Tekel direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tekel direnişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2010

657 Değişiklik Tasarısına Karşı 15-16 Haziran Ruhuyla Direneceğiz!

657 Değişiklik Tasarısına Karşı 15-16 Haziran Ruhuyla Direneceğiz!


Sal, 15 Haziran 2010






657 sayılı yasada değişiklik yapılmasını öngören tasarıya karşı tüm illerde AKP il binaları önünde eylemdeydik.

Genel Başkan Sami EVREN Ankara'da yapılan eylemde bir basın açıklaması yaptı.

Açıklama şöyle: Bugün burada siyasi iktidarın 657 sayılı yasada yapmayı planladığı değişikliğe karşı itirazımızı dile getirmek için bir aradayız. 657 sayılı yapılacak değişiklik tasarısına kökten itiraz ediyoruz.

Siyasi iktidarın kamu emekçilerinin temsilcilerine sormadan, danışmadan kamuoyundan kaçırarak kapalı kapalı ardında, “ben yaparım, olur” anlayışıyla gündeme getirdiği sinsi bir tasarıyla karşı karşıyayız. Tasarı açıklandığında neden kamuoyundan, kamu emekçilerinden gizlendiği de ortaya çıkmıştır.

Çünkü bu tasarı kamu emekçilerinin ekmeğiyle oynamayı amaçlamaktadır.
Çünkü bu tasarı kamu emekçilerini kapıkulu yapmayı amaçlamaktadır.

Çünkü bu tasarı kamu emekçilerinin iş güvencelerini ellerinden almayı amaçlamaktadır.
Çünkü bu tasarı kamu yönetimini toplumsal fayda ekseninde değil, sermaye etkinliği ekseninde yeniden kurmayı amaçlamaktadır.

Kamu emekçilerinin bu tasarıyı kabul etmesi, iş güvencelerine yönelik bu açık kastı sineye çekmesi mümkün değildir.

Tasarı, kamu emekçilerinin iş güvencesine saldırmaktadır. Getirdiği disiplin uygulamaları ile kamu emekçilerinin kaderini amirlerin subjektif, tek yanlı değerlendirmelerine teslim etmektedir. Tasarı zaten olumsuz ve hiyerarşik olan kamuda çalışma düzenini daha da hiyerarşik, ast-üst ilişkilerine tabi bir düzen haline getirecektir. Ayrıca bu düzenleme kamu emekçilerinin amirlerin hukuka aykırı olan emirlerine uymama yönündeki Anayasal haklarına da aykırıdır.

Tasarı kamu emekçilerinin esnek çalışma düzenine geçmesini hedeflemektedir. Türkiye’de emekçiler iki yıldır mevcut esnek çalışma modeli olan 4B, 4C ile mücadele ediyor; TEKEL direnişi bunun mücadelesidir, emekçiler 1 Mayıs’ta güvencesizliğe karşı mücadeleyi yükseltiyor. Hükümetin yanıtı tüm kamu emekçilerini 4B, 4C gibi esnek çalışma modellerine göre çalıştıracak bu taslak oluyor.

Değişiklikte yer alan kamuoyunda özel sektörden CEO transferi yapılabilmesi olarak bilinen özel sektör yöneticilerinin kamu kurumlarına idareci olarak atanması konusu çok önemli sakıncalar içermektedir. Özel sektörde başarılı olmak için yöneticilerin işletmeleri kâra geçirmeleri gereklidir. Başarı vasıfları Kârlılık olan yöneticilerin bu vasıfları ile kamu hizmetlerinin sosyal, objektif nitelikleri arasında büyük bir çelişki vardır. Özel sektörden yönetici transferi kamu kurumlarını ticarethane olarak gören bir zihniyetin ürünüdür. Kamu kurumları şirket, kamu hizmeti alan yurttaşlar müşteri değildir.

Tasarı sicil sistemini kaldırmayı yerine memur bilgi sistemini getirmeyi öngörüyor. Tasarı Mevcut sicil sisteminin bazı olumsuzlukları olmakla birlikte, buradaki eksikliklerin düzeltilmesi yerine görevleri kanunla belirlenmiş olan kamu hizmeti olan kamu görevlileri arasında çalışma barışını bozacak ve tamamen idarecinin insiyatifi ile yandaş memur yaratmayı hedefleyen başarı ve ödül sistemi getirilmektedir.

Tasarının içerdiği Avrupa Konseyi ve uluslar arası sözleşmelerin gereği olarak getirilmesi zorunlu kimi haklar ve iyileştirmeler 4B’lileri, 4C’lileri kapsam dışında tutmaktadır.

