emek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2010

15-16 Haziran Direnişi ve Barikatın İki Tarafı





15-16 Haziran Direnişi
ve Barikatın İki Tarafı

KONUŞMACILAR
Atilla Özsever -(Gazeteci/Öğretim Üyesi)
Serkan Öngel -(DİSK)
Zafer Aydın- (Kristal İş)

Tarih ve saat:
15 Haziran 2010 Salı- Saat 19.30

Eşitlik ve Demokrasi Partisi

Kadıköy İlçe Örgütü

Osmanağa Mah. Kırtasiyeci Sok. No: 32/1 Bahariye / Kadıköy
(Boğa Heykeli'nden Bahariye Caddesine girince ilk sağ sokak)

İletişim için

İlçe Tel No: 0216 338 9090
Nesrin Aslan: 0542 243 1536
********************************************

5-16 Haziran Direnişini konuşacağımız toplantıya katılacak Atilla Özsever hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için güzel bir yazı:

Atilla ÖZSEVER İLE YAPILAN KONUŞMA
****************************************************

Barikatın Öte Yanında 15-16 Haziran

16 Haziran 1970 Salı günü Kurbalıdere Köprüsünde işçilere ateş etmeyen teğmen Atilla Özsever, işçi sınıfıyla ilk sıcak temasını anlattı. Atilla Teğmenin o gün başlayan teması hiç bitmedi. Gazeteci oldu. Haberleriyle emek dünyasına damgasını vurdu.

İstanbul - Bianet
15 Haziran 2001, Cuma

15 - 16 Haziran Olayları sırasında işçiler sık sık "İşçi Ordu Elele" sloganı atıyordu. İşçilerdeki bu "Ordu sevgisinin" ne kadar karşığılı vardı?

Bunu anlayabilmek için o sıcak günlerde muvazzaf bir genç subay olan Atilla Özsever'in tanıklığına başvurmak gerekiyor.

Milliyet gazetesi yazarlarından Atilla Özsever, 15-16 Haziran Olayları sırasında Kartal Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Piyade Taburu'nda Takım Komutanı olarak görev yapıyordu. Özsever 1967'de Kara Harp Okulu'ndan Piyade Asteğmen olarak mezun olmuş, 1968'de de teğmen rütbesiyle Maltepe'deki birliğine atanmıştı.

Atilla Özsever 15-16 Haziran Olayları sırasında Fenerbahçe Stadının karşısındaki küçük köprü üzerinde barikat kuran askeri birliğin komutanı. Otosan fabrikası işçileri ile karşı karşıya gelindiğinde 1. Ordu Kurmay Başkanı General Vahit Güneri'nin "ateş" emrini uygulamayan genç subay...

Stalin, Maltepe 2. Tugay'da

Atilla Özsever ile 15-16 Haziran'ın "en sıcak" noktasını konuştuk.

-Ordu'da olası işçi eylemleri için hazırlık var mıydı?

"Vardı. Bize manevra mermileriyle birlikte gerçek mermiler de dağıtılmıştı. Birliğin dışında araziye çıkmış ordugah düzeni kurmuştuk."

-İşçilerle ilk temasınız nasıl oldu?

"15 Haziran öğle üzeri Tugayın nizamiyesinde sivil polisler yürüyüş yapan işçilerden birini yakalamışlar. Üst düzey bir sivil işçinin iki yakasını tutmuş 'Nerede ulan Rubleler? Stalin'in verdiği Rubleler...' diye kendinden geçmiş biçimde haykırıyordu."

-İşçi ne diyordu?

"Zavallı 'vallahi billahi ben Türküm ve müslümanım' diye inliyordu."

Demirel'in fabrikasında

Atillan Özsever yukarıda aktardıklarına 15 Haziran öğleden sonra göreve giderken tanık oluyor. Atilla Teğmen'in istikameti Kartal Maltepe'deki Haymak Fabrikası...Haymak dışardan gelen işçiler tarafından işgal ediliyor. Fabrikanın ortakları arasında dönemin başbakanı Süleyman Demirel'in kardeşi Şevket Demirel de var.

-İşçiler sizi nasıl karşıladılar?

"Önce sevgi gösterileri yaptılar. 'İşçi Ordu El Ele'falan... Fakat fabrikanın etrafını çevirmeye başlayınca dostluk sloganları kesildi. Bir işçi benim bulunduğum kariyerin (zırhlı personel taşıyıcı) üzerine fırladı, göğsünü açarak 'Vurun, beni de vurun' diye bağırmaya başladı."

-Siz ne yaptınız?

"Sakin olmasını söyledim. Niye eylem yaptıklarını bildiğimizi anlattım. Araçtan indi."

