insan hakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan hakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2011

Türkiye Barolar Birliği Heyeti "2. Ergenekon Davası' nı" izledi

Türkiye Barolar Birliği Heyeti "2. Ergenekon Davası' nı" izledi

EvcioğluHaber-
Avukat Vedat Ahsen Coşar Başkanlığındaki Türkiye Barolar Birliği Heyeti, Silivri’de görülmekte olan "2. Ergenekon Davası"nı izledi.
TBB internet sitesinde yer alan açıklamaya göre; gazetecilerin sorularını cevaplandıran Birlik Başkanı Coşar, şu açıklamayı yaptı:

Basın açıklaması

Türkiye Barolar Birliği hem bir meslek kuruluşu, hem de bir hukuk kuruluşudur. Dolayısıyla hukukla veya hukuksuzlukla ilgili her konuyla ilgilenmek durumundadır. Ayrıca Avukatlık Yasasının 76. Maddesi gereğince insan hakları ile ilgilenmek de Baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin görevidir.
Adil yargılanma hakkı, insan haklarının bir parçası olmakla bu konuyla da ilgilenmek, Baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin görevidir.
Bu nedenle Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından alınan karar gereğince kamuoyunu ilgilendiren davaları izliyoruz. Geçen hafta, 13 Ocak 2011 Perşembe günü Diyarbakır’da "KCK Davası"nı izledik. Bugün bu davayı izliyoruz. Önümüzdeki günlerde "Hrant Dink Davası"nı, "Hayata Dönüş Operasyonuyla İlgili Dava"yı, "Şemdinli Davası"nı izleyeceğiz.
Biz sadece izliyoruz.
Hiç kimsenin destekçisi değiliz.
Bu davaları izledikten sonra, bütün bunları bir rapor haline getireceğiz. Esasen raporlamaya “Tutuklama Raporu”yla başladık. Kamuoyu tarafından çok ilgi gören ve 1. baskısı tükenen “Tutuklama Raporu”nu güncellemek suretiyle 2. baskı olarak yeniden yayınladık.

Teşekkür Ediyoruz.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı

EvcioğluHaber-19.01.2011- Çarşamba

11 Aralık 2010

İnsanlık suçlusu; Ömer El Beşir'e Arap desteği

İnsanlık suçlusu; Ömer El Beşir'e Arap desteği

EvcioğluHaber- Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından verilen, hakkındaki tutuklama kararı doğrultusunda, Ömer El Beşir için Arap ve Afrika Birliklerinden yardım istendiği ve Arap birlikleri tarafından yardım edilmeyeceği bildirildi..

Sudan Cumhurbaşkanı (diktatörü olan) Ömer El Beşir; 2003 yılından itibaren Sudan’da 400 bin kişinin ölümü ve 2,5 milyon kişinin mülteci konumuna geçmesine sebep olmuş ve hala, Darfur da Katliam yaşanmaya devam etmekte olduğu bilinmektedir...

Uluslararası kamuoyu tarafından dikkatle izlenip; Darfur katliamı bir insanlık suçu olarak ele alınmış, Uluslararası Ceza Mahkemesi'i (UCM) tarafından, savaş suçu işlediği gerekçeisiyle yakalanması ve tutuklanması kararlaştırılmıştır..

Mahkemenin Kararı; tüm dünya ülkelerinden; başta Türkiye olmak üzere; Arap ülkelerinin birliği olan Arap Ülkeleri Birliği de; mahkemenin Ömer El Beşir hakkında verdiği tutuklama kararını tanımıyoruz denilerek geri çevrilmiştir..

Bütün dünyanın “cani” olarak adlandırdığı bu şahsın ve Slobodan Milosevic’i suçlu bulan ve cezalandıran, tüm dünyanın yargı yetkisini kabul ettiği Uluslararası Ceza Mahkemesi Sudan Devlet Başkanı Ömar El Beşir’in tutuklanmasını talep ederek uluslararası hukuk açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin zirvesinde karşılanan bu kişiyi dünyadaki en büyük suçlular arasına almış olması ve Arap Birliğinden istenen destek reddedilmiştir.. Bu tutum utanç duyulması gerekli bir tutumdur..

Bu birlik (Arap Birliği), Ömer'in işlemiş olduğu suçun ortağıdır..
"İnsan Hakları"
kavramı zaten Araplardan geçmiyor..

İnsan kim ki, hakları olsun; Arap ülkelerini yönetenlerin yanında.. O ülkeler de de Gün geçmiyor ki; insan hakkı ihlali yaşanmasın..!
Belki de bir gün onların yaptıkları suçlara sıra gelecek sanıyla Katil Ömer'e sahip çıkıyorlar.. Ama; tarih katilleri koruyanların tanığıdır.. Unutmayacaktır..
Darfur da katledilen, tecavüze uğrayan o güzel insanların, elleri katlıama ses çıkartmayarak ortak olan her yetkilinin yakasında olacaktır..


EvcioğluHaber-11.12.2010

7 Aralık 2010

AKP'den 'orantısız güç'e İlk Tepki

AKP'den'orantısız güç'e İlk Tepki

Polisin geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul'da öğrencilere müdahalesine AK Parti'den ilk tepki Zafer Üskül'den geldi

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, İstanbul'da protestocu öğrencilere müdahaleye ilişkin ilk görüntü ve bilgilere göre 'polisin yetkisini orantılılık ve ölçülülük içinde kullanmadığı izlenimi uyandığını' ifade ederek, istenen belgeler incelendikten sonra yeniden değerlendirme yapacaklarını bildirdi.

Üskül, yaptığı yazılı açıklamada, ulusal ve uluslararası mevzuata göre herkesin önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu kaydetti.

Demokratik toplumlarda, barışçıl toplantı ve protesto hakkının amacına uygun kullanıldığı sürece korunan bir hak olduğunu belirten Üskül, 'Ancak, bu hakkın olay çıkarmak, şiddet uygulama ve terörü övme amacıyla kullanılıyor olması veya kullanılmak istenmesi durumunda bu hakkı sınırlandırmak kanun çerçevesinde mümkündür. Yine bu hakkı kullananların kanuna aykırı bir gösteri yürüyüşü yapmaları halinde bu kişilerin zor kullanma yetkisi içinde dağıtılması da kolluğun görevidir' değerlendirmesinde bulundu.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'ndaki 'Toplantı veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması' ile Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'ndaki 'Zor Kullanma' başlıklı hükümleri hatırlatan Üskül, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

'Ancak, burada tartışılması gereken konu; kolluğun bu yetkisini kullanırken bu yetkiyi kanunun verdiği ve aradığı şartlar içinde kullanıp kullanmadığıdır. Komisyonumuz da incelemelerinde ağırlıklı olarak buna dikkat etmeye çalışmakta ve bu konuya yoğunlaşmaktadır.


Zafer Üskül, açıklamasında şunları kaydetti:
'Elimizdeki ilk görüntü ve bilgilere göre, İstanbul'da meydana gelen öğrenci olaylarında göstericilerin herhangi bir bildirimde bulunmadan ve kanunen belirlenmiş olan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak yerler ve meydanların dışında toplantı ve gösteri yürüyüşü yapması, toplantının kanuna aykırı olduğu ile polisin görevini yerine getirirken göstericilerin dağılmayarak direniş gösterdikleri ve polisin zor kullanma yetkisinin doğduğunu da kabul etmek gerekecektir.

İstanbul'da yaşanan gösterilerle ilgili elimizdeki ilk görüntü ve bilgilere göre, polisin, yetkisini orantılılık ve ölçülülük içinde kullanmadığı izlenimini uyanmaktadır. Ancak, yine de en son kanaatimiz İstanbul Emniyetinden ve Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığından istediğimiz görüntü ve bilgiler ile medyada yer alan bilgi ve görüntülerin birlikte değerlendirilmesi sonrasında oluşacaktır.

