Kimlik kartı çalınan kişinin hayatı değişti - 29.09.2010-PazartesiNüfus bilgileri kullanılarak düzenlenen sahte kimlikle adına onlarca şirket kurulan Sivaslı Doğan Atalay'ın başına gelmeyen kalmadı. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle 2005 yılında malulen emekli olduğunu belirten Atalay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tek başına yaşadığını ve kalacak yerinin olmadığını ifade ederek, 3 ayda bir aldığı maaşıyla kentteki çeşitli mekanlarda barındığını söyledi. 2003'TEN İTİBAREN HAYATI DEĞİŞTİ Çalınan kimlik bilgileriyle 15 Ağustos 2003 yılında İstanbul Küçükçekmece'de adına kimlik çıkartıldığını ifade eden Atalay, bu tarihten sonra hayatının değiştiğini belirtti. Çıkarılan kimlik nedeniyle bugüne kadar yüzlerce ceza aldığını, adına şirketler kurulduğunu, zaman zaman da tutuklandığını anlatan Atalay, çalınan kimlik bilgileri nedeniyle şu anda 101 bin lira vergi borcu göründüğünü, bu yüzden zor günler geçirdiğini söyledi. Kahramanmaraş, Muğla, Konya ve İstanbul gibi illerde adına kurulan şirketlerce çekler verildiğini anlatan Atalay, kimlik bilgileriyle tekstil fabrikası, ayakkabıcılık gibi sektörlerde iş yerleri açıldığını kaydetti. OLAYI ADLİ MAKAMLARA TAŞIDI Durumu fark ettikten sonra olayı adli makamlara taşıdığını belirten Atalay, Aile Danışma Merkezi'ndeki gönüllü avukatlardan Zeynep Demir Coşman'ın aracılığıyla bir süredir hakkını aramaya çalıştığını anlattı. Hakkındaki suçlamalar nedeniyle 17 Mayıs 2007 tarihinde Beyoğlu 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin imza örneklerinden çeklerdeki imzaların kendisine ait olmadığına karar verildiğini de kaydeden Atalay, konuyla ilgili Adalet Bakanlığı ve Sivas Valiliği'ne yaşadığı sorunu anlatan dilekçeler gönderdiğini söyledi. Atalay, 'Her iki kurumda gönderdiğim dilekçeye cevap olarak 'Anayasa'nın 138. maddesinde kimse mahkemelere ve hakimlere emir veremez' diyor. Mağdur durumdayım. Hakkımda açılan davaların arkası kesilmiyor. Birinden beraat ediyorum, bir başka dava açılıyor. Yetkililerin yardımını bekliyorum' diye konuştu. Doğan Atalay'ın avukatı Zeynep Demir Coşman ise müvekkilinin mağdur durumda olduğunu dile getirerek, Atalay'ın kimlik bilgileriyle adına şirketler kurulduğunu, imza atmadığı halde adına birçok ilde karşılıksız çekler verildiğini söyledi. Müvekkilinin bu nedenle 37 ay hapiste yattığını vurgulayan Coşman, cezaların gıyabi olarak verildiğini vurgulayarak, şu an üzerinde bulunan vergi borcuyla ilgili davalarının da sürdüğünü kaydetti. http://haber.gazetevatan.com/ |
‘DEVRİM BİTMEYEN SEVDA’ ADLI KİTABI YAYIMLANAN AVUKAT-YAZAR MEHDİ BEKTAŞ:‘80 sonrasını hâlâ yaşıyoruz http://www.birgun.net/life_index.php?news_code=1271242457&year=2010&month=04&day=14
Avukatlık yaşamı boyunca Dev-Yol gibi önemli davaların avukatlığını yapan Bektaş tarihin tanıklarından biri.
Kitabını en çok gençlerin okumasını istediğini dile getiren Bektaş, bu nedenle ‘Devrim Bitmeyen Sevda’nın ithaf kısmında şu cümlelere yer veriyor:
“Bu kitap; bağımsız bir ülke; eşit, özgür, demokratik, devrimci bir devlet; bilimin yol gösterici olduğu, bireylerden oluşmuş, uygar, çağdaş, dayanışmacı bir toplum yaratma yolunda, emperyalizme ve yeni işbirlikçilerine karşı devrimci özünü ve duruşunu yitirmeden mücadele edenlere; bu uğurda yaşamını, özgürlüğünü hiçe sayanlara; ülkenin aydınlık ve güler yüzlü insanlarına; ülkemizin ve halkımızın umudu, geleceği ve her şeyi gençliğe sunulur!...”