15 Haziran gecesi Atilla Teğmen, ertesi gün de olayların devam edeceğini tahmin ederek emrindeki askerleri topluyor. Arazide çadırların arasında "bugün yaşadığımız olaylar" diyerek anlatmaya başlıyor:"Siz de yarın terhis olduğunuzda bugün gördüğümüz işlerin arasında olacaksınız. Direniş yapan işlerin sendikaları kapatılmak isteniyor. Onlar da sendikalarına sahip çıkıyorlar. Yarın emirler doğrultusunda müdahale edebiliriz. İşçileri 'düşman' gibi görmeyin."

-Neden böyle bir şeye gerek gördünüz?

"Müdahale olursa sert davranmasınlar istiyordum. Biz de sert karşılık almayalım. Çatışma çıkmasın... Böyle düşünüyordum."

16 Haziran sabahı

16 Haziran sabahı gelen bir emirle Atilla Teğmen'in bölüğü doğrudan 1. Ordu Komutanlığı Kurmay Başkanı General Vahit Güneri'nin komutasına veriliyor.

O günün ilk saatlerini Özsever şöyle anlatıyor: "Bizim bölük 14 kariyerle Kadıköy Yoğurtçu Parkı'nda üslendik. İki kariyerle çaprak olarak köprüyü kestik."

-Niye oraya gittiniz ki? İşçiler bugün E-5 olarak bilinen Ankara Asfaltı'ndan yürümüyorlar mıydı?

"İzmit ve Gebze yönünden gelen işçilerin yolu bizim Maltepe'teki 2. Zırhlı Tugay önünde kesilmiş, yürüyüş kolu Bağdat Caddesi'ne doğru çevrilmişti. Bu kasıtlı mı yapılmıştı, yoksa bilinçsizce mi bilemiyorum. Çünkü işçiler öfkeliydi, Bağdat Caddesi de İstanbul en zengin bölgeleri arasındaydı."

-Peki Bağdat Caddesi üzerinde tahribat yaptılar mı?

"Yapmadılar..."

Kadın işçiler en öndeydi

16 Haziran 1970 Salı günü öğle saatlerinde işçiler Atilla Teğmen'in Kurbalıdere Köprüsü üzerine kurduğu barikata dayanıyorlar. Kurmay Başkanı Vahit Güneri Paşa arkada, emir subayı aracılığıyla Teğmen Atilla Özsever'le irtibat sağlıyor.

-Köprünün üzerini anlatır mısınız?

"Zaten küçük bir köprü, iki kariyerle kestim. Önüne askerleri dizdim. Askerler gergindi. Benim de çok rahat olduğum söylenemez tabii. Henüz 21-22 yaşlarındayım."

-İşçi tarafı nasıldı?

"Otosan parkartını görüyordum. En önde kadın işçiler vardı."

-Neden?

"Bilemiyorum, herhalde askerler kadınlara karşı daha ölçülü olurlar diye mi düşünmüşlerdi? Bilmiyorum..."

-İşçiler nereye gitmek istiyorlardı?

"Kadıköy'e inip oradan vapurlarla karşıya geçmek, Avrupa yakasındaki işçilerle birleşmek istiyorlardı. Yaklaşmaya başladıklarında emir subayı geldi, 'Teğmen manevra mermilerini dağıt' dedi."

-Dağıttınız mı?

"Ben mermileri hangi kariyere koyduğumu bulamıyorum diyerek geçiştirdim. Fakat kısa bir süre sonra emir subayı tekrar geldi ve bu sefer kesin bir dille, 'Teğmen mermileri dağıt ve hemen ateş et, işçiler çok yaklaştı' dedi.

-Bu sefer ne yaptınız?

"Bir türlü mermi sandığını hangi kariyere koyduğumu hatırlayamadım!!!"

-Ne oldu?

"İşçiler gelip bizim barikatı 'dostça yardılar' kariyerlerin üzerinden atlayıp yollarına devam ettiler."

-Peki Komutanlar ne dediler?

"İşçiler bizim barikatı aşınca onlar da oradan ayrılmışlardı."

-Peki hiç pişman olmadınız mı, görev ihmali falan?

"Hayır. Çünkü manevra mermisi kullansaydık işçiler bunun hakiki mi yoksa manevra mı olduğunu anlayamazlardı. Çok büyük bir çatışma içine düşebilirdik. Sağduyulu bir güvenlik görevlisi benim yaptığımı yapardı. Nitekim benim bulunduğum bölgede kimsenin burnu kanamadı. Bu sonuç da doğru yaptığımın bir kanıtı değil mi?"

-İşçi sınıfıyla ilk temasınız mıydı?

"Evet işçilerle ilk kez bu kadar yakın oluyordum. Bu olaydan sonra işçi sınıfı üzerine düşünüp okumaya hız verdim."