Olayın ardından, yapılan şikayetler üzerine, Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı ile İçişleri Bakanlığının da inceleme başlattığı bilgisi alınmıştır.

Komisyon olarak daha önce benzer olaylarla ilgili olarak zaman zaman raporlar hazırladık 2008 Nevruz olayları ve 17 Aralık 2009 tarihindeki Ankara Sıhhiye Meydanı'ndaki TEKEL işçilerinin eylemleri ile ilgili hazırladığımız raporlar bunlardan birkaçıdır. Bu raporlarda bu tür olayların olmaması için nelerin yapılması gerektiğini de uzun uzun belirttik ve ilgililerine gönderdik.

Kolluğun orantısız ve ölçüsüz güç kullanması olgusu karşısında bunların önlenmesine yönelik önerilerimiz dikkate alınırsa bu tür olumsuzluklar ortadan kaldırılabilecektir. İstanbul Emniyeti ve Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığından istenen belgeler incelendikten sonra olay yeniden değerlendirilecektir.'

gazetevatan.com
07.12.2010

Robotlaşma!

Robotlaşma!

Güngör Mengi

Güngör Mengi - gmengi@gazetevatan.com


Eğer Meclis’te tartışılan son karma paket vicdan engeline takılıp biraz düzelmezse yandık demektir...

Referandum propagandası sırasında AKP heyecan verici bir slogan kullanmıştı:

“Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü!”

Hani “yeme de yanında yat” derler ya öylesine renkli bir rüya.

Ama bir iktidarın icraatı, vaat ettiği hedefe bu kadar mı ters olur?

Dün verilen yasa teklifi kabul edildiği takdirde, kamu işleminden zarar gören bir vatandaş, “kişisel kusur” bile söz konusu olsa ilgili kamu görevlisi aleyhinde dava açamayacak.

Zarar görenler sadece kurum aleyhine yargıya başvurabilecek.

Ve bu düzenleme hâkim ve savcılar için de geçerli olacak.

Bu yasa sadece Prof. Mehmet Haberal’ın Ergenekon davası kapsamında tazminata mahkûm ettirdiği hâkimleri kurtarmakla kalmayacak, Balyoz davası bağlamında tazminat riski taşıyan hâkim ve savcıları da koruyacak.

“Ne sihirdir ne keramet; el çabukluğu marifet” tekerlemesine uyan bu operasyon hiç şüphe yok ki keyfi bir yönetim kurmanın altyapısını işaret ediyor.

Yeni düzenleme ile haksız tutuklama tazminatı bir tedbir olmaktan uzaklaşarak işlemez hale gelecektir.

Uyanın ve uyarın

Referandumda “evet” kazanırsa aslında insan hakları ve demokrasinin kazanacağını iddia edenler iki gruptu.
Birinciler hınk deyiciler, diğerleri saf romantikler...

İktidar grubu haksız tutuklamaları caydırma amaçlı yasal tedbirleri hafifletiyor şimdi. Yani hukuku boşaltmak, Silivri’nin duvarlarını daha da kalınlaştırmak için kanun çıkarıyor.

Acaba şimdi saf romantikler uyanıp hiç değilse “Ne oluyor orada?” diye seslerini yükseltirler mi?

Hayır, bunu kimse beklemesin.

Ama ülkenin aydınları, demokratik toplum örgütleri, baroları, hukuk fakülteleri, bu gidişe itiraz etme hak ve görevlerini ihmal ettikleri takdirde ülkenin bu yüzden sürükleneceği kötülüklerin birinci derece mesulü olacaklarını bilmelidirler.

Üniversiteli gençlerin hafta sonunda İstanbul’da yaptıkları, demokratik bir hakkı kullanma girişimi idi. Medyada yayınlanan görüntüler devletin görüntüsünü değiştirmiştir.

Dokunulmaz memur

Bu polislerin üniversite çağında çocukları olmasa bile kardeşleri de mi yoktur?

Durdurulabilecek sayıda tehlikesiz göstericinin önüne bir barikat kurmak yeterli iken o gaz ve cop uygulaması neyin nesidir?

Polis, zaten dağılmakta olan gençlere kızlara, arkalarından koşarak neden cop vurur, tekme atar, gaz sıkar?

Nefretten beslenmese asla bu dereceye varmayacak acımasızlık, güvenlik görevi yapan bir kitleye niçin doldurulur?

Meclise verilen teklif yasa haline gelirse adalet ve güvenlik, insan haklarını gözetme önceliğinden kopacaktır.

Devletin bu temel kurumları, “Sizi yasal sorumluluklar karşısında dokunulmaz hale getirdim. Size ne diyorsam onu yapın” diyen bir iradenin buyruğu altına sokacaktır.

Hafta sonunda gençlere uyguladığı şiddeti utanç ve dehşet duyguları ile izlediğimiz o coplu, kasklı görevliler, yanlış bir şey yaptıkları zaman adalete hesap vermek zorunda olduklarını bilen polislerdi.

Yarın dokunulmaz olmanın cesareti ile ne hale gelirler?

Baskı yönetimlerinin ortak özelliği kamuda çalışanları robot yapmaktır.

Allah ülkeyi robotlar cehennemi haline sürüklenmekten korusun!


EvcioğluHaber-06.12.2010

6 Ekim 2010

Petrol felaketi ve Kapitalizmin felaketten bile kar elde etme hırsı..

Petrol felaketi ve Kapitalizmin
felaketten bile kar elde etme hırsı..



EvcioğluHaber- Meksika Körfezi’ndeki yaşanan facia, 20 Nisan'da 2010'da petrol platformunda meydana gelen, 11 kişinin öldüğü patlamanın ardından başlayan sızıntı, son yılların en büyük çevre felaketi olarak tarihe geçti..

Petrolü deniz yüzeyinden arındırma çalışmaları için kullanılan binlerce litre kimyasal madde ise denize verilerek denizdeki biyolojik canlılığı yok etmekle tehlikesiyle karşı karşıya....


İşte çevre felaketi kadar büyük bir felaket olan ise; deterjan üreticilerinin; deniz canlılığını yok eden petrol batağına batmış martı ve kuşların reklamda kullanılması..
Deterjanın gücünü göstermek için, kuşları beyazlattığını iddia eden reklamcılar, etik kurallarıda ihlal etmektedirler..

Aslında bunların hepsi aynı menşeyli..
Petrolü, altını, madeni,ilacı, siğarayı, silahı, nükleer ve termik santralleri kuranlar ve yapanlarda aynı şirketler.. Tek amaçları var o da kar, kar... Başka hiç bir şeyin önemi yok.. Çevre imiş, doğa imiş.. insanmış, hayvanmış.. Bunların bir önemi yok....!

Uluslararası emperyalist şirketler.. İnsanların ölülerinin üzerinden bile para kazanmanın yol ve yşöntemlerini ararlar ve bulurlar..

Petrol patağı içindeki martının ölümüne beyazladığını reklamda gösterilmesi gibi.. ! Utanmadan zavallı hayvanın reklamda kullanılması..! Sizcede ne kadar ahlaki bir durumdur.?

Hem petrol, hem bu kimyasal maddeler, çok sayıda canlı türününün yaşam alanlarını olumsuz yönde etkiliyor..

Denizin ortasındaki, BP ye ait petrol platformunda başlayan ve aylardır engellenemeyen sızıntının ardından petrol denizine dönüşen Meksika Körfezi’nde felaketten en çok etkilenen çevre balıkçıları, yaşamları onların varlığına bağlı olan balıkların ve kuşların petrol batağında ölüyor olmasıdır..

Elbette buradaki sorun; yaşanan felaketi fırsata çevirmeye çalışan reklamcılarda var.

Bir Amerikan petrol şirketi denizde canlıları yok ediyor.. Yine bir Amarikan deterjan markası, petrol sızıntısını reklam kampanyasında kullanıyor.

