82 anayasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
82 anayasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2010

Kenan Evren'i koruyalım!


Kenan Evren'i koruyalım!

Buradan bir çağrı yapıyorum:
Evren’i koruyalım; hem de gözümüz gibi !

ImageYüksel Işık

isikyukselk@gmail.comBu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Salı, 27 Temmuz 2010


Referanduma konu olan maddelerden birini de, 12 Eylül mağduru milyonların ağzına bir parça bal sürmeyi amaç edinen geçici 15. Maddenin kaldırılması oluşturuyor.

Bu maddenin, simgesel bir anlamı var; zira darbecilerden Evren’i hedeflediği ve böylece demokratik bir anayasanın kapısının aralandığı izlenimi yaratılmak isteniyor. Kendi yaptığından daha anti demokratik bir anayasa düzenlemesi yapıldığının farkında olan Kenan Evren, referandumda “evet” çıkması halinde “kafasına sıkacağı”nı tekrarladığı belirtiliyor.

Kendisinin kefil olduğu 82’ Anayasası’na “evet” oyu verip oranın yüzde 92’ye çıkmasına neden olanların, politik hedeflerine ulaşmayı kolaylaştırmak amacıyla geçici 15. Maddeyi de vitrine koyduğunu biliyor. Evren bu, altta kalır mı; “…sadece bir kurşun! Bumm! Ben, kendi işimi kendim hallederim. Onlara beni yargılama zevkini tattırmam” diyor.

Blöf mü yapıyor, içten mi söylüyor; bilinmez. Bilinen Evren’in önemli bir tarihsel sürecin “kara kutusu” niteliği taşıdığıdır. Evren’in bildiklerini bütün toplumun bilmesi sağlanmadan Evren’in “göçüp gitmesi”, Türkiye demokrasisi açısından büyük bir kayıp anlamına geliyor. Hükümet’in, önce 22 Şubat’ta, ardından da geçtiğimiz günlerde, çok sayıda muvazzaf ve emekli generali hedefleyen operasyonlarının ana kaynağı da Evren’i gösteriyor. 12 Eylül’ün nasıl gerçekleştiği bilinmeden, gözaltına alınan, tutuklanan generallerin tümünün içeri tıkılması, Türkiye demokrasisinin niteliğinde bir değişime yol açmayacağı anlaşılıyor.

12 Eylül’ün astığı astık, kestiği kestik generali Evren’in, kendilerini yargılama ihtimaline meydan okuması hali, beni korkutuyor. Bu nedenle kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek olan Evren’i koruma fikrine ulaşmış bulunuyorum. Evren’in hüküm sürdüğü döneme ilişkin devletin “üç maymun”u oynama nedenini öğrenmemiz gerekiyor. Öğrenebilmemizin yolunun Evren’in yaşatılması için gerekli önlemlerin alınmasından geçiyor.

Evren’in yaptığı darbe nedeniyle üç yıla yakın Mamak Cezaevi’nde işkencelere; iki yıl boyunca Van ve Çorum’da polisin aşağılamasına; 18 ay süren sakıncalı piyadeliğim nedeniyle askerlik süresince “vebalı” muamelesi görmüş biri olarak, gözaltına alınmasını, tecride konulmasını değil; korunmasını öneriyorum. “Kefili” olduğu Anayasa’ya Erzincan’ın küçük bir dağ köyünde 13 hayır oyu çıktı diye “hayır oyu” verenlerin evlerini alt üst ettirdiği için izole edilmesini değil; can güvenliğini sağlayarak öğreneceklerimizi bir an önce öğrenebilmek için korunması gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye demokrasinin Evren’in “naçiz vücudu”na değil, sahip olduğu bilgiye ihtiyacı var ve bu bilgi için Evren’in yaşama hakkını titizlikle korumamız gerekiyor.
Korumanın bin bir yolu var ama öncelikle “beylik silahı”na el konulması lazım. “Evet” çıkması halinde intihar edeceğini belirten birinin silah taşıması, kamu çıkarı açısından tehlike arz ediyor. “Evet” çıkmama ihtimaline güvenerek, Evren’i korumaktan imtina edilemez. Bu ülkenin, yaşı hayli ilerlemiş, bir zamanların kudretli paşasından öğreneceği çok şey var.
İhtimal zayıf ama “evet” oyu çıkması halinde kimsenin Evren’in kapısına dayanıp sorgulaması mümkün görünmüyor. Zira sekiz yıldır Hükümet eden AKP’nin zaman aşımı süresinin dolmasını beklemiş olması pek manidar görünüyor. Gene de bendeki Evren’i yargılama isteği, okuldaşım ve arkadaşım Necdet Adalı’yı, onca kuşkuyu hiçe sayıp darağacına göndermesinden değil; Türkiye’nin karanlık geçmişinin açığa çıkartılması sürecinde anahtar niteliği taşımasından kaynaklanıyor.
Evren’in kullandığı, “kendi işimi kendim hallederim” ifadesi, bir çeşit suç itirafı anlamına geliyor. O halde buradan bir çağrı yapıyorum: Evren’i koruyalım; hem de gözümüz gibi!

