genel kurul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel kurul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011

TIP FAKÜLTELERİNDE “PERFORMANS” UYGULAMASI KABUL EDİLEMEZ

TIP FAKÜLTELERİNDE “PERFORMANS” UYGULAMASI KABUL EDİLEMEZ

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, 31 Ocak'tan itibaren tıp fakültelerinde de başlatılacak olan "performansa göre ücret" uygulamasıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, TTB Merkez Konseyi üyeleri Prof. Dr. Gülriz Ersöz ve Doç. Dr. Özlem Azap'ın katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında, yıllardır çeşitli ülkelerde ve son yedi yıldır Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uygulanmakta olan performans sisteminin sağlığa zararlı olduğu vurgulandı. TTB Merkez Konseyi, Hükümet'i ve YÖK'ü tıp eğitimini, sağlık alanında bilim üretimini ve nitelikli sağlık hizmetini sona erdirecek bu uygulamayı durdurmaya çağırdı.
10.01.2011

BASIN AÇIKLAMASI

TIP FAKÜLTELERİNDE “PERFORMANS”A GEÇİLİYOR:
NOBEL ÖDÜLÜ’NE 4000 PUAN

Çeşitli ülkelerde farklı şekillerde uygulanan ve ülkemiz Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uzun zamandır uygulanmakta olan “performansa göre ücret” politikası hükümetin çıkardığı “Tam Gün Yasası”nın bir sonucu olarak 31 Ocak 2011 tarihinden itibaren üniversite hastanelerinde uygulanmaya başlayacaktır.
Yasa’nın YÖK’e, üniversite hastanelerinde performans uygulamalarını düzenlemesi için verdiği süre bu ay sonunda dolacak olmasına rağmen YÖK halen bir metin hazırlayamamıştır. Ortada performansın nasıl uygulanacağına dair taslaklar dolaşmaktadır. Bu taslaklarda yer alan düzenlemelerin mantık dışılığı bir yana hem dünyadaki hem de ülkemizdeki deneyimler böylesi bir ücretlendirme yönteminin sağlık alanında büyük tahribatlar yarattığını açıkça göstermektedir. Türk Tabipleri Birliği, gerek halkın sağlığı gerekse sağlık çalışanlarının çalışma koşulları açısından son derece önemli olan “performans” meselesini birçok kez gündeme getirmiş ve yol açacağı sıkıntıları dile getirmiştir. TTB Merkez Konseyi, “Performansa göre ücret” konusunu sağlık alanındaki birçok diğer başlıkla birlikte dün (9 Ocak 2011) Ankara’da 47 Uzmanlık Derneği’nin başkanlarının bir araya geldiği toplantıda tekrar ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Toplantıda, “performansa göre ücret” uygulamasının sınırlandırılması gerekirken tam tersine üniversite hastanelerini de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmasının hem halkımızı hem de sağlık çalışanlarını ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakacağı, bu nedenle kesinlikle yürürlüğe girmemesi gerektiği konusunda görüş birliği oluşmuştur. Türk Tabipleri Birliği olarak daha önce defalarca dile getirdiğimiz sakıncaların saygın bilimsel kuruluşlar olan uzmanlık dernekleri tarafından da paylaşıldığını görerek yetkilileri bir kez daha uyarmak istiyoruz.

Performansa göre ücretlendirme halkın sağlığını tehdit eden bir uygulamadır:

Çünkü, ağır hastalığı olanlar uygun ve yeterli tedaviye ulaşamamaktadır: Tanı ve tedavisi zor ve zahmetli olan hastalıklar “performans puanı” getirmediğinden öncelik daha kolay, puanı daha yüksek ve daha az risk taşıyan hastaların tedavisine verilmektedir.

Çünkü, başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanları insanca yaşayabilecek bir ücret için daha fazla hasta bakmak zorunda kalmakta, her bir hastaya ayrılan zaman azalmaktadır. Zaman azlığı nedeniyle tıbbi hataların artması kaçınılmaz olmaktadır.

Çünkü, “performans”ın uygulandığı yerlerde girişimsel işlemlerin ve ameliyatların sayısının arttığı bir gerçektir. Bunun sonucunda sağlık harcamaları artmakta, bunun faturası ise giderek artan tedavi katkı payları olarak halkımızın sırtına yüklenmektedir.

“Performansa göre ücret” tıbbi uygulamaları değersizleştirmektedir.

Çünkü, niteliğe değil niceliğe değer vermektedir. “Performansa göre ücret”, tıbbi uygulamaların bilimsel, doğru ve nitelikli olmalarına hiç bakılmaksızın sadece sayısına göre değerlendirilmesidir.

Çünkü, tıbbi tanı ve tedavi yaklaşımlarını “parasına” göre sınıflamaktadır: Performans uygulamasında bütün tıbbi işlemler hastaya sağladığı faydaya göre değil getirdiği paraya göre değerlendirilmektedir. Ortada dolaşan taslaktaki puanlara bakılacak olursa, örneğin bir hastasının kalbindeki tümörü ameliyat eden hekim 2000 puan alırken, kalbi duran bir hastayı yeniden canlandırıma işlemi için 200 puan veriliyor. Bu taslakta Nobel ödülünün bile puanı var: 4000 puan! Şimdi soruyoruz: Bu puanlar neye göre hesaplanmaktadır? Hangi işlemin hasta veya toplum sağlığı açısından daha değerli olduğunun hesabı yapılabilir mi? Aslında bu soruların cevabı da sistemin içinde var. Performans puanlamasında kişileri ve toplumu hastalıklardan korumanın bir karşılığı ne yazık ki yoktur. Bu yönüyle performansa göre ücret uygulaması toplum sağlığını da tehdit etmektedir.

Tüm bunların yanı sıra “Performansa göre ücret” sürdürülebilir değildir.

Çünkü, sağlığa ayrılan kısıtlı bütçe ile artan harcamalar karşılanamaz. Performans uygulamaları nedeniyle kağıt üzerinde verimlilik artmış gibi görünse de asıl artan maliyet ve sağlık harcamalarıdır. Bunun böyle olduğu rakamlarla ortadadır. Nitekim Sağlık Bakanlığı da yıllardır kendi hastanelerinde bu uygulamayı, ürettiği hizmetin gerçek karşılığını alarak değil “global bütçe antlaşması” yoluyla genel bütçeden aldığı fazladan kaynakla yürütebilmektedir. Bu fazla kaynağın üniversitelere verilmeyeceği aşikardır. Bu durumda zaten mali açıdan zor durumda olan üniversite hastaneleri ayakta kalabilmek için bütün enerjilerini “performans puanı getirecek” işlemlere harcayacaktır.

Böylesi bir ortamda tıp fakültelerinde hekim yetiştirmeye öncelik verilmesi ve özen gösterilmesi ne kadar mümkün olabilir?

Halkımızın gelecek yıllarda sağlığını emanet edeceği genç doktorlar ne kadar donanımlı olacaktır?

Ülkemizin sağlık düzeyini yükseltecek bilimsel çalışmalar ne zaman, nasıl yapılabilecektir?

Tanısı konulamamış hastalıklarla, tedavisi yapılamamış zor hastalarla kim ilgilenecektir?

Performansa göre ödeme yapılmasına ilişkin YÖK taslağında performans ödemelerinin ancak ve ancak performans üretilirse ve üretenlere ödeneceği belirtilmektedir.

