Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010

İnsanlar ve ruhsuzluk



"İnsanlar; yolsuz, elektriksiz, susuz hatta, temizlenmeden de yaşayabilir.. Ama, ruh temizliğinden yoksun olarak yaşayamazlar"

Panait Istrati ("Uşak" romanı)

15 Nisan 2010

ANLAYANLARA AHMET TÜRK’ÜN VERDİĞİ DERS!..

ANLAYANLARA AHMET TÜRK’ÜN VERDİĞİ DERS!..

http://www.turkishweekly.net/resim.asp?path=fikri-saglar-there-are-17-547-unresolved-murders-in-turkey--HlfrN.jpg&width=366
fikrisaglar@birgun.net / 15 Nisan 2010

Komedi devam ediyor. Gerçekten biz açılıyor muyuz?..
“Açılım” adlı “oyunlar,” daha sürecek mi?..
Önce Kürt, sonra Alevi, Ermeni, Roman derken…
Geldiğimiz noktaya bakın!..
Tam bir skandallar yumağı!..
Hani derler ya; “Yüzme bilmiyorsan açılma!..”
Ne yaptığını bilmeyen iktidar,
Tabiri caizse “boğulmak” üzere!..
Ne yazık ki batarken, ülkenin paçasına sarılmış bizi de aşağıya çekiyor!..
•••
Muş Bulanık’ta eylem yapanları “tarayan”,
İki yurttaşımızın ölümüne neden olanların duruşmasından çıkan,
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, basın toplantısı yaparken,
Samsun Adliyesi önünde saldırıya uğradı.
Üstelik yanında milletvekilleri ve TBMM Başkanlık Divanı üyeleri de vardı.
•••
Saldırgan, geldiği gibi polisler arasından geçip gitti.
Muş Milletvekili Sırrı Sakık, gitmeden önce “güvenlik” talebinde bulunmuş.
Samsun Emniyeti de gerekli önlemi almış.
Sonra ne oldu?!..
Tarihimizde ender rastlanan bir “siyasi saldırı” gerçekleşti!..
Türk’ün burnu kırıldı.
İçişleri Bakanı sadece üzüntülerini belirtti.
Saldırgan yakalandı.
“Karadeniz’e gelen şehit cenazeleri nedeniyle kişisel olarak bu eylemi gerçekleştirdim” dedi.
Ve tutuklandı. Birkaç gün sonra serbest kalırsa şaşmayın.
•••
Ahmet Türk, bu ülkede barış isteyen bir siyasidir.
Ortak “akıl yolunu” gösteren “akil” bir adamdır.
Demokrasinin gerçek sevdalısıdır.
Sevgi, birlik ve kardeşlik sözleri onun değişmez düşüncelerinin özetidir.
•••
Haksızlığa karşı,
Kültürel gelişmelere karşı,
Kimliklerin yok edilmesine karşı,
İşkence ve baskıya karşı,
İnsanların temel haklarına karşı olan herkese,
Karşıdır!..
Şiddete ve silaha el atmadan mücadelesini kararlılıkla yapan biridir.
Çok çile çekti, çok zülüm gördü, bedel ödedi ama,
Toplumun esenliği için sağduyuyu hiç bırakmadı!..
•••
O saygın bir Kürt aydınıdır.
Türkiye’yi düşünen, halkların kardeşliğini isteyen deneyimli bir siyasetçidir.
•••
Böyle bir insana nasıl el kaldırıldı?
Yumruklanmasına nasıl göz yumuldu?
Hesap veren olacak mı?
Kendi hesabıma ona yapılanlardan dolayı, hak etmediği bu eylem için “özür diliyorum”.
•••
Aslında, Hakkâri’de 14 yaşındaki yaralı Hatip’i sürükleyerek karakola götüren, coplayan, yumruklayan polislerin olduğu bir ülkede, Ahmet Türk’e yumruk atılmasına göz yummak doğal!..
Daha doğrusu, karşısındaki her insanı “düşman” gören anlayışın yerleştiği bir düzende, “insanlara” saldırmak hatta öldürmek normal!..
Kendinle meşgul muhalefet, çıkar peşinde koşan iktidarların bulunduğu ülkede hak arayan insanlara saldırılması olağan!..
•••
Açılım işte burada düğümleniyor.
Açılım diyenler,
“Kürt’ü, Alevi’yi, Ermeni’yi, Roman’ı tanımak istemiyor ve sevemiyorsa, sonunda boğulmakla karşı karşıya kalacaktır.
Kafalardaki “öteki”, açılımı engeller.
Düşmanca çıkışlar, daha da yabancılaşmayı, giderek kinlenmeyi getirir!..
Nitekim açılım gelişimi(!) böyle sürmekte.
Açılım isteyen ve içini dolduramayan iktidar ile muhalefetin “kontrolsüz ve tahripkâr” davranışları, “ayrışmayı” hızlandırıyor!..
•••
Ahmet Türk’e yapılan saldırı Türkiye’yi “kritik” bir konuma getirdi.
Nefretle kınanacak bu talihsiz “ortamı” fırsat bilenler çıkacaktır.
Haklı tepkilerini gösteren insanları “farklı” yönlere çekmeye çalışanlar olacaktır!..
•••
Puslu havayı seven “kurtlara bu vadiyi” bırakmayan Ahmet Türk, herkese ders veren açıklamalar yapmıştır.
Ondan beklenen olgunluğu ve büyüklüğü göstermiştir.
Hastane önünde basın mensuplarına söyledikleri ayrı bir güzellik taşımaktadır.
“Kürt halkı yüreğinde bu saldırıyı mahkûm etmiştir. Önemli olan bu yapılanlardan herkesin ders çıkarmasıdır.”
•••.
Kısa zaman önce CHP’ye yapılan ve kimsenin onay vermediği “Van’daki yumurtalı saldırı” sonrası söylenenleri, yapılanları hatırlayınca,
“Toplumsal barışın oluşmasını istemekle siyasi rant elde etmek” arasında ne denli büyük uçurum olduğunu görebiliyorsunuz!..
Ve en önemlisi, “siyasi sorumluluk” taşıyanla taşımayan arasındaki “farkı” hemen anlıyorsunuz!..
Ve maalesef bu farklılıklar ülkenin “geleceğini” doğrudan ilgilendiriyor!..
•••
Geçen pazar günü yapılan Yüksek Öğrenime Geçiş sınavları nedeniyle ciddi bir skandal yaşandı.
Kimse yapılanları umursamadı.
Hele “Açılımcılar” gık bile demedi.
YÖK geçen sene “kopya” çekildi diyerek Mardin ve ilçelerinde sınava girecek binlerce genci KKTC'ye gönderdi. Orada sınava soktu.
Yapılanları nasıl tanımlamak lazım? Bilemiyorum.
Hadi, masrafı ne olacak? Paraları var mı? Bu ne büyük haksızlık, eşitsizlik, ayrımcılık? Gibi soruları bir yana koyalım.
Adı üzerinde KKTC ayrı bir ülke!..
Bağımsızlığını ve egemenliğini tanıdığımız bir devlet!..
Siz nasıl bir başka ülkeye “sınava girmek” üzere öğrencilerinizi gönderebilirsiniz?
Almanya ya da Fransa’ya da, Vanlı, Muşlu veya Mersinli yurttaşlarınızı sınava girmesi için yollayabilir misiniz?
Bu “aymazlık” değilse nedir? Nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Ne biçim bir siyasetle yönetiliyoruz?
•••
Yaptım oldu!.
Olmadı!..
Ahmet Türk’ten ders çıkarılacak çok şey var!.. Anlayana!..