http://www.habercek.com/

23 Temmuz 2010

"REFERANDUM" NEDEN BOYKOT EDİLMELİ


"REFERANDUM" NEDEN BOYKOT EDİLMELİ..!


EvcioğluHaber-
Anayasa değişikliği ilie ilgili; aşağıda okuyacağınız, sadece bir Evet yada Hayır seçeneği değildir.. Aynı zamanda, evrensel hukukta yer alan ve bizim anayasamaızda da yer alarak bu ülkede yaşayan her yurtdaş için vazgeçilmez bir hak olan Yurttaşlık hakkını içine alan bir Anayasa için olması gerekli İnsan hakları anlatımıdır. Ya gerçekten bir hak vardır, veya varmış gibi olmaz..! Yoktur...
Sn; Av. Ali Ersin Gür ve Özgür Martin tarafından kaleme alınan ve neden evet yada hayır diyeceğiz; yada katılmayarak boykot edeceğiz..

İşte bu yazıda ...

23.07.2010


NEDEN BOYKOT?

Halen yürürlükte olan 82 Anayasası, gerek hazırlanışı ve halk oyuna sunuluşu, gerekse de içerik ve üslubuyla daha ilk günden itibaren devrimci, demokrat ve yurtseverlerin eleştirilerine maruz kalmıştır. 82 Anayasasını eleştiren güçlerin, zayıf, cılız ve dağınıklığı nedeniyle ne yazık ki ülkemiz 28 yıldır bu darbe anayasası ile yönetilmekte ve hukuk sistemimiz de doğal olarak buna göre biçimlendirilmektedir.

Darbe anayasası 28 yılda 16 kez değişikliğe uğramış olsa de darbeci ruhunu muhafaza etmeye devam etmektedir. Son zamanlarda toplumun büyük çoğunluğunca; mevcut anayasa yerine yeni bir sivil ve demokratik anayasa hazırlanması talebi dillendirilmekte ve bunun için toplumsal baskı yükselme eğilimindeyken, AKP hükümeti bir manevra ile mevcut anayasada kısmi değişiklikler yapma yoluna gitmiştir.

Değişikliğin hazırlanışındaki antidemokratik yöntemi bir kenara bırakırsak; AKP bu manevrasıyla bir taşla iki kuş birden vurmayı planlamaktadır.

Birincisi, toplumun yeni bir sivil ve demokratik anayasa talebini zayıflatarak ertelemek ve darbe anayasasının ömrünü biraz daha uzatarak halk karşıtı saltanatlarına devam etmek.

İkincisi ise AKP Hükümeti bu değişiklikleri yaparken öylesine kurnazca ve sinsi davranmıştır ki yarattığı illüzyonik atmosferle kendi iktidarını pekiştirme amaçlı düzenlemeleri bile halk yararınaymış gibi göstermeyi becermiş ve bir çok “aydın ve solcu” insanımız tuzağa düşerek bu oyuna gelmişlerdir.

A-USULE İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ:

1-Öncelikle şunu belirtelim ki AKP Hükümeti, bu anayasa değişikliği paketini hazırlarken; Meclisteki çoğunluğuna güvenerek kendi dışındaki siyasi partiler, üniversiteler, yerel yönetimler, sendika ve dernekler vs. gibi kurumların düşüncelerine başvurmayı aklından bile geçirmemiştir. Böylece AKP Hükümeti kendi anayasa paketini hazırlamış ve parmak çoğunluğuyla da meclisten geçirmiştir.

2-Anayasada yer almasına gerek olmadan da devletin görevleri arasında olan birtakım hususların (çocukların, yaşlıların, özörlülerin vs. korunması gibi) göz boyamak amaçlı olarak pakette yer almasının hiçbir pratik yararı yoktur.

3-Daha önce uluslar arası sözleşmeler ve AİHM kararları gereğince zaten hukukumuza girmiş ve epey zamandır fiilen uygulanmakta olan kimi hususların Anayasa Paketinde yer alması da yeni bir kazanımmış gibi gösterilerek halk aldatılmaya çalışılmaktadır. Uyarı ve kınama cezalarına karşı yargı yoluna gidilmesi gibi vs.