Tıp fakültesi öğretim üyeleri, ücretlerin performansa göre belirlenmediği aksine birikimlerini, donanımlarını, aldıkları mesleki riskleri, yaptıkları işlerin niteliğini değerlendiren ve emekliliğe yansıyan bir ücret politikasını istemektedirler. Ancak böylelikle nitelikli bir tıp eğitimi verebilmeleri, bilimsel çalışmalarını yürütebilmeleri ve nitelikli sağlık hizmeti sunabilmeleri mümkün olacaktır.

Son bir-iki ay içinde İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Aydın, Denizli, Kocaeli, Trabzon, Isparta, Eskişehir illerinde Tıp Fakültelerinde öğretim üyeleri ile yapılan toplantılarda öğretim üyeleri performans sistemine karşı çıkmaktadır.

TTB tarafından yürütülen imza kampanyasına 3500 akademisyen, asistan, tıp öğrencisi katılmıştır. Taleplerimiz çok yalındır.

1. Üniversite Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı ile ilişkilendirilmesi akademik özerkliğe aykırı bir gelişme olduğundan gündemden çıkarılmalıdır.

2. Tıp Fakültelerine gittikçe artan sayıda öğrenci alınması eğitim kalitesini düşürdüğünden engellenmelidir.

3. Alt yapısı ve eğitmen kadrosu olmayan tıp fakültelerinin açılmasına izin verilmemelidir.

4. Üniversitelerde eğitim ve araştırma faaliyetleri genel bütçe kaynaklı bir finansal güvence altında olmalıdır. Performans uygulaması ise ancak bu kaynağı tamamlayan ve çalışanları motive etmek üzere iyi tanımlanmış ve hizmetin niteliğini geliştirecek parametreler üzerinden yeniden düzenlenmelidir.

3500 öğretim üyesinin taleplerini iletmek üzere YÖK Başkanı’ndan 15.12.2010 tarihinde randevu istenmiş ancak henüz olumlu ya da olumsuz bir yanıt alınamamıştır.
Burada basın yayın organları aracılığıyla ve ayrıca yazılı olarak YÖK Başkanı Sayın Yusuf Ziya Özcan’dan randevu talebimizi yineliyoruz.

13 Ocak 2011 tarihinde toplanacak YÖK Genel Kurulu üyelerine buradan sesleniyoruz. Temel işlevi nitelikli hekim yetiştirmek, bilimsel araştırmalarla gelecek sağlık hizmetlerini yönlendirmek ve karmaşık ve tedavisi zor olguları tedavi etmek işlevleri olan tıp fakültelerini performans sistemi üzerinden piyasaya teslim etmeyin. Üniversitelere, Tıp Fakültelerine genel bütçeden kaynak ayrılması için çaba harcayın.
Tabelasından başka hiçbir altyapısı ve donanımı olmayan tıp fakültelerini kapatın, bu fakültelere öğrenci almayın. Tıp Fakültelerinde gelir ve gelecek güvenceli bir çalışma ortamı sağlayın. Çünkü tıp fakülteleri ülkemizin geleceğidir. Tıp Fakültelerimiz üzerinde oynanan tehlikeli oyunun parçası olmayın.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ


EvcioğluHaber-11.01.2011- Salı

23 Haziran 2010

Kemal Türkler Davası AİHM Yolunda

Kemal Türkler Davası AİHM Yolunda

DİSK eski başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatı Rasim Öz, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık Ünal Osmanağaoğlu hakkındaki "müebbet hapis cezası" kararını açıklamasından sonra AİHM'e başvuracağını açıkladı.

Öz, "Geç gelen adalet adalet değildir" diyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
23 Haziran 2010, Çarşamba

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) eski başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesiyle ilgili davanın avukatlığını yapan Rasim Öz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmaya hazırlanıyor.

Yargıtay Genel Kurulu'nun Türkler'in katil zanlısı Ünal Osmanağaoğlu'nu beraat ettiren mahkeme kararını bozmasını "sevindirici bir gelişme" olarak nitelendiren Öz, "Ancak geç gelen adalet, adalet değildir" diyor ve ekliyor:

"Adil yargılama yapılmadığı ve makul sürede karar verilmediği için, AİHM'e devlet aleyhinde başvuruda bulunacağım."

Öz, AİHM'e başvurmak için temyizden çıkan kararın İstanbul'a gelmesini ve Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Yargıtay Genel Kurulu kararı uyarınca Osmanağaoğlu hakkındaki "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" hükmünü açıklamasını bekliyor.

Kemal Türkler cinayeti, "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında

"Davanın 22 Temmuz'da zamanaşımına uğrayacağı" haberlerinin gerçeği yansıtmadığını da vurgulayan Öz, Kemal Türkler davasının TCK'nın 77 ve 78. maddesinde düzenlenen "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamına girdiğine dikkat çekiyor.

TCK'nın 77. maddesi siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle yapılan kasten öldürme, yaralama, işkence, eziyet ve köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı, zorla hamile bırakma ve fuhşa sevk etme suçlarını insanlığa karşı suçlar olarak tanımlıyor. Bu suçların sekiz yılla müebbet hapis arasında cezalandırılmasını öngörüyor.

Maddenin 4. bendinde de bu suçlardan dolayı zaman aşımı işlemez diyor.

TCK'nin 78. maddesi de bu suçları örgütlü olarak işleyenlere benzer şekilde yaklaşıyor ve zaman aşımı uyguanmayacağını belirtiyor.

Rasim Öz, Kemal Türkler cinayeti, 1 Mayıs 1977 katliamı ve 16 Mart katliamı gibi olayların insanlığa karşı işlenen suçlar olduğunu, bu nedenle de TCK gereği zaman aşımına uğratılamayacağını söylüyor.

Dava 24. yılını dolduruyor

Öte yandan, Öz'e göre, Türkler davası "insanlığa karşı işlenmiş suçlar" kapsamında değerlendirilmeseydi de zaman aşımına uğramazdı. Çünkü adli suçlarda da dava ancak dava açıldıktan sonra 30 yıl içinde karar verilmezse zaman aşımına uğrayabiliyor. Kemal Türkler cinayeti davası ise 1996'da başladı.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Kemal Türkler'in katil zanlısını beraat ettiren mahkeme kararını bozdu. Yargıtay, cinayette Ünal Osmanağaoğlu'nun da yer aldığına hükmedip hakkında 'halkı hükümete isyan'dan müebbet hapis cezası istedi. (BB)


http://bianet.org/

7 Mayıs 2010

İşte Anayasa değişiklikleri

İşte Anayasa değişiklikleri

07.05.2010
http://www.drtus.com/yeni/modules/News/images/haberler/43811tbmm1.jpg

TBMM Genel Kurulunda, kabul edilen anayasa değişikliği neleri içeriyor?

TBMM Genel Kurulunda, kabul edilen anayasa değişikliği şu düzenlemeleri içeriyor:

Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsayacak. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebilecek.

Yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hakim kararıyla sınırlandırabilecek.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak. Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.

Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunabilecek.

Memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınacak. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde, taraflar Kamu Görevlileri Kuruluna başvurabilecek. Kurul kararları, kesin ve toplu sözleşme hükmünde olacak. Toplu sözleşme emeklilere de yansıtılacak.

Greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde neden oldukları maddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılacak.