Bir daha işçi sınıfından kopmadı

Özsever, bu olaydan sonra Tatvan'a tayin edildi. Daha sonra 12 mart'ın hışmından o da nasibini aldı. 1972'de Ordu'dan 1974'te de Af Yasası'yla cezaevinden çıktı. İktisat dalında yüksek lisans yaptı.

Atilla Teğmen'in, Haziran'da Kurbağalıdere Köprüsü üzerinde işçilerle başlayan "sıcak teması" hayatı boyunca bir daha hiç kopmadı.

Önce Yol-İş Federasyonu'nda basın danışmanı olarak çalıştı. Sonra basın emekçisi olarak uzun yıllar aynı ratodan sapmadan yürüdü. Sırasıyla Hürriyet, Söz, Milliyet, Günaydın, Sabah ve yeniden Milliyet gazetelerinde "Emek ve İnsan" adlı köşeler yaptı. İşçi sendika sayfaları, haberleri hazırladı.

Atilla Özsever, "uyandırma haberleriyle" işçi sınıfına toplu sözleşmeler kadar parasal kazançlar sağladı. Örneğin yasa değişikliklerinin satır aralarında eritilmesi planlanan "İşçi Nemaları" onun sayesinde hak sahiplerine geri ödendi.

Özsever, halen Milliyet gazetesinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, Maltepe Üniversitesi'nde ve Akademi İstanbul'da gazetecilik dersleri veriyor.


http://bianet.org/
*******************************








Atilla ÖZSEVER 18.12.2007 Tarihinde Eklendi.
Yerli, Yazar

Hayatı ;
1948 yılında Ankara'da doğdu. 1967 yılında Kara Harb Okulu'ndan mezun oldu. 12 Mart döneminde Piyade Üsteğmen iken siyasi görüşleri nedeniyle re'sen emekliye sevk edildi, iki buçuk yıl cezaevinde kaldı. Daha sonra İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde sosyal siyaset dalında yüksek lisans yaptı. Doktorasını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. Gazeteciliğe 1974 yılında TRT Haber Merkezi'nde muhabir olarak başladı. Politika Gazetesi'nde çalıştı; kısa bir süre Yol-İş Sendikası'nın basın danışmanlığını yaptı. 1978 yılında Ecevit Hükümeti döneminde Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği görevinde bulundu. 12 Eylül döneminde Yurt Ansiklopedisi'nde "Türkiye'de İşçi Hareketleri, Sendikacılık ve Sosyal Güvenlik " bölümleriyle ilgili metin yazarlığı görevini üstlendi. 1984 yılında tekrar yazılı basına dönerek sırasıyla Hürriyet, Milliyet, Günaydın ve Sabah gazetelerinde çalıştı. 1993 yılında ikinci kez Milliyet gazetesinde göreve başladığında "Emek ve İnsan" isimli köşeyi hazırladı. Doktora tezini bitirmek amacıyla 2002 yılında Milliyet'ten ayrıldı. Bu arada Flash ve CNBC-e televizyonlarında çalışanların sorunlarıyla ilgili programlar yaptı. Özsever, 36 yıllık çalışma yaşamında 7 kez işsiz kaldı. Hürriyet gazetesinde Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) sendika temsilciliğinin yanı sıra, 1989-1991 yılları arasında Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği ile 1998-2000 döneminde de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulundu. 2001-2003 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde dışardan görevli olarak "Medya Ekonomisi ve Planlaması" dersini verdi. Eylül 2003'ten itibaren de Maltepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde kadrolu öğretim görevlisi olarak sosyal politika, çalışma ekonomisi ve iş hukuku derslerini okutuyor.

http://www.edebik.com/

15 Mayıs 2010

Paradigma değişirken ve emekçiler müdahil olmalı(!)

Paradigma değişirken ve emekçiler müdahil olmalı(!)


ÖZGÜRCE
ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU-ozmuftuoglu@gmail.com

