Ufuk Uras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ufuk Uras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2010

Alevileri özgür bırakın

Alevileri özgür bırakın

[M12.jpg]
2009 1 Mayıs Kutlamalarından fotoğraf

EvcioğluHaber-
Alevilerin sorunları ve çözüm önerileri başlığıyla, 04 Aralık cumartesi günü düzenleneceği daha önce duyurulan senpozyum; EDP Genel Başkanı Sn; Ziya HALİS'ın açılış konuşmasıyla yapıldı..
Çok sayıda konuk, konuşmacı ve çeşitli Alevi örgütlerinden bir çok yönetici ve temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirililen sempozyum sonuç bildirisiyle sona erdi..
05.12.2010

4 Aralık’ta Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde düzenlenen sempozyumda ALEVİLERİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİtartışıldı.

Konuklar arasında İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, TTB Genel Başkanı Gencay Gürsoy, Emekli Büyükelçi Akın Özer, Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun, BDP MYK Üyesi Ömer Ağın, Babamansur Ocağı’ndan Ali Yıldırım, PSAKD GYK Üyesi İshak Kocabıyık, Alevi Bektaşi Federasyonu GYK Üyesi Oktay Kandemir, Prof. Dr. Murat Güvenç, HAKPAR İl Başkanı M. Ali Erdoğan, Sosyal-İş Genel Başkanı Metin Ebetürk, Hubyar Eğitim Vakfı Genel Sekreteri Halil Bakan, Koçgiri Platformu Sözcüleri Ferhat Aktaş ve Musa Kegin, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi’nden Kamil Aykanat, Eski KESK Genel Başkanı Sami Evren ve Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Gölpunar, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, Tarihçi Yazar Faik Bulut da yer aldı.

Yoğun ve ilgili bir topluluğun takip ettiği sempozyum EDP Genel Başkanı Ziya Halis'in konuşmasıyla açıldı.

ALEVİLER BİRİKMİŞ KORKULARINDAN KURTULMALIDIR

Açılış konuşmasında sempozyum düzenleyicisi olarak konukları selamlayan EDP Genel Başkanı Ziya Halis, “Aleviler, bütün katliam ve asimilasyoncu politikalara rağmen, direnerek bugüne kadar gelmeyi başarabilmişlerdir. Bütün mesele bundan sonraki süreci doğru değerlendirip mücadelelerini doğru yönetmeleridir. Artık dünya 500 yıl önceki dünya değildir. Sorunları yüzyıllar önce yaşanan olayların korkuları ile yaşayarak bunları çözmemiz olanaklı değildir. Kanaatimce Aleviler birikmiş korkularından kurtulmalıdır. Özgüvenle ülkenin siyasal ve sosyal yaşamına müdahale etmeyi göze almalıdırlar. Dünyanın, Türkiye’nin daha doğrusu herkesin ve her şeyin değiştiğini ve değişebileceğini düşünmeli ve hesaba katmalıdırlar.” dedi.

Halis, “Diyanet kurumunu devletin asimilasyon aygıtı olarak kuranları, zorunlu din derslerini yaptıkları Anayasalara koyanları ve Alevilerin tüm bunlara haklı itirazlarına karşı sesiz kalanları Alevilerin dostu olarak düşünmek tam bir ham hayaldir.” vurgusunu yaptı.

“MAHALLE İMAMLIĞI” DİNİN TOPLUMSAL HAYATA MÜDAHALESİDİR

Diyanet İşleri Kurumu tarafından yeni uygulamaya başlanan “Mahalle İmamlığı” kararı AKP iktidarının niyetini gösterdiğini söyleyen Ziya Halis, “Mahalle İmamlığı’ uygulamasına dinin doğrudan toplumsal hayata müdahalesi olarak değerlendirmekte ve karşı çıkmaktayız.” dedi.

TİCARETİN DE POLİTİKANIN DA YAPILACAĞI YERLER VE ADRESLER BELLİDİR

“Alevi dernek, vakıf ve kuruluşlarının yöneticilerine ve kanaat önderlerine de bu vesile ile seslenmek istiyorum” diyen Ziya Halis, “Birçok değerli dernek ve vakıf yöneticilerini tenzih ederek ifade etmek istiyorum ki; Alevilere iyilik etmek istiyorsanız, onları özgür bırakınız ve onları demokratik ve gerçekten laik bir cumhuriyet için mücadele etmeleri konusunda teşvik ediniz. Birçok önemli inanç önderi ve şahsiyetleri adına kurulan ve temel hedefleri onların felsefelerinin toplumumuzca anlaşılması için faaliyet göstermek olan bu platformların, ticari ve politik çıkarlara alet edilmesine müsaade etmeyiniz. Alevi kitlesinin bu konularda ne kadar hassas ve rahatsız olduğunu unutmayız. Ticaretin de politikanın da yapılacağı yerler ve adresler bellidir. Bu konuda dikkatli olmayanların bunun bedelini ödemeye mahkum olacaklarından hiçbir şekilde kuşku duymuyorum.” dedi.

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILMASIN

Ziya Halis, “Diğer inanç grupları ile barışık ve diyalog içinde olmadan Alevi toplumunun sorunlarına demokratik çözümler bulamazsınız. Denize düşen yılana sarılır anlayışı bizim için kurtuluş olamaz.” dedi.

DİĞER MAĞDUR VE DIŞLANAN KESİMLERLE BİRLİKTE MÜCADELE ETMEDİKÇE ÖZGÜRLEŞME MÜMKÜN OLMAZ

“Sevgili Canlar”, diyerek Aleviler’e seslenen Ziya Halis, “Sizler gerçek bir demokrasinin inşasında, demokratik ve laik bir cumhuriyetin yaratılmasında en önemli toplumsal dinamiklerden birisiniz. Kendi inancınızla bu ülkede 1. sınıf vatandaş olarak yaşamak sizin en doğal hakkınızdır. Bu hakkı elde etmeniz için bütün mağdur ve dışlanan kesimlerle birlikte mücadele etmek gerektiğini unutmayınız. Eşit yurttaşlık taleplerinizin ve özgürlük sorununuzun aslında bir sistem sorunu olduğunu; dolayısıyla sistemin diğer mağdur ve dışlanan kesimleriyle birlikte mücadele etmedikçe gerçek bir Alevi özgürleşmesinin mümkün olmadığını unutmayınız." diyerek sözlerini tamamladı.

Sempozyum, program çerçevesinde sunulan tebliğler ve konuşmalarla devam etti. Düzenlenen dört oturum akşam 19.00'da sona erdi. Dokuz saat boyunca Alevilerin Sorunları tüm yönleriyle ele alındı ve katılımcılar salondan memnuniyetle ayrıldı.

edp.org.tr

EDP; ALEVİLERİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SEMPOZYUMU

EvcioğluHaber-05.12.2010

13 Eylül 2010

Darbecilere Suç Duyuruları Devam Ediyor

Darbecilere Suç Duyuruları Devam Ediyor

Sandıktan 'Evet' Çıkmasının Ardından Darbecilerin Yargılanması İçin Suç Duyurularına Devam Ediyor.



13.09.2010- pazartesi

Anayasa değişiklik paketi için yapılan referandumda sandıktan 'evet' çıkmasının ardından
darbecilerin yargılanmasıyla birlikte aralarında milletvekili, yazar, gazeteci ve sanatçıların da bulunduğu bir grup, 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu. Son Olarak BDP'li vekil Hasip Kaplan da suç başvurusunda bulunanlar arasında.

Genç Siivillerden Basın Açıklaması

Genç Siviller, 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında Bursa Adliyesi'nde suç duyurusunda bulundu.