http://www.birgun.net/

10 Nisan 2010

Romanlara ayrımcılık her yerde...

Romanlara ayrımcılık her yerde...

http://www.kirsehiryenihaber.com/haberimg/romanlar3.jpg
Bugün 8 Mart Dünya Roman Günü. İstanbul'da bu akşam Balat'ta bir şenlik yapacak olan Romanlar, rantın esir aldığı büyük kentlerden sürülüyor. Yüzlerce yıllık Roman mahallesi Sulukule artık yok. Irkçı saldırı nedeniyle Manisa'nın Selendi'ilçesinden sürülen romanlar, Salihli'de tutunmaya çalışıyor. Romanlara yönelik ayrımcılık, dünyanın çok ülkesinde insanlık utancı olarak devam ediyor.

08 Nisan 2010 Perşembe
Romanlara ayrımcılık her yerde...
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Claudio Cordone, 8 Nisan Uluslararası Romanlar Günü'nde, İspanya'nın Cordoba kentinde yapılan 2. Avrupa Roman Zirvesi öncesi bir açıklama yaparak Avrupa’da yaşayan Romanların ayrımcılığa uğradığını söyledi.

BİA Haber Merkezi' nin verdiği bilgiye göre, AB liderlerine çağrıda bulunan insan hakları savunucusu Cordone, şöyle dedi:

"Romanların hak ihlallerini ortadan kaldıracak somut eylem planları bir an önce yürürlüğe konsun. Roman halkları Avrupa vatandaşlarıdır ve Avrupalı liderler onların diğer vatandaşlarla aynı hak ve sorumluluklara sahip olmasını güvence altına almalıdır. 21'inci yüzyılda Avrupa'da ikinci sınıf vatandaş olamaz.

AB liderleri Romanların maruz kaldığı insan hakları ihlallerini ortadan kaldıracak somut bir eylem planını yürürlüğe koymalı. Irkçı saldırılara karşı seslerini yükseltmeli ve Romanların konut edinme, eğitim, sağlık ve istihdamda karşılaştıkları ayrımcılığı bitirecek somut önlemler geliştirmelidir."

Uluslararası Af Örgütü, Roman Zirvesi öncesinde "Avrupa'da Romanların zorla tahliye edilmelerini durdur" başlıklı raporunu da açıkladı.

ROMANLAR GÖÇE ZORLANIYOR

Örgütün açıkladığı raporda Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Sırbistan ve İtalya, Romanları yaşadıkları bölgelerden zorla sürmekle suçlandı. Rapordan ayrıntılar ise şöyle:

- Eylül 2009'da Bulgaristan'ın Burgaz kentinde belediyenin iki yerleşim yerini yıkmasıyla en az 200 Roman evsiz kaldı.