14/05/2010

Türkiye’de 1980’li yılların başından bu yana ekonomik yapıda köklü bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşüm sürecinde Türkiye, küresel kapitalizmin kendisine biçtiği rol çerçevesinde üretim süreçlerinden devletin işlevlerine kadar pek çok alanı yeniden yapılandırmıştır. Bu yeniden yapılanma sürecinde kamu işletmeleri özelleştirilmiş, kamu hizmetleri piyasalaşmış, emek maliyetini ucuzlatmak amacıyla çalışma yaşamı kuralsızlaştırılmış, tarım ve hayvancılık büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Tüm bunların gerçekleştirilebilmesi için ise yeniden yapılanmadan olumsuz etkilenecek ve karşı çıkacak olan emekçi sınıflar, 12 Eylül darbesiyle başlayan ve bugüne kadar gelen baskılarla sindirilmeye çalışılmıştır. Bu baskılarla birlikte üretim sürecindeki değişimin de etkisiyle emekçiler örgütsüzleşmiş ve yalnızlaşmıştır. Böylece sermaye sınıfı ekonomik alanla birlikte siyasal alanda da egemenliği büyük ölçüde eline geçirmiştir.
30 yılı bulan süreç içinde ekonomik yapıyı köklü biçimde değiştirenler şimdi de değişen ekonomik yapıya uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bu yana benimsediği paradigmayı değiştirmek istemektedir. 87 yıllık bir devleti yapısal olarak değiştirmek elbette kolay değildir. Bunun için çok güçlü bir siyasi iktidar kadar, bu değişimle birlikte konumu sarsılacağı için mevcut paradigmayı koruma refleksi gösterecek kesimlerin de etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir.
Ekonomik yapıda 30 yıldır süren değişim sürecinde -sadece yedi buçuk yıl iktidarda bulunmasına rağmen- son derece önemli bir paya sahip olan AKP, şimdi de devletin yapısını kökten değiştirmeye talip olmuştur. AKP’nin bu zorlu “görevi” üstlenirken -bu “görevi” kendisine veren- uluslararası ve ulusal sermaye ile ABD, AB gibi uluslararası güçlerin de desteğini arkasında hissettiği anlaşılmaktadır.
AKP’nin 87 yıllık paradigmayı yıkmak konusunda yeterli güce sahip olduğunu varsaydığımızda geriye mevcut paradigmanın savunucularının etkisizleştirilmesi kalmaktadır. Bu konuda AKP, en önemli hamleyi Cumhurbaşkanlığı seçiminde “başarıyla” gerçekleştirerek yapmıştır. Daha sonra Ergenekon ve benzer diğer davalar da kullanılarak başta TSK olmak üzere mevcut paradigmanın savunucusu olan kesimler etkisiz hale getirilmiştir. Öte yandan YÖK’ün merkeziyetçi yapısı kullanılarak üniversiteler susturulmuş, yargı da benzer yöntemlerle etkisiz hale getirilmeye çalışılmıştır. Geriye mevcut paradigmanın kurucusu da olan ana muhalefet partisi CHP kalmıştır. Onun da gizli kamera komplolarıyla mevcut yapısını değiştirmeye zorlandığı görülmektedir.
AKP’nin, üstlendiği bu zorlu görevi “başarıyla” tamamlayıp Türkiye’de bir rejim değişikliğini sağlayıp sağlayamayacağını şimdiden kestirmek zordur. Ancak şu gerçeklerin altını çizmekte yarar vardır:
* AKP’nin getirmeye çalıştığı paradigmayı bir tarafa bırakırsak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcut paradigması değişen ekonomik düzen ve düzenin getirdiği toplumsal yapıya uyum sağlayamamaktadır. Öte yandan mevcut paradigma özgürlükçü demokrasi anlayışından tamamen uzaktır ve içerisinde ne emekçiler ne de ezilen diğer toplum kesimleri hiçbir zaman kendilerine yer bulamamıştır. Dolayısıyla mevcut paradigmanın savunulacak hiç tarafı yoktur ve değişmesi gerekmektedir.
* Mevcut paradigmanın değişmesi kadar, yerine neyin konulacağı da son derece önemlidir. AKP’nin tasarladığı yeni paradigma belki mevcut ekonomik düzene uyumlu olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki mevcut ekonomik düzen emek sömürüsü üzerinde ayakta durmaktadır ve buna uyumlu bir devlet yapılanmasının ne özgürlükçü demokrasi anlayışını ne de emekçilerin ve ezilenlerin sorunlarına çözüm getirmesi beklenebilir. Bu nedenle AKP’nin ya da sermayenin temsilciliğini yapan başka bir oluşumun değişim taleplerine karşı çıkılmalıdır. Eğer istenen özgürlükçü demokrasi anlayışı içerisinde halkların kardeşçe yaşadığı ve emek sömürüsünün olmadığı bir Türkiye ise; mevcut paradigmanın yerine inşa edilecek yeni paradigmanın oluşumunda emekçi sınıfın söz sahibi olması gerekir. Bunun için de diğer ezilenlerle birlikte emekçi sınıfın sermaye sınıfı karşısındaki gücünü yükseltmesine ihtiyaç vardır. Türkiye’de paradigmaların yıkılıp ve yeni paradigmaların inşa edildiği bu süreçte hiçbir sendikacının ve hiçbir emekçinin sessiz kalma lüksü yoktur(!) İşçilerin emekçilerin kendilerinin ve ülkenin geleceğine sahip çıkası için 26 Mayıs önemli bir fırsattır. 26 Mayıs’ta sadece çalışma koşulları için değil, emekçi sınıfın ve tüm ezilenlerin Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olabilmesi için de üretimden ve dayanışmadan gelen güç sonuna kadar kullanılmalıdır.