Sabah saatlerinde Bursa Adliye Sarayı önünde toplanan Genç Siviller adına açıklama yapan Emin İleri, 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları hakkında 'Darbe yapmak, anayasayı değiştirmek, hükumeti yıkmak, sistemli bir şekilde planlayarak ve tasarlayarak adam öldürmek, kasten yaralama, işkence yapmak, eziyet etmek, hürriyetten yoksun bırakmak, cinsel saldırıda bulunmak' iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Hazırladıkları şikayet dilekçesinde Evren ile dönemin kuvvet komutanları Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer, Sedat Celasun, Bedrettin Demirel, Ali Haydar Saltık, Eski Başbakan Bülend Ulusu'nun yanı sıra dönemin vali, bürokrat, kaymakam ve emniyet müdürlerinin yargı karşısına çıkması gerektiğini isteyen Genç Siviller, Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırıldığına işaret etti. Darbeyi gerçekleştiren dönemin komutanlarının hapis cezasıyla cezalandırılmasını isteyen Emin İleri, şüpheliler hakkında soruşturma açılması gerektiğine vurgu yaptı. Açıklamanın ardından Emin İleri ve arkadaşları hazırladıkları dilekçeleri Cumhuriyet Başsavcılığına verdi.

MAZLUMDER-DER, İHD ve Emek Plaformu, darbecilerinin yargılanması için suç duyurusunda bulundular.

MAZLUMDER-DER, İHD ve Emek Plaformu, darbecilerinin yargılanmasını engelleyen geçici 15. maddenin iptal edildiği Anayasa paketinin referandumla kabul edilmesininin ardından, 12 Eylül askeri darbesini gerçekleştiren dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve dönemin kuvvet komutanları ile dönemin Danışma Meclisi'nin yanı sıra dönemin Başbakanı Bülent Uluslu'nun yargılanması için Ankara'da savcılığa başvurdu.

Yetmez Ama Evet Grubundan Basın Açıklaması

'Yetmez ama evet platformu' adlı grubun yaptığı açıklamada, "12 Eylül 2010 günü millet devlete el koymak zorunda kaldı." denildi.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelen yaklaşık 50 kişi, adliye önünde basın açıklaması yaptı. Grup, 'Yetmez! yeni Anayasa istiyoruz' ve 'Darbeci Evren 12 Eylül'ün hesabını vereceksin' yazılı pankart açtı. Grup adına basın açıklamasını okuyan Yıldız Önen, "12 Eylül 2010 günü millet devlete el koymak zorunda kaldı. 50 yıllık darbeler tarihinin sonuna gelindi. 30 sene sonra, 12 Eylül'le hesaplaşmak için büyük fırsatımız doğdu." dedi.

Milletvekili Ufuk Uras da referandumda 'evet' çıkmasıyla ilgili şunları söyledi, "Bu bizim açımızdan çifte bayram. Bir yandan sandıktan demokrasi çıktı. Diğer yandan da Kürt demokrasi hareketi 'Biz buradayız.' dedi. 'Yeni bir anayasa yapacaksan beraber yapalım.' dediler. Batı ile doğu arasında köprü kuracağız. Biz 30 yıldır bunu bekliyorduk. Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanması için bir zemin oluştu. Çocuklarımıza vereceğimiz en büyük hediye de budur. Kenan Evren'in gönüllü avukatları yanılıyor.''

Şikayetçi olan 80 kişi arasında milletvekili Ufuk Uras, yazarlar Nihal Bengisu Karaca, Ferhat Kentel, Yasemin Çongar, Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, Sacit Kayasu, eski İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman ve sanatçı Zeynep Tanbay da bulunuyor.

Şüpheliler ise Kenan Evren ile birlikte dönemin kuvvet komutanları Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer, Sedat Celasun, eski komutanlardan Bedrettin Demirel, Ali Haydar Saltık, eski Başbakan Bülend Ulusu ile diğer bakan, bürokrat, vali, kaymakam, emniyet müdürü, asker, amir ve memurlar olarak gösterildi.

Darbe sonrasında yaşanan gelişmelerin hatırlatıldığı dilekçede, asılanlar, öldürülenler, gözaltına alınan, fişlenenler olduğu kaydedildi.

Dilekçede, "İzah edildiği üzere şüphelilerin hapis cezasıyla tecziyeleri için haklarında kovuşturma yapılarak kamu davası açılmasını arz ve talep ederiz." denildi.

EDP'den Evren'e Suç Duyurusu

Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) İzmir İl Yönetimi, ''12 Eylül darbesini yapanlar'' hakkında suç duyurusunda bulundu. EDP İzmir İl Başkanı Arif Ali Cangı, İzmir Adliyesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, dünkü halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliğinin, Anayasanın geçici 15.maddesini yürürlükten kaldırdığını ifade etti.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi'nden Suç Duyurusu

Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne üye bir grup da 12 Eylül 1980 darbesini yapan generallerin yargılanması için Kadıköy Adliyesi'ne dilekçe verdi.
Saat 11.00 sıralarında Bahariye'deki Kadıköy Adliyesi'ne gelen grup sloganlar eşliğinde açıklama yaptı. "Darbe suçluları yargılansın; Kenan Evren Cezalandırılsın" pankartı taşıyan grup sık sık slogan attı.

BDP'den Suç Duyurusu

BARIŞ ve Demokrasi Partisi (BDP) Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Referandum'dan, "Evet" çıkmasından sonra İdil Cumhuriyet Savcılığına giderek 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve arkadaşları hakkında suç duyurusunda bulundu. Adliye çıkışında konuşan Kaplan, 12 Eylül'ün bir mağduru olarak dilekçesini Cumhuriyet Başsavcılığna verdiğini ifade ederek, "Başta Kenan Evren olmak üzere dönemin generalleri hakkında suç duyurusunda bulundum"dedi.

Terzi Fikri'nin Ailesi Evren'den Davacı Oluyor

Türkiye solunun simge isimlerinden, Terzi Fikri adıyla bilinen Ordu Fatsa'nın eski belediye başkanı Fikri Sönmez'in ilçesinde, doğup büyüdüğü köy Kabakdağı'nda ve kendi elleri ile açtıktan sonra Kenan Evren'in kendi adını verdiği caddesinin bağlı olduğu mahallede 'evet' oyu çıktı.

Naci Sönmez, sandıklardan evet oyu çıkması üzerine yaptığı açıklamada, Kenan Evren'in yargılanması için cumhuriyet savcılığına başvuruda bulunacaklarını ve dava açacaklarını söyledi

BDP'li Bengi de Suç Duyurusunda Bulundu

Anayasa Değişikliği Referandumuyla, Anayasa'nın Geçici 15'nci Maddesi Kaldırılırken, Bdp Grup Başkanvekili ve Batman Milletvekili Bengi Yıldız, Kenan Evren ve Darbecilerin Yargılanması İçin Batman Cumhuriyet Başsavcılığı'na Suç Duyurusunda Bulundu.

78'liler Girişiminden Suç Duyurusu

Anayasa Değişiklik Paketi Referandum Oylamasında 'Evet' Sonucunun Çıkması, Sivil Toplum Kuruluşlarının Harekete Geçirdi. Kendilerini 78'liler Girişimi Olarak Tanımlayan Bir Grup Sultanahmet Adliyesi'ne Gelerek 1980 Darbesini Yapan Üst Düzey Askeri Yetkili ve Diğer İlgililer Hakkında Suç Duyurusunda Bulundu.

http://www.haberler.com/darbecilere-suc-duyurulari-

30 Ağustos 2010

Aziz Çelik'ten Ufuk Uras'a açık mektup

Aziz Çelik'ten Ufuk Uras'a açık mektup


Birgün yazarı Aziz Çelik, uzun yıllar aynı partide mücadele ettiği ve şimdi BDP milletvekili olan Ufuk Uras'a açık mektup yazdı. Çelik mektubunda "Son zamanlarda giderek dozunu arttırdığın siyaset tarzına itirazım var" ifadelerine yer verdi.