``Kamu Denetçiliği Kurumu`` (ombudsmanlık) oluşturulacak. Kurum, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişi ile ilgili şikayetleri inceleyecek. Kamu başdenetçisi TBMM tarafından gizli oyla ve 4 yıl için seçilecek.

Milletvekilliğinin düşürülmesi uygulaması kaldırılacak.

TBMM Başkanlık Divanı 2. dönem sonuna kadar görev yapacak.

-YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI-

Yüksek Askeri Şuranın(YAŞ) terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılacak.

İdari yargı, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olacak, ``yerindelik denetimi`` yapılamayacak.

-TOPLU SÖZLEŞME HAKKI-

Memurlara verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.

Adalet hizmetleri ile savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hakim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişlerince yapılacak.

-ASKERİ YARGI-

Askeri yargının görev alanı yeniden belirlenecek. Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askeri mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olacak.

Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek.

Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

-ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI-

Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılacak. HalenSayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3`er aday arasından; 1 üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 aday arasından gizli oyla seçecek. 11 asıl 4 yedek üyeli Anayasa Mahkemesi, 17 asıl üyeden oluşacak. TBMM, 2 üyeyi,

Cumhurbaşkanı; 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3`er aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere 3 üyeyi ise YÖK`ün kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3`er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından belirleyecek.

Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak. Bölümler, başkanvekilinin başkanlığında 4 üyenin katılımı ile toplanacak. Genel Kurul ise mahkeme başkanının veya başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümler ve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak.

Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara, Genel Kurul bakacak.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar alacak.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacak.

Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri, dosya üzerinden inceleyecek. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilecek. Mahkeme, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilecek, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasi partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinleyecek.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile 4 yıl için bir başkan ve iki başkanvekili seçilecek. Görev süresi bitenler yeniden seçilebilecek.

Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek. 12 yıldan önce yaş sınırını dolduran üye emekliye ayrılacak.

Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri ``asıl üye`` sıfatını kazanacak.

-YÜCE DİVAN-

Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yapılabilecek.

Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanacak. Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak.

Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri için ``hakimlik teminatı`` geçerli olacak.

-HSYK`NIN YAPISI-

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK) yeniden yapılandırılacak. HSYK`nın halen 7 olan üye sayısı 22`e, 5 olan yedek üye sayısı ise 12`a çıkarılacak. HSYK, 3 daire halinde çalışacak.

HSYK`nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulda yer alması uygulaması da sürecek.

Kurulun, 4 asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca; 3 asıl ve 3 yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca; 2 asıl ve 2 yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca; 1 asıl ve 1 yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından; 7 asıl ve 4 yedek üyesi, birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim ve savcılarınca; 3 asıl ve 2 yedek üyesi idari yargı hakim ve savcıları arasından idari yargı hakim ve savcılarınca dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilecek.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 60 gün içinde yapılacak.

Kurulun ``meslekten çıkarma`` cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolu getirilecek. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacak.

HSYK`nın mevcut asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçildikleri sürenin sonuna kadar devam edecek.

-GEÇİCİ 15. MADDE-

``Ekonomik ve Sosyal Konsey`` Anayasa kapsamına alınacak.

12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi`nde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldı.

Anayasa değişikliği halkoyuna sunulurken tümüyle oylanacak.

ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN TARİHİ

12 Eylül askeri müdahalesinin ardından hazırlanan ve 7 Kasım 1982 tarihindeki halk oylamasında kabul edilen Anayasa`da bugüne kadar 16 kez değişiklik yapıldı.

1980 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1982 Anayasası 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edildi. Halkoylamasının sonuçlarının açıklanmasından ardından anayasa 9 Kasım 1982`de yürürlüğe girdi.

Aradan geçen 28 yılda anayasa değişikliği ya da yeni bir anayasa yapılması hep tartışıldı, belirli dönemlerde Türkiye gündeminde yer alan önemli konulardan biri oldu. Bu süreçte, geçici maddelerle birlikte toplam 194 madde bulunan 1982 Anayasası`nın toplam 80 maddesi değiştirildi, eklenen 3 geçici maddeden 2`si daha sonra metinden çıkarıldı.

1982 Anayasası`ndaki ilk değişiklik kabulünden 5 yıl sonra, 17 Mayıs 1987 tarihinde yapıldı. Son değişiklik ise 9 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirildi.

1982 Anayasası`nda bugüne kadar yapılan değişiklikler ve bunlarla getirilen düzenlemeler özetle şöyle:

İlk değişiklik 17 Mayıs 1987 tarihinde yapıldı; Anayasa`nın 67, 75. ve 175. maddeleri yeniden düzenlendi, geçici 4. madde ise yürürlükten kaldırıldı. 67. maddede yapılan değişiklikle 21 olan seçme ve halkoylamasına katılma yaşı 19`a indirildi; 75. maddenin yeniden düzenlemesiyle 400 olan milletvekili sayısı 450`ye çıkarıldı. 12 Eylül döneminde getirilen, siyasi partilerin ve liderlerinin siyasi yasaklarına ilişkin geçici 4. madde, yapılan referandumla yürürlükten kaldırıldı. Böylece, siyasi partilerin ve liderlerinin yasakları sona erdi.

İkinci değişiklik 8 Temmuz 1993 tarihinde yapıldı. Anayasa`nın 133. maddesinde yapılan değişiklikle, radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbest hale getirildi.

-MİLLETVEKİLİ SAYISI 550`YE YÜKSELTİLDİ-

Anayasa`daki üçüncü değişiklikte; başlangıç metni, 33, 53, 67, 68, 69, 75, 84, 85, 93, 127, 135, 149. ve 171. maddeleri yeniden düzenlendi. 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan bu değişiklikle ayrıca 52. madde de yürürlükten kaldırıldı. Bu düzenlemelerle daha önce 19 olarak belirlenen seçme ve halk oylamasına katılma yaşı, 18`e indirildi. Siyasi partilerin yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunması ile kadın ve gençlik kolları gibi yan örgütlerin kurulmasını yasaklayan hüküm Anayasa`dan çıkarıldı. Yüksek öğretim elemanlarının kanunla düzenlenme şartıyla da olsa siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün kılındı. Siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün olmayan yüksek öğretim öğrencilerine de bu hak tanındı.

1987`de yapılan değişiklikle 450`ye çıkarılan milletvekili sayısı yeni düzenlemeyle 550 olarak belirlendi. ``Milletvekilliğinin nasıl sona ereceği`` hükmüne açıklık getirildi. Eylül olan yasama yılı başlangıcı Ekim ayına alındı.

Anayasa`nın 52. maddesi yürürlükten kaldırılarak, sendikaların siyasi faaliyette bulunmaları, siyasi partilerden destek görmeleri ve siyasi partileri desteklemeleri önündeki engel ortadan kaldırıldı.

-``ÖZELLEŞTİRME`` ANAYASAYA GİRDİ-

Anayasa`nın 143. maddesinde 18 Haziran 1999 tarihinde yapılan yapılan düzenleme ise dördüncü değişiklik oldu. Bununla DGM`lerde yer alan asker üyelerin yerine sivil yargıçların atanması sağlandı.

Beşinci değişiklik 13 Ağustos 1999 tarihinde yapıldı; 47, 125. ve 155. maddeler yeniden düzenlendi. 47. maddede yapılan değişiklikle ``özelleştirme`` kavramı Anayasa`ya girdi. Yeni düzenlemeyle kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerin kanunla gösterilmesi hükmü getirildi.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşme ve şartlaşmalarında doğacak uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenebilmesine olanak tanındı.