- İtalya'da, Temmuz 2009'da uygulanmaya başlayan "Göçebe Planı" Roma'da 10 yerleşim birimi yıkıldı. Yaklaşık 6 bin Roman, şehir dışındaki kamplara göçe zorlandı. Binden fazla Roman'ın evsiz kaldığı tahmin ediliyor.

- Sırbistan, Nisan 2009'da, Yeni Belgrad'daki 250 Roman'ı geçici yerleşimlerinden tahliye etti. Çoğunluğu Kosova'dan sürülen Romanların hayatlarını sürdürebilmeleri için belediye tarafından hazırlanan konteynırlar, bölge sakinleri tarafından ateşe verildi.

- Yunanistan'da, Haziran 2006'da başkent Atina'da yaşayan 100'den fazla Roman ailesi, kendilerine danışılmadan ve alternatif yerleşim yeri gösterilmeden kentten ayrılmaya zorlandı.

- 2004 yılında Romanya'da yaşadıkları Miercurea Ciuc kentinden zorla sürülen 100'den fazla Roman, belediye tarafından lağım arıtma tesisi çevresindeki metal kabinlerde yaşamaya zorlandı.

- Türkiye'de ise geçtiğimiz Ocak ayında Manisa'nın Selendi İlçesi'nde yaşanan ırkçı saldırılar nedeniyle 18 Roman ailesi, Belediye kararıyla Manisa'nın Salihli İlçesi'ne yerleştirilmişti.

http://www.nethabercilik.com/images/news/41213.jpg

(www.bianet.org haberinden yararlandık.)-08.04.2010- cuma
Muhabir:Turnusol Haber

'Yeryüzünün lanetlileri' ROMANLAR, meydanlardaydı...


'Yeryüzünün lanetlileri' ROMANLAR, meydanlardaydı...

Türkiye'de ve dünyada en fazla ayrımcılık ve dışlanmaya uğratılıp, baskı, şiddet ve yoksulluk sarmalında bir yaşama mahkum edilen Romanlar, 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek üzere İzmir Cumhuriyet Meydanı’ndaydılar…

09 Nisan 2010 Cuma
Yeryüzünün lanetlileri meydanlardaydı...

Türkan Karagöz - İZMİR


İzmir’in çeşitli semtlerinden gelen Roman Dernekleri Başkanları, üyeleri, Manisa'nın Selendi İlçesindeki toplumsal linç olayıı yaşayan Romanlar ve çeşitli Roman örgütlerinin temsilcileri, 8 Nisan Dünya Romanlar Gününde Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya geldiler. Ayrımcılık nedeniyle öldürülen Romanlar için saygı duruşuyla başlayan etkinlik, İzmir Roman Derneği Başkanı Abdullah Cıstır’ın basın açıklamasıyla sürdü.

'BİZİM DİLİMİZ SEVGİ VE KARDEŞLİK'

"Türkiye'de yeni yeni kutlanmaya başlanan bu önemli gün bu sene bizler için ayrı bir anlama sahiptir. Çünkü bu yıl aynı zamanda Türkiye'de Roman Açılımı'nın yılıdır. Açılımın bizlerde yarattığı umut ve beklentiler ile 8 Nisan'ın coşkulu iyimserliği içinde Dünya Romanlar Günü'müz kutlu olsun diyoruz. Biz Romanlar, siz kardeşlerimize Bahar'ın bu en güzel günlerinde çiçek-çiçek, ezgi-ezgi sevgimizi ve kardeşliğimizi sunuyoruz.

Memleketin o ucunda veya bu ucunda, kadın veya erkek, şu etnik kimlikte veya bu kimlikte, o renkte ya da bu renkte veya bir başka farklı nitelikte olmamızın bizim elimizde olmayan bir şey olduğunun altını çizerek sesleniyoruz.

Türkiye'de ve dünyada en fazla ayrımcılık ve dışlanma pratiklerine maruz bırakılanlar Romanlardır. Baskı, şiddet ve yoksulluk sarmalında bir yaşama mahkum edilenler olarak diyoruz ki, bu tesadüfler dünyasında sizler de Roman olarak doğabilirdiniz sevgili kardeşlerimiz. Selendi’deki ırkçı şiddetin mağduru bir Roman ailesinden olabilirdiniz ya da doğup büyüdükleri mahalleleri Sulukule’den bugün sokaklara atılan yüzlerce Romandan biri olabilirdiniz.

Sırf Roman olduğu için sınıfın en arka sırasına oturtulan sizin çocuğunuz olabilirdi veya potansiyal suçlu görüldüğünden her vesilede haksız şiddete maruz kalan da...

'KİMSEDEN NE AŞAĞIDAYIZ NE YUKARIDA'

Örnekleri hiç kuşkusuz çoğaltabiliriz ancak burada anlatmak istediğimiz çok basit:

Farklı olmak, farklı olarak dünyaya gelmek, kimseyi diğerlerinden üstün veya aşağı yapmaz. Farklı olabiliriz ama sadece insan olmamızdan dolayı ve yurttaş olarak sahip olduğumuz haklar nedeni ile hepimiz eşitiz.