Birgün yazarı Aziz Çelik, BDP milletvekili Ufuk Uras'a açık mektup kaleme aldı. Çelik, Uras'ın son dönemde herkesi Ergenekoncu olarak yaftalamasını ve hakarete varan bir üslupla siyaset yapmasını eleştirdi.

Aziz Çelik'in açık mektubu şöyle;

"Sevgili Ufuk,

Sana bu mektubu yaklaşık 15 yıllık yol arkadaşlığımıza dayanarak yazıyorum. Bu 15 yılda yaşadığımız deneyimin öğrettiği en önemli şeyin çoğulculuk, farklı düşüneni yaftalamama ve ötekileştirmeme olduğunu düşünüyorum. Bu deneyim siyasal açıdan başarıya ulaşamasa da, demokratik - özgürlükçü siyaset tarzına ilişkin önemli kazanımlar sağladığını sanıyorum. Ciddi fikir ayrılıklarımız olduğunu biliyorum. Bunda elbette bir beis yok. Ama son zamanlarda giderek dozunu artırdığın siyaset tarzına itirazım var.

12 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde bir demecin yayınlandı. “Hayır çıkarsa Ergenekon cephesinin zaferi kesinleşir” diyorsun. “Hayır demek solu sol yapan bütün değerleri inkar etmek anlamına gelir. Bu yaştan sonra Ergenekoncu cepheye su taşımanın anlamı yok” diyorsun.

‘Hayır’ diyenleri Ergenekon cephesine yazıyorsun ve Ergenekon’un değirmenine su taşımakla suçluyorsun. Star gazetesi de “Hayır demek solu inkar etmek” sözünü haberde başlık yapıyor. O Star gazetesi ki, tıpkı 12 Eylül TRT’si gibi bir kaç hafta önce ‘hayır’ diyen sol ve demokratik örgütleri “terörist” ilan etti, ihbar etti ve hedef gösterdi. Şimdi ise sola hiza verme derdinde. O Star gazetesi ki, memlekette ‘evet’ diyenler dışında hiç bir görüşe yer vermeyen Başbakanlık basın bülteni gibi...

Bir arkadaş önerisi; hükümet medyası ile bu kadar içli dışlı olmamalısın. Neyse konumuza dönelim... Hükümet medyasında söz söyleme imkanı olmadığı için sana bu açık mektubu yazıyorum.

Daha üç-beş ay öncesine kadar seninle yol arkadaşlığı yapanları da Ergenekon değirmenine su taşımakla, memleketin yarısını Ergenekon cephesini desteklemekle suçluyorsun. Bu siyaset tarzı anlaşılır değil. Bu toptancı, müstehzi, otoriter ve yaftacı tarzı bırakmalısın sevgili Ufuk. Bu egemen-vesayetçi siyasetin tarzıdır.

Sevgili Ufuk,

Bu mektubu yazmamın diğer sebebine geleyim. Açıklamalarından ‘evet’ için herşeyi yapmak lazım, yoksa Ergenekon zafer kazanır gibi bir tuhaf ‘kaygı’ içinde olduğun anlaşılıyor. Bu ruh halini anlamıyorum. Bunun yanında anlayamadığım bir konu daha var:

Meclis’te Anayasa oylamaları sırasında CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ile 5 Mayıs 2010’da CNNTürk’te 5N1K programında yaptığın tartışmada aynen şunları söylemiştin:
“Bir algılama problemi mi var. (vurgular benim) Hakimler ve savcılarla ilgili maddeye ‘hayır’ diyeceğim. Bütününe ‘hayır’ diyeceğimi söylüyorum. Bir algılama problemi varsa kahvaltıda biraz daha protein reçel falan almak lazım. Deminden beri bütününe ‘hayır’ diyeceğimi söylüyorum...” Konuşmanın görüntüleri DailyMotion’da aşağıdaki linkte yer alıyor: http://dai.ly/bwvEkd

6 Mayıs 2010 tarihli Milliyet’te de bu konuşma aşağı yukarı aynı şekilde yer aldı:
“Uras: Algılama problemi varsa kahvaltıda biraz daha reçel protein almak lazım. Paketin bütününe hayır diyeceğimi açıkladım. Hâlâ bu yorumlar yapılıyor. Bir ilkokul çocuğu bile anlar. Yani bunu anlamak için CHP’li olmamak mı gerekiyor. Çok hızlı konuştum galiba tane tane konuşacağım. Bu pakete hayır diyeceğim. Bütününe hayır diyeceğim.” (vurgular benim) http://www.milliyet.com.tr/-akp-kuyrukcusu-elestirisi-kizdirdi/siyaset/h...

Burada da bütününe ‘hayır’ diyeceğini söylüyorsun. Sahi, benim de bir algılama problemim mi var?

Sevgili Ufuk,

‘Evet’ de ‘hayır’ da birer siyasal tutum. Sen ‘evet’ dersin, ben ‘hayır’ derim, bu tartışılabilir, anlaşılabilir bir durum. Ama üç ay önce bir muhalefet milletvekiline “zeka engelli” iması yapıp, paketin bütününe ‘hayır’ diyeceğini altını çize çize söyleyip, sonra tam tersini söylemek ve ‘hayır’ diyenleri Ergenekoncu ilan etmek siyaset tarzı ve siyasal tutarlılık açısından ne anlama geliyor? Bu tutum seninle beraber uzun yıllar yürümüş arkadaşlarının zekasını da müktesebatını da küçümsemek anlamına gelmiyor mu?

Sevgili Ufuk,

Star’daki demecinde de pek sevdiğin ve zaman zaman abarttığın metafor kullanımından yine geri durmamışsın. “Lisede mantık dersini kaldırdılar onun faturasını ödüyoruz” demişsin. Ben lisede mantık dersi alan şanslı kuşaktanım. Öğrendiğim en önemli hususlardan biri “bütün genellemeler tehlikelidir, bu genelleme dahil” idi.

İyi dileklerimle..."

(soL - Haber Merkezi)

16 Mayıs 2010

Cumartesi Anneleri'ne siyasetten destek geldi

Cumartesi Anneleri'ne siyasetten destek geldi

Cumartesi Anneleri'ne siyasetten destek geldi

15/05/2010 04:58

Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi Anneleri'nin yıllardır gözaltında kayıplara karşı düzenlediği oturma eylemine bu hafta TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı, AK Parti Mersin Milletvekili Zafer Üskül de katıldı.

Mustafa ÖZDABAK


İSTANBUL - BDP Milletvekili Ufuk Uras ile oturma eylemine gelen Zafer Üskül, kayıpların eş, kardeş, çocuk ya da anne ve babalarının anlattıklarını dikkatle dinledi ve kayıp yakınlarına destek verdi.

İHLALLER TÜMÜYLE ORTADAN KALKMADI
Kayıp yakınlarına konuşan Zafer Üskül, "Sizlerin gerçekten yıllardır süren bir bekleyiş içerisinde sorularınıza cevap aradığınızı biliyorum. Bir yandan şimdiye kadar yaşanmış olaylar sonucu meydana gelen insan hakları ihlallerinin üzerine giderken, bir yandan da bundan sonra insan hakları ihlallerinin olmaması için gereken önlemi almak gerek" dedi.

Kayıpların aranması, bulunması, uğradıkları insan hakları ihlalleri ile ilgili faillerin yargılanması ve cezalandırılmasının çok önem taşıdığını söyleyen Zafer Üskül, “Bu tür olayların bundan sonra yaşanmaması aynı derecede önem taşır. Son yıllarda insan hakları ihlalleri yaşanmasını önlemek açısından önemli gelişmeler oldu. Yasal düzenlemeler yapıldı. Kamu görevlileri, güvenlik görevlileri eğitimden geçirildi. Fiziki olarak mekanlarda düzenlemeler oldu. Artık karakollar kameralar ile kontrol ediliyor. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak şunu söyleyebilirim ki, insan hakları ihlalleri hala tümüyle ortadan kalkmadı, ama çok ciddi bir azalma oldu" diye konuştu.