Tasarı ebeveynlik haklarıyla ilgili olumlu değişiklikler içermekle birlikte kamu emekçilerinin en temel talebi olan doğum sonrası ücretli izinin süresini arttırmamıştır. 8 Hafta olan bu iznin en az 16 hafta olması gerekmektedir. Ayrıca ücretsiz izinle ilgili maddeye ücretsiz izinde geçen sürelerde her türlü özlük ve emeklilik haklarının korunacağı hükmü getirilmelidir. Kreş hakkının devletçe üstlenilmesi yasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Tasarı bu haliyle toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermekten uzaktır.

Tasarıda öngörülen sendika üyesi olan kamu emekçilerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında olmak üzere yılda 4 defa toplam 122 Liralık toplu görüşme ödeneği verilmesi yandaş sendika yaratmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bilindiği gibi toplu görüşme ödeneği uzun zamandır yandaş bir konfederasyon tarafından her fırsatta talep edilmektedir. AKP iktidarı döneminde % 900’lere varan üye artışlarıyla şişirilen bir konfederasyonun bu talebinin tasarıda yer alması diğer konfederasyonlardan gizlenen tasarının bu konfederasyonla paylaşılmış olduğu kuşkusunu doğurmaktadır.

KESK olarak 2 milyonu aşan kamu emekçisinin sesi olma iddiasındayız; kamu emekçileri hareketini biz yarattık, memur, kapıkulu kavramlarına karşı bugün onur duyduğumuz kamu emekçisi kavramını biz inşa ettik; KESK gerçek sendikadır, gücünü emekçilerden alır, KESK’in yönünü emekçiler belirler.

Bugün 15 Haziran, 15-16 Haziran direnişinin 40. yıldönümü. Türkiye emekçileri için çok önemli bir gün. KESK olarak 15-16 Haziranların ruhunu taşıyoruz. Haklarımız için, özgür demokratik bir ülkede barış içinde yaşama özlemimiz adına bu tasarıya direneceğiz.

İşsizliğe, güvencesizliğe, örgütsüzlüğe boyun eğmeyeceğiz!

Siyasi iktidarın emek karşıtı politikalarını sineye çekmeyeceğiz!

Bütün emekçileri, kamu emekçilerini, emek dostlarını, diğer konfederasyonları bu mücadeleye davet ediyoruz!

Bütün kamu emekçilerini iş güvencelerini ellerinden almaya çalışan, kamu emekçisini kapıkulu yapmaya çalışan, geleceklerini karartan bu tasarıya karşı öz mücadele örgütleri KESK’te güçlerini birleştirmeye çağırıyoruz.

Bu tasarı hemen geri çekilmelidir. Kamu emekçileri grevli toplu sözleşme haklarının hayata geçirilmesi konusunda geri adım atmayacaklardır.

Siyasi iktidar kamu emekçilerin mevcut haklarını elinden almaya yönelik tasarıyı geri çekmeli toplu sözleşme masasına oturacağını açıklamalıdır.

Yaşasın emek, barış ve demokrasi mücadelemiz!

http://www.kesk.org.tr/node/254

20 Nisan 2010

TÜBİTAK ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

TÜBİTAK ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

http://www.gercekgundem.com/img/news/tubitak.gif

http://egitimemekcileridernegi.org/img/news/aynur_1gun_destek3.jpg

Ankara-Tekel direnişine destek vermek için 4 Şubat’ta yapılan eyleme katılan TÜBİTAK çalışanı Aynur Çamalan işten çıkarıldı. Çamalan 08.03.2010 tarihinden başlayarak oturma eylemine devam ediyor.

4 Şubat’taki "işe gitmeme" eylemine katılan arkadaşlarından sadece kendisinin işten atıldığını belirten Çamalan, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Ziya Cebeci imzasıyla mazeretsiz işe gitmemekten dolayı işine son verildiğini söyledi. Kendisi hakkında hiçbir idari soruşturmanın açılmadığını, disiplin kuruluna sevk edilmediğini ve savunması dahi alınmadan işine son verildiğini belirten Çamalan, işe geri alınana dek eylemini sürdüreceğini açıkladı.

TÜBİTAK önünde devam eden oturma eylemi ve 22.04.2010 perşembe günü eyleme destek amacılyla yapılacak basın açıklaması hakkında,

Sn; Av. Ali Ersin Gür'le yapılan görüşmede şunları ifade etti;

"Ankara- TÜBİTAK önünde eylemini devam ettiren Sn; Aynur Çamalan ile bu gün bir görüşmem oldu. Tubitak'ın önünde devam eden direnişini, sürdürmekte kararlı olduğunu bildirdi..