Anayasa`nın 155. maddesinde değişiklik yapılarak, 1924 Anayasası`nda benimsenen sisteme dönüldü. İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, Danıştayın inceleme yapacağı konular arasından çıkarılıp, sadece görüş bildirebileceği konular arasına alındı.

-AB`YE UYUM ÇALIŞMALARI-

Anayasa`da, 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan 6. değişiklik, AB müktesebatına uyum çalışmaları çerçevesindeki en kapsamlı değişiklik oldu. Bu düzenlemeyle Anayasa`nın başlangıç metninin yanı sıra 13, 14, 19, 20, 21, 22, 23, 26, 28, 31, 33, 34, 36, 38, 40, 41, 46, 49, 51, 55, 65, 66, 67, 69, 74, 86, 87, 89, 94, 100, 118. ve 149. maddeler ile geçici 15. maddede değişikliğe gidildi.

Düzenlemeler kapsamında, yakalanan ya da tutuklanan kişilerin hakim önüne çıkarılma süreleri AİHS`ne uyumlu hale getirilerek, zanlının en geç 48 saat içinde, toplu işlenen suçlarda ise en çok 4 gün içinde hakim önüne çıkarılması sağlandı.

``Özel Hayatın Gizliliği`` başlıklı maddede yapılan düzenlemeyle herkese, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı tanındı. Yazılı emir olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, arama yapılamayacağı ve buradaki eşyaya el konulamayacağı hükme bağlandı.

``Haberleşme Hürriyeti`` başlıklı 22. maddede yapılan düzenlemeyle, usulüne göre verilmiş hakim kararı ve yazılı emir olmadıkça, haberleşmenin engellenemeyeceği ve haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı hükmü getirildi.

Düşünce ve anlatım özgürlüğünün sınırları genişletildi, toplumdaki dil farklılıkları sosyolojik bir gerçek olarak değerlendirildi ve bu duruma Anayasa`da getirilen engel kaldırıldı. Milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve bölünmez bütünlüğün korunması amaçlarıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanabileceği şartı Anayasa`ya konuldu.

Herkesin derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahip olmasına ilişkin hüküm Anayasa`ya konuldu. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemede izin alma zorunluluğu kaldırıldı. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü getirildi.

Kamulaştırmada, gerçek karşılıkların ödenmesi ve ödemede gecikme halinde faiz yönünden bireylerin zarara uğramamaları konusunda değişiklik yapıldı. 49. maddede yapılan değişiklik ile devlete, çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verecek şekilde düzenleme yapıldı. Asgari ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumunun göz önünde bulundurulması hükmü getirildi.

Anayasa`nın, 67. maddesinde yapılan değişiklikle ``Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz`` hükmü madde metnine eklendi.

69. maddede yeniden değişiklik yapılarak, ``odak`` hali tanımlandı. Bir partinin temelli kapatılmasının, sadece Anayasa`nın 68/4. fıkrasındaki eylemlerin odağı haline gelmiş olması şartıyla mümkün olacağı şartı getirildi. Temelli kapatılan bir partinin kurucularının ve her kademedeki yöneticilerinin 5 yıl süreyle yeni bir partinin kurucusu, yöneticisi ve deneticisi olamayacağı hükmü getirildi. Siyasi partiler için kapatmanın yanı sıra Hazine yardımından yoksun bırakılma yaptırımı da öngörüldü.

Türk vatandaşlarının sahip olduğu TBMM`ye dilekçe ile başvurma hakkı, karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla yabancılara da tanındı.

Milli Güvenlik Kurulu bünyesine Başbakan yardımcıları ve Adalet Bakanı da dahil edildi; kurul kararlarının tavsiye niteliğinde olduğu vurgulandı.

Parti kapatmalar zorlaştırıldı. Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerinin iptali ve siyasi partileri kapatmada, 5`te 3 çoğunlukla karar vereceği hükme bağlandı.

Anayasa`nın geçici 15. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırıldı.

-İDAM CEZASI KALDIRILDI-

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer`in, milletvekillerinin özlük ve emeklilik haklarına ilişkin maddeyi referanduma götürme kararının ardından, 86. maddedeki düzenlemeyle ilgili olarak, 21 Kasım 2001 tarihinde yeniden Anayasa değişikliğine gidildi. SözAralıkResmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Cumhurbaşkanı Sezer`in önceki değişiklik metnini referanduma götürme kararının konusu ortadan kalkmış oldu. konusu maddede değişiklik yapan yasa 1 2001`de

Anayasa`da 26 Aralık 2002 tarihinde yapılan 8. değişiklikle 76. ve 78. maddeler yeniden düzenlendi. ``Milletvekilliği Seçilme Yeterliliği`` başlıklı maddede yapılan değişiklik ile milletvekili seçilemeyecek şartlar arasında yer alan ``ideolojik veya anarşik eylemlere`` ifadesi ``terör eylemlerine`` şeklinde değiştirildi.

TBMM üyeliğinde boşalma olması halinde, TBMM kararı ile ara seçime gidilebileceği; ancak bir ilin veya seçim çevresinin TBMM`de üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılması öngörüldü.

AB`ye uyum çalışmaları çerçevesinde; 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasa`nın 10, 15, 17, 30, 38, 87, 90, 131. ve 160. maddelerinde değişiklik yapıldı, 143. madde yürürlükten kaldırıldı. Kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, 10. maddede yapılan değişiklik ile Anayasa`ya konuldu. Devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu da kaydedildi. Basın araçları anayasal koruma altına alındı.

Anayasa`nın, 38. maddesinde yapılan değişiklik ile ölüm cezası kaldırıldı.

Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkta, hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90. maddeye fıkra eklenerek, uyuşmazlıklarda, uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alınması hükmü öngörüldü.

Genelkurmay Başkanlığının YÖK`e temsilci vermesi uygulamasına son verildi.

Devlet harcamalarının denetlenmesinde şeffaflığın sağlanması amacıyla 160. maddenin, ``Silahlı Kuvvetler elinde bulunan devlet mallarının TBMM adına denetlenmesi usulleri, Milli Savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir`` fıkrası madde metninden çıkartıldı. 1999`da yapılan değişiklik ile subay üyelerinin yerine sivil yargıçlar atanan DGM`ler kaldırıldı.

Anayasa`da 21 Haziran 2005 tarihinde yapılan değişiklikle 133. maddedeki, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna(RTÜK) üye seçimine ilişkin düzenleme kabul edildi.

-SEÇİLME YAŞI 25`E İNDİRİLDİ-

Anayasa`da 29 Ekim 2005 tarihinde 11. değişiklik yapıldı. Bu değişiklikte, 130, 160, 161, 162. ve 163. maddelerde yeni düzenlemeye gidildi. Yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı ve Sayıştayın denetim kapsamı genişletildi; bütçenin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin süreç güçlendirildi. 162. maddede yapılan yeni düzenlemeyle, ``genel ve katma bütçe tasarıları`` ibaresi ``merkezi yönetim bütçe tasarısı`` şeklinde değiştirilerek, uluslararası standartlar ve AB müktesebatına uygun olarak tanımlanan yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı.

Anayasa`nın 76. maddesinde 13 Ekim 2006 tarihinde yapılan değişiklikle 30 olan milletvekili seçilme yaşı 25`e indirildi.