Petrole bulanmış hayvanların başrolünde oynattığı reklam filminde,(vicdana bakın) deterjanın petrolün kirlettiği kuşları bile tertemiz edip beyezlattığını iddia ediyorlar..

Hayvan haklarının hiçe sayıldığı bir dünyada, insan hakları ne kadar yaşanır/ yaşatılır buyurun hizlerde test edin..!



25 Mayıs 2010

'Dini inancımız yok' diyen aileye yargı hak verdi


'Dini inancımız yok' diyen aileye
yargı hak verdi
25/05/2010

“Dini inancımız yok” diyerek çocuklarının din dersinden muaf tutulmasını isteyen aileye kaymakamlık ret yanıtı verdi. 8. İdare Mahkemesi kaymakamlığın kararını durdurdu.


*****************************

ANTALYA - İstanbul’da yaşayan ve dini inançlarının olmadığını gerekçe gösteren bir ailenin, ilköğretim 4. sınıf öğrencisi çocuklarının girdiği zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle Eyüp Kaymakamlığı aleyhine açtığı davada, İstanbul 8. İdare Mahkemesi öğrenci ve ailesi lehine yürütmeyi durdurma kararı verdi.



İstanbul Eyüp’te yaşayan S.A.K ile Y.K çifti, dini inanca sahip olmadıklarını belirterek, ilçedeki bir ilköğretim okulunda öğrenim gören 4. sınıf öğrencisi oğulları A.K’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması amacıyla Eyüp Kaymakamlığı’na dilekçe verdi. Kaymakamlık, başvuruyu Anayasa’nın "Zorunlu din dersine yönelik hükmü gereğince" reddetti. A.K’nin ailesi de, Eyüp Kaymakamlığı’nın kararıyla ilgili işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı.


Davayı ele alan İstanbul 8. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle Eyüp Kaymakamlığının işleminin yürütmesini durdurma kararı verdi.


Karar gerekçesinde, gerek Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları Temel Özgürlüklerinin Korunmasına ilişkin sözleşmenin 9. maddesinde yer alan hükümle, herkesin dini inancının özgürlüğünün korunduğuna işaret eden mahkeme heyeti, Eğitim Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının Hristiyanlık ve Musevilik dinine mensup olanların yanı sıra, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin çocuklarının da bu muafiyet kapsamında değerlendireceğine yönelik kararını hatırlattı.

Mahkeme heyeti, tüm bu gerekçeler ve kararlar çerçevesinde, davalı idarenin işleminde hukuka uyarlık bulunmadığını belirterek, davacı ailenin çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasına yönelik talebini kabul etti ve Eyüp Kaymakamlığının işleminin öğrenci ve ailesi lehine yürütmesinin durdurulmasını kararlaştırdı. (aa)


http://www.radikal.com.tr/


21 Nisan 2010

Diktatör lidere hapis cezası

Diktatör lidere hapis cezası " Arjantin"



21 Nisan 2010 Çarşamba


Arjantin'de askeri diktatörlük döneminin son lideri Reynaldo Bignone, insan haklarını ihlalden suçlu bulunarak 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme, Bignone'ın 1976-1978 yılları arasında Campo Mayo askeri üssünün ikinci komutanlığını yaptığını, bu dönemde yapılan işkence, soygun ve meskene tecavüz ile yasa dışı tutuklama gibi 56 olayda sorumluluğu bulunduğuna karar verdi.

Arjantin'de 1976-1983 yılları arasındaki askeri yönetim sırasında Campo Mayor üssü en büyük işkence merkezi olarak tanınıyordu. Bugün 82 yaşında olan Bignone, diktatörlüğün son döneminde, 1982-1983 yıllarında askeri yönetimin başında bulunuyordu.

Boenos Aires'de Kasım 2009'da başlayan mahkeme sürecinde Bignone ile birlikte generallerden Omar Riveros ve Fernando Verpleatsen de benzeri suçlardan yargılanıyordu.

Arjantin'de diktatörlere yönelik af yasası 2003 yılında iptal edilmişti. Ülkede ''kirli savaş'' olarak da anılan diktatörlük döneminde resmi raporlara göre 11 bini aşkın kişi öldü veya kayboldu. İnsan hakları grupları ise bu rakamın 30 bin civarında olduğunu belirtiyor.


http://www.sonhaberler.com/haber/diktator-lidere-hapis-cezasi--46424.htm

6 Nisan 2010

Evde çocuklara Aleviliği anlatan 10 kişiye üç yıla kadar hapis talebi

Evde çocuklara Aleviliği anlatan 10 kişiye üç yıla kadar hapis talebi

http://www.bandirmahaber.net/wp-content/uploads/cm1.jpg
RİFAT BAŞARAN

06/04/2010 08:14

Hükümetin, Alevi çocuklarının din eğitimini cemevlerinde almasına yönelik çalışmaları sürerken, Hatay'ın Samandağ ilçesindeki, Alevi köylerinde yüz yıllardır uygulanan bir gelenek mahkemelik oldu.

Ailelerin talebi üzerine, evlerde çocuklarla Alevi inancı hakkında bilgilendirme ve sohbet toplantıları düzenleyen 10 inanç önderi hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Davanın ilk duruşması bugün yapılacak.

Samandağ’da, ailelerinin onayıyla çocuklara Alevi inancı hakkında bilgilendirme ve sohbet toplantıları düzenleyen Alevi inanç önderi 10 kişi hakkında, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuran Kursları ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği’ne aykırı olarak Kur’an Kursu faaliyetlerinde bulundukları gerekçesiyle altı aydan üç yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın ilk duruşması bugün yapılacak.

Kuran kursu için tespit yok
Hakkında dava açılan Ulvi Değerler Derneği Başkanı Zülfikar Çiftçi olayı şöyle anlattı: “Okullarda veya Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bize hitap eden bir kurum olmadığı için yüz yıllardan beri süren, inançlarımızı çocuklarımıza aktarmak için evlerde yaptığımız sohbetleri toplantıları vardır. Bu ailelerin isteği üzerine bedelsiz olarak yapılır. Geçen yaz Samandağ’a dışarıdan gelen yabancılar Kuran kursu açtı. Tepkiler üzerine yerel bir gazete bu olayı duyurarak, ‘çocuklarınızı kimlere gönderdiğinize dikkat edin’ uyarısı yaptı. Ancak bu haberi ihbar kabul eden kaymakamın talimatıyla, savcılık harekete geçerek bizim ev sohbetlerimizi tespit ettirdi. Uygulama rutin denetim şeklinde yansıtıldı. Sonradan altı inanç önderi toplam 10 kişi hakkında mahkeme celbi geldi. Ancak, Kuran kursu için tespit yapılmadı. Dernek çatısı altında halen çalışmalarını yürütüyorlar.”

Ersin Meclis’e taşıdı
Olayı Meclis gündemine taşıyan CHP İzmir milletvekili Ahmet Ersin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi vererek, önergede, “Bir yandan Alevi açılımından söz ederek, Alevi çalıştayları düzenleyip, bir yandan da Alevi çocukları kendi inançları hakkında bilgilendiren Alevi önderlerine, altı aydan üç yıla kadar hapis istemiyle dava açılması çelişki değil mi? Devlet ilgilenmediğine ve bilgilendirmek, öğretmek isteyenler de cezalandırıldığına göre, Alevi İslam inancına sahip çocuklar, kendi inançlarının esaslarını nasıl öğrenecek?” sorularına yer verdi.
Ersin, Radikal’e yaptığı değerlendirmede de, davanın Samandağ Kaymakamı’nın girişimi üzerine, Türk Ceza Kanunu’nun TCK’nın ‘kanuna aykırı eğitim kurumu’ başlıklı 263. maddesine dayanılarak açıldığını, bu hafta Samandağ Sulh Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşmanın yapılacağını söyledi. Ersin, şöyle konuştu:
“Alevi çocukların kendi inançlarını öğrenmelerinde devletin bir katkısı yok, görevini de yerine getirmiyor. Kendi imkânlarıyla ağaçların altında, parkta sohbet ederek inançlarının esaslarını öğrenmek isteyenlere de engel olunuyor. O zaman bu çocukların sonu ne olacak? Kaçak Kuran kurslarıyla kimse ilgilenmiyor ama 8-10 tane Alevi çocuğuna inancının esaslarını öğretmek isteyen kişiler cezalandırılıyor. İnsan haklarına aykırıdır bu durum. Asimilasyon yolunda önemli bir aşama bu. Alevi açılımından birlik değil ayrımcılık çıktı.”

