Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, PKK’nın ilk silahlı saldırısını düzenlediği 1984’ten Mart 2009’a kadar asker, polis ve geçici köy korucularından oluşan toplam 6 bin 520 kamu görevlisi şehit oldu. Milliyet'ten Nedim Şener'in haberine göre, Mart 2009’dan bu yana da 134 kişi daha şehit verildi. Böylece 1984 ile 22 Haziran 2010 günü Halkalı’da gerçekleştirilen bombalı saldırı dahil tüm şehitlerin sayısı 6 bin 654 oldu.
26 yılda 42 bin insan öldü
T24 - Türkiye, PKK’nın ilk eyleme başladığı 1984’ten 22 Haziran 2010’daki Halkalı saldırısına kadar 6 bin 653 şehit verdi. ‘Demokratik açılım’ın başlangıcı olan Mart 2009’dan bu yana ise 134...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Mart 2009’da İran’a giderken “Kürt sorununda güzel şeyler olacak” diyerek ilk sinyalini verdiği “demokratik açılım”ın başlangıcından bu yana terörle mücadelede verilen şehit sayısı 134’e ulaşırken, Türkiye bölücü teröre 26 yıl içinde toplam 6 bin 653 şehit verdi. Bu dönem içinde 5 bin 687 vatandaş da hayatını kaybetti.
24.06.2010
********************************
41.828 cana mal oldu
PKK’nın ilk eylemine başladığı 1984 ile Mart 2009 arasında toplam 29 bin 639 terörist ölü, 4 bin 937 terörist de yaralı ele geçirildi.
PKK terörü, şehit, hayatını kaybeden vatandaş ve ölü ele geçirilen terörist olarak toplam 41 bin 828 insanın hayatına mal oldu. 26 yıl boyunca toplam 21 bin 615 kişi de yaralandı. Böylece PKK ile mücadele sırasında 63 bin 443 kişi ölü veya yaralı olarak doğrudan zarar gördü.
2009 yılı Mart ayınden beri gerçekleştirilen saldırılarda verilen şehitler ve ölü ele geçirilen teröristler de dahil edildiğinde bu rakam 63 bin 500’ü geçmiş durumda. PKK terörü binlerce ailenin acılar içinde yaşamasına sebep olurken, bazı analistlere göre ekonomik maliyeti 300 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
94 krizinde şehit sayısı yüksek, 2001 krizinde düşük
Kürt açılımı politikası nedeniyle saldırılarına ara veren terör örgütü PKK’nın eylemlerine hız vermesi ve son iki ayda 50’nin üzerinde şehit verilmesi üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’de ne zaman iyi birşeyler oluyor, ekonomik atılımlar yapılıyor, Türkiye ne zaman bölgesinde güçleniyor o zaman teaşeron örgüt devreye sokuluyor.” yorumunu yaptı. Terör eylemleri istatistikleriyle Türkiye ekonomisinin büyüme rakamları karşılaştırıldığında, Başbakanı doğrulayan bir sonuç ortaya çıkmıyor. Türkiye, terör eylemlerinin en fazla olduğu ve en çok şehit verildiği 1990’lı yıllarda ekonomi krize girmişti. Ekonominin en istikrarsız olduğu ve kriz yaşandığı 1994 yılında terör şehitlerinin sayısı 1145 olmuştu.
Yine kriz yılı 2001’de şehit sayısı 20’ye kadar düşmüştü. Buna karşılık ekonominin yüzde 8.4 büyüme gösterdiği 2004 yılında şehit sayısı 105 olarak gerçekleşti. Terör uzmanı Ercan Çitlioğlu, terörün kendi mantığı ve stratejisi olduğunu, her zaman ekonomik gelişmelerle bağlantılı olmadığını söyledi.
24 Haziran 2010
26 yılda 42 bin insan öldü
15 Nisan 2010
‘Üzerine yorganı çeken bir kısım mahluklar’
‘Üzerine yorganı çeken bir kısım mahluklar’
Başbakan Yardımcısı Çiçek, 27 Nisan ‘muhtırasında’ “başlarını yorganın altına sokup uyumakla” suçladığı bazı siyasilere ‘mahluk ve hödük’ diye tepki gösterdi
ANKARA Milliyet
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Genelkurmay Başkanlığı bildirisinin yayımlandığı 27 Nisan’da “başlarını yorganın altına sokup uyumak” ile suçladığı bazı siyasiler için “bir kısım mahluklar” ve “hödük” ifadelerini kullandı.
Bugün TV’de yayınlanan “Temsilciler Meclisi” programına katılarak gazeteci Mustafa Ünal, Şamil Tayyar ve Adem Yavuz’un sorularını yanıtlayan Çiçek’e, “Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten men edildiği HSYK toplantısına Adelet Bakanı olarak katılmayarak ihraç edilmesinin önünün açılmasına neden sebep olduğu” soruldu.
Çiçek, Şemdinli Savcısı’yla ilgili Genelkurmay’ın dört sayfalık ayrıntılı ve ince işlenmiş bir şikâyet dilekçesi olduğunu, Adalet Bakanlığı olarak bu dilekçeyle ilgili işlem yapmak durumunda kaldıklarını söyledi. Sarıkaya’nın görevden alınmasını bu dilekçeye bağlayan Çiçek, Adelet Bakanı olarak bu dilekçenin ve Sarıkaya’nın ihracının gündeme alındığı kurul toplantısına katılmayarak ihracın önünü açmasına ilişkin soruyu yanıtlamadı.
Sinirlendiren soru
Tayyar’ın “Benzer bütün müdahalelerde hep Çiçek’in adının bazı çevrelerce hep gündeme getirildiğini” söylemesi üzerine sinirlenen Çiçek, şunları söyledi:
Hödük adamlar
İkincisi, bir kısım adamların özgürlükçülüğü, demokratlığı kendinden menkul. Ben bu tür hödük adamlara derim ki, kimse bunlar, daha ötesine sizin televizyonunuz ve benim terbiyem müsait değil, 27 Nisan gecesi neredeydiniz? Ayakta olan ben ve benim gibi birkaç adam vardı. Geri kalanlar yorganını kafasına çekmiş, ‘Sabah ola hayrola’ deyip, horul horul kış uykusuna yatan bir kısım mahlukların ileri geri laf etmiş olmalarının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ben ülkem için yapılması gereken bir şey yaparım ve karşılığını da beklemem. Milletimin takdiri, duası yeter. Söylediğim laflarımın arkasında hayatım var.”
27 Nisan’da ne olmuştu?
Türk Silahlı Kuvvetleri adına Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla 27 Nisan 2007 gecesi saat 23.20’de yaptığı laiklikle ilgili açıklama, bazı siyasetçi ve gazeteciler tarafından “muhtıra” olarak tanımlanmış, internet aracılığıyla verildiği için “e-muhtıra” olarak adlandırılmıştı. 27 Nisan’da, Milli Savunma Bakanı ile bazı Ak Partililerin ortadan kaybolduğu konuşulmuştu.
http://www.milliyet.com.tr/-uzerine-yorgani-ceken-bir-kisim-mahluklar-/
22 Ocak 2010
Canlı yayında 'deli cesareti' gerektiren sorular
Hacer Alkan hacer@internethaber.com
Canlı yayında 'deli cesareti' gerektiren sorular 21 Ocak 2010 Perşembe 20:17Kim ne derse desin...
Bu adam bu konuda çok iyi...
İsterseniz "patavatsız" deyin...
İsterseniz "cesur" deyin...
Ya da en iyisi "patavatsız cesur" deyin...
Ama Yiğit Bulut'a hakkını teslim edin...
O generali canlı yayına çıkardı...
Özel bir yayındı...
Emekli Orgeneral Çetin Doğan'a öyle sorular sordu ki...
Alışmışız biz masa başında bol keseden sallayıp da...
Apoletli bir paşa görünce hazırola geçenlere...
Alışmışız ağzına geleni arkadan söyleyip de...
Karşısına (-ki emekli bile olsa) bir paşa oturduğunda uslu çocuk rolüne girenlere...
Vallahi doğruya doğru...
Benim diyen adam soramazdı böylesine açıkça bu soruları...
Benim diyen adam Paşanın sözlerine böylesine açık yüreklilikle itiraz edemezdi...
Çatır çatır yöneltti sorularını...
Ağam paşam demeden aklına yatmayanları paşanın yüzüne karşı söyledi.
Hele şu sorusu var ki;
Alkışa değer;
-"MGK içinde seçilmiş bir başbakana, atanmış bir Genelkurmay başkanı veya kuvvet komutanının telkinde bulunması doğal mıdır? Bu ülke beni seçmişse siz de orgeneralseniz benim emrimdesiniz..."
Orgeneral Çetin Doğan, biraz afalladı gülümseyerek soruyu yanıtlamaya çalıştı...
Yiğit Bulut geri çekilmedi bastırdı;
-"Bir başbakana tabanınızı merkez sağa çekin demek, bunu bir askerin söylemesi nasıl oluyor?"
Arkasından darbe planı ile ilgili kendi yorumunu açıkça paşanın yüzüne yaptı;
-"Bu senaryoyu okuyunca bir Türk vatandaşı olarak benim kanım dondu... Doğru çıkarsa var olan yapının devam etmemesi gerekir... Ben bir Türk vatandaşı olarak gece yattığım zaman benim subayım benim gazetecimi tutuklar mı vurur mu? Benim uçağımı düşürür mü? Ben korkuyorum, bunu açıklığa kavuşturmak gerekir.."
Söz vesayete geldi.
"Askeri vesayet" ile ilgili şu soruyu yöneltti;
-Bir sivil otorite var görünürde. Bir sivil otorite üzerinde bu kadar askeri vesayet olması normal mi?
Paşa "yok öyle şey" deyince;
-"Ama bir 28 Şubat oldu, bir 12 Eylül oldu.." diyerek bastırdı...
Paşa, "28 Şubat'daki o MGK metninin altında başbakanın imzası vardı" deyince Yiğit Bulut yanıtı yapıştırdı;
-"Sonuçta öyle bir ortam var ki o imzayı atmayacak başbakan da yok o zaman"
Ve en açık dille sordu;
-"Türkiye'de bir irticai faaliyet varsa bile...Bu irticai faaliyet odak olmuşsa ve siyasi idareye sızmışsa bile... Bunun ilacı Türk halkıdır, bunun ilacı seçimdir, Türk Silahlı Kuvvetleri değildir... Daha açık sorayım. Ben halkım siz emekli bir askersiniz...Eğer hükümeti düşürmek gerekiyorsa ben oyumla düşürürüm, siz buna karışmayın desem bu size uygun bir cümle midir?"
"Paşa gayet uygun" dedi ama arkasından ekledi;
-"Bir iktidarın mutlak bir iktidarı söz konusu değildir. Bir anayasa çerçevesi içinde kalmanız lazım, bu çerçevenin dışına çıktığınız zaman yargı sizi cezalandırır..."
O anda Yiğit Bulut lafı gediğine koydu;
-"Hiç cezalandıramadı, silahlı kuvvetler cezalandırdı..."
Yiğit Bulut iyi bir haber kanalı yöneticisi değil; kabul...
Ani kararları ile çok hatalar yapıyor; tamam...
Habertürk'ü insan öğüten değirmene çevirdi; doğrudur...
Ama Yiğit Bulut, ne lafını eğiyor, ne kendini...
Delikanlıca sorularını soruyor...
Diyeceğini pat diye söylüyor...
Nezaket cümleleri içine de sıkıştırmıyor...
Her sorusunu bomba gibi karşısındakinin suratına patlatıyor...
En sorulmayacak soruyu bile dillendiriyor...
Biraz "deli cesaretine" sahip...
Biraz "abdal şansına"...
Ama kesinlikle sıradan değil..
2 Ocak 2010
Devlet sırrı dosyaya konulamaz
Devlet sırrı dosyaya konulamaz
Nurettin KURT - Oya ARMUTÇU / ANKARA 2 Ocak 2010
Genelkurmay Başkanlığı, yılın son gecesi özel ulakla Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndaki kozmik büroda arama yapan mahkeme başkanlığına başvurarak, "aramaların bir an önce durdurulmasını ve gizli belgelerin imhasını istemesi yeni hukuki tartışma başlattı."
Genelkurmay Başkanlığı Hukuk Başmüşavirliği’nin 31 Aralık’ta, saat 18.30’da özel ulak ile gönderdiği dilekçede, Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi Kadir Kayan’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bulunduğu semtte iki subayın yakalanmasının ardından kozmik odalarda yaptığı aramanın durdurulması ve belgelerin imha edilmesi istendi. Dilekçenin sonuç bölümünde, suçla ilgisi olmadığı “devlet sırrı” niteliğindeki bilgi ve belgelerin yazıldığı tutanağın hemen imha edilmesi gerektiği savunuldu. Aramalarda hukuki uygulamanın dışına çıkıldığı savunulan dilekçede, “Genelkurmay Başkanlığı, her zaman hukuk kuralları çerçevesi hareket etmeyi ilke edinmiştir” denildi. Dilekçeyi işleme koyan mahkeme önümüzdeki günlerde Genelkurmay’ın imha talebiyle ilgili karar verecek. Konuyla ilgili şu değerlendirmeler yapıldı:
Hâkim tutanağa geçirmemeliydi
Askeri Yargıtay Onursal üyesi Ali Fahir Kayacan: Genelkurmay’ın başvurusunun gözlemci olarak orada hazır bulunan askeri savcıların verdiği bilgiden kaynaklandığını sanıyorum. Demek ki, hakimin, suçla ilgisi olmayan devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi ve belgeleri tutanağa geçirdiği izlenimi edinmişler. Hakim orada gördüğü her belgeyi tutanağa geçirmemeli. Mahkeme, ‘Şu belgelerin suçla ilgisi yoktur, bu nedenle tutanağın devlet sırrı olduğu için imha edilmesi’ diye bir ayıklama yapmalıdır. Bu olayın şimdiye kadar örneği yok. Hakim o konuları ‘devlet sırrı’ olarak nitelememiş, daha sonra değerlendirmek için tutanağa geçirmiş olabilir. Devlet sırrını kimin belirleyeceğine ilişkin yasal düzenlemek de yok.
Suçla ilgisi yoksa dosyaya konulamaz
Eski Genelkurmay Askeri Mahkemesi Başkanı emekli Hâkim Albay Mehmet Sever: Arama sırasında, hakimin vakıf olduğu, “devlet sırrı” niteliği taşıyan “Kozmik” bilgi ve belgeler soruşturma dosyasına konulamaz. Sadece suçla ilgili olanlarının ayıklanması gerekir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Kanunu’daki, “gizli kaşeli belge ve bilgilerin avukatlara verilmeyeceği” düzenlemesi, CMK’da bulunmuyor.
Devlet sırrını mahkeme dinler
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun: Devlet sırrı niteliğindeki belgelerin mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenmesi ancak mahkeme safhasında mümkündür. Hazırlık soruşturmasında böyle inceleme yapılamaz. CMK’nın 47/2 maddesinde, ‘Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hakimi veya heyeti tarafından zabıt katibi dahi olmaksızın dinlenir. Hakim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir’ denilmektedir. Görüldüğü gibi devlet sırrını mahkeme hakimi ya da heyeti zabıt katibi dahi olmaksızın dinler. Sadece suç açıklığa kavuşturacak kısmı tutanağa geçirilir. CMK’nın 125/2 fıkrası da ‘devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeleri ancak mahkeme hakimi veya heyetinin inceleyebileceği’ hükmüne amirdir.
Devlet sırrı niteliğindeki belgelerin incelenmesi ancak mahkeme aşamasında yapılabilir. Soruşturma aşamasında böyle bir uygulama olmaz.
http://www.hurriyet.com.tr/