»Kitabınızda ‘tarihi doğru okumalı’ diyorsunuz. Sizin için tarihi doğru okumak ne anlama geliyor?
Önyargısız geçmişe bakabilmeliyiz. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Bunun içinde geçmişte yaşanmış olayları gözden geçirmemizin, yansıtıcı bir gözle bakmamızın daha sağlıklı sonuç vereceğini düşünüyorum. Doğru okumak ile algıladığım bu. Eğer geçmişi doğru algılayabilirsek önümüzü de daha sağlıklı görebiliriz.
»Kitabınızın adı ‘Devrim Bitmeyen Bir Sevda’. Devrimi anlatmayı seçmenizin nedeni nedir?
Toplumları dönüştüren, hayatı yeniden kuran, geliştiren; kısacası insanlığın geçmişinden bugüne gelişindeki asıl itici budur, bu düşüncedir. Yenileşmedir, çağdaşlaşmadır… Bunu anlatmak için de ‘devrim’den başka bir sözcük yok. Bunlar ancak devrimlerle gerçekleşir.
»Piyasada yakın tarihi anlatan birçok kitap var. Sizin kitabınızı bunlardan farklı kılan nedir?
Bu bir akan ırmak gibidir. Bu akan ırmağa temiz sular da bulaşabilir, pis sular da bulaşabilir ama o ırmak yoluna devam eder. Bunun bitmemesi ve hedefine varana kadar yoluna devam etmesi gerektiğini düşündüm. Hedefine varsa da yine tez-antitez mantığından yola çıkılırsa bir süreklilik oluğunu görürüz. Yani insanlık var olukça, doğa var oldukça bu düşünce yaşayacaktır. Buna inandığım için devrimin bitmeyen bir sevda olduğunu söyledim. Bu kadar engele rağmen hâlâ böyle bir düşünceyi taşıyan insanlar vardır ve olacaktır.
»Kitabınızı en çok kim okusun istersiniz?
Ben bu kitabı gençlerin okumasını isterim. Umarım gençlere ulaşır ve yararı da olur. Şöyle bir şey gözlemlemiştim. Gençler kendi yakın tarihlerine çok fazla ilgi göstermiyorlar. Oysa sadece günceli okumak, güncele bakarak kararlar vermek çok da sağlıklı olmaz diye düşünüyorum. Bu kitap da genç için geçmişe bir pencere olsun istedim.
»Kitabınız 80’li yıllarda bitiyor. Aynı konuyla ilgili bu tarihten sonrası ve günümüzü de kapsayan bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Bu kitap daha çok geçmişi kapsıyor. Ancak bu kitabın okunur hale gelebilmesi için bazı bölümler çıktı. Kitabın girişinde günümüze bir miktar değiniyorum. 1980 sonrasını anlatmadım ancak insanlar bu süreci halen yaşıyor. Bu dönem daha tarih olmadı. Yazmak için önce bu devrin de kapanması gerektiğine inanıyorum.
»Aynı zamanda avukatsınız. Anılarınızı anlattığınız bir kitabınız var. Bunun dışında yaşadıklarınızı, şahit olduklarınızı anlatmayı düşündüğünüz başka kitaplar olacak mı?
Bir yerden başladık. Bu öyle bir şey ki okudukça, çalıştıkça yeni düşünceler de oluşuyor. Bazı hazırlıklarım var fakat bunlar ne zaman olgunlaşır, ortaya nasıl bir şey çıkar şimdiden söylemek zor.
»Kitabınızın ortaya çıkışında yaşadığınız sıkıntılar oldu mu?
Ben bu yayın piyasasının bu kadar karmaşık olduğunu içine girmeden önce bilmiyordum. Kitabı yazmak ayrı sorun, basmak ayrı sorun, dağıtmak ayrı sorun. O kitapların okunmasını sağlamak yine ayrı sorun. Ve son yıllarda pek de kitap okunmadığı yönünde bir izlenim edindim. Okumamak biraz da okulların yapısından kaynaklanıyor. Gençleri araştırmaya, incelemeye, düşünmeye yöneltmezseniz okuyan kişi sayısı da sınırlı kalıyor.