Bu arada Tubitak'ın Gebze biriminde çalışan altı emekçinin daha iş akdi feshedilmiştir.
Aynur, bir yandan haklı direnişini sürdürürken, diğer yandan başkalarınca düzenlenen sosyal etkinliklere ve eylemlere katılarak onlara da destek vermeye çalışmaktadır.
Perşembe günü saat 12:30'da Aynur Çamalan ve diğer altı işçinin ortak basın açıklaması olacaktır. Şu ana kadar Aynur bu basın açıklamasını tek başına örgütlemeye ve duyurmaya çalışmaktadır. Haklı olarak bizlerin de desteğini beklemektedir.
Bu koşullarda:
22 Nisan Perşembe günü saat 12:30'da yapılacak olan basın açıklamasına hem katılmamız ve hem de en geniş katılımı sağlamak için çaba sarfetmemiz gerekmektedir. Bu desteği sağlayabilmem için; Perşembe günü saat 12:00'de (eski) Kızılay Gima önünde toplanıp toplu halde Tubitak'a gideceğiz.. O saatte buluşma yerine yetişemeyen arkadaşlarımızın ise; doğrudan Tubitak önüne gelmelerini bekliyoruz...

Ankara ve Ankara dışındaki arkadaşlardan BASIN İLE İLİŞKİSİ OLAN ARKADAŞLAR, basın açıklamasına muhabir göndermeyi sağlayabilir ve haberin gazetelerde yayımlanmasını sağlarlarsa önemli bir destek sağlamış olurlar." diye sözlerini ifade etmiştir.

Bizde Sn; Av. Ali Ersin Gür'e bu konuya gösterdiği hassasiyetten ötür ve bizileri haberdar ettiği için teşekür ediyor, perşembe günü yapılacak basın açıklamasına site yöneticileri olarak; konunun takipçisi olacağımızı ve her zaman "sorunu görünür kılmak" doğrultusunda desteğimizi sürdüreceğimizi bildirir, toplumun her kesiminden de desteklerini sürdürmelerini önemsiyoruz ve bekliyoruz....


Haber: Evcioğlu

*****/////****

1)-TÜBİTAK'TA İŞTEN ATILAN EMEKÇİYE DESTEK BASIN AÇIKLAMASI‏NDAN FOTOĞRAFLAR

2-TÜBİTAK'TA İŞTEN ATILAN EMEKÇİYE DESTEK BASIN AÇIKLAMASI‏

2 Mart 2010

ÇADIRKENT YIKILIYOR, "TEKEL DİRENİŞİNE BİR NİHAYET "

ÇADIRKENT YIKILIYOR,
"TEKEL DİRENİŞİNE BİR NİHAYET"

H.ATA

02,03,2010

Türk-İş önünde 78 gündür devam eden Tekel direnişini sürdürdükleri çadırları bugün saat 13:00'de yıkıyorlar.

Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, bu gün bir basın açıklaması yaparak çadırların saat:13:00 itibariyle kaldırılacağı ve eyleme ara verildiğini bildirdi. 78 gün sonra bazı kazanımlar elde edilmiş olsa bile, asıl talep edilen herhangi bir hak kayıbına uğramadan başka kamu kurumlarına geçmek talebi ve 4/c ye hayır diyerek yola çıkan Tekel işçileri, bu gün tası tarağı toplayarak gidiyor.

1 Nisan da 1000 kişiyle geri geleceklerini ifade eden Türkel; acaba, 78 gündür sürdürdükleri eylemlerine maddi ve manevi olarak gece gündüz yanlarında olarak destek veren, Sol siyasal partiler, Kesk gibi Sendika, demokratik kitle örgütlerini ve halkı yanlarında bulabilecekmi.? Elbette karar kendilerine ait. Bize uymak düşer. Ama unutmamak lazım, gece gündüz üniversiteli gençlerin gelip çoraplarına kadar yıkayıp elbiselerine kadar hazırlayarak getirdikleri işçi ağbeylerinin vazgeçmişliklerini unutmayacaklardır.
Zaman herşeyi yıkayabilir. toz kalkınca gerçek onca çığlaklığı ile ortaya çıkacaktır..!