MECLİS"TE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULUYOR
Değişik tarihlerde yaşanan olayların söz konusu olduğu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) bir araştırma komisyonu kurulmasının kararlaştırıldığını belirten Zafer Üskül şunları söyledi: “O komisyon çalışmaya başladığında ümit ediyorum ki bazı olayların aydınlatılması yolunda mesafe kaydedilebilir. Burada söylenenleri dinledim. Onların önemli bir bölümü, bizimde eskiden beri söylediklerimiz. Ülkede darbeciler yargılanamazsa, darbe yapmaya niyetlenenler her zaman ortaya çıkar. Her darbe dönemi insan hakları ihlallerinin doruğa çıktığı dönemlerdir. Dolayısı ile bütün bunlara toplum olarak karşı çıkmamız gerekir. Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda hala atılması gereken adımlar vardır.”

TÜRKİYE’NİN YENİ BİR ANAYASAYA İHTİYACI VAR
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyleyen Zafer Üskül, “Bunun için de hepimizin destek vermesi gerekir. Malesef adımlar yavaş yavaş atılabiliyor. İşler 'zor' diye bıkmamak gerekiyor. Israrla daha demokratik, özgür, müreffeh bir Türkiye için hep birlikte çalışmamız gerekiyor. Hepinizin acısını derinden paylaşıyorum. Çocuğunu arayan bir anneye yakın olmamak mümkün mü?” dedi.

AK PARTİ’DEN TEPKİ GELİR Mİ?
Habercilerle de konuşan Zafer Üskül bugüne kadar kayıp eylemini ziyaret etme fırsatının olmadığını söyledi. Bir habercinin “Kayıp eylemine destek nedeniyle AK Parti’den tepki gelir mi?” sorusuna Zafer Üskül, “Neden gelsin, nerede insan hakkı sorunu varsa oradayız. Başbakanımız hep bunu söylemiyor mu? Bu ülkenin 'İşkenceye, kötü muameleye sıfır tolerans' diyen bir Başbakan'ı yok mu? Bu doğrultuda sürekli adımlar atılmıyor mu? Avrupa Birliği kriterlerini uyum konusunda, Türkiye neredeyse, son 10-50 yılda atılmayan adımları atmadı mı?” diye cevap verdi. (dha)

http://www.radikal.com.tr/

12 Mart 2010

"UFUK URAS" Türkiye, Solsuz kalınca, Soluksuz kaldI

Türkiye; Sol'suz kalınca, Soluksuz kaldı

http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/dokumanlar/F2115410107_ufuk_uras.jpg

UFUK URAS - Milletvekili

İstanbul Millet vekili Sn; Ufuk URAS, 10.03.2010 çarşamba günü resmi olarak kuruluşu ilan edilen "Eşitlik ve Demokrasi Partisi" için bir mesaj yayınladı.


Ufuk URAS mesajında;


Merhaba,


Türkiye’nin, solsuz kalınca soluksuz kaldığını, rüzgara karşı rüzgar değirmeni inşa etmek gerektiğini söyleyerek solun kabuğunu kırması için, eşitlik ve demokrasi için yola çıkanlar, enerjilerini "Eşitlik ve Demokrasi Partisi" nde tazeliyorlar.

Kaybettiğimiz irtifa yi kazanmak, siyasi alandaki durağanlığı tersine çevirmek, sosyolojik sol ile siyasal solun buluşmasını sağlamak için, hep birlikte yarattığımız bu imkanı en doğru şekilde kullanmamız gerekiyor.

''AKP iktidarı gücünü, biraz da solun güçsüzlüğünden alıyor. Zaman inisiyatif alma zamanıdır.'' diyenler olarak siyasetin gökkuşağını, değişimin soldaki öznesini, merkezini, zeminini inşa etmek doğrultusunda çok önemli bir adim attığımızın farkında olmalıyız.

Mağdurlar adına değil mağdur edilenler tarafından kurulan, ülkemizin yoksullarıyla solunu daha kurulusundan itibaren bir araya getirmeyi başarabilen "EDP", Türkiye’nin oksijen çadırından çıkarak rahatça soluk alıp vermesini sağlayacak bir umut olacaktır.

Süper kahraman liderlerin değil kolektif aklin ve demokratik kararların yönettiği, toplumsal mücadelelerin göbeğinde yer alacak bir Parti, siyasete ağırlığını daha ilk günden koyacaktır.

Özgürlükçü bir laikliğin, Kurt Sorununda barışçı bir çözümün, emekçilerin haklarını almasının, etnik veya dini her turlu ayrımcılığın yok edilmesinin, cinsiyet ayrımcılığının unutulmasının sözcülüğünü böyle bir Parti yapacaktır.

Milenyum dönemine denk düşen bir siyasi yenilenme, Parti'nin sürdüreceği toplumsal ve siyasal mücadelelerin zembereğinden çıkacaktır.

Barış yolunda küçük bir katkıda bulunmak için hep birlikte attığımız adım sonucunda bu gün aranızda olmasam da mücadele alanlarında yan yana olacağımızı, "Eşitlik ve Demokrasi Partisi" nin varlığının ve mücadelesinin fikirlerimizi TBMM çatısı altında dile getirmek için büyük bir güç vereceğimi bilmenizi istiyorum.

Hepimize Kolay Gelsin,

UfukUras
İstanbul Milletvekili

"

10 Mart 2010

SOL'da Büyük buluşma; "Eşitlik ve Demokrasi Partisi" Kuruldu


SOL'da Büyük buluşma
"Eşitlik ve Demokrasi Partisi" Kuruldu

10.03.2010-çarşamba

Solda Büyük Buluşma Basın toplantısıyla; Solda büyük bir çekim merkezi olması baklenen "EDP", daha önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanılığıda yapmış olan Ziya Halis'in genel başkanlığında kuruldu.
Partinin adı "Eşitlik ve Demokrasi Partisi."

Bianet'in haberine göre; Bugün saat 11.00'de Ankara Midas Otel'de düzenlenen toplantıda, Halis'e SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, Yeni Sol Hareketi temsilcisi Saruhan Oluç, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Fevzi Gümüş, KESK Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Gölpunar ve Dr. Servet Demir de eşlik etti.

Eşitlik Demokrasi Partisi (EDP) adını alan Türkiye'nin 63. siyasi partisi olarak kurulan EDP, 13 Şubat 2010'da düzenlenecek kurultayda Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) ile birleşecek. Böylece, SHP'de parti olarak "EDP" olacak

Bianet'in haberinde; Kuruluş çalışmalarında yer alan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) eski Genel Başkanı Doç. Ufuk Uras, Prof. Ahmet İnsel, Prof. Fuat Keyman, Prof. Mithat Sancar'ın yanısıra örgüt olarak süreçle ilgilenen DSİP dün (9 Mart) yeni parti kurma çalışmalarından çekildiklerini duyurmuşlardı.

Halis başarısız olursa koltuğu bırakacak

SHP, Yeni Sol Hareket ve Alevi Bektaşi Federasyonu'nun çalışmalarıyla kurulduklarını belirten Halis, hedeflerinin hiçbir şekilde barajı aşmak değil, iktidar olmak ve Türkiye'yi yönetmek olduğunu söyledi. "EDP hiçbir siyasi partinin benzeri, türevi değildir. Türkiye'de eksik olan, demokrat, sol, sosyal demokrat eksenli bir kitle partisidir" dedi.

"Türkiye'deki solu, sağı bütün partilerin 'lider partileri' pozisyonunda olduğunu belirterek, parti içinde demokrasinin söz konusu olmadığını" kaydeden Halis, "EDP'nin en temel farklarından birinin yönetim anlayışı olacağını vurguladı. Önce kendi içinde demokrasiyi yaşatacak bir parti olacağını" ifade etti.