Anayasa`daki düzenlemeler kapsamında 10 Mayıs 2007 tarihinde, Geçici 17. madde metne eklendi. Buna göre, 22 Temmuz 2007`de yapılacak seçimde; bağımsız adayların isimlerinin birleşik oy pusulasında yer almasına ilişkin düzenleme yapıldı.

Anayasa`da 31 Mayıs 2007 tarihinde yapılan 14. değişiklikle; 77, 79, 96, 101. ve 102. maddelerde düzenlemeye gidildi; geçici 18. ve geçici 19. maddeler eklendi. TBMM seçimlerinin, 5 yılda bir yerine 4 yılda bir yapılması kararlaştırıldı. Yüksek Seçim Kurulunun(YSK) görev ve yetkileri kapsamına, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin usul ve esaslar da dahil edildi.

TBMM`nin, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde, üye tamsayısının 3`te 1`i ile toplanması (184) kararlaştırıldı. Ayrıca, Meclis`in, Anayasa`da başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vermesi, ancak karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının 4`te 1`inin bir fazlasından az olamayacağı hükmü getirildi.

Cumhurbaşkanının 5 artı 5 sistemiyle ve halk oyuyla seçilmesi kararlaştırıldı; Cumhurbaşkanı seçiminin nasıl yapılacağı da belirtildi.

Anayasa`nın, ``Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde uygulanamayacağına`` ilişkin maddesinin, Cumhurbaşkanı seçiminde dikkate alınmayacağı hükmü getirildi. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasını öngören düzenleme de kabul edildi. Bu düzenlemeler halkoylamasında tümüyle oylandı.

Anayasa`daki 15. değişiklik 16 Ekim 2007 tarihinde yapıldı. ``Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasına imkan tanıyan`` Geçici 18. madde ile ``Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde de uygulanmasını`` öngören Geçici 19. madde Anayasa metninden çıkarıldı.

Anayasa`nın 10. maddesinde 9 Şubat 2008 tarihinde yapılan değişiklikle, ``devlet organları ve idare makamlarının, bütün işlemlerinde olduğu gibi her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu`` hükmü getirildi.

42. maddede yapılan değişiklikle ise yüksek öğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin hüküm kabul edilerek, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple, kimsenin yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği belirtildi. Ancak, bu değişikliklerin yürürlüğü, Anayasa Mahkemesi tarafından durduruldu.

TBMM Genel Kurulu`ndaki görüşmeleri tamamlanarak yasalaşan değişiklik teklifi, halkoylamasında kabul edilerek yürürlüğe girmesi halinde 1982 Anayasası`nda yapılan 17. değişiklik olacak.

http://www.tumgazeteler.com/?a=6118248

5 Mayıs 2010

'Askere sivil yargı yolunun açılması'na 336 evet oyu..

'Askere sivil yargı yolunun açılması'na 336
evet oyu..


04.05.2010

http://www.drtus.com/yeni/modules/News/images/haberler/43811tbmm1.jpg

T24 - TBMM Genel Kurulu'nda süren Anayasa değişikliği teklifi 2. tur görüşmelerinde, teklifin 16. maddesi 72 ret oyuna karşı 336 oyla kabul edildi. Görüşmelere kısa bir ara verilirken aranın ardından "Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri"yle ilgili değişiklik öngören 17. madde görüşülüp oylanacak. CHP lideri Deniz Baykal Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın görev ve yetkileriyle ilgili maddenin paketten düşmesi halinde kalan maddelerle ilgili oylama katılıp, ellerinden geleni yapcaklarını söylemişti. Bu arda ilk turda 331 kabul oyu alan 17. madde, ilk tur oylamasında en az kabul oyu alan maddeydi.

Baykal: 2 madde de düşerse 'evet' diyeceğiz

Genel Kurulda gizli oylamaya 410 milletvekili katıldı. Oylamada 336 kabul, 72 ret oyu kullanıldı. Oylamada, 1 çekimser ve 1 de boş oy çıktı.

Teklifin 16. maddesiyle Anayasa'nın ''Askeri Yargı'' başlıklı 145. maddesinde değişiklik yapılıyor. Yeni düzenlemeyle askeri kişilere sivil yargı yolu açılıyor, sivillerin savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacağı hükmü getiriliyor.

Birinci turda, teklifin 16. maddesine ilişkin gizli oylamaya 407 milletvekili katılmış; oylamada 337 kabul, 70 ret oyu kullanılmıştı.

'Türkiye, Filistin değil'

Madde üzerinde verilen önerge nedeniyle söz alan BDP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in partili milletvekili arkadaşlarına karşı ''ayrımcı'' tutum izlendiğini öne sürdü.

''Savaş var bu ülkede dediği için bir arkadaşının susturulmak istendiği'' görüşünü savunan Kurtulan, ''Toplumca kabul edilen bir gerçeğin üstünü örtmenin gereği yok. Hala ülkemizin dört bir yanına cenazeler gidiyorsa, 50 bin insanımızın ölümünden söz ediliyorsa bunun adı savaş değil de nedir, sormak isterim'' diye konuştu.

Kurtulan, dün akşam (3 Mayısı 2010) da bir arkadaşının ''çocukların neden taş attığının gerekçelerini anlatmaya çalıştığını, bu arkadaşının susturulmak istendiğini'' savunan Kurtulan, ''Savaş içinde doğan, büyüyen çocuklar ne yapar diye sormak isterim. Filistin'de çocuklar ne yapıyorsa, Kürt çocukları da onu yapıyor. Tasvip etmesek de maalesef böyle bir gerçekle karşı karşıyayız'' diye konuştu.

TBMM Başkanı Şahin, Kurtalan konuşmasını tamamladıktan sonra,
''Türkiye, Filistin değildir, Orta Doğu değildir. Türkiye vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütün, bağımsız bir ülkedir. Türkiye'yi nasıl Filistin'e, Orta Doğu'ya benzetirsiniz. Ne alakası var? Talihsiz bir benzetmedir'' dedi.

Ufuk Uras oy kullandı

BDP İstanbul milletvekili Ufuk Uras, 2. turda diğer maddelerin aksine Genel Kurul'a girerek, 16. madde için oy kullandı.

Bu arada, Genel Kurul Salonu'nda tansiyon sorunu nedeniyle rahatsızlanan AKP Ağrı milletvekili Fatma Salman Kotan, milletvekilleri tarafından dışarı çıkarılırken daha sonra oy kullandı.

Oylama ardından Genel Kurul'da Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerine ara verildi.

Aranın ardından kritik, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileriyle ilgili 17. madde görüşülmeye başlanırken, 17. madde Anayasa değişikliği ilk tur görüşmelerinde ilk turda 331 kabul oyuyla en az oyu almıştı.

Anayasa değişikliği teklifi 17. maddesi nedir?

Madde (17): Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinde değişiklik yapılarak, kişisel başvuru hakkı tanınıyor. Buna göre, kişiler, ''Anayasa şikâyeti'' başvurusunda bulunabilecek. Herkes, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilecek. Anayasa şikayetinde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacak.

Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak.

Anayasa Mahkemesi'nin yapısıyla ilgili Anayasa'daki madde nedir?

