500'den fazla kişi katıldı. Konak Eski Sümerbank önünden başlayan yürüyüş boyunca "Yusuf, Hüseyin, Deniz, sürüyor, sürecek mücadeleniz", "Deniz, İbo, Çayan, savaşa devam", "Adınız onur, gün olur hesap sorulur" gibi sloganlar atılırken, yürüyüşe katılanlar "Atina'da düşene, dövüşene bin selam" sloganıyla da hükümetin hazırladığı ekonomik kısıtlama paketine karşı sokaklara dökülen Yunanistan halkına desteklerini gösterdiler. Cumhuriyet Meydanı'na gelindiğinde saygı duruşunun ardından katılımcılar adına hazırlanan basın açıklaması Türkçe ve Kürtçe olarak okundu. Açıklamada, Gezmiş, Aslan ve İnan'ın gençliğin ve ezilenlerin yüreğinde yaşamaya devam ettikleri vurgulanarak, kendilerine yönelik hiçbir karalama çabasının tutmayacağı ifade edildi. Bugünün Türkiye'sinin en önemli ihtiyacının Kürt ve Türk emekçilerin mücadelesinin birleştirilmesi olduğunun dile getirildiği açıklamada, "Denizleri anmak, emekçilerin başta yaşam hakkı olmak üzere eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, barınma, çalışma haklarını savunmak demektir" denildi. Eylem, basın açıklamasının Kürtçe okunması ile sona erdi. (yurtsuz.net) Fotoğraflar: Haydar Ata - ANKARA - Özgür Martin - İZMİR Yukardan aşağıya: 1, 2, 3 Ankara Karşıyaka Mezarlığı; 4, 5, 6, 7 İzmir
|
5 Mayıs 2010
'Askere sivil yargı yolunun açılması'na 336 evet oyu..
| |||
T24 - TBMM Genel Kurulu'nda süren Anayasa değişikliği teklifi 2. tur görüşmelerinde, teklifin 16. maddesi 72 ret oyuna karşı 336 oyla kabul edildi. Görüşmelere kısa bir ara verilirken aranın ardından "Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri"yle ilgili değişiklik öngören 17. madde görüşülüp oylanacak. CHP lideri Deniz Baykal Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın görev ve yetkileriyle ilgili maddenin paketten düşmesi halinde kalan maddelerle ilgili oylama katılıp, ellerinden geleni yapcaklarını söylemişti. Bu arda ilk turda 331 kabul oyu alan 17. madde, ilk tur oylamasında en az kabul oyu alan maddeydi. Baykal: 2 madde de düşerse 'evet' diyeceğiz Genel Kurulda gizli oylamaya 410 milletvekili katıldı. Oylamada 336 kabul, 72 ret oyu kullanıldı. Oylamada, 1 çekimser ve 1 de boş oy çıktı. Teklifin 16. maddesiyle Anayasa'nın ''Askeri Yargı'' başlıklı 145. maddesinde değişiklik yapılıyor. Yeni düzenlemeyle askeri kişilere sivil yargı yolu açılıyor, sivillerin savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacağı hükmü getiriliyor. Birinci turda, teklifin 16. maddesine ilişkin gizli oylamaya 407 milletvekili katılmış; oylamada 337 kabul, 70 ret oyu kullanılmıştı. 'Türkiye, Filistin değil' Madde üzerinde verilen önerge nedeniyle söz alan BDP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in partili milletvekili arkadaşlarına karşı ''ayrımcı'' tutum izlendiğini öne sürdü. ''Savaş var bu ülkede dediği için bir arkadaşının susturulmak istendiği'' görüşünü savunan Kurtulan, ''Toplumca kabul edilen bir gerçeğin üstünü örtmenin gereği yok. Hala ülkemizin dört bir yanına cenazeler gidiyorsa, 50 bin insanımızın ölümünden söz ediliyorsa bunun adı savaş değil de nedir, sormak isterim'' diye konuştu. Kurtulan, dün akşam (3 Mayısı 2010) da bir arkadaşının ''çocukların neden taş attığının gerekçelerini anlatmaya çalıştığını, bu arkadaşının susturulmak istendiğini'' savunan Kurtulan, ''Savaş içinde doğan, büyüyen çocuklar ne yapar diye sormak isterim. Filistin'de çocuklar ne yapıyorsa, Kürt çocukları da onu yapıyor. Tasvip etmesek de maalesef böyle bir gerçekle karşı karşıyayız'' diye konuştu. TBMM Başkanı Şahin, Kurtalan konuşmasını tamamladıktan sonra, ''Türkiye, Filistin değildir, Orta Doğu değildir. Türkiye vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütün, bağımsız