İşte bu yüzden bizler bu ülkenin eşit hak sahibi vatandaşları olarak nereden ve kimden gelirse gelsin tüm ayrımcılık ve dışlama politikaları ile birlikte bizlere yapılan haksizlıkların takipçisi olup haksızlıklarla mücadele edeceğimize,

Bu güne dek göz ardı edilmiş ancak “açılım” vesilesi ile gündeme gelmiş medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarımız açısından “açılım”ın takipçisi olacağımızı bildirmek isteriz.

'BİRİLERİNİN DIŞLANDIĞI ULUS MEDENİ OLAMAZ'

Yürüyecek çok yolumuz var bunu biliyoruz ve bu yürüyüşte sizleri de yanımızda görmek istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki nüfusunun bir kısmı haksız yere şiddete uğramış ve geri bıraktırılmış bir ulus hiçbir zaman 'muasır medeniyete' ulaşamaz.

"Dünya Romanlar Günü kutlu olsun.”

SELENDİ'DEN SÜRÜLENLER...

Basın açıklamasının ardından, bugüne kadar çeşitli nedenlerle yaşamlarını yitiren Roman vatandaşlar için katılımcılar ellerindeki karanfilleri denize attılar.

Etkinliğin ardından görüştüğümüz Selendi olaylarını yaşayan Romanlar, linç girişimini ve sonrasında yaşadıkları sıkıntıları dile getirdiler.

Süleyman Koca, Selendi’den göç ettirilen Romanların yoksulluk ve yoksunluklarının artmasıyla umutlarının tükendiğini ve çocukların psikolojik desteğe ihtiyaçları olduğunu aktardı.
Yaşar Koca ise, yakılan ve zarar gören araçlarına, Manisa Valiliğinin ödemeyi taahhüt ettiği miktarın çok düşük olduğunu, 2 bin TL değerindeki otomobiline, 300 TL değer biçildiğini, bu parayla sadece otomobilin aküsünü alabileceğini söyleyerek mağduriyetlerinin sürdüğünü ifade etti.


'Biz kesinlikle hırsızlık, yankesicilik yapmayız; tiner, uyuşturucu kullananımız yoktur. Bunlar hep ön yargılardır. Biz kötü insanlar değiliz' diyen Selendi'li Romanlar, 'Hepimiz çiftçilik yapıyoruz ve çalışkan insanlarız, yıllardan beri de buradayız' diye kendilerini savunma gereği duyuyorlar.

Mağduriyetlerini anlatıp, eşitsizlikten yakınan hemşehrilerimizin sözleri, toplumda varolan önyargı ve yapılan ayrımcılığın sonucu olarak Romanlar’a nasıl bir travma yaratıldığının ifadesiydi, ne yazık ki…


Fotoğraf: Ayrımcılık mağduru Romanların anısına denize karanfiller atıldı...


09.04.2010- cuma

9 Kasım 2009

Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Tekin Özdil'in konuşması

Aleviler "artık yeter" dediAlevi Kültür Derneği Genel Başkanı Tekin Özdil, miting konuşması....

Şarkılarımız, türkülerimiz, marşlarımız ne söylerse söylesin,
Ey İstanbul, sen bize layık değilsin, biz de sana!
Ama işte, 9 Kasım 2008’de, Ankara’da;
bozkırın, betonun, asık yüzlü takım elbiselerin, kravatlı binaların, meydanları öldürülmüş bir şehrin ortasına ektiğimiz tohumun suyunu almak üzere yine de geldik sana!
Biliyoruz suyun tuzlu; gözyaşının ve kanın tuzu bu:
Kendi gözyaşından başkasını görmeyen körlüğün, nankörlüğün tuzu. Biliyoruz, Ankara’da attığımız tohumu yakıp kavuracak bu su:
Haramzade konaklarında, bilgisayar ekranlarında, televizyonlarda ölen gencecik Türk ve Kürt delikanlılarını görmeyen, sözüm ona onları anlamak adına kadınları, Kürtleri ve Alevileri aşağılayan, kadın deyince seks köleliğinden başka bir şeyi layık görmeyen bu hastalıklı zihniyet,
Eyy İstanbul, ömründe denizi görmemiş mahallelerine de, kalbinin ortasında, Cihangir’de, Sulukule’de yaşayanlara da aynı gözle bakıyor: Sulukule’den kovulan Romanlar, Çingeneler, ne kadar uygarlaştırılmaya muhtaç barbarlarsa biz Aleviler de o kadar barbarız! Cihangir’de bir dünya kurmaya çalışanların bedenlerinde patlayan coplar, hortumlar, biz Alevilerin de sırtında patlıyor. Onların gözünde hepimiz, tanımlanmaya, yeniden şekillendirilmeye muhtaç yaratıklarız.