Evrensel

19 Nisan 2010

BAŞIN DARA DÜŞTÜĞÜNDE


BAŞIN DARA DÜŞTÜĞÜNDE


Başın dara düştüğünde,

Küçük bir kulübeye sığarsın.

Bir ağaç kovuğuna belki.!

Bu koca şehirde, yapayalnız,

Sokaklar, dar gelir sana,

Yalnız ölür, bensiz bedenin..

Gün olur, harman yerine döner,

Gün gelir, savrulursun yele.

Henüz, gül dalında başak ,

Ayırırlar, tohumları bedeninden.

Değirmendir hayat, günden güne,

Öğütür, her birimizi hergün.

Un olur gelir, onca emek,

Ağıttır artık, türkü dilinde söz.

Sofralarda, meze olur Sevgimiz..!

Bir duble rakı, beklide şarap,

Bir tabak, Rus salatasıdır,

Sunulur, sarhoş sohbetlerinde…

Sığamadığın, şu koca gönlüme inat,

Küçülür, tüm mevsimler.

Bahara inat, mahkum olur,

Gün zemheridir, kara kış..

Girer ceviz kabuğuna.

Döker koca çınar yaprağını.

Yıkılmaz, özü çürüyene kadar…

Yetişsede imdadına, bahar,

Su serinliğinde, sevgin.

Umut olur, aşk filizlenir..

Yeşerirse, ölümden önce,

Hayat, damarlarında akan bir sel..!

Bahar, yeniden yaşanır birgün.

Umut varmı, bilinmez.!

Uzak olsada mevsim..

Erir karlar, içimdeki buzlar.!

İki kol arasına sığarsın, birgün..


Haydar ATA

14.08.2009-Saat:23:00

28 Şubat 2010

"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI


"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI

Tekel işçilerinin 75 gündür sürdürdükleri direnişe KESK'in verdiği destek sürüyor.
Bir hafta önceki iki günlük gece ve gündüz , çadırları "söktürmeyeceğiz" sıloganıyla sürdürdükleri üç günlük nöbet eyleminin bu haftaki ilk eylem günü KESK'e bağlı BES üyeleri nöbet başındaydı.
Tekel işçileri, Başkent Ankara'nın ortası sakarya caddesinde direniş mücadelelerini, naylon çadırlarda, yattıkları battaniyelerin altında sadece bir tahta parçası yada eski bir kapı. Hatta; meyve kasalarından başkaca birşeyde yok. Altından yağan yağmur suları akmakta ve her yer rutubet ve sağlıksız bir ortamda sürdürdükleri bu mücadelelerinde, onları yanlız bırakmayarak, destek veren tüm emek dostlarının 27-28 şubat gündüz ve gece nöbet tutarak gösterdikleri örnek dayanışma duygularıyla yağmur, soğuk demeden yanlarında oldukları günün fotoğraflarını göreceksiniz..

27.02.2010 cumartesi

Fotoğraflar ve Haber : Haydar ATA

** "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-2

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-3
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-4
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-5

**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-6
**"TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIRKENT FOTOĞRAFLARI-7
**DİĞER "TEKEL DİRENİŞİ" ÇADIR KENT FOTOĞRAFLARI-8






3 Şubat 2010

İŞİMİZ, İŞYERİMİZ, EKMEĞİMİZ İÇİN 4 ŞUBAT'ta GREVDEYİZ! (GREV BİLDİRİSİ)


http://www.aktuelbakis.com/files.php?file=kesk_447612506.jpg

İŞİMİZ, İŞYERİMİZ, EKMEĞİMİZ İÇİN 4 ŞUBAT'ta GREVDEYİZ!

(GREV BİLDİRİSİ)


http://www.ntvturk.com/images/stories/tekel-direnisi-isci-mucadelesi-icin-milattir.jpg

Salı, 02 Şubat 2010

Günümüz Türkiye’si sermaye için dikensiz bir gül bahçesine çevrilmiştir.
Neo-liberal politikalara sıkı sıkıya sarılmış Hükümetler tarafından 30 yılı aşan bir süredir bu ülkede sermayenin her istediği anında ve fazlasıyla yapılırken, emekçilerin en temel ve insani talepleri sistemli bir şekilde bastırılmış, hakları gasp edilmiştir.
AKP iktidarı emekçilere yönelik bu çok yönlü kuşatmanın son, fakat en kararlı temsilcisi olarak bu politikalarda ısrar ediyor. Bu politikaların özü üç temel ayak üzerinde yükseliyor. Birincisi kamu alanının, bütün yurttaşlara ait olan değerlerin piyasa güçlerine terk edilmesi, en temel insan ihtiyaçlarının dahi bir kâr alanı haline getirilmesi:
AKP özelleştirmede şampiyondur.