bir ülkedir. Türkiye'yi nasıl Filistin'e, Orta Doğu'ya benzetirsiniz. Ne alakası var? Talihsiz bir benzetmedir'' dedi. Ufuk Uras oy kullandı BDP İstanbul milletvekili Ufuk Uras, 2. turda diğer maddelerin aksine Genel Kurul'a girerek, 16. madde için oy kullandı. Bu arada, Genel Kurul Salonu'nda tansiyon sorunu nedeniyle rahatsızlanan AKP Ağrı milletvekili Fatma Salman Kotan, milletvekilleri tarafından dışarı çıkarılırken daha sonra oy kullandı. Oylama ardından Genel Kurul'da Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerine ara verildi. Aranın ardından kritik, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileriyle ilgili 17. madde görüşülmeye başlanırken, 17. madde Anayasa değişikliği ilk tur görüşmelerinde ilk turda 331 kabul oyuyla en az oyu almıştı. Anayasa değişikliği teklifi 17. maddesi nedir? Madde (17): Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinde değişiklik yapılarak, kişisel başvuru hakkı tanınıyor. Buna göre, kişiler, ''Anayasa şikâyeti'' başvurusunda bulunabilecek. Herkes, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilecek. Anayasa şikayetinde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacak. Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak. Anayasa Mahkemesi'nin yapısıyla ilgili Anayasa'daki madde nedir? Madde 148: Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz. Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar. Yüce Divan kararları kesindir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir. http://www.t24.com.tr/ |
4 Mayıs 2010
Parti kapatma maddesi düştü
Parti kapatma maddesi düştüT24 - TBMM Genel Kurulu'nda, Anayasa değişikliği teklifinin siyasi partilerin kapatılmasını Meclis'te kurulacak komisyonun iznine bağlayan 8. maddesine 327 kabul oyu verildi. Madde, 330'un altında kabul oyu çıktığı için paketten düşerken AKP oylamada en az 8 fire verdi.
04.05.2010
Devlet Bahçeli 8. maddenin paketten düşmesiyle ilgili olarak "Hayırlı oldu. İktidarın, bu gelişmeyi dikkate alarak, değişikliklerle ilgili tasarruflarını gözden geçirmesinde yarar var" ifadelerini kullandı. CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay da düşen maddeyle ilgili olarak "Milletvekilleri vicdanlarının sesisini dinledi" derken, Başbakan Erdoğan teklifin geri çekilmesinin söz konusu olmadığını belirterek "Ben demoktratik parlamenter sistemin bir gereği olan bu neticeyi hayırlı buluyorum" dedi. Devam Anayasa değişikliği 2. tur görüşmelerinde teklifin 9. maddesi 69 ret oyuna karşı 340 oyla, 10. maddesi 73 ret oyuna karşı 335 oyla kabul edildi. Teklifin 9. maddesiyle Anayasa'nın ''Dilekçe Hakkı'' başlıklı 74. maddesinde değişiklik yapılıp TBMM'ye bağlı ''Kamu Denetçiliği Kurumu'' (ombudsmanlık) oluşturulurken, 10. maddesiyle de ''Milletvekilliğinin Düşmesi'' başlıklı 84. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Bu düzenlemeyle de parti kapatmada milletvekilliğinin düşürülmesi uygulamasına son veriliyor.
TBMM Genel Kurulu’nda 2. tur görüşmeleri önceki gün başlayan anayasa değişikliği teklifi oylamalarında “8. madde depremi” yaşandı. İlk turda BDP’nin 5 kişilik desteği ile 337 oy alan ve siyasi partilerin TBMM izniyle kapatılmasını düzenleyen madde, 2. turda 327 kabul oyu alarak anayasa gereği paket dışında kaldı.
Paketin tartışmalı görülen üç maddesinden biri olan bu düzenlemenin oylamasında AKP, 8 ile 13 arasında fire verdi. Başbakan Erdoğan “yola devam” mesajı verdi, gözler şimdi diğer iki kritik maddeye çevrildi.
2. tur görüşmelerinin ikinci günü sakin başladı. Muhalefet grup önerisi vermeyerek görüşmelere hemen geçilmesini sağladı. Teklifin grev ve lokavt hakkını düzenleyen 7. maddesi, 71 ret oyuna karşı 337 oyla kabul edildi.