Bu kadar bedel ödeyerek aylardır kışın ayazına, yağmura, kara ve polis müdahalesinde tazzikli suya ve gaz bombasına aldırmadan direnen insanlara ve işçi sınıfı adına tarihi bir sorumluluk yüklediğinin farkındadır herhalde.?
Sendika, bu kararı alırken hanği koşullar altında aldığını ve gerçeği açıklamak zorundadır..!
Umarım; bu günkü durum, emek cepesinde bir moral bozukluğu yaratmaz..
Veya bazı kesimlerce, kahramanlık öyküleri dizilmez..

Ama; İki cepeden ayrı ayrı analize muhtaç olduğu kanısındayım...


1- Türk-İş/ Tek Gıda-İş sendikası açısından değerlendirilmesi ve 20-30 yıldır işçi olarak çalıştığı halde, " Biz sendikayı, bir bayramda bayramlaşmada ve birde genel kurullarda delege seçiminde gördük" diyen ve sınıf bilinci oluşmamış işçiler açısından..
2- Başta KESK olmak üzere, toplumun önünü açacak mücadeleyi örgütlemesi gereken ve bu eyleme can simidi gibi sarılan, tüm sol siyasal partiler ve demokratik kitle örgütleri açısından analize tabi tutulmaya muhtaçtır..

"Hayat dersler ve deneyimlerle doludur.
Yeterki; biz hayatın farkında olalım."

Albert Einstein diyorki;

"Hiçbir problem;
söz konusu probleme neden olan,
bilinç düzeyi ile çözülemez...!"

Hepimize kolay gelsin..

Haydar ATA

1 Mart 2010

"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7

"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7

"Dereler Özgür Akacak" diyen, Karadeniz uşaklarıda Tekel Direnişine destek verenler arasındaydı.
KESK'in , direnişe destek vermek için kurduğu nöbet çadırı altında 'kemençe ve tulum' eşliğinde horon teperek halaylar çeken ve lazca şarkılar söyleyen grup; eylem alanını şenlik havasına dönüştürdüler.. Horon tepen gruba, eylem alanında bulunan eylemci halkta halaylara katılarak eylemi eğlenceye dönüştürdüler. Orada bulunan çevik kuvet polislerin çoğunun gülümseyerek eşlik ettikleri gözlendi.. "Dereleri kurutmak isteyenlerle, Tekeli kapatanlar aynıdır. Başka yerde aramayalım. Bizler bu durumun farkındayız" diyen Karadenizli gençler eylemlerine devam ettiler.

27.02.2010 cumartesi

Fotoğraflar ve haber: Haydar ATA

***"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-1
** "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI: 2
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-4
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6

**DİĞER "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-8












28 Şubat 2010

"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6

"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6

Tekel işçilerinin direnişine 70 yaşındaki bir teyzedende destek var.

Elinde bastonuyla, "Hergün buraya gelip, buradaki kanınlarla ve diğer emekçilerle sohbet ediyorum. Bunların haklı olduğuna o kadar inanıyorumki; her gün dua ediyorum, inşallah istediklerini alırlar ve çoluk çocuklarına kavuşurlar" diyor. konuşmasına devam ediyor. "Çocuklarım beni aradılar, anne senin oralarda ne işin var, sen yaşlısın! polisler saldırırlarsa seni de tutuklarlar diyorlar. Polisler niye saldıracaklar? Bu insanlar hırsızlıkmı yapıyorlar? haklarını istiyorlar" diyor " Ben korkmuyorum. Gelsinler beni de tutuklasınlar. Vallahi, bastonumla onlara karşı koyarım." diyor.
Bende, " Teyze fotoğrafını çektim dediğimde"
"Televizyonda, gazetede yayınlayacaksın,değilmi? Eğer yayınlamaszan kızarım"diyor
Peki korkmuyormusun ? diyorum..
"Asıl bu ülkeyi böyle kötü yönetenler korksun. Benmi getirdim bu halede korkayım ?"diyor. Bir fotoğrafta kendisi çekmemi istiyor ve Sen güzel yaşa teyze deyip ayrılıyorum yanından


27.02.2010 cumartesi

Fotoğraflar ve haber: Haydar ATA

***"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-1
** "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI: 2
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-4
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-5

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7
**DİĞER "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-8


"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3

"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3

Bir destekte İSVEÇ'TEN geldi.