Madde 148:
Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

Yüce Divan kararları kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

http://www.t24.com.tr/

4 Mayıs 2010

Parti kapatma maddesi düştü


Parti kapatma maddesi düştü

http://www.drtus.com/yeni/modules/News/images/haberler/43811tbmm1.jpg

04.05.2010
T24 - TBMM Genel Kurulu'nda, Anayasa değişikliği teklifinin siyasi partilerin kapatılmasını Meclis'te kurulacak komisyonun iznine bağlayan 8. maddesine 327 kabul oyu verildi. Madde, 330'un altında kabul oyu çıktığı için paketten düşerken AKP oylamada en az 8 fire verdi.

Devlet Bahçeli 8. maddenin paketten düşmesiyle ilgili olarak "Hayırlı oldu. İktidarın, bu gelişmeyi dikkate alarak, değişikliklerle ilgili tasarruflarını gözden geçirmesinde yarar var" ifadelerini kullandı. CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay da düşen maddeyle ilgili olarak "Milletvekilleri vicdanlarının sesisini dinledi" derken, Başbakan Erdoğan teklifin geri çekilmesinin söz konusu olmadığını belirterek "Ben demoktratik parlamenter sistemin bir gereği olan bu neticeyi hayırlı buluyorum" dedi. Devam Anayasa değişikliği 2. tur görüşmelerinde teklifin 9. maddesi 69 ret oyuna karşı 340 oyla, 10. maddesi 73 ret oyuna karşı 335 oyla kabul edildi. Teklifin 9. maddesiyle Anayasa'nın ''Dilekçe Hakkı'' başlıklı 74. maddesinde değişiklik yapılıp TBMM'ye bağlı ''Kamu Denetçiliği Kurumu'' (ombudsmanlık) oluşturulurken, 10. maddesiyle de ''Milletvekilliğinin Düşmesi'' başlıklı 84. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Bu düzenlemeyle de parti kapatmada milletvekilliğinin düşürülmesi uygulamasına son veriliyor.

TBMM Genel Kurulu’nda 2. tur görüşmeleri önceki gün başlayan anayasa değişikliği teklifi oylamalarında “8. madde depremi” yaşandı. İlk turda BDP’nin 5 kişilik desteği ile 337 oy alan ve siyasi partilerin TBMM izniyle kapatılmasını düzenleyen madde, 2. turda 327 kabul oyu alarak anayasa gereği paket dışında kaldı.


Paketin tartışmalı görülen üç maddesinden biri olan bu düzenlemenin oylamasında AKP, 8 ile 13 arasında fire verdi. Başbakan Erdoğan “yola devam” mesajı verdi, gözler şimdi diğer iki kritik maddeye çevrildi.

2. tur görüşmelerinin ikinci günü sakin başladı. Muhalefet grup önerisi vermeyerek görüşmelere hemen geçilmesini sağladı. Teklifin grev ve lokavt hakkını düzenleyen 7. maddesi, 71 ret oyuna karşı 337 oyla kabul edildi.

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, madde üzerindeki önerge nedeniyle yaptığı konuşmada “Erdoğan’ın emir ve talimatları yerine, tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi tüm baskılara direnerek oyunuzu kullanın” dedi.Teklifin en kritik maddelerinden parti kapatmayı Meclis iznine bağlayan 8. madde üzerindeki oylama, iktidar ve muhalefette gergin bekleyişe yol açtı.

İtiraz üzerine iki kez sayıldı

Kabul oylarının kritik eşikte kaldığının ortaya çıkması üzerine oy sayımı 2. kez yapıldı. İlk sayımın ardından CHP sıralarından basın locasına “327 oyla reddedildi” bilgisi iletildi. Başkanlık Divanı’nın AKP'li üyelerinin, “sayımda bir yanlış olmasın” demeleri üzerine oylar yeniden sayıldı. Sonuç değişmeyince önce Başkanlık Divanı’nın AKP'li üyeleri, ardından AKP grup yönetimi ve kabine üyeleri “şok” yaşadı. AKP'li divan üyeleri arasında da “Yandık. Galiba teklifi geri çekeceğiz” görüşü dile getirildi.

Sonucu iktidar kulisinin bahçesinde oturarak takip eden Başbakan Erdoğan’a kötü haberi verme görevi AKP Konya Milletvekili Özkan Öksüz’e düştü. Öksüz’ün, baş parmağını yere doğru çevirmesiyle morali bozulan Erdoğan, kendisine getirilen meyvayı da geri gönderdi.

Dün ayrıca ombudsmanlık kurumunu düzenleyen 9. madde 340 oyla, parti kapatmada milletvekilliğinin düşürülmesi uygulamasına son veren 10. madde 335 oyla, TBMM’nin Başkanlık Divanı’nın oluşumunu düzenleyen 11. madde 336 oyla, YAŞ kararlarına yargı yolunu açan 12. madde 338 oyla, memura toplu sözleşme hakkı veren 13. madde 339 oyla kabul edildi.


Erdoğan: Arkadaşlar iradelerini kullandı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Milletvekili arkadaşlar oylamalarda hakları olan iradelerini kullandılar. Biliyorsunuz, kulübelere kimin dikta ile tatbikat uyguladığı burada çok güzel ortaya çıkıyor” dedi. Erdoğan, sonucun açıklanmasının ardından ilk olarak AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, daha sonra sırasıyla Grup başkanvekilleri Mustafa Elitaş ve Suat Kılıç, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ile görüşmelere başladı. Yüzünün asıldığı dikkati çeken Erdoğan, Genel Kurul’a giderken, gazetecilerin soruları üzerine şunları söyledi:


Diktacılar ortada

“ Benim bu noktada arkadaşlarıma ne denli bir dikta uyguladığım ortada ama kendi milletvekillerine, grubuna inanmayanların, milletvekillerini kulübeye dahi göndermeyenlerin demokratik anlayışlarının da ne olduğu gayet güzel şekilde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla demokratik, parlamenter sistemin bir gereği olan bu neticeyi hayırlı buluyorum. Fakat tabii gönlüm bundan yana değil. Çünkü, bu ülkede siyasi partilerin kapatılmasına karşı olduğumuz için, ülkemizin kapatılmış siyasi partiler mezarlığı olmasını istemiyoruz. Böyle bir şeyi düşünmüyoruz. Siyaset yapanlar gayet rahat yapsın, demoklesin kılıcı devamlı başlarında sallanmasın. Sonuna kadar yolumuza aynı kararlılıkla devam edeceğiz.”

BDP tepkisi mi?

AKP kulislerinde 8. maddedeki firenin çok çıkmasının nedeni olarak milliyetçi kökenli milletvekillerinin BDP yakınlaşmasına tepki göstermesi dile getiriliyor. BDP’nin de kapatılmasının zorlaştırılacağını düşünen milliyetçi kökenli vekillerin buna tepki gösterdikleri kulislerde en çok konuştukları konu. Hatta kulislerde bu maddeye yönelik organize bir çalışmayla hareket edildiği ve bu sonuç alındığı iddiası da dile getiriliyor. Bu maddeden sonraki maddelerde çıkan oy sonucunun yüksekliği de vekillerin özellikle bu maddeye yönelik bir tepkisel tutum takındığı düşüncesinin öne çıkmasını sağlıyor.

Perde arkası

İkinci turda kontrol yok

Anayasa değişikliği teklifinin 1. tur gizli oylamalarına, AKP milletvekillerinin “kontrollü” olarak ve zaman zaman “göstere göstere” oy kullanmaları damgasını vururken, 2. tur oylamalarda kontrol sistemi açıkça uygulanamadı.