(Radikal)

6 Mart 2010

"YENİ SOL PARTİ" PROGRAMATİK BELGE TASLAĞI



PROGRAMATİK BELGE TASLAĞI

ADALETSİZLİK KARŞISINDA ADALET,
EŞİTSİZLİK KARŞISINDA EŞİTLİK İÇİN YOLA ÇIKIYORUZ !

1. Türkiye bir rejim bunalımı yaşıyor. Hükümet yönetemiyor. Muhalefet güven vermiyor. Sorunlar çözülemiyor, birikiyor.
Değişime direnenler, eski zihniyeti sürdürmek isteyenler, liderleriyle, örgütleriyle can çekişiyor.
Türkiye toplumsal bölünmeye doğru sürükleniyor. Bu sonucu yaratanların ve bu sonucu hazırlayanların, iktidarıyla, muhalefetiyle artık çekip gitmesi gerekiyor.
2. Ülkemizde halkın aklını ve gönlünü kazanacak, iktidar alternatifi eşitlikçi ve demokratik bir siyasal harekete ihtiyaç vardır.
Türkiye’de siyasal yelpazenin solu boştur! Yelpazenin solunda, barışçı, özgürlükçü, eşitlikçi, kalkınmacı ve demokrat, güçlü ve kitlesel bir parti yoktur. Bunun için yola çıktık!