Tekel işçilerinin ÇADIRKENT'te sürdürdükleri mücadelelelerine, destek için gelen "İsveç İşçi Sendikaları" ziyaretçilerdendi. İsveç'li sendikacılar, Tekel işçilerinin tam günlük yiyeceklerini üslendiklerini söylediler..
İsveç'li sedikacılar konuşmalarında; "Tekel işçilerinin mücadelelerinin kendi mücadeleleri olarak alğıladıkları, bu mücadelenin başarıyla sonuçlanması için her türlü desteği vereceklerini ve tıkanmış olan dünya emek mücadelesinin önünü açıcı bir direniş niteliği taşıması açısından bakarak, kazanımla sonuçlanmısı dileğimizdir. Buradan çıkacak bir kazanım Dünya Emekçilerinin kazanımı olacaktır. Bunun için her zaman yanınızda olduğumuzu ve uluslararası platformlara taşıyacağımı bilmenizi istiyoruz" dediler

Fotoğraflar ve Haber : Haydar ATA

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAĞLARI-1
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-2
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-4
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-5
***"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6
"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7
**DİĞER "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-8






"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-2

Fotoğraf: Haydar ATA

Fooğrafları görmek için üzerini tıkla

***"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-1

***"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-4
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-5

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7
**DİĞER "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-8














"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI


"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI

Tekel işçilerinin 75 gündür sürdürdükleri direnişe KESK'in verdiği destek sürüyor.
Bir hafta önceki iki günlük gece ve gündüz , çadırları "söktürmeyeceğiz" sıloganıyla sürdürdükleri üç günlük nöbet eyleminin bu haftaki ilk eylem günü KESK'e bağlı BES üyeleri nöbet başındaydı.
Tekel işçileri, Başkent Ankara'nın ortası sakarya caddesinde direniş mücadelelerini, naylon çadırlarda, yattıkları battaniyelerin altında sadece bir tahta parçası yada eski bir kapı. Hatta; meyve kasalarından başkaca birşeyde yok. Altından yağan yağmur suları akmakta ve her yer rutubet ve sağlıksız bir ortamda sürdürdükleri bu mücadelelerinde, onları yanlız bırakmayarak, destek veren tüm emek dostlarının 27-28 şubat gündüz ve gece nöbet tutarak gösterdikleri örnek dayanışma duygularıyla yağmur, soğuk demeden yanlarında oldukları günün fotoğraflarını göreceksiniz..

27.02.2010 cumartesi

Fotoğraflar ve Haber : Haydar ATA

** "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-2

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-4
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-5

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7
**DİĞER "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-8






2 Şubat 2010

Tekel direnişinden siyaset dersleri!

Tekel direnişinden siyaset dersleri!
http://img.blogcu.com/uploads/muratsahin123_merdanyanardag1.jpg
Merdan Yanardağ

29 Ocak 2010 -


Okuduğunuz bu yazıdaki bazı değerlendirmelerim abartılı gelebilir. Tekel direnişine sahip olduğundan fazla anlam yüklediğim, olmayan değerler atfettiğim, yarattığı etkiyi gerçek durumla uyumlu olmayacak şekilde büyüttüğüm, zorlama bazı sonuçlar çıkardığım ve sanki bütün bütün politik dertlerimize deva olacak mistik bir rol biçtiğim sanılabilir.

Bu nedenle ve öncelikle belirtmeliyim ki, işçi sınıfında Allah vergisi bir devrimcilik görmediğim gibi, devrimci olmayan işçi sınıfının da tarihsel ve politik bakımdan hiçbir değer taşımadığını düşünüyorum.
Hatta işçi sınıfının, yakın tarihte sosyalizmin çözülme sürecinde de gördüğümüz gibi (o değiştirici gücüyle) bazen karşı devrimci bir rol oynayabileceğini de biliyorum. Dolayısıyla işçi dalkavukluğu diye de tanımlanabilecek uvriyerist yaklaşımların hep bir hayal kırıklığıyla sonuçlandığının da farkındayım.

O nedenle bu yazıda abartma gibi gelebilecek kimi değerlendirmeler; Tekel direnişinden çıkarılacak siyaset derslerinin ve Türkiye sınıf mücadeleleri tarihindeki yerinin daha net anlaşılması için kasdedilerek yapılmıştır.

O güzel insanlar o beyaz atlarına binip dönüyorlar mı?

Canlı yayınlanan bir televizyon programında (5N 1K / CNNTurk) mikrofon uzatılan Tekel işçisi aynen şöyle diyordu: “Ben 5 vakit namazımı kılarım. Burada da komünist olduk. Evet, 5 vakit komünistim."

Şaka mı yapıyor diye dikkat ettim, hayır ciddiydi. Çünkü programı yapan gazeteci Cüneyt Özdemir de şaşırdığı için olacak, sorusunu tekrarladı ve aynı yanıtı aldı.