"Önemli olan solum demek değil, onun gereğini yapmaktır. Bugün Anamuhalefet partisi, kendini sosyal demokrat sayan partilerin bu ideolojiden saptıklarına inanıyorum. Parti tüzüğüne göre Genel Başkanların üç dönem için seçilebilecek. Eğer başarısız olduğumu anlarsam koltuğa yapışıp kalmayacağım."

Halis'in partide yer alacaklarını açıkladığı isimler şöyle:

Hüseyin Ergün-SHP Genel Başkanı,
Ali Balkız-ABF Genel Başkanı,
Saruhan Oluç-Yeni Sol Hareket,
Zübeyde Kılıç-Eğitim-Sen Genel Başkanı,
Fevzi Gümüş-Pir Sultan Abdal Denekleri Genel Başkanı,
Sami Evren-KESK Genel Başkanı,
Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu,
Prof. Dr. Semih Bilgen,
Şahin Ulusoy; Eski Milletvekilleri
Salman Kaya,
İbrahim Gürsoy,
Celal Kürkoğlu,
Doç. Dr. Ferdan Ergut,
Av. Kazım Genç,
Necdet Saraç-Yazar,
Berat Sancar Yücel; SHP Genel Başkan Yardımcısı
Deniz Çakır, SHP "
Faruk Alpkaya, SHP
İsmail Yılmazer, SHP
Şahabettin Özarslaner-SHP
Metin Arslan-Tekel İşçisi,
Dr. Servet Demir,
Av. Muharrem Aktaş,
Av. Necati Yılmaz,
Doç. Atila Erdem,
Güngör Aydın-Emekli Vali,
Doç. Dr. Mesut Yeğen,
Doç. Dr. Feza Arslan,
Oktay Kandemir-İşçi,
Mahmut Kotan-Doğu Beyazıt Eski Belediye Başkanı. (BÇ)

H.ATA

5 Ocak 2010

Umut Yeniden Ortak Rüyamız Olsun



Ufuk URAS- Milletvekil


UMUT YENİDEN ORTAK RÜYAMIZ OLSUN

Yeni bir yılda, yeni bir başlangıç yapmak istiyoruz.
Bir kez daha Türkiye'nin geleceğini, barış içinde ve eşit koşullarda bir arada yaşama umudunu tehlikeye atan gelişmelere izin vermemek için çabalıyoruz.

Ağır kayıplar ve acı derslerle geride bıraktığımız onyılların hepimize şiddetten çıkış yolunun demokratik zeminde bulunduğunu göstermiş olması umudunu taşıyoruz.

Geçtiğimiz ilkbaharda 'İyi şeyler olacak' müjdesiyle başlayan 'Demokratik Açılım', 2009'un son günlerinde bir kez daha açmaza sıkıştırıldı. Ama hepimiz biliyoruz ki, aslında açmaza alınan ortak geleceğimizdir.

Yılın ilk günlerinde bir kez daha söylemek istiyorum ki, TBMM, bu kısır döngüyü aşmalı, kendisine bağlanan umutları boşa çıkartmamalıdır. Toplumsal sorunların çözümünü asker ve yargı alanına terk eden pasif izleyicilik konumuna sürüklenmemelidir. Bu durum, zaten zayıf olan demokrasimize ve onun kurumlarına olan inancın daha da aşınmasına neden oluyor.

90 yıllık bu Meclis'teki bir sosyalist milletvekili olarak olan bitene seyirci kalamazdım. Çatışmaların tüm ülke sathına yayılması, mağdurların ve ezilenlerin etnik temelde bölünmesi tehlikesi karşısında, bu olumsuz yönelimi engelleyecek politikalar geliştirmek siyasetle ilgilenen herkesin öncelikli görevidir. Mevcut siyasal partilere köklü eleştiriler yönelten ve bu ülkeye demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük getirme iddiasını taşıyanların başka türlü davranması mümkün değildir.

Barış ve demokrasi sürecinin tıkanıklıktan çıkmasına katkıda bulunmak, sorunların TBMM çatısı altında tartışılmasına ve çözüm bulunmasına yol açmak amacıyla, Barış ve Demokrasi Partisi'nin TBMM'de grup kurma imkanına kavuşması için küçük bir adım atarak, bu partiye katıldım.

Umuyorum ki, geleceğimiz hakkında endişe duyan her sorumlu yurttaş ve siyasal partinin sergileyeceği kararlılık ve çabayla, barış ve umut yeniden ortak rüyamız olur ve Türkiye karanlık günlerini kısa zamanda geride bırakır.

Umuyorum ki, başta hükümet olmak üzere TBMM'deki tüm partiler sorunları derinleştiren kimi idari uygulamalara son verilmesi ve kimi genelgelerin kaldırılması, 367 oy gerektirmeyen kimi yasaların değiştirilmesi adımlarını atarak barışa bir şans tanıyabilir. Bu yönelim, şiddeti reddeden, barış ve demokrasiden yana olan herkesin ve her parlamenterin öncelikli görevidir.

Umuyorum ki, kimsenin aç ve açıkta kalmadığı, adalet ve özgürlüğün sınırsızca solunduğu, sorunların serbestçe tartışıldığı, kimsenin dinsel ve etnik kimliğini gizlemediği, hiç kimseye istemediği bir kimliğin zorla dayatılmadığı, tarihiyle ve komşularıyla barışık, özgür ve demokratik bir Türkiye'ye giden yolun açılması mümkün olur.

Dün olduğu gibi bugün de bu umutları gerçek kılmak için mücadele etmeyi, barış, demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin TBMM içindeki sözcülerinden olmayı ve bu uğurda mücadele edenlerle yan yana durmayı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğim.

Ufuk Uras
İstanbul Milletvekili

05.01.2010

http://www.ufukuras.net/


6 Aralık 2009

"Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!"

"Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!"
'Yeni bir program, yeni bir manifesto istiyoruz!'


Ali Balkız'ın bu röportajı çok konuşulacak

5 Aralık 2009 11:24

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, uzun zamandır düzenledikleri eylemlerle yükselttikleri taleplerini de taşıyacak, demokratikleşmeyi öne alacak yeni bir sol hareketi oluşturmak üzere farklı kesimlerle biraraya geldiklerini açıkladı.
Balkız, SHP, 10 Aralık Hareketi, Özgürlükçü Sol ve bazı akademsiyenlerin de içinde yer alacağı yeni bir hareketin ocak ayında partileşebileceğini açıkladı. Ekmek ve Özgürlük'ten Mustafa Bayram Mısır'a verdiği röportajda Balkız, hükümetin tavrını, taleplerini, Kürt hareketine olan yaklaşımlarını da açıklıyor. Derginin Aralık 2009 sayısında yer alacak söyleşiyi aktarıyoruz.

İki yıldır Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde "eşit yurttaşlık hakkı" talebiyle mitingler yapılıyor. Temel talepleriniz nedir; neden düzenliyorsunuz bu mitingleri?

Biz varız, ayaktayız. Bu ülkenin bir bileşeniyiz, Alevi ve Bektaşileriyiz, ülkenin ayrılmaz bir parçasıyız. Ancak sorunlar yaşıyoruz. Ülkemizde laiklik ve demokrasinin Batılı anlamda yeterince kavranamadığı, içselleştirilemediği, yerleştirilemediği, hukuku oluşturulamadığı ve pratiği yaşanamadığı için de Sünnilerle eşit olmadığımızı düşünüyoruz.
Bu nedenle eşit yurttaşlık hakkı talepleriyle, geçen yıl 9 Kasım 2008'de Ankara Sıhhiye'de, bu yıl 8 Kasım 2009'da İstanbul Kadıköy'de 550.000 kişinin katılımıyla bahsettiğiniz mitingleri düzenledik ve istemlerimizi sıraladık.
Temel istemimiz eşit yurttaşlık hakkıdır. Sorunlarımızın kaynağının Türkiye hukuk, Türkiye sistemi olduğu bilinciyle hareket ederek, kendi açımızdan şu taleplerde bulunduk:


* Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır, laik bir devlette böyle bir kurum olmaz.