4-Toplumun asıl ihtiyaç duyduğu şey, darbe anayasasını yamalayarak ömrünü uzatmak değil; tamamen yeni, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, sivil ve demokratik bir anayasa hazırlamaktır. AKP Hükümeti halkın bu haklı talebini “külleme” yoluna gitmiştir.

B-ESASE İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ

1-Bize göre doğru olanı, darbe anayasası yerine yukarıda da belirttiğimiz gibi tamamen yeni bir sivil ve demokratik anayasa hazırlama olmalıdır. Şayet kısmi değişiklikler yapılacaksa öncelikle ilk günden beri toplumun büyük bir kesiminin itirazlarına maruz kalan maddelerin kaldırılması veya değiştirilmesi gerekir. Örneğin 1982 Anayasası ile oluşturulan bazı kurumların YÖK, (m.131) MGK (m.118), Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (m.159), Din eğitiminin zorunlu olması (m.24), Diyanet işleri Başkanlığı m.(136) vs. gibi maddelerin kaldırılması ve bu kurumların feshi gerekirken bunlara dokunulmamıştır. Bu durumun demokratik bir hukuk devleti anlayışına ters düştüğü inancındayız.

Öte yandan yasa ile düzenlenmesi gereken kimi hususların anayasa ile düzenlenmesi de doğru bir yöntem değildir. Ör. Yakalama ve tutuklama sebepleri, gözaltı süreleri (m.19), süreli ve süresiz yayının toplatılması (m.28), sporun geliştirilmesi (m.59), mal bildirimi (m.71) gibi. Bu maddelerin de tamamen kaldırılması gerekirken bunlara da dokunulmamıştır.

2-Bir hukuk devletinde idarenin her türlü işleminin yargı denetimine tabi olması gerekirken, ufak makyajlarla konu geçiştirilmiştir. Örneğin HSYK ve YAŞ kararlarının tamamına karşı yargı yoluna gitme yolu açılmamıştır.

3-Askeri yargı –genel yargı ikilemi varlığını sürdürmektedir. Oysaki tüm vatandaşların yasa önünde eşit olduğunu savunuyorsak askeri yargı-sivil yargı ikilemine son vererek herkesin aynı koşullarda normal mahkemelerde yargılanmalarının önü açılması gerekirken bu da yapılmamıştır.

4-Her ikisi de darbe ürünü olan HSYK ile Anayasa Mahkemesi’ni kaldırmak yerine üye sayısında artışa gitme yolu ile bu kurumları “demokratikleştirdikleri” aldatmacasını halka yutturmaya çalışmaktadırlar.

5-AKP Hükümeti, YÖK’te sağladığı hakimiyetinin benzerini yargı üzerinde de kurmaya çalışarak kendi iktidarını pekiştirmeye çalışmaktadır. YÖK vasıtasıyla, 31 oy alan kişi yerine, kendisinden başka sadece 1 kişinin oyunu alan bir zatı muhteremi üniversiteye rektör olarak atadıklarını hepimiz biliyoruz. Bu zihniyetin benzer uygulamaları hukuk alanında da yaşama geçirdiğini düşünebiliyor musunuz?

6-Darbe sonrası koşullarda hazırlanmış olan 12 Eylül Anayasasının en önemli özelliklerinden biri de güçler ayrılığının yürütme lehine bozulacak şekilde düzenlemesidir. AKP Hükümeti bu son anayasa değişikliği paketi ile bu olumsuz durumu daha da ağırlaştırmaktadır.

7-Türkiye koşullarına daha uygun olan “Anayasal vatandaşlık” yerine ulus temelli vatandaşlık muhafaza edilerek somut verili durum ve bazı gerçekler yok sa

C-NEDEN BOYKOT?

Bugün egemen bloğun kendi içinde ikiye bölünerek aralarında bir iktidar kavgasına giriştiklerini politik öngörü ve sezişe sahip herkes tarafından görülmektedir.
Bu bloğun bir kanadını “ılımlı İslam” diğer kanadını ise “Ergenekon” oluşturmaktadır. Mevcut anayasa paketi, bu iki güç arasında devam etmekte olan rekabettin ürünüdür. Bu rekabette hangi taraf baskın gelirse gelsin her iki durumda da sosyalistler ve emekçiler ile yoksul halk yığınları her halükarda kaybeden olacaktır.