3. Türkiye’nin politik ortamını değiştirmek, halkımızın yaşamını iyileştirmek için birleşiyor ve demokratik iktidar yürüyüşünü başlatıyoruz!
Bunun için yeni bir heyecan, yeni bir enerji, yeni bir yol gerekiyor!
Bu yol; sol değerleri merkeze alan bir yoldur!
Bu yol; barışa, toplumsal adalete, vicdana, eşitliğe, özgürlüğe, kalkınmaya ve refaha açılan bir yoldur!
Bizler, direnmek ya da teslim olmak için değil, değişim sürecini yönetmek, Türkiye’nin politik ortamını değiştirmek, halkımızın yaşamını iyileştirmek, halkla birlikte daha özgür, daha eşitlikçi ve daha iyi bir yaşamı kurmak için yola çıktık.
4. Yaşanan politik ve ekonomik kargaşaya rağmen, Türkiye halkı, herkese insanca bir yaşamı sağlayacak yeni bir atılımı başlatma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin hayata geçmesi, çağımızın dinamiklerini kavramış bir siyasal hareketin halkı seferber etmesine bağlıdır.
Bu nedenle herkesi, özgürlük, adalet ve eşitlik bayrağını birlikte yükseltmeye ve insanların refah içinde yaşamını sürdürdüğü bir Türkiye’yi kurma yürüyüşüne davet ediyoruz!
Bu yürüyüşün, yeni bir umut, yeni bir değişim yürüyüşü olduğuna inanıyoruz. Başlattığımız bu yürüyüşle halkın rızasını alıp itidara geleceğiz ve daha özgür, daha adil, daha zengin, daha demokratik bir Türkiye’yi kuracağız…
DEVLETİ DEMOKRATİKLEŞTİRECEĞİZ!
5. Devleti demokratikleştirmenin ilk adımı olarak, 12 Eylül Anayasası’nı değiştireceğiz. Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve eşitlik konusundaki sorunlarını çözeceğiz. Türkiye’nin ilk sivil anayasasını yapmak için kolları sıvayacağız. Bunun için herkesi işbirliğine çağıracağız.
6. Yeni anayasayı, herhangi bir kişi, kurum ya da değere kutsallık atfetmeyen, toplumu özgürlük ve eşitlik temelinde birleştiren ve bütünleştiren, askeri veya bürokratik vesayet yöntemlerini bütünüyle reddeden bir toplum sözleşmesi niteliğinde hazırlayacağız.
7. Özgürlükçü, demokratik ve sosyal bir anayasayı, hiçbir toplumsal kesime, hiçbir sınıf ve zümreye, hiçbir milliyete, hiçbir dinsel inanca ya da yaşam tercihine atıf yapmayan, buna karşılık, çocukların, kadınların, gençlerin, güçsüzlerin, engellilerin ve dışlananların pozitif ayrımcılıkla korunmasını güvence altına bir anlayışla ve “değişmez” hükümleri olmayan bir biçimde hazırlayacağız.
8. Güçler ayrılığı ilkesinin işleyebilmesi için, yasamanın yürütmeden özerk çalışmasını ve yürütmeyi denetlemesini amaçlayan önlemler alacağız. Yürütmenin yasama üzerinde, denetimi zayıflatacak bir baskı kurmasını önleyecek; buna karşılık, Meclis’teki çoğunluğun, evrensel insan hak ve özgürlüklerini zedelemesini önleyecek kuralları netliğe kavuşturacağız.
9. Temel hak ve özgürlükleri ve eşitlik ilkesini güvence altına alan, bu çerçevede evrensel olarak kabul edilmiş insan hakları ve uluslararası anlaşmalarla teminat altına alınmış bireysel hakları çekincesiz içeren; örneğin Paris Şartı, AGİT İlke ve Kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Helsinki Nihai Senedi, ILO Standartları ve Avrupa Konseyi vb. ilke ve kararları ile elde edilmiş olan demokratik ve sosyal kazanımları asgari standart kabul eden bir içerikle hazırlayacağız.
10. Siyasi Partiler, Seçim, Dernekler ve Sendika Yasalarını; toplantı ve gösteri yürüyüşü, örgütlenme, basın ve yayınla ilgili bütün yasaları yeniden özgürlükçü bir temelde düzenleyeceğiz.
11. Mevzuatta yer alan ırkçı-milliyetçi ve ayrımcı tüm ifade ve önlemleri kaldıracağız.
12. Siyasal yaşamın asli kurumları olan siyasal partilere ilişkin mevzuatı demokratik esaslara uygun hale getirecek şekilde yeniden ele alacağız; en başta da demokratik siyasal faaliyetleri kısıtlayan, siyasal partileri tek tipleştiren ve bürokratlaştıran yasak ve kısıtlamaları, Siyasi Partiler Yasası’nın 81. Maddesi’nde yer alan yasakları kaldıracağız.
13. Parlamentonun gerçekten bütün seçmenlerin iradelerinin yansıdığı, siyasal meşruiyetin tartışmasız asli mekânı olabilmesi için yüzde 10 barajını kaldıracağız, siyasi ittifaklara imkân tanıyacak, Hazine yardımı esaslarını ‘adil yararlanma’ ilkesine göre düzenleyeceğiz.
14. Milli Güvenlik Kurulu gibi vesayet rejimi kalıntısı kuruluşların lağvedilmesini, Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını, orduya iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmemesini sağlayacağız.
15. Askerlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde ahlaki ve vicdani normların gözetecek, askerlik hizmetinin sosyal hizmet biçiminde yapılabilmesine hukuksal statü kazandıracağız.
16. Askeri harcamalar başta olmak üzere, tüm kamu harcamaları üzerinde Sayıştay denetiminin etkin biçimde gerçekleşmesini, bu amaçla denetimde toplumsal katılımın gerçekleştirilmesi için gerekli önlemleri alacağız.
17. Hukuk sisteminde köklü bir reform yaparak, yargının bağımsız ve tarafsız olması için gerekli şartları oluşturacağız. Yargıç tarafsızlığı ve güvencesini, bağımsız ve tarafsız yargıyı ve savunma hakkını güçlendireceğiz. Yargılama öncesi, yargılama sırası ve yargılama sonrası yargıyı olumsuz etkileyen öğeleri tasfiye edeceğiz. Yargının kamusal denetimini mümkün kılacak, böylece yargıyı topluma hesap verebilir hale getirecek demokratik yöntem ve mekanizmaları oluşturacağız. Yargıç, savcı, avukatlar arası eşitsizliğe son vereceğiz. Adli polis kuracağız.
18. Askeri ve sivil yargı ikiliğinin ortadan kaldırılmasını, askeri mahkemelerin disiplin suçlarına ilişkin kararlarının temyiz merciinin Yargıtay ve Danıştay olmasını sağlayacağız
19. Devlet içindeki örtülü, yasama denetimi dışına kaydırılmış olan tüm birimlerin lağvedilmesini; MİT ve benzeri birimlerin Meclis denetimine açılmasını, örtülü ödeneğin denetlenmesini sağlayacağız.
20. Kamu yönetimini, dayatmacılıktan hukuka, ben bilirimcilikten katılımcılığa, dokunulmazlıktan denetlenebilirliğe, buyurganlıktan hizmet sunuculuğa, ezen devletten saydam ve halka yakın, adil devlete, başka bir deyişle, baskı mekanizmasından hizmet örgütüne dönüştüreceğiz.
21. Çok yetki, çok denetim ilkesini hayata geçireceğiz. Kamu yönetiminde saydamlık, hesap sorulabilirlik, erişilebilirlik ve denetimde toplumsal katılımı gerçekleştireceğiz.
22. Kadınlar lehine pozitif ayrımcılık ilkesine Anayasa, siyasi partiler ve ilgili tüm yasalarda yer vereceğiz. Yasalardaki cinsiyetçi bakış açısını ve cezalandırma mantığını değiştireceğiz; değişen yasaların uygulanmasını denetleyecek bağımsız mekanizmalar kuracağız.
23. Demokratik parlamenter rejimi lağvetmeye veya askıya almaya yönelik tüm darbeci teşebbüslerin, sorumluları kim olursa olsun cezalandırılması doğrultusunda kararlılıkla davranacağız. Bu çerçevede görülen tüm davalarda, adil yargılama ilkelerine titizlikle riayet edilmesini sağlayacağız.
EKONOMİDE ÇOKÇA ÜRETECEĞİZ, HAKÇA BÖLÜŞECEĞİZ!
24. Çokça üretim hakça bölüşüm anlayışına dayalı, insani kalkınma, çevre ve sosyal adaleti bütünleştiren bir ekonomi politikası uygulayacağız.
25. Ekonomide, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dönemine son vereceğiz. Ekonomiyi toplum tarafından denetlenebilir hale getireceğiz.
26. Toplumun geleceğini ilgilendiren önemli stratejik yatırım kararlarının alınmasına, toplumun katılabilmesini sağlayacak mekanizmalar oluşturacağız.
27. Belirli büyüklüğün üzerindeki özel ve kamu şirketlerinin yönetimlerinde, bu şirketlerin çalışanları olduğu kadar, tüketicilerin de temsil edilebildiği ve kararlara katılabildiği düzenlemeler yapacağız.
28. Kamu malı ya da hizmeti niteliğinde üretim yapan özel kesimin, kurumsal yapıları daha “demokratik” ve daha “katılımcı” bir biçimde belirlenmiş “düzenleyici kurullar” aracılığıyla çalışmasını sağlayacağız.
29. Dar gelirli kesimler için, “varlığın” etkisinin olmadığı ya da en az olduğu bazı hizmetlerin (ulaşım, sağlık, eğitsel ve kültürel faaliyetler gibi) piyasa yerine kamu tarafından sağlandığı, bir başka deyişle “para”nın geçmediği ya da etkili olmadığı “kamu alanlarının” yaratılması ve çoğaltılmasıyla piyasa alanının daraltılmasını sağlayacağız.
30. Askeri harcamaları kısıtlayacak ve bu kaynakları aktif bir eğitim, sağlık, bilim, kültür ve sanat politikası için kullanacağız.
31. Vergi sayısını birkaç kaleme indirecek ve vergi sistemini yalnızca devlete gelir sağlamak amacıyla değil, aynı zamanda gelir dağılımını düzeltmek amacıyla da reformdan geçireceğiz. 21. Yüzyıl’a, bilişim uygarlığına uygun bir vergi sistemine geçeceğiz; çifte vergilemeyi kaldıracak, ücretten gelir vergisi almayacağız. Ekonomiye dinamizm kazandırmak amacıyla küçük ve orta ölçekli firmaların üzerindeki sosyal güvenlik ve vergi yükünü azaltacağız.
32. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin haklarını korumak, ürünlerini değerlendirmek ve üretimlerini artırmak için kooperatif biçiminde örgütlenmeleri dahil, tüm yeniden yapılanma ihtiyaçlarını teşvik edeceğiz.
33. Kırsal yerleşim alanlarını ekonomik, toplumsal ve fiziksel olarak geliştireceğiz; tarımda, hayvancılıkta ve balıkçılıkta üretimi teşvik edeceğiz ve bu alanlarda bilişim teknolojilerinin uygulanmasını ve yaygınlaşmasını sağlayacağız.
34. “Kalkınma ajanslarını”, bugünkü gibi devletin temsil edildiği organizasyonlar olmaktan çıkarıp, bölge insanlarının bölgenin kalkınması için kararlar alabildiği ve uygulayabildiği kurumsal yapılara dönüştüreceğiz.
35. Nüfusumuzun yüzde biri açlık sınırının altında, yüzde yirmisine yakın bir bölümü de yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Bu çerçevede bir yurttaş hakkı olarak asgari gelir güvencesi uygulamasını en kısa zamanda hayata geçireceğiz. Belli bir seviyenin altında gelire sahip bütün hanelerin koşulsuz sahip olacakları ve vergi gelirleriyle finanse edilecek bir “yurttaşlık geliri” hakkını yürürlüğe sokacağız ve bu uygulamayı yurttaşlar arasında dayanışmanın simgesi yapacağız. İşsizlerin ve yoksulların tümünün, gerekli yasal koşullar çerçevesinde ve yurttaşlık hakkı kapsamında, ‘sosyal yardım' ve ‘işsizlik yardımı’ almalarını sağlayacağız.
36. Emekçilerin, çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tahrip eden güvencesiz, kuralsız ve insani olmayan çalışma biçimlerine karşı üretim sürecini insanileştirecek, herkesin bir iş edinme hakkını hedefleyeceğiz.
TARIM REFORMU YAPACAĞIZ!
37. Tarımda bir yandan güçlü, arazisi bütün, örgütlü, pazar koşulları içinde rekabet edebilen işletmelerin oluşmasını sağlayacak, bir yandan da güçlü bir kooperatifleşme hareketini destekleyeceğiz.
38. Çiftçileri, sübvansiyonlu dünya fiyatları karşısında koruyacak ve destekleyeceğiz.
39. Yerel tarıma dayalı sanayi girişimlerine proje ve yatırım kredi teşvikleri sağlayacağız.
İNSANİ VE SOSYAL BİR ÇALIŞMA YAŞAMI OLUŞTURACAĞIZ!
40. Sendikalaşma hakkını yalnızca işçileri değil, kamu görevlilerini, emeklileri, işsizleri, çiftçileri ve öğrencileri de kapsayacak bir biçimde tanımlayacağız. Bu çerçevede çalışanların haklarını arayabilmeleri ve alabilmeleri için sendikalar, toplusözleşme ve grev mevzuatını demokratikleştireceğiz.
41. Toplu pazarlık hakkının çok düzeyli ve çoğulcu bir biçimde kullanılmasını sağlayacak, toplu pazarlığın düzeyini ve içeriğini sınırlayan yasal düzenlemelerin yapılmasını engelleyecek ve lokavt uygulamasına son verecek düzenlemeler yapacağız.
42. Sendikal hakların kullanımında başta Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ürettiği kurallar olmak üzere, uluslararası çalışma hukukunun demokratik esaslarını, kararlarını ve sözleşmelerini kabul edip uygulayacağız, bunlara aykırı yasal ve idari düzenlemeleri ilga edeceğiz. Türkiye’nin onayladığı sendikal hakları da içeren uluslararası insan hakları sözleşmelerini Anayasa’nın 90. maddesi gereğince doğrudan uygulayacağız.
43. Etkin bir işgüvencesi sistemi oluşturacağız. Sendikal nedenli işten çıkarmalarda etkin ve hızlı bir yargılama ve işe iade sistemi oluşturacağız. Sendika karşıtlığını ve sendikasızlaştırmayı temel bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık olarak kabul edeceğiz ve bu konuda caydırıcı önlemler alacağız.
44. Sendikalaşma hakkının güvenceye alınması için referandumu temel bir hak haline getirecek, sendikaların kuruluş esaslarında, örgütlenme biçimlerinde ve çalışmalarında serbestliği eksiksiz bir biçimde sağlayacak ve sendika içi demokrasiyi güvence altına alacak düzenlemeler yapacağız.
45. Toplumda her yurttaşın sosyal güvenceye sahip olmasını ve insanca barınma hakkını hedefleyen sosyal politikaları hak temelli ve ihtiyaç odaklı yaklaşımlarla ele alacağız. Sosyal hakları tanımlarken, sadece gelir seviyesi değil, cinsiyet, engellilik vb. gibi ayrımcılığın tüm biçimlerini ve bölgesel gelişme seviyesini de dikkate alacağız.
İNANÇLARA EŞİT MESAFEDE DURACAĞIZ!
46. Din, inanç ve ibadet özgürlüğü temel bir insanlık hakkıdır. İnanç özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz. Bugün Türkiye’de devlet ‘’laik’’ değildir. Türkiye’de devleti laik yapacağız. Yurttaşlarımızı “din devletinin veya devlet dininin kıskacı”ndan kurtaracağız. Bugünkü durumu değiştirecek, devletin dini örgütlemesine son verecek, bütün inançlara tam ve eşit hak ve özgürlük getireceğiz. Devleti, bütün dinler, mezhepler ve inançlardan kendisini ayırarak, hepsiyle eşit uzaklıkta duracağı bir anlayışla yöneteceğiz.
47. Özgürlükçü bir laiklik anlayışı çerçevesinde, evrensel insan haklarına aykırı olmayacak her tür inanç ve vicdan özgürlüğünü kayıtsız şartsız güvence altına alacağız.
48. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerini zorunluluk olmaktan çıkaracağız; katılımın isteğe bağlı olduğu, içeriğinin bağımsız uzmanlar tarafından, ilgili dini ve felsefi inanç gruplarının katılımıyla, nesnel ve çoğulculuk esasları çerçevesinde oluşturulduğu, not sisteminin dışında yürütülen, genel içerikli bir ders haline getireceğiz.