* Zorunlu din dersleri seçmeli hale getirilmelidir, içeriği değiştirilmelidir, çağdaşlaştırılmalı, çeşitlendirilmeli ve çoğullaştırılmalıdır. Çünkü laik bir ülkede zorla Sünni din eğitimi ve herhangi bir din eğitimi öğretimi zorunlu olarak verilemez, verilmemelidir.

* Cem ve Kültür Evleri yasal statüye kavuşturulmalıdır. Alevilerin kendilerine özgü bir Tanrı ve ibadet anlayışları vardır. İbadethanelerinin adı da cemevidir. Cemevinde ibadet ederler. Orada yola girer, ikrar verir, on iki hizmetlerini görürler. Cemevleri caminin alternatifi değildir. Başka bir şeydir. Bu yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

* Alevi köylerine 12 Eylül'den bu yana giderek yoğunlaşan bir biçimde camiler yapılıyor. Cemaat olmamasına karşın Sünni imamlar atanıyor.
Ve onlar günde beş vakit ezan okuyorlar. Her seferinde bahsettiğimiz gibi Alevilerin ibadethanesinin adı cemevidir.
Bu politikalardan vazgeçilmelidir.
Madımak Oteli müze olmalıdır.
Çünkü orada devlet devletliğini yapmadı, 2 Temmuz 1993 tarihinde.
Bir devletin varlık nedeni yurttaşlarının can güvenliğini korumaktır öncelikle. Ama o gün o tarihte Sivas'ta devlet bu görevini yapmadı, yapmak istemedi. Sonuçta 35 insanımız hayatını kaybetti. Devletin bu anlamda bir özür borcu vardır, sadece Alevilerden değil, sadece Sünnilerden değil, sadece Sivas'ta yaşayan Sivaslılardan değil, bütün insanlık aleminden bir özür borcu vardır.
Bunun yerine getirilmesi gerekir ki, bunun ifadesi, oranın bir insanlık müzesi, bir ayıp müzesi haline getirilmesi ile olasıdır.

Bir başka talebimiz de başta Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile daha öncesinde 2. Mahmut'un 1826'lardaki, şiddetle kapattıkları nedeniyle, atalarımızdan bize kalan son mekanlarımız -başta Hacı Bektaş Dergahı olmak üzere, Şahkulu, Karacaahmet, Erikli Baba, Abdal Musa gibi- çokça dergahımız elimizden alınmıştır. Kimi onların kimi bizim müze statüsündedir; kimi de kira yoluyla, kira alınarak, kontrat yoluyla Alevilerin yönetimine bırakılmıştır. Buraların bize verilmesini istiyoruz. Taleplerimiz bunlar.

* Ama bunlarla yetinmiyoruz. Aynı dönemde, bu sorunlarımızın, ülkemizin temel düzeninden, sisteminden kaynaklandığı bilinciyle örneğin Kürt Sorunu barışçıl ve demokratik yollardan çözülsün istiyoruz.

"Nasıl bir Türkiye istiyoruz?" başlıklı bildirgeyi yayınlamaktaki temel hedefiniz, amacınız nedir? Mevcut siyasi güçler içerisinde alternatif bir Alevi siyasi gücü mü, partisi mi inşa etmeye çalışıyorsunuz? Yoksa bir sol birlik arzusu içinde misiniz? Bu bildirgenin, bu bildirgenin hazırlanmasında Alevi Bektaşi Federasyonunun rolü ve yeri nedir?

Bu bildirgenin ana teması Türkiye'yi tartışmaya davet etmektir. Niye tartışmaya davet etmek? Çünkü ülkemizde biz solda, sol - sosyal demokrat bir yapıya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Mevcut partiler ya sınıf partisi ya adı sol sosyal demokrat ama kendisi sağ statükocu, burada bir boşluk olduğunu düşünüyoruz.
Bu boşluk böyle doldurulabilir. 2009 Mart Yerel Seçimleri sonrası, biz Federasyon olarak bir durum değerlendirmesi yaptık, Parlamentonun durumuna baktık, seçim sonuçlarına baktık: Bu partilerle ülkemizin sorunlarının çözülemeyeceğini, bizim de kendi temel taleplerimiz yanında, Kürtlerin, işçilerin, emekçilerin, işsizlerin, öğrencilerin, sanatçıların taleplerinin karşılanamayacağı varsayımıyla böyle bir tartışma süreci başlattık. Bu tartışmanın sonu henüz alınmış değil. Buradan bir siyasi parti çıkar mı? Çıksın arzu ediyoruz. Ama bu asla ve asla Alevi siyasi partisi olmayacaktır, olmamalıdır.
Geçmişte, yakın tarihimizde yaşadığımız Türkiye Birlik Partisi, Demokratik Barış Hareketi ve Barış Partisi gibi bir oluşumu asla öngörmüyoruz. Bu bizim siyaset anlayışımıza da, laiklik anlayışımıza da, demokrasi anlayışımıza da ters. Ama buradan Alevilerin de içinde yer alacakları, yeni bir söz, yeni bir söylem yeni bir program, yeni kadrolar, yeni bir manifesto ile ülkemizde siyasete müdahale etmeyi amaçlamış vaziyetteyiz. Tartışmalar sürüyor...

Ufuk Uras'ın, 10 Aralık Hareketi'nin ve Sosyal Demokrat Halk Partisi'nin de içinde yer aldığı bir yeni partileşme süreci daha var. Onlar da toplantılar yapıyorlar, bu süreçle ilginiz nedir?

Andığınız hareketlerle temasımız var. Zaman zaman görüşüyoruz, zaman zaman toplantılar yapıyoruz. Onlar bizimle ilgili, biz de onlarla ilgiliyiz.
Ümit ediyoruz ki, diliyoruz ki, "nasıl bir Türkiye?" sorusuna aynı yanıtları verenler aynı organizasyon içinde yer alırlar.

Bu çerçevede Kürt Özgürlük Hareketi'ne nasıl bakıyorsunuz. Kürt Hareketi, Türkiye'de Kürtlerin taleplerini temsil eden büyük bir siyasi güç haline dönüştü. Sizin bakışınız bu hareketle birleşmeyi de içeriyor mu? Nasıl bir perspektif taşıyorsunuz?

Bizim tutuşturduğumuz süreç gerçekleşirse eğer, DTP'nin dışında kalmış, PKK'nın dışında kalmış Kürt kesimleriyle elbette birleşmeyi, buluşmayı arzu ederiz. Ama onlarla örgütsel birliktelik içerisinde olmayız, olmamız doğru olmaz. Çünkü DTP ve PKK etnisiteye dayalı, bir bölgeye dayalı belirli sorunlara dayalı bir siyaset yapıyor. Biz bütün Türkiye'yi düşünüyoruz.

Onur Öymen'in Dersim'e ilişikin açıklamalarına sizin de tepki gösterdiğinizi biliyoruz. Fakat genel olarak Aleviler arasında CHP'ye yönelik hayırhah veya ehven-i şer tutumu var. CHP ile Aleviler arasındaki siyasi mesafeyi açmak için Onur Öymen'in tutumu gerçek bir olanak olarak önünüzde durmuyor mu?