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, madde üzerindeki önerge nedeniyle yaptığı konuşmada “Erdoğan’ın emir ve talimatları yerine, tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi tüm baskılara direnerek oyunuzu kullanın” dedi.Teklifin en kritik maddelerinden parti kapatmayı Meclis iznine bağlayan 8. madde üzerindeki oylama, iktidar ve muhalefette gergin bekleyişe yol açtı.
İtiraz üzerine iki kez sayıldı
Kabul oylarının kritik eşikte kaldığının ortaya çıkması üzerine oy sayımı 2. kez yapıldı. İlk sayımın ardından CHP sıralarından basın locasına “327 oyla reddedildi” bilgisi iletildi. Başkanlık Divanı’nın AKP'li üyelerinin, “sayımda bir yanlış olmasın” demeleri üzerine oylar yeniden sayıldı. Sonuç değişmeyince önce Başkanlık Divanı’nın AKP'li üyeleri, ardından AKP grup yönetimi ve kabine üyeleri “şok” yaşadı. AKP'li divan üyeleri arasında da “Yandık. Galiba teklifi geri çekeceğiz” görüşü dile getirildi.
Sonucu iktidar kulisinin bahçesinde oturarak takip eden Başbakan Erdoğan’a kötü haberi verme görevi AKP Konya Milletvekili Özkan Öksüz’e düştü. Öksüz’ün, baş parmağını yere doğru çevirmesiyle morali bozulan Erdoğan, kendisine getirilen meyvayı da geri gönderdi.
Dün ayrıca ombudsmanlık kurumunu düzenleyen 9. madde 340 oyla, parti kapatmada milletvekilliğinin düşürülmesi uygulamasına son veren 10. madde 335 oyla, TBMM’nin Başkanlık Divanı’nın oluşumunu düzenleyen 11. madde 336 oyla, YAŞ kararlarına yargı yolunu açan 12. madde 338 oyla, memura toplu sözleşme hakkı veren 13. madde 339 oyla kabul edildi.
Erdoğan: Arkadaşlar iradelerini kullandı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Milletvekili arkadaşlar oylamalarda hakları olan iradelerini kullandılar. Biliyorsunuz, kulübelere kimin dikta ile tatbikat uyguladığı burada çok güzel ortaya çıkıyor” dedi. Erdoğan, sonucun açıklanmasının ardından ilk olarak AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, daha sonra sırasıyla Grup başkanvekilleri Mustafa Elitaş ve Suat Kılıç, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ile görüşmelere başladı. Yüzünün asıldığı dikkati çeken Erdoğan, Genel Kurul’a giderken, gazetecilerin soruları üzerine şunları söyledi:
Diktacılar ortada
“ Benim bu noktada arkadaşlarıma ne denli bir dikta uyguladığım ortada ama kendi milletvekillerine, grubuna inanmayanların, milletvekillerini kulübeye dahi göndermeyenlerin demokratik anlayışlarının da ne olduğu gayet güzel şekilde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla demokratik, parlamenter sistemin bir gereği olan bu neticeyi hayırlı buluyorum. Fakat tabii gönlüm bundan yana değil. Çünkü, bu ülkede siyasi partilerin kapatılmasına karşı olduğumuz için, ülkemizin kapatılmış siyasi partiler mezarlığı olmasını istemiyoruz. Böyle bir şeyi düşünmüyoruz. Siyaset yapanlar gayet rahat yapsın, demoklesin kılıcı devamlı başlarında sallanmasın. Sonuna kadar yolumuza aynı kararlılıkla devam edeceğiz.”
BDP tepkisi mi?
AKP kulislerinde 8. maddedeki firenin çok çıkmasının nedeni olarak milliyetçi kökenli milletvekillerinin BDP yakınlaşmasına tepki göstermesi dile getiriliyor. BDP’nin de kapatılmasının zorlaştırılacağını düşünen milliyetçi kökenli vekillerin buna tepki gösterdikleri kulislerde en çok konuştukları konu. Hatta kulislerde bu maddeye yönelik organize bir çalışmayla hareket edildiği ve bu sonuç alındığı iddiası da dile getiriliyor. Bu maddeden sonraki maddelerde çıkan oy sonucunun yüksekliği de vekillerin özellikle bu maddeye yönelik bir tepkisel tutum takındığı düşüncesinin öne çıkmasını sağlıyor.
Perde arkası
İkinci turda kontrol yok
Anayasa değişikliği teklifinin 1. tur gizli oylamalarına, AKP milletvekillerinin “kontrollü” olarak ve zaman zaman “göstere göstere” oy kullanmaları damgasını vururken, 2. tur oylamalarda kontrol sistemi açıkça uygulanamadı.