49. Kamu hizmeti sunanların, inanç ve kültürel kimliklerini kamu hizmeti alanlar karşısında bir baskı aracı olarak kullanamayacakları, kamusal alanda hizmet alan yurttaşların kılık kıyafetlerinden ötürü ayrımcılığa uğramayacakları bir anlayışı benimseyeceğiz.
50. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, devlet örgütlenmesinin dışına çıkaracak ve süreç içerisinde tasfiye edeceğiz.
51. Ayrımsız tüm ibadet mekanlarına eşit hukuki güvence sağlayacak, bir yerin ibadet mekanı olup olmadığını, herhangi bir siyasal veya dinsel makamın değil, o inanç grubu mensuplarının kararıyla belirleneceğini ilke olarak kabul edeceğiz.
52. Dinsel azınlıklara mensup yurttaşlarımıza yönelik ırkçı duyguların körüklenmesine karşı çıkacak, farklı kültür ve dini inanç taşıyan insanlarla bir arada yaşama kültürünü geliştireceğiz. Yazılı ve görsel yayınlarda, farklı toplumsal gruplar arasında diyalog ve birlikte yaşama kültürünün oluşturulmasını amaç edinen bir dil ve yayın anlayışını hakim kılacağız.
53. Herhangi bir alanda azınlıkta olan din, inanç ve kültür gruplarına karşı toplumsal hayatta ortaya çıkabilecek bastırma, sindirme ve dışlama faaliyetlerine karşı kamusal güvenceler oluşturacağız.
54. Yazılı ve görsel medyada, farklı dini ve felsefi inanç ve görüşlere sahip topluluklara karşı her türlü aşağılayıcı, ayırımcı, dışlayıcı ifadelerin kullanımını yasaklayacak, bu tür eylemleri nefret suçları kapsamında düzenleyeceğiz.

DEMOKRATİK TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU OLMAYACAK!
55. Kürt sorununda ‘gönüllü yurttaşlık’ zeminini güçlendirecek adımlar için, toplumda farklı dilleri ve kültürleri güvence altına alan bir anayasal, siyasal, sosyal ve kültürel yaşam ortamı yaratacağız; ‘anayasal yurttaşlık’ güvencesi ile farklı kültürlerin herhangi bir biçimde tartışma konusu yapılmasını engelleyeceğiz.
56. Çok dilli kamu hizmetini de içeren yerinden yönetim anlayışını uygulanabileceği tüm alanlarda hızla hayata geçireceğiz.
57. Kürt sorununun çözümü için bir genel siyasi affı öncelikle gündeme alacağız. Bunun yanısıra dağda yaşayan yurttaşlarımızın dağdan inmeleri için her türlü çabayı göstereceğiz,
58. Türkiye’de çatışma ortamının yarattığı toplum içi güvensizliğin ve önyargıların giderilmesi, kültürlerarası etkileşimin yaygınlaşması için önlemler alacak, eşit koşullarda bir arada yaşama ortamını güçlendirmeye çalışacağız,
59. Ortak ve eşit yaşam kültürünün sağlanması açısından, bugüne kadar çatışmalarda hayatlarını kaybeden insanların hepsi hakkında saygılı bir dil kullanılmasını sağlayacak ve böyle bir dili yerleştirmek suretiyle kayıplar ve acılar üzerinden gerginlik hesabı yapan siyasal manevraların başarı şansını azaltacağız.
60. ‘Tarihsel adalet’i sağlamak bakımından, geçmişle yüzleşmeyi bir gereklilik sayıyoruz. Bu çerçevede, ortak yaşamı ve siyasal yapıyı demokratik kültür temelinde yeniden inşa etme gibi saik ve hedeflere hizmet edecek yöntemler üzerinde ciddiyet ve hassasiyetle duracağız.
61. İktisadi ve sosyal eşitsizliğin kabul edilemez boyutlara ulaştığı bölgede ekonomik ve sosyal yaşam koşullarının düzeltilmesine, istihdam olanaklarının arttırılmasına çaba göstereceğiz.
62. Bölgede normalleşme sağlanırken, çatışma ortamında bulundukları yerlerden göçe zorlananlara geri dönüş olanağı tanıyacağız, evleri ve malları tahrip edilenlerin zararlarını tazmin edeceğiz.
63. Bir sorun ve suç üretme kaynağı haline gelmiş olan koruculuğu tasfiye edeceğiz.
64. Bölgede yaşananlardan en fazla zarar görenler arasında kadınların olduğunu göz önüne alarak, taciz, tecavüz ve tespit edilen her türlü şiddet ve baskı yönteminin işlemesinin şartlarını ortadan kaldırmak ve bugüne kadarki sonuçlarını telafi etmek amacıyla gereken yasal ve idari düzenlemeleri yapacağız.
65. Kadınların toplumsal hayata katılımını sağlamak için ekonomik, politik ve sosyal alanlarda gerekli bütün şartları yaratacağız.
66. 18 yaş altı tüm çocukların çocuk adalet sistemi içinde yargılanmasını, Terörle Mücadele Kanunu mağduru çocukların ise uğradığı adaletsizliğe derhal son verilmesini sağlayacağız.
67. Şiddete maruz kalan çocuklara yönelik sosyal çalışma ve sosyal hizmet alanlarını geliştirecek, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara yönelik eğitim ve rehabilitasyon faaliyetlerine hız verecek ve bu alana yönelik kurumsal çalışmaları artıracağız.
68. Yerel yönetimleri merkezi idare karşısında güçlendirerek, her yerelliğin kendine özgü nitelikleriyle uyumlu çalışabilmesini sağlayacağız.