Evet o klasik yasa hükmünü sürüyor; direnişler ve grevler işçiler için bir okul olmaya devam ediyordu.
İşçi sınıfı eylem içinde öğreniyor, dostunu düşmanını tanıyor ve esaslı bir bilinç sıçraması yaşıyordu.

Yukarıda sözünü ettiğim tv proramına da dikkat çeken gazeteci dostumuz ve akademisyen Dr. Atilla Özsever, Ankara'da 17 Ocak günü düzenlenen büyük işçi mitinginden hemen önce Tekel çalışanlarıyla yaptığı sohbetten (yine aynı değişime işaret eden) çok çarpıcı bir anekdot aktarıyordu.
Özsever, Hataylı bir işçinin kendisine aynen şunları söylediğini yazıyordu:

“Biz buraya gelmeden önce gençler, öğrenciler için solcu, komünist diye bir önyargıya sahiptik. Ancak buradaki öğrencilerin harçlıklarından bize çay yapıp getirdiklerini, sabaha kadar bu soğukta bizlerle kaldıklarını görünce düşüncelerimiz değişti. Ben Tekel işçisi olmasaydım, buraya destek için gelebilir miydim? Sanmıyorum. Ama gençler bu dondurucu ayazda, bizlerle ekmeklerini paylaştılar. Ben bölgemdeki ilçede aynı zamanda AKP yöneticisiydim. Ama şimdi kesinlikle AKP’ye oy vermem. Sağcı idim, solcu oldum.” (Cumhuriyet, 28 Ocak 2010)

Özsever'in aktardığı bu diyalog, açık bir bilinç sıçramasına işaret ediyordu. Dahası, her türden gericiliğin ve liberalizmin toplum ve entellektüel hayat üzerinde kurduğu ideolojik hegemonyanın parçalanmaya başladığını; bu ülkede 30 yıla yayılan büyük akıl tutulmasının kırılma yoluna girdiğini gösteriyordu.

Hataylı işçinin söyledikleri, Tekel direnişinin bir başka yönünü de gösteriyordu; Türkiye'de son 30 yıldır işçi sınıfının, emekçilerin ve genel olarak çalışanların sosyo-ekonomik konumlarıyla politik tercihleri (örneğin seçmen davranışları) arasındaki pozitif ilişki kopukluğunun aşılması için uygun bir iklim oluşuyordu.

Uzunca süredir dinci gericliğin, liberal bireyciliğin, muhafazakarlığın, sağcılığın ve milliyetçiliğin etkisine giren; dolayısıyla sınıf bilincinden ve dayanışmasından uzaklaşan işçilerin, yeniden solu, devrimcileri, sosyalistleri tanımaya başladığını, sosyo-ekonomik konumlarıyla politik tercihleri arasında yeniden pozitif bir ilişki kurmaya yöneldiklerini söyleyebiliriz.
Hataylı Tekel işçisinin daha önce, "solcu, komünist diye önyargılı yaklaştığını" söylediği kişiler, kendileriyle gece gündüz birlikte olan, onlarla ekmeğini paylaşan ve hiçbir karşılık beklemeksizin işçilerin mücadelesini kendi mücadelesi olarak gören gençler ve öğrencilerde somutladığı "solcu, komünist" tipi, yeniden emekçilerin dünyasına dönüyor ve sıcak bir mücadele kardeşliği/yoldaşlığı oluşuyordu.

Hataylı işçi sözünü ettiği "önyargı" ile, solcu ve komünist sıfatları/kavramları üzerinden geliştirilen bin yillık ilkel, kaba, ahlaksız ve alçak bir gerici-sağcı propagandanın halkın bilincinde oluşturduğu tahrifata gönderme yapıyor. Emekçiler, somut eylem içinde dostlarını ve düşmanlarını tanıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, sınıf içinde çalışmanın koşulları süratle olgunlaşıyor. Tekel direnişi dolayımıyla emekçiler yüzlerini yeniden sola dönmeye hazır hale geliyor.

Direniş toplumsal ve tarihsel meşruiyet kazandı
Tekel direnişi sadece özelleştirmeci yeni liberal politikalara, yeni muhafazakarlığa ve onların arkasındaki felsefeye ağır bir darbe indirmekle kalmıyor, aynı zamanda uzunca bir süredir kopuk olan sosyalist hareketle işçi sınıfı arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasının da hem imkanlarını yaratıyor hem de yolunu yöntemini sunuyor.