Ey Romanlar, Sulukule sizlere bırakılmayacak kadar değerlidir; burası bize layık; Ey Cihangirde toplaşıp duranlar, burası size fazla, sizi şöyle alalım; diye sesleniyor bu ses, hepimize!
Ey Kürtler, Fırat ve Dicle’nin nereye aktığını sanıyorsunuz?
Biz nereye istersek oraya akmalı. Diyor o ses bizlere.
Sadece Fırat ve Dicle mi?
Ya Munzur?
Barajlarımızla boğazınıza çökeceğiz; Hasankeyf’in, o dünya güzeli Hasankeyf’in sular altında kalması yetmez; Ey Dersimliler, Düzgün Baba da sular altında kalmalı diyor o ses.
Dün, tanklarıyla, toplarıyla gelmişlerdi. Dersimliler inanç merkezlerinden, sığındıkları mağaralardan sürülüp topla, tüfekle, arpa ekilir gibi, ülkenin her yanına ekildiler.
Yetmedi; köyler yakıldı, boşaltıldı,
Yetmedi bugün barajlarıyla geliyorlar! Dersimli Alevilere bir kere daha yol gözüküyor! Arkalarında kutsal Munzur’u zincire vurulmuş halde bırakarak, Seyyit’lerin pala bıyıklarına düşen gözyaşlarıyla, bir kez daha, gidin deniyor! Tıpkı Fırtına Vadisi’nde denildiği gibi.
Gidin, sizler zaten bu ülkenin zenginliğisiniz, nereye dilerseniz gidin, yeter ki Munzur’u bize bırakın, yeter ki Hacı Bektaş Dergahını bize bırakın, yeter ki Madımak’ı istemeyin, bize bırakın ve gidin.
Evet, haklılar, bu ülkenin her metrekaresi bizim
Amaaa… bütün ayrımcılığa uğrayanlara,…. layık görülen bu toprak,…
Hırant kardeşimizinde dediği gibi, “mezarlarımız olmak üzere” bizim.
Öyle ki bazılarımızın mezarları bile yok.
Ama mezarsız ölülerle dolu O topraklarımıza …..bugün; uçakları, helikopterleri, polisleri, ve yandaşlarıyla gelip cemevlerimizi ziyaret ediyorlar.
Hoş gelsinler,
Yeter ki hoş gelsinler!
Girdiğiniz yerin “bir ibadetevi” olduğunu size hatırlatanlara, “artık bunu tanıyın” diyenlere gülümseyerek bakıyorlar!
Yüzyıllardır ayrımcılığa uğrayan bu insanlara, alay eder gibi sunduğunuz bir gülücükten başka söyleyecek sözünüz yok mu?
Bizlerin zenginlik olduğunu söylemekten başka bir sözünüz yok mu?
Bizler, tüm ayrımcılığa uğrayanlar öylesine bir zenginliğiz ki, çocuklarımız, gencecik annelerimiz, dal gibi gençlerimiz grip gibi hastalıklarda ölüp giderken, yalnızca ölülerimize test yapılıyor; bizler ölene dek hastanelerin kapısında sürünürken, ölülerimiz kireçlenip gömülürken, özel bir okulda grip görülse hastane ayaklarına kadar götürülüyor; testler evlerinde yapılıveriyor.
Esasında biz domuz gribinden değil, yoksulluktan ölüyoruz.
Kimse gribin domuzluğuna sığınmasın, bu grip domuz gribi değil, AKP Gribi.
Karanlığa batmış, “din” “din” diye gırtlağını yırtarcasına haykırdıkça daha çok karanlığa batan bir iktidarın imdadına yetişmiş bir grip bu: Domuzun günahı yok……
Günah diye boynumuza vurulan pranga, bu iktidarın dilencileştirmeye çalıştığı yoksulluğumuz.
Bugün burada hepimiz yoksulluğumuzla Aleviyiz, Aleviliğimizle de yoksul!
Yoksulun lanetinden daha büyük lanet olabilir mi?
Yoksulun uğradığı ayrımcılıktan daha büyük ayrımcılık olabilir mi?
Hepimiz, bugün burada ayrımcılığa hayır diyenler, eşitlik için seslerini yükseltenler, biz yoksullaştıkça; devlet Deniz Feneri’ne dönüyor; devlet Deniz Feneri’ne döndükçe bizler dilencileştiriliyoruz.
Ancak işte buradan haykırıyoruz,
bilinsin ki yoksulların Alevileri, Alevilerin yoksulları,
bugün “ben de Aleviyim!” diyen cümlemiz,
siyaseti dilenciliğe ve pazarlığa çevirmeyi reddediyoruz.
Dilencileştirilerek, sözde bize kulak veriliyormuş gibi yapılarak, siyaset sahnesinden kovulmayı reddediyoruz!
Görün işte, siyaset biziz ve buradayız!
Onlar da, Biz hayır dedikçe, biz meydanlara çıkıp sesimizi yükselterek eşitlik istediğimiz için, daha dün…. bizi terörist ilan edenleri, sesini çıkaranları şaklaban ilan edenleri… yanlarına alıp… polis kordonları altında, cemevlerimizi ziyaret ediyorlar!
Cemevi gönül evidir. Sizin girdiğiniz yerse dört duvardır.
Soruyorum sizlere:
Gönlümüzü tankları toplarıyla ele geçirmek isteyenlere, gönlümüzde yer var mı?
Hayır.
Soruyorum sizlere: Gönlümüz önüne gelenin çiğneyeceği bir çimenlik midir?
Hayır.
Gönlümüz bir aşure kazanı. Ama kimse sanmasın ki aşure kazanıyız diye, önüne gelen bu kazana istediğini atabilir,… önüne gelen istediği gibi pişirebilir.
Aşurenin de bir ustası var, bir tarifi var: Madem ki Aleviliği üreten biziz, yaşatan biziz, ne sizin,… ne de sizin paralı yandaşlarınızın bu aşureye tuz katmasına izin vermeyeceğiz.
Verecek miyiz?
Hayır.
Bu sesi herkes duysun. Eşitlik isteyenleri, ayrımcılığa hayır diyenleri, bugün bu meydanda toplanan ülkemizin lanetlenmiş!... ama güzel, ama yürekli insanlarının sesini siyasetin karanlık dehlizlerinde boğmak isteyen herkes duysun. Gücümüzü herkes görsün.
Vazgeçin artık;Bize dilimizi öğretmekten
vazgeçin artık Bize dinimizi öğretmekten
vazgeçin artık Bize elbise biçmekten
bizi tarif etmekten vazgeçin.
vazgeçin artık şu İnkâr politikasından.
“Asimilasyon insanlık suçudur” diyenler, bizi Sünnileştirmek çabasından artık vazgeçin.