EĞİTİMDE HERKESE FIRSAT EŞİTLİĞİ VERECEĞİZ!
69. Eğitimin herkes için “insan olmaktan kaynaklı” temel bir hak olduğu düşüncesinden hareketle, tüm yurttaşlara ayrım gözetmeksizin her düzeyde eşit, nitelikli ve parasız eğitim olanağı sağlayacağız.
70. Eğitim süreçlerini bilimsel bir temelde yeniden yapılandıracağız. Türk-İslam sentezci ve piyasacı anlayış temelinde şekillenmiş, sormayan, sorgulamayan, ben merkezci bireyler yetiştiren, ırkçı-gerici-ayrımcı öğeler içeren müfredatı değiştireceğiz, ders kitaplarını ve tüm eğitim materyallerini bu temelde bilimsel ölçütlere uygun olarak yeniden düzenleyeceğiz. Okullardan milli güvenlik derslerini kaldıracağız.
71. Eğitimin laiklik ilkesine aykırı olan, insan haklarını, din ve vicdan hürriyetini düzenleyen uluslararası düzeyde imzalanmış birçok anlaşmaya ve hukuksal karara rağmen çocuklara dayatılan “zorunlu din dersi” uygulamasını kaldıracağız.
72. Yüksek öğretim kurumlarında eğitim hizmeti alma hakkını engelleyen ayrımcılıklara son vereceğiz.
73. Uluslararası düzeyde, bilimsel, nitelikli eğitimin vazgeçilmez ilkelerinden biri olarak kabul edilen “anadilde eğitim” hakkının yaşama geçirilmesinin önündeki engelleri kaldırıp, kamusal eğitim-öğretim olanakları sunacağız.
74. Kız öğrencilerin okullaşma oranının artırılması konusunda özel bir çaba sarf edeceğiz.
75. Nitelikli bir eğitim sürecinin ancak eğitime yeterli bütçe ayrılması ile gerçekleştirilebileceğinden yola çıkarak, okul, derslik, altyapı, öğretmen açığı gibi temel sorunların giderilmesine olanak sağlayacak düzeyde bir bütçe düzenlemesi yapacağız.
76. Herkese eğitim hakkı ilkesinden yola çıkarak, ilköğretimden yükseköğretime kadar çocukların eğitim hakkının önünde bir engel oluşturan, çocuklarımızı dersanelere mahkum eden sınav maratonunu ortadan kaldıracağız.
77. 12 Eylül 1980 sürecinin ürünü olan, üniversitelerin özerk, bilimsel, demokratik işleyişinin önünde temel bir engel oluşturan YÖK’ü kaldıracağız. Yerine katılımcı bir biçimde yönetilen düzenleyici bir kurul oluşturacağız.
78. Engellilerin eğitimi için bütçeden yeterli kaynak ayıracak, kamuya ait eğitim kurumlarının sayısını artıracağız. Eğitim ve bilim emekçilerinin, başta toplu iş sözleşmesi ve grev olmak üzere, çalışma yaşamlarının adaletli ve demokratik bir şekilde düzenlenmesini sağlayacak hakları yaşama geçireceğiz.
79. Eğitim yönetimini; önceden belirlenmiş bilimsel kriterler ışığında demokratik bir şekilde gerçekleştirilecek ve seçimler sonucu belirlenecek yöneticiler aracılığıyla gerçekleştireceğiz.
80. Meslek eğitimine öncelik vereceğiz, İmam Hatip Liselerini yalnızca mesleğe yönelik olarak yeniden yapılandıracağız, ihtiyaç fazlası olan İHL’ni meslek okullarına dönüştüreceğiz.
SAĞLIK HİZMETLERİNİ ÜCRETSİZ YAPACAĞIZ!
81. Herkese eşit, ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti sağlayacağız.
82. Sağlıkta, pahalı olan ve özel sektörü özendiren tedavi edici sağlık hizmeti yerine, kolay ulaşılabilir ve yaygın olan koruyucu sağlık hizmetini, sağlık sistemi olarak uygulayacağız.
83. Sağlığı doğrudan ve dolaylı etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerde dezavantajlı toplumsal sınıflar lehine köklü değişiklikler yapacağız.
84. Kamuda hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma süreleri, çalışma koşulları, ücret ve özlük hakları, hizmetin verilme biçimi, ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenecek yeni hastane, sağlık ocağı açılması çalışmalarını, ilaç ve ilaç politikasını; ilgili meslek odaları, sendikalar, sivil toplum örgütleri ile yapılacak ortak çalışmalar doğrultusunda belirleyeceğiz ve kamu denetimine açacağız.
85. Hekimlerin ülke düzeyinde dağılımındaki dengesizlikleri azaltmak için, özendirici ve teşvik edici bir istihdam politikası izleyeceğiz.

TOPLUMSAL HAYATA KATILIMI ARTTIRACAĞIZ!
86. Yerel ve sivil yurttaş inisiyatiflerini geliştirecek, sendikaların ve meslek birliklerinin, demokratik derneklerin ve kooperatiflerin siyasal ve toplumsal sorunların çözümüne katkı sunmaları için toplumsal hayata katılımlarını arttıracağız.
87. Kadınların ve gençlerin toplumsal ve siyasal yaşama en üst düzeyde katılmalarının tüm yollarını açacağız.
88. Erkek egemenliğini pekiştiren sistemle, yasalarla, kurallarla, alışkanlıklarla ve en çok da kadınları ev içi emeğe mahkûm eden ve aile içine kapatmayı yücelten muhafazakâr ideolojiyle mücadele edeceğiz.
89. Kadının sosyal eşitliğini sağlamak, toplumsal yaşamda eşitliğin egemen olmasının bir önkoşuludur. Kadın-erkek eşitsizliği birçok sosyal soruna yol açmaktadır. Bu nedenle kadınları ilave önlemlerle destekleyecek, toplumsal hayata katılımlarını sağlamakla ilgili her düzeyde pozitif ayırımcılık yapacağız.
90. Hukukta “kadınlara karşı suç” kavramını oluşturacağız; cinsiyetçi ayrımlar, bekaret kontrolü gibi uygulamaların cinsel şiddet kapsamında görülmesini ve yasal yaptırımlara tabi tutulmasını sağlayacağız.
91. Kamu çalışanlarına siyasal yaşama aktif katılım hakkını tanıyıp, bunun hayata geçirilmesine yardımcı olacağız.
92. Gençlerin ve öğrencilerin yanında yer alacağız, onların güncel sorunları çerçevesinde eşitlikçi ve özgürlükçü bir öğrenci-gençlik hareketinin oluşmasına yardımcı olacağız.
93. Bu doğrultuda, genç bireylerin toplumsal ve siyasal yaşama katılımını teşvik edeceğiz ve her aşamada söz ve karar sahibi olmalarını sağlamaya çalışacağız.
94. Gençlere yönelik uygulanan tüm politikalarda bu politikaların oluşturulması, uygulanması ve denetlenmesinde gençlerin tam katılımının sağlanmasına ve buna yönelik yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesine çalışacağız.
95. Gençlerin boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için merkezi ve yerel düzeyde her türlü eğitsel, sportif, sanatsal ve kültürel gençlik merkezlerinin açılmasını sağlayacağız.