2. tur oylamalarında benzer tartışmalara yol açmamak için şu önlemler uygulandı:
- Oy kullanma kabinlerinin hemen yanıbaşındaki sıralarda oturan bakanlar yerlerini terketti. Aynı şekilde komisyon sıraları da boşaltıldı.
- Başkanlık Divanı katibi, milletvekillerinin isimlerini tek tek okudu. Yığılma ihtimali doğduğunda okumaya ara vererek kabinler önünde kalabalık oluşmasını engelledi.
- AKP yönetimi, milletvekillerini zarflarını dışarıda göstermemeleri ve birbirlerinin oy zarflarına bakmamaları için uyardı.
- 1. tur oylamanın aksine milletvekilleri tek tek geldikleri kabinlerde perdeleri örterek oyunu kullandı. Böylece daha kabinlere girmeden oy pullarını zarfa koyma uygulamasından vazgeçildi.
- Zarflarını kabin içinde kapatan milletvekilleri, arta kalan pulları kabindeki çöp sepetine attı. Bazı milletvekillerinin arta kalan oy pullarını açıkça görülecek şekilde kabin içindeki tahtanın üzerine koymaları ise dikkati çekti.
- Daha önce kabinlerin görüntüsüne yer vermeyen Meclis TV, bu kez milletvekillerinin oy kullanma kabinlerine giriş ve çıkışlarını yayınladı.
- Milletvekilleri oy kabinlerine giriş ve çıkışlarda birbirleriyle temas kurmamaya gayret ettiler.
- Vekillerin oy zarflarını kupalara attıktan sonra birbirleriyle şakalaştıkları gözlendi.
- Kavaslar oy kupalarını boşalttıktan sonra diplerini Başkanlık Divanı katiplerine gösterdi.
Jammer sistemi kapatıldı
Eylül 2007’de milletvekillerinin cep telefonlarıyla konuşmasını engellemek için sinyal bozucu jammer sistemi genel kurula kuruldu. Ancak bu sistem, o zamandan bu yana ilk kez, Anayasa paketinin ilk tur görüşmelerinden hemen önce kapatıldı. Böylece, hem milletvekillerinin işlerini Genel Kurul’dan telefonlarla takip etmeleri sağlanmış oldu, hem de oylamaya geç kalan veya oylamanın başladığından haberdar olmayan milletvekillerine telefonla kolayca ulaşılmasının önü açıldı. Bu önlem “AKP yönetiminin fireleri önlemesi açısından bir kolaylık” olarak da yorumlandı.
‘Kişilikli olan fikrini söylerdi’
Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, anayasa değişikliği teklifinin 8. maddesinde AKP içinde yaşanan fireler için “Farklı düşüncelerde olsalardı bunu yapılan toplantılarda çok net olarak dile getirmeleri gerekirdi. Doğruluk, dürüstlük, kişilikli olmak bunu gerektirirdi” dedi. Yazıcı, TBMM’de gazetecilerin konuyla ilgili soruları üzerine şunları söyledi:
“İnsan bazen kazaya uğrar, bir yere çarpar, çarptıktan sonra kendisine gelir, tekrar bir empati yapar. Türkiye’nin çıkarına, ülkenin çıkarına dönük düşünüp bakar. Büyük bir ihtimalle bakacaklardır.”
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de, “8-10 arkadaşımızın demek ki kafasında karışıklık var, demek ki bir sıkıntı var. Bunların kim olduğunu da bilmiyoruz. Kim olduğunu bilsek gelse deseki ‘ben bu konuda tatmin olmadım’ bir daha, on daha konuşacaksınız” dedi.
Sakık: Bizi günah keçisi ilan etmeyin
BDP Muş Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Sırrı Sakık, siyasi parti kapatmalarıyla ilgili paketten düşen 8’inci maddeyle ilgili olarak AKP'lilere, “Bizi günah keçisi ilan etmeyin, kendi vekillerinizi ikna edemiyorsanız BDP’ye tek kelime söylemeye hakkınız yok” diye seslendi.
TBMM’de söz alan Sakık, AKP'lilere, “Bizim kalbimiz kötülük kuyularından su çekmez. Niye bu noktada olduğunuzu kendinize soracaksınız. Bizimle oturup tartıştınız mı niye bizi yok saydınız ötekileştirdiniz? Bir sözcünüz çıktı ‘Ergenekon’la birlikte hareket ettiler’ dedi. Ergenekon bizim katilimizdir. Hiçbir dönem katille mağdur yan yana olmaz” dedi.http://www.t24.com.tr/haberdetay/76641.aspx
04.05.2010 Salı