Siyaset yalnızca partiyle yapılır diyenler de görsün, dernekler ölmüştür diyenler de görsün, siyaseti proje derecesine düşürenler de görsün!
Siyaset burada!
Bizler Ayrımcılığa karşı sesini yükseltenler,… bizler eşitlik talep edenler, bize eşitlik adı altında dayatılan bu eşitsizliğe, hayır diyoruz….
Bu meydanda ! Hep birlikte haykırıyoruz:
Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!
İşte o yüzden ki, eyyy… İstanbul,
senin tuzun yalnızca zehirleyici ve kanlı bir tuz değil.
Aynı zamanda O tuz bizim gözyaşlarımızın da tuzu:
gözpınarlarımızdan akan suyun tuzu attığımız tohumları da yeşertecek.
Tabii ki; Biz o gözyaşlarını unutmadıkça ve de unutturmadıkça,
İşte o yüzden biz, O suyu almak için İstanbul’dayız:
Ölsünler diye bile evlerine gönderilmeyen, Ölülerini morg kapılarından topladığımız evlatlarımıza karışmaya, İbrahim’e, Mahir’e, denize kavuşmaya Ey İstanbul!

İşte kıyılarındayız!
Arnavutumuz, Boşnağımız, Manavımız, Gürcümüz, Çerkezimiz, Bogomilimiz, Selaniklimiz, İskeçelimiz, Çingenemiz, Romanımız, Abdalımız, Tahtacımız, Yörüğümüz, Pomağımız, Kosovalımız, Giritlimiz, Hemşinimiz, lazımız,
Bugün, burada hepsi Alevi olanlar;
adı olanımız,
adı elinden alınanımız,
bir adı olmasına bile izin verilmeyenimiz,
Hırantımız, Gülerimiz, ölülerimiz, dirilerimizle
bayraklarımız, flamalarımızla işte kıyılarında durduk!
Hep bir ağızdan aynı şeyi söylemek için:
Susma, sustukça sıra sana gelecek!
Biliyoruz ki; Munzur susarsa, Meriç ölür; Fırat susarsa, Ceyhan ölür;
Asi susarsa Aras ölür, Kızılırmak susarsa, Sakarya ölür,
Yeşilırmak susarsa Menderes ölür.
Ne yazık ki biz sustuk ve sustukça bütün nehirlerimiz sırayla kurudu gitti.
Bu ülkede son Alevi de ölene kadar susacak mıyız?
Neredeler şimdi Süryanimiz, Ezidimiz, Ermenimiz, Rumumuz?
Bu ülkenin son Alevileri olmayacağız.
Olacak mıyız?
Hayır!
Alevilere, Sünni olmayanlara, dinsizlere zorla Sünniliği dayattılar. Herkes sustu. Yetmedi. Şimdi zorunlu din derslerini bahane ederek okullara imamları sokuyorlar. Artık imamlar veriyor din derslerini.
12 Eylül ürünü olan Zorunlu Din Dersleri pedagojik bir cinayettir.
 Zorunlu din dersi istiyor musunuz?
Hayır
Diyanet İşleri dedikleri kurumu, Tanrı’yla aramıza soktular… Sustuk. Yetmedi, şimdi aşı olsak mı olmasak mı diye Diyanet fetva veriyor!
Öte dünya yetmedi, bu dünyayı da elimizden aldılar!

Sözde bir açılım yaptılar, bizi dinlediler. Bizi dinleyen kimdi: Diyanet! Ve Diyanet fetva buyurdu: Cemevlerini ibadet yeri olarak istemek bölücülükmüş!