Böylesi bir durumda sosyalistler, emekçiler ve yoksul halk kesimleri bu taraflardan birisinin peşine takılmak yerine, kendi seçeneğini oluşturmalı ve kendisine “yeni bir yol” açmalıdır. Bu yüzden de ılımlı islama da ergenekona da hayır deyip kendi talebini dillendirmelidir.

Darbe ürünü 82 Anayasasına karşı AKP değişikliğine “evet” diyerek ılımlı islamla birlikte yürümek ne kadar yanlışsa, bu değişikliği reddederek “hayır” deyip 82 anayasasını savunup Ergenekoncuların safında yer almak da bir o kadar yanlıştır.
Doğru tavır, egemen bloğun her iki kanadını reddederek “boykot” seçeneği ile birlikte bu süreci YENİ VE SİVİL BİR ANAYASA TALEBİ için kampanyaya dönüştürmek olmalıdır.

Özgür MARTİN-İZMİR........................... Av.Ali Ersin GÜR-ANKARA


21 Haziran 2010

ANAYASA REFARANDUMU ÜZERİNE..!


Anayasa Refarandumu Üzerine.!



Av. Ali Ersin GÜR

avaliersin@gmail.com

Egemenlerin belirledikleri gündemin peşinde koşmaya devam ediyoruz. 'Bu gidişat bizi büyütmez aksine solu bitirir.' diyen Sn: Av. Ali Ersin GÜR , Anayasa Refarandumu üzerine sözlerine şöyle devam etti..

21.06.2010
.............................................................................

Sevgili Arkadaşlar,

Türkiye solunun yaşadığı sorunlar nedeniyle gündeme müdahale etme ve gündemi belirlemeye takati olmadığındandırki; egemenlerin belirledikleri gündemin peşinde koşmaya devam ediyoruz. Bu gidişat bizi büyütmez aksine solu bitirir.

Anayasa değişiklikleri konusundaki tartışmalarda henüz sol kendi seçeneğini netleştirip topluma ve halka açıklamış değildir. Oysa ki bizim açımızda sorun, “evet” veya “hayır” seçeneklerinin ötesinde bir öneme sahiptir. Ne 12 Eylül ürünü olan 82 anayasası ve ne de AKP’nin getirdiği değişiklikler bizim taleplerimizi karşılamaya cevap vermemektedir.

1982 anayasasının reddi için çabalamış ve referandumda da “hayır” oyu vermiş biri olarak o günden beri “SİVİL VE DEMOKRATİK ANAYASA” talebimizi her fırsatta dile getirdim.

Toplumun büyük çoğunluğu da bu anayasanın tamamen değiştirilerek yerine insan haklarına saygılı daha özgürlükçü ve eşitlikçi bir anayasanın hazırlanması konusunda hemfikirdir.
AKP’nin son anayasa değişikliği paketi mevcut 82 anayasasının darbeci ruhunu yok etmediği gibi, bizim demokratik hak ve taleplerimize de cevap vermekten uzaktır. Aslında son değişiklikler derinlemesine bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda pek çok maddenin sadece biçimsel değişiklikler ötesine geçmediği de görülür.
Örneğin yargının üç ayağı olan iddia (savcılık), savunma (avukat) ve hüküm (hakim) müesseselerinden avukatların barolarda örgütlenmesi sağlanırken, diğer iki ayağı oluşturan savcı ve hakimleri tek çatı altında HSYK içinde toplaması çağdaş bir hukuk devletinde asla kabul edilemez.
Hakimler ve savcıların ayrı ayrı demokratik biçimde örgütlenmesini sağlamak yerine sadece HSYK’nın üye sayısında değişiklik yapılması halkın hangi talebine cevap verecektir.?

AKP son anayasa değişikliğiyle bir yandan tabandan gelen tamamen yeni, sivil ve demokratik anayasa talebini bir süreliğine de olsa sönümlendirip ertelemeyi amaçlarken diğer taraftan da kendisine göre yargıyı vs yeniden biçimlendirmektedir.

Bu manevrayı boşa çıkarmanın yolu; tüm demokrasi güçlerinin bu referandum sürecinde kendi alternatiflerini oluşturup halka anlatmalarından geçiyor.
Kişisel talebim tüm demokrasi güçlerinin yeni bir “SİVİL VE DEMOKRATİK ANAYASA” talebiyle ortak bir cephe oluşturarak ortak bir kampanya başlatıp sürdürmelerinin yararlı olacağını düşünüyor ve öneriyorum.

Haber: Evcioğlu



"Dünya; Kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiç birşey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir."

Albert Einstein