YEREL YÖNETİMLERİ DEMOKRATİKLEŞTİRECEĞİZ!
96. Yerinden yönetim anlayışının uygulanabileceği tüm konularda hızla hayata geçirilmesini, yerel yönetimleri çok dilli kamu hizmeti de verebilecek bir anlayışla güçlendirerek demokratikleşmesini sağlayacağız.
97. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde, yurttaşların doğrudan denetiminin kolaylaştırılmasına, katılımcı karar mekanizmalarının oluşturulmasına ve merkezi vesayete son verilerek yerel yönetimlerin özerkliklerinin sağlanmasına özel önem vereceğiz.
98. Merkezi idare görevlilerinin seçilmiş yerel yönetim organları üzerindeki vesayetine son vererek, yerel meclisleri yerinden yönetimin kaynağı haline getireceğiz.
99. Kentlerde yaşama normlarını “haklar-özgürlükler-sorumluluklar” ekseninde kuracak, ‘yurttaşların birlikte yaşama mekânı’ olarak tanımlanması gereken kentleri, üretim, sosyal adalet, kimlik ve çevre sorunlarına ilişkin, kararların yurttaşın katılımına açık bir biçimde müzakere yoluyla alındığı bir yönetim anlayışıyla çözeceğiz.
100. Kentlerdeki değişimi kamu yararını, çevreyi ve olası doğal afetleri göz önünde bulunduran çalışmalarla yürüteceğiz, sağlıklı yaşam alanları yaratacak ve dönüşüm projelerinin ‘yerinde dönüşüm’ projeleri olarak oluşmasına çalışacağız.
101. Yoksulluk, sosyal dışlanma ve yoksunlukla mücadele politikalarını kent politikalarının başat eksenleri olarak ele alacağız.
ÇEVREYİ ve DOĞAYI KORUYACAĞIZ!
102. Doğayı tahrip etmeden, doğal kaynakları bütünüyle tüketmeden, doğanın kendini yenileyebilmesini gözeterek, insanı ve bütün canlıların yaşamını merkeze alarak, yaşam kaynaklarını yok etmeyen bir ekonomik büyümeyi sağlayacağız.
103. Küçük üreticilerin korunmasını da gözeterek ekolojik tarımı özendireceğiz ve kırsal kesimin sosyal ve kültürel olarak zenginleşmesini amaçlayan aktif kamu politikaları uygulayacağız.
104. Ülkemizin doğayı koruma amaçlı uluslararası protokol ve anlaşmaları imzalamasını ve yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlayacağız.
105. Küresel olarak yaşanan ve canlı yaşamını tehdit eden iklim değişikliği sorunlarını göz önünde bulundurarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına öncelik vereceğiz; ucuz, temiz, yeterli ve güvenilir enerji temini için araştırma ve geliştirme faaliyetlerini destekleyeceğiz, yenilenebilir enerjinin toplam enerji üretimi içindeki payını hızla yükselteceğiz.
106. Topraklarımızın enerji verimliliği düşük geri teknolojilerin kullanıldığı ve zararlı atıkların depolama alanı olmasına izin vermeyeceğiz. Nükleer santraller inşa etme projelerine son vereceğiz. Dünyayı çatışmalara sürükleyen petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtların yerine güneş, rüzgar, akarsu, dalga, jeotermal, bioyakıt gibi yenilenebilir – barışçı/demokratik - kaynakları geçireceğiz. Çatışmalara yol açan ve doğayı tahrip eden enerji kaynaklarına yatırımı caydırıcı, yenilenebilir ve demokratik enerji kaynaklarına yatırımı özendirici politikalar izleyeceğiz.
107. Yatırım ve üretim süreçlerinin insan sağlığına ve doğal çevreye yapacağı tahribatın maliyetini, işletme ve yatırım maliyetlerine, toplumsal ve çevresel maliyet olarak ekleyeceğiz.
108. İnsanlığın ortak mirası olan tüm doğal ve kültürel varlıkların kamu tarafından korunmasını sağlayacağız.
109. İnsanların ve tüm canlıların, yaşamın vazgeçilmezi olan suya erişim hakkı vardır. Bu nedenle suyun ticari bir mal haline getirilmesini önleyeceğiz.

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE AKTİF, YAPICI VE BARIŞÇI OLACAĞIZ!
110. Uluslararası ilişkilerde aktif, yapıcı ve çok-boyutlu bir politika ile bölgesel işbirliği girişimlerini hayata geçireceğiz. Türkiye’nin uluslararası saygınlığı bölgesel askeri güç olmaya değil, bir barış ve demokrasi gücü olmaya dayanmalıdır. Bu çerçevede hiçbir bölgesel vasi-himayeci güç projesi taşımadan, insan hakları ve demokrasi konusunda duyarlı bir dış politika sürdüreceğiz.
111. Türkiye’nin komşularıyla sorunsuz ilişki politikasını tıkayan Kıbrıs sorununun, en kısa zamanda eşit siyasal haklara dayalı iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyon bünyesinde çözülmesi için uğraşacağız.
112. Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakereleri ile ilgili reform politikalarına hız vereceğiz, AB’ye üyelik hedefini Ortadoğu ve Kafkaslara yönelik barış ve istikrar politikalarından ayrı görmeyeceğiz. Avrupa Birliği’nin dayanışmacı ve sosyal bir Avrupa’ya doğru evrilmesi mücadelesine dahil olacağız.
113. Komşularla sorunsuz politika hedefine uygun olarak, Ermenistan’la siyasal, toplumsal ve kültürel ilişkileri hızla normalleştireceğiz.

SORUNLARI BİLİYORUZ, ÇÖZÜMLERİ DE!
Karşı karşıya kalacağımız güçlükleri biliyoruz. Türkiye’nin sorunlarının ağırlığından, tarihimizin kirli sayfalarından, bölünme tehditlerinden, darbe girişimlerinden, şeriat geliyor korkutmalarından, küreselleşmeden doğan sorunlardan, geniş kitleleri sarmış bulunan yoksulluktan, geri kalmışlıktan, çevre felaketlerinden, geleceğin belirsizliklerinden, yolsuzluk, rüşvetçilik gibi devleti kemiren hastalıklardan korkmuyoruz.
Bunlarla baş edeceğimize inanıyoruz!
Yalnızca şikayet eden, analiz edip eleştiren olmak istemiyoruz.
Ülkemizin değişime ve dönüşüme ihtiyacı var!
Sorunları biliyoruz, çözümleri de…
Kararlı ve iddialıyız!
Türkiye’yi, dünyanın en yüksek hak ve özgürlükler standartlarına ulaştıracağız!
Ülkemizde adaleti, üretkenliği yeniden tesis edeceğiz!
Ülkemizde kaybolan toplumsal vicdanı yeniden ayakları üzerine dikeceğiz!
Ülkemiz insanının emeğinin karşılığını almasını sağlayacağız. İnsanca yaşama kalitesini artıracağız!
En önemlisi de, biz iktidar olduğumuzda, barışın, kardeşliğin, eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün yaşanmasının sorun değil, huzuru ve refahı getirdiğini göstereceğiz…
Kimsenin aç ve açıkta olmadığı, adil ve özgürlüğün gerçekten solunduğu, bütün sorunların serbestçe tartışıldığı, kimsenin dinsel ve etnik kimliğini gizlemediği, kimseye bu tür kimliklerin zorla dayatılmadığı, tarihiyle ve bütün komşularıyla barışık özgür ve demokratik Türkiye’yi yaratacağız.
Bütün bu söylediklerimizi gerçekleştirmek için sizi de bu büyük buluşmaya davet ediyoruz!