Gözlerini şimdi, sesimize, soluğumuza diktiler; artık sözümüzü de elimizden almak istiyorlar!
Haramzade plazalarda oturmuş maaşlı reklamcıları buyuruyor; Hacı Bektaş namaz kılarmış, Alevilerin Hacı Bektaş’la ilgisi yok diye!
Gözlerini her şeye diktiler! Bizi açlığa ve yoksulluğa,… sürgüne ve ölüme mahkum etmeleri onları durdurmadı, artık ruhumuzu da istiyorlar!
Biz verdikçe daha çok isteyecekler!
Ne zamana kadar etimizden et, canımızdan can, sözümüzden söz verip de besleyeceğiz bunları? Daha fazla besleyecek miyiz bunları?
Hayır!
Besleyecek miyiz?
Hayır! Binlerce kere hayır!
Hayırlarınız, hayrolsun. Hak Muhammed Ali yardımcınız, Hızır yoldaşınız olsun.
Ey İstanbul!
Alevi Kültür Dernekleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı adına,…
Sen bize layıksın, biz de sana!

08,11,2009-Pazar

KAYNAK : Alevihaberajansi.com - 8 Kasım 2009

--------------------------------------------------------------------------------------

*Alevilerden Kadıköy çıkarması

*PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş'ün Miting Konuşması

*ABF Genel Başkanı Ali Balkız'ın Miting Konuşması
----------------------------------------------

PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş'ün Miting Konuşması

PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş'ün Miting KonuşmasıPSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş'ün Miting Konuşması

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Av. Fevzi Gümüş’ün 8 Kasım 2009 "Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı" Mitingi Konuşma Metni:

"Sevgili canlar

Pir Sultan’ın yarenleri, yoldaşları

Hepinizi Banazlı Koca Haydar’ın inancı, bilinci ve direnci ile selamlıyorum.

Sadece sizleri değil, başta Tuzla işçileri olmak üzere tüm işçileri, memurları, çiftçileri, doğanın dengesini bozan hidroelektrik santrallara karşı onurlu bir mücadele veren Rizelileri, Artvinlileri, Dersimlileri, neoliberal politikaların köleleştirdiği, yoksullaştırdığı tüm emekçileri,özgür ve demokratik bir üniversite isteyen öğrencileri, kadınları, F tipi cezaevlerinde insanlık onuru için direnenleri selamlıyor, daha eşit, daha adil ve daha özgür, gerçekten laik ve demokratik bir Türkiye uğruna 1 Mayıs 1977 Taksim, Maraş, Çorum, Madımak, Ümraniye ve Gazi katliamlarında yitirdiğimiz tüm canları, Denizleri, Mahirleri, Uğur Mumcuları, Musa Anterleri, Hrant Dinkleri saygı ile anıyorum.

Sevgili canlar

Pir Sultan der ki;

Kaçıncı ölmem bu hain
Pir Sultan ölür dirilir.

Kavgamızın şehri İstanbul’a, Kadıköy meydanına, Türkiye’nin dörtbir köşesinden gelen her bir can Pir Sultan’ın, onun direniş ruhunun asla ölmeyeceğinin kanıtıdır.
Şu meydandaki güzelliğe bakın. Kürtler ve Türkler burada…

Aleviler, Sünniler burada…

Atatürkçüler, sosyal demokratlar, sosyalistler de burada.

Yani barış içinde kardeşçe yaşamayı savunanlar bir aradayız.

İşte bu meydan Türkiye.

Türkiye de bu meydanı gibi…Herkeste ayrı bir renk ve güzellik VAR…

Bizleri elele tutuşturan, ayrıştıran değil buluşturan, birleştiren şey Aleviliğin evrensel bir dünyaya açtığı pencereden sızan aydınlıktır. Biz, 72 millete aynı nazarla bakarız. “Hak ademdedir” deriz. “Sevgi bizim dinimizdir, başka dine inanmayız”. Cennet için insan öldürmeyiz.

Öldürmeyiz ama Pir Sultanlar, Nesimiler, Baba İshaklar gibi baskıya karşı direnmekten de vazgeçmeyiz. Çünkü, ne kadar aşağılasanız, hor görseniz de biz Aleviyiz, Kızılbaşız…
Bu ülkenin gerçeğiyiz ve burardayız.

Sevgili Dostlar;

Biz, kendisine ayrılan ödenek ile 8 bakanlığın bütçesini geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını istiyoruz. Diyanet, laik bir devlette olmaması gereken bir kurumdur. Devlet, inançlara eşit mesafede olmalıdır. Ama o Diyanet İşleri Başkanlığı, strateji belgelerinde zorunlu din dersinin kaldırılmasını talep eden bizleri, Diyanet ve İslamı tehdit edenler listesinde görüyor. Devasa bütçe ile yetinmiyor daha fazla istiyor.

Soruyoruz, cenneti inşa etmek devletin mi görevidir?

Sana ne.. Cennete gidecek adama sponsor olmak sana mı düştü.

Sen, önlüğüne okulun ihtiyaç listesinin asıldığı öğrencilere sponsor ol. Sen hastane kapılarında parası olmadığı için hayatını kaybedenlere sponsor ol. Sen fabrika aç, yol, su, elektrik götür. Bırak, herkes kendi cennetini kendisi inşa etsin.