Onur Öymen anlaşıldı ki, Türkiye tarihini bilmiyor. Bir diplomat, büyükelçi, bir konuya dair söz söylerken en azından onu kabaca da olsa bilmesi gerektiğini anlarız. Ve söylediklerinin ne anlama geldiğini, nereye gideceğini, gittiği yerde nasıl anlaşılacağını bilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Hadi onun cahilliğine verelim. Ama kurum, Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda cahil değildir, olamaz olmaması gerekir, cumhuriyetle eşit yaşta bir parti. Biz, Öymen'in istifasını istedik. Ve düşüncelerine uygun bir partiye gitmelidir. Ararsa öyle bir parti bulur. Bulamıyorsa bu düşünceye uygun bir parti kurulabilir.
Yok CHP diyecekse ki, "bu nereden çıktı biz de aynen Onur Öymen gibi düşünüyoruz," o zaman bunu açıkça söylemelidir. 'Eğer CHP bunu diyorsa, başta Kılıçdaroğlu'ndan, özellikle Dersim kökenli olanlardan başlayarak CHP içinde bulunan milletvekilleri ve parti yöneticilerinin istifa etmesi gerekir', dedik.
Çağrımız buydu.
Ama parti, hem Onur Öymen'e sahip çıktı, hem o düşünceye sahip çıktı; hem Kılıçdaroğlu'nun "gereğini yapmalı" sözü boşa düştü, Yılmaz Ateş'in "şık olmadı" sözü hiç duyulmadı. Dolayısıyla CHP, "biz bu işi kapatalım" dedi, "kapatalım çünkü AKP kaşıyor; AKP, bu olay üzerinden Alevilerle CHP'nin arasını açmaya çalışıyor; Atatürkçü düşünce ile Atatürk ile Alevilerin arasını açmaya çalışıyor" gibi tezler ileri sürdüler. Hangi tezleri ileri sürerlerse sürsünler, tarih orada, Tunceli dağları orada, yaşanan katliam ve acılar orada... Tabii, "bir musibet bin nasihatten iyidir" denir, böyle bir nedenle de olsa konu Türkiye gündemine geldi, Tunceli'de 1937-38'de daha önceki yıllarda neler yaşandığını bilmeyen birçok aydın, gazeteci, yazar, sanatçı, politikacı, öğrenci, tarih meraklısı, Türkiye meraklısı bir çok insan dönüp Tunceli'de neler olduğunu bu vesileyle öğrenmeye çalıştı ve öğrenmeye de devam ediyor. CHP böyle de, konuya böyle bakıyor da, AKP farklı mı bakıyor? Ya da geçmişte Mesut Yılmaz farklı mı bakıyordu?

Bu vesileyle "Alevi Çalıştayları" ve AKP'nin "Alevi açılımı" hakkındaki görüşlerinizi de alalım.

AKP ile CHP arasında, tıpkı Dersim olaylarında olduğu gibi ya da Alevi taleplerinde olduğu gibi fark yok; Cumhuriyetin bütün hükümetleri birbirine benziyor.
Konu Aleviler olunca, konu Kürtler olunca, devletin temelinde tek tip insan yaratma amacı olduğu için, Türk ve Müslüman yaratma sevdası ve planı olduğu için aykırı olan herkesi silip süpürmek, yok saymak politikası o günden bugüne bütün hükümetler tarafından takip edile gelmiştir.
AKP ise, evet Alevilerin de tarihinde, Aleviler mitingler yapıyorlar, talepleri var, dinleyelim anlayalım düşüncesiyle Alevi Çalıştayı başlattı. 35 Alevi Örgütü temsilcisi, 3-4 Haziran 2009 tarihinde, gittik anlattık. Sayın Bakan'a taleplerimizi, el birliği, ağız birliği, iş birliği yaparak sunduk. Ve dedik ki, bazı hükûmetler ne yazık ki, "Aleviler siz çok parçalı bulutlusunuz, biriniz bir şey istiyorsunuz, başka bazılarınız başka bir şey istiyorsunuz, hangilerinizin taleplerini yerine getirelim ki? Gidin aranızda buluşun birleşin, istemlerinizi birleştirin, bizde ona göre bakalım." Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Tansu Çiller hep böyleydi. Bu kez Aleviler taleplerini birleştirip, hükûmetin önüne koydular; AKP'nin artık böyle bir mazereti yok.
Bakın, önceki gün gazeteler yazdı, sayın Faruk Çelik, Kızılcahamam'daki istişare toplantısı sonrası kendisine "Alevi açılımı, Alevi Çalıştayı" ile ilgili sorular yöneltildiğinde "Alevileri birlik değil ki" düşüncesini sunuyor. Aynı şeyi Alevi Çalıştayları Moderatörü Necdet Subaşı yapıyor, 15 Kasım 2009 tarihli Sabah Gazetesinde... "Biz birleşin dedik, birleşmediler" diyor. Neyi amaçladıklarını aşağı yukarı görüyoruz...

Cumhuriyet hükûmetlerinin yerleşik tutumu AKP tarafından da aynen sürdürülüyor.

Evet, aynen sürdürülüyor. Çalıştayda bu eleştiriyi gösteriyorlar ama önce mahkeme kararlarını uygulasaydılar ya... AİHM Kararları var. Din dersleri ile ilgili.

Danıştay'ın da bir kararı da var...

Bölge İdare Mahkemesi kararları da var. Bu kararları uygulamak için AKP'nin çalıştaya, açılıma ihtiyacı yok ki, olmaması gerekir. Mahkeme kararları karşısında hükûmetlerin eli kolu bağlıdır. Erteleyemez. Uygulaması gerekir. Bu kararları uygulamamak anayasal bir suçtur. Hem de laikliğe karşı mücadelenin odağı olmak gibi bir suçtur. Ayrıca bu taleplerin içinde bazıları var ki; Madımak Oteli'nin müze olması, bu Kültür Bakanlığı'nın hazırlayacağı bir genelgeyle olabilecek bir şey. Alevi köylerinde görevli Sünni imamların geri çağrılması, Diyanet İşleri Başkanlığının bir emirnamesi ile olabilecek bir şey. Bunları görmedik, göreceğe de benzemiyoruz. Yine Faruk Çelik, bizleri 8 Kasım 2009 Kadıköy mitingini yaparak süreci baltalamakla suçladı. "Ne güzel, çalıştay süreci ilerliyorken, kendi programımız devam ediyorken, bu tür mitingler yaparak açmaza çekiyorlar süreci." dedi. Oysa ki, eğer samimi iseler onların elini güçlendirmek için de yapılmıştır bu miting.

İzzettin Doğan ve Cem Vakfı, Alevi Bektaşi Federasyonundan farklı bir çizgi izliyor ve dolayısıyla, AKP Hükûmetlerinin bu yöndeki mazeretlerine bir zemin oluşturuyorlar, olanak yaratıyorlar. Sizin bu çevreye karşı tutumuz nedir?

İzzettin Doğan ve çevresi, o fikriyat, Alevileri asimile etmeye çalışan, Sünnileştirmeye çalışan devlet politikası ile tam bir uyum halindedir. İzzettin Doğan bir dede çocuğudur, profesördür, bilim adamıdır, atadan babadan ocak sahibidir. O ocakta yetişmiş olan biri Alevi İslam diye bir kavramı hiç duymamıştır. Yeni bir terim türetti. Alevi tarihinde, töresinde, kültüründe, sözlüğünde yeri olmayan bir kavram üreterek, Alevi İslam diyerek, yeni bir Alevilik yaratma hevesine kapıldı. Televizyondan cemler yayınlanıyor, erkekler bir tarafta, kadınlar bir tarafta, kadınların başı örtülü, izlerken korkuyorsunuz sanki bir tarikatın zikir töreni gibi...
Alevilikte böyle bir şey yok.
Cem vardı da, böyle bir cem yok.
O, "ben Alevilerin önderiyim, lideriyim sözcüsüyüm, bu yeni yetmeler de nereden çıktı, üstelik bunlar siyaset yapıyor" diyerek, dünyaya sağdan bakarak, sağ ideolojiden bakarak yeni bir Alevilik inşa etmeye çalışıyor.