Bu ilişkinin 1980 öncesinde ne ölçüde kurulduğu, kurulsa bile sağlıklı olup, olmadığı kimi çevrelerde tartışılsa bile, hiç kuşku yok ki, ülke özgülünde 12 Eylül darbesinden ve onun üzerine gelen küresel karşı devrimin (sosyalist rejimlerin çözülmesinin) yarattığı yıkımdan sonra sosyalistlerle işçi sınıfı arasındaki bağın hemen hemen bütünüyle koptuğunu söylemek, sanırım yanlış bir gözlem ve haksızlık olmayacaktır.

Sınıf içinde çalışma ve örgütlenme iddiasındaki kimi örgütlerin, partilerin ve çevrelerin yürüttüğü çalışmalara karşın -ki bu çalışmaları hiç küçümsemediğim gibi, çok değerli buluduğumu da belirtmek isterim- söz konusu kopuşu aşamadıkları da bir gerçek.
Ne Zonguldak büyük madenci yürüyüşü, ne 1989 bahar Eylemleri bütün olumlu yanlarına ve etkilerine karşın, gericiliğin ve liberalizmin ülke ve toplum üzerindeki etkisinin kırılmasına ve sınıfın solla buluşmasına beklenen katkıyı yapamadı.

Çünkü, küresel bir zafer kazanan kapitalizmin o dönemde geliştirdiği yeni liberal politikalar, yeni muhafazakarlık ve gericiliğe büyük bir kapı açan yeni felsefi yaklaşımlarıyla (post-modernzim gibi) tam cephe bir saldırı halindeydi. Bir çıkış yaşıyor ve bu çıkışın yarattığı fırtına ortalığı kasıp kavuruyordu.

Oysa bugün yeni liberal politikaların tüm felsefi, politik ve fiziki sınırlarına ulaşılmış durumda.
Kapitalizmin 1929'daki büyük ekonomik kriziyle karşılaştırılan yeni küresel mali kriz, liberalizmin ideolojik hegemonyasını dünya ölçeğinde sarstı. İnsanlık, ne tarhin sonuna gelindiğini, ne kurtuluş ideolojilerinin ve büyük anlatıların devrinin kapandığını, ne ulus devletlerin yıkıldığını, ne de emperyalizmin eski ve kötü bir hatıra olduğunu olduğunu göndüler.
Tam tersine görülen şey açıkça şuydu; Kapitalizim ve liberal ideoloji, gezegenin ve insanlığın geleceğini tehdit ediyordu.

Emek sermaye çelişkisi ve çatışması, son çözümlemede bütün bir toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatı belirlemeye; diğer çelişki ve çatışmaların temelini oluşturmaya; ve toplumsal ilerlemenin dinamiği olmaya devam ediyordu.

Liberal meczupların sefaleti
Liberal bir meczup olan Ahmet Altan ve onun gibi kötü edebiyatçıların yazdıkları ise artık kimseyi kolay kolay tatmin ve ikna edecek gibi görünmüyor.

Zaten bir tür "solculuk" olarak da sunulan böylesine açık bir sermaye sözcülüğü, bazı meczuplar ve işbirlikçiler dşında artık kimi ikna edebilir ki?
Yeni bir dünya isteyen gençler mi, ekmek ve özgürlük mücadelesi yürüten işçileri mi? Gericiliğe ve emperyalizme direnen toplumsal kesimler mi? Kimi?

Ancak efendisine aşık bir uşak psikolojisiyle yazılabilecek aşağıdaki satırlar, dolaşıma çıktığı entellektüel ortamda artık eskisi gibi karşılık bulup saygı görebilir mi? Sanmıyorum. Ahmet Altan Tekel direnişiyle ilgili olarak aynen şunları yazıyor:

“Globalleşen bir dünyada devletlerin ‘tekeller’ kurması ekonomi mantığına tümüyle aykırı. Bu ülkede devlet işletmeleri (...) ekonomi kurallarına aykırı bir biçimde yönetildi ve devlet zarar etti. (...) Bizim devlet de diğer devletler gibi ekonomik alandan çekiliyor ve kendine ait kuruluşları özel sektöre devrediyor.

“Bu ‘özelleştirme’ döneminde birçok işçi işsiz kalıyor. (...) Eğer devlet, ‘işsiz kalan’ işçilere para verecekse, bu para çalışanların parasından verilecek. Çalışanların paralarını alıp, bu paraları ‘çalışmayanlara’ ya da emeklerine artık ihtiyaç duyulmayanlara dağıtmak hak kavramına uygun mu?