2. tur oylamalarında benzer tartışmalara yol açmamak için şu önlemler uygulandı:

- Oy kullanma kabinlerinin hemen yanıbaşındaki sıralarda oturan bakanlar yerlerini terketti. Aynı şekilde komisyon sıraları da boşaltıldı.

- Başkanlık Divanı katibi, milletvekillerinin isimlerini tek tek okudu. Yığılma ihtimali doğduğunda okumaya ara vererek kabinler önünde kalabalık oluşmasını engelledi.

- AKP yönetimi, milletvekillerini zarflarını dışarıda göstermemeleri ve birbirlerinin oy zarflarına bakmamaları için uyardı.

- 1. tur oylamanın aksine milletvekilleri tek tek geldikleri kabinlerde perdeleri örterek oyunu kullandı. Böylece daha kabinlere girmeden oy pullarını zarfa koyma uygulamasından vazgeçildi.

- Zarflarını kabin içinde kapatan milletvekilleri, arta kalan pulları kabindeki çöp sepetine attı. Bazı milletvekillerinin arta kalan oy pullarını açıkça görülecek şekilde kabin içindeki tahtanın üzerine koymaları ise dikkati çekti.

- Daha önce kabinlerin görüntüsüne yer vermeyen Meclis TV, bu kez milletvekillerinin oy kullanma kabinlerine giriş ve çıkışlarını yayınladı.

- Milletvekilleri oy kabinlerine giriş ve çıkışlarda birbirleriyle temas kurmamaya gayret ettiler.

- Vekillerin oy zarflarını kupalara attıktan sonra birbirleriyle şakalaştıkları gözlendi.

- Kavaslar oy kupalarını boşalttıktan sonra diplerini Başkanlık Divanı katiplerine gösterdi.


Jammer sistemi kapatıldı

Eylül 2007’de milletvekillerinin cep telefonlarıyla konuşmasını engellemek için sinyal bozucu jammer sistemi genel kurula kuruldu. Ancak bu sistem, o zamandan bu yana ilk kez, Anayasa paketinin ilk tur görüşmelerinden hemen önce kapatıldı. Böylece, hem milletvekillerinin işlerini Genel Kurul’dan telefonlarla takip etmeleri sağlanmış oldu, hem de oylamaya geç kalan veya oylamanın başladığından haberdar olmayan milletvekillerine telefonla kolayca ulaşılmasının önü açıldı. Bu önlem “AKP yönetiminin fireleri önlemesi açısından bir kolaylık” olarak da yorumlandı.


‘Kişilikli olan fikrini söylerdi’

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, anayasa değişikliği teklifinin 8. maddesinde AKP içinde yaşanan fireler için “Farklı düşüncelerde olsalardı bunu yapılan toplantılarda çok net olarak dile getirmeleri gerekirdi. Doğruluk, dürüstlük, kişilikli olmak bunu gerektirirdi” dedi. Yazıcı, TBMM’de gazetecilerin konuyla ilgili soruları üzerine şunları söyledi:

“İnsan bazen kazaya uğrar, bir yere çarpar, çarptıktan sonra kendisine gelir, tekrar bir empati yapar. Türkiye’nin çıkarına, ülkenin çıkarına dönük düşünüp bakar. Büyük bir ihtimalle bakacaklardır.”

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de, “8-10 arkadaşımızın demek ki kafasında karışıklık var, demek ki bir sıkıntı var. Bunların kim olduğunu da bilmiyoruz. Kim olduğunu bilsek gelse deseki ‘ben bu konuda tatmin olmadım’ bir daha, on daha konuşacaksınız” dedi.


Sakık: Bizi günah keçisi ilan etmeyin

BDP Muş Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Sırrı Sakık, siyasi parti kapatmalarıyla ilgili paketten düşen 8’inci maddeyle ilgili olarak AKP'lilere, “Bizi günah keçisi ilan etmeyin, kendi vekillerinizi ikna edemiyorsanız BDP’ye tek kelime söylemeye hakkınız yok” diye seslendi.

TBMM’de söz alan Sakık, AKP'lilere, “Bizim kalbimiz kötülük kuyularından su çekmez. Niye bu noktada olduğunuzu kendinize soracaksınız. Bizimle oturup tartıştınız mı niye bizi yok saydınız ötekileştirdiniz? Bir sözcünüz çıktı ‘Ergenekon’la birlikte hareket ettiler’ dedi. Ergenekon bizim katilimizdir. Hiçbir dönem katille mağdur yan yana olmaz” dedi.

http://www.t24.com.tr/haberdetay/76641.aspx


04.05.2010 Salı

28 Nisan 2010

Endişesi var

Endişesi var
İktidar çevrelerinin görüşlerine büyük önem verdiği Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk: 3 maddeyi erteleyelim çünkü

’Siz istemezseniz de biz yaparız. Halkın onayını alırız’ derseniz yanılgıları katlarsınız. Anayasa yapmak ve değiştirmek bilimsel bilinçle olur. Gelin parti kapatma, HSYK ve Anayasa Mahkemesi konularıyla ilgili 3 önemli konuyu erteleyelim, sağlıklı düzenlemenin alt yapısını birlikte oluşturalım.

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Genel Kurul’da kritik maddelerin görüşüldüğü gün, Hükümet’e yakınlığıyla bilinen Star Gazetesi’ndeki köşesinden AK Parti’ye çağrıda bulundu. Selçuk, şöyle dedi:


Bu satırları, 55 yıl hukukun içinde hukuk için çırpınmış; bir hukuk öğrencisi ve yargıç stajyeri iken 1955-1960 arası güçlü yürütmenin yargıçları, savcıları nasıl sağa sola savurduğunu, bunun acılarını, yıkımlarını dehşetle izlemiş; 41 yılını devletin, yargının, adaletin hizmetinde tüketmiş; yargı kararlarını ve uygulamayı bilimin ışığında konuşmalarında, yazılarında, karşı oylarında sürekli gücü yettiğince sorgulamış, eleştirmiş; yargısal yaşamını gerilerde bırakmış bir eski yargı insanı ve bugün üniversitede hukuksal bilgisini ve deneyimlerini öğrencileriyle paylaşan biri olarak kaleme alıyorum.

Ve bütün sorumluların, aklına, sağduyusuna ve vicdanına, özellikle “devlet insanı” kimliklerine sesleniyorum.

Sokakta gerilim var...

Anayasalar, devleti, birlikte yaşama ve toplum düzenini kuran belgelerdir.

Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına izin vermeyen, çoğunluğun, azınlığın, kısaca herkesin haklarını ve özgürlüklerini güvence altına alan anayasalar; hukuk karşısında eşit ve bütün güçlere karşı özgür bireylerce korkusuzca, karşılıklı suçlamalardan ve dayatmalardan uzak, herkesin birbirini aydınlatarak olabildiğince geniş “uzlaşma”yla kotarılan sözleşmelerdir.

Her şeyden önce şu soruyu açık yürekle sormalı ve dürüstçe yanıtlamalıyız: Akla, matematik ve hukuk bilimlerine aykırı yüksek barajlarla, sakat seçim yöntemleriyle ulusal iradenin ve temsilin tam yansımadığı bir parlamento bu geniş uzlaşmayı sağlayabilir mi?

Akıl, sağduyu, vicdanın buna yanıtı, bellidir: Hayır.