En son 8 Kasımda İstanbul'da 550.000 kişi ile miting yaparken, O'na bağlı örgütlerin şubelerinden de binlerce insan kendi olanakları ile otobüslere, dolmuşlara, trenlere, vapurlara atlayıp Kadıköy'e gelmişler iken, O'na bağlı Cem Tv aynı tarih aynı saatteki MHP Kurultayını canlı yayınlıyordu.
Alevilere yönelik yayın yapan bütün televizyonlar -Yol, Su, Dem, Hayat başta olmak üzere-, ulusal kanallar, haber kanalları hepsi, uydudan alıp yayınlar yaparken, Cem Tv MHP Kurultayını yayınladı ve MHP Yönetimine kendi vakfından görevlendirdiği arkadaşlarını soktu.
MHP'ye gidiyor, AKP'den aradığını bulamamış olmalı ki...

Benim bilgim dahilinde değil, teolojinin alanına girdiğinden, böyle bir soruyu sorarak yanlış mı yaptım emin değilim ama Alevi erkanına göre bu bir düşkünlük hali midir?

Evet, bu bir düşkünlük halidir. Bu bir yoldan çıkmadır. Bu işlenebilecek suçların günahların en büyüğüdür.
Ama bu meşrebine de uygundur. S
ivas'ta Madımak Oteli'ni kuşatıp orayı yarım saatlik kuşatmadan sonra ateşe verenlerin içerisinde MHP'liler de vardı. Ülkü Ocakları ve komando dediğimiz genç militanlar da vardı. Ve bunlar duruşmalar boyunca, yedi yıl boyunca, kurt işaretleriyle, yaptıklarından utanç duymayı, pişman olmayı bir tarafa bırakın, hayatlarını kaybetmiş olan insanların yakınlarına ve biz müdahillere saldırdılar. Mahkeme salonunda otururken gazete, radyo ve televizyonların önünde... MHP bu konuda herhangi bir özür dilememişken, işin içindeki rolünü kabul etmemişken, bu yanlış olmuştur bile dememişken, İzzettin Doğan'ın bu olay hiç yaşanmamış gibi MHP'ye meyletmesi evet O'nda düşkünlük halidir.

Mitinglerinizde Pir Sultan Abdal kadar, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya'nın da resimleri taşınıyor; bu isimler Türkiye Sosyalist Hareketi'nde kurucu roller edinmiş sembol isimler. Mitinglerden yansıdığı kadarı ile, Alevi gelenekleri içinde de anılmaya başlamış isimler. Bu ikisi arasındaki tarihsel ilişki nedir size göre? Bu isimler Aleviler tarafından kabullenilmiş halde görünüyorlar, mitinglerinden yansıyan...

Sadece mitinglerinde değil evlerinde de öyle... Adını andığınız devrimci arkadaşlarımız kuşkusuz ki, Alevi ya da Sünni kimlikleriyle, Türk ya da Kürt kimlikleriyle yola düşmediler. Onlar devrimci duygularıyla, Marksist-Leninist ve materyalist felsefe ve düşünceyle bir sınıf mücadelesi kararıyla yollara düştüler, mücadelelerini ve hayatlarını verdiler.
Ne istiyorlardı?
Eşitlik, kardeşlik, sömürüye karşı çıkmak, başka bir dünya vadediyorlardı.
Alevilerin arzu ettikleri dünya ile Onların arzu ettikleri dünya birbiriyle örtüşüyordu.
Kimse kimseye dilinden, dininden, cinsinden, cinsiyetinden ötürü ayrımcılık yapmayacak; kimse kimseyi sömürmeyecek; kimse kimseye haksızlık yapmayacak; herkes çalıştığının karşılığını alacak; herkesin örgütlenecek...

Ben size başka bir şey anlatayım; sayfanız izin verecek mi bilmiyorum...
Alevi cemlerine katılacaklar evlerinde ne varsa onu getirirler. Kimi bir koç getirir, kimi bir kuzu, kimi bir kilo tereyağı, kimi bir avuç tuz; hepsi kara kazana girer, kaynar, kurban olur, pişer ve ceme gelmiş olan herkes doyuncaya kadar ondan yerler.
Kalan miktar, kazanın dibinde kalmıştır; kişilere kurbancı tarafından -ceme hizmet edenlerden biri, kurbancıdır adı-, o, gelen ailelere nüfus başına kepçe ile eşit dağıtır. Sonra sorar, "elimde yok ki terazi ile kantar, herkes oldu mu hakkına razı..."
Bu şudur, "herkesten gücüne göre almak, herkese ihtiyacına göre vermek". Sosyalizmin temel kavramlarından, kurallarından biri. Aleviler, sosyalizm yokken, Marx doğmamışken, bin yıllardır bu geleneği yaşıyorlardı.
Ama buradan hareketle, Alevilik sosyalizmdir, sosyalizm Aleviliktir demek, doğru olmaz elbette; farklı farklı şeyler. Ama bu kadar da yakındır...

Aleviler adını andığınız devrimci kişileri, onların Türk, Kürt, Sünni, inançlı, inançsız olmalarını düşünmeksizin peşin peşin bağırlarına basmış; kendi kahramanları, kendi Hazreti Ali'leri, Hüseyinleri, Pir Sultan Abdalları kabul etmişlerdir...


05.12.2009 11:24:25 Bianet

http://www.renkhaber.com

25 Ağustos 2009

“ SOLDA YENİDEN YAPILANMA ŞART “ ÖSH.

“ SOLDA YENİDEN YAPILANMA ŞART “


Abdullah Çiftçi

Özgürlükçü Sol Hareket Türkiye Koordinasyon Yürütme Üyesi Çiftçi Türkiye'de yeni Bir Sol Harekete İhtiyaç Olduğunu Söyledi.

Özgürlükçü Sol Hareket Türkiye Koordinasyon Yürütme Üyesi Abdullah Çiftçi, Artvin, Rize ve Trabzon’dan sonra Giresun’da da görüşmeler yaparak oluşumla ilgili bilgiler verdi.

Türkiye’de mevcut solun halkın ihtiyacına cevap vermediğini, solda yeni bir merkez oluşturmak için ortak akıl çerçevesinde toplumsal vicdana sahip bireylerin emek ve inisiyatifi ile eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir iktidar hedefleyen yeni bir sol merkez oluşturmanın şart olduğunu, belirten Abdullah Çiftçi, İstanbul Bağımsız Millet Vekili Ufuk Uras ve Türkiye Sol tarihinde geçmişten örnekleri var olan tarihsel buluşma kapsamında alevi toplumsal muhalefetinden, demokratik Kürt hareketine,yüzünü sola dönmüş sosyal demokratlardan, sosyalistlere ,işçilerden, işsizlere, kadınlardan, gençlere, kamu çalışanlarından, aydınlara, akademisyenlerden, toplumun tüm mağdurlarına bütün toplum kesimlerini kapsayacak çevreler ile birlikte hareket ettiklerini söyledi.

Çiftçi : “ Bütün il ve ilçelerde olduğu gibi bir süredir Karadeniz’de basın açıklaması ve toplantılar yapıyoruz. Giresun’dan sonra Ordu, Samsun ve diğer illerde de görüşmelerimiz sürecektir. Tüm bu faaliyetlerin ardından yapmış olduğumuz tarihsel buluşmaya çağrı kapsamında yer alan tüm toplum kesimleri ile birlikte yapılacak geniş katılımlı toplantılar sonucunda nasıl bir siyasal süreç ve yol haritası olacağını birlikte kararlaştıracağız dedi.

Fındık konusuna da değinen Çiftçi “ Üreticilerin sıkıntılarını yakından biliyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de sivil toplum kuruluşları ve çiftçilerle temaslarımız oldu. Bize düşen ne varsa elimizden geleni yapacağız “ diye konuştu.


Not: Yukarıdaki açıklama Giresun yerel basınında; Yeni Giresun, İleri ve Bulancak Egemen gazetelerinde yer almıştır.

Bize ulaştıran: ÖMER ERMİŞ (omerermis@gmail.com) adına

pltfrm@googlegroups.com