“Özel sektörde çalışanlar rekabetin kızgın olduğu bir alanda ve her türlü riski göze alarak çalışırken, ‘devlet çalışanlarının’ rekabetten ve riskten uzak bir çalışma hayatı sürdürmeleri eşitliğe ne kadar uygun? (...) Üretim biçiminin değiştiği, makinelerin işçilerin yerini aldığı bir dünyada “işsizlik” kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. (...) Özel sektörde çalışanlar neden verdikleri vergilerle ‘devlette’ çalışanların hayat garantisi olsunlar? Bunlar, ‘ekonomik aklın’ bize söyledikleri.” (Ahmet Altan, Taraf, 2 Ocak 2010)

Yukarıdaki alıntının her satırından süzülen cahillik bir yana, insanın bunları bir tür "eşitlik" argümanıyla savnması inanılır gibi değil. Böyle bir şeyi ancak görevli bir propagandist yapabilir diye düşünmeden edemiyor insan.

Tekel işçilerinin askeri vesayete karşı mücadele etmek yerine "dünyanın en kolay muhalifliğini seçerek" hükümete, yani AKP'ye karşı mücadele etmesini de eleştiren Taraf gazetesi, onları örtük şekilde Ergenekonculara hizmet etmekle bile suçlamıştı.
İçinde "kamu mülkiyeti", "sosyal haklar", "devlet" ve "sınıf mücadelesi" gibi kavramlar ya da sözcükler geçen her eylemden, her metinden ve her girişimden nefret eden Taraf yazarlarını kim iflah eder bilemiyorum ama, Tekel işçilerinin saygıyla anmayacakları kesin.

Direniş liberal illizyonu dağıtıyor, iktidarı sarsıyor
Tekel işçilerinin eyleminin AKP iktidarını böylesine sarsması, Başbakan Erdoğan'ın sinirlerini bozması ve ülkedeki gerici-liberal illizyonu dağıtması, bu direnişin uygun bir tarihsel dönemeçte gerçekleştiğini gösteriyor. Çünkü bu eylem toplum vicdanında, yakın tarihte başka hiçbir eylemde olmadığı kadar bir kabul görüyor ve meşruiyet kazanıyor. Daha da önemlisi işçi sınıfının diğer kesimlerinden de destek buluyor ve yayılma eğilimi gösteriyor. Sendika bürokrasilerini sarsıyor ve onları eyleme zorluyor. Birden bire ülke göndemine genel grev kavramı giriyor ve yine yakın tarihte hiç olmadığı kadar etkili bir karşılık buluyor.

Tekel direnişi AKP gericiliğine, emperyalizme ve kapitalizme karşı hangi eksende mücadele edilmesi gerektiğini bir kez daha ve hiçbir yoruma yer bırakmayacak bir açıklıkla ortaya koyuyor.
İşçiler bu ülkenin kent meydanlarını linç girişimcisi gerici, faşist ve milliyetçi sürüler ile tacizci serserilere bırakmıyor. Toplumun ve tarihin hem vicdanı hem de namusu oluyor.

Bu nedenle Tekel drinişi AKP iktidarını korkutuyor.
Bu nedenle, aslında bütçede ve personel politikasında yapılacak küçük bir düzenlemeyle bu sorun çözülebilecekken, yapılmıyor.
Çünkü, direnen işçilerin zafer kazanmasıyla "kötü bir örnek" oluşsun istenmiyor. Bu nedenle AKP iktidarı bütün gücüyle bu direnişi kırmaya çalışıyor.

Artık başarı şart!
Bu nedenle Tekel direnişi mutlaka başarıya ulaşmalıdır. Bir genel grev provası olabilecek 3 Şubat (4 Şubat olarak değişti) genel iş bırakma eylemi de mutlaka gerçekleştirilmelidir.
Çünkü bu eylemlerin başarıya ulaşması, gerici ve amerikancı AKP'nin durdurulmasının da yolunu açacak, imkanlarını yaratacaktır.
Örtülü ılımlı islam darbesinin püskürtülmesi ve yeni Osmanlıcılığın yenilgiye uğratılması için ileriye doğru gerçekleştirilecek bir atılımın moral kaynağını oluşturacaktır.

Belirtmeye gerek yok ki, bir yenilginin maliyeti ise ağır olacaktır.

Bu nedenle bütün devrimciler, sosyalistler, ilerici sendikacılar, sosyalist parti ve örgütler, emekten yana bütün güçler, bu eylemin başarıya ulaşması için çalışmalıdır.

Merdan Yanardağ
sol.org.tr