Stratejik belgelerinde Alevileri, din ve diyanet düşmanı olarak gösterip Alevileri hedef haline getiren Diyanet İşleri Başkanlığı şunu bilmelidir.

Aleviler, Milli Güvenlik Kurulu’nun hazırladığı siyaset belgelerinde, kırmızı noktalı haritalarda da vardı. Ama bizler o haritaları, siyaset belgelerini nasıl ki, tarihin çöplüğüne attıysak, hala var isek, hala Kadıköy meydanını doldurabiliyorsak, senin Strateji belgelerini de çöplüge atarız. Eğer bu ülkede, zorunlu din derslerine, Diyanet’e karşı çıkmak tehditse, Aleviler tehdit olmaya devam edecekler. Bunu dostlarımız da düşmanlarımız da böyle bile..

Değerli Canlar;

Bizler, alevi köyleri ve mahallerine cami yapılmasına, Alevi çocuklarının asimilasyonuna hizmet eden zorunlu din derslerine de karşıyız. Çünkü, zorunlu din derslerinin insan hak ve özgürlüklerine aykırı olduğuna hem iç hukukta hem de AİHM’de karar verilmiştir. Ama gerici AKP zihniyeti inatla bu iki uygulamayı da sürdürmek istiyor ve cemevlerine yasal statü kazandırmıyor. Çünkü, Diyanet’e göre cemevleri cümbüşevi… İki gün önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tunceli’de cemevini ziyaret etti. Onun ayakkabı çıkararak cemevine girmesi, kimi çevrelerce alkışlandı. Sayın Cumhurbaşkanı ayakkabı çıkararak cemevine girdiyse elbette doğrusunu yapmıştır. Ama Cumhurbaşkanı bilmelidir ki, cemevine saygının ilk koşulu Alevilerin ibadet yerini tanımaktır. Ayakkabı çıkarmak yetmez. Eğer bunu yapmazsanız, gün gelir, o ayakkabınız kapının önüne konulur.

Sevgili yarenler, yoldaşlar;

AKP’nin Alevi açılımının arka planında devlet Aleviliği yaratma planı vardır. AKP, güya Alevi çalıştayları ile göz boyamaya çalışmaktadır ve Alevilerin sorunlarını çözeceği gibi bir aldatmaca yaratmaktadır. Biz bu Muaviye oyunlarını tarihten beri iyi biliriz, tuzaklara düşmeyiz. Mayasında özgürlük, eşitlik, adalet olmayan bir iktidar Alevilere özgürlük getiremez. Diyanet’i kaldıramaz, çünkü yarattığı sömürüyü gizlemek için Diyanet’e, zorunlu din derslerine ihtiyacı vardır. Bu iktidar Alevi çalıştayları sonunda bir paket açıkladığında görecegiz ki, amaç Alevi sorunlarını çözmek değil, Alevileri asimile etmektir. Bunun işaretlerini Devlet Bakanı Faruk Çelik vermiyor mu? Biz, Madımak utanç müzesi olmalıdır diyoruz, O kültürevinden bahsediyor. Çünkü, daha birkaç yıl öncesine kadar Madımak’taki vahşeti yaratanlarla aynı siyasi çatıda olanlar, o utançla yüzleşmeye korkuyorlar da, ondan… Unutturmak istedikleri, siyasi geçmişlerine düşen o utanç sayfasını yırtıp atmak…

Ama bunu yapamayacaklar. Asla izin vermeyeceğiz buna...

Sevgili canlar;

Biz, ayrıcalık değil her anlamda, kanunların önünde, gündelik yaşamda, fiiliyatta eşitlik istiyoruz. Eşitliği de herkes için istiyoruz. Bizim, Sünnilerle, Kürtlerle, Türklerle, gayrimüslimlerle sorunumuz yoktur. Bizim, tek tip insan yaratmayı isteyen sistemle ve o sistemin ırkçı ve gerici iktidarlarıyla sorunumuz vardır. Bizim davamız, Aşık Veysel’in dediği gibi insanlık davasıdır.

Bu insanlık davasında, siz yoldaşları, canları, bütün ezilenleri, bugün olduğu gibi her zaman aramızda görmek istiyoruz.Bizler bir arada olmazsak bu muaviye zihniyeti ülkemizi yaşanmaz hale getirmeye devam edecektir. Onun için biz aleviler olarak diyoruz ki önümüzdeki günlerde ülkemizin kaderi için, daha aydınlık, özgür, demokratik ve barış içinde bir Türkiye’nin yaratılması için bir adım öne çıkıyor, tarihin bu döneminin bize yüklediği sorumluluğu üstleniyoruz.

Ve diyoruz ki Güneşin ortasında, kardeşlik sofrasına oturacağımız günler yakındır..."

Alevi mitinginde "Diyanet kaldırılsın" pankartları

KAYNAK : Alevihaberajansi.com - 8 Kasım 2009

********************************************************


*Alevilerden Kadıköy çıkarması

*ABF Genel Başkanı Ali Balkız'ın Miting Konuşması

*Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Tekin Özdil'in konuşması

*******************************************************