1982 Anayasası, Siyasal Partiler ve Seçim yasaları, hukuksal ve siyasal kavramların içini boşaltmış; toplum katmanlarını, partileri, hatta bireyleri birbirine düşürmüştür. Bugün toplumsal kutuplaşma, dengeleri alt üste edecek noktadır. Siyasette, parlamentoda, yolda, sokakta gerilimler, yer yer kavgalar yaşanıyor.

Siyaset, yasama ve yürütme; yargı tarafından kuşatıldığını ileri sürüyor. Yargı ise yıllardan beri yürütmenin kuşatması altında olduğunu söylüyor.

Kurumlar birbirine güvenmiyor. Güvenmek bir yana kamuoyu önünde eleştirmenin de ötesinde düpedüz birbirlerini suçluyor. Lütfen kimse birilerini, özellikle meslek dayanışması gereğince yargıçları ve savcıları kayırdığımı, kolladığımı düşünmesin. Bu, sığlık olur, kaba bir yanlış olur; böyle düşünenler kendilerini kandırırlar.

Yukarıda söyledim. Yeri geldiğinde yargıyı kamuoyu önünde hep eleştirdim.

Zira yargının en yetkin biçimde işlemesi hepimizin ortak amacıdır. Kayırma, kollama kamusal yarar anlayışının düşmanıdır. Yürütme, yasama, yargıyı düpedüz suçluyor:

“Onlar, diyor, yanlıdırlar, çünkü siyasal güdüyle (saik) karar veriyorlar!”

Bu bir eleştiri değil; doğrudan suçlamadır. Türk Ceza Yasası’nın temel hüküm olan 283’üncü ya da yardımcı hüküm olan 257. maddelerinden birine giren bir suçtur. Suçlayanın kanıtlanması gerekir. Kanıtlayamazsa, üç yanlışı birlikte yapmış olur. Birincisi, yakıştırma suçudur.

İkincisi, doğaötesi alana girmiş olur. Çünkü insanların iç dünyalarını, güdülerini, amaçlarını sorgulamak ve bilmek olanaksızdır. Bu nedenlerle insanlar ve de hukuk insanların iç dünyasıyla kural olarak uğraşamazlar.

Uğraşanı, “yetki aşımı” (excés de pouvoir) yaptırımı ile kınarlar.

Yargıçlar yalnızdır...

Zira hukukta her yaptırım, özünde bir kınama yargısıdır. Üçüncüsü, yargı üzerinden adalet değerini sarsmış, örselemiş olursunuz. Özellikle gelecek kuşakları düşünen devlet insanlarının bu konuda çok duyarlı olmaları gerekir. Bu suçlamanın yargı insanları açısından anlamı ise açıktır: “Ey yargıçlar, savcılar, sizler yargıçlık, savcılık yeterliliğinden yoksunsunuz. Yanlısınız, hukuka aykırı kararlar veriyorsunuz!”

Hiçbir yargıç, hiçbir savcı bu suçlamayı sindiremez.

Bu yıkıcı suçlamadan etkilenmeyen bir yargıç, savcı düşünebilir misiniz?

Hiçbir yargıç, savcı, konumu gereği, aynı pervasızlıkla bu suçlamalara yanıt da veremez.

Ama kimse bu yanıt verememeyi, acizlik olarak görmemeli, kötüye kullanmamalı.

Yargıçlar, savcılar, meslekleri gereği sürekli yalnız yaşamak ve çok duyarlı olmak zorundadırlar. Özellikle de yargıçlar. Açın, Mecelle’yi okuyun.

Öğrenin, yargıçların nasıl yalnız yaşamak zorunda olduklarını.

Duyarlılığın boyutlarını öğrendikçe içinizin ezildiğini göreceksiniz.

Böylesine yalnızlığa mahkûm yargı insanlarının kendi alınyazılarıyla ilgili konularda deneyimlerini, düşüncelerini, demokrasinin gereği olarak özgürce sergilemelerini “siyaset yapıyorsunuz” diye tehdit kokan sözlerle yasaklamaya kalkışırsanız, doğruların bir kesimini göremezsiniz. Toplum da yitirir, sizler de yitirirsiniz.

Bu tür sözlerin kol gezdiği bir dönemdeyiz. Ortalık yangın yerine dönmüş. Kimse kimseyi dinlemiyor. En çok da dilsizler şamar yiyor.

Sağlıksız bir ortam, bu. Önce bunu iyi görmeliyiz. Kimsenin kimseye güvenmediği, birbirini dinlemediği, niyetlerin acımasızca sorgulandığı bir dönem, bu. Arada tartışılan izlek, konu kaynayıp gidiyor.

İnsanımıza, ülkemize yazık oluyor. Kabul edelim ki, bu süreçte hepimiz yanlışlar yaptık.

Bunları yinelemenin, birbirimizi suçlamanın zamanı değil.

Birleştiğimiz ortak bir payda var: 1982 Anayasası hukuk dizgemizden dışlanması.

Bu paydadan yola çıkmalıyız. Ama “Bu Anayasa gitsin de yerine ne gelirse gelsin, yenisi nasıl olsa bundan iyi olur” mantığıyla yola çıkarsak, yağmurdan kaçarken doluya tutulabiliriz.

“Siz istemeseniz de, biz bu değişiklikleri yaparız. Halkın da onayını alırız” derseniz, yanılgıları katlarsınız.

Anayasa yapmak ve değiştirmek, bilimsel bilinçle olur.

“Ben seni mat ederim” çocuksu yarışıyla olmaz. “Siyasallaşmış yargı!” suçlamalarıyla, önyargılarıyla, öç izlenimi uyandıran öfkelerle, kaygılarla yargıyı terbiye etmek, hizaya getirmek hiç olmaz.

Olursa çıkış noktası yanlış demektir.

Çağrım şudur: Parti kapatma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi konularıyla ilgili üç önemli konuyu erteleyelim. Karşılıklı suçlamaların cirit attığı, kurumların ve bireylerin birbirine güvenmediği, öfkelerin ve kişisel tutkuların aklın ve bilimin önüne geçtiği, bilim insanlarının bile “kişisel görüşüm, resmi görüşüm” ayrımına zorlandığı bir ortamda sağlıklı düzenlemeler yapılamaz. “Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım”.

Sağlıklı düzenlemenin alt yapısını birlikte oluşturalım. Güven ortamını sağlayalım. İvecen olmayalım. Birbirimizi incitmeden, suçlamadan, öfkelenmeden, konuları serinkanlı bilimin ve eski deneyimlerin ışığında enine boyuna, yararları ve sakıncalarını tartarak, tartışalım. İşte o zaman yararları sakıncalarına üstün bir sistemi kotarabiliriz.

Aksi takdirde dizimizi döveriz.

Lütfen!
*****************

2002’de emekliye ayrıldı

73 yaşında olan Sami Selçuk, 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Ankara yargıç adayı olarak mesleğe başlayan Selçuk, sırasıyla, Sütçüler, Akşehir, Yenice ve 1972’den sonra Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulundu. 1982 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilen Sami Selçuk, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, 1990 tarihinde ilk kez, 1994 tarihinde ikinci kez, 1998 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi Başkanlığı’na seçildi. Fransızca ve İtalyanca bilen Selçuk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora yapmış, 1986 yılında Doçent oldu. Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca 1999 Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen Doç. Dr. Sami Selçuk, 2002’de yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrıldı.

http://www9.gazetevatan.com/