İkincisi, 12 Eylül artığı bir Anayasa’nın gölgesinde yurttaşlarını en temel haklardan mahrum bırakan, öteleyen, dinsel, inanca dayalı ya da etnik kimliklerini tanımayarak onları dışlayan otoriter devlet anlayışı:
AKP baskıda, gözaltılarda, kitle gösterilerine yönelik şiddette şampiyondur.
Üçüncüsü örgütlenerek, birleşerek kendi çıkarları için bu gidişata dur diyebilecek, hak gaspları karşısında sesini yükseltecek, sermayenin karşısında emeğin onurunu savunacak emekçilerin istihdam politikaları yoluyla bölünmesi, emekçilerin farklı statülerle farklılaştırılması, böylelikle işçi-memur, kadrolu işçi-taşeron işçisi, sözleşmeli, 4/C’li, 4/B’li adı altında parçalanmış emekçilerin örgütsüzleşmesi, etkisizleştirilmesi, eşit işe eşit ücret ilkesinin ayaklar altına alınması.
AKP kuralsız istihdam alanında da şampiyondur.

4/C statüsü tamamen özelleştirme mantığının ürünüdür. AKP kârlı kamu işletmelerini yok pahasına sermayeye aktarırken bu işletmeleri kârlı hale getiren, etiyle, kanıyla, dişiyle tırnağıyla bu işletmelerin her bir tuğlasında, makinasında hakkı bulunan emekçileri de sokağa bırakmak, açlığa ve sefalete mahkûm etmeye kararlıdır.
Bunun en son somut örneği Tekel işçilerinin durumudur. Bugün Ankara’da sürmekte olan Tekel işçileri direnişi bu noktada Türkiye’nin bütün emekçileri için önemli bir sınav niteliği kazanmıştır.
Hamasi sloganların ötesinde bir gerçek olarak ifade edilecek olursa bugün tüm emekçilerin yüreği Tekel işçileri için atmakta, umutları, talepleri Tekel direnişinde somutlanmaktadır. Tekel direnişi emekçiler için bir nirengi noktasıdır. Direnişin kaybedilmesinin sonuçları bütün emekçiler için ağır olacaktır. Direnişin kazanılması durumunda ise aynı 25 Kasım Grevinde yaşandığı gibi, emekçiler için daha aydınlık, daha demokratik bir Türkiye umudu güçlenecektir. Bu nedenle emek güçlerinin her hangi birinin bu direnişi hafifsemeye hakkı yoktur.
DİSK ve KESK’in çağrısıyla bir araya gelen 6 Konfederasyonun toplantısı sonucunda Hükümete sorunu çözmesi için 26 Ocak’a kadar mühlet verildi.
Bu süre içerisinde sorunun çözülmemesi durumunda dayanışma grevi yapılacağı vurgulandı. Siyasi iktidar bu çağrıyı savsakladı. Yeni bir randevu vererek soğukta ekmek ve demokrasi mücadelesi veren Tekel emekçilerini 1 hafta oyaladı. Bu bir haftanın sonunda işçilere yine 4/C’yi dayatabileceğini sandı.

Siyasi iktidar Tekel işçilerini pervasızca kapının önüne koyabileceğini, kimsenin onlara sahip çıkmayacağını düşünerek bu adımı attı.
Tekel işçileri yıllardır süren bu karanlığa karşı bir meşale yaktılar.
Bu meşalenin sönmesine izin vermeyeceğiz.
Emekçilerin kararlılığını 4 Şubat Perşembe günü, 1 günlük dayanışma greviyle bir kez daha göstereceğiz.
Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelesini Yükselteceğiz!

http://www.kesk.org.tr/

2 Aralık 2009

Karl Marx - Kapital'i

Kapital

Karl Marx

Karl Marx - Kapital“Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi”, Marx’ın en önemli eseridir. Orijinal halinde dört cilt tasarımlandığı halde, Kapital denilince ilk üç cilt akla gelir.
Birinci cilt Marx’ın sağlığında 1867‘de Hamburg‘da ve Almanca olarak; ikinci ve üçüncü ciltler ise Marx’ın ölümünden sonra Engels tarafından sırasıyla 1885‘de ve 1894‘de yayımlandı. “Artık Değer Teorileri” olarak bilinen ve tamamlanmamış dördüncü cilt ise Kautsky tarafından 1905-1910 yılları arasında yayımlandı.
Bu son çalışma 1954 yılında Marx-Engels-Lenin Enstitüsü tarafından ve Kautsky basımından farklı olarak yeniden yayımlanmıştır.Marx, Kapital’in birinci cildinin ilk Almanca baskısına yazdığı “en sonundaki amacı(nın) modern toplumun ekonomik hareket yasasını ortaya çıkarmak” olduğunu söylemişti. Diğer bir ifadeyle Kapital “iktisat”a ait bir çalışma olarak kaleme alınmıştır. Ama özelde Kapital, genelde Marx’ın iktisadi üzerine yazmak/konuşmak tam da bu noktada güçlükler çıkarır-özellikle yerleşik “iktisat”ın örgün/yaygın etki alanı içinde kalanlar açısından…

Demek ki; vurgulanması gereken ilk nokta yerleşik “iktisat”ın mahiyeti ile Marx’ın/Marksçı iktisadın mahiyeti arasındaki farklılıkları kaba fırça vuruşlarıyla da olsa ortaya koymaktır.

1848′lerden itibaren Marx’ın yapamaya çalıştığı; anlayabildiğim kadarıyla şuydu; felsefe, tarih, toplum ve iktisat düşüncesini bir potada eritmek. O günden bugüne ne kadar şiddetli eleştirilere maruz kalmış olursa olsun varlığı kabul edilmek durumunda kalınan bu yeni düşünce tarzıydı.
Keza; bütün eleştirmelere rağmen onu Batı düşüncesinin/kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren de bu yeni düşünme tarzıydı.

Marx’ın söyledikleri (Kapital’de ve başka çalışmalarında) birkaç önermede/öncülde sanırım toparlayabiliriz:

1) Toplumların mevcudiyetlerini korumaları ve sürdürmeleri ancak üretimle mümkündür.

2) Üretim daha başlangıcından itibaren toplumsal üretimdir; bireysel üretim tarih dışıdır.

3) Üretim bir süreçtir ve bu süreç ilişkisel niteliktedir; yani üretim sürecinde insanlar hem doğa ile hemde birbirleriyle zorunlu bir “tarz” içinde gerçekleştiği/gerçekleşeceği anlamına gelir: üretim tarz(lar)ı

4) Üretim sürecinde insanların birbirleriyle belirli ilişkilere girmeleri üretim araç ve gereçleri üzerindeki mülkiyet ve kontrol ilişkileri dolayımında gerçekleşir; böylece sınıflar, üretim sürecinde mülkiyet ve kontrol ilişkileri bağlamında ortaya çıkar.

5) Sınıflar bir kez ortaya çıktıktan sonra, tarihteki gelişmelerin ve kurumların çerçevesi sınıflar arasındaki mücadelenin şekli ile belirlenir. Ve u gelişmeleri tasvir eden açıklayan kavramlar da bu süreç içinde billurlaşırlar: kavram ya da alfa ve omega gerçekliklere değil, ancak ilişkisel gerekliklere işaret ederler.

6) Üretim araç ve gereçleri üzerindeki mülkiyet ve kontrol sadece iktisadi eşitsizliklerin kaynağı olmakla kalmaz, siyasi eşitsizliklere de yol açar.

7) Mülkiyet ve kontrol ilişkilerinin yerleşmesi ve gelişmesi ile birlikte tarih içinde artık-emek’in tahsisi ve kontrolü toplumsal sorunların temelini oluşturur.

Kapital’i Anlamak

Yukarıda kabaca çizilen çerçeve içinde Marx’da “iktisat”ın rolü, o halde, bir evredeki/aşamadaki iktisadi ilişkiler sistemini çözümlemektedir denilebilir: Söz konusu ilişkilerin nasıl ortaya çıktıkları, nasıl işledikleri nitel ve bicel yönleri ile araştırılmalıdır.
Demek ki; Marx’ın iktisadında kavram ve kategoriler her zaman insanlar arasındaki ilişkilere işaret ettikleri için zorunlu olarak tarihsel ve sosyolojik boyutlar taşırlar. Ne var ki bu önerme doğru olmakla birlikte, eksiktir. Çünkü aynı kavram ve kategoriler, diğer yandan fakat aynı zamanda insanlarla şeyler (ürün, mal ve meta) arasındaki ilişkilere göndermede bulunurlar. Bu, özellikle genelleştirilmiş bir meta üretim tarzı olan kapitalizm için doğrudur. Meta-meta ilişkisinin öteki yüzü, insan-insan ilişkisidir de. Bu ilişkilerin özgül mahiyetidir ki; üretilmiş şeyleri ürün, mal veya meta şeklinde adlandırmayı olanaklı kılar.
Kapital’in birinci cildinin birinci bölümünün başlığı (Türkçe’deki çevirileri ile) “Mallar”dır. Mallar, emek ürünleridir ama “… toplumsal özün kristalleri olarak, değerdirler (mal-değerdirler)”. Diğer bir anlatımla kapitalizmle değer basitçe büyüklük (nicelik) değil, bir toplumsal ilişkidir de (niteliksel boyut). Marx’ın Kapital’de sarf ettiği çaba da bu nitel ve nicel boyutları bir ve aynı anda, fakat aşama aşama, soyuttan somuta çözümlemeye yöneliktir … Kapital’de bunun tipik örneklerinden biri emek değerlerinden hareketle toplumsal üretim ilişkileri temelinde; hem fiyatları, hem de bölüşümü belirleme çabasıdır.

Marx’ın üç ciltlik Kapital’inde yer alan sorun ve teorileri çözümleyip değerlendirmelerde bulunmak bu kısa ve mütevazı yazının sınırlarını çok aşacaktır. Ama yayımladığı tarihten bu yana değer teorisi, artık değer teorisi, fiyatların değerlere, değerlerin fiyatlara dönüşümü teorisi, kâr oranlarının düşme eğilimi yasası, yoksullaşma teorisi vb. saldırılara, eleştirilere/değerlendirmelere uğramış/tabi tutulmuş ama yine de ayakta kalabilmiştir. Belki de bunun başlıca nedeni bir zamanlar R. Luxemburg’un dile getirdiklerinde yatmaktadır:

“… onun Kapital’i nihai ve değişmez gerçekleri içeren bir Kitab-ı Mukaddes değil fakat daha üst düzeyde inceleme, daha ileri aşamada bilim araştırması ve gerçeği bulma yönünde daha çok mücadele için tükenmez bir teşvik kaynağıdır.”

Kapital’e anlamak için bakanların görev sorumlulukları bildiğim kadarıyla her zaman büyük ve ağır olmuştur...

Prof. Dr. İşaya Üşür
Bilim ve Ütopya / Şubat 2002 / 92
*http://images.google.com.tr/**


*Karl Marx "Kimdir"*

25 Ağustos 2009

“ SOLDA YENİDEN YAPILANMA ŞART “ ÖSH.

“ SOLDA YENİDEN YAPILANMA ŞART “


Abdullah Çiftçi

Özgürlükçü Sol Hareket Türkiye Koordinasyon Yürütme Üyesi Çiftçi Türkiye'de yeni Bir Sol Harekete İhtiyaç Olduğunu Söyledi.

Özgürlükçü Sol Hareket Türkiye Koordinasyon Yürütme Üyesi Abdullah Çiftçi, Artvin, Rize ve Trabzon’dan sonra Giresun’da da görüşmeler yaparak oluşumla ilgili bilgiler verdi.

Türkiye’de mevcut solun halkın ihtiyacına cevap vermediğini, solda yeni bir merkez oluşturmak için ortak akıl çerçevesinde toplumsal vicdana sahip bireylerin emek ve inisiyatifi ile eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir iktidar hedefleyen yeni bir sol merkez oluşturmanın şart olduğunu, belirten Abdullah Çiftçi, İstanbul Bağımsız Millet Vekili Ufuk Uras ve Türkiye Sol tarihinde geçmişten örnekleri var olan tarihsel buluşma kapsamında alevi toplumsal muhalefetinden, demokratik Kürt hareketine,yüzünü sola dönmüş sosyal demokratlardan, sosyalistlere ,işçilerden, işsizlere, kadınlardan, gençlere, kamu çalışanlarından, aydınlara, akademisyenlerden, toplumun tüm mağdurlarına bütün toplum kesimlerini kapsayacak çevreler ile birlikte hareket ettiklerini söyledi.

Çiftçi : “ Bütün il ve ilçelerde olduğu gibi bir süredir Karadeniz’de basın açıklaması ve toplantılar yapıyoruz. Giresun’dan sonra Ordu, Samsun ve diğer illerde de görüşmelerimiz sürecektir. Tüm bu faaliyetlerin ardından yapmış olduğumuz tarihsel buluşmaya çağrı kapsamında yer alan tüm toplum kesimleri ile birlikte yapılacak geniş katılımlı toplantılar sonucunda nasıl bir siyasal süreç ve yol haritası olacağını birlikte kararlaştıracağız dedi.

Fındık konusuna da değinen Çiftçi “ Üreticilerin sıkıntılarını yakından biliyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de sivil toplum kuruluşları ve çiftçilerle temaslarımız oldu. Bize düşen ne varsa elimizden geleni yapacağız “ diye konuştu.


Not: Yukarıdaki açıklama Giresun yerel basınında; Yeni Giresun, İleri ve Bulancak Egemen gazetelerinde yer almıştır.

Bize ulaştıran: ÖMER ERMİŞ (omerermis@gmail.com) adına

pltfrm@googlegroups.com