»Tarihi doğru anlamak için de doğru kaynakları okumak gerekir diyebiliriz…
Bilimsel düşünmek lazım. Bilimsel bakmak lazım. Tarihin her zaman sınıfsal bir mücadeleden kaynaklandığını görmek lazım. Bu sınıfların çıkarlarına bakmak lazım ve büyük dönüşümleri iyi izlemek lazım. Bu da okumaktan geçiyor. Herkes her dönemde yaşayamayacağına göre… Denizi balık ne kadar biliyorsa biz de içinde yaşadığımız dönemin o kadar farkındayız. Hatta o yılları yaşayan insanlar şimdi farklı değerlendirmeye başladılar. Bir de bu yönü var.
»Okuma işini en iyi beceren kesim İslami kesim gibi gözüküyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İslami kesimin çok uzun bir geçmişi var. Birike birike gelen bir yapıları var. Son yıllarda da bu işin iyice farkına vardılar. Türkiye’de sol-sağ çekişmeleri, çatışmaları yaşanırken onlar kendilerini korudurlar. Eğitimlerini en yerlerde okuyup aldılar ve bugün de toplumu yönetiyorlar. Ancak bugünkü icraatları topluma yarar mı getiriyor yoksa zarar veriyor bunu gelecekte tahlil etmek daha kolay olacaktır.
»Okumak da yeterli değil galiba. Bir de üretmek gerekiyor…
Elbette; sadece okumakla olacak bir iş değil. Hayatın bir parçası olmak lazım. Ne derler; eylem olmadan düşünmenin bir mantığı yok. Ve mutlaka toplumsal mücadelede yer almak lazım. Bunun için çaba sarf etmek uğraşmak lazım. Yoksa okumak tek başına hiçbir zaman yeterli olmaz. Okumanın amacı nedir zaten? Hayata müdahale etmek. Öğrenmenin amacı da budur. Hem kendini değiştireceksin hem de toplumun değişmesine katkıda bulunacaksın.
»Şu an Türkiye’nin gündeminde anayasa paketi var. Bir hukukçu olarak bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz hukuk bir inisiyatif kurumu diye biliyoruz. Aşağıdaki sınıfsal yapının dışa yansıtılmış halidir denir. Ülkemizde anayasaların oluşma sürecinde o sınıfsal karakteri net görme olanağı yok. Ve bu ülkede iktidarların seçimle gelip seçimle gitmeleri de problemli olmuştur. Hiçbir gelen geldiği yerde kurallara uygun kalmayı ve çalışmayı sindirememiştir. İktidarın tamamını ele geçirmek gibi bir amacı taşımışlardır. Bugünkü iktidarın amacı da budur. Amaç devletin tüm kurumlarını kendi inisiyatifi altına almak ve yönlendirmektir. Bu anayasa değişikliğinin altında yatan nedenlerden biri de budur. YÖK, RTÜK ve hatta TÜBİTAK bugün iktidarın isteklerini yerine getiren kurumlara dönüşmüştür. Şimdi karşılarında yargı organları ile ordu var. Bu anayasa değişikliği de bu iki kesimi yıpratmaya yönelik bir çabadır.
Can Dündar Ada
can.dundar@e-kolay.netKatiller ortaklığı
18 Şubat Perşembe 2010
Biri öğretmen Yavuz Bingöl’ün babası, diğeri sendikacılığın efsane ismi... Yılmaz Bingöl 1976’da sürüldüğü Arifiye’de saldırıya uğradı. 4 yıl sonra da Kemal Türkler öldürüldü.
1983’te Yılmaz Bingöl, kendisini vuran kişiyle Türkler’i öldüren kişinin aynı olduğunu söyledi oğluna. Babaları vurulduğunda Yavuz 12, Nilgün 19 yaşındaydı
Yılmaz Bingöl ile Kemal Türkler tanışırlarmış. Biri TÖB-DER’li bir devrimci öğretmen, diğeri
sendikacılığın efsane ismi...
Yılmaz Bingöl “Çok sevgili ağabeyimdi” diye bahsediyor ondan...
Ama 1970’ler, devrimci öğretmenler, akademisyenler, sendikacılar, politikacılar, yazarlar için cehennemdi.
Bu iki isim, o cehenneme aynı cellatlarca itildiler.
* * *
İlkin Yılmaz Bingöl saldırıya uğradı.
Tarih 17 Mart 1976 idi.
Milli Eğitim Müdürü iken MC hükümeti gelince görevden alınıp Arifiye’ye sürülmüştü.
Arifiye’de bir arkadaşıyla birlikte saldırıya uğradı. 4’lü iki grup tabancalar, bıçaklar, zincirlerle saldırdı. İki öğretmen de yaralı olarak hastaneye kaldırıldılar. Orada da kaldıkları odaya silahlı saldırı düzenlendi. 3 gün kendilerini bir odaya kilitleyerek hayatta kalmayı başardılar.
Saldırganların isimleri o günkü gazetelerde vardı. Yılmaz Bingöl bu isimleri gidip Uğur Mumcu’ya anlattı. Mumcu “Sana söz, ben araştıracağım” dedi.
Ancak kendisi de benzer bir saldırıda öldürülecekti.
* * *
4 yıl 4 ay sonra da Kemal Türkler saldırıya uğradı:
Tarih 22 Temmuz 1980’di.
Türkler evinden çıkıp arabasına bindi; 19 yaşındaki kızının gözleri önünde 4 saldırganın kurşunlarına hedef oldu.
Üzerinden 38 kurşun çıktı.
Katillerden üçü yakalandı ve 1987’de mahkûm edildiler. Dördüncü tetikçi olan Ünal Osmanağaoğlu ise yurtdışına kaçtı. Osmanağaoğlu, Bahçelievler katliamında 7 TİP’li gencin öldürülmesinden de aranıyordu. 9 yıl kaçak kaldıktan sonra 1999’da yakalandı.
Kuşadası’nda devlete ait Milli Park’ta işletmeci olarak çalışıyordu.
2003’te yargılandı. Delil yetersizliğinden beraat etti. Yargıtay
2007’de yeniden yargılandı. Delil yetersizliğinden beraat etti. Yargıtay bozdu.
2009’da yeniden yargılandı ve beraat etti. Dava halen Yargıtay’da 30. yılını kutluyor(!).
Bütün bu yargılamalarda Türkler’in olaya tanık olan kızı dinlenmemişti bile...
Bu arada Türkler öldürüldüğünde 1,5 yaşında olan torunu Burç Akpınar büyüdü, avukat oldu ve dedesinin davasına avukat olarak girdi.
* * *
Geçenlerde Yavuz Bingöl aradı:
“Biliyor musun, babamı vuranlarla Kemal Türkler’i öldürenler aynı kişiler” dedi. Bu gerçeği 1983’te öğrenmişti. Çünkü babası o günlerde kendisine silah sıkan kişiyi otobüste görmüştü. Gelip oğluna anlatmış, “Zamanında onları yakalasalar belki de Türkler öldürülmeyecekti” demişti.
Önceki gece Yavuz Bingöl ile Nilgün Türkler NTV’de Canlı Gaste’de bir araya geldi.
Babaları vurulduğunda Yavuz 12 yaşındaydı; Nilgün 19...
Bu saldırıların anılarını yaşayarak, saldırganların nasıl devlet korumasına alındığını ibretle izleyerek büyümüşlerdi.
Biri çocukluğunda yaşadığı acıyı türkülere dökmüş, diğeri babasının vasiyeti doğrultusunda acısını içine gömüp hiç unutmadan, ağlamadan, dimdik durup hukuk mücadelesini sürdürmüştü.
Şimdi acılarını, deneyimlerini, bilgilerini buluşturup birlikte adalet arıyorlar.
Bu katiller ortaklığından, bir müşterek aydınlık doğurabilmek için... bozdu.
Önceki gece Yavuz Bingöl ile Nilgün Türkler NTV’de Canlı Gaste’de bir araya geldi. Babaları vurulduğunda Yavuz 12 yaşındaydı; Nilgün 19... Yavuz Bingöl gerçeği 1983’te